TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
24üncü
Birleşim
9
Aralık 2014 Salı
(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından
hazırlanan bu Tutanak Dergisinde yer alan ve kâtip üyeler tarafından
okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından
ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı
sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İÇİNDEKİLER
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- KAPALI OTURUMLAR
İKİNCİ OTURUM
(Kapalıdır)
IV.- GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem
Dışı Konuşmaları
1.- Konya Milletvekili
Mustafa Baloğlu'nun, 7-17 Aralık Mevlâna Haftası ve Hazreti
Mevlânanın 741inci vuslat yıl dönümüne ilişkin gündem
dışı konuşması
2.- Afyonkarahisar
Milletvekili Kemalettin Yılmaz'ın, tarımsal üretimde girdi
maliyetleri sorunu ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı
konuşması
3.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal'ın, bisikletçilerin yaşadıkları
sorunlara ve 9 Aralık Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Gününe
ilişkin gündem dışı konuşması
V.- AÇIKLAMALAR
1.- İstanbul
Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, 9 Aralık Uluslararası
Yolsuzlukla Mücadele Gününe ilişkin açıklaması
2.- Bursa Milletvekili Aykan
Erdemir'in, 9 Aralık Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Gününe
ilişkin açıklaması
3.- İstanbul
Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt'ün, Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hastanesinde sendikalı oldukları için işten çıkarılan
işçilerin durumuna ilişkin açıklaması
4.- Ankara Milletvekili Özcan
Yeniçeri'nin, AKP Hükûmeti tarafından Koza Altın
İşletmesinin Gümüşhanedeki altın üretiminin
durdurulmasına ilişkin açıklaması
5.- Afyonkarahisar
Milletvekili Kemalettin Yılmaz'ın, atama bekleyen ziraat mühendisi,
veteriner hekim, gıda ve su ürünleri mühendisleri ile ziraat teknisyeni ve
veterinerlik sağlık teknisyenlerinin ne zaman
atanacaklarını öğrenmek istediğine ilişkin
açıklaması
6.- İzmir Milletvekili
Musa Çam'ın, rüzgârgülleri için doğanın ve ağaçların
katledilmesine karşı olduğuna ve Çevre ve Şehircilik
Bakanlığını bu konuda göreve davet ettiğine ilişkin
açıklaması
7.- Samsun Milletvekili Ahmet
Yeni'nin, Hazreti Mevlânanın 741inci vuslat yıl dönümüne
ilişkin açıklaması
8.- Balıkesir
Milletvekili Namık Havutça'nın, Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı yetkililerinden Gönen Çayının
kirliliği için çözüm üretmelerini beklediklerine ilişkin
açıklaması
9.- Mersin Milletvekili
Aytuğ Atıcı'nın, gümrüklerde yaşanan
yolsuzlukların ortaya çıkarılması için gümrük
müşavirlerinin görevlerine iade edilmesi gerektiğine ilişkin
açıklaması
10.- Konya Milletvekili
Ayşe Türkmenoğlu'nun, Hazreti Mevlânanın 741inci vuslat
yıl dönümüne ilişkin açıklaması
11.- Tekirdağ
Milletvekili Candan Yüceer'in, Tekirdağdaki Kapaklı-Saray arası
duble yolun ne zaman bitirileceğini öğrenmek istediğine
ilişkin açıklaması
12.- İstanbul
Milletvekili Haluk Eyidoğan'ın, İstanbul Sultangazide PTT
hizmetlerinin aksadığına ilişkin açıklaması
13.- Tunceli Milletvekili
Kamer Genç'in, eski milletvekili Feyzi İşbaşaranın
tutuklanmasının doğru olmadığına ve
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğanın Din
Şûrasında yaptığı konuşmasındaki bazı
ifadelerine ilişkin açıklaması
14.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık'ın, Güney Kore yapımı KT-1 eğitim
uçaklarının alınmasında ısrar edilmesinin gerekçesinin
kamuoyuna açıklanması gerektiğine ilişkin açıklaması
15.- İstanbul Milletvekili
Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, 9 Aralık Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele
Gününe ilişkin açıklaması
16.- Tokat Milletvekili Orhan
Düzgün'ün, kapatılan belde belediyelerinin durumuna ilişkin
açıklaması
17.- Uşak Milletvekili
Dilek Akagün Yılmaz'ın, KPSSde iltimas ve nüfuz suistimali
yapılmasını kınadığına ilişkin
açıklaması
18.- Aydın Milletvekili
Ali Uzunırmak'ın, eski milletvekili Feyzi İşbaşarana
yapılan saldırılara tepki gösterilmemesinin Türkiye Büyük Millet
Meclisine yakışmayan bir tavır olduğuna ilişkin
açıklaması
19.- Yalova Milletvekili
Temel Coşkun'un, Yalovada kesilen ağaçların yerine
ağaçlandırma yapan Orman ve Su İşleri
Bakanlığına teşekkür ettiğine ilişkin
açıklaması
20.- İzmir Milletvekili
Mustafa Moroğlu'nun, iktidarın vergi oranları ve hizmetler
konusunda İzmire karşı olduğuna ve Orman ve Su
İşleri Bakanı Veysel Eroğlunun Gediz Nehrinin
kirliliğiyle ilgili bazı ifadelerine ilişkin
açıklaması
21.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu'nun, Afşin-Elbistan Termik Santralinin
özelleştirilmesi sonucu çalışanların durumuna ilişkin
açıklaması
22.- Bursa Milletvekili
İlhan Demiröz'ün, Bursa Paşa Çiftliğinde birinci derece sit
alanı olan arazinin İller Bankası tarafından neden
satın alındığını öğrenmek istediğine
ilişkin açıklaması
23.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Yalova Milletvekili Temel
Coşkunun yaptığı açıklamasındaki bazı
ifadelerine ilişkin açıklaması
24.- Yalova Milletvekili
Temel Coşkun'un, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebinin
yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine
ilişkin açıklaması
25.- Amasya Milletvekili
Mehmet Naci Bostancı'nın, Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplanın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı
konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin
açıklaması
26.- Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan'ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci
Bostancının yaptığı açıklamasındaki
bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
27.- Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in, Manisa Milletvekili Hasan Örenin
(11/40) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına
yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine
ilişkin açıklaması
28.- Manisa Milletvekili
Hasan Örenin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldızın (11/41) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde
yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine
ilişkin açıklaması
VI.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Tezkereler
1.- Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının, Gürcistan Parlamentosu
Dış İlişkiler Komisyonu Başkanının vaki
davetine icabet etmek üzere Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Parlamentoları Dışişleri
Komisyonları Ortak Toplantısı'na katılması Genel
Kurulun 18/11/2014 tarihli 15'inci Birleşiminde kabul edilen
Dışişleri Komisyonu heyetini oluşturmak üzere siyasi parti
gruplarınca bildirilen isimlere ilişkin tezkeresi (3/1661)
B) Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Mardin Milletvekili Erol
Dora ve 20 milletvekilinin, cezaevlerinde açlık grevi yapanların
sağlık durumlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1164)
2.- BDP Grubu adına Grup
Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl
Milletvekili İdris Balukenin, cezaevlerindeki açlık grevlerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/1165)
3.- BDP Grubu adına Grup
Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Balukenin, ana dilde savunma
hakkından mahrum bırakılan vatandaşların durumunun
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/1166)
C) Gensoru Önergeleri
1.- HDP Grubu adına Grup
Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl
Milletvekili İdris Balukenin, Soma ve Ermenekte meydana gelen kazalar
başta olmak üzere madenlerde iş kazalarını önleyici politikalar
geliştirmediği ve tedbirleri almadığı, iş yeri
denetimlerinin etkin olarak yapılmasını
sağlamadığı, siyasi ve maddi nüfuz sahibi çevrelerce
yönlendirildiği ve mevsimlik tarım işçilerinin
sorunlarını çözmediği iddiasıyla Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik hakkında gensoru
açılmasına ilişkin önergesi (11/40)
2.- HDP Grubu adına Grup
Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl
Milletvekili İdris Balukenin, Soma ve Ermenekte meydana gelen kazalar
başta olmak üzere madenlerde işçi sağlığı ve
güvenliğini göz ardı ederek kazaların önüne geçmediği ve
maden işletmelerinde emek-sermaye dengesini sermaye lehine
dönüştürerek genel piyasa dengesini bozduğu iddiasıyla Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkında gensoru
açılmasına ilişkin önergesi (11/41)
D) Meclis
Soruşturması Önergeleri
1.- Tokat Milletvekili Orhan
Düzgün ve 54 milletvekilinin, İstanbul Atatürk Havalimanında
bekletilen 1,5 ton altının bulunduğu bir uçağın sahte
belge ve beyanlarla Dubaiye gönderilmesine imkân sağlayarak altın
kaçakçılığıyla ilgili suç delillerini ortadan
kaldırdığı, olayla ilgili sorumlulukları bulunan üst
düzey kamu görevlileri hakkında hiçbir işlem
yapmadığı, olayın etkin soruşturulmasını
engelleyerek denetim görevini yerine getirmediği, altın kaçakçılığı
ile rüşvet ve yolsuzluk olaylarının kapatılmasına
olanak sağladığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun
257nci maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçuna uyduğu iddiasıyla
Anayasanın 100üncü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün 107nci maddeleri uyarınca Gümrük ve Ticaret eski
Bakanı Hayati Yazıcı hakkında bir Meclis
soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/12)
E) Duyurular
1.- Başkanlıkça,
Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda siyasi parti grubu
mensubu olmayan milletvekillerine düşen 1 üyelik için aday olmak isteyen
siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak
müracaat etmelerine ilişkin duyuru
F) Önergeler
1.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulunun, (2/1454) esas numaralı
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki
Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme
Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/224)
VII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu
Önerileri
1.- AK PARTİ Grubunun,
Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine;
bastırılarak dağıtılan 665 sıra sayılı
Kanun Teklifinin kırk sekiz saat geçmeden gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmının
3üncü sırasına alınmasına ve diğer işlerin
sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; (11/40) ve (11/41)
esas numaralı Gensoru Önergelerinin 9 Aralık 2014 Salı günü
gündemin "Özel Gündemde Yer alacak İşler"
kısmının 1inci ve 2nci sıralarına
alınmasına ve ön görüşmelerin bu birleşimde
yapılmasını müteakip sözlü soruların ve diğer denetim
konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; (9/11) ve (9/12)
esas numaralı Meclis Soruşturması Önergelerinin 6 Ocak 2015
Salı günkü gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler"
kısmının sırasıyla 1inci ve 2nci
sıralarına alınarak ön görüşmelerin aynı tarihli
birleşiminde yapılmasına; 13, 20 ve 27 Ocak 2015 Salı günkü
birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının
görüşülmemesine; 7, 14, 21 ve 28 Ocak 215 Çarşamba günkü
birleşimlerinde diğer denetim konularının
görüşülmemesine ilişkin önerisi
VIII.- GENSORU
A) Ön Görüşmeler
1.- Halkların Demokratik
Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır
Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Balukenin, Soma
ve Ermenekte meydana gelen kazalar başta olmak üzere madenlerde iş kazalarını
önleyici politikalar geliştirmediği ve tedbirleri
almadığı, iş yeri denetimlerinin etkin olarak
yapılmasını sağlamadığı, siyasi ve maddi
nüfuz sahibi çevrelerce yönlendirildiği ve mevsimlik tarım işçilerinin
sorunlarını çözmediği iddiasıyla Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik hakkında gensoru
açılmasına ilişkin önergesi (11/40)
2.- Halkların Demokratik
Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır
Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Balukenin, Soma
ve Ermenekte meydana gelen kazalar başta olmak üzere madenlerde işçi
sağlığı ve güvenliğini göz ardı ederek
kazaların önüne geçmediği ve maden işletmelerinde emek sermaye
dengesini sermaye lehine dönüştürerek genel piyasa dengesini bozduğu
iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız
hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/41)
IX.- SATAŞMALARA
İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel'in, Karaman Milletvekili Mevlüt Akgünün (11/40)
esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına
yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
2.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Bartın Milletvekili Yılmaz
Tunçun (11/41) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ
Grubu adına yaptığı konuşması sırasında
Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması
3.- Manisa Milletvekili Hasan
Ören'in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunçun (11/41) esas
numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına
yaptığı konuşması sırasında
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
4.- İstanbul
Milletvekili Ömer Dinçer'in, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif
Hamzaçebinin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması
sırasında şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
5.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, İstanbul Milletvekili Ömer
Dinçerin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması
sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine
sataşması nedeniyle konuşması
X.- SEÇİMLER
A) Komisyonlarda Açık
Bulunan Üyeliklere Seçim
1.- Kamu İktisadi
Teşebbüsleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
XI.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri
1.- Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur
Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydının; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Gençin; Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80)
(S. Sayısı: 156)
2.- Devlet Sırrı
Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet
Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)
3.- Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş,
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili
Mahir Ünal, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır ve Amasya
Milletvekili Mehmet Naci Bostancının; Askerlik Kanunu ile
Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup
Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebinin;
Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulunun; Askerlik
Kanununa Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili
Orhan Düzgünün; Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (2/2512, 2/1851,
2/2513, 2/2515) (S. Sayısı: 665)
XII.- YAZILI SORULAR VE
CEVAPLARI
1.- İstanbul
Milletvekili Umut Oran'ın, Süleyman Şah Saygı Karakolu'nda görev
yapan askerî personelin tahliyesi için herhangi bir girişimde bulunulup
bulunulmadığına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı
İsmet Yılmazın cevabı (7/53300)
2.- Ankara Milletvekili Özcan
Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında TBMM ile
bağlı kurum ve kuruluşlarınca tüketilen elektrik
miktarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan
Vekili Sadık Yakutun cevabı (7/53522)
3.- Ankara Milletvekili Özcan
Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında TBMM ile
bağlı kurum ve kuruluşlarınca yapılan internet
erişim hizmeti alımlarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakutun cevabı (7/53523)
4.- Ankara Milletvekili Zühal
Topcu'nun, Katılım Öncesi Mali Yardım Fonlarının
vergi ve harçlardan istisna tutulmasına ilişkin sorusu ve Avrupa
Birliği Bakanı Volkan Bozkırın cevabı (7/54572)
5.- İstanbul
Milletvekili Umut Oran'ın, Jandarma Genel
Komutanlığının İçişleri
Bakanlığına bağlanıp bağlanmayacağına
dair yazılı soru önergesinin cevaplanmamasına ilişkin
sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkırın
cevabı (7/54573)
6.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, taşınır ve
taşınmaz kiralamaları nedeniyle yapılan harcamalara
ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Volkan
Bozkırın cevabı (7/54574)
7.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Ağrı'nın ekonomik durumuna
ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekcinin cevabı
(7/54594)
8.- Çanakkale Milletvekili
Ali Sarıbaş'ın, TÜİK verilerine göre 2014 yılında
tahıl ve meyve üretiminin azaldığı iddialarına ve
alınacak tedbirlere,
- İzmir Milletvekili
Rahmi Aşkın Türeli'nin, 10 Haziran 2014'te İzmir'in Tire
ilçesinde yaşanan dolu yağışı neticesinde yapılan
kesinleşmiş hasar tespitlerine ve ödemelere,
- İstanbul Milletvekili
Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, taşınır ve taşınmaz
kiralamaları nedeniyle yapılan harcamalara,
- Van Milletvekili Özdal
Üçer'in, Van'da tarla ve meyve bitkileri konusunda gerçekleştirilen destek
programlarına,
- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt'ün, kırmızı ve beyaz et ile çay üretimine,
TİGEM bünyesinde
faaliyet gösteren işletmelere,
TİGEM tarafından
yapılan satın almalara,
TMO tarafından hububat
alımı için öngörülen fiyatlara,
Hububat üreticilerinin
sorunlarına,
- Kars Milletvekili Mülkiye
Birtane'nin, gebe hayvan kesiminin engellenmesi amacıyla yapılan
denetimlere,
İlişkin
soruları ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı
Mehmet Mehdi Ekerin cevabı (7/54605), (7/54606), (7/54607), (7/54608),
(7/54609), (7/54610), (7/54611), (7/54612), (7/54613), (7/54614)
9.- Ankara Milletvekili Özcan
Yeniçeri'nin, Diyarbakır'da Dinî Yüksek İhtisas Merkezi
yapımı için bütçeden ayrılan ödeneğin akıbetine
ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllücenin
cevabı (7/54755)
10.- Bilecik Milletvekili
Bahattin Şeker'in, Bilecik'e yönelik destek, teşvik ve hibe
programlarına ve ilin Kırsal Kalkınma Programına
alınmasına,
- İstanbul Milletvekili
D. Ali Torlak'ın, gıda mühendislerinin istihdamına,
- Kütahya Milletvekili Alim
Işık'ın, kırmızı ve beyaz et fiyatlarına,
- İstanbul Milletvekili
D. Ali Torlak'ın, 17 Aralık 2013 tarihinden itibaren görevden
alınan bürokratlara,
- İzmir Milletvekili
Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun, zeytinlik alan tanımını
değiştiren kanun tasarısına ve öngörülen düzenlemenin
zeytinciliğe etkisine,
- Ankara Milletvekili Levent
Gök'ün, Ankara'daki ekilebilir alanlara ve tarım faaliyetlerine,
- İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal'ın, mezbahalara yönelik denetimlere,
Zeytinyağına
verilen destekleme primine ve zeytinyağı üretim ve tüketiminin
artırılması kapsamında yapılan çalışmalara,
Ağrı'da gıda,
tarım ve hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren iş yeri
ve kişi sayısına,
İlişkin
soruları ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı
Mehmet Mehdi Ekerin cevabı (7/54780), (7/54781), (7/54782), (7/54783),
(7/54784), (7/54785), (7/54786), (7/54787), (7/54788)
11.- İstanbul
Milletvekili D. Ali Torlak'ın, özelleştirileceği iddia edilen
Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğüne bağlı sülfürik
asit ve borik asit fabrikalarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı
Mehmet Şimşekin cevabı (7/54867)
12.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile
bağlı kurum ve kuruluşlarca yurt dışında
yapılan kira harcamalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve
Şehircilik Bakanı İdris Güllücenin cevabı (7/55065)
13.- Çanakkale Milletvekili
Mustafa Serdar Soydan'ın, 2002-2014 yılları arasında
Çanakkale'ye yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Orman ve
Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlunun cevabı (7/55201)
14.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile
bağlı kurum ve kuruluşlarca satın alınan sigorta
hizmetlerine,
2002-2014 yılları
arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlarca yurt
dışında yapılan kira harcamalarına,
Bakanlık ile
bağlı kurum ve kuruluşlarca yapılan kira
harcamalarına,
2002-2014 yılları
arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlarca
satın alınan ilaçlama hizmetlerine,
2002-2014 yılları
arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlarca
satın alınan bakım ve onarım hizmetlerine,
İlişkin
soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel
Eroğlunun cevabı (7/55202), (7/55203), (7/55204), (7/55205),
(7/55206)
15.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2010-2014 yılları
arasında Bakanlıkta görev yapan özel kalem müdürlerine ilişkin
sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkırın
cevabı (7/55306)
16.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2010-2014 yılları
arasında Bakanlıkta görev yapan basın ve halkla ilişkiler
müşavirlerine ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı
Volkan Bozkırın cevabı (7/55307)
17.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2010-2014 yılları
arasında Bakanlıkta görev yapan müşavirlere ilişkin sorusu
ve Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkırın cevabı (7/55308)
18.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2004-2014 yılları
arasında bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan
müsteşarlara ilişkin sorusu ve Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınçın cevabı (7/55808)
9 Aralık 2014 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.01
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Mine LÖK BEYAZ
(Diyarbakır)
-----0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 24üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır,
görüşmelere başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri, görüşmelere
başlamadan önce, 19 Kasım 2014 tarihli 16ncı Birleşimde
yapılan kapalı oturuma ait tutanak özetinin İç Tüzükün 71inci
maddesine göre okunabilmesi için kapalı oturuma geçmemiz gerekmektedir. Bu
nedenle, sayın milletvekilleri ile Genel Kurul salonunda bulunabilecek
yeminli stenograflar ve yeminli görevliler dışındakilerin salonu
boşaltmalarını rica ediyorum. Tutanak özeti okunduktan sonra
açık oturama geçilecek ve görüşmelere devam edilecektir.
Sayın idare
amirlerinin bu konuda yardımcı olmalarını ve salon
boşaltıldıktan sonra Başkanlığa haber vermelerini
rica ediyorum.
Şimdi kapalı
oturuma geçiyoruz.
Kapanma
Saati: 15.03
III.- KAPALI OTURUMLAR
İKİNCİ OTURUM
(Kapalıdır)
-----0-----
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 15.11
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR
(Çanakkale), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
-----0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 24üncü Birleşiminin Kapalı Oturumundan sonraki
Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem
dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz, 7-17 Aralık
Mevlâna Haftası ve Hazreti Mevlânanın 741inci Vuslat Yıl
Dönümü hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Mustafa Baloğluna
aittir.
Buyurunuz Sayın Baloğlu. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.-
Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu'nun, 7-17 Aralık Mevlâna
Haftası ve Hazreti Mevlânanın 741inci vuslat yıl dönümüne
ilişkin gündem dışı konuşması
MUSTAFA BALOĞLU (Konya) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Hazreti Mevlânanın 741inci Vuslat Yıl
Dönümü ve 7-17 Aralık Mevlâna Haftası sebebiyle şahsım
adına söz almış bulunuyorum. Heyeti saygıyla
selamlıyorum.
Mevlâna Celâlettin-i Rûmi 1207 yılında Horasan
bölgesinin Belh şehrinde doğmuş, asıl adı Muhammed
Celâlettintir. Mevlâna ve Rûmi de kendisine sonradan verilen isimlerdir.
Efendimiz manasına gelen Mevlâna ismi ona genç
yaşlarda Konyada ders okutmaya başladığı tarihlerde
verilmiştir. Bu ismi Şemsi Tebrizî ve Sultan Veledden itibaren
Mevlânayı sevenler kullanmış, âdeta adı yerine sembolü
olmuştur.
Rûmi ise Anadolu demektir. Mevlânanın Rûmi
diye tanınması, geçmiş yüz yıllarda Diyar-ı Rum
denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konyada uzun müddet oturması,
ömrünün büyük bir kısmını da orada geçirmesi ve nihayet
türbesinin de orada olmasındandır.
Mevlânanın babası, çağının en
büyük bilginlerinden Sultanül Ulema (Bilginlerin Sultanı) Bahaeddin
Veleddir. Babasının vefatından sonra Konyada İplikçi
Medresesinde vaazlar vermeye başlayan Mevlâna, birçok talebe
yetiştirmiş, sultanlar ve vezirler de dâhil olmak üzere din ve ilim
öğrenmek isteyen çok sayıda insanı etrafında
toplamıştır. 1244 yılında Şemseddin Tebrizîyle
tanışmış ve bu tanışmanın ardından
Hazreti Mevlâna yalnız büyük bir fikir adamı olmakla
kalmamış, büyük bir tasavvuf ve gönül adamına
dönüşmüştür. Şemsi Tebrizînin ölümünden sonra ise inzivaya
çekilmiş. Hazreti Mevlâna 17 Aralık 1273 tarihinde Hakkın
rahmetine kavuşmuş ve ölümü, yeniden doğuş, Rabbine kavuşma
anı, âşığın maşukla buluşma anına
benzetmiştir. Ölüm günüm düğün günümdür. tabirini
kullandığı için anma törenleri düğün günü ya da vuslat
günü manasına gelen Şebiarus olarak
adlandırılmaktadır. Onun düşüncesinde ve fikrinde ölüm
hiçbir zaman yokluk olarak kabul edilmemektedir. Ölümümüzden sonra
mezarımızı yerde aramayınız. Bizim mezarımız
ariflerin gönüllerindedir. diyerek gönüllerdeki ölümsüzlüğe dikkat
çekmiştir. Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan.
ifadesiyle ölümün ayrılık değil, kavuşmak olduğuna
dikkat çekmiştir. Yaşamını Hamdım, piştim,
yandım. sözleriyle özetleyen Hazreti Mevlâna her türlü kemale erişi
aşkta görür. Onun bütün eserleri aşka dairdir çünkü aşk,
hayatın aslıdır, özüdür, kainatın yaradılış
sebebidir. Mademki varlığın mayası aşktır
aşkın en ileri noktası olan Allah aşkı ve muhabbeti
her şeyin üzerinde değere sahiptir. Hazreti Mevlâna bu
düşünceden hareketle binlerce beyitle ilahi aşkı dile
getirmiştir. Hayatı boyunca en ünlü eseri olan Mesnevînin yanı
sıra Fihi Mâ Fih, Divan-ı Kebir, Mecalis-i Seba ve Mektubat
eserlerini vermiştir. Hazreti Mevlânanın oğlu Sultan Veled
Mevleviliği bir tarikata getirmiş, semayla birlikte musikiyi de
Mevlevi ayinlerine dâhil etmiştir.
İlmiyle hem Doğuda hem Batıda
çeşitli din ve kültürden pek çok insanın gönlünde taht kuran Hazreti
Mevlâna vuslatının üzerinden yedi yüz kırk bir yıl
geçmesine rağmen sevgi ve birlik felsefesiyle kendi zamanını
aşarak bütün dünyayı hâlâ ışığıyla
aydınlatmaktadır. Gel, ne olursan ol, yine gel. diyerek her dilden,
her dinden, her renkten insanı kucaklayan Hazreti Mevlânanın
şahsı ve eserleri üzerinden milyonlarca kişi insan olmanın
anlam ve değerini daha iyi kavramaktadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bütün savaşların, şiddetin ve
haksızlıkların hüküm sürdüğü bir dünyada Hazreti Mevlâna
gibi bir ilim ve irfan kaynağına derinden ihtiyaç hissetmekteyiz.
Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar
anlaşırlar. Diyen, evrensel barışın, sevginin ve
hoşgörünün simgesi olan Türk-İslam dünyasının bu büyük
düşünürü ve mutasavvıfını anlama ihtiyacı her geçen
gün daha da artmaktadır. Hazreti Mevlânanın -Şebiarusu vesile
kılıp- onun büyük bir mütefekkir, büyük bir insanıkâmil
olduğu insanlığa anlatılmalıdır. Onun
çağrısı Hakka, hakikate, doğruluğadır. Hazreti
Mevlânanın tüm insanlığa yol gösteren evrensel
mesajlarını yaşatmak ve bizden sonraki nesillere aktarmak
hepimizin görevidir.
741inci Vuslat Yıl Dönümünde
Hazreti Mevlânayı rahmet ve şükranla anıyor, hepinizi Konyada
17 Aralıkta yapılacak olan Şebiarus törenlerine davet ediyor,
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ediyoruz Sayın Baloğlu.
Gündem dışı
ikinci söz, tarımsal üretimde girdi maliyetleri sorunu ve çözüm önerileri
hakkında söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaza
aittir.
Buyurunuz Sayın
Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)
2.-
Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz'ın, tarımsal
üretimde girdi maliyetleri sorunu ve çözüm önerilerine ilişkin gündem
dışı konuşması
KEMALETTİN YILMAZ
(Afyonkarahisar) Teşekkürler Sayın Başkanım.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugün 7 milyarı aşan dünya nüfusunun
yaklaşık 1 milyarı maalesef açtır ve 1 milyarıysa
yetersiz beslenmektedir. 2050 yılında 9 milyarı bulması beklenen
dünya nüfusunu besleyebilmek için dünya gıda üretiminin 2050
yılına kadar yüzde 70 oranında artırılması
gerektiği Birleşmiş Milletler kaynaklarında yer
almaktadır. Günümüzde dünya nüfusunu besleyecek kadar gıda üretimi
yapılmasına rağmen bazı ülkelerde açlık ve yetersiz
beslenmeden dolayı sorunların yaşanması, sorunun gıda
üretimiyle değil, gıdaya erişimle ilgili olduğunu ortaya
koymaktadır. Amerika Birleşik Devletleri eski
Dışişleri Bakanı Kissingerın Petrolü denetlersen
ulusları, ülkeleri; gıdayı denetlersen, insanları
denetlersin. Gıda silahtır ve bizim müzakere çantamızdaki
araçlardan biridir. sözü de göstermektedir ki emperyal güçler açlık ve
yoksulluk üzerinden bazı ülkelerde ekonomik reformlar, tasarruf
tedbirleri, önemli hizmetlerin özelleştirilmesini içeren politika gibi
dayatmalarla müdahale etmektedirler. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa
Birliği gibi tarımsal üretimi fazla olan ülkelerin kendi üretim
fazlalarını pazarlayabilmek için mesela Somali gibi birçok
gelişmekte olan ülkenin tarımsal sektörünü ve ekonomilerini Dünya
Ticaret Örgütü, IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası
kuruluşlar kanalıyla destabilize ettikleri bilinmektedir. Bu
ülkelerde gıda yardımı adı altında ücretsiz veya çok
ucuz tarımsal ürünler iç pazarlarda yerini aldığından
üreticiler bu fiyatlarla rekabet edemediklerinden gittikçe tarım
dışı kalmakta, üretim yapamamakta, dışa
bağımlılığın artarak devam etmesi sonucunda ise
tüm tarımsal üretim giderek yok olmaktadır.
Değerli milletvekilleri, bu anlattıklarım
senaryo değil bugün Somali ve benzeri pek çok ülkede maalesef bu dram
yaşanmaktadır.
Son zamanlarda ülkemizi de tesiri altına alan
küresel iklim değişikliğinden kaynaklanan kuraklık, sel
gibi doğal afetlerin artması, gelişmiş ülkelerin
tarımsal üretimdeki sübvanse oranlarını artırmaları
yanında ithalat ve ihracatta korumacı politikaları, bazı
ülkelerin gıdaya olan taleplerinin artması, tarımsal girdi
maliyetlerinin sürekli olarak yükselmesi, tarım sektörüne yeterli
yatırımın yapılmaması gibi pek çok etken dünya
gıda fiyatlarını etkilemektedir. Gıda
fiyatlarının artması geri kalmış ve gelişmekte
olan pek çok ülkede açlığı tetikleyen önemli faktörler
noktasındadır.
Değerli milletvekilleri, gelişmiş ülkeler
dünya siyasetinde gıdayı bir silah olarak kullanmaktan çekinmemektedir.
Ülkemiz de dünyadaki bu gelişmeler ve politikalara direnebilmek ve dünyada
en stratejik meta hâline gelen gıda üretiminde kendi ihtiyacını
karşıladıktan sonra dünya piyasalarında da rekabetçi bir
konuma gelmek durumundadır. Ülkemizde nüfusun yaklaşık üçte 1i
geçimini stratejik önemi her geçen gün artan tarımdan
sağlamaktadır. Ülkemizin gayrisafi hasıla açısından
dünyada 7nci sırada olduğu ifade edilse de, tarım sektörünün
çok ciddi yapısal sorunları sebebiyle potansiyelinin çok gerisinde
kaldığı bir gerçektir. Bunun içindir ki, ithal ham
yağına, ithal yem ham maddesine, ithal tohumlara mahkûm oluyoruz.
Zaman zaman da ne yazık ki kurbanlık ve saman bile ithal etmek
zorunda kalıyoruz.
Değerli milletvekilleri, yapısal sorunlar
yanında üretimimizi olumsuz etkileyen en önemli sorunlardan biri
tarımsal girdi fiyatlarının çok yüksek olmasıdır.
Çiftçi perişandır. Tarımsal girdiler, yani, mazot, gübre, ilaç,
tohum, fidan, fide, yem, sulamada kullanılan elektrik fiyatları
çiftçinin belini bükmüştür. Dünyanın en pahalı mazotunu kullanan
Türk çiftçisinin pek çoğu hububatını bu sene gübresiz ekmek
zorunda kalmıştır. Bu da ürünü ve verimi olumsuz etkileyecektir.
Gelişmiş ülkelerin çiftçilere, üreticilere vermiş olduğu
desteğin dörtte 1ini bile esirgediğimiz çiftçilerimiz bu girdilerden
hiç olmazsa ÖTV ve KDVnin kaldırılmasını bekliyor.
İktidara gelmeden önce söz verdiniz ama tutmadınız. Denizcilik
sektörüne ucuz mazot verdiniz, çiftçinin traktörüne, biçerdöverine, sulama
motoruna, patpatına ucuz mazot neden vermiyorsunuz? Yoksa,
evlatlarınızın tarım sektörüne girip traktörcüklerinin veya
traktör filolarının olmasınımı bekliyorsunuz?
Gemiciklere nasıl ucuz mazot verdiyseniz çiftçilerimiz de tarımsal
üretimde ucuz mazot almak istiyorlar. Bu, çiftçilerimizin en tabii
hakkıdır, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konunun takipçisi
olmaya devam edeceğiz.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum efendim.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Yılmaz.
Gündem dışı üçüncü söz, bisikletçilerin
yaşadıkları sorunlar hakkında söz isteyen İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanala aittir. (CHP sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz Sayın Tanal.
3.-
İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, bisikletçilerin
yaşadıkları sorunlara ve 9 Aralık Uluslararası
Yolsuzlukla Mücadele Gününe ilişkin gündem dışı
konuşması
MAHMUT TANAL (İstanbul) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, tabii, gündem
dışı konuşmalarda o gün ülkede bulunan sorunlar, can yakan
sorunlar neyse esas onların gündeme alınması gerekirken daha
önceden bu konuda dilekçe verdiğim için asıl can alıcı olan
konuya gelmek istiyorum.
Değerli
arkadaşlar, yolsuzluk demek ahlaksızlık demektir, yolsuzluk
demek haysiyetsizlik demektir; ülkede 80 kişinin istisnai memurluğa
alınma yoluyla
Umudunu sınava bağlamış olan, umudunu
başarıya bağlamış olan, iş, aş bekleyen
insanlarımızın sorunları çok yüksek. Nedir? Yolsuzlukla
ilgili, 4 tane bakanla ilgili dosya varken 80 tane dosya daha oldu. 80 tane
dosya ne demek? 80 tane AKPli milletvekilinin, bakanın eş, dost
çocuklarının istisnai yolla memurluğa atanması demek. Bu ne
demektir? İnsanların umuduyla oynamak demektir. Yolsuzlukla
mücadeleyle ilgili iktidara geldiniz, yolsuzluğun tam ortasına, tam
göbeğine, tam çukura düştünüz. Yani burada KPSS
sınavlarıyla ilgili bir kanun teklifi verdim ben, bundan sonra AKPli
milletvekilleri ve bakanların çocukları, yakınları KPSSden
muaf olsun. Gerçekten de bu sizlere yakışıyor. Eğer
rüşvetle, yolsuzlukla mücadele etmek istiyor isek sizden istirhamım o
sorumlu makamlarda oturan insanların ve bunlara iş tutan, bu
işi, zemini hazırlayan kişilerin o makamlardan istifa etmesi
gerekiyor. Bakın, Avrupa ülkelerinde böyle bir olay olsa o
bakanların, o milletvekillerinin, o bürokratların tamamının
mevcut olan görevlerinden istifa etmesi gerekirken maalesef içinizde bunu
yalanlayan yok. Burada bir ekleme, yanlışlık var. diyen de
yok. Peki, madem buna itiraz edemiyorsanız namuslu, dürüst, ahlaklı
olan insanların yapması gereken nedir? Bu insanları ya içinizden
dışlayacaksınız veya bu insanların
istifasını sağlayacaksınız. Aksi takdirde, burada bizim
söylediğimiz bu laflar
İçinizde bulunan namuslu insanları
tenzih ediyorum, bu lafımız dürüst, namuslu olan vekillere, bakanlara
değil ama bu namussuzluğu yapan insanların siyaset kurumunu bu
kadar aşındırmaya hakları yoktur. Siyaset dendiği
zaman, Türkiyede en fazla itibar kaybeden kurum siyaset kurumudur. Bu siyaset
kurumunun da itibar kaybetmesine neden olan siyasi iktidarın ta
kendisidir. Onun için, ben, Adalet ve Kalkınma Partisi
sıralarında oturan namuslu, dürüst milletvekillerine sesleniyorum:
Bunları lütfen aralarınızdan siliniz. Eğer gücünüz
yetmiyorsa güç vermeye hazırız, destek vermeye hazırız.
Bunlar gerçekten emek bekleyen, ekmek bekleyen, iş bekleyen, umudu olan,
ümidi bekleyen insanlarımızın geleceğiyle
oynamaktadırlar. Siz 4 bakanla ilgili soruşturmada dediniz ki: Bunu
paralel yapı yaptı. Peki, 80 tane yakınınızı
işe yerleştirmeyle ilgili hangi yapı yaptı? Burada herhâlde
paralel yapı yapmadı. Buna da itiraz edemiyorsunuz.
Bu açıdan, gerçekten, Türkiyede asıl olan
sorun işsizliktir. Ondan sonra gelen sorun yolsuzluktur, adam
kayırmadır. Yolsuzluk demek mutlaka ihale almak demek değildir.
İstisnai yolla memur almanın yöntemi nedir? Teknik konuda, o konuda
memura ihtiyaç vardır, o personel bulunamamaktadır; 657
sayılı Devlet Memurları Kanununun 59uncu maddesi uyarınca
istisnai yoldan memur alınıyor. Siz burada kanunu
dolandırıyorsunuz, kanuna karşı hile yapıyorsunuz.
Kanuna karşı olan hileyi hiçbir kurum kabul edemez.
Onun için, son söz olarak şunu söylüyorum:
Namussuzlar kadar namusluların da cesaretli davranmasını
bekliyor, hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı
sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyoruz Sayın Tanal.
Gündeme geçmeden önce, sisteme girmiş sayın
milletvekillerine birer dakika söz vereceğim.
İlk söz Sayın Tüzelin.
Buyurunuz efendim.
V.-
AÇIKLAMALAR
1.-
İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, 9 Aralık
Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Gününe ilişkin
açıklaması
ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Bugün Dünya Yolsuzlukla Mücadele Günü. Bu alanda
çalışan Uluslararası Şeffaflık Derneği bugün
grubumuzu ziyarete geldi ve hep birlikte bu yolsuzluğa karşı
deklarasyonu imzaladık. Yolsuzluk üzerine dernek diyor ki: Kamu görevinin
özel çıkar sağlamak için kötüye kullanılmasıdır.
Yolsuzluk dünyadaki milyonlarca insanın temel hak ve özgürlüklerinin ihlal
edilmesidir. Kamu kaynaklarının adaletsiz ve usulsüz biçimde
dağıtılmasına, toplumsal ve sosyal alandaki ahlaki
çöküntüye yol açar, gelecek nesiller için daha iyi bir hayat kurma
şansını yok eder. Ve böyle devam ediyor.
Biliyorsunuz, bu kapitalist sistem bir yandan
yoksulluğu, bir yandan yolsuzluğu üretiyor, yol
arkadaşlığı yapıyor. Ve Türkiyenin 17-25
Aralıktan sonra, o dönemin Başbakanı ve bakanlarının
adının geçtiği yolsuzluk iddialarından sonra dünya
listelerindeki yeri daha da belirginleşmiştir ve şimdi
Soruşturma Komisyonunda gerçekleri halk duymasın diye üstünü örtmek
için çabalıyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) Kamu
ihalelerinden KPSS atamalarına kadar yolsuzluğun her alanda
karşımıza çıktığı günümüzde mücadele
etmekten başka şansımız yok.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ediyoruz Sayın Tüzel.
Sayın Erdemir
2.-
Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in, 9 Aralık Uluslararası
Yolsuzlukla Mücadele Gününe ilişkin açıklaması
AYKAN ERDEMİR (Bursa) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Bugün 9 Aralık Dünya Yolsuzlukla Mücadele Günü.
Birleşmiş Milletler bu yıl Yolsuzlukla Mücadele Günü mesajı
olarak Yolsuzluk zincirini kır. ifadesini benimsedi. Ben de bu vesileyle
Türkiyede yolsuzluk zincirini kıran onurlu memur Teoman Dudakı
anmak istiyorum.
Memur Teoman, 17-25 Aralık sürecinde sahte evrakla
altın ticaretinde kullanılan uçağın
kalkışına izin vermeyen memur olarak tanındı. Reza
Zarrab ve Rüçhan Bayarın telefon görüşmelerinde dinlemeye
takılan Teomana neler yaptım yani ne vaatler, ne şeyler. Yok,
yok yani adam almıyor. ifadeleriyle halkımızın gönlünde taht
kurdu. Bu ülkede Senin önüne yatarım Reza. diyenler olduğu gibi,
dimdik duran Memur Teomanlar da var. Dürüstlüğünün cezasını
İstanbuldan Gaziantepe sürülerek ödeyen Memur Teomana teşekkürü
bir borç bilir, Türkiyede yolsuzluk, hırsızlık,
arsızlık ve yüzsüzlük zincirinin er ya da geç kırılacağına
inancımı vurgulamak isterim.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.
Sayın Öğüt
3.-
İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt'ün, Maltepe Üniversitesi
Tıp Fakültesi Hastanesinde sendikalı oldukları için işten
çıkarılan işçilerin durumuna ilişkin açıklaması
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul)
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
AKP, 12 Eylül 2010 referandumunda Anayasa
değişikliğini emekçilere sendika müjdesi olarak duyurmuş,
birden fazla sendikaya üye olunabileceğini dile getirmişti. Bunu
hatırlatarak İstanbul Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hastanesinde yaşanan bir durumu sizlere aktarmak istiyorum. Oradaki
işçiler üç aydır DİSKe bağlı DEV
SAĞLIK-İŞ çatısı altında örgütlenmektedirler.
Önce 1, sonra 3 işçi sendikalı oldukları
için işten çıkarılmıştır. Hastane yönetimince
işçilere sendikadan istifa etmeleri için rüşvet teklif
edilmiştir. Rektörle yapılan görüşmelerden netice
alınamadığı gibi, üstüne üstlük 94 kişi daha
işten çıkarılmıştır. İşten
atılanlar kadrolu personeldir. Aralarında eşleriyle birlikte
işten çıkarılanlar vardır. Kanser sebebiyle üç ay önce
operasyon geçirip tedavisi devam eden bir işçiyi bile, on sekiz
yıllık emeğini hiçe sayarak işten
çıkarmışlardır. Bu insanların suçu sendika üyesi olma
haklarını mı kullanmalarıdır? Haklarının bir
an önce verilmesini talep ediyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyoruz Sayın
Öğüt.
Sayın Yeniçeri
4.-
Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, AKP Hükûmeti tarafından Koza
Altın İşletmesinin Gümüşhanedeki altın üretiminin
durdurulmasına ilişkin açıklaması
ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Koza İşletmesinin Gümüşhanedeki
altın üretimi AKP tarafından durduruldu. Yasal yönden hiçbir
eksiği olmayan şirkete paralelle mücadele adı altında
izin verilmemesi Gümüşhanede sosyal sorunlara yol açmıştır.
38 bin nüfuslu olan bir kentte 600 işçinin işsiz kalmasının
ne anlama geldiğini bilenler bilir. AKP resmen Gümüşhanelinin
ekmeğini elinden almıştır. Gümüşhanelinin işsiz
bırakılması yoluyla paralelle mücadele olmaz. Kaldı ki AKP
Hükûmeti bir şirket kadar dahi Gümüşhaneye yatırım
yapmamıştır. Paralelle mücadelenin bedeli Gümüşhaneliye
ödettirilemez. AKPnin Gümüşhaneye yaptığı
haksızlıktır, zulümdür. Başta Enerji Bakanını,
sonra da Gümüşhane Valisini görevlerini yapmaya davet ediyorum.
Sayın Vali, Erdoğanın
yasalarını değil cumhuriyetin yasalarını
uygulayın. Yasal olarak tekemmül etmiş ruhsatlarına izin verin.
Görevinize ve Gümüşhaneye ihanet etmeyin.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.
Sayın Yılmaz
5.-
Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz'ın, atama bekleyen
ziraat mühendisi, veteriner hekim, gıda ve su ürünleri mühendisleri ile
ziraat teknisyeni ve veterinerlik sağlık teknisyenlerinin ne zaman
atanacaklarını öğrenmek istediğine ilişkin
açıklaması
KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar)
Teşekkürler Sayın Başkanım.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığının araştırma, yayım, destekleme ve
kontrol hizmetleri, veterinerlik hizmetleri maalesef eleman eksikliği
nedeniyle ciddi şekilde aksamaktadır. Toplumun içinde bulunan ziraat
yüksek mühendisi bir milletvekili olarak bu aksaklıklara bire bir
şahit oluyorum. Atama bekleyen ziraat mühendisi, veteriner hekim,
gıda ve su ürünleri mühendisleri ile ziraat teknisyeni ve veterinerlik
sağlık teknisyenlerini ne zaman atayacaksınız? Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının eski bir
Personel Genel Müdürü olarak Bakanlıkta münhal
kadrolarınızın olduğunu biliyorum. Atama yapacak
mısınız? Yapacaksanız ne zaman yapacaksınız?
Yoksa hizmetlerin aksamasından memnun musunuz, âdeta zevk mi
alıyorsunuz?
Saygılar sunarım.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Yılmaz.
Sayın Çam
6.-
İzmir Milletvekili Musa Çam'ın, rüzgârgülleri için doğanın
ve ağaçların katledilmesine karşı olduğuna ve Çevre ve
Şehircilik Bakanlığını bu konuda göreve davet
ettiğine ilişkin açıklaması
MUSA ÇAM (İzmir) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
İzmirin Karaburun ilçesinin Salman ve Parlak
köylerinde yüzlerce ağaç katledilerek rüzgârgüllerine ruhsat verildi.
Yetmedi, Çeşmenin Ovacık köyünde de aynı şekilde binlerce
çam ağacı ve zeytin ağacı katledilerek rüzgârgüllerine
ruhsat veriliyor. Şimdi, yeni olarak da Urlanın Ovacık köyünde
yüzlerce çam ağacı kesilmekte ve oraya rüzgârgülleri dikilmektedir.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığını bu konuda bir kez daha
uyarıyorum. Lütfen, ÇED raporları istensin ve oralara rüzgârgüllerinin
dikilmesi engellensin. Doğanın ve ağaçların katledilmesine
şiddetle karşıyız. Çevre ve Şehircilik
Bakanlığını bu konuda göreve davet ediyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Çam.
Sayın Yeni
7.-
Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin, Hazreti Mevlânanın 741inci vuslat
yıl dönümüne ilişkin açıklaması
AHMET YENİ (Samsun) Sayın Başkan,
Hazreti Mevlânanın 741inci vuslat yıl dönümünde Hazreti Mevlânayı
rahmetle anıyorum. Hazreti Mevlânâ Ölümümüzden sonra
mezarımızı yerde aramayınız, bizim mezarımız
ariflerin gönüllerindedir. diyerek gönüllerdeki ölümsüzlüğe dikkat
çekmiştir. Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan.
ifadesiyle de ölümün ayrılık değil, kavuşmak olduğuna
dikkat çekmiştir. Yaşamını Hamdım, piştim,
yandım. sözleriyle özetleyen Mevlâna, her türlü kemale erişi
aşkta görür. Onun bütün eserleri aşka aittir çünkü aşk
hayatın aslıdır, özüdür, kâinatın yaratılış
sebebidir. Mademki varlığın mayası aşktır,
aşkın en ileri noktası olan Allah aşkı ve muhabbeti
her şeyin üzerinde değere sahiptir. Mevlâna bu düşüncelerinden
hareketle binlerce beyitte ilahî aşkı dile getirmiştir.
Ne mutlu Hazreti Mevlânanın yolundan gidenlere,
Allah onlardan razı olsun.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Yeni.
Sayın Havutça
8.-
Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın, Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı yetkililerinden Gönen
Çayının kirliliği için çözüm üretmelerini beklediklerine
ilişkin açıklaması
NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Balıkesir, tarım ve
hayvancılığın başkenti. Sayın Bakan, bu
topraklarla ilgili, suların kirlendiğini, denizin kirlendiğini,
çevrenin kirlendiğini defalardır burada ifade ediyoruz ve Çevre
Bakanına soruyoruz, bize Balıkesirin sularının birinci
derecede kirli olduğunu söylüyor ama biz Bakanlıktan, kirli
olduğunu söylemesini değil, kirliliğe önlem almasını
istiyoruz.
Bakın, Gönen Ovası, Gönen Çayı
180 bin
hektar arazi oradan sulanıyor ve Gönende yetişen baldo pirinci
Türkiye'nin markası. Gönen pirinci baraj gövdesinden
sulandığı ve temiz olduğu hâlde, şu an için, zehirli
pirinç olarak kamuoyuna lanse edildi. Oysa, şu anda barajdan
sulandığı için Gönen Ovasında yetişen pirinçte bir
zehirlilik yok, bir kirlilik yok. Ancak, Gönen Çayı ve göletlerinden
aşağıda sulanacak olan Tahirova yani denizin kenarındaki
arazilerde önlem alınmazsa, orada arıtma yapılmazsa, deniz
sanayisi önlenmezse gelecekte orada büyük bir çevre kirliliği ve
tarımsal zehirlenmeler yaşayacağız. Biz buradan
uyarıyoruz: Gönen Çayının kirliliği için lütfen tedbir
alın artık ve sorunu su kirliliği diye tespit etmek yerine
çözüm üretin diyoruz. Çevre Bakanlığı yetkililerinden
bekliyoruz.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Havutça.
Sayın Atıcı
9.-
Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın, gümrüklerde
yaşanan yolsuzlukların ortaya çıkarılması için gümrük
müşavirlerinin görevlerine iade edilmesi gerektiğine ilişkin
açıklaması
AYTUĞ ATICI (Mersin) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, gümrüklerimizde ortaya
çıkan skandallar AKP dönemindeki yolsuzlukların hangi boyutlara
geldiğini gözler önüne sermektedir. Mersin Limanına getirilen
kırmızı etlerin transit geçişinin yapılması
gerekirken iç piyasaya sürülmesi, bununla birlikte zehirli
ayakkabıların ülkeye girişine izin verilmesi suç olduğu
gibi onursuzluktur. Hükûmet, bu sorunların her noktasında var iken
sanki bütün suç yetkilendirilmiş gümrük müşavirlerindeymiş gibi
bir algı oluşturmaya çalışmaktadır. Gümrük
müşavirleri, yetkileri tırpanlanarak hem maddi hem manevi olarak
cezalandırılmak istenmektedir. Saptanan yolsuzlukların ucunun
kendine dokunacağından korkan Hükûmet yetkilileri, panik hâlinde
yetkilendirilmiş gümrük müşavirlerini devre dışı
bırakmak istemekte, böylece bundan sonra da yapılacak yolsuzlukların
ortaya çıkmasını engellemeye çalışmaktadır. Bu
tutuma derhâl son verilmeli ve yetkilendirilmiş gümrük müşavirleri
görevlerine iade edilmelidir.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Atıcı.
Sayın Türkmenoğlu
10.-
Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu'nun, Hazreti Mevlânanın
741inci vuslat yıl dönümüne ilişkin açıklaması
AYŞE TÜRKMENOĞLU (Konya) Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
7-17 Aralık tarihleri arasında Hazreti Mevlânanın
741inci vuslat yıl dönümü törenleri başlamıştır
Konyada. Özellikle bu yıllarda dünyamızın hoşgörüye, evrensel
sevgi mesajlarına çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Bakıyoruz, bölgemizde, Orta Doğuda yaşanan sorunlar, yine
dünyanın genelinde yaşanan insan hakları ihlalleri,
savaşlar ne yazık ki hoşgörünün ve sevginin yoksunluğundan
kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Ben Hazreti Mevlânanın
bir sözünü paylaşmak istiyorum sizlerle:
Yüzde ısrar etme, doksan da olur.
İnsan dediğinde, noksan da
olur.
Sakın büyüklenme, elde neler var.
Bir ben varım deme, yoksan da olur.
Hatasız dost arayan dosttan da
olur.
Ben tüm sevgi gönüllülerini,
hoşgörü taliplilerini 7-17 Aralık tarihleri arasında Konyaya
davet ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederiz
Sayın Türkmenoğlu.
Sayın Yüceer
11.-
Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer'in, Tekirdağdaki Kapaklı-Saray
arası duble yolun ne zaman bitirileceğini öğrenmek
istediğine ilişkin açıklaması
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
AKP iktidarı döneminde, 2002
yılından bugüne kadar benim değil, yanlış
anlaşılmasın- dönemin Maliye Bakanı tamimiyle ne var ne
yoksa babalar gibi satarak 61,2 milyar dolarlık özelleştirme
uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bu paralar nereye gidiyor?
diye sorduğumuzda biz sürekli aynı cevabı aldık: Duble yol
yapıyoruz.
Ben size seçim bölgem Tekirdağdan,
yılan hikâyesine dönen, hiç kimsenin ne zaman biteceğini
bilmediği, trafik kazalarında onlarca kişinin hayatını
kaybettiği, yaralandığı Kapaklı-Saray arası duble
yolun bitmek bilmeyen hikâyesini anlatmak istiyorum.
Bu yol 2009 yılında gündeme
geldi, aynı yıl ihaleye çıkıldı. Yüklenici
firmanın işi zamanında bitirememesi nedeniyle ihale fesholdu.
2012 yılında tekrar ihaleye çıkıldı. 2012 Temmuzunda
bir çalışma başlatıldı, yolun 7 kilometrelik
kısmı tamamlandı. Ancak, sel felaketinden sonra hasar meydana
geldi ve yolun yapımı tekrar durdu, hasar onarım
çalışmaları oldu. Bu yılın ağustos ayında da
altyapı çalışmaları tamamlanarak Devlet Karayolları
ekipleri tarafından asfaltlanma çalışması
başlatıldı, ancak çalışmalar yeniden durdu. Artık
hemşehrilerim yolun bir an önce bitirilmesini talep etmektedir.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür Ederiz
Sayın Yüceer.
Sayın Eyidoğan
12.-
İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan'ın, İstanbul
Sultangazide PTT hizmetlerinin aksadığına ilişkin
açıklaması
HALUK EYİDOĞAN (İstanbul)
Teşekkür ederim Başkanım.
PTT AŞ oldu. Teşvikle
personelin bir bölümü emekli edildi. Yapılan anketlere göre PTTden,
eskiden halkın memnuniyet oranı yüksek bir kurumdan şimdi
şikâyetler gelmeye başladı. İstanbulda Sultangazide
posta, paket ve evrak dağıtımı sorunlu, gönderiler
gecikiyor. Sorduğumuzda Personel yetersiz. diyorlar. Esnaf ve
vatandaş şikâyetçi. Bu sorununun çözümünü bekliyoruz.
BAŞKAN
Teşekkür ederiz Sayın Eyidoğan.
Sayın Genç
13.-
Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, eski milletvekili Feyzi
İşbaşaranın tutuklanmasının doğru
olmadığına ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğanın Din Şûrasında yaptığı
konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin
açıklaması
KAMER GENÇ (Tunceli)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçimini müteakip Türkiye Büyük
Millet Meclisinde yaptığı yemini metne uygun
yapmamıştır, metindeki inkılâplarına ifadesini,
enkılaplarını şeklinde okuduğu için Cumhurbaşkanlığı
statüsünü kazanamamıştır. Bu kişi, Din Şûrasında
yaptığı konuşmada, Atatürkün getirdiği devrimleri
Türk toplumunu şah damarından koparma olarak anlamış ve
kendisinin bu devrimlerde dönüş yapacağını, tekrar bu
devrimleri kaldıracağını söylemiştir ve böylece
Anayasayı ihlal etmiştir.
Ayrıca, Feyzi
İşbaşarana bazı AKPli milletvekillerinin
yaptıkları teşebbüsü de kınıyorum. Bundan sonra,
Tayyip Erdoğan hâlâ Cumhurbaşkanı statüsünü
kazanmadığı için buna göre yapılacak herhangi bir
işlemin normal bir vatandaşa yapılmış gibi işleme
tabi tutulması ve mahkemelerin bu şekilde yargılaması
gerekirken tutup da bu kişiyi hemen tutuklamaları da yerinde bir olay
değildir. Bunu belirtmek istedim efendim.
Sağ olun.
BAŞKAN
Teşekkür ederiz Sayın Genç.
Sayın Işık
14.-
Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Güney Kore yapımı
KT-1 eğitim uçaklarının alınmasında ısrar
edilmesinin gerekçesinin kamuoyuna açıklanması gerektiğine
ilişkin açıklaması
ALİM IŞIK
(Kütahya) Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Türk Hava Kuvvetleri
tarafından daha önce Güney Koreden alınmış 40 adet KT-1
eğitim uçağına ek olarak son günlerde 15 adet uçağın
daha alınmak istendiği yönündeki haberler medyaya da
yansımıştır. Bir taraftan TAI tarafından
geliştirilen yerli yapım Hürkuş isimli eğitim uçağının
test uçuşları devam ederken ve Savunma Sanayii
Müsteşarlığı Türk Hava Kuvvetlerinin bu
ihtiyacını karşılayabileceği yönünde görüşler
bildirmesine rağmen, diğer taraftan Güney Koreden alelacele 15 adet
daha uçağın alınmak istenmesi kamuoyu tarafından anlaşılamamaktadır.
Bu çelişkili durumun derhâl giderilerek ek uçak ihtiyacının
yerli yapım Hürkuş uçağıyla karşılanması
konusu kamuoyu tarafından da talep edilmektedir. Bugüne kadar düşük
operasyon yüzdesiyle çalışmış olan Güney Kore
yapımı KT-1 model uçakların alınmakta ısrar edilmesi
mutlaka kamuoyuna açıklanmalıdır.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN
Teşekkür ederiz Sayın Işık.
Sayın Hamzaçebi...
15.-
İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, 9 Aralık
Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Gününe ilişkin
açıklaması
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 9 Aralık Dünya
Yolsuzlukla Mücadele Günü.
Yolsuzluk, kamu görevinin, bir diğer ifadeyle de
kamu kaynaklarının özel çıkarlar için
kullanılmasıdır ve yolsuzluk sonuçta bütün insanların hak
ve özgürlüklerinin ihlal edilmesidir. Demokrasimizin kurumsallaşması,
insan hak ve özgürlüklerinin derinleşmesi için yolsuzluğun önlenmesi
toplumsal bir görev olarak önümüzde durmaktadır.
Bugün, yolsuzluk konusunda mücadele etmekle kendini
görevli kılmış olan Uluslararası Şeffaflık
Derneği, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti
gruplarını ziyareti kapsamında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunu
da ziyaret etti. Yolsuzluğa Karşı Deklarasyon adı
verdikleri bir metni tüm milletvekillerinin imzasına açılmak üzere
biz teslim aldık. Dünya Yolsuzlukla Mücadele Gününde Uluslararası
Şeffaflık Derneğinin Yolsuzluğa Karşı
Deklarasyon metnini Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
imzalayacağını bilginize sunuyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.
Sayın Düzgün...
16.-
Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün, kapatılan belde belediyelerinin
durumuna ilişkin açıklaması
ORHAN DÜZGÜN (Tokat) Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, hepimizin bildiği üzere, bu
Hükûmetin almış olduğu bir kararla birçok belde belediyesi
kapatıldı. Bu kapatılan beldelerin araç ve gereçleri özel
idareye devredildi. Seçim zamanında bu araçların bu beldelere tekrar
iade edileceği, kendilerinin mağdur edilmeyeceği sözü
verilmesine rağmen özellikle Cumhuriyet Halk Partili beldelerden
alınan araçlar AKPli beldelere dağıtılmış
durumda. Şu anda, CHPye oy veren bu insanların, köylerinde
cenazeleri olduklarında mezar kazacak araçları yok. Aynı
şekilde, bu beldeler şu anda çöp yığınlarından
salgın hastalık tehlikesi altında. Üstüne üstlük, devletin kamu
görevlileri bu köylerin muhtarlarını çağırarak kendilerine
oy verilmezse bu hizmetlerin kendilerine verilmeyeceği yönünde de
ağır bir tehditte bulunmaktalar.
Şunu açıkça söylemek istiyorum ki bu,
Anayasaya aykırı bir davranıştır ve er ya da geç bunu
uygulayan kamu görevlilerinin de hesabını mutlaka
soracağız.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Düzgün.
Sayın Yılmaz
17.-
Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz'ın, KPSSde iltimas ve
nüfuz suistimali yapılmasını kınadığına
ilişkin açıklaması
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) Teşekkür
ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, biliyorsunuz, Kamu
Personel Seçme Sınavı aslında bütün devlet
memurlarının, herhangi bir iltimas olmaksızın bilgi
birikimlerine göre devlet memurlarının açık yerlere yerleştirilmesi
amacıyla yapılmaktadır ve Anayasanın eşitlik ilkesi
çerçevesinde herkes aynı şekilde sınava girmek
durumundadır. Yıllarca bu sınava emek vermiş olan insanlar
ne yazık ki giremeyip de Sayın Haluk Koçun açıkladığı
gibi, daha çok AKP milletvekillerinin ve bakanlarının
yakınlarının açıktan atamayla devlet memuriyetine
yerleştirildiğini hep beraber gördük. Bunlardan bir tanesi de 23üncü
Dönem AKP Milletvekili Mustafa Çetinin yakınlarının
yerleştirildiği Uşak ve civarındaki bu açıktan atamalardır.
Ben İnsan Hakları Gününde, insanların eşit olması
gereken bir dönemde böylesine iltimasla ve nüfuz suistimali yaparak bu
şekilde işlem yapılmasını kınıyorum ve bu
kişilerin bu görevlerinden acilen istifa etmeleri gerektiğini
söylüyorum çünkü onlarca, binlerce insanın emeği söz konusudur.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Yılmaz.
Sayın Uzunırmak
18.-
Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, eski milletvekili Feyzi
İşbaşarana yapılan saldırılara tepki
gösterilmemesinin Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışmayan bir
tavır olduğuna ilişkin açıklaması
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin ve
Başkanlık Divanının dikkatini çekmek istediğim bir
konu var. 19uncu Dönem Anavatan Partisi ve 23üncü Dönem AKP
milletvekilliğini yapan Sayın Feyzi İşbaşaran çok
büyük bir bahtsızlıkla karşılaşmıştır.
Bunlardan birincisi: Eski bir milletvekilinin bir tweet -ağır da
olabilir belki sonuçları ama- yüzünden, denetimli serbestlik ve başka
alanlar var iken hiçbir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına uygulanmayan
şekilde tutuklu olarak mahkeme edilmesi çok
yakışıksızdır. Ama bunun ötesinde bir hadise var ki,
karakolda, avukat olduğunu iddia eden birisi tarafından, en güvenli
bölge olması gereken, devletin denetiminde olması gereken karakolda
bir eski milletvekilinin dövülmesi ve buna tepki konulmaması Türkiye Büyük
Millet Meclisine yakışmayan bir tavırdır. Türkiye
kişisel hesapların devlet gücüyle görüldüğü bir diktatöryaya ve
düşünce açıklanmasının engellenmesine doğru
gitmektedir. Bu çok dikkat çekici bir noktadır. Tweetin içeriği
belki ağır olabilir ama netice itibarıyla bu bir
milletvekilidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Uzunırmak.
Sayın Coşkun
19.-
Yalova Milletvekili Temel Coşkun'un, Yalovada kesilen ağaçların
yerine ağaçlandırma yapan Orman ve Su İşleri
Bakanlığına teşekkür ettiğine ilişkin
açıklaması
TEMEL COŞKUN (Yalova) Teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım.
Geçen hafta sonu Yalovada kesilen 180 ağacın
yerine biz bu hafta sonu 200 çınar ağacı diktik. Ayrıca,
ıhlamur, ceviz ve elmadan oluşan 8 bin fidanla yine Altınova
ilçemizin Geyikdere köyünü ağaçlandırdık. Orman
Bakanlığımıza ve emeği geçen herkese teşekkür
ediyorum.
Her yerde ağaç kesimine tepki gösteren ancak
Yalovada sesini çıkarmayan muhalefeti kınıyorum. Biz kesen
değil, diken; yıkan değil, yapan olacağız ve bundan
sonra da yeşillendirmeye, çevreye azami derecede özen göstereceğiz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Coşkun.
Sayın Moroğlu
20.-
İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu'nun, iktidarın vergi
oranları ve hizmetler konusunda İzmire karşı olduğuna
ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlunun Gediz
Nehrinin kirliliğiyle ilgili bazı ifadelerine ilişkin
açıklaması
MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) Sayın Başkan,
İzmir vergide merkezî bütçeye 7 verip 1 alıyor. Bu
yıllardır devam ediyor ama 2013 Sayıştay Raporuna
yansıyan bir gerçeği de Meclisle paylaşıp aslında
Bakan buradayken cevaplandırmasını isteyecektim. İzmir
Kalkınma Ajansına Büyükşehir Belediyesinin verdiği miktar
yıllık 7 milyonken merkezî iktidarın verdiği miktar 1
milyon olarak kalmış yani 7ye 1 oranını devam ettiriyor
merkezî iktidar İzmire karşı. Bu oranı ne zaman değiştirmeyi
düşünüyorlar, onu sormak istiyorum.
Ayrıca, Veysel Eroğlu, Orman Bakanı,
Gedizin kirlenmesiyle ilgili 2012de saat ve gün vererek 31 Aralık saat
16.59da artık 2012de Gedizde balık tutacağız, bu bizim
yüz akımız olacak. diyordu, iki yıl geçti hâlâ bir ses yok.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Moroğlu.
Sayın Dedeoğlu
21.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu'nun, Afşin-Elbistan
Termik Santralinin özelleştirilmesi sonucu çalışanların
durumuna ilişkin açıklaması
MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
Kahramanmaraş Afşin Elbistan Termik Santralimizin
bazı bölümlerinin özelleştirilmesi söz konusu. Bu, o bölgede
yaşayan vatandaşlarımızın, orada çalışan
personelimizin, orada çalışan işçilerimizin çok büyük
tedirginlik hâlinde yaşamasına sebebiyet vermektedir. Böyle bir
konunun olup olmadığı kamuoyunda daha
paylaşılmamıştır ama orada yaşayan bölge
halkımız bunu merakla takip etmekte, bunun sonucunun kamuoyuna
duyurulmasını beklemekte. Bununla beraber o işletmeye
alınacak olan 219 kişi için yaklaşık 7.000-7.500 kişi
müracaat etmiş, yarısından fazlası yazılı
imtihanı kazanmış ve diğerleri de hâlâ işe
başlayıp başlamayacağı, sözlü imtihan olup
olmayacağı konusunda tereddüt yaşamaktadır. İlgili
bakanlıklardan ricamız, bu iki konunun da gün
ışığına çıkması ve bölge halkının
rahatlatılması noktasında çalışmaların ve
açıklamanın yapılması.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Dedeoğlu.
Sayın Demiröz
22.-
Bursa Milletvekili İlhan Demiröz'ün, Bursa Paşa Çiftliğinde
birinci derece sit alanı olan arazinin İller Bankası
tarafından neden satın alındığını
öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) Teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, Bursanın yeşil,
hava alabileceği bir bölgesi var, Paşa Çiftliği. Burada 349 ve
350 no.lu parseller 191 dönüm, İller Bankası tarafından kurulan
bir şirket tarafından satın alındı çünkü burası
birinci derecede sit alanı. Plan ve Bütçe Komisyonunda Sayın Bakana
sordum Neden satın alındı, gerekçesi nedir? diye. Bize verilen
yanıtta, gerekçesiyle ilgili genel müdürlüklerinde ve bakanlıklarında
bir bilgi olmadığını ifade etti. Buradan tekrar soruyorum:
Birinci derecede sit alanı olan bu bölüm, 191 dönümlük alan niçin
satın alındı?
Çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.
Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.
23.-
İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Yalova Milletvekili Temel
Coşkunun yaptığı açıklamasındaki bazı
ifadelerine ilişkin açıklaması
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi
sıralarından bir milletvekili -siz Sayın Coşkun dediniz ama
tam tahmin edemedim- Yalova milletvekilimiz Sayın Koçak olduğunu
söylediler, Yalovada kesilen ağaçlarla ilgili muhalefeti eleştiren
bir konuşma yaptı.
BAŞKAN Sayın Temel Coşkun.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Sayın Temel Coşkun, evet, ben yanlış telaffuz ettim, özür
diliyorum Sayın Coşkun.
Geçen hafta Sayın Coşkun benzer bir
konuşmayı kürsüde yaptı, ben de çıktım Sayın
Coşkunun konuşmasına bir cevap verdim. Aynı şeyi
tekrar edeceğim: Biz Yalovada kesilen ağaçlar nedeniyle
halkımızdan, Yalovalılardan özür diledik, Sayın Muharrem
İnce yetinmedi insanlıktan özür diledi. Yalovada
sıkılan biber gazı nedeniyle ben kürsüden özür diledim. Ama, bir
soru sordum, onun cevabını lütfen istiyorum sizden: Siz biber
gazı fişekleriyle öldürdüğünüz gençlerin ailesinden özür
dileyecek misiniz? Siz derken Hükûmetinizi kastediyorum, Sayın Recep
Tayyip Erdoğanın Başbakanlığı dönemini kastediyorum.
Onlardan özür dileyecek misiniz? Gezide kestiğiniz ağaçlardan özür
dileyecek misiniz? Atatürk Orman Çiftliğine saray yapma gerekçesiyle
orada katlettiğiniz ağaçlar nedeniyle milletten özür dileyecek
misiniz?
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz
Sayın Hamzaçebi.
Buyurunuz Sayın Coşkun.
24.-
Yalova Milletvekili Temel Coşkun'un, İstanbul Milletvekili Mehmet
Akif Hamzaçebinin yaptığı açıklamasındaki bazı
ifadelerine ilişkin açıklaması
TEMEL COŞKUN (Yalova)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Geçen hafta, tabii, grup başkan
vekilimizin bir kapalı mekânda biber gazı
sıkılmasından dolayı özür dilemesini özellikle ben de
takdirle karşıladım, hiç sorun yok. Ben, bugünkü konuşmamda
geçen hafta Yalovaya verilen zararları telafi etme anlamında ve
açısından hemen, sıcağı sıcağına 200
tane çınar ağacını diktiğimizi ifade ettim. Kaldı
ki bizim hiçbir canın yok olmasına, öldürülmesine elbette ki gönlümüz
razı olmaz. Önemli olan bu sokaklara insanların davet edilmemesi, bu
sokakların can verecek noktaya gelmemesi; hepimizin hedefi o olmalı.
Hiçbir insanın ölmesine de hiçbir arkadaşımızın gönlü
elbette ki razı olmaz. Biz üzüntümüzü o zaman da belirtmişizdir,
şimdi de belirtiriz.
BAŞKAN Teşekkür ederiz
Sayın Coşkun.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup
bilgilerinize sunuyorum.
VI.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
Tezkereler
1.-
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Gürcistan
Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanının
vaki davetine icabet etmek üzere Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan
Parlamentoları Dışişleri Komisyonları Ortak
Toplantısı'na katılması Genel Kurulun 18/11/2014 tarihli
15'inci Birleşiminde kabul edilen Dışişleri Komisyonu
heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca bildirilen
isimlere ilişkin tezkeresi (3/1661)
04/12/2014
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Dışişleri Komisyonu
üyelerinden oluşan bir heyetin Gürcistan Parlamentosu Dış
İlişkiler Komisyonu Başkanının vaki davetine icabetle Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan
Parlamentoları Dışişleri Komisyonları Ortak
Toplantısı'na katılımı Genel Kurulun 18/11/2014
tarihli ve 15'inci Birleşiminde kabul edilmiştir.
28/03/1990 tarihli ve 3620
sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış
İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesi
uyarınca Heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca
bildirilen isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.
Cemil Çiçek
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
Adı Soyadı: Seçim
Çevresi:
1) Sinan Oğan Iğdır
2) Osman Aşkın Bak İstanbul
3) Ahmet Berat Çonkar İstanbul
4) Osman Oktay Ekşi İstanbul
BAŞKAN Bilgilerinize sunulmuştur.
Meclis araştırması açılmasına
ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:
B)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.-
Mardin Milletvekili Erol Dora ve 20 milletvekilinin, cezaevlerinde açlık
grevi yapanların sağlık durumlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/1164)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Türkiye'de şu anda 70'e yakın cezaevinde 700
civarında tutuklu ve hükümlü açlık grevi eylemlerini devam
ettirmektedir. 12 Eylül 2012 tarihinde açlık grevlerine başlayan
mahkûmlardan sonra hemen her gün farklı cezaevlerinden mahkûmlar da
açlık grevlerine girmekte ve sayı giderek artmaktadır. 51inci
güne giren açlık grevinde eylemcilerin sağlık durumu giderek
kötüleşmektedir. Bu münasebetle açlık grevine giren eylemcilerin
sağlık durumlarının araştırılması ve
ölümlerin yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınması amacıyla
Anayasa'nın 98nci, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri
uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz
ederim.
1) Erol Dora (Mardin)
2) Pervin
Buldan (Iğdır)
3) İdris
Baluken (Bingöl)
4) Sırrı
Sakık (Muş)
5) Murat
Bozlak (Adana)
6) Ayla
Akat Ata (Batman)
7) Hasip
Kaplan (Şırnak)
8) Hüsamettin
Zenderlioğlu (Bitlis)
9) Emine
Ayna (Diyarbakır)
10) Nursel
Aydoğan (Diyarbakır)
11) Altan
Tan (Diyarbakır)
12) Adil
Zozani (Hakkâri)
13) Esat
Canan (Hakkâri)
14) Sırrı
Süreyya Önder (İstanbul)
15) Sebahat
Tuncel (İstanbul)
16) Mülkiye
Birtane (Kars)
17) Ertuğrul
Kürkcü (Mersin)
18) Demir
Çelik (Muş)
19) İbrahim
Binici (Şanlıurfa)
20) Nazmi
Gür (Van)
21) Özdal Üçer (Van)
Gerekçe:
Türkiye'de şu anda ölüm oruçları da dâhil olmak
üzere 70'ye yakın cezaevinde yüzlerce tutuklu ve hükümlü eşit bir
yaşamın önündeki engelleri protesto amaçlı olarak açlık
grevi eylemini sürdürmektedir. 12 Eylül 2012 tarihinde tam da 1980 darbesinin
yıl dönümünde başlayan açlık grevleri Hükûmetin sorumsuz ve
duyarsız politikaları yüzünden bitmek şöyle dursun, aksine her
geçen gün yeni bir cezaevinde çocuklar dâhil olmak üzere artarak devam
etmektedir. Açlık grevleri tutsakların en son çare olarak başvurdukları
politik bir eylemdir. Şu anda açlık grevinde olan tutsakların
makul ve anlaşılır iki talebi bulunmaktadır. Birincisi, her
insanın temel evrensel insani haklarından kabul edilen ana dilde
eğitim ve savunma hakkı başta olmak üzere ana dil önündeki tüm
engellerin kaldırılması; bir diğeri de, ülkemizi
yıllardır hâkimiyeti altına almış
çatışmalı sürecin bitmesi amacıyla diyalog ve müzakere
yollarının açılmasıdır. Bunun yolu da herkesin bir
şekilde kabul ettiği, çatışmalı süreci bitirecek
kişi olduğu konusunda hemfikir olunan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile
görüşmelerin başlatılmasından geçmektedir. Abdullah Öcalan
aylardır avukatları dâhil kimseyle görüştürülmemekte, yasal
haklarından mahrum bırakılmaktadır. Açlık grevine
giren eylemciler cezaevi koşullarının düzeltilmesi için
değil ülkenin iyiliği ve halkların kardeşçe
yaşayabilmesi için böyle bir eyleme başvurmuşlardır. Ana
dilde eğitim ve savunma kutsaldır. Bir kişinin kendini ana dilde
savunamaması kadar korkunç bir şey olamaz. Şu anda ülkemizde
bazı adli davalarda sanıklar kendi ana dillerinde kendilerini
savunmakta, tercüman aracılığıyla söylediklerini çevirme
imkânı bulunabilmektedir. Ancak siyasi davalara gelince Kürtçe,
"bilinmeyen bir dil" olarak kayıtlara geçmektedir. Hiç kimse hâkim
olmadığı bir dilde savunma yapmaya zorlanmamalıdır.
Kişi savunmasını en iyi bildiği dilde yapabilmelidir.
Mahkeme, sadece kişinin kendisi tarafından verilebilecek bir
kararı o kişinin yerine geçerek verme hakkına sahip
değildir. Söz konusu olan kişinin hürriyeti ise o kişiye kendini
savunma imkânı sağlanması demokratik hukuk devletlerinin asli
görevlerinden biridir.
Açlık grevine giren eylemcilerin talepleri zaten
yasalarda olan taleplerdir. Anayasamızın "Hak arama
hürriyeti" başlıklı 36ncı maddesi "Herkes,
meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri
önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir." der. Bu kapsamda savunma, anayasal
bir haktır. Yine aynı şekilde Türk Ceza Kanunu'nun 3üncü
maddesi "Ceza Kanununun uygulamasında kişiler arasında
ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer
fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, millî veya sosyal köken,
doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım
yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz" hükmünü
taşır. Böylelikle Anayasa güvencesi altında olan savunma
hakkı, Ceza Kanunu ile de teminat altına alınır ve nihayet
"Tercüman bulundurulacak hâller" başlıklı Ceza
Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 202nci maddesi "Sanık veya mağdur,
meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme
tarafından atanan tercüman aracılığıyla
duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme
edilir." diyerek savunmanın gerçek anlamda tecellisi için
alınması gereken önlemleri ve ana çerçeveyi çizer.
Açlık grevleri kritik bir aşamaya girmiş
bulunmaktadır. Hükûmetin bir an önce devreye girmesi ve gerekli tedbirleri
alması gerekmektedir. Hiçbir şey insan hayatından daha üstün
olamaz. Bu münasebetle Anayasamızın 98, İç Tüzükümüzün 104 ve
105. maddeleri gereğince araştırma komisyonu kurularak
araştırılmasını talep ediyoruz.
2.-
BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili
Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Balukenin, cezaevlerindeki
açlık grevlerinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/1165)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Türkiye'deki önemli sorunların çözüm merkezi olarak
görülen Türkiye Büyük Millet Meclisinin, cezaevlerinde kritik aşamayı
gelen açlık grevleri sürecini doğrudan izlemek, periyodik olarak
cezaevlerinde gerekli incelemelerde bulunmak, özellikle sağlık durumu
gittikçe kötüleşen tutuklu ve hükümlülerin durumlarını takip
etmek ve açlık grevlerinin amacına uygun bir şekilde
sonuçlanması, diyalog ve müzakere süreci için neler yapılması
gerektiğini araştırmak amacıyla Anayasa'nın 98'inci
İç Tüzükün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis
araştırması açılması için gereğini arz ve teklif
ederiz.
Pervin
Buldan İdris
Baluken
Grup Başkanvekili Grup
Başkanvekili
Gerekçe:
12 Eylül 2012 tarihinde farklı cezaevlerinde bulunan
63 tutuklu ve hükümlü "Ana dilinde eğitim, ana dilinde savunma ve
Abdullah Öcalan'a uygulanan tecrit ve izolasyon politikalarına son
verilmesi" talepleriyle süresiz dönüşümsüz açlık grevine
başladı. Yüzlerce tutuklu ve hükümlünün de aynı taleplerle
açlık grevine başlamasıyla bu sayı 707'ye kadar
ulaşmış durumda.
Bugün itibarıyla 51'inci gününe ulaşan
açlık grevindeki tutuklu ve hükümlülerin sağlık durumları
gün geçtikçe kötüye gidiyor. Açlık ve yetersiz beslenme vücutta
ağır yıkımlara, ölümlere ve özellikle nörolojik sekellere
yol açmaktadır. Birçok tutuklu ve hükümlüde görünen yaygın
sağlık sorunlarının başında baş dönmesi,
halsizlik, eklem ve baş ağrıları, düzensiz tansiyon
düşmesi ya da yükselmesi, kilo kaybı, içecek almada zorlanma,
uykusuzluk vb. gelmektedir.
Açlık grevinde günlük ortalama 1,5-2 lt/gün su ve 2
gr/gün tuz alımı olmalıdır. Açlık grevinde alınan
şeker miktarı günlük en az 200-250 gr olmalıdır. Ancak
aldığımız şekerin vücudun ihtiyaç duyduğu
enerjiye dönüşebilmesi için B1 vitamini diye bildiğimiz
"tiamin" adlı moleküle ihtiyaç vardır. B1 vitamini mümkünse
günlük 500 mg alınmalıdır. Ülkemizde saf B1 preparatı
olmadığından dolayı içerisinde 250 mg B1 bulunan Neurovit,
Benexol, Apikobal ve eş değeri preparatlardan biri tercih edilmeli ve
mümkünse günde iki tablet alınmalıdır. İçerisinde 10 mg B1
vitamini bulunan Bemiks draje ve eşdeğeri preparatlar tercih
edilmemelidir.
Açlık grevi yapanlar aldıkları şekerin
kullanılabilmesi için B1 vitaminine ihtiyaç duyarlar. B1 vitaminin
alınması bu nedenle açlık grevini bozmaz, tersine alınan
şekerin kullanılmasını sağladığı için
açlık grevinin gerçek amacına ulaşmasını sağlar.
Açlık grevi bir intihar eylemi olmadığı için eylem
başarıya ulaştığında açlık grevi
yapanların hayatlarına devam edebilecek bedensel ve zihinsel
koşullara sahip olması için B1 vitamini almaları zorunludur.
B1 vitamini alımı bu kadar önem arz etmekteyken
birçok cezaevinde bırakalım Neurovit, BenexoI, ApikobaI ve eş değeri
preparatlardan birinin alımı avukatların tutsaklara
götürmüş oldukları B vitaminleri cezaevi idaresi tarafından
cezaevlerine sokulmamaktadır.
Cezaevlerinde yaşanan açlık grevlerinde kritik
günlere girilmesinin ardından, Ankara Tabip Odası, Çağdaş
Hukukçular Şubesi, İnsan Hakları Derneği Ankara
Şubesi, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES)
Ankara Şubesi, Türkiye İnsan hakları Vakfı (TİHV) ve
Tutuklu Hükümlü Aileleri Hukuk ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu
bir izleme heyeti oluşturdu. İzleme heyetinin de belirttiği,
Hükûmetin, tutuklu ve hükümlülerin taleplerini değerlendirip , diyalog ve
müzakere yoluyla sorunu çözmek için bir an önce ciddi adımların
atılması gerekmektedir. Fakat gerek Başbakan'ın gerekse
diğer hükûmet yetkililerinin yaptıkları açıklamalar,
sorunun diyalogla çözümünden çok uzak oldukları ve müdahale ile tehdit
ettikleri görülmektedir. Olası bir müdahalenin nelere yol
açtığı, 19 Aralık 2000 yılında "hayata
dönüş" adı altında yapılan vahşice operasyonun sonuçlarından
açıkça bilinmektedir.
Unutulmaması gereken temel nokta açlık grevinin
bir intihar biçimi olmadığı aksine bir eylem biçimi
olduğudur. Bu bağlamda cezaevlerindeki yüzlerce tutuklu ve hükümlünün
kendi koşulları için değil, bu ülkenin en büyük sorunu ve
kanayan yarası olan Kürt sorununun çözümü yönünde atılması
gereken adımların bir an önce hayata geçirilmesi amacıyla
yapılan bir eylemdir. Buradan hareketle, Türkiye'de barış ve
müzakere isteyen her yurttaş, açlık grevindeki yüzlerce tutuklu ve
hükümlünün sesini duymalı ve Kürt sorununda müzakere ve çözüm için
harekete geçmelidir.
Türkiye'deki önemli sorunların çözüm merkezi olarak
görülen Türkiye Büyük Millet Meclisinde cezaevlerindeki süreci doğrudan
izlemek, periyodik olarak cezaevlerinde gerekli incelemelerde bulunmak,
özellikle sağlık durumu gittikçe kötüleşen tutuklu ve
hükümlülerin durumlarını takip etmek ve açlık grevlerinin
amacına uygun bir şekilde sonuçlanması, diyalog ve müzakere
süreci için neler yapılması gerektiğini araştırmak
için acilen bir Meclis araştırma komisyonu kurulması
gerekmektedir.
3.-
BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris
Balukenin, ana dilde savunma hakkından mahrum bırakılan
vatandaşların durumunun araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1166)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
"Ana dilde savunma hakkından mahrum
bırakılan vatandaşların uğradıkları hak
kaybı ve yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi ve
hâlihazırda açlık grevlerinin 52nci gününde bulunan tutsakların
talepleri arasında olan bu hususun çözümüne ilişkin
araştırma yapmak amacıyla Anayasanın 98'inci, İç
Tüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasını dilerim. 02.11.2012
İdris
Baluken
BDP Grup Başkan Vekili
Gerekçe:
"Dil, genelde toplumların, özelde bireylerin
varoluşlarından gelen tabii hakkıdır. Hiçbir makam bu hakka
keyfî, yasal olmayan, adaletsiz bir biçimde müdahale edemez. Dilsel
farklılık, dünyanın kültürel mirasının bir elementi ve
geleceğidir. Dünya üzerinde konuşulan tüm diller bunda hayati öneme
sahiptir. Bu kapsamda dile atfedilen önem, çok kullanılan dillerin
kullanılarak uluslararası iletişimin
kolaylaştırılması değil, farklı dillerin
yaşatılması kaygısındandır.
Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş
anlaşması Lozan Antlaşması'nın III. Bölümünde kültürel
hakların korunmasına ilişkin hükümler yer almaktadır. Bu
hükümlerin bir kısmı Türkiye'deki Müslüman olmayan
azınlıklarının korunmasına yönelik olmakla birlikte,
bazı hükümleri, aralarında Kürtlerin de bulunduğu gayrimüslim
azınlık statüsünde olmayan, farklı kültürlerin
haklarını da güvence altına almaktadır.
Lozan Anlaşması'nın 39'uncu maddesinin
4'üncü fıkrası "Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel
gerekse ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit
yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği
bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama
konulmayacaktır." şeklindedir. Bu fıkra, bütün Türk
yurttaşlarına istedikleri herhangi bir dili, herhangi bir yerde ve
herhangi bir zaman kullanma hakkını vermektedir. Bu
fıkranın hak sahibi kıldığı kişiler bütün
yurttaşlardır, bunun pratikteki karşılığı
ise "ana dili Türkçe olmayan yurttaşlardır.
Lozan Anlaşması'nın 39'uncu maddesinin
5'inci fıkrası ise "Devletin resmî dili bulunmasına
rağmen, Türkçeden başka bir dil konuşan Türk uyruklarına,
mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından
uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır." Bu
fıkrada "Gayrimüslim azınlıkların"
haklarından farklı olarak, ana dili Türkçe olmayan tüm Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarının mahkemede kendi dillerini
kullanmalarına olanak tanınmıştır. "Devletin
resmî dili bulunmasına rağmen" tanımlamasıyla da "Resmî
dilin" diğer dillerin kullanılmasına engel olmaması
gerektiğine işaret edilmiştir.
Nitekim madde metninde geçen "Kendi
dilleri"nden kasıt, tarafların ana dilidir. Duruşma
dilini/resmî dili ne kadar iyi anlarsa anlasın veya konuşursa
konuşsun, ilgili tarafın kendini en iyi ifade edebileceği dil,
ilke olarak ana dildir. Bu hükmün amacı, savunma hakkının,
duruşma sırasında en iyi biçimde icra edilmesini
sağlamaktır.
Ancak; mahkemelerde süren yargılamalarda,
kişilerin "ana dilde savunma" yapmak yönündeki talepleri
çeşitli gerekçelerle reddedilmiş ve kişilerin savunma hakkı
hukuksuz bir biçimde yok sayılmıştır. "Başka
dilde savunma yapmakta ısrar ederse susma hakkını
kullanmış sayılacaktır." hükmü bir süredir
mahkemelerimizde ara karar veya mahkeme kararı biçiminde görülmektedir.
Hatta bazı mahkemeler, aynı suçtan yargılanan iki sanıktan
birine Türkçe savunma yaptığı için "Duruşmadaki iyi
hâl" indirimini uygularken, ikincisine sırf Kürtçe savunma
yaptığı için aynı indirimi uygulamaktan
kaçınmaktadırlar. Yani, hukuk eliyle hukuksuzluk
yaratılmış, kişilerin hakları hiçbir dayanağı
olmaksızın açıkça gasbedilmiştir. Hak gasbının
hukuk eli ile gerçekleştirilmiş olması ise işin diğer
bir boyutudur. Ana dilde savunma hakkı duruşma tutanaklarına
"Bilinmeyen dil", "Duruşma dışı dil"
gibi tanımlamalarla yansıtılmıştır. Otuz
altı farklı dilin konuşulduğu Türkiye
coğrafyasında, bireyin en doğal hakkının nasıl
yok sayıldığının bir delili de bu tutanaklar
olmuştur.
Mahkemeler Lozan Anlaşmasını açıkça
ihlal etmektedirler. Mahkemelerin bu tutumları sadece Lozan 39/5'i ihlalle
kalmamakta; Anayasa'nın "Hak Arama Hürriyeti"
başlıklı 36ncı maddesinde yer alan "Savunma
Hakkını Engelleme" hükmünü de ihlal etmektedir.
Ana dilde savunma hakkı yasal zeminde mevcut olan
bir hak iken siyasi iradenin ve yargının tutumu ile yok
sayılmış; kullanımı ise illegal zemine
taşınmıştır. Özünde yasal olan bu hakkın
kullanımını keyfiyete bırakmamak adına çözüme
kavuşturulması amacıyla Anayasanın 98inci İç
Tüzükün 104 ve 105inci maddeleri gereğince Meclis
araştırması açılması önem arz etmektedir.
BAŞKAN Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis
araştırması açılıp açılmaması hususundaki
görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.
İki gensoru önergesi vardır, önergeler daha
önce bastırılıp sayın üyelere
dağıtılmıştır.
Şimdi, önergeleri ayrı ayrı okutuyorum:
C)
Gensoru Önergeleri
1.-
HDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili
Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Balukenin, Soma ve Ermenekte
meydana gelen kazalar başta olmak üzere madenlerde iş
kazalarını önleyici politikalar geliştirmediği ve
tedbirleri almadığı, iş yeri denetimlerinin etkin olarak
yapılmasını sağlamadığı, siyasi ve maddi
nüfuz sahibi çevrelerce yönlendirildiği ve mevsimlik tarım
işçilerinin sorunlarını çözmediği iddiasıyla
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik hakkında
gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/40)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Soma ve Ermenek başta olmak üzere yaşanan
iş kazaları ve işçi ölümleri nedeniyle Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik hakkında
Anayasanın 98'inci ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğü'nün 106'ncı
maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ederiz.
Pervin
Buldan İdris
Baluken
HDP
Grup Başkan Vekili HDP
Grup Başkan Vekili
Iğdır Bingöl
Gerekçe:
Türkiye'de 1980 darbesinin ardından girilen
neoliberal siyaset kulvarı, AKP hükûmetleriyle birlikte daha
derinleşmiş ve bugün Türkiye halkları ve emekçi
sınıflara ağır faturalar çıkarmış,
çıkarmaya devam etmektedir. Piyasalaşma ve esnek üretim modellerinin
yaygınlık kazandığı bu dönemde, AKP
iktidarlarının Türkiye emekçi halklarını içine çektiği
durum tam bir kölelik düzeniyken on iki yılda en az 14 bin emekçi,
çalışırken hayatını kaybetmiştir.
Bu politikaların en büyük faturasını,
çalışan emekçi kesimler her gün canlarıyla öderken, bu konuda
önlem alması gereken ve çalışanların can güvenliğine
yönelik politikalar üretmesi gereken Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı vurdumduymaz tavrını sürdürmektedir.
13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa'nın Soma
ilçesinde bulunan bir madende meydana gelen hazin olay neticesinde 301
madencimiz hayatını kaybetmiş, çok sayıda madenci de
yaralanmıştı. Soma faciası kuralsız, düşük ücrete
dayalı, sermayenin azami kâr hırsının varacağı
boyutları en açık şekliyle gösteren elim olaylardan biriydi.
İlgili bakanlık ve siyasi sorumlular, binlerce madencinin Soma
benzeri birçok faciadan sonra ortaya çıkan toplu ölümlerden hiçbir ders
çıkarmamış, gerekli tedbirler ve yasal önlemler
alınmamıştır.
Dur
durak bilmeyen maden facialarından biri de geçtiğimiz 28 Ekim
tarihinde Karaman'ın Ermenek ilçesinde yaşanmıştır.
Soma sonrası meydana gelen ve 18 maden işçisinin sular altında
kaldığı Ermenek'te, cansız bedenlerinin tümüne ancak otuz
sekiz gün sonra ulaşılabilmiştir. Ermenek'te yaşanan bu
facia başta olmak üzere, madenlerde yaşanan sayısız bu tür
toplu işçi katliamı, çalışma hayatının insan
hayatı için büyük riskler taşıdığını ve bu
alana ilişkin herhangi bir önleyici politikanın devreye
konmadığını bir kez daha göstermiştir.
İş yeri denetimleri etkin olarak yerine
getirilmemiş, yaşam odaları oluşturulmasına dönük
çalışmalar yapılmamış, işçilerin şikâyetleri
yok sayılmış, çalışanların sosyal ve ekonomik
haklarından mahrum vaziyette işverenin inisiyatifine terk edilerek,
emekçi katliamının yolu daha fazla açılmıştır.
Bakan Faruk Çelik'in, Karaman'ın Ermenek ilçesinde
meydana gelen maden faciası sonrasında ifade ettiği
"Ocağı kapatacağımız zaman işveren 50
kişiyi devreye sokuyor." demesi ise tam bir itiraftır. Sayın
Bakan bu konuya ilişkin hâlen kamuoyunu ikna edici bir açıklamada bulunmamıştır.
Bu açıklama AKP iktidarının ve Sayın Faruk Çelik'in
başında olduğu Bakanlığın, siyasi ve maddi nüfuz
sahibi çevrelerce yönlendirildiğini göstermiştir.
Geçtiğimiz Mayıs ayında bir
konuşmasında "Taşeron sistem emeğin sömürüsüdür."
diyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik,
bu itirafına rağmen sorumluluğu altında bulunan bu alana
ilişkin iyileştirici adımlar atmamıştır. Bu
durum, Sayın Bakan'ın ya siyasi olarak irade sahibi
olmadığı ya da doğruları sadece toplumsal manipülasyon
ve oyalama aracı olarak kullandığını göstermektedir.
Her iki ihtimal de oldukça vahimdir.
Aynı zamanda sayısı 4 milyon
dolayında olan mevsimlik tarım işçilerinin sorunları da
hâlen çözülmemiş, milyonlarca kadın, çocuk ve genç her gün
ayrımcılığa ve sömürüye maruz bırakılmaya devam
edilmektedir. En son Isparta'da kaza yapan araçtaki çoğu kadın ve
çocuk 18 mevsimlik tarım işçisi hayatını kaybetmiştir.
Bu tür kazalarda bugüne kadar binlerce tarım işçisi hayatını
kaybetmesine rağmen bu durum ilgili bakanlığın gündemine
dahi girmemiştir.
İş yeri denetimlerinin yetersizliği ya da
hiç yapılmaması işçi ölümlerini daha da arttırırken,
iş yeri denetçilerinin hâlen kamusal bir güvenceye
kavuşturulmaması ve maaşını aldığı
iş yerini denetlemesinin istenmesi cehalet değilse tam olarak ilgili
bakanlığın sermayeyle iş birliğidir.
Bütün bu yaşananların net bir şekilde
ortaya koyduğu, Sayın Faruk Çelik'in böylesine kritik bir alanda,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevini
layıkıyla ifa edemeyeceğidir.
2.-
HDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili
Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Balukenin, Soma ve Ermenekte
meydana gelen kazalar başta olmak üzere madenlerde işçi
sağlığı ve güvenliğini göz ardı ederek
kazaların önüne geçmediği ve maden işletmelerinde emek-sermaye
dengesini sermaye lehine dönüştürerek genel piyasa dengesini bozduğu
iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız
hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/41)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Soma ve Ermenek başta olmak üzere madenlerde meydana
gelen facialar nedeniyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner
Yıldız hakkında Anayasanın 98'inci ve 99'uncu, TBMM
İçtüzüğünün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru
açılmasını arz ederiz.
Pervin
Buldan İdris
Baluken
HDP
Grup Başkan Vekili HDP
Grup Başkan Vekili
Gerekçe:
AKP hükûmetleri boyunca, Türkiye'nin temel sorunları
çözülmediği gibi daha da derinleşmiştir. Bu sorunların
başında, enerji alanındaki rantçı ve gayriinsani üretim
politikaları gelmektedir.
Türkiye, alternatif enerji kaynakları
bakımından oldukça avantajlı bir ülke olmasına rağmen
bunlardan yararlanmamış, aksine HES, nükleer santral ve fosil
kaynaklar gibi canlı yaşamına kasteden ve doğal dengeyi
bozan kaynaklara, ilkel üretim yöntemleriyle yönelmiştir.
13 Mayıs 2013'te Soma'da yaşanan maden
faciasında 301 işçi hayatını kaybetmiş olmasına
rağmen, Soma'dan önce olduğu gibi sonrasında da ilgili
bakanlık sorumluluğu altındaki bu alana ilişkin hiçbir
önleyici adım atmamıştır. Partimiz başta olmak üzere
muhalefetin yapısal çözüm önerileri getiren teklifleri reddedilmiş,
uzmanların, ilgili sendikaların öneri ve uyarıları dikkate
alınmamıştır.
Soma katliamının üzerinden henüz altı ay
geçmeden bu kez de Karaman'ın Ermenek ilçesinde bulunan madende 18
işçi sular altında kalmıştır. Aynı günlerde
Bartın'da 2, Zonguldak'ta da 1 maden işçisi göçük altında
kalarak can vermiştir. Ermenek'te madende sular altında kalan
cansız bedenlerin tümüne ancak otuz sekiz gün sonra
ulaşılabilmiştir.
Ermenek'te meydana gelen elim kazanın üzerinden bir
ayı aşkın bir zaman geçtikten sonra ancak bedenlerin
tamamına ulaşılmış olması,
bakanlığın, bu gibi hayati durumlara karşı bir
hazırlığının olmadığını, işçi
sağlığı ve can güvenliğini tamamen göz ardı
ettiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Emekçisine ölümü reva
gören bu siyasal ve etik anlayışın, toplumsal adalet
açısından ne denli sakıncalı olduğu gerçeği
yaşadığımız bu facialarla bir kez daha ortaya
çıkmıştır.
3213 sayılı Maden Yasası 4üncü maddesinde
madenlerin, devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu
belirtilmiş, 5inci maddesinde hakların bölünmemesi ilkesi kabul
edilmiş olmasına rağmen, ilgili bakanlık redevans
uygulamalarıyla maden çıkarma ve satış haklarını
özel kişilere bırakmış, aralarında madencilik
alanında uzman sadece 8-10'u geçmeyen şirketin bulunduğu 200'den
fazla redevansçı taşeron şirkete müdahale etmeyerek bu iş
cinayetlerinin önünü sonuna kadar açmıştır.
Soma katliamının ardından
gerçekleştirilen yasal düzenlemelerin uygulamada ortaya
çıkaracağı sorunlar görmezden gelinmiş, gerekli önlemler
alınmadığı için, işverenin, ortaya çıkan ek
maliyetleri çalışanlara yansıtmasına izin verilmiş,
hiçbir bilimsel çalışmaya tabi tutmadan Ermenek'te rezerv
tükendiği için kapanan madenlerin hemen yanında ocak çalıştırılmasına
göz yumarak madencilerimizin canı pahasına bu alanları sermaye
için tam bir ilkel birikim zeminine çevirmiştir.
Maden ruhsatlarının neredeyse hepsinin iktidar
partisine yakın veya organik ilişki içinde olanlara verilmesi
tesadüfi olmadığı gibi, iktidarın bu yöntemlerle
yandaş sermaye yaratma politikasını sonucunda genel piyasa
dengesi bozulmuş, sermayenin karşılaması gereken maliyetler
emekçiler omuzlarına yıkılarak emek sermaye dengesi sermaye
lehine radikal bir şekilde dönüşmüştür.
Enerji politikalarında sürekli sermayenin
önceliklerini dikkate alan Sayın Yıldız, gelişmiş
ülkelerdeki madencilik uygulama ve mevzuatını dikkate
almamıştır. TBMM bünyesinde kurulan maden araştırma komisyonu
raporları başta olmak üzere, çok sayıda bilimsel rapor görmezden
gelinmiş, katliamdan hemen önce muhalefet vekillerinin feryadına
kulak tıkanmıştır.
Madenlerde gerekli düzenlemeleri yapmayan, madencileri
işverenin insafına terk eden, yer altı maden
kaynaklarını sermaye lehine yasaları hiçe sayarak sermayeye
peşkeş çeken Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner
Yıldız'ın, emekçilerin can güvenliği ve çalışma
koşulları için işgal ettiği mevkiden istifa etmesi,
toplumsal, ahlaki ve demokratik bir zorunluluk hâlini almıştır.
BAŞKAN Bilgilerinize sunulmuştur.
Gensoruların gündeme alınıp
alınmayacağı hususundaki görüşmenin gününü de kapsayan
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi biraz sonra işleme
alınacaktır.
Bir Meclis soruşturması önergesi vardır.
Önerge bastırılıp sayın üyelere bugün
dağıtılmıştır.
Şimdi önergeyi okutuyorum:
D)
Meclis Soruşturması Önergeleri
1.-
Tokat Milletvekili Orhan Düzgün ve 54 milletvekilinin, İstanbul Atatürk
Havalimanında bekletilen 1,5 ton altının bulunduğu bir
uçağın sahte belge ve beyanlarla Dubaiye gönderilmesine imkân
sağlayarak altın kaçakçılığıyla ilgili suç
delillerini ortadan kaldırdığı, olayla ilgili
sorumlulukları bulunan üst düzey kamu görevlileri hakkında hiçbir
işlem yapmadığı, olayın etkin
soruşturulmasını engelleyerek denetim görevini yerine
getirmediği, altın kaçakçılığı ile rüşvet ve
yolsuzluk olaylarının kapatılmasına olanak
sağladığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 257nci
maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçuna uyduğu iddiasıyla
Anayasanın 100üncü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün
107nci maddeleri uyarınca Gümrük ve Ticaret eski Bakanı Hayati
Yazıcı hakkında bir Meclis soruşturması
açılmasına ilişkin önergesi (9/12)
5/12/2014
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
İran'da tutuklanarak tüm malvarlığına
el konulan Babek Zencani'nin kiraladığı ULS Havayollarına
ait TC-ABK KZU755 sefer sayılı kargo uçağında Babek
Zencani'ye ve Rıza Zarrab'a ait kanun dışı yollardan
Türkiye'ye sokulmak istenilen, hiçbir resmi belgeyi haiz olmayan ve Gana'dan
kaçak yollarla getirilen 1.500 kg altın dolusu uçağın yoğun
sis gerekçesiyle, 1 Ocak 2013'te İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı
yerine İstanbul Atatürk Havalimanı'na inmesi üzerine; Babek Zencani
ve Rıza Zarrab'a ait 1.500 kg altının, herhangi bir fatura ve
taşıma belgesi olan konşimentosunun bulunmadığı
gerekçesiyle uçak parkına çekilerek mühürlenmiş, yasal belgelerinin
ibrazı istenilmesi üzerine de, sahte konşimento ve uçağın
inişinden sonrası tarihe ait faturalarla Gümrük İdaresi yanıltılarak
işlem yaptırılmaya çalışıldığı
anlaşılmıştır. Bunun sonucunda 17 gün
havalimanında bekletilen altın dolusu uçağın 18.01.2013
tarihinde sahte belgelerle ve beyanlarla Dubai'ye gönderilmesine imkan ve ortam
tanıyarak altın kaçakçılığındaki suç delillerini
ortadan kaldıran Gümrük Bakanı Hayati Yazıcı, yapılan
işlemlere yasal kılıf hazırlandıktan ve söz konusu
uçağın ülkemizi terk etmesinden 29 gün sonra, 15 Şubat 2013'te
olayın incelenmesi için 254 sayılı soruşturma
talimatında "uçağın taşıdığı
eşyanın transit eşyası olduğunu, Dubai'ye
gittiğini, akaryakıt ikmali için uçağın Türkiye'ye
iniş yaptığını" belirterek bu yönüyle
soruşturma yapılmasını, yapılan
soruşturmanın da 1 aylık süre içerisinde
tamamlanmasını istemiş ve görevlendirdiği müfettişi
yönlendirerek, soruşturma süresini 1 aylık süreyle
kısıtlamış, görevlendirdiği müfettiş
tarafından hazırlanan raporla altın
kaçakçılığı olayına dair yolsuzlukların
kapatılmasını sağlamıştır. Yine, kendi
ve/veya üst düzey kamu bürokratlarının talimatıyla
kaçakçılık olaylarının kapatılmasına yardım
etmiş veya bilerek müsamaha göstermiş kamu görevlilerini koruyarak ve
bu amaçla göstermelik olarak alt düzey kamu kamu görevlileri hakkında
soruşturma yaptırarak, Gümrük Müsteşarı dahil olaya dahli
bulunan üst düzey bürokratlar hakkında hiçbir işlem
yaptırmamış, 5607 sayılı Yasanın 4/6 ncı
maddesine ve TCK'nın 279/1 inci maddesine göre açıkça suç
işleyen kamu görevlilerini aklamış, mevzuatın
Bakanlıklarına tanıdığı kontrol ve denetim
görevlerini yerine getirmemiş, 1.500 kg altın
kaçakçılığı olayının ve bu kapsamda yapılan
rüşvet ve yolsuzluk olaylarının kapatılmasına bilerek
olanak tanımış, altın kaçakçılığı
olayının ileride adli makamlarca öğrenilmesi ve bu
kaçakçılık fiilinin 5607 sayılı Yasa 3/11 4/1, 4/2, 4/5'nci
maddesi kapsamında ve bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlendiği
iddiası ile yeniden soruşturulabileceği düşüncesiyle,
Zencani'nin şirketlerine ve ortağı olan Rıza Zarrab'a
ağır cezaların verilmesinin 'önüne geçilebilmesi amacıyla,
11 Nisan 2013 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan, 6455 sayılı
Kanun ile 5607 sayılı Yasanın 3/11'inci maddesini kabahat
olmaktan çıkararak, bununla ilgili olarak taksirle suç işlenen
fiillerin cezalandırıldığı 4458 sayılı
Gümrük Kanununda düzenlemeler yaparak, kaçakçılık sayılan bu
fiil ve kabahat ifadesinin 5607 sayılı Kaçakçılık Kanunundan
çıkarılmasını sağlamış, bu sayede süreç
içerisinde altın kaçakçılığı fiil ve eylemini
gerçekleştirmeye teşebbüs eden ULS Havayollarına ve
yetkililerine idari para cezası kesmek yerine, söz konusu suçu
işlemeyen firmalara idari para cezası keserek haksız ve hukuksuz
kesilen para cezalarının mahkemeler nezdinde daha kolay iptal
ettirilmesi sağlanmıştır. Yukarıda açıklanan
nedenlerden ve bunları görevi sırasında işlemesinden
dolayı eski Gümrük ve Ticaret Bakanı Rize Milletvekili Hayati
Yazıcı'nın eylemleri Türk Ceza Kanununun 257. maddesinde yer
alan görevi kötüye kullanmak suçlarına uygun düştüğünden Anayasanın
100 ve TBMM İçtüzüğünün 107. Maddeleri uyarınca Meclis
Soruşturması açılmasını saygılarımızla
arz ve teklif ederiz.
1)
Orhan Düzgün (Tokat)
2)
Ali Özgündüz (İstanbul)
3)
Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale)
4)
Ali Rıza Öztürk (Mersin)
5)
Mehmet Hilal Kaplan (Kocaeli)
6)
Kemal Ekinci (Bursa)
7)
Osman Oktay Ekşi (İstanbul)
8)
Adnan Keskin (Denizli)
9)
Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)
10)
Ayşe Eser Danışoğlu (İstanbul)
11)
Melda Onur (İstanbul)
12)
Turgay Develi
(Adana)
13)
İhsan Özkes (İstanbul)
14)
Ali Serindağ (Gaziantep)
15)
Aykut Erdoğdu (İstanbul)
16)
Atilla Kart (Konya)
17)
Ali Sarıbaş (Çanakkale)
18)
Mevlüt Dudu (Hatay)
19)
Erdal Aksünger (İzmir)
20)
İzzet Çetin (Ankara)
21)
Emre Köprülü (Tekirdağ)
22)
Rıza Türmen (İzmir)
23)
Ercan Cengiz (İstanbul)
24)
Haluk Ahmet Gümüş (Balıkesir)
25)
Alaattin Yüksel (İzmir)
26)
Osman Kaptan (Antalya)
27)
Muharrem Işık (Erzincan)
28)
Selahattin Karaahmetoğlu (Giresun)
29)
Ayşe Nedret Akova (Balıkesir)
30)
Doğan Şafak (Niğde)
31)
Ömer Süha Aldan (Muğla)
32)
Arif Bulut (Antalya)
33)
Turhan Tayan (Bursa)
34)
Mustafa Moroğlu (İzmir)
35)
Aytun Çıray (İzmir)
36)
Sedef Küçük (İstanbul)
37)
Ali Haydar Öner (Isparta)
38)
Mustafa Ali Balbay (İzmir)
39)
Aytuğ Atıcı (Mersin)
40)
Mehmet Volkan Canalioğlu (Trabzon)
41)
Mahmut Tanal (İstanbul)
42)
Özgür Özel (Manisa)
43)
Gürkut Acar (Antalya)
44)
Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
45)
Aykan Erdemir (Bursa)
46)
Haluk Eyidoğan (İstanbul)
47)
Uğur Bayraktutan (Artvin)
48)
Osman Faruk Loğoğlu (Adana)
49)
Süleyman Çelebi (İstanbul)
50)
Hüseyin Aygün (Tunceli)
51)
Turgut Dibek (Kırklareli)
52)
İdris Yıldız (Ordu)
53)
Müslim Sarı (İstanbul)
54)
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
55)
Refik Eryılmaz (Hatay)
BAŞKAN Anayasanın 100üncü maddesi ve
İç Tüzükün 108inci maddesine göre Meclis soruşturması
açılıp açılmaması hakkında yapılacak
görüşmelerin günü, önergenin verilişinden itibaren bir ay içinde
görüşülüp karara bağlanacak şekilde, bir özel gündem hâlinde
Danışma Kurulunun teklifi üzerine Genel Kurulca tespit edilecektir.
E)
Duyurular
1.-
Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği
Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen 1
üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan
milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin
duyuru
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Kadın
Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu
olmayan milletvekillerine de 1 üyelik düşmektedir. Bu Komisyona aday olmak
isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin, 23 Aralık
2014 Salı günü saat 18.00e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini
rica ediyorum.
Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun
İç Tüzükün 19uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır,
okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza
sunacağım.
VII.-
ÖNERİLER
A)
Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.-
AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden
düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 665 sıra
sayılı Kanun Teklifinin kırk sekiz saat geçmeden gündemin
Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler kısmının 3üncü sırasına
alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna
göre teselsül ettirilmesine; (11/40) ve (11/41) esas numaralı Gensoru
Önergelerinin 9 Aralık 2014 Salı günü gündemin "Özel Gündemde
Yer alacak İşler" kısmının 1inci ve 2nci
sıralarına alınmasına ve ön görüşmelerin bu
birleşimde yapılmasını müteakip sözlü soruların ve
diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmında yer alan işlerin
görüşülmesine; (9/11) ve (9/12) esas numaralı Meclis
Soruşturması Önergelerinin 6 Ocak 2015 Salı günkü gündemin
"Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının
sırasıyla 1inci ve 2nci sıralarına alınarak ön
görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına;
13, 20 ve 27 Ocak 2015 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile
diğer denetim konularının görüşülmemesine; 7, 14, 21 ve 28
Ocak 215 Çarşamba günkü birleşimlerinde diğer denetim konularının
görüşülmemesine ilişkin önerisi
Sayı: 1271 9/12/2014
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulu 09/12/2014 Salı günü
(bugün) toplanamadığından İç Tüzükün 19uncu maddesi
gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına
sunulmasını arz ederim.
Mustafa Elitaş
Kayseri
AK
PARTİ Grup Başkan Vekili
Öneri:
Bastırılarak dağıtılan 665
sıra sayılı Kanun Teklifinin kırk sekiz saat geçmeden
gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmının 3üncü
sırasına alınması ve diğer işlerin
sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,
Genel Kurulun,
11/40 ve 11/41 esas numaralı gensoru önergelerinin,
9 Aralık 2014 Salı günkü (bugün) gündemin "Özel Gündemde Yer
alacak İşler" kısmının 1inci ve 2nci sıralarına
alınması ve Anayasanın 99uncu maddesi gereğince gündeme
alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin bu
birleşimde yapılmasını müteakip sözlü soruların ve
diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi
ve 665 sıra sayılı Kanun Teklifinin görüşmelerinin
tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesi,
9/11 ve 9/12 esas numaralı Meclis
soruşturması önergelerinin 06 Ocak 2015 Salı günkü gündemin "Özel
Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının
sırasıyla 1inci ve 2nci sıralarına alınarak
Anayasa'nın 100'üncü maddesi gereğince Meclis soruşturması
açılıp açılmaması konusundaki görüşmelerinin 06 Ocak
2015 Salı günkü Birleşiminde yapılması ve
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını
sürdürmesi,
Yukarıdaki birleşimlerde gece 24.00'te günlük
programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın
tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,
13, 20 ve 27 Ocak 2015 Salı günkü
birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının
görüşülmemesi ve 21.00'e kadar çalışmalarını
sürdürmesi,
07, 14, 21 ve 28 Ocak 2015 Çarşamba günkü
birleşimlerinde diğer denetim konularının
görüşülmemesi,
07, 08, 14, 15, 21, 22 ve 28, 29 Ocak 2015 Çarşamba
ve Perşembe günlerindeki birleşimlerinde 14.00-21.00 saatleri
arasında çalışmalarını sürdürmesi,
önerilmiştir.
BAŞKAN Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat.
Buyurunuz Sayın Kubat. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) Sayın
Başkanım, değerli arkadaşlar; partimizin vermiş
olduğu grup önerisinin lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz
almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce heyetinizi
saygılarımla selamlarım.
Değerli arkadaşlar, grup önerimizde Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun bugünkü çalışma gündemi ile ocak
ayı içerisindeki çalışma gündemi ve çalışma gün ve
saatleri hakkında değişiklik yapılması önerilmektedir.
Buna göre, kamuoyunda bedelli askerlik olarak bilinen 665 sıra sayılı
Askerlik Kanunu ile Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin kırk
sekiz saat geçmeden bugün gündeme alınarak, görüşmelerinin de
bitimine kadar yapılması önerilmektedir.
Öte yandan, yine, bugün, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Sayın Faruk Çelik ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Sayın Taner Yıldız hakkında verilmiş gensoruların
gündemin Özel Gündemde Yer Alacak İşler bölümünde 1 ve 2nci
sıralara alınmak suretiyle görüşmelerinin yine bugün -Genel
Kurul eğer grup önerimizi kabul ederse- yapılması
önerilmektedir.
Öte yandan, Millî Eğitim Bakanı Sayın Nabi
Avcı hakkında verilen (9/11), Gümrük ve Ticaret eski Bakanı
Sayın Hayati Yazıcı hakkında verilen (9/12) esas
numaralı Meclis soruşturma önergelerinin görüşmelerinin de 6
Ocak 2015 günü yapılması ve bunların da özel gündemin o günkü 1
ve 2nci sıralarına alınmak suretiyle görüşmelerinin o gün
yapılması önerilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulu daha önce aldığı kararla bütçe takvimini
kabul etmişti. Yarın bütçe görüşmelerine
başlayacağız. 22 Aralık Pazartesi günü bu görüşmeler
bitecek, 6 Ocağa kadar da bir ara verme kararı
almıştık. 6 Ocaktan itibaren de yine Türkiye Büyük Millet
Meclisinin ocak ayı içerisinde yapacağı salı günkü
birleşimlerin 15.00-21.00, çarşamba ve perşembe günü
yapacağı birleşimlerin de 14.00 ile 21.00 saatleri arasında
olması önerilmektedir.
Önerimize desteklerinizi bekler, yüce heyetinizi
saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Kubat.
Aleyhinde, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.
Buyurunuz Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
AK PARTİ Grubunun önergesi aleyhinde söz aldım.
Belki dikkatinizi çekmiştir, arkadaşlar, bu
önergede son tarih 29 Ocak 2015, kendi gündemini belirliyor. Yani bu şu
demek -sayın bakanlar da burada- erken seçim tarihi 26 Nisan, 1
Şubattan itibaren Meclis seçim takvimi nedeniyle tatile girecek, herkes
ona göre bundan sonra hareket etsin. Bu önergenin anlamı budur çünkü AK
PARTİ hep kendi gündemini Türkiye'nin gündemi olarak sunmuştur, böyle
bir yanlışın içine girmiştir. Şunu açık ifade
etmek istiyoruz: Bugün Türkiye'nin gündeminde çok hayati konular var, bütçe
görüşmeleri de yarın var, bunları biz
tartışacağız elbette, 23 Aralık tarihine kadar hep
konuşacağız.
Ancak, Meclisteki bütün milletvekillerine, bütün parti
milletvekillerine bir şey açıklamak istiyorum ve bütün
milletvekillerinin demokrasinin vazgeçilmez hakkı olan bütçe
hakkını, bir milletvekili, üye olarak kullanmalarını talep
edeceğim yani bir hukukçu milletvekili olarak, Plan ve Bütçe Komisyonunun
üyesi bir milletvekili olarak bunu talep edeceğim çünkü biz zamanında
bir muhalefet şerhi verdik. Muhalefet şerhimiz 108 sayfa
arkadaşlar, gördüğünüz gibi yani bu muhalefet şerhidir ve
gerçekten, emekçiler açısından, yoksullar açısından,
çalışanlar açısından, halklar açısından
nasıl bir bütçe olması gerektiğini, adaletsiz gelir dağılımını,
haksız vergileri, Türkiye ekonomisini, nasıl
gelişebileceğini; hepsini anlattık. Çok ciddi, gerçekten bütün
milletvekillerinin okuması gereken bir muhalefet şerhi. Özellikle de
bunu belirtiyorum çünkü biz eğer bütçe görüşüyorsak veya Hükûmetin
bir Başbakan yardımcısı çıkıp Otuz
yıllık çatışma süreci 1,2 trilyon dolara mal olmuştur.
diyorsa, trilyon dolarlara mal olmuş bir olayı çözmenin getirisini
veya çözümsüzlüğün getirisini de konuşmak bütçe ekonomi politiği
üzerinde son derece önemlidir.
Biz bunları açıkladık arkadaşlar.
Orta Doğudaki gelişmelere dikkat çektik ve çok bilimsel bir dilde,
siyaset bilim dilini kullanarak ne demişiz arkadaşlar çok net bir
şekilde? Göstereceğim. Irak Federal Kürdistan Bölgesinde bir yerde
geçmiş anlatırken. Bu, AK PARTİ Plan ve Bütçe Komisyonu
üyelerinizi son derece rahatsız etmiş. Şimdi, ben burada,
doğrusunu isterseniz, bunu bütün arkadaşlarımın
okumasını istiyorum çünkü bunu okudukları zaman bu
kavramların ne kadar resmî kavramlar olduklarını görecekler.
Yani Irakta bir federal devlet olduğunu, orada bir anayasa olduğunu,
orada bir Kürdistan Bölgesel Yönetimi olduğunu ve Türkiyenin petrol,
enerji, gaz sözleşmeleri imzaladığını görecekler yani
resmî evraklarımızda bunlar var.
Şimdi, burada, yine, bir bölümü okurlarsa
Kürdistandaki ekonomiden, Rojava Kürdistanı Kobanideki yaşanan
olaylardan bahsediyor, çözüm sürecinden bahsediyor ve Türkiyede,
Şemseddin Samiye de atıfta bulunarak Kürdistanla ilgili Meclis
tutanaklarındaki bilgilere dikkat çekiliyor. Bunların hepsi 6 sayfa
içinde birer paragraf bile değil ve biz burada çözüm sürecinin bütçe
görüşmelerinde dikkate alınmadığını ifade ederken
bu kavramları kullandık. Ne oldu? Bu bizim muhalefet şerhi,
kullandığımız kavramlar bunlar, bütün partiler burada,
arkadaşlarımın hepsi. Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonu,
zamanında gönderdiğimiz muhalefet şerhini buraya eklememiş,
raporda yok, yarın bütçe görüşmelerine başlayacağız,
yok. Bir muhalefet partisinin, grubu olan bir partinin muhalefet şerhi
yok. Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı sansürlüyor, zorbalık
uyguluyor, hukuka aykırı geliyor, İç Tüzük 42yi çiğniyor,
Anayasayı çiğniyor arkadaşlar ve keyfî olarak
İstemiyorum. diye buraya işlemiyor. Burada kimin muhalefet
şerhi var? CHPnin var, sonra MHPnin var. HDPnin şerhi nerede? Yok.
Niçin bunun içinde yok? O da yok. Arkadaşlar, burası
dağbaşı değil, burası muz cumhuriyeti değil, bu
İç Tüzükün kuralları vardır, bir de Hükûmet söylediği
sözlerin arkasında duracak arkadaşlar. Bakın, size
açıklayacağım izninizle.
(Hasip Kaplanın, Recep Tayyip Erdoğanın
Başbakanlığı döneminde bir AK PARTİ grup toplantısındaki
konuşmasını dizüstü bilgisayardan dinletmesi)
HASİP KAPLAN (Devamla) Dinleyin,
Cumhurbaşkanı konuşuyor, grubunuzda konuşuyor.
BAŞKAN Sayın Kaplan, ne söylediğini siz
söylerseniz daha iyi anlaşılacak, bir de kürsü size ait çünkü.
HASİP KAPLAN (Devamla) Sayın Başkan,
şimdi, bu, Cumhurbaşkanı -o zaman Başbakan-
Erdoğanın AK PARTİ Grubunda yaptığı
konuşmadır. Bu grup konuşmasında Kürt gerçekliğine,
Kürdistanın varlığına, Osmanlı Döneminde bir
eyaletin Kürdistan olduğuna, Atatürkten Kürdistan mebuslarına,
Lazistana atıf yapıp oradan Meclis tutanaklarını getirerek
CHP ve MHPye çağrıda bulunuyor, hatta merhum Türkeşten de
bahsediyor en sonunda, diyor ki: Damadım Kürttü. demişti. ve
böyle bir çağrıda bulunarak diyor ki: Biz gerçek ismi kullanmalıyız.
Şimdi, arkadaşlar, burada bunu niye size
dinlettim? Çünkü şu anki Cumhurbaşkanı partinizin genel
başkanıydı ve bu süre içinde bu konuşmaları
yaptı.
Şimdi, tabii, sizin bizim muhalefet şerhinden
çıkarmamızı istediğiniz Kürdistan ve Kürt kelimelerinin
gerçekliğine bakacağız. Şimdi şu resme iyi
bakınız şu resim size bir şey hatırlatıyor mu
arkadaşlar? İyi bakın bu resme, bir tarafta
Cumhurbaşkanı Erdoğan bir de Irak Federe Kürdistan Bölge
Başkanı Mesut Barzani, arkada da Kürdistan bayrağı var. Yok
mu şimdi bu? Yok mu, yok mu Kürt, Kürdistan? Muhalefet şerhini buraya
koymayarak yarın hangi bütçeyi görüşeceksiniz?
Bunu da geçtik, bakın, şimdi bunu da geçtik.
Size, yeni Başbakanımızın, taze
başbakanımızın çok taze bir gezisinin resmi, çok yakışıklı
iki resim. Birisi Başbakan Davutoğlu, nasıl,
yakışıklı çıkmışlar değil mi? Arkada
Türk Bayrağı var, Irak Federe devletinin bayrağı var,
Kürdistan bayrağı var ve Mesut Barzani var. Burası, Kürt ve
Kürdistan Bölgesel Yönetiminin bulunduğu yer değil mi? İnkâr
mı ediyorsunuz? Yani siz kendiniz değil misiniz bu?
Bakın, birazdan Enerji Bakanı hakkında
gensoru görüşmeleri var. Burada, muhalefet şerhimizde dile
getirmişiz enerjiyle ilgili çalışmaları. Peki, şu
gördüğünüz Enerji Bakanı heyetinin görüşme resmi değil mi?
Arkada Kürdistan bayrağı yok mu?
Şimdi, karar verin: Ya sizin
Başbakanınızın, Cumhurbaşkanınızın
dediği gibi Kürt ve Kürdistan vardır, yarın muhalefet
şerhimizin ekini basar getirirsiniz buraya ya da yarın bütçe görüşmelerinde
kıyameti koparırız. Bu bütçe görüşülmez, eksik raporla
bütçe görüşülmez. Muhalefet partilerini bu konuda ses vermeye davet
ediyorum. Muhalefet partileri bu konuda suskun kalma hakkına sahip
değiller. Bugün bize yapılanı kendilerine yaparlar. Soruyorum:
Eğer Kürt, Kürdistan yoksa Başbakanının sözlerini
çıkarın, Cumhurbaşkanı Erdoğanın sözlerini
çıkarın, bakanlarınızın sözlerini çıkarın ya
da bizimkini ekleyin. Kendinize ayar verin, ayar; artık karar verin,
karar. zamanıdır arkadaşlar. Biz bunu artık
taşımayız, çekemeyiz. Size yarına kadar süre,
basacaksınız bu kitabı. Ba-sı-la-cak! Yoksa
cevabını alırsınız. (HDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.
Buyurunuz Sayın Bostancı.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Efendim, konuya
ilişkin bir değerlendirmede bulunacağım.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Ne
değerlendirmesi?
BAŞKAN İsterseniz yerinizden söz vereyim,
yerinizden açıklamayı yapınız.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Siz Plan ve Bütçe
Komisyonu üyesi değilsiniz, Komisyon Başkanı gelsin. Komisyon
konuşsun, Meclis Başkanı konuşsun. Var mı böyle usul?
BAŞKAN Buyurunuz Sayın Bostancı.
V.-
AÇIKLAMALAR (Devam)
25.-
Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplanın AK PARTİ grup önerisi üzerinde
yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine
ilişkin açıklaması
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Hasip Bey,
karşılıklı konuşmayalım.
Bu problemin geçen yıl yaşanan bir benzeri var.
Yine, o zaman HDPnin yapmış olduğu, bütçeye ilişkin
şerhlerinde benzeri kavramlar geçmişti. Geçen yıl bu
tartışmayı yaşamıştık. Bu tür metinler
hazırlanırken Anayasa'ya ve yasalara uygunluğu konusunda bir
mutabakat teşekkül etmişti genel olarak ve Genel Kurulun
oylarıyla bunların düzeltilmesi için Meclise geri gönderilmesi
kararlaştırılmıştı. Aslında, bu yıl da
aynı şekilde bir problemle karşı karşıya
oluyoruz.
Hasip Beyin ifade ettiği gibi, Kürtlüğe,
Kürdistana, bu kavramların kullanılmasına yönelik herhangi bir
antipati, herhangi bir alerji söz konusu değildir. Türkiye'de elbette
Kürtler vardır, Türkiye'nin dışında da Kürtler vardır.
Sosyolojik olarak tanımlama ile hukuka ilişkin insanların
göstereceği uyum bazen birbirinden farklı olabilir. Türkiye'deki
rayiç hukuka baktığımızda, bu tür ifadelerin, metinlerin,
bütçe görüşmelerine ilişkin mevcut zabıtlarda bulunmasına
Anayasa ve İç Tüzük izin vermiyor, dolayısıyla bunlar
bulunmuyor. Geçen yıl da konuşmuştuk.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Hangi maddeler izin
vermiyor?
HASİP KAPLAN (Şırnak) Hangi maddeler
diyor ya?
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Geçen yıl üç...
HASİP KAPLAN (Şırnak) İşinize
gelince değil mi?
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Bir saniye... Hangi
madde, İç Tüzükün hangi maddesi?
HASİP KAPLAN (Şırnak) İşinize
geliyor değil mi?
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Hasip Bey...
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Hangi madde?
HASİP KAPLAN (Şırnak) Bilerek
konuşun, bilerek.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Hasip Bey... Hasip
Bey...
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Hangi maddeler?
HASİP KAPLAN (Şırnak) Bilerek
konuşacaksınız, bilgili olarak konuşacaksınız.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Hangi maddeler, lütfen
söyleyin.
BAŞKAN Sözünüzü tamamlayın Sayın
Bostancı.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Hasip Beyin sesini
yükseltmesinde böyle tehdit edici bir hava var, uygun değil.
Şurada...
HASİP KAPLAN (Şırnak) Sizin
anladığınız dil. Biraz öyle anlıyorsunuz!
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Hasip Bey, çok rica
ediyorum.
HASİP KAPLAN (Şırnak)
Anladığınız dil biraz, sizin
anladığınız dil o!
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Biz her türlü dilden
anlarız, her türlü dilden de cevap vermesini biliriz.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) Haddinizi de bileceksiniz o zaman.
MEHMET NACİ BOSTANCI
(Amasya) Ama burada Parlamentonun dili sükûnet dolu bir dil
olmalıdır. O zaman birbirimizi daha iyi anlarız.
Geçen yıl
yaşanan tartışmayı ve sonrasındaki gelişmeleri
Hasip Beyin muhteşem hafızası muhakkak
hatırlayacaktır. Dolayısıyla, bugün yaşanan böyle bir
problem söz konusu. Bunlar zaten konuşuluyor,
tartışılıyor; Hasip Beyin bugün itiraz ettiği konulara
ilişkin meseleler de mevcut siyasal gündemin, çeşitli müzakerelerin
de bir parçası. Bütün bunlar neticesinde, Türkiyenin birliği,
dirliği yolunda zaten bir yere varacağız. Lüzumsuz blokajlara da
gerek yok.
Çok teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.
ERTUĞRUL KÜRKCÜ
(Mersin) Blokajı kim yaptı?
HASİP KAPLAN
(Şırnak) Sayın Başkan, yanlış bir
açıklamada bulundu. Bir kere kendisi bilgili değil. Bize gelen
yazı var. Sayın Zozani ile ikimiz Komisyon üyesiyiz.
ADİL ZOZANİ
(Hakkâri) Benim de ayrıca söyleyeceklerim var Sayın Başkan
Hasip Beyden sonra.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) Tabii, tabii.
BAŞKAN Yerinizden
söz vereyim, lütfen. Yerinizden açıklama
ADİL ZOZANİ
(Hakkâri) Hayır efendim, bu usul sorunu.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) Hayır efendim, bu bir usul sorunudur. Yarın
bütçeyi görüşemeyiz. Bütçe konusu görüşülemeyecek bir hataya kurban
gidiyor.
ADİL ZOZANİ
(Hakkâri) Bu bir usul sorunudur.
BAŞKAN Sayın
Kaplan, söz vermeyeceğim demedim, yerinizden söz vereceğim dedim.
Lütfen, buyurunuz.
ADİL ZOZANİ
(Hakkâri) Hayır efendim, siz bunu yarın görüşemezsiniz. Bu
kadar hukuk
Anayasa diyorsunuz, Anayasaya aykırı
davranıyorsunuz.
BAŞKAN Ama burada
bu şekilde tartışarak da bu sorunu çözeceğimizi
sanmıyorum. Başka şekilde müzakere etmemizde yarar görüyorum.
Buyurunuz.
26.-
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, Amasya Milletvekili Mehmet
Naci Bostancının yaptığı açıklamasındaki
bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
HASİP KAPLAN
(Şırnak) Sayın Başkan, İç Tüzük 42nci madde çok
açık: Raporların, muhalefet şerhinin
yazılacağını yazar. Hiçbir komisyon divanı,
başkanlığı bu raporlara dokunamaz; bu raporları basar,
Meclis Başkanlığına gönderir. Bunun bir yetkisi varsa, bu
tasarrufu varsa, Meclis Başkanlığı çağırır
grubu, konuşur.
Bakın, bize Komisyon
Başkanı e-mail gönderiyor. Bakın, yazılı, resmî
tebligat bile değil, imzası bile yok, dikkat edin. Cumartesi, pazar
günü gönderiyor, dikkat edin.Burada diyor ki: Kürdistan ve Kürt kelimelerini
çıkarın. Bir iktidar partisi muhalefet partisine bunu
dayatırken bir kere kendisinin aynı şeyi söylemesi lazım,
bizim söylemek istediğimiz bu. Cumhurbaşkanınız mı
doğru söylüyor, siz mi doğru söylüyorsunuz?
Başbakanınız mı doğru söylüyor, siz mi doğruyu
söylüyorsunuz? Sizin kaç yüzünüz var? Kaç gerçekliğiniz var?
Çıktınız, size kürsüde okudum, size resim gösterdim. Eğer buysa,
nasıl basmazsınız bizim bu muhalefet şerhini? Bizim
muhalefet şerhi bu kavramları kullanırken ekonomik, politik
çerçevesinde bir değerlendirme getiriyor. Sizin bahsettiğiniz
bölücülük diye bir kelime sendromu sizin kafanıza, beyninize
işlemiş. Yok böyle bir şey. Biz Türkiye'nin bütünlüğünü,
bütünlüğü içinde çözümü savunuyoruz. Gerçekliği Türkiye'nin bu ama
siz Türkiye'nin gerçekliğini konuşmak istemiyorsunuz,
İmralıyla görüşmek, konuşmak istemiyorsunuz, çözüm
sürecini bu Mecliste konuşmak istemiyorsunuz. Bu çözüm sürecinin negatif,
pozitif etkilerini, bu bütçeye yansımasını, tek kelime Hükûmet
etmiyor, tek kelime çözüm süreci yok.
BAŞKAN Sayın Kaplan
HASİP KAPLAN (Şırnak) Bilmediğiniz
konularda düzeltirsiniz. Düzeltmezseniz grup olarak yarın bu bütçeyi
görüşemezsiniz. Bir partiyi yok sayamazsınız. Kendinize gelin
biraz ya!
BAŞKAN Sayın Kaplan
HASİP KAPLAN (Şırnak) İnkarcı
ve tırşıkçı politikalarınıza
mecbur değiliz sizin.
BAŞKAN Sayın Kaplan, teşekkür ediyoruz.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Sayın Başkan,
bir hususu, müsaade ederseniz
BAŞKAN - Bunun müzakerelerini
HASİP KAPLAN (Şırnak) Komisyon üyesi
Adil Bey.
BAŞKAN Evet.
daha sonra şey yapınız lütfen.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Müsaade ederseniz
Sayın Başkan.
Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak Sayın Kaplanla
birlikte bizim İç Tüzükün 42nci maddesine uygun olarak
hazırlayıp bütçe sıra sayısı içerisinde muhalefet
şerhi olarak yayınlanmasını arzu ettiğimiz ve vaktinde
Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına ilettiğimiz
metin, dağıtılan kitapçıkta yer almamaktadır.
BAŞKAN Gayet net anladık Sayın Zozani
bunu.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Kayıtlara geçmesi
açısından Sayın Başkanım, biz de bir talepte
bulunuyoruz.
BAŞKAN Evet, buyurun. Tabii
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Yarın bu bütçe
görüşülmeye başlanacak; takvimimiz dağıtıldı,
belirlendi ve yarın görüşmeye başlayacağız ancak
Parlamentoda bulunan 4 siyasi parti grubundan 1 tanesinin görüşü buraya
yansımamıştır. Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı
Sayın Recai Berber İç Tüzük 38 ve İç Tüzük 42nci maddelerine
göre usulsüz bir işlem yapmıştır.
Meclis Başkanlık Divanına şimdi
sözlü, birazdan da yazılı olarak başvuracağız. Bu
eksiklik giderilmediği takdirde
HASİP KAPLAN (Şırnak) Görüşülemez.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri)
İç Tüzük 42nci
maddeye göre yarın bu görüşmeler başlayamaz.
Başlamasında ısrar edilir ise Hükûmet temsilcilerinin, iktidar
partisi temsilcilerinin çokça sevdiği Anayasa hükümlerine aykırı
bir işlem gerçekleşmiş olacaktır. Mevcut Anayasa ve Meclis
İçtüzüğüne aykırı bir işlem, bir hukuksuzluk
vardır. Bunun düzeltilmesini, şu anda size resmen talepte bulunuyoruz
sözlü olarak.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Tutanaklara
geçmiş oluyor aynı zamanda.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Tutanaklara hem geçirmiş
oluruz hem de yazılı olarak birazdan Meclis Başkanlık Divanına
ileteceğim.
Ama, sayın grup başkan vekilinden de rica
ediyorum, biraz önce Türkiye kamuoyunu yanıltıcı bir ifade de
bulundu, diyor ki: İç Tüzüke uygun işlem yapmıştır.
İç Tüzükün hangi maddelerine göre Plan ve Bütçe Komisyonu
Başkanı işlem yapmış lütfen bizimle de
paylaşsın, biz de bilelim, boşuna itiraz etmemiş
olalım Sayın Başkan, biz de bilelim.
BAŞKAN Teşekkür ediyoruz Sayın Zozani.
Başvurduğunuzda gerekli incelemeler
yapılacaktır.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Biz şu anda
başvuru yapmış olduk Sayın Başkan.
BAŞKAN - Evet ama ben şu anda
HASİP KAPLAN (Şırnak) Tutanaklara geçti.
BAŞKAN Biliyorum.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Biz şu anda size
Hayır, bakın, başvurduğumuzda
değil.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Yani,
Başkanlık Divanısınız.
BAŞKAN Şu anda ben bunu
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Şimdi, saat
beş mazeretinin arkasına Meclis Başkanlık Divanı
sığınamaz.
BAŞKAN Sayın Zozani, siz de gayet net
bilirsiniz ki biz şimdi
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) - Ben mesai saatleri
içerisinde Meclis kayıtlarına geçecek şekilde size şu anda
resmen talepte bulunmuş oldum.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Kesinlikle, bunu
yaptık, yarın gelecek.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) Yarınki
görüşmelerde dile getirsinler.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Lütfen siz de İç
Tüzükün hükümlerini yok saymayın.
BAŞKAN Ben yok saymıyorum Sayın Zozani,
siz beni dinlemediniz.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Ben talepte bulundum,
talepte bulunacağınız zaman demeyin ama.
BAŞKAN Hayır, yazılı da
başvuracağınızı ifade ettiğiniz için de söyledim
bunu.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Genel Kurul bu,
geçti, tutanağa geçti.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Bakın, şu
anda ben resmen size, sözlü olarak bu talebimi Meclis Başkanlık
Divanına iletmiş oldum. Birazdan yazılı talebi de Meclis
Başkanlık Divanına ileteceğim ama şu anda talebimizde bulunmuş
olduk. Siz şöyle bir cümle kurarsanız muallakta kalır Sayın
Başkan, Türkçeyi ben de biraz biliyorum.
BAŞKAN Estağfurullah.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Müracaatta
bulunursanız talebinizi değerlendiririz. derseniz
BAŞKAN Öyle demedim.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri)
o zaman Mesai
saatleri içerisinde yetişmedi, efendim, bürokrasiye takıldı.
dersiniz. O nedenle bu cümlenin ne olduğunu biliriz.
BAŞKAN Sayın Zozani, bunu kastetmediğimi
biliyorsunuz yani bunu kastetmedim. Lütfen, öyle bir şey söylemedim, Yazılı
olarak da başvuracağınızı belirtmiştiniz. dedim.
Yani, ona başvuracaksınız nasıl olsa aynı
şekilde, bu Başkanlık da
HASİP KAPLAN (Şırnak) Sayın
Başkan, yazılı başvurumuzu Meclis
Başkanlığına, Genel Sekreterliğine bizzat Grup
Başkan Vekilimiz imzasıyla yapmış durumdayız. Burada,
matbaaya bunu göndereceksiniz muhalefet şerhimizi. Buna gelmedi, ek
yapacaksınız, basacaksınız. Yarın basmazsanız
burayı, Anayasayı ihlalden sizin başınıza ne
gelebileceğini iyi anladınız. Bu muhalefet şerhini her gün
okuruz bu kürsüde, her gün. Bu kadar da
BAŞKAN Sayın Kaplan
HASİP KAPLAN (Şırnak) Kendinize gelin
ya!
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Böyle şey
yapamazsınız, İç Tüzüke aykırı bir işlem
yaparsınız.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Kendinize gelin.
İşinize gelince Kürdistan, petrolde Kürdistan, işinize gelince
bölücü. Parayı marayı görünce Kürdistan.
BAŞKAN Sayın Kaplan, Meclis
Başkanlığı bunun gereklerini yerine getirecektir.
VII.-
ÖNERİLER (Devam)
A)
Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.-
AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden
düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 665 sıra
sayılı Kanun Teklifinin kırk sekiz saat geçmeden gündemin
Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler kısmının 3üncü sırasına
alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna
göre teselsül ettirilmesine; (11/40) ve (11/41) esas numaralı Gensoru
Önergelerinin 9 Aralık 2014 Salı günü gündemin "Özel Gündemde
Yer alacak İşler" kısmının 1inci ve 2nci
sıralarına alınmasına ve ön görüşmelerin bu
birleşimde yapılmasını müteakip sözlü soruların ve
diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmında yer alan işlerin
görüşülmesine; (9/11) ve (9/12) esas numaralı Meclis
Soruşturması Önergelerinin 6 Ocak 2015 Salı günkü gündemin
"Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının
sırasıyla 1inci ve 2nci sıralarına alınarak ön
görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına;
13, 20 ve 27 Ocak 2015 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile
diğer denetim konularının görüşülmemesine; 7, 14, 21 ve 28
Ocak 215 Çarşamba günkü birleşimlerinde diğer denetim
konularının görüşülmemesine ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN Şimdi konumuza geçiyoruz tekrar.
Lehinde, Kütahya Milletvekili Alim Işık
konuşacaktır.
Buyurunuz Sayın Işık. (MHP
sıralarından alkışlar)
ALİM IŞIK (Kütahya) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun vermiş olduğu grup
önerisinin usulen lehinde ancak esasen aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle
yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu grup önerisinde,
Türkiyenin son kırk beş gününde, kırk beş gün önce
Sayın Başbakanın Ne bedelli askerliği? Anadolu
çocukları askerlik yapacak, zengin çocukları bedel ödeyerek askere gitmeden
tezkere alacak, olur mu böyle bir şey? deyip kırk beş gün sonra
ne olduysa, rüyasında mı gördü, yoksa başka bir yolla mı
kendisine bilgiler geldi, bir anda bedelli askerlikten bahsetti. Genelkurmay
Başkanlığının görüşü yok, Türkiyenin içinde bulunduğu
şartlar irdelenmemiş, Hükûmet tasarısı hâline
getirilmemiş, grup başkan vekillerinin imzasıyla hazırlanan
bir kanun teklifi şeklinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine
kırk sekiz saat bile geçmeden getirilen bedelli askerlik teklif var.
Değerli milletvekilleri, daha önce
çıkartılan bedelli askerlik yasasında toplanan bedelli askerlik
paralarının kanunen şehit ailelerine ve gazilerimize
harcanacağını
Bu yüce Meclisten geçirilip daha sonra toplanan
paraları Suriyeli mültecilere harcayan Hükûmet bu konuda sınıfta
kalmıştır. Bu toplanacak yeni paraları nereye harcayacak,
bütçenin hangi açığını kapatmak üzere yüce Meclisten
kaçırarak Savunma Fonunda topladığı parayı ne amaçla
harcayacak? Bunlar aydınlanmadan, Genelkurmay
Başkanlığının resmî görüşü yüce Meclise
açıklanmadan bunun görüşülmesinin doğru olmayacağı
düşüncesinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Türkiyenin gündemi Sayın Başbakanın,
Sayın Cumhurbaşkanın söylemleri ardından belirlediği
gündem olamaz. Türkiyenin gündemi, bugün, VIP yolsuzluklarıdır, 17
ve 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarında
kaçırılan millet malıdır, devlet malıdır.
Bunların üzerinde konuşmaların yapılması ve
sorumluların buna göre gerekli şekilde
cezalandırılması gereken düzenlemeler yapılması
gündemdeyken maalesef bugün, bu yüce Meclisin, yarın başlayacak bütçe
görüşmeleri öncesinde alelacele böyle bir gündemle meşgul edilmesinin
doğru olmadığını düşünmekteyiz.
Değerli milletvekilleri, Türkiyenin gerçek gündemi,
bugün kaybettiğimiz 3 şehidimizin, askerimizin hangi yolla
kaybedildiğinin doğru bilgilerinin burada
açıklanmasıdır. Genelkurmay Başkanlığı
açıklama yaptı. diyor televizyonun biri, 1 asker cinnet
geçirmiş, önce 2 asker vurmuş, sonra kendini vurmuş, şehit
olmuş; Vali açıklama yapıyor PKK/PYD güçleriyle savaş
sırasında askerlerimizi şehit verdik. diyor; öbür taraftan,
Suriyeden açılan ateş sonucu askerlerimizin kaybedildiği
söyleniyor. Değerli milletvekilleri, ne oluyor bu memlekette?
Çözüm süreci diyorsunuz, arka planda PKK-AKP
pazarlığı devam ediyor; milletin vekilleri, AKPli vekilleri
burada ne konuşulduğunu bilmiyor, zaten muhalefet hiç bilmiyor,
millet hiç bilmiyor. Bu gündemler varken, böylece AKPnin bütçe
açıklarını kapatacak, başka yerlere para aktaracak, kaynak
açığını kapatmak üzere, alelacele, seçim öncesi âdeta
rüşvet anlamını taşıyacak bedelli askerlik teklifinin
bu gündeme getirilmiş olması doğru bir yaklaşım
değildir; doğru değildir diyoruz.
Değerli
milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan
Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Samsun Milletvekili Sayın Haluk
Koçun medyayla paylaştığı ve daha sonraki
açıklamalarda paylaşılanlar, buz dağının sadece
tepesi olarak kamuoyunun gündemine getirilen iddialar çok önemlidir, bu yüce
Meclisin her bireyinin mutlaka üzerine gitmesi gereken en önemli konudur. Yüz
binler KPSSye girecek, maddi ve manevi her türlü fedakârlıkta bulunacak,
para harcayacak, emek harcayacak, sadece Anadolu çocuğu olduğu için
ve yakın bir AKPli milletvekili, bakan, siyasetçi ya da bürokratı
bulunmadığı için dışarıda sıra bekleyecek,
diğer evlatlar torpilli bir şekilde bu devletin en üst düzey
kadrolarına atanacak ve bunda bu yüce Meclis sessiz kalacak. Bu gündemler
varken böyle bir gündemin doğru olmadığını
düşünüyoruz.
Daha sonra, getirilen
bedelli askerlik yasası içerisinde erbaşların ilköğretim ve
ortaöğretim mezunu olmaları hâlinde yaş sınırıyla
ilgili hiçbir anlam ifade etmeyen bir düzenleme getiriliyor. Buradaki asıl
sorun, sözleşmeli erlerde, erbaşlarda süresi gelen Anadolu
çocuklarının hangi sebeple işine son verildiği belli
olmayan sözleşmeyi sona erdirmeleri konusudur, gelin buna çözüm
bulalım. Niçin bu Anadolu çocuklarının, askeriyenin ilgili
birimlerinde, Hava Kuvvetlerinde, Deniz Kuvvetlerinde, Kara Kuvvetlerinde ve
Jandarmada kendilerinin herhangi bir talebi olmadan, herhangi bir gerekçe
gösterilmeden bir komutanın kararıyla işine son veriliyor?
Daha sonra, kanunla, söz
konusu istifaları etmiş olan erbaşların devletin diğer
kadrolarına geçebilme hakkı verilmiş olmasına rağmen,
bugüne kadar sadece şimdiki Sayın Cumhurbaşkanının
2011 yılında yayınladığı bir genelgeye istinaden,
Devlet kurumlarında boşalan kadroların ancak maksimum yüzde
2si bu amaçla kullanılabilir. genelge hükmü doğrultusunda, bu
Anadolu çocukları işsiz, psikolojik bunalım altında, bugün,
kapı kapı dolaşıp iş arıyorlar. Gelin, bunu
çözelim. Gelin, 45 yaşı, 50 yaşa, 55 yaşa, emekli
olabileceği yaşa kadar yükseltelim, bu insanları sebepsiz bir
şekilde mağdur etmeyelim. Getirilen diğer maddelerin hepsi dolgu
madde. Askeriyenin sorunu bu değil ki. Askeriyenin sorunu, görevlerine son
verilen Anadolu çocuklarının işsiz, perişan bir
şekilde AKPnin il ve ilçe yöneticilerinin önünde takla atması
sorunudur. Bu sorunu çözelim. Bu sorunu çözmüyorsunuz, getirmişsiniz böyle
bir kanun teklifini, asıl amaç bedelli askerlik, para toplama ve bazı
üst düzey bürokratların çocuklarına, para vererek, 18 bin TLye belge
alma amacı; onu gizleyerek başka maddeler koymuşsunuz. Buna onay
veremeyiz. Gelin, Türkiye'nin gerçek gündemi konusunu bu yüce Mecliste
tartışalım.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin önemli
konularından birisi, bugün, gümrüklerde, antrepolarda yakalanan, kaçak
etten tutunuz, kaçak saate kadar, sahte saate kadar yakalanan malların
Türk piyasasında gezmesi konusudur. Gelin, bunları çözelim, bunları
tartışalım. Ne oluyor bu memlekette? Kim, hangi malı,
nasıl ihalelere katılarak alıyor da Türkiye'nin sınırlarından
Türkiyeye sokuyor, satıyor? Binlerce insan mağdur ediliyor ve
kazananlar iktidar yandaşları oluyor. Bunların
hesabını soralım.
O nedenle, bu gündemin yerinde bir gündem
olmadığını bir kez daha ifade ediyorum.
Özellikle kadro yolsuzluklarının, kamuya VIP
atamaları, AKP kadrolaşması ya da kadro yolsuzluğu ve
benzeri isimlerle manşette yer alan konunun üzerine gidelim. Bu
insanların istifalarını özellikle Adalet ve Kalkınma
Partili milletvekili arkadaşlarımın bu kürsüden gelip
söylemeleri ve bu haksızlıkları sona erdirmeleri
gerektiğini düşünüyoruz. Bunun -lütfen- hassasiyetle davranılması
gereken önemli bir konu olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bir diğer önemli
konu, KPSS atamalarında sıra bekleyen binlerce, yüz binlerce
gencimizin açılacak olan kadrolara yerleştirilmesi konusunda
adaletsiz dağılım konusudur. Bazı alanlara müracaat
sayısı ilan edilen kontenjanın altında kalmasına rağmen
sürekli kadro verilirken bazı alanlara 1, 2, 3 gibi sembolik kadrolar
verilerek, örneğin teknik öğretmenlere, teknik eğitim
mezunlarına, birçok branş öğretmenine bu kadroların
verilmemesi, esirgenmesi; gıda mühendislerine, ziraat mühendislerine,
balıkçılık teknolojisi, su ürünleri mühendislerine, ziraat
teknisyenlerine, veteriner hekimlere, teknikerlere bu kadroların
esirgenmesi gerçekten anlaşılabilir gibi değildir. Geliniz, bu
ülkenin gerçek gündemiyle uğraşalım, bu gündemi başka bir
şekilde değerlendirelim.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ALİM IŞIK
(Devamla) - Teklifimizi kabul edin diyor, saygılar sunuyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.
Aleyhinde, İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi
Buyurunuz Sayın
Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerinde söz
aldım.
Grup önerisi, bugünün
çalışma programı ile ocak ayındaki, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulunun çalışma programını düzenliyor.
Bugünle ilgili olarak,
bedelli askerliğin hemen görüşülecek olmasına Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu olarak destek verdiğimizi burada ifade ediyorum. Dün bununla
ilgili teklif Millî Savunma Komisyonunda görüşüldü ve bugün de kırk
sekiz saat beklemeden teklif burada görüşülecek.
Buna
mutabakatımızı bildirirken, bedelli askerliğin yanına
sıkıştırılan ve gerektiği şekilde
görüşülmeyen sözleşmeli er ve erbaşla ilgili düzenlemeyi şu
aşamada, çok aceleye getirilmiş bir düzenleme olarak görüyorum;
yeterince tartışılmamıştır. Onun bedelli askerlik
gibi acilen çözülmesi gereken bir sorunun yanına yerleştirilmiş
olmasını doğru bulmuyorum. Ayrıca, ocak ayında denetim
günü olan her salı gününde sözlü soruların görüşülmemesi
yönündeki Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini de yanlış
bulduğumu ifade ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün, bedelli askerlik
bekleyen gençlerimizin, vatandaşlarımızın gözü Türkiye
Büyük Millet Meclisinde. Buradan çıkacak olan yasa bizim
sorunlarımızı çözecek midir? Ödeme konusunda bir
iyileştirmeye gidilecek midir? İki ay gibi öngörülen vade
uzatılacak mıdır? 1988 doğumlular da bu kapsama girecek
midir? Herkesin beklentisi bu yöndedir. Umarım yararlı bir
görüşme olur, beklentilerle Türk Silahlı Kuvvetlerinin asker
ihtiyacını buluşturacak, karşılıklı
dengeleyecek şekilde bir noktayı hepimiz burada bulabiliriz.
Değerli arkadaşlar, bedelli askerlik maalesef
Türkiyenin bir gerçeğidir. Bugüne kadar tam 4 kez bedelli askerlik
düzenlemesi yapılmıştır; 1987 yılında, 1992
yılında, 1999 yılında ve en son olarak da 2011
yılında. 4 kez bedelli askerlik düzenlemesi yapılmış
olması ve son bedelli askerlik düzenlemesinin de
başarısızlıkla sonuçlanması yeni bir bedelli askerlik
düzenlemesi yapılacağı konusunda toplumda bir beklentiye yol
açmıştır. Hatırlanacaktır, 2011 yılında
yapılan bedelli askerlik düzenlemesinde 30 yaş sınırı
öngörülmüştü ve 30 bin liralık bedel öngörülmüştü. Hem
yaşın yüksekliği hem bedelin yüksekliği o yasanın başarısızlıkla
sonuçlanmasına yol açtı. O zaman itibarıyla 470 bin kişi
kapsama girdiği hâlde, o yaş sınırının üzerinde
470 bin kişi olduğu hâlde bunun sadece 70 bini başvuru
yaptı, 400 bini başvuru yapmadı. Şimdi, bu uygulamadan ders
alınarak bugün bu düzenlemenin yapılması lazım.
Alınacak ders şudur: Bedel yüksekti, yaş yüksekti. Demek ki bir
makulü bulur isek -elbette bunun bir makul sınırı vardır-
başarılı bir bedelli askerlik uygulaması yapabiliriz.
Bedelli askerlik beklentisine yol
açılmasının, toplumda böyle bir beklenti
oluşmasının iki temel nedeni vardır: Birincisi, Türkiyede
askerlik süresi uzundur. 1111 sayılı Askerlik Kanunu 1927
yılında çıkmıştır ve 1927 yılındaki Türkiyede
devletin ihtiyaçları ile bireyin, vatandaşın ihtiyaçları
tamamen farklıydı, bugün tamamen farklıdır. Kurtuluş
Savaşını vermiş, cumhuriyeti kurmuş olan bir
yönetimin çıkarmış olduğu, cumhuriyet
kadrolarının çıkarmış olduğu bu kanunun o dönem
itibarıyla devlet öncelikli olarak çıkmış olması gayet
doğaldır. Dünya küresel bir dünya değil. Askerlik konusunda
gelişmeler yok, kısalma yönünde bir eğilim yok. Dünya
tehlikelerle dolu. Nitekim, daha sonra yeni bir dünya savaşı meydana
geldi. Ama bugün artık Türkiyede askerlik süresi uzundur. Askerlik
süresini makule indirmediğimiz sürece bedelli askerlik beklentileri
engellenemeyecektir, birinci neden budur. Şu an itibarıyla on iki ay
olan askerlik süresini ilk aşamada dokuz aya indirmek, ilerleyen
dönemlerde de -bakın, hemen demiyorum, Cumhuriyet Halk Partisinin askerlik
projesini açıklıyorum- gelecek dönemde de bunu kademeli olarak
altı aya kadar indirmek mümkündür. Hem devletin ihtiyaçlarını,
devletin asker ihtiyacını gözeteceğiz hem de bireyin,
insanımızın hayatını, onun bireysel
ihtiyaçlarını gözeteceğiz. Bu ikisini bir dengede buluşturmak
yasa yapıcının göstereceği maharete, başarıya
bağlıdır.
Bedelli askerlik beklentisine yol
açılmasının ikinci nedeni de devamlı bedelli askerlik
düzenlemesi yapılmasıdır. Her düzenleme yeni bir beklentiye yol
açmaktadır, açacaktır. Bu düzenleme de beklentileri kesmeyecek, yeni
bir beklentiye mutlaka yol açacaktır. O nedenle, hemen bunun akabinde bir
askerî reform projesini uygulamaya koymamız lazım. 1111
sayılı Kanunun, 1927 yılında çıkmış olan
kanunun, zaman içinde değişiklikler geçirmiş olsa da insanımızın
ihtiyaçlarına ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin asker ihtiyacına
cevap verecek şekilde, bu ikisini uygun bir dengede buluşturacak
şekilde yeniden düzenlenmesi lazım. Askerlik, artık bir vatan görevi
olarak insanımızın hayatında kesintiye yol açan bir süreç
değil, onların hayatlarına katkıda bulunan bir sürece
dönüştürülmek zorundadır.
Değerli arkadaşlar, tasarıda, daha
doğrusu teklifte, bedelli askerlikle ilgili olarak, yaş için, 1 Ocak
1988 veya daha önceki tarihlerde doğmuş olmakla birlikte bugüne kadar
askerlik hizmetini yapmamış olanlar kapsama girmektedir. Birinci
söyleyeceğim budur.
İkinci söyleyeceğim bedeldir. Bedel olarak da
18 bin liralık bir bedel öngörülmüştür ve bu bedelin de iki ay içinde
ödenmesi öngörülmüştür. Şimdi, gelin, 2011 uygulamasından ders
alalım. 2011de bedel yüksekti. Evet, onu gördünüz, 18 bin liraya
iniyoruz. diyorsunuz ama bakın, arkadaşlar, bu da doğru
değil. Herkes için 18 bin lira. demek eşitlik değildir. Bu 18
bin lirayı ödeyemeyecek olan gençlerimiz vardır, parası olmayan
gençlerimiz vardır. TÜİKin yoksulluk sınırı 14 bin
liradır. Yıllık 14 bin liranın altında geliri olan ya
da hiç geliri olmayan yüz binlerce insanımız vardır. Gelin,
buraya bir madde ilave edelim, yıllık geliri 14 bin lira veya daha az
olan veya hiç geliri olmayan gençlerimizden hiçbir bedel almayalım.
Eşitlik budur, Herkes versin 18 bin lirayı. demek eşitlik
değildir. Bu hatayı 2011de yaptınız. Bunun
yanlış olduğunu söyledik, bugün yine aynı
yanlışı tekrar ediyorsunuz. Parası olmayan gitsin, kredi
alsın. deniliyor. Herkes 18 bin lira kredi alabilecek durumda değil.
Bana mailler geliyor, sosyal medya üzerinden mesajlar, tweetler geliyor,
vatandaşlarımız şikâyetlerini bildiriyor, ben bunu Genel
Kurula aktarıyorum. Bu tasarının, teklifin içine bedelsiz bir
bölümü yerleştirmek zorundayız.
İkincisi: İki aylık ödeme süresi
azdır, bunu en az altı aya çıkarmak zorundayız. Ödemeyi
zamana yayalım, mümkünse altı aydan daha uzun, bir yıllık
bir süreye yayalım.
Daha evvel Hükûmetin tasarısı 31 Aralık
1997 tarihini esas alıyordu, sonra bu tarih 1 Ocak 1988 olarak
değiştirildi. Bakın, 31 Aralık 1997 olarak kalsaydı
sorun yoktu, denilebilirdi ki: Bir sınır nasıl olsa
alınacak, takdir bu yönde olmuş. Ama 1988 yılına gelip 1
Ocak 1988 tarihini esas aldığınız zaman, 1988
yılında doğmuş olan diğer
vatandaşlarımız da biz de bu kapsama girelim istiyorlar.
Onların bu talebine Parlamento kulak vermek zorundadır.
Değerli arkadaşlar- zamanım yok- bu
tasarıya katkı vereceğiz, iyileştirilmesi için önergeler vereceğiz.
Önergelerimiz kabul edilmeyebilir. Sonuç ne olursa olsun, bedelli askerlik
düzenlemesine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak destek vereceğiz,
herhangi bir şekilde Anayasa Mahkemesine götürmemiz de söz konusu
değil.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
Şimdi, İç Tüzükün 37nci maddesine göre
verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
VI.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
F)
Önergeler
1.-
İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulunun, (2/1454) esas
numaralı Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti
Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın
Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/224)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
(2/1454) esas numaralı Kanun Teklifimin İç
Tüzük 37nci maddeye göre doğrudan Genel Kurul gündemine
alınmasını saygılarımla arz ederim.
Mustafa Sezgin Tanrıkulu
İstanbul
BAŞKAN - Teklif sahibi olarak
İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu.
Buyurunuz Sayın Tanrıkulu. (CHP
sıralarından alkışlar)
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU
(İstanbul) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İç Tüzükün 37nci maddesi
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti
Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın
Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifiyle ilgili
söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
Türkiyenin gündemi yoğun. Türkiyenin gündemi, Türkiyenin çözüm
süreciyle, Türkiyenin barışıyla ilgili. Ama bu Meclis
barış konusunda, çözüm konusunda ne yapar, doğrusu, üç buçuk
yıldır bir milletvekili olarak, bir siyasetçi olarak, bir
yurttaş olarak öğrenmiş değilim. Burada sizlere, AKP
Grubuna çözüm süreci konusunda birçok fırsat sundum. Bir adım
atın, muhalefeti de içine alın. dedik ama hepiniz sağda solda
konuştunuz, bir tepki göstermediniz, birisine Evet. demediniz. Mesela
Gelin, Diyarbakır Cezaevini müze yapalım. dedik. Bunu Mecliste
yapalım, bir jest olsun, geçmişle hesaplaşmayı,
yüzleşmeyi burada yapalım. Doğru, yasa olmasına gerek yok
ama Meclis bir acıyı kabul etsin. dedik, Yok. dediniz.
Bugün bir müzakere yürütüyorsunuz, tek
konusu var: Hasta tutuklular. Açın, tutanaklara bakın. 19 Kasım
2013 tarihinde burada konuşmuşum, YouTubedan girin bakın.
Eğer o tabloyu görürseniz AKP milletvekilleri olarak
utanacaksınız. Hasta tutuklularla ilgili konuşuyorum, Meclis
Başkanını devreye sokuyorum ama hepiniz başka bir âlemde,
başka bir şeyi dinliyorsunuz. İnsanlar da bizi dinliyor. Bugün
barış sürecinin, çözüm sürecinin ilk maddesi hasta tutuklular. 19
Kasım 2013 tarihinde buraya indirdik. Gelin,
bir jest yapalım, bir yol alalım. Hasta tutukluları
pazarlık konusu yapmayın, çözümün bir parçası hâline getirmeyin.
Gelin, burada bir adım atalım. dedik, yine
Hayır. dediniz. Aradan on üç ay geçti, bugünkü konu yine bu hâle geldi.
Şimdi başka bir
fırsat size veriyoruz değerli arkadaşlar. Altmış
yıldır Suriye sınırında 10 binden fazla
insanımızın ölmesine neden olan, yaralanmasına neden olan
mayınlar sorunu. Hiçbir adım atamadınız, hiçbir adım.
Aradan bu kadar zaman geçti, hiçbir şey yapamadınız. Ottawa
Sözleşmesine imza attınız, 2014 yılında
temizlenecekti. 2013 yılında tezkere yolladınız
Birleşmiş Milletlere. Ne dediniz biliyor musunuz? Biz bunları
temizleyemedik, 2022 yılına kadar süre istiyoruz. dediniz. Niye?
Kaynak yok. Bütçe açığının yüzde 7sine denk düşecek
bir biçimde kaçak saraya bütçe buluyorsunuz, kibir yüzünden, ihtiras yüzünden
bütçe buluyorsunuz ama altmış yıldır 10 binden fazla
insanımızın ölümüne neden olan, yaralanmasına neden olan
216 bin dekar arazinin tarıma açılmasına, yoksul köylülere
verilmesine kaynak bulamıyorsunuz. Bu mu sizin çözüm
anlayışınız? Bu mu sizin insan hakları
anlayışınız?
Şimdi, bakın,
biraz sonra oylatacağız bunları, yine her şeyden habersiz
Hayır. diyeceksiniz.
Değerli
arkadaşlar, demokrasi, barış
AHMET YENİ (Samsun)
Böyle konuşursan Evet. demeyiz.
MUSTAFA SEZGİN
TANRIKULU (Devamla) Sana da öğreteceğim, öğreteceğim, bak,
öğreneceksin. Dört yılda bunları okusan, dört yılda
bunları okusan, santimini okusan birazcık bir yol alırdın,
birazcık.
AHMET YENİ (Samsun)
Böyle konuşursan hiçbirine Evet. demeyiz.
MUSTAFA SEZGİN
TANRIKULU (Devamla) Dört yıl önce de buraya bu şekilde geldin,
şimdi bu şekilde gideceksin, aynı şekilde gideceksin. (CHP
sıralarından alkışlar)
AHMET YENİ (Samsun)
Üç dönemdir buradayım, üç.
MUSTAFA SEZGİN
TANRIKULU (Devamla) Çünkü kafan rantta, kafan parada, kafan yolsuzlukta ve
rüşvette. İnsan hakları, demokrasi, çözüm, barış diye
bir gündeminiz yok.
ZİVER ÖZDEMİR
(Batman) Yazık ya, yazık!
MUSTAFA SEZGİN
TANRIKULU (Devamla) Değerli arkadaşlar, çözüm istiyorsanız, 7
tane yasayı buraya getirdik, 7 tane yasayı, 1 tanesine Evet.
deseydiniz, 1 tanesine, 1 tanesine Evet. deseydiniz. Birisine Evet.
demediniz, birisine.
O nedenle, biraz sonra
elinizi cebinize değil, elinizi vicdanınıza koyun ve buna
Evet. deyin.
Teşekkür ediyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.
Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker. (CHP
sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Şeker.
MEHMET ŞEKER (Gaziantep) Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki
Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme
Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde
söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve bizleri
izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla
selamlarım.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye
sınırındaki mayınlı arazi 190,5 kilometrekare. Tarafı
olduğumuz Ottawa Antlaşması gereğince de 1 Mart 2014 tarihi
itibarıyla ülkemizdeki mayınlı arazilerin temizlenmesi
gerekiyordu ancak kanun 2009 yılında çıkmasına rağmen,
şimdiye kadar sadece Kilisin Çobanbey İstasyonu, Mardin Nusaybin
Gümrük Kapısı, Şanlıurfa Akçakale Gümrük Kapısı
ve Gaziantep Karkamış Antik Kentinde mayından temizlenen toplam
arazinin büyüklüğü 1 milyon 150 bin 297 metrekare yani çok küçük bir alan.
İktidar bu işte oldukça yavaş hareket etmiş, Suriyedeki iç
savaşın başlamasıyla da tamamen bu olayı rafa
kaldırmış durumda.
Değerli milletvekilleri, kanun teklifi,
mayınlardan temizlenen arazilerin bir aylık geliri net asgari ücretin
altında olan bölge halkına tarımsal amaçlı kullanım
için bedelsiz olarak tahsis edilmesini, adlarına taşınmaz
bulunmayanlara ise 50 dönüm arazi tahsis edilmesini öngörüyor; yürürlükteki
kanun ise mayınlı arazileri kırk dört
yıllığına mayını temizleyen firmanın
kullanımına veriyor.
5903 sayılı Kanunun Anayasaya ve çeşitli
kanunlara aykırılık oluşturan bu düzenlemesi bizim
teklifimizle düzenlenmiş olacaktır çünkü yürürlükteki kanunda, 2942
sayılı Kamulaştırma Kanununda Geriye alma hakkı,
taşınmazın amacı dışında
kullanıldığının tespiti hâlinde mümkündür. diyor, bu
madde görmezden geliniyor. Oysaki bu arazilere zamanında vatandaştan
alınarak mayın döşenmişti, bu araziler zaten
vatandaşın arazisiydi. Yürürlükteki kanun aynı zamanda
Anayasayla da bağdaşmamaktadır. Çünkü Anayasanın 44üncü
maddesi Devlet, topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan
çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla
gerekli tedbirleri alır. diyor. Dolayısıyla, bu
mayını temizleyen firmaya değil köylüye verilmesini istiyor,
Anayasa da bunu emrediyor.
Teklifimizle, aynı zamanda, iktidarın bu konu
üzerinde yanlış mantalitesi de düzenlenmiş olacaktır. Nedir
bu mantalite? Yabancılar patron olsun, bölge halkı ırgat
olsun. mantalitesidir. Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı, dönemin
Başbakanı şöyle diyordu o zaman: Paranın dini, milleti,
ırkı olmaz, bunu böyle biliniz. Ama ne yazık ki paranın
dini, milleti, ırkı olduğunu zannedenler var. Ya, kardeşim,
bırak George olsun, gelsin yatırım yapsın. Buraya
fabrikayı kurduğu zaman buradan gitse fabrikayı alıp da
mı gidecek? Adam burada çalışacak, kimi yanında istihdam
edecek? Ahmeti, Mehmeti, Fatmayı, Ayşeyi. Yani ne deniyor? Yıllardır
mayınlar nedeniyle inanılmaz acılar çeken, ekonomik
sıkıntılarla boğuşan, ekecek toprak bulamayan bölge
halkı ırgat olsun, George da patron olsun. deniliyor, biz de buna
karşı çıkıyoruz.
Değerli arkadaşlar, Gaziantepte, Kiliste,
Mardinde, Urfada mayınlı arazinin bulunduğu bölgede
yaşayan bölge halkı yıllardır acı içinde,
mağduriyet içinde yaşıyor. Mayın patlaması sonucu çocuklar
babasız, anasız, kardeşsiz, anne babalar evlatsız
kaldı; günahsız çocuklar, masum gençler sakatlandı. Bölge
halkı ekecek toprak, çalışacak iş bulamadı, ekmek
parası için, hayatta kalabilmek için kaçakçılık yapmaya başladı.
Dolayısıyla, bu topraklar bu halkın hakkıdır.
Aynı zamanda, mayın temizleme işinde de
öncelik bölgedeki üreticiye verilmelidir. Bakın, Gaziantepte mayın
temizleme için gerekli olan ve siparişle temin edilen teçhizatı
yapabilecek pek çok makine üreticisi vardır. Gerek mayının
temizlenmesi için gerekse de mayını temizlenen arazinin tarımsal
amaçlı tahsisinde bölge halkının tercih edilmesi elbette ki
insanların yıllardır çektiği acıları,
verdiği kayıpları telafi etmeyecektir. Ancak bu şekilde
davranmak da bu insanlara karşı boynumuzun borcudur.
Değerli milletvekilleri, bu duygu ve
düşüncelerle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti
Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak
Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifimize destek vermenizi diliyor, Genel Kurulu
saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Şeker.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmemiştir.
On dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.26
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.45
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Mine LÖK BEYAZ
(Diyarbakır)
-----0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 24üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
Alınan karar gereğince gündeminin Özel
Gündemde Yer alacak İşler kısmına geçiyoruz.
Bu kısmın 1inci sırasında yer alan
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına grup başkan vekilleri;
Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris
Balukenin Soma ve Ermenekte meydana gelen kazalar başta olmak üzere,
madenlerde iş kazalarını önleyici politikalar
geliştirmediği ve tedbirleri almadığı, iş yeri
denetimlerinin etkin olarak yapılmasını
sağlamadığı, siyasi ve maddi nüfuz sahibi çevrelerce
yönlendirildiği ve mevsimlik tarım işçilerinin
sorunlarını çözmediği iddiasıyla Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik hakkında bir gensoru
açılmasına ilişkin (11/40) esas numaralı gensoru
önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki
görüşmelere başlıyoruz.
VIII.-
GENSORU
A)
Ön Görüşmeler
1.-
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri
Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris
Balukenin, Soma ve Ermenekte meydana gelen kazalar başta olmak üzere
madenlerde iş kazalarını önleyici politikalar
geliştirmediği ve tedbirleri almadığı, iş yeri
denetimlerinin etkin olarak yapılmasını
sağlamadığı, siyasi ve maddi nüfuz sahibi çevrelerce yönlendirildiği
ve mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarını çözmediği
iddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik
hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/40)
BAŞKAN Hükûmet? Yerinde.
Önerge daha önce bastırılıp
dağıtıldığı ve Genel Kurulun bugünkü
birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.
Sayın milletvekilleri, Anayasanın 99uncu
maddesine göre, bu görüşmede önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti
grupları adına birer milletvekiline, Bakanlar Kurulu adına
Başbakan veya bir bakana söz verilecektir. Konuşma süreleri önerge
sahibi için on dakika, gruplar ve hükûmet için yirmişer dakikadır.
Şimdi söz alan sayın üyelerin
adlarını okuyorum: Önerge sahibi olarak Muş Milletvekili Demir
Çelik. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Mustafa
Kalaycı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa
Milletvekili Özgür Özel, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına
Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün. Hükûmet adına Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik.
Şimdi, önerge sahibi olarak Muş Milletvekili
Demir Çeliki kürsüye çağırıyorum.
Buyurunuz Sayın Çelik.
Süreniz on dakikadır. (HDP sıralarından
alkışlar)
DEMİR ÇELİK (Muş) Teşekkürler
Sayın Başkan.
Sayın Başkan, çok saygıdeğer
milletvekilleri; hepinizi şahsım ve partim adına saygı ve
sevgiyle selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
özelde ulus üniter devlet olmanın doksan yıllık birikimiyle
Türkiye Cumhuriyeti, genelde de sanayi devrimi ve bir bütün olarak da
neoliberal ve kapitalist üretim ilişkileri insanları yoksulluğa,
işsizliğe mahkûm eder, tırnak içerisinde, özgür emeklerini
pazarda satabilme hakkını verir ama diğer bütün özgürlüklerini,
haklarını gasbeder, el koyar; tırnak içerisinde, özgür
bıraktığı emeğini satmada da pazarlık yapabilme,
emeğini örgütleyebilme, sendikal faaliyeti üzerinden kendisini yeniden
üretebilme olanaklarından da yoksun bırakır. Bir yanıyla
kapitalist modernite, öbür yanıyla da sanayi ve endüstriyalizm,
insanlığın bu temel ihtiyaçlarını görmemezlikten
geliyor olmasından kaynaklı, ciddi siyasal, sosyal travmalara yol
açarak da yaşamını sürdürmek şansına erişiyordur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye Cumhuriyetinin doksan yıllık tarihi bu manada emekçinin,
ezilenin, yoksulun katliamları, yıkımları ve
kayıplarıyla tescil edilebilecek bir tarihe sahnelik eder. On
binlerin, yüz binlerin, milyonların yokluk, açlık cenderesinde
olduğu ülkemizde, insanlar hâlâ meşru demokratik taleplerini gerçekleştirememenin
yoksunluklarıyla birlikte yaşam alanlarında kendilerine has
özgün, özerk olabilme haklarından da yoksundurlar. İnsanlar,
kent-kır arası çelişkiden hareketle, toprağından,
tarlasından olmuştur; bağından, bostanından yoksun
bıraktırılmıştır, metropole sürüklenerek
emeğini satmaktan başka bir seçenek kendisine
tanınmamıştır. Emek de insani yaşam endeksi için
gerekli olan koşulların sağlanabilme kapasitesinden,
olanaklarından yoksundur. Açlık sınırının 1.500
lira olduğu günümüz Türkiyesinde, asgari ücretin bin liranın
altında olduğu bir emek sömürüsü
taşeronlaştırmanın, piyasalaştırmanın
hükümranlığının sürdüğü günümüz Türkiyesinde
yaşanıyor. İnsanlar, yaşama tutunabilmek için,
yaşamını sürdürebilmek için, ucuz emek, sendikasız ve
örgütsüz ama aynı zamanda grev yoksunu, toplu sözleşmeden yoksun
koşullara razı gelmek konumundadırlar. Zonguldakta, Somada,
Ermenekte insanlar, bilerek ve isteyerek metrelerce yerin altında, ölümü
âdeta bilerek isteyerek karşılamak durumunda ve şansında
bırakılmışlardır. Vahşi kapitalizm ve sömürü
düzeni, insanları bu muameleye âdeta maruz bıraktırarak reva
gören bir noktadan yaklaşmışlardır. Mayıs ayında
Somada 301 vatandaşımızı, bu emek sömürüsü yetmezmiş
gibi yaşamlarını da hiçe sayarak ölümle karşı
karşıya bıraktırdık. Ermenekte, keza otuz sekiz gün,
ancak zor bela cesetlerine, cenazelerine ulaşabilmek gibi bir açmazı,
sıkıntıyı yaşadık. Yine, o günlerde,
hatırlanacağı üzere mevsimlik işçi olarak Konya ve
Ispartada yaşamlarını sürdürmek isteyen
vatandaşlarımız trafik canavarının kurbanı olmak
durumunda kaldılar.
Denetimsiz, kontrolsüz, sigortadan ve sendikadan yoksun
bu işçilerin, öldüklerinde sadece teselli olsun diye, onların
duygularını da sömürmeyi ihmal etmeyerek, bir şehitlik
mertebesiyle onları taçlandırarak âdeta suskun kalmalarını,
mevcut, var olan sömürü düzenine itiraz etmeyen, isyan etmeyen bir noktada
kalmalarını istiyoruz. Bu, bir yanıyla onların
yaşamlarıyla âdeta oynamak, öbür yanıyla da
duygularını sömürmenin kendisidir.
Sayın Bakanın Ermenekteki olayın hemen
sonrasında, mevcut, var olan koşulları yerine getirmediği
gerekçesiyle kapatılmayı hak eden maden ocaklarının
kapatılmaması için hatırı sayılır onlarca
insanın devreye girdiğini ve bu maden ocaklarının
kapatılmaması ricasında bulunduklarını söylüyordu. Bir
devlet düşününüz ki bir hukuk devleti, işçi yaşamı, emekçi
yaşamı bu kadar ucuz, sıradan ve
karşılığı olmayacak bir düzeyde olacak ama insanlar
karşılıksız ve sıradan olan emek üzerinden iktidarını,
kârını, geleceğini palazlandırarak büyütecek ve bu
palazlanmaya, bu büyütmeye devlet sessiz kalacak, suskun kalacak,
görmemezlikten gelecek, hatırı sayılır devreye giren
şahısların hatırına binaen insanların ölümüne göz
göre göre âdeta biz bir yanıyla meydan vermiş olacağız.
Öncelikle bunun açıklanmamış olması, beraberinde buna dair
gerekli soruşturmaların yapılmamış olması, her
şeyden önce, Sayın Bakanın bu konudaki sorumluluğunu
artıran gerekçelerdir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
kent, iktidar ve endüstriyalizm, insanın toplumsallığına
yabancılaşmasıyla kalmaz, kentte devasa ölçekte ve kontrol
edilemez yoğunlaşmanın, birikimin yol açtığı ara
sokaklarda kadın köleciliğinin, sömürünün, işsizliğin,
yoksulluğun da had safhada, diz boyu olduğu bir gerçeklikle bizi
karşı karşıya bıraktırmıştır.
Evet, bir yandan milyon dolarların, milyar dolarların
konuşulduğu bir Türkiye, rezidanslarıyla âdeta görkemlilik ve
şaşaa konuşan bir Türkiye, 1.150 odasıyla saraylardan
bahsettiğimiz bir Türkiye, öbür yanıyla da
insanlarımızın açlık, yoksulluk, sefalet ve işsizlikle
karşı karşıya kaldığı, bedeninden ve
emeğinden başka satacak hiçbir şeyi olmayan bir başka
gerçeklik.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
itibar -insan için de, ülke için de, kesim ve grup için de- insan onuruna,
haysiyetine yakışandır. İtibar parayla pulla, malla mülkle
satın alınmaz, oluşturulmaz. 1.150 odalı bir sarayı
yaparsınız, üzerine 2 katrilyonun üzerinde bir harcama
yaparsınız, bununla itibar kazandığınızı
düşünürsünüz ama gün gelir, milyonların açlık ve sefaletle
karşı karşıya kaldığı bu ülke
gerçekliği sarayınızı başınıza bela eder.
Biz altından kaleleri biliriz, biz asma bahçelerini biliriz, biz nice
zalimin, padişahın, kralın ve imparatorun geçmişte
altından döşenmiş caddelerinde seyrüseferini biliriz ama hiçbirine
yâr kalmamıştır, hiç kimseyi mutlu etmemiştir.
Altından kuleleriniz toplumu mutlu etmiyorsa, topluma huzur ve güven
vermiyorsa, topluma barış içerisinde özgürlükler
sağlamıyorsa, o, sadece sizi ve sizin egonuzu tatmin etmekle
sınırlı kalır. O nedenle, Hükûmetin devasa, kontrol
edilemez büyüme hırsı beraberinde
taşeronlaştırmayı, piyasalaştırmayı
getirmekle kalmamış aynı zamanda işçinin, emekçinin,
yoksulun ölümüne yol açmıştır. Maden ocaklarında,
limanlarda, tersanelerde, inşaat sektöründe ve mevsimlik çalışan
işçilerde on iki yılda 14 bin insanın bilerek, isteyerek
değilse bile dolaylı noktada ölümüne yol açmışız,
günahkârız. Hepimizin verilecek bir hesabının olması
lazım. Hele hele yasama faaliyetini yürüten Meclisin, hele hele yürütme
faaliyetini yürüten bakanların herkesten ve her kesimden önce bu konuda
verecek bir özeleştirisi, bir hesabı olması gerekiyor. Kimsenin
yanına kâr kalmamalı. Hele hele söz konusu olan ölümse, öldürmeyse,
söz konusu olan insan yaşamının basit ve bu manada da
hiçleştirilmiş yaklaşım ve zihniyetiyse hepimizin özeleştirel
yaklaşması gerekiyor.
İşte, biz, Halkların Demokratik Partisi
olarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının
başta maden ocakları olmak üzere, genel manada da bir bütün olarak
emekçiye, yoksula, ezilene, kimsesize, mülksüze
yaklaşımının devleti büyüten, iktidarı
palazlandıran kâr ve bir yanıyla piyasa ekonomisine hizmet eden
yaklaşımından hareketle bir gensoru hazırladık,
sunduk. Talebimiz odur ki gelecekte yeni ölümlerin yaşanması
istenmiyorsa, adil, eşitlikçi ve sömürüden yoksun sınırsız,
sömürüsüz bir düzen isteniyorsa bu manada da bu gensoruya desteklerinizi
beklediğimizi ifade ediyor, saygılar sunuyorum. (HDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Çelik.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya
Milletvekili Mustafa Kalaycı. (MHP sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz Sayın Kalaycı, süreniz yirmi
dakikadır.
MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Sayın Faruk Çelik hakkında verilen gensoru
açılmasına ilişkin önerge üzerine Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Öncelikle, büyük gönül ve ilim kutlumuz Hazreti Mevlânayı
rahmet, minnet ve şükranla yâd ederek sözlerime başlamak istiyorum.
Türk milleti, tarih boyunca, kutlu bağrından
yetişen gönül insanları, arifler, pirler, erenler, manevi dehalar,
hikmet sahibi büyük alim ve irfan burçları bakımından
ziyadesiyle talihli olmuştur. Kalplerimizi yedi asırdır
aydınlatan, ruhlarımızı yedi asırdır
ısıtan, öğütleriyle, yol gösterici vasıflarıyla yedi
asırdır bizlere manevi kılavuzluk yapanlardan birisi olan
Hazreti Mevlâna, sahip olduğumuz değerlerin başında
gelmektedir.
Hazreti Mevlâna, surete, şekle ve görünüşe
bağlanmamayı bize vasiyet olarak bırakmıştır; benlikten
kurtulmaya, kendini bulmaya, dışa değil, öze bakmaya davet
etmiştir; suretten sıyrılarak manaya
varılacağını, böylece Hakkın
bulunacağını müjdelemiştir.
Konyada 7 Aralık günü başlayan Hazreti
Mevlânanın 741inci vuslat yıl dönümü uluslararası anma etkinlikleri
devam etmekte olup her yıl olduğu gibi, 17 Aralıkta Hazreti
Mevlânanın ölüm gününün hatırası olarak Şebiarus merasimi
yapılacaktır. Bu vesileyle, tüm arkadaşlarımızı
bu törenlere davet ediyor, herkesi Konyaya bekliyoruz.
Bu arada, birçok ilde farklı tarihlerde
Şebiarus diye adlandırılan alternatif etkinlik
yapılmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile
İstanbul Büyükşehir Belediyesinin de desteklediği ve geçen
yıl 2ncisi yapılan İstanbuldaki etkinliğe dönemin
Başbakanı da katılmıştır. Bu etkinliğin
3üncüsünün Şebiarus İstanbul 2014 adıyla, 13 Aralık 2014
günü, Ataköydeki Sinan Erdem Salonunda yapılacağı ifade
edilmektedir. Konyalılar Şebiarus Konyanındır, sadece
Konyada icra edilmelidir. diyerek alternatif programlara büyük tepki
göstermektedir. Konyanın Başbakanı var ama maalesef alternatif
programlar engellenmemekte, tam tersine desteklenmektedir.
Konyalıların talebini Sayın Başbakana
bu Meclis kürsüsünden iletiyorum: Sayın Başbakan, Konya
dışında düzenlenen alternatif Şebiarus törenlerine
katılmayın ve bunları engelleyin.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde iş
sağlığı ve güvenliği fazla masraf olarak görülmekte,
işçiler kelle koltukta çalışırken iş güvenliği
kazalardan sonra hatırlanmaktadır, her ölümlü iş kazasından
sonra iş güvenliği konuşulmaktadır. Somada 301
kardeşimizi kaybettiğimiz cinayet gibi kazadan beş ay sonra, bu
defa Ermenekte 18 kardeşimizin hayatını kaybettiği maden
faciası aslında fazla söze gerek bırakmamaktadır. Ülkemizde
madenlere neşter vurulması devamlı ertelenmiş, ilkel
çalışma şartlarına ısrarla göz yumulmuştur,
ölümlü kazalara âdeta davetiye çıkarılmıştır.
Sayın Çalışma Bakanı, 11 Kasım 2014 günü, Plan ve
Bütçe Komisyonunda, madenlerin yapısal sorunları olduğunu, bu
sorunların ciddi problemler oluşturduğunu, 1960 model
ocakların 2014te yürüyemeyeceğini, bu anlayışla denetimin
çare olamayacağını, bu noktadan, bu anlayıştan
çıkmamız gerektiğini söylüyor. Aslında Sayın Bakan
doğru söylüyor, bu sözleriyle, on iki yıldır iktidarda
oldukları hâlde görevlerini yapmadıklarını, maden
işçilerini göz göre göre ölüme gönderdiklerini itiraf ediyor.
Biliyorsunuz, 2010 yılında Zonguldakta 30 madencimizin can
verdiği kaza sonrası, dönemin AKPli Çalışma Bakanı
Güzel öldüler. O konuda ben, acı çekmediklerini ve fizik olarak da güzel
öldüklerini buradan rahatlıkla söyleyebilirim. demişti.
Soma faciasıyla ilgili olarak da dönemin Başbakanı
maden kazalarının işin fıtratında olduğunu,
literatüre uygun olduğunu söyleyerek 1800lü yıllarda çeşitli
ülkelerde yaşanan kazaları örnek göstermişti; işte,
zihniyet bu, anlayış bu.
Ülkemizde kiminin fıtratında kömür
ocağında ölmek, kiminin ise kaçak saraylarda, sırça
köşklerde yaşamak vardır. Kimi aldığı
rüşvetleri havuzlara, kasalara, villalara doldurur; kimi
aldığı 891 lira ücretle köle gibi çalışır. Kimi
11 liralık yırtık lastik ayakkabı giyer; kimi ayakkabı
kutularında, çikolata kutularında milyon dolarları istifler.
Kimi parasızlıktan dişlerini yaptıramaz, kimi koluna 700
milyar liralık saat takar. Kimi alnındaki karayla saltanat sürer,
kimi de alnının akıyla kömür madeninde çalışırken
hayatını kaybeder. Rüşvet almak, hırsızlık ve
yolsuzluk yapmak da literatüre uygundur; işte, AKPnin yeni Türkiyesinin
görünümü böyle.
Değerli milletvekilleri, bakınız, Ermenek
maden faciası konusunda Vatan gazetesi Ankara Temsilcisi Murat Çelike
konuşan Sayın Faruk Çelik diyor ki: Açıkça söylüyorum
MUSA ÇAM (İzmir) Sayın Başkan, ne
oluyor, ne oluyor orada? Konuşmacı burada konuşuyor, Sayın
Bakanlar tebrikleri kabul ediyor orada. Ne oluyor?
MUSTAFA KALAYCI (Devamla) - Açıkça söylüyorum, kim
alınıyorsa, sözlerim kime gidiyorsa gitsin. İçim yanıyor
benim. Gerçekleri konuşamayacak mıyız? Benim gördüğüm, bu
madene ruhsat verilmemeliydi. Madene Sayın Başbakanla indik; ondan
sonra, 3 bakan indik. Çıkarken hepimizin ceketleri
sırılsıklam oldu. Düşünün içerideki durumu. Yüzde 35
eğimli 350-400 metre aşağıya iniyor işçi; raylı
sistem yok, asansör yok, yaya olarak... Geri çıkmamız 45 dakika
alıyor. diyor işçiler. Biz 200 metre indik, çıkıncaya
kadar hiçbirimizde takat kalmadı. Bu işçi nasıl
çalışacak?
Tüm bu anlattıklarınız, en yetkili
ağızdan gelen bir acı itiraf değil mi? sorusuna da
Sayın Bakan İtiraf tabii ki. Bakın, ben İstanbuldaki
asansör olayında da söyledim bunu. Acı gerçekler var. İmar
rantı yok mu bu memlekette? Ben bunları söyleyince bazıları
tepki gösteriyor ama kimse kusura bakmasın, sözlerim nereye giderse
gitsin. diyor. Esasen Sayın Bakanın bu itiraflarından sonra
savcılarımızın harekete geçmesi gerekir. Bu acı
gerçekler nedir, ruhsat ve izin verenler kim, imar rantçıları kim, bu
işlerin ucu kime dayanıyor, ortaya çıkarılmalı ve
hesap sorulmalıdır. Çalışma Bakanı kazaların
üretim zorlamasından, maliyet zorlamasından, imar zorlamasından,
kazanma hırsından olduğunu söylüyor.
Evet, iktidara nüfuz etmiş çıkar ittifakı
madenlere sadece para kaynağı olarak bakmış, işçi
güvenliğini, işçi sağlığını, insan
haysiyetine yaraşır çalışma ortamlarını hep göz
ardı etmiştir. AKP Hükûmeti, uyarılara kulak tıkamış,
sırf yandaşları kollayabilmek, madenleri eşe dosta
peşkeş çekebilmek için yeni yeni kılıflar bulmuştur.
Maden ocaklarıyla ilgili izinlerin 2012 yılından itibaren
Başbakanlık tarafından dağıtılması buna dair
verilebilecek en somut örnektir.
Ülkemizde facialar yaşanıyor, ölen ölüyor,
geride gözü yaşlı anne ve babalar, dul ve yetimler kalıyor.
Başbakan ve bakanlar hakikaten bakıyor; her seferinde, kazadan sonra
gidip bakıyorlar. Elin memleketinde bir süpermarketin çatısı
çöküyor, bir feribot kazası oluyor, bir tren kazası oluyor,
bakanları, başbakanları kendilerini sorumlu hissedip hemen istifa
ediyor. Bizdeki pişkinliğe bakın, hep bir suçlu arıyorlar;
işverene, müfettişe, mühendise hatta ölen işçilere sorumluluk
yüklüyorlar.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının
açıklamalarına bakar mısınız? "Yapısal
sorunlar var. Bu madene ruhsat verilmemeliydi. Acı gerçekler var. Bu
memlekette imar rantı var. Sözlerim nereye gidiyorsa gitsin. İçim
yanıyor. Bu işçi nasıl çalışacak? diyor.
Sayın Bakan, bu dürüstçe itiraflardan sonra size
dürüstçe istifa yakışır. Hiç olmazsa kendi vicdani
sorumluluğunuzdan dolayı istifa edin. Madem artık yapacak bir
şeyiniz yok, hâlâ niye o koltuğu işgal ediyorsunuz? Sayın
Bakan, geceleri nasıl rahat yatıp uyuyabiliyorsunuz? Her şey
para ve makam değildir.
Değerli milletvekilleri, Çalışma
Bakanı Sayın Faruk Çelik 11 Eylül günü yaptığı
açıklamada iş kazalarında son dönemde gözlenen
artışın üretim ve maliyet zorlamasıyla bağlantısı
bulunduğuna dikkati çekerek ''Siz işi daha ucuza yaptırmak için
taşeronluk sistemini acımasız bir şekilde kullanarak,
insanları adeta köleleştirerek bir uygulama içerisine girerseniz bu
anlayış ister istemez güvenliği ikinci derecede
bırakmaktadır.'' demiş, Plan ve Bütçe Komisyonunda da benzer
açıklamalar yapmış.
Arkadaş, siz on iki yıldır iktidar
değil misiniz, siz on iki yıldır Bakan değil misiniz? Sanki
bir başkası bu ülkeyi yönetiyor, sanki Ugandanın
çalışma bakanı konuşuyor. Sayın Bakan, siz neler
söylediğinizin farkında mısınız? Sahiden siz ne
Bakanısınız, kölelik ve sömürü düzeni bakanı mı? Ülkemizde
taşeronlaşmanın kontrolsüz bir şekilde çığ gibi
büyümesi iktidarınızın bilinçli bir şekilde
uyguladığı politikaların bir sonucu değil midir?
İktidar olarak siz bu sömürüye, bu soyguna açıkça çanak tutup
desteklemiyor musunuz?
Doğrudur, taşeron uygulamasıyla kâr için insan
hayatı hiçe sayılmaktadır; doğrudur, taşeron
şirketler kâr etmenin yolunu işçilerin yaşamını
tehlikeye atmakta bulmaktadır. Ama geçtiğimiz aylarda
çıkardığınız torba yasa da göstermiştir ki
taşeron işçi çalıştırma düzeninden vazgeçilmemiş,
tersine bu sistem kalıcılaştırılmıştır.
Taşeron sistemi var olduğu sürece işçilere yasalarla verilen
haklar kâğıt üzerinde kalmaktadır ve kalacaktır çünkü bu
kölelik sisteminin varlık nedeni işçi haklarını hile
yoluyla ortadan kaldırmaktır.
Bakınız, HAK-İŞin yapmış
olduğu araştırma neden taşeronlaşma olduğunu
açıkça ortaya koymaktadır. Bu araştırmada işçilerin
yüzde 23ü yandaşlara para, kaynak aktarmak, yüzde 51i ucuz işçilik,
yüzde 16sı da sendikal ve sosyal haklardan mahrum bir işçilik
yaratmak için taşeronluğun tercih edildiğini söylemiştir.
Bu sömürü düzeni artık sona ermelidir. Taşeron işçilerin
sorunları artık çözüme kavuşturulmalı, çalışma
şartları ve ücretleri iyileştirilmelidir.
Çalışma Bakanı Maalesef, daha fazla
kazanma hırsı, vicdanları âdeta kömürden daha kara bir hâle
getirmiştir. diyor. Aslında, kara vicdanlı olan AKP
zihniyetinin ta kendisidir. Taşeron işçilerini sömüren, süründüren ve
haklarını gasbeden AKP Hükûmeti değil midir?
Sayın Bakan, siz mahkeme kararlarını bile
takmıyorsunuz. Mahkemeler, Karayollarında çalışan
taşeron işçilerinin işe girdikleri tarihten itibaren
Karayollarının asli işçisi olduğu hükmüne
varmıştır, Yargıtay bu kararı
onamıştır. Hâlen 9 bin civarındaki Karayolları
işçisi açtığı davayı kazanmıştır. Yine,
başta belediyelerde olmak üzere, başka kamu kurumlarında
çalışan taşeron işçilerden de dava kazananlar vardır. Sayın
Bakan, taşeron işçilerin analarının ak sütü gibi helal olan
haklarını niye vermiyorsunuz, dört yıldır neyi
bekliyorsunuz, yargı kararlarını niye çiğniyorsunuz?
Milliyetçi Hareket Partisinin kamuda çalıştırılan
taşeron işçilere kadro verilmesini öngören kanun teklifi, maalesef,
iki yıldır Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine alınmamaktadır.
Gelin, taşeron işçilerin haklarını teslim edecek
düzenlemeyi bugün hep birlikte yapalım. Milliyetçi Hareket Partisi olarak
biz bu çağrıyı sürekli yapıyoruz. Hadi buyurun, hodri
meydan!
Değerli milletvekilleri, 31 Ekim 2014 günü
Akşehirden Gelendosta elma toplamaya giden tarım işçilerinin
balık istifi bindirildiği midibüsün Yalvaç civarında devrilmesi
sonucu yaşanan feci kazada 18 kişi ölmüş, çoğu
ağır olmak üzere 28 kişi yaralanmıştır.
Sayın Çalışma Bakanı, Meclis zabıtlarına giren
sözlerinde 24 kişilik yere 46 kişi oturtan zihniyetle mücadele
gerekiyor. Bunun başına bekçi dikemezsiniz. diye kendilerini
savunabilmiştir.
Sayın Bakan, affedersiniz, bu mücadeleyi kim
yapacak? Sizler bostan korkuluğu musunuz? Dünyanın hiçbir yerinde
böyle bir savunma olamaz ve kabul edilemez. Önlem alması gerekenlerin
çıkıp sanki kendileri sorumlu makamda değilmiş gibi
konuşması, tam bir aldatmaca ve hesap vermekten kaçmaktır.
Sayın Bakan, 2010 yılında
çıkardığınız yönetmelikle, belgesi olmayan kimselerin
aracılık yapamayacağını ve aracıların
işçilerden ücret alamayacağını düzenlediniz. Ama,
uygulamada buna uyulmadığı, bu konuda gerek Türkiye İş
Kurumu gerekse mahallî mülki idare amirliklerince yeterli ve etkin bir denetim
yapılmadığı ortadadır.
Yine, 2010 yılında Başbakanlık bir
genelge yayımladı, Çalışma Bakanlığı olarak
strateji ve eylem planını açıkladınız. Ancak,
uygulamada genelge ve eylem planında belirtilen tedbirlerin hayata
geçirilmediği, öngörülen hedeflere ulaşmada bir mesafe
katedilmediği, verilen görevlerin yerine getirilmediği görülmektedir.
Sayın Bakan, yönetmeliğe rağmen,
işçilerimizin hiçbir belgesi olmayan çavuş ve dayıbaşlarının
insafına niye terkedildiğinin, niye etkin denetim
yapılmadığının, öngörülen tedbirleri ve eylemleri niye
hayata geçirmediklerinin hesabını vermek zorundadır. Bize göre,
yasal düzenleme yapmak, eylem planları hazırlamak önemlidir ama önce
bunları sahada tatbik etmek ve her yönüyle uygulanmasını
denetlemek daha önemlidir.
Çalışma Bakanı, yine, Plan ve Bütçe
Komisyonunda yaptığı açıklamada
Yaşadığımız bu acılar, sorunun mevzuattan
ziyade, farkındalık eksikliğinden, insan hayatını hiçe
sayan kâr hırsından ve iş sağlığı,
güvenliği tedbirlerini gereksiz bir maliyet olarak gören zihniyetten
kaynaklandığını bize göstermektedir. diyor. Evet,
ekmeğini kazanmak için yerin yüzlerce metre altına inen
işçilerimize zulüm ve kâbus gibi şartlar reva görülmüştür.
Bugünkü çağda, ülkemizdeki çalışma ortamlarına hiçbir
vatandaşımız layık değildir. Kaza ve kayıplar
artık tahammül eşiklerini çoktan aşmıştır.
Çalışma Bakanı, Soma ve Ermenek
faciaları konusunda Madenlerde meydana gelen kazaların ikisinde de
daha önceki imalatlarda meydana gelen gaz çöküntüsü ve daha önceki imalatlarda
meydana gelen su deşarjıyla ilgili olduğunu, öyle tahmin
ediyorum, hepiniz biliyorsunuz. diyor. Enerji Bakanı Eski
ocağın 6-7 metre yanına yaklaşmışlar, bu çok
açık bir hata. diyor. yine, Çalışma Bakanı 5-6 metre o
galerinin altındaki topuk alınınca yukarıdan 10 bin
metreküp civarında bir suyun göçmesi gerçekleşmiş bulunuyor.
diyor.
Değerli arkadaşlar, bırakın 5-6 metre
yaklaşmayı bir avuç fazla kömür için öyle plansız kazılar
yapılıyor ki farklı işletmelerin işçileri yerin
altında birbirleriyle karşılaşıyor. Orada terk
edilmiş içi suyla dolu ocakların varlığını
bölgede herkes biliyor ama yetkili ve sorumlular ve sayın bakanlar
yıllardır görmemiş ya da görmezden gelmiştir. Oradaki tablo
bu, gerçek bu.
Facianın başsorumlusu olan Hükûmet, lafı
dolaştırıyor, sorumluluğu üzerine almıyor, hiç
oralı olmuyor. Bakanlar ona buna suç yüklüyor, başkalarını
şikâyet ediyor, dert yanıyor. O madene ruhsatı veren kim?
İşletme iznini veren kim? İçi su dolu ocağın
yanında imalat yapılmasına izin veren kim? İmalat
haritasını işlemeyen kim, onaylayan kim? 25 metrelik
sondajın yapılmadığını görmeyen kim? Madeni
denetlemesi gereken kim? Denetlemeyen kim? Kim? sorusu hep var ama kim ortada
yok.
Sayın Başbakan neticede Hükûmetin
başı olup, başsorumlu kendisidir, Cilalı lafları
bıraksın da hesap versin. Lafa gelince Fıratın
kenarındaki kuzudan sorumluyuz. diyenler öncelikle Ermenekteki ana
kuzularının hesabını bir versin.
Çalışma Bakanı kendisine atfedilen Bu
acı çekilecek gibi değil. Artık, bir çözüm bulmalıyız.
Ocağı kapatacağımız zaman işveren 50 kişiyi
devreye sokuyor. sözlere dair, 50 kişinin devreye girdiğini
doğrulamış ama bunların işçiler, esnaf ve siyasiler
olduğunu söylemiştir. Çok inandırıcı değil mi!
Yorumlamaya bile gerek yok.
Çalışma Bakanı ve Enerji Bakanı
sorunun çözümünü de bulmuşlar. Bu maden ocakları
kapatılmalı. Yani diyorlar ki: Şu madenler olmasa
bakanlıkları ne güzel idare ederiz. Ocakları kapatmak çözüm değildir.
Ocakları kapatırsanız, işçimizi, esnafımızı,
tüm bölgeyi tamamen cezalandırırsınız. Yapılması
gereken, güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamı
için gerekli tedbirler alınarak bu ocakların
çalışmasını sağlamak olmalıdır. Millî
ekonomimiz için bu gereklidir, bölge ekonomisi için bu elzemdir. Sayın Bakanların
görevi de budur.
Sayın Başbakan Somadaki madenciler için
verilen hakların Ermenek için de verileceğini bir hafta önceki grup
toplantısında açıklamıştır. Hani nerede? Bu yasal
düzenleme ne zaman yapılacak? Yarın bütçe görüşmeleri
başlıyor. Dolayısıyla en erken gelecek yıl 6 Ocakta
çıkarılacak. Bu düzenlemeyi neden geciktirdiğinizin
hesabını veremezsiniz. Ermenekteki insanımız elbette bunun
hesabını sizlere soracak.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Kalaycı.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Sayın Başkan
BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Zozani.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Sayın Başkan,
müsaadenizle bir hususu gündeme getireceğim.
Hakkında gensoru verilen bakanın, Bakanlar
Kurulundan ayrı oturtulmasının bu Mecliste bir esprisi
vardır. Eğer ki ayrı oturtulmayacaksa Bakanlar Kurulundan
ayrı bir yere, Komisyon sırasına alınmazdı. Sayın
Kurtulmuşun öz geçmişine de baktım, dedim: Hukukçu mudur acaba
Sayın Bakanı savunmak için mi yanına oturmuş? Kendisi bir
işletmeci ve en son bir üniversitede ekonomi ve siyasal iletişim
dersleri veriyor. Bir hukukçu yanı da yok. Dolayısıyla,
hakkında gensoru verilmiş bir bakanın Bakanlar Kurulundan,
kabineden ayrı oturtulmasının bir esprisi vardır. Bu
Meclisin de bir teamülü vardır. Yalnız oturması gerekiyor
gensoru işlemi bitene kadar.
Saygılar sunuyorum.
AHMET AYDIN (Adıyaman) Öyle bir zorunluluk yok.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Zozani.
Yani İç Tüzükte aykırı bir hüküm yok
tabii Sayın Zozani, ama kendi tercihleri
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Ama teamüllerde yok
Sayın Başkan.
BAŞKAN Teamüllerde yok ama Sayın
Kurtulmuş herhâlde teamüllere o kadar dikkat edemedi.
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Dikkatinize sunmak
istedim Sayın Başkan.
BAŞKAN - İç Tüzük yasağına da
ADİL ZOZANİ (Hakkâri) Daha seçilemediği
için Sayın Başkan.
BAŞKAN Evet.
Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubu
adına İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel. (HDP
sıralarından alkışlar)
HDP GRUBU ADINA SEBAHAT TUNCEL (İstanbul)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik hakkında
verdiğimiz gensoru üzerine grubumuz adına söz almış
bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu gensoru, Soma ve Ermenekte yaşanan işçi
katliamları, Türkiyede inşaat, maden ve tarım alanı
başta olmak üzere artık katliama dönüşen işçi ölümleri ve
iş kazaları nedeniyle, Hükûmet adına çalışmaları
yürüten Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının, işçi
sınıfı başta olmak üzere, tüm Türkiye halklarına
karşı hesap vermesi için verilmiştir. Bugün burada, kişi
değil, kişi şahsında AKP iktidarının on iki
yıllık neoliberal politikalarının aslında işçiye,
emekçiye neyi reva gördüğü, halklarımıza neyi reva gördüğü
tartışılmaktadır; bunun eleştirisi ve teşhiri
yapılacaktır.
Bu gensoru, her zaman olduğu gibi -ki AKP
sıralarında da görüyorsunuz çok fazla kimse yok- AKPnin
oylarıyla reddedilecektir ama bu durum, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı ve iktidarınızı aklamayacak, aksine her el
kaldıran milletvekili de onun işlediği suça ortak olmuş
olacaktır. Ve bizler, sizlerin bu suça coşkuyla iştirak
edişinizi, işçi sınıfına, emekçilere, tüm
halklarımıza bir kez daha aslında göstermiş
olacağız; AKPnin halklara reva gördüğü sömürü düzenini, işçilere,
emekçilere reva gördüğü esnek, kuralsız ve örgütsüz çalışma
koşullarının insanların yaşam hakkını
nasıl ihlal ettiğini bu kürsüde bir kez daha ifade etmiş
olacağız.
Sayın milletvekilleri, yarın bütçe
görüşmeleri başlayacak. Biz, grup olarak, aslında, AKP
Hükûmetinin neoliberal politikalarının
yaklaşımlarını geniş olarak
değerlendireceğiz, ifade edeceğiz. Ama bu yıl da, geçen
yıl olduğu gibi, bizim muhalefet şerhimizin burada
basılıp dağıtılan kitapçıkta yer alıp
almaması bir tartışma konusu hâline gelmiştir. Mesele,
burada o kitapçıkta yer alan muhalefet şerhimizde geçen 5-6
Kürdistan kelimesi değildir; aslında, AKP Hükûmeti, grubumuzun
yürüttüğü muhalefet karşısında çaresiz
kaldığı için bunu gerekçe göstererek bizim muhalefet
şerhimizi engellemek istemiştir. Partimiz bugüne kadar işçiden,
emekçiden, ezilenlerden, ekoloji mücadelesi yürütenlerden, kadın
özgürlüğünden yana tavır almıştır. AKP Hükûmetinin
yapmak istediği tam da bu muhalefetimizi görünmez kılmaktır.
AKPnin Yeni Türkiye dediği şeyin aslında nasıl bir
Türkiye olduğu, Türkiyeyi ölümler ülkesine çevirdiği hâline
karşı, bizim yeni yaşam ilkemiz, yeni yaşam
çağrımızın yaşama, toplumu gülmeye sevk ettiği
yaklaşımı ortadadır. Yani, AKP zannediyor ki bizim bu
muhalefet şerhimiz burada yer almazsa kendileri bu eleştiriden
kurtulmuş olacaktır. Bu konuda hiç şüpheniz olmasın ki biz
bulunmuş olduğumuz her alanda bunu ifade edeceğiz. AKPnin zulüm
düzenini teşhir etmek ve ona karşı mücadele yürütmek, bizim
halklara karşı sorumluluğumuzun bir gereğidir.
Bir Kürt atasözünde olduğu gibi, kuzuyla
ağlayıp kurtla yiyen AKPnin artık bu ikiyüzlü düzeni
sürdürmesinin koşulları kalmamıştır. Birlikte
ağladıkları, aslında AKPnin kendileri için
ağlamadığını, yaşananlar nedeniyle kendi
çıkarları zedelendiği için ağladıklarını ve
ilk fırsatta, yaşanan acıları, dökülen gözyaşlarını
ranta çevirmek istediklerini artık görmektedir. Halka ölümü, zulmü,
açlığı reva görenlerin kendileri için saltanat sürecekleri
saraylar yaptıkları görülmektedir. Unutmayınız ki saraylar,
saltanatlar da sizi adaletsizliğinizden koruyamaz. Adnan Yücelin
dediği gibi Saraylar saltanatlar da çöker./Kan susar bir gün, zulüm
biter./ Menekşeler de açılır üstümüzde, leylaklar
güler./Bugünlerden geriye bir yarına gidenler kalır, bir de
yarın adına direnenler...
Sayın milletvekilleri, kapitalist modernitenin krizi
bütün dünyada kendisini göstermektedir. Bugün burada eleştiri konusu olan
neoliberal politikalar sadece AKPnin ya da Türkiye'nin meselesi değildir,
bunun farkındayız çünkü iktidar her defasında Sadece bizde
yaşanmıyor, bütün dünyada bu politikalar var. diyor. Bugün
dünyanın tüm kapitalist güçleri kâr, daha fazla kâr için esnek ve
kuralsız ve örgütsüz çalışmayı bir kural hâline
getirmiştir. Bunun Türkiyedeki temsilcisi AKP iktidarıdır. Biz
bu düzenin değişmesi için mücadele edenler olarak kendi ülkemizdeki
bu sistemin temsilcisine itirazımızı her düzeyde ifade
edeceğiz ve bu düzenin temsilcilerine karşı mücadelemizi
yükselteceğiz. Biz gerçekten adil, demokratik, barışçıl,
emekçinin, halkların özgürce yaşayabileceği, eşit
yurttaşlık temelinde, gerçekten demokratik bir Türkiye için
mücadelemizi yükselteceğiz.
Türkiyede son bir yılda yaşanan iş
kazaları ve işçi cinayetleri de AKPnin aslında bu neoliberal
politikalarının Türkiye temsilcisi olarak nasıl bir siyaset
güttüğünün sonuçlarını ifade etmek açısından
çarpıcıdır.
Sevgili arkadaşlar, AKP iktidarı 2002den beri
iktidardadır ve iktidarından bugüne en az 14.700 işçi
yaşamını yitirmiştir. 2014 yılına
baktığımızda, Kasım ayı dâhil 1.723 işçi
katledilmiştir. Artık buna iş kazası demek mümkün
değildir.
Bu son dönemlerde, iki dönemde, Sayın Faruk Çelik
Bakandır ve aslında kendi döneminde yaşanan bütün işçi
katliamlarından bire bir sorumludur sevgili arkadaşlar.
İşçi katliamları Türkiyede çalışma
yaşamının en yakıcı sorunu olarak devam ediyor.
Şimdi, madencilik sektöründe çalışan 100 bin işçiden
işçi başına ölümlü iş kazası Avrupa Birliği
ülkelerinde 11 iken -Avrupa Birliği ülkelerinin de bu neoliberal
politikaların temsilcisi olduğunu düşündüğünüzde sevgili
arkadaşlar- Türkiye için bu rakam 117dir. Yani, aslında, AKP
Hükûmetinin birlikte hareket ettiği örgütlerin bile çok gerisinde,
ülkelerin çok gerisinde olduğu ortada.
Sadece madencilik sektörü değil, en örgütsüz olan
inşaat sektörü de böyle. AKP, aynı zamanda bir inşaat partisine
dönüşmüştür; kentsel dönüşüm adı altında Türkiyenin
bütün yaşam alanlarını kentsel dönüşüme açmış,
burada milyonlarca işçi çalışmaktadır ama bu
çalışan işçilerin güvenliğini bile almamaktadır. En
çok iş kazaları inşaat sektöründedir sevgili arkadaşlar.
TÜİK vergilerine göre 2 milyona yakın işçinin
çalıştığı bu sektörde 1 milyon 655 bin
kayıtlı işçi vardır. Aslında inşaat sektöründe
milyonlarca kayıt dışı işçi var.
Biraz önce burada da ifade edildi,
taşeronlaşma, esnek çalışma ciddi anlamda işçilerin
örgütlenmesi önünde engeldir. AKP Hükûmetinin, son dönemlerde, Avrupa
Birliği sürecinde, özellikle örgütlenme konusunda yaptığı
yasalar nedeniyle bazı örgütlenmeler yapılmış gibi görünse
de kendisine yandaş olan sendikaların örgütlenmesi konusunda mücadele
ediyor. Ama gerçekten işçinin, emekçinin, sınıfın
çıkarlarını savunanlar karşısında da AKP onlara
her türlü baskı, zor politikalarını dayatıyor.
Şimdi, özellikle toplumsal muhalefetin sokağa
çıkmasına, sokakta muhalefete karşı iç güvenlik yasasıyla
da AKP tüm işçileri, emekçileri sokaktan çekmekte, kendi istedikleri gibi
sadece kendi örgütlü oldukları kamu emekçilerinin, işçilerinin sözlerini
dikkate almaktadır.
Sevgili arkadaşlar, bu işçilerden, 1 milyon 655
bin kayıtlı işçiden sadece 40 bini sendikalıdır. Bu
hiç dikkatinizi çekiyor mu? Örgütlü toplum aslında demokrasinin
inşasında temel bir roldür ama Türkiyede sadece 40 bin
sendikalı var. Ancak sendikalı işçiler de kamu sektöründe çünkü
özel sektörde çalışan işçiler örgütlendiğinde ne yazık
ki iktidarın baskısı nedeniyle ya da patronun keyfî
uygulamaları nedeniyle, sendikalı olduğunda performans
düşüklüğü denilerek işten çıkartıldığı
için gidip bir sendikaya üye olamamaktadır. Dolayısıyla,
aslında AKP Hükûmetinin toplumu örgütsüz bırakma politikası
iş kazalarını, işçi cinayetlerini de her geçen gün
artırmaktadır. İnşaat sektöründe sendika örgütlenme,
sevgili arkadaşlar, binde 1 bile değil. Gerçekten işçiler
örgütlenip mücadele ettiğinde aslında hem bir farkındalık
yaratılıyor hem de bu kuralsız çalışmaya, esnek
çalışmaya, taşeron çalışmaya karşı itiraz
yükseliyor.
Sevgili arkadaşlar, diğer temel konulardan
biri, bu ülkede çocuk işçiliği. Çocuk işçiliği dünyada
azalırken Türkiyede her geçen gün artmaktadır. AKP Hükûmetinin
diğer alanlarda uyguladığı politikalar, 4+4+4
politikası, yine, gerçekten tarım sektöründe kadınların ve
çocukların çok fazla çalıştırılması,
bunların şeye yansımaması, kayıtlı olmaması
çocuk işçiliğini giderek artırmaktadır ve çocuk sömürüsünde
Çinden sonra Türkiye neredeyse temel bir ülke hâline gelmiştir. 2006
yılından bugüne çocuk işçiliğinin en kötü biçimi, en
yaygın olanı ücretsiz aile işçisi çocuklar. Ki bunların çoğu
tarım alanında çalışıyor ya da evde veya esnek
çalışma diye ifade ettiğimiz alanlarda çalışıyor.
Bunların toplam çocuk işçiler içindeki oranı yüzde 41 iken bu
yüzde 46ya yani 2006da yüzde 41 iken 46ya çıktı, sayısı
da 362 binden 413 bine çıktı ve bu, her geçen gün artıyor.
Yine, sevgili arkadaşlar, işsizlik ve
işsizlik sorunları da giderek artmıştır Faruk Çelik
döneminde; iki dönemdir -ifade ettik- kendisi Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanıdır. İşsizlik Fonu toplandı, bu
İşsizlik Fonu hiçbir zaman gerçekten amacına uygun
kullanılmadı. Şimdi, Türkiyedeki işsizlik oranları
yüzde 10,1 olmuştur yani 2 rakamlı hâle gelmiştir ki gerçek
rakam aslında çok daha fazladır. Resmî işsizlik rakamları
gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır. Birçok insan aslında
ya kendi alanında çalışamadığı için ya da
gerçekten iş bulamadığı için, örneğin birçok
öğretmenin ya da üniversite mezununun atamaları
yapılmadığı için hâlâ işsiz durmaktadır.
Sevgili arkadaşlar, Türkiyede gerçek anlamda
işsiz sayısı 6 milyonu aşmış demektir. Bu,
aslında, çok ciddi bir sorundur ve toplumsal bir sorun hâline
gelmiştir. İşsizler artık Türkiye'nin çok daha büyük bir
kesimini oluşturmaktadır.
İşsizlik ve güvencesizlik girdabında
kadının durumunu anlatmaya gerek bile yok. Aslında,
kadınlar hem istihdam alanında yeterince yer almıyorlar hem de
çalışma yaşamında çok ciddi sorunlarla
karşılaşıyorlar. Kadınların sadece yüzde 18,7si
kendisi için gelir getiren ekonomik bir faaliyette çalışıyor.
Geniş tanımı, işsizlik erkekler için azalırken
kadınlar açısından bu giderek artıyor. TÜİK verilerine
göre yeni işsizlerin yüzde 90ını kadınlar
oluşturuyor.
Sevgili arkadaşlar, Türkiyedeki çalışma
yaşamında -yaşanan sorunların başında- güvencesiz
çalışma ve örgütlenme sorunları yaşanıyor. Biraz önce
de ifade ettiğimiz gibi, aslında işçilerin birçoğu
kendisinin örgütlü bir sendikada, dernekte, kurumda yer alması hâlinde
kendisine yönelik bir işsizlik tehdidi, işten
çıkarılacağı tehdidiyle karşı karşıya
kaldığı ortada. Türkiyede kayıtlı işçi
sayısı 11,6 milyon iken sendikalı işçi sayısı
1,96 milyon. OECD ülkelerinde, Türkiye'nin bu oranları diğer ülkelere
göre çok düşük. Sendikalaşma oranı da, dediğimiz gibi,
yüzde 9,45. Ancak kayıtlı işçiler üzerinden değil, tüm
işçiler üzerinden OECDnin yaptığı hesaba göre
sendikalaşma oranı çok daha fazla düşük sevgili arkadaşlar.
Sendikalaşmadaki üye oranı, son dönemlerde
MEMUR-SENde bir artış var. KESK gibi emekçilerden yana tavır
koyan sendikalara yönelik sürekli bir baskı var. DİSKe, KESKe
yönelik sürekli bir baskıyla karşı karşıya
olunduğu ortada.
Kendi içimizde baktığımızda,
uluslararası verilere de baktığımızda, Türkiyede
aslında iş-yaşam dengesi söz konusu olduğunda Türkiye, yine
bu Bölgesel Selamet Raporuna göre OECD ülkelerinin en son sırasında
yer alıyor. Çalışma saatleri açısından da, sevgili
arkadaşlar, burada çok ciddi sorun var. Türkiye'de ortalama
çalışma saati 1.765. OECD ülkelerinde bu oran çok daha az. Bu OECD
ülkelerinin en başında Danimarka geliyor, Danimarkadakine
kıyasla 309 saat daha fazla çalışıyor, Türkiye'deki
işçiler uluslararası alanda çalışan işçilerden 309
saat daha fazla çalışıyor ve emeğinin
karşılığını alamıyorlar sevgili
arkadaşlar.
Değerli arkadaşlar, gensoru vermemizin temel
nedenleri bunlar. Daha çok sayabiliriz ama şunun da altını
çizmek istiyoruz: Sadece, iktidar döneminde, işçi kıyımları
değil -aslında, işçi ölümleri, Soma, Ermenek ve Ispartada
tarım işçilerinin ölümü değil- bu ülkede silikozis meslek
hastalıkları nedeniyle ölenler var. Bunlar da AKP Hükûmeti döneminde
çok ciddi bir rakam; 5-10 bin tekstil işçisinin bu nedenle silikozis
hastalığına, meslek hastalığına
yakalandığı verileri var. Daha önce bu Parlamentoda
konuştuk, yasalar da çıkarttık ama çok ciddi anlamda bu sorunlar
çözülmedi, hâlâ ciddi bir sorun olarak karşımızda duruyor.
Tabii ki AKP'nin bütün bu politikalarına
karşı direnenler de var, kimse AKP'nin bu baskı, zor
politikasını kabul etmiyor. TEKEL işçilerinden tutalım, Hey
Tekstil işçileri, Novamed işçileri, Kazova işçileri, Greif
işçileri, aslında Türkiye'nin her yerinde işte,
Karayolları işçileri- insanlar, işçiler, emekçiler AKP'nin bu
zor politikasına direndiler, hâlâ direnmeye devam ediyorlar. Yani AKP'nin
bu politikasına sessiz kalan, bütün bunları onaylayan bir tavır
yok tabii ki. Ama AKP, bütün bu itiraz edenlerin, direnenlerin
karşısına da polisi çıkarıyor, askeri
çıkarıyor. Kendi istediği düzeni, neoliberal düzeni hayata
geçirmek için her türlü uygulamayı yapıyor.
Sevgili arkadaşlar, daha önce bu kürsüde çok defa
söyledim: En çok yasa çıkaran hükûmet bu Hükûmet ve
çıkarttığı bütün yasalar daha sonra yeniden çıkartılıyor.
Çünkü çıkarttıkları yasaların hiçbirinin uygulanma
şansı yok. Denetim yok, yapılan yasaların uygulanması
konusunda çıkan sorunlar hiçbir zaman gerçekten giderilmiyor. O yüzden,
AKP Hükûmeti bugün işçi cinayetlerinin, işçi katliamlarının
temel sorumlusudur. O yüzden, bugün Faruk Çelik hakkında verdiğimiz
bu gensorunun, aslında, AKP Hükûmetinin işçiye, emekçiye yönelik bu
zor düzenine karşı -burada kendisi istifa edemiyor, bunu beceremedi
ama- bu konunun en azından tartışmaya açılması, halka
hesap vermesi açısından da önemli olduğunu düşünüyoruz.
Sayın Bakanla daha önce birkaç defa görüştük,
bu kürsüden de ifade etmiştim, biraz önce sayın hatip de ifade etti;
Sayın Bakan konuştuğunda aslından bir sosyalist gibi
konuşuyor, işçiden, emekçiden yana konuşuyor. Kendisi
taşeronlaşma sistemini eleştiriyor, kendisi bu sistemin
aslında ölüm getirdiğini söylüyor, kendisi mevcut bu denetim
sorununun olduğunu söylüyor, Türkiyede bu dayıbaşı
düzeninden tutalım dayılık yaklaşımına,
Adamın varsa çarkın döner. yaklaşımına itiraz ediyor
ama uygulamaya geldiğinde hiçbir şey yapmıyor sevgili
arkadaşlar. O yüzden, bugün Ermenek ve Somada yaşananlar
aslında Bilerek geliyorum. diyenler.
Şimdi, özellikle 13 Mayıs 2014te yaşanan
işçi katliamı ciddi bir katliamdır. 301 insan katledildi.
Dolayısıyla, buradaki herkes aslında bu katliamın
sorumlusudur. AKP iktidarı Geliyorum. diyen bu şeyi iptal
etmemiştir, hâlâ madenlerde çok ciddi bir tehlike vardır. Yarın,
Ermenek gibi başka bir yer olduğunda Biz bunları tahmin ediyorduk.
diyebilir. Şimdi, bu konuda araştırma komisyonu kuruldu, rapor
hazırlandı, rapor da aslında sadece teknik yönüyle ele
alıyor. Bu, ciddi anlamda
Hani, bazı önemli tespitler de var ama bu
kaza olmadan hem Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Makine
Mühendisleri Odasının raporu var hem Devlet Denetleme Kurulunun
raporu var sevgili arkadaşlar, buraya dair, Somaya dair.
Yapılması gerekenler
Bu iktidar iki raporu da dikkate almadı.
Sadece patronu korumak, sadece daha çok kâr elde etmek
Orada çıkan
kömürler için kendine rant alanı açarken, insanların
hayatını karartma pahasına sessiz kaldı. İnsanlar
katledildiğinde de gidip orada, biraz önce söylediğim o kuzuyla
ağlamak, kurtla yemek gibi şeyi yaptı, işçilere sözde
üzülüyormuş gibi, sözde gerçekten onların hakkını
savunuyormuş gibi, bakanlar orada nöbet tuttu. Biz buradan, bu Hükûmetin,
işçilerin tabutunu taşımasını değil,
işçilerin tabutunun başında ağlamasını değil,
işçilerin ölmemesi için tedbir almasını istiyoruz. Siz tedbir
almazsanız nasıl olacak bu? Siz her geçen gün aslında
insanları ölüme mahkûm ediyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, şimdi, bütün
bunları söyledikten sonra burada yapacağınız oylamayla
biraz vicdanlarınıza seslenin. Burada sadece bir milletvekili
değilsiniz. Türkiyenin o çok sık söylenen kamu düzeninden burada
herkes sorumludur, başta AKP iktidarı sorumludur. Kamu düzeni
dediğiniz şey nedir? Toplumun refah içerisinde
yaşamasıdır, toplumun mutlu yaşamasıdır.
İşçinin, emekçinin hakkını almasıdır.
İşçiyi, taşeronlaşmaya, esnek çalışmaya, ucuz
iş gücüne yani bir parça ekmek için ölüme mahkûm etmek değildir.
Onların mutluluğunu her türlü
Sonuçta siz kâr istiyorsunuz.
Çalıştırdığınız insanların her türlü
hakkını güvence altına almak zorundasınız.
Bırakalım, siz yaşam hakkını ihlal ediyorsunuz.
Yine, diyelim ki toplumsal muhalefet konusunda,
kadınlar konusunda, Kürt sorunu konusunda, demokratikleşme konusunda
kamu düzeni dediğiniz şey, gerçekten eşit, demokratik bir
hukuk kurmaktır. Siz bunu yapmıyorsunuz. Kendi iktidarınız
için bütün düzenleri çıkarıyorsunuz, kendinizi korumak için her gün
yasalara müdahale ediyorsunuz, bu Parlamentoyu gece gündüz
çalıştırıyorsunuz ama bir işçinin hakkı için
burada hiçbir çaba içerisinde olmuyorsunuz ama çıkarken de sokağa
Biz işçiden yanayız, emekçiden yanayız, istihdam alanı
yaratmak istiyoruz. Bu muhalefet izin vermiyor
Bunların hepsi
yalandır. Biz işsizlerin iş bulmasını, işçilerin
daha iyi koşulda çalışmasını, ölmemesini istiyoruz.
İnşaatlarda, madende, tarım alanında, hiçbir yerde işçiler
ölmesin, insanca yaşasın istiyoruz. O yüzdendir bu mücadelemiz. Bugün
bu gensoruyu verme nedenimiz de bu. Bu sorumluluğu bir kez daha yerine
getiriyoruz ve AKP Hükûmetinin derhâl bu işçi ölümlerini ortadan
kaldırması için bir hesap vermesi gerektiğini düşünüyoruz.
Bugün Faruk Çelik şahsında verdiğimiz gensorunun anlamı
budur. Eğer siz hesap vermezseniz, yarın nasıl olacak? Bu konuda
sorumluluğunuzu kabul etmezseniz, öz eleştiri yapmazsanız, bunun
gereğini yerine getirmezseniz yarın tekrar ölümler olacaktır.
Aslında AKPnin bu suskunluğu ya da Çalışma
Bakanının hâlâ görevde oluyor olması, aynı zamanda bu
düzenin devam ettirileceği anlamına geliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
SEBAHAT TUNCEL (Devamla) Buradan bir kez daha ifade
ediyoruz ki bu düzenin devam etmesine asla izin vermeyeceğiz.
Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Tuncel.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa
Milletvekili Özgür Özel.
Buyurunuz Sayın Özel. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Halkların Demokratik Partisinin Sayın Bakan
Faruk Çelik hakkında vermiş olduğu gensoru üzerinde grubumuz
adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi bir kez daha saygıyla
selamlıyorum.
Maalesef, bugün tarih tekerrür ediyor. 22 Mayısta da
bu kürsüdeydim ve 2 bakan hakkında Somadan sonra verilen bir gensoruda
konuşmuştum. Tabii, işin kötü tarafı bunun tekerrür etmesi
değil, o faciadan sonra bir kez daha bu kürsüye gelme sebebimizin bu kez
de Ermenekte 18 madencimizi kaybetmiş olmamız; sadece Ermenekteki
18 madenci değil, o kazadan bugüne kadar, arada 50den fazla, 54 tane madencimizi
Türkiyede madenlerde kaybetmiş olmamızdan dolayıdır.
Maalesef, basit bir sarmal, bir kısır döngü
içerisindeyiz Meclis olarak. Soru önergeleri veriliyor, araştırma
komisyonları önergeleri veriliyor, bakanlar hakkında gensorular
veriliyor, oylamalar yapılıyor, hayır oyları veriliyor ve
sonunda ölümler devam ediyor. 20 Ekimde Uyar Madencilikteki son büyük kazadan
sonra, 23 Ekimde önergemizi verdik ama gündeme aldıramadık. 29
Nisanda Soma bölgesiyle ilgili bir komisyon kurulmasını önerdik,
hayır oyları geldi iktidar partisinin çoğunluk oylarıyla,
13 Mayısta Somayı yaşadık. 22 Mayısta bakanlarla
ilgili gensorumuzu verdik, iktidar partisi hayır oylarıyla
bakanı korudu, maalesef Ermeneki yaşadık. Sarmal devam ediyor.
Sırada hangi tarih var bilmiyoruz ama hepimiz sırada neyin
olduğunu biliyoruz. Maalesef, böyle giderse sırada yine ölüm var,
yine acı var, yine gözyaşı var. Belki bir iki saat sonra, belki
bir gün, bir hafta, bir ay sonra ama mutlaka, bu düzen böyle giderse madenci
ölümleri, emekçi ölümleri sürecek.
Sayın Süleyman Çelebi burada. İş
Güvenliği Kanunu çıkarılırken hep birlikte önce komisyonda,
sonra alt komisyonda, tekrar komisyonda, sonra burada inanılmaz bir
mücadele verdik. Sonra, konuşurken dedi ki: Belki şu anda bir emekçi
kardeşimiz hayatını kaybediyor olabilir. O daha kürsüden
inmeden önce, Meclisin şimdi üzerinde oturduğumuz ek hizmet
binasının inşaatında bir emekçimiz hayatını
kaybetmişti. Biz burada çoğunluk oylarınızla Bakanın
aklanmasına ve göreve devam etmesine şahitlik edebiliriz ama
şunu bilin, bu oylarınız madencilerin ve emekçilerin ölümünün
sürmesine sebebiyet veriyor. Bu yüzden biraz daha dikkatli olmamız, biraz
daha elimizi vicdanımıza koymamız gerekiyor.
Daha iki gün önce
Osmaniyede, hemen ardından Zonguldakta birer madenci kardeşimizi
kaybettik. Osmaniye ve Zonguldakta kaybettik ama Sayın Taner
Yıldız -birazdan onun da gensorusu görüşülecek-
çıktığında sorsanız Zonguldaktaki maden, maden
değil; madenci de madenci değil. diyecek. Nereden mi biliyoruz?
Şırnak milletvekilimiz Plan ve Bütçe Komisyonunda
Şırnaktaki ocakla ilgili sorular sorduğunda O, madenci
değil ki; o maden, kaçak bir maden ocağı. demişti.
Düşünebiliyor musunuz, terk edilmiş maden ocaklarının
girişinin göçertilip göçertilmediğine bakmayan, orada kaçak faaliyet
yapılıp yapılmadığını denetlemeyen, eski
imalatlarda ne olduğunu izlemeyen, merak etmeyen -işte, gaz dolarsa
Soma oluyor, su dolarsa Ermenek oluyor- buradaki sorumluluklarını
yerine getirmeyen, eski imalatlarla ilgili projeleri maden haritalarına
günü gününe işlemeyen MİGEMin başındaki Bakan kaçak bir
maden ocağı olduğunda orada ölenlere madenci diyemeyebiliyor.
Bu inanılmaz bir şey.
Peki, Sayın Bakana
sormak lazım -o, hadi demiyor ama- Türkiye Cumhuriyeti
sınırları içinde birileri bir yerlerde kaçak ocaklarda
çalışıyorsa, çıkrıkla aşağı iniyorsa
ekmeğinin peşinde, oralarda can veriyorsa, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı bundan sorumlu değilse, onun ilgi alanında
değilse, onun sorumluluk alanında değilse kimin ilgi
alanındadır? Lütfen buna dikkat edelim.
Sayın Bakanın
halef-selef ve selef-halef olduğu bir bakan arkadaşı var.
Kendisi -Ömer Dinçer- bir facia olduğunda en son söylenecek sözü de
değil, hiç söylenmeyecek sözü, gelir, pat diye söylerdi. Güzel
öldüler. demişti madencilere. Güzel öldüler, aileleri üzülmesin.
demişti. Sayın Bakan Allah için öyle değil. Bir facia
olduğunda, bir acı yaşandığında, bir kaza
yaşandığında Sayın Bakan söylenmeyecek sözü söylemiyor,
söylenmesi gerekeni söylüyor, hani hepimizin yüreklerine su serpecek olanı
söylüyor, ideal bir Çalışma Bakanı neyi demesi gerekirse onu
söylüyor. Mesela Taşeron uygulaması emeğin sömürüsüne
dönüştü. Bu düzen artık sürdürülebilir değil. Kazayla ilgili tek
bir karanlık nokta ve sorumlulardan hiçbir tanesi
cezalandırılmadan kalmayacak. diyor. 22 Mayısta, burada,
gensoru görüşmesinde diyor ki: Ben yapılan işleri söylüyorum
arkadaşlar. Yapmayan varsa canı cehenneme! Onun da canına okumak
hepimizin boynunun borcu. Neredeyse alkışlayacağız. Devam
ediyor -okumak istiyorum, çok manalı- diyor ki Sayın Bakan: Bir
diğer önemli konu. Bugün yine, işçilerimiz iki hususu gündeme
getirdiler. Biri taşeron uygulaması. İnşallah, bu konuyu,
yine, hep birlikte çözeceğiz. Bu yasama yılı kapanmadan, bu
taşeron, sömürü anlayışını kapatacağız arkadaşlar.
Bunun bitmesi gerekiyor, bunu belirtiyorum. Bunları Çalışma
Bakanı Faruk Çelik söylüyor ve olması gerekeni söylüyor.
Ama sonra acılar unutulmaya
başlayınca, yaralar biraz kabuk tutmaya başlayınca,
hepimizin şikâyet ettiği o toplumsal hafızamız birazcık
bunları unutmaya başlayınca, maalesef, Sayın Bakan
aslına rücu ediyor. Hepimizin bildiği iktidar
politikalarını savunan ve uygulayan, taşerondan yana, sömürüden
yana, sermayeden yana bir tavır içine giriyor. Ne zamana kadar? Ta ki bir
dahaki faciaya kadar.
Ermenek oluyor. Sayın Bakan
Ermenekte o madenin üstünde samimi duygularla, buğulu gözlerle
aşağıya bakıp diyor ki: İnsan çıldıracak
gibi oluyor. Bu madene ruhsat mı verilir? Açıkça söylüyorum, bunu
manşet yapın. Bu yapı kaza üretir. Devam ediyor, diyor ki: Bir
madeni kapatıyorsun, 50 kişi ricaya geliyor. Bütün Türkiye bu
vicdanlı sese, bu öz eleştiriye kulak veriyor. Sonra, Sayın Bakan Plan ve Bütçe Komisyonuna geliyor
ve Plan ve Bütçe Komisyonunda ona bu 50 kişi sorulmaya
başlayınca kızıyor, köpürüyor, şöyle söylüyor:
Onların hepsi AKPli gibi bir imaj yarattılar; böyle bir şey
yok! Sayın Bakan, onların hepsinin AKPli olmasıyla bir
derdimiz yok. Onların içinde valinin olması, kaymakamın olması,
Soma Araştırma Komisyonunun -kendi ifadesiyle-
Başkanının olması veya diğer kişilerin
olması, işçilerin olması daha kötü ya. Sadece AKPliler
deseydi, siyasi bir meseleye dönüştürürdük, orada
bırakırdık ama sistemik bir sorun var. Çalışma
Bakanı bu sistemik sorunu görüp çözmesi gereken makamdadır. Eğer
bu sorun çözülmüyorsa ondan sonrasını bilemiyorum. Ama, herkese
sormak lazım, iki olmazdan birini soracağım aslında yani en
son söylenmeyecek sözü bile en baştan söyleyen Sayın Ömer Dinçer mi,
yoksa kazadan sonra söylenmesi gerekenleri söyleyip sonra acılar
unutulmaya başladığında bu sözleri bir yana bırakan
Sayın Faruk Çelik mi? Biz ikisinden birisini tercih etmek zorunda
olmamalıyız. Ama, maalesef sizin oylarınızla bu düzen böyle
devam etmeye gidiyor. (CHP sıralarından alkışlar)
Peki, AKP Grubunun durumu
farklı mı? Bir de ona bakalım kısaca. Kocaeli
Milletvekilimiz Haydar Akar, bu ölümler, bu yer altındaki vahşet
canına tak etmiş, geçen sene ocak ayında komisyona kanun teklifi
vermiş yer altında taşeron uygulaması
sonlandırılsın diye. Soma faciasından sonraki hafta İç
Tüzükün 37nci maddesi gereğince Meclise geldi. Normalde
tamamını, komisyonda kırk beş gün içinde gündeme
alınmadığı için reddediyorsunuz. O gün oradaydım,
Mahmut Tanalın oturduğu yerde oturuyordum. Arkadan öne doğru
inanılmaz bir baskı geldi AKP Grubundan ve dediler ki: Ya, biz buna
nasıl karşı çıkarız? Grup başkan vekilleri
arasında istişare ettiler ve o gün o öneriye AKP Grubu evet oyu
verdi ve Haydar Akarın bu önerisi 591 sıra sayısını
aldı. Sonra, Sayın Akif Hamzaçebi AKP Grubu bu oyu vermişken
bunu derhâl getirelim arkadaşlar. dedi. Ertesi gün, bu sefer, önerimizde
bunun gündeme alınmasına grubunuz hayır oyu verdi ama
vicdanları hayır vermek istemeyen önemli sayıda
milletvekiliniz dışarıya gittiği için, muhalefet daha
kalabalıktı, Sayın Başkanın oylama sonucuna göre
gündemde öne çekilmesi de kabul edildi. Yasalaşmaya bir şey
kalmamıştı artık. Ne yaptınız, biliyor musunuz
arkadaşlar? Çoğunluğunu kullanarak, bir hafta boyunca, 591
sıra sayısının görüşülmemesi için, Meclisi
çalıştırma görevine sahip olan iktidar partisi içeride
çoğunluk sağlamayıp karar yeter sayılarıyla Meclisi kapattıracak
kadar bu işten geri durdular. Şimdi Sayın Bakana Sen o gün öyle
konuşuyorsun da bugün nasıl böyle konuşuyorsun? demeye
hepimizin hakkı var ama hiçbirinizin hakkı yok arkadaşlar. (CHP
sıralarından alkışlar)
Peki, şimdi bir oylama yapacağız; bu
oylamada Evet. diyenlerimiz, Hayır. diyenlerimiz olacak. 13
Mayıstaki Sayın Faruk Çeliki mi, yaz ortasındaki Faruk Çeliki mi
oylayacağız? Ermenekteki Faruk Çeliki mi, Plan ve Bütçe
Komisyonundaki Faruk Çeliki mi oylayacağız? Peki, siz, Somadan
sonra elleri hayıra kalkmayan, vicdanlarının sesini dinleyen
AKP Grubu olarak mı oy vereceksiniz, yoksa o acılar unutulduktan sonra
bu acımasız politikaları buradan geçirmekle yükümlü olan bir
grup olarak mı oy vereceksiniz? Herkesi elini vicdanına koyarak oy
vermeye davet ediyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından
alkışlar)
Unutulmasın, oylama ezilen ile ezen
arasındadır. Unutulmasın, oylama sömüren ile sömürülen
arasındadır. Unutulmasın, oylama vicdan ile vicdanı
katılaşmışlar arasındadır. Emeğin en yüce
değer olduğunu savunanlar ile Sermayenin partisi, ülkesi, milleti,
sınırı olmaz. diyenler arasındadır. Burada herkesin
kendi özgür iradesiyle davranacağını ümit ediyoruz.
Sayın Bakanın 3üncü dönemi arkadaşlar.
Makam arabasına altı ay daha binmese, o Bakanlık koltuğunu
altı ay daha işgal etmese boyu ne uzar ne kısalır
Sayın Çelikin. Merak etmeyin, hayır oyu verdiğinizde oraya
muhalefetten bir bakan oturmayacak, yine Recep Tayyip Erdoğanın
takdir ettiği, Sayın Davutoğlunun teklif ettiği ve Recep
Tayyip Erdoğanın onayladığı bir bakan oturacak
buraya, sizin grubunuzdan olacak. Ama o bakan -eğer siz bu bakanın
yapmadığını yerine getirirseniz- şunu bilecek, diyecek
ki: Bu sömürü düzenini bitirmeyle ilgili Parlamentonun ve özellikle benim
grubumun benden bir talebi var. O bakan diyecek ki: Eski düzen gidersem, emek
sömürüsüne engel olamazsam, işlevsiz denetimi sürdürürsem sonum da benim
bir önceki bakan gibi olur. Sizin oyunuzun böyle bir önemi var, yoksa iktidar
falan el değiştirmez. Ama, gensoru en sonunda siyasi bir metin ve
biraz önce teklif ettik bir başka tavır içinde olmanızı
Ama, birlikte davranmamız için çeşitli enstrümanlar var, onlardan bir
tanesi Soma için kurduğumuz komisyondu. O komisyon, raporunu geçen hafta
hazırladı ama komisyon raporları muhalefet şerhleriyle
ayrılmaz bir bütündür ve o günlerde Soma Komisyonu çok
çalışmış, briket gibi bir rapor yazmış. diyenlere
karşı Cumhuriyet Halk Partisinin tuğla gibi bir muhalefet
şerhi var arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
O briket gibi rapora inanılmaz katkı verdik, hep birlikte
çalıştık ama o rapor mütemmim cüzüyle, ayrılmaz
parçasıyla muhalefet şerhlerini beklemeden Meclis tarihinde
görülmemiş bir basın toplantısıyla kendini
Başkanın ağzından tanıttı ama o 950 sayfalık
raporun içinde bulamadıklarınız olacak.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) O
briketin çimentosu da dağılacak.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bugün teslim ettiğimiz bu
rapor muhalefet şerhiyle birlikte basılacak ve odalarınıza
ulaştığında bu 900 sayfalık briketin içinde
bulamadığınız bazı şeyleri bunun içinde
bulacaksınız. Bunun içinde bulacağınız, aslında
kamuoyundaki en büyük sorunun cevabıdır. Sayın Alaboyun bu
raporla ilgili açıklamayı yaptığında tüm basında,
hatta uluslararası basında, hatta sosyal medyanın her
tarafında şu soru çıktı, dediler ki: Soma Komisyonu her
şeyi araştırdı, her şeyi tespit etti, bir tek
sorumlusunu bulamadı. Onu bulmak istiyorsanız muhalefet
şerhimiz emrinizde. Orada şunu okuyacaksınız: Türkiye'nin
enerji politikasındaki açmazlarından, uluslararası enerji
ihalelerinde ülkemizin büyük miktarlarda kamu zararına
uğratılmasından, Türkiyede anayasal güvence altındaki
kamuya ait maden rezervlerinin siyasi ve ekonomik bir rant alanına dönüştürülüp
dağıtımı ve yönetiminden, bu rant alanının
tanımı ve tasnifi için Anayasa ve kanunların arkasından
dolanarak yapılan muvazaalı sözleşmelerden, dünyanın en
riskli işi olan madenciliği, meslek odalarının ve
üniversitelerin bilimsel uyarılarına kulak tıkayarak ve iş
güvenliğini hiçe sayarak sadece kâr odaklı gören sistemden,
madenlerdeki denetim zafiyetinden, işçi sağlığı ve
iş güvenliği alanındaki büyük ihmallerden, en temel insan hakkı
olan yaşam hakkının ihlal edildiği bir çalışma
düzeni ve ortamından, madenlerin ruhsatlandırılmasında
nihai karar verici dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan,
bakanları Taner Yıldız ve Faruk Çelik ile birlikte
müştereken ve müteselsilen sorumludur.
Bunu okuduğunuzda
artık bu tespitlerin karşısında neye oy vermeniz gerektiği
konusunda bir kez daha konuşabiliriz ama şunu açıkça ifade etmek
istiyorum: Şimdi, Manisanın Akhisarında bir Soma davası
görülmeye başlanacak, hiç şüphesiz Karamanda da Ermenek davası
görülmeye başlanacak. Orada birtakım kişiler suçlanacak, yargılanacaklar,
cezalar alacaklar ama gerçek Soma ve gerçek Ermenek davası. Görevlerini,
üstlerine düşenleri yapmadılar, bugün burada siz yaparsanız o
yolu açarsınız. Açmazsanız grubumuzun vereceği
soruşturma önergesinde iki bakan soruşturulduktan sonra sevk edildiklerinde.
Yok, ona da çoğunluk oyuyla karşı çıktınız, o
zaman mutlaka ve mutlaka demokratik yollardan iktidardan
uzaklaştığınızda kurulacak olan Yüce Divanda gerçek
Soma, gerçek Ermenek davası görülecektir ve ondan sonra bir daha Somalar,
Ermenekler ve bunun gibi çok sayıda kaza hayatımızdan
çıkacaktır arkadaşlar. (CHP sıralarından
alkışlar)
Şimdi, son bir hususa
daha değinmek isterim. O da Sayın Bakanın belki de siyasi
hayatı bittiğinde en çok pişman olacağı ama bugün
başka çaresi olmadığı için o yola
uzandığını, tevessül ettiğini düşündüğümüz
bir durumla ilgili. Biraz önce okumuştum, boşuna okumadım onu.
Sayın Bakan bir faciadan, bir acıdan sonra olması gereken bir
bakana dönüşüyor, doğruları söylüyor demiştim. Orada ne
diyordu Sayın Bakan? Diyordu ki: Hiçbir suçlunun, hiçbir sorumlunun
cezasız kalmasına izin vermeyeceğiz. Peki, Sayın Bakandan
müfettişleri için soruşturma izni istediler, Sayın Bakan bu izni
vermedi. Müfettişler için soruşturma izni vermediği gibi
Şimdi beni ve benim gibi, bürokratlarımı sorumlu tutmak için
birtakım istekleri var. dedi. Bu tür olayların tek sorumlusu biz
miyiz? diye sordu? Tüm muhataplara bakmak lazım. Benim tarafımda
sadece teftiş var. Bu işin tek tarafı biz miyiz? Kamu sorumlusu
dediğiniz sadece bizim Bakanlığımız mı? Bir
adres gösteriyor, bir yeri tarif ediyor. Sayın Bakan merak etmeyin,
elbette siz değilsiniz sadece, Taner Yıldız da var. Ve 2013ün
Temmuzunda Ben ramazana Ramazanla girerim. deyip, Ramazan Doğrunun
maden ocağına gidip Bu ocak örnek bir maden
ocağıdır. deyip Türkiyenin en güvenli ocaklarından
biridir. diye dönemin Cumhurbaşkanına faciadan sonra bilgi notu
ulaştıran Sayın Taner Yıldız ve bürokratları da
elbette sorumlu. Ama siz Sayın Bakan bizim sorumuza şöyle bir cevap
verdiniz: Her trafik kazası olduğunda trafik müfettişlerini mi
yargılayacağız yani trafik polislerini mi sorumlu
tutacağız? Sayın Bakan, lütfen şöyle düşünün: Bir
trafik kazası olmuş, şoför yüzde 250 alkollü. 1 kilometre önce
trafik çevirmesinde alkol muayenesi yapmışsınız, alkol
sıfır çıktı diye yoluna devam ettirmişsiniz. Bu
şartlar altında trafik polisinin, trafik müfettişinin
sorumsuzluğundan bahsedebilir misiniz? (CHP sıralarından
alkışlar) Ve bugün o müfettişlere niçin izin vermediğinizi
böyle akıl almaz bir benzetmeyle anlatıyorsunuz. Ama
yardımcı olayım Sayın Bakan, niçin izin vermediniz,
veremediniz: Güneş çarığı, çarık ayağı
sıkıyor. Her şey ama her şey, eğer o müfettişleri
yargının eline verirseniz onun da sizi ele vereceğinden, bir
üstüne bir üstüne derken sıranın size ve sizden bir üste
gideceğinden hareketle buna izin vermiyorsunuz.
Sayın Bakan,
şunu çok iyi biliyorsunuz ki bütün organize suç örgütleri tepeden
aşağıya doğru yönetilir ama aşağıdan
yukarıya doğru çökertilir. Eğer siz o müfettişlere
soruşturma izni verirseniz adalet yolunda en önemli kavşaklardan
birinde adaletin karşısına önce siz sonra da bir
başkası çıkacak yani o organize suç örgütünün en tepesi.
İster bu suç örgütünün lideri bir gecekonduda saklanıyor olsun
isterse inşa ettiği bir kaçak sarayda seyrüsefa sürsün, adaletin
elinden kurtulamayacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)
Hepinize saygılar sunuyor, oylamada bir kez daha,
Soma faciasından sonraki vicdan durumunuzla oy kullanmanızı
takdirlerinize arz ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Özel.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Karaman
Milletvekili Mevlüt Akgün.
Buyurunuz Sayın Akgün. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEVLÜT AKGÜN (Karaman)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokrasi
Partisi Grubunca
ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) Demokratik, demokratik
MEVLÜT AKGÜN (Devamla) -
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanımız Sayın Faruk Çelik hakkında verilen
gensoru görüşmesinde AK PARTİ Grubu adına söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanımız Faruk Çelik hakkında verilen gensoru
metnine baktığımız zaman, Soma ve Ermenekte meydana gelen
kazalar başta olmak üzere, madenlerde iş kazalarını önleyici
politikalar geliştirmediği, tedbirler almadığı,
iş yeri denetimlerinin etkin olarak yapılmasını
sağlamadığı, siyasi ve maddi ve nüfuz sahibi çevrelerce
yönlendirildiği, mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarını
çözmediği iddialarıyla gensoru hazırlandığı
görülmektedir. Anayasamızın 98 ve 99uncu maddeleri ile Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 106ncı maddesi gensoru
müessesini düzenlemektedir.
Hemen konuşmamın başında
belirtmeliyim ki gensoru müessesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi edinme
ve denetim yollarından en etkili ve ciddi olan kurumudur. Gensoru,
hakkında verilen bakanla ilgili somut ve tutarlı bilgilerle,
bakanın görevini nasıl ihmal ettiği veya hangi gerekçelerle
kötüye kullandığını ortaya koymalı ve bu bilgiler
ışığında hukuki isnatlarda bulunmalıdır.
Hâlbuki, HDP Grubu adına verilen gensoru metni ve gerekçesi incelendiği
zaman Çalışma Bakanımızın, iş
kazalarını önleyici hangi politikaları geliştirmediği,
hangi tedbirleri almadığı belirtilmeden; kulaktan dolma
bilgilerle, genel suçlayıcı ifadelerle, samimi olmayan sadece gündem
oluşturmaya yönelik bir gensoru metni karşımızda
durmaktadır. Bu hâliyle gensoruyu olumlu bulmak ve kabul etmek mümkün
değildir.
Değerli arkadaşlarım, gensorunun
gerekçesinde AK PARTİnin ekonomi politikalarının
başarısızlığına vurgu yapılmaktadır. Bu
politikaların en ağır faturasının çalışan
kesimler tarafından ödendiği de iddia edilmektedir. Bu iddiayı,
sağduyusuna güvendiğimiz milletimiz maşerî vicdanında
şiddetle reddetmiştir. Şöyle ki: AK PARTİ hükûmetlerinden
önce dünya piyasalarında para bolluğu yaşanırken ve dünya
ekonomisi istikrarlı bir biçimde büyürken Türkiye, sürekli olarak kendi iç
sorunlarıyla boğuşmakta ve kan kaybetmekteydi. Yerinde sayan
ülke ekonomisi, 2002 yılına gelindiği zaman memur ve emekli
maaşlarını ödemekte zorlanan, borç ödemeyi bırakın,
borçların faizlerini bile zor ödeyen bir Türkiye tablosu
karşınızdaydı. Türkiye, dışarıya el avuç açan,
IMFnin kapısında bekleyen bir ülke konumundaydı. Böyle bir
ülke, 3 Kasım 2002de eski Türkiye olarak tarihteki yerini aldı ve
ülkemizin ufkunda AK PARTİ güneşi doğdu ve on iki
yıldır da bu güneş yükselmeye devam ediyor.
4 Kasım 2002 sabahı aziz milletimiz yeni bir
güne büyük umutlarla başladı. AK PARTİ yolculuğu, ülkemizi
güven ve istikrarla buluşturmak suretiyle on iki yıl boyunca
büyütmeye devam etmiştir. Öyle ki, 2008 yılında dünya
ekonomisinde boy gösteren kriz dalga dalga Avrupayı, çevremizdeki
ülkeleri ve bütün dünyayı sararken ve diğer yandan bulunduğumuz
coğrafyada Irak, Suriye, Kırım gibi kriz bölgelerinde
çatışmalar devam ederken, AK PARTİnin uyguladığı
cesur ve kararlı politikalarla on iki yıl boyunca ülkemiz her
yıl ortalama yüzde 5 civarında büyüdü ve bundan sonra da büyümeye
devam ediyor.
Demek ki AK PARTİ demek, istikrar demek,
kalkınma demektir. Onun içindir ki 3 Kasım 2002 yılında 10
milyon 800 bin vatandaşımızın oyunu alan AK PARTİ
iktidarı, girdiği tüm seçimlerde oyunu artırmak suretiyle 30
Mart yerel seçimlerinde 20 milyondan fazla vatandaşımızın
güvenine mazhar olmuştur yani aradan geçen on iki yılda oyunu 10
milyondan fazla artıran parti AK PARTİdir. İşte ülkemizin
büyüdüğü ve güçlendiği bir durumda, bölgesinde ve dünyada etkin bir
ülke hâline geldiği böyle bir dönemde çalışanlarımızın
durumunu rakamlara girmeden ifade etmeliyim ki sürekli olarak iyileşme
göstermiştir.
Değerli arkadaşlarım, AK PARTİ
politikalarının temelinde insana hizmet etmek vardır. Nitekim
dünyada işsizlik artarken, Avrupa kentleri işsizlikle yerle bir
olurken bu olumsuz gelişmelere rağmen Türkiyede istihdam
artışı sağlanmış, insanımıza iş
imkânı yaratılmıştır. Son bir yılda 1 milyon 187
bin işsize iş üreten ülkenin adı Türkiyedir.
Yukarıda ifade ettiğim gerekçelerle, HDP
Grubunun AK PARTİnin ekonomi politikalarının
başarısız olduğuna yönelik iddiası milletimizin
hakemliğinde kabul görmemiş bir iddiadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
gensorunun gerekçesinde Çalışma Bakanımızın iş
kazalarını önleyici politikalar geliştirmediği ve tedbirler
almadığına yönelik iddialara yer verilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, Çalışma
Bakanlığımız, iş sağlığı ve
güvenliği alanında dünya standartlarında bir mevzuat ve
çalışma alanı oluşturmak için büyük gayret sarf etmektedir.
İş sağlığı ve güvenliği alanında
yaşanan gelişmenin bir parçası olarak Avrupa Birliği
Çerçeve Direktifi ve ILOnun 155 ve 161 sayılı Sözleşmelerine
uyumlu olarak hazırlanmış olan ve tüm çalışanları
kapsayan 6331 sayılı İş Sağlığı ve
Güvenliği Kanunu 30 Haziran 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Böylece AK PARTİ iktidarı döneminde iş
sağlığı ve güvenliği ilk kez müstakil bir kanunla ele
alınmıştır. İşçi-memur ayrımı
yapmaksızın bütün çalışanları kapsayan, önleyici
yaklaşımı ve risk değerlendirmesini temel alan müstakil
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun
yasalaşmasını takiben 36 yönetmelik ve 6 tebliğ Resmî
Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun
çıkmasını müteakip, Çalışma
Bakanlığımız, 81 ilde tanıtım ve bilgilendirme
çalışmalarına öncelik vermiş, seminerler düzenlemiş,
iş yerlerine bilgilendirme yazısı göndermiş, iş
yerlerinin yanı sıra, iş veren örgütleri, sanayi ve ticaret odaları
ve organize sanayi bölgelerine toplam 272 adet bilgilendirme yazısı
gönderilmiştir.
Bunun yanında, 155 ve 161 sayılı ILO
sözleşmeleri 2004 yılında, 187 sayılı ILO
Sözleşmesi ise 2013 yılında ülkemizde
onaylanmıştır. İnşaatlarda Sağlık ve Güvenlik
Hakkındaki 167 sayılı ILO Sözleşmesi 2014 tarihinde Resmî
Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Madenlerde
Sağlık ve Güvenlik Hakkındaki 176 sayılı ILO
Sözleşmesinin yasalaşma süreci ise Türkiye Büyük Millet Meclisinde
devam etmekte olup Genel Kurulda kabul edilmiştir.
Bakanlığımızın
girişimleriyle, işçi sağlığı ve güvenliği
konusunda Türkiye çok sayıda uluslararası toplantıya
katılmış ve bazılarına ev sahipliği yapmıştır.
İş kazalarının
azaltılmasında ve meslek hastalıklarının yok
edilmesinde en büyük payın iş sağlığı ve
güvenliği kültürünün geliştirilmesi,
farkındalığın ortaya çıkarılması olduğu
şüphesizdir. Bu amaçla, Türkiyede, 2002-2012 yılları arasında,
11i uluslararası, 15i ulusal kaynaklı olmak üzere toplam 26 proje
gerçekleştirilmiştir.
Ayrıca, 6331 sayılı Kanunun
yayımından bugüne, iş sağlığı ve güvenliği
kurumları ve profesyonelleri sayısında ciddi artış
yaşanmıştır. Bu profesyoneller, aynı zamanda, sahada
görevlerine başlamışlardır. Bakanlık tarafından,
83 bin iş güvenliği uzmanı, 23 bin iş yeri hekimi
görevlendirilmiş, 1.800 OSGB ve 220 eğitim kurumu bu alanda
yetkilendirilmiştir. Bunun yanında, 200 bin iş yeri
güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi ile iş yerleri
arasında sözleşme imzalanmıştır. Bütün bu
çalışmalar göstermektedir ki Bakanlık işçi
sağlığı ve güvenliği konusunda dünya
standartlarını yakalamak için mücadele etmektedir.
Değerli arkadaşlarım, takdir edersiniz ki
iş kazalarını önlemek sadece mevzuatla mümkün değildir, bu
konuda denetimlerin de etkin ve verimli bir biçimde yapılması
zorunludur. 2014 yılında 128 madende eksiklikleri nedeniyle üretimin
durdurulması bunun en açık göstergesidir. Yine, sadece ekim
ayında 2.079 inşaat alanı denetlenmiş, bunlardan 1.610u
iş sağlığı ve güvenliğine
aykırılık nedeniyle durdurulmuştur. Sadece inşaat
alanlarında iş sağlığı ve güvenliğine
karşı yüzde 80lere varan duyarsızlık maalesef ülkemizin bu
konudaki acı ve net tablosunu ortaya koymaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bu milletin bir
ferdi olarak hiçbirimiz bir iş kazasında bir kardeşimizin
hayatını kaybetmesini istemeyiz. Ülkemizin bütün maden
kaynakları bir işçimizin canından daha değerli
değildir ancak ülkemizde iş kazalarının
varlığı da acı bir gerçektir. Mevzuat oluşturma
açısından ülkemiz Cumhuriyet Döneminde büyük adımlar
atmıştır. Buna rağmen 1992-2014 yılları
arasında her yıl 1.000 ila 1.500 işçimiz iş
kazalarında hayatını kaybetmiştir. İş
kazaları sadece bugünün olayı değildir. Mesela 1992
yılında 3,5 milyon çalışan varken 1.500
çalışanımız hayatını kaybetmiş, 2014
yılında ise 12 milyon çalışanımız varken 1.180
kişi maalesef iş kazalarında hayatını
kaybetmiştir. Bu durum ülkemizde bu alanda bir kültür oluşturmak için
daha fazla mesafe katetmemiz gerektiğini göstermektedir.
Değerli arkadaşlarım, 2010
yılından bugüne kadar Çalışma Bakanlığımız,
yer altı kömür işletmelerinde yılda en az 2 programlı
teftiş yapmakta, bunun dışında şikâyet, ihbar ya da
basında yer alan konuları da şikâyet konusu kabul ederek teftişlerini
gerçekleştirmektedir. Çalışma Bakanlığımız
958 müfettişiyle bu teftişleri sürdürmektedir. Ayrıca iş
yerlerinde görev yapmak üzere 93 bin iş sağlığı
güvenliği uzmanı ile 23 bin iş yeri hekimi bu alanda
görevlendirilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, yer altı
madenlerinde ve iş yerlerinde denetim sürekli olarak
yapılmaktadır. Peki, diyeceksiniz ki: Denetim
yapıldığı hâlde iş kazaları niçin oluyor?
Haklısınız. Ancak teftiş o iş yerinin sadece o anki
fotoğrafını göstermektedir. Ocaklar canlı bir organizma
gibi çalıştığı için yarım saat sonra ne
olacağını kestirmek mümkün değildir. Hayati tehlike arz
eden ocaklar kesinlikle kapatılmaktadır. Nitekim son on yılda
madenler de dâhil tüm iş yerlerinde 119 bin programlı 104 bin inceleme
teftişi gerçekleştirilmiş, bu teftişler sonucunda 23.800
iş yerine 81 milyon TL idari para cezası kesilmiştir. 1.974
iş yeri de hayati tehlikenden dolayı
kapatılmıştır. 2000 ila 2009 yılları
arasında yılda 3 ila 30 arasında iş yeri
kapatılırken, 2010 yılından sonra yıllık 360 ila
570 arasında kapatma gerçekleştirilmiştir. Maden iş
yerlerinde 2005-2009 yılları arasında toplam 58 kapatma
işlemi uygulanmışken, 2010-2014 yılları arasında
224 kapatma işlemi gerçekleştirilmiştir. Bu rakamlar
değişen teftiş anlayışının açık ve net
bir göstergesidir. Bu rakamlar da gösteriyor ki, iş yerleri ve maden
sahalarında Çalışma Bakanlığı tarafından
gerekli denetimler yapılmaktadır. Teftiş görevini yapmayan veya
kötüye kullanan bir kamu görevlisi varsa bunun hesabı da mutlaka sorulur
ve sorulmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
kamuoyunun da yakından takip ettiği gibi Karaman ilimizin Ermenek
ilçesinde 28 Ekim 2014 günü bütün ülkemizi derinden acıya sevk eden elim
bir maden kazası meydana gelmiştir. Meydana gelen kazada hepimizin
bildiği gibi 18 işçi kardeşimiz madenden mahsur kalmış,
yapılan arama kurtarma çalışmaları sonucu bütün
kardeşlerimizin cenazelerine ulaşılmıştır.
Öncelikle, ölen, şehit madenci kardeşlerimize Cenabıhaktan
rahmet, acılı ailelerine, yakınlarına ve milletimize
başsağlığı diliyorum. Allah böyle acıları
bir daha memleketimize, milletimize yaşatmasın.
Kazanın meydana geldiği 28 Ekim 2014 Salı
günü olayı haber alır almaz Ulaştırma Bakanımız,
Enerji Bakanımız ve Çalışma Bakanımızla birlikte
kaza mahalline intikal ettik. Kazanın gerçekleştiği andan
itibaren devletimizin bütün imkânları göçük altında kalan işçi
kardeşlerimize ulaşmak için seferber edilmiş, gerek kamu gerek
özel sektörün imkânları kullanılarak arama kurtarma
çalışmaları sonucu, ölen kardeşlerimize
ulaşılmıştır. Eski madende bulunan büyük bir su
kütlesinin patlaması sonucu meydana gelen kazada madenin tamamı su,
çamur, kömür tozu ve yer yer yıkılan tahkimatlardan
oluştuğu için kurtarma çalışmaları çok zor
şartlarda yürütülmüştür. Kazanın meydana gelmesinden sonra on
iki-on üç gün maden sahasında bilfiil kalmak suretiyle arama kurtarma
çalışmalarına nezaret eden, acılı ailelerin
acılarına ortak olan, kurtarma çalışmalarında görev
alan ekiplere moral veren ve devletimizin tüm imkânlarının seferber
olması için gayret gösteren bakanlarımıza ve
çalışmaları bizzat yerinde gören ve işçi ailelerimizi
ziyaret ederek acının tüm milletimiz tarafından
paylaşıldığını gösteren Sayın Cumhurbaşkanımız
ve Başbakanımıza, muhalefet partilerimizin çok değerli
temsilcilerine huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, peki, kaza neden
olmuştur? Bunca denetim varken bu maden 18 kardeşimize niçin mezar
olmuştur, bunun sorumluları kimlerdir? Bu sorunun cevabı,
mutlaka, Ermenek Cumhuriyet Başsavcılığımızca
yürütülen soruşturmada, yine Türk milleti adına karar veren
mahkemelerde yapılacak yargılamalarda açıkça ortaya
çıkacaktır. Ancak, bizim gördüğümüz, Has Şekerler
şirketi tarafından işletilen maden 1994-1997 yılları
arasında üretim yapan eski maden ocağının altında
kontrolsüz olarak baca açmak ve çalışma yapmak suretiyle
gerçekleşmiştir. Yani, işletmecilikten kaynaklanan büyük ve
ağır bir kusurun varlığı hemen göze çarpmaktadır.
Kazanın akabinde iş yerinin sorumlularından eski üretim
sahasının projesi istenmiş, bu projenin ellerinde olmadığı,
maalesef, görülmüştür. Madende 2010 yılında yapılan denetimde
desandre ve ocak içerisinde terk edilen bacaların içerisine insan ve hava
girmesini engelleyecek şekilde kapatıldığı tespit
edilmiş, eksiklikler giderildiğinde, 14/10/2010 tarihinde
faaliyetlerine izin verilmiştir. 2011 tarihli heyet raporunda, eski imalatların
beton barajlarla kapatılarak geçirimsizliğin
sağlandığı belirtilmiştir. Son yapılan denetimde,
23/6/2014 tarihli heyet raporunda, ocak içerisinde sağlıklı bir
havalandırma yapılmadığından faaliyetler
durdurulmuş, 15/7/2014 tarihinde verilen dilekçede eksikliklerin
giderildiği ifade edilmiştir. 15/8/2014 tarihinde madeni denetlemeye
giden yetkililer tarafından maden sahası tetkik edilmiş,
eksikliklerin giderildiği gerekçesiyle madenin faaliyetine yeniden izin
verilmiştir. Ancak, yukarıda ifade ettiğim gibi, eski
sahanın altında işletmeci tarafından kontrolsüz olarak
bacaların açılması, kontrol sondajının esasen hiç
yapılmaması nedeniyle suyla dolu eski maden sahasında zayıf
alanların kırılıp patlaması sonucu ocağa ani su
baskını gerçekleşmiş ve maalesef elim kaza meydana
gelmiştir. Ayrıca, yapılan incelemede, teftiş heyetince, 25
metrelik kontrol sondajlarının yapılmadığı da
açıkça ortaya konmuştur.
Değerli arkadaşlarım, Ermenek ilçemizde
meydana gelen kazada ölen kardeşlerimizin emanetleri olan ailelerine sahip
çıkmak bizim görevimizdir ve sosyal devlet
anlayışımızın bir sonucudur. Bu konuda, ölen
kardeşlerimizin ailelerine, Somada mağdur olan kardeşlerimizin
ailelerine verilen hakların aynısının
uygulanacağı bizzat Sayın Başbakanımız
tarafından AK PARTİ grup toplantısında ifade
edilmiştir. Bu duyarlılıktan dolayı çok teşekkür
ediyoruz.
Ayrıca, bunun yanında, ailelerimizin
mağduriyetinin en aza indirilmesi için borçların ertelenmesi,
çeşitli yardımların yapılması gibi
çalışmalar devam etmektedir. Aynı zamanda, Türkiye Odalar
Borsalar Birliği de her aileye bir ev yaptırmak konusunda karar
almıştır, buradan kendilerine teşekkür etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, millet olmak
acıları ve kederleri birlikte yaşamayı gerektirir. AK
PARTİ iktidarı, sadece ülkemiz içinde değil,
sınırlarımız dışında da nerede acı ve
gözyaşı varsa orada yarayı saran el olmuş ve hep
mağdurların ve mazlumların yanında olmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK
PARTİ iktidarının, daha önce gözardı edilen çok sayıda
mevsimlik tarım işçisini gündemine alan, onların
durumlarını iyileştirmek için çaba gösteren iktidar olduğu
da herkesin malumudur.
Yukarıda ifade ettiğim nedenlerle, Hükûmetimiz
ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız
tarafından yeni istihdam alanlarının oluşturulması,
çalışanların hayat şartlarının
iyileştirilmesi, işçi sağlığı ve güvenliği
bakımından dünya standartlarında bir mevzuat ve çalışma
alanı oluşturmak için gösterilen çabalar ve yürütülen projeler
dikkate alındığında gensorunun dayanaktan yoksun ve
mesnetsiz olduğu anlaşılmaktadır.
AK PARTİ Grubu olarak gensoruya hayır oyu
kullanacağımızı ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Akgün.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) Sayın Başkan
BAŞKAN Buyurunuz Sayın Tuncel.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) Sayın hatip grubumuzun
verdiği önerge konusunda kulaktan dolma ve sahici olmayan bilgiler
diyerek sataşmada bulunmuştur. Bilgilendirmek istiyorum bu konuda.
BAŞKAN Buyurunuz Sayın Tuncel.
IX.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.-
İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in, Karaman Milletvekili Mevlüt
Akgünün (11/40) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ
Grubu adına yaptığı konuşması sırasında
HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Aslında, AKP Grubu adına konuşan
arkadaşımız bu önergemizin ne kadar önemli ve yerinde
olduğunu bir kez daha ifade etmiştir. Kendisinin verdiği
rakamlarla, aslında, burada çıkarılan bütün yasalara rağmen
hâlâ işçi ölümlerinin, iş cinayetlerinin devam ettiğinin
altını çizmiştir. En son, Ermenek olayında verdiği
önerge konusunda
Aslında bu bir itiraftır.
Değerli arkadaşlar, bizim verdiğimiz
hiçbir şey kulaktan dolma, mesnetsiz değildir. Buranın temel
sorunu aslında cezasızlık mefhumudur. Bu ülkede eğer AKP
iktidarı döneminde 15 bine yakın insan ölmüşse bu bir iş
cinayetidir. Kaç tanesi caydırıcı bir karar almıştır?
Bırakalım caydırıcı karar almayı,
yargılanmalar bile engellenmiştir. Şimdi, AKP iktidarı
siyasi olarak bunun hesabını vermiyor ama sadece bir patrona, oradaki
bir müfettişe ya da bir çalışana Hesap ver. diyor, temel sorun
buradadır. Dolayısıyla, aslında, hâlâ bugün iş
sağlığı, iş güvenliği konusunda yaşanan
sorunlar tam da söylenen bu iş sağlığı ve iş
güvenliği lafıyla alakalıdır. İşçi
sağlığını güvence altına almak, bu konuda
çalışma yürütmek, ciddi tedbirler almak diye bir durum yok.
Şimdi, bilmem bu kadar seminer yapıldı, şu kadar denetim
yapıldı
O zaman bir kez daha ben de soruyorum: Peki, niye bütün bu
denetime rağmen, bütün bu uygulamalara rağmen hâlâ işçi ölümleri
devam ediyor? Mesele sadece yasa çıkarmak değil. Hangi zihniyetle,
hangi bakış açısıyla yasa çıkartıyorsunuz? Kaç
defa söyledik, bu Parlamentoda İstanbul Sözleşmesini ilk uygulayan,
ilk çıkaran, kabul eden burası ama Kadın erkek
eşitliğine inanmıyorum. deyip her defasında bu konuda
kamuoyuna bilgi veren de AKP iktidarıdır. İşçi sağlığı
konusunda Biz iş yapıyoruz. diyorsunuz ama işçilerin insanca yaşam
koşulları konusunda hiçbir adım yoktur.
O açıdan, bizim bu verdiğimiz gensorunun ne
kadar doğru, ne kadar haklı olduğunu aslında iktidar
partisinin milletvekili grup adına konuştuğunda bir kez daha
ifade etmiştir. Bütün çıkartılan yasalara rağmen
Ki bu
konuda biz gerekli pozitif desteği her zaman vermeye
çalıştık; HDP Grubu olarak bütün komisyonlarda, bütün
çalışmalarda eleştirilerimizle, önerilerimizle doğru
olanın burada olması gerektiğini söylüyoruz, herkesin
sorumluluğudur çünkü buradaki işçi ölümlerini engellemek.
Şimdi, maden konusunda, sevgili arkadaşlar, madenler
kapatılsın, gerçekten güvenli hâle getirildiği zaman
çalışılsın diye öneri yaptık, hangisini
yaptınız? Somada bunu gerçekleştirmediğiniz için Ermenek
oldu. Hâlâ bu konudaki önerimiz dikkate alınmıyor. O açıdan,
bizim verdiğimiz önerge -öyle, kulaktan dolma bilgiler, sahici değil,
somut ve tutarlı değil- gayet somut ve tutarlıdır. Üstelik,
devletin bilgileriyle, TÜİKin bilgileriyle, sizden
aldığımız bilgilerle yazılmıştır. Böyle
uydurduğumuz bir durum yoktur. Bu ülkede her gün işçi
katliamları yaşanıyor ve bunun sorumlusu da AKP Hükûmetidir,
bunun sorumlusu da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve
iktidarın kendisidir, Başbakandır,
Cumhurbaşkanıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
SEBAHAT TUNCEL (Devamla) Bunun hesabını
birilerinin vermesi gerekiyor. (HDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Tuncel.
VIII.-
GENSORU (Devam)
A)
Ön Görüşmeler (Devam)
1.-
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri
Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris
Balukenin, Soma ve Ermenekte meydana gelen kazalar başta olmak üzere
madenlerde iş kazalarını önleyici politikalar
geliştirmediği ve tedbirleri almadığı, iş yeri
denetimlerinin etkin olarak yapılmasını
sağlamadığı, siyasi ve maddi nüfuz sahibi çevrelerce
yönlendirildiği ve mevsimlik tarım işçilerinin
sorunlarını çözmediği iddiasıyla Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik hakkında gensoru
açılmasına ilişkin önergesi (11/40) (Devam)
BAŞKAN Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Faruk Çelik
Buyurunuz Sayın Çelik. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Şanlıurfa) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin hakkımda
verdiği gensoru önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti
saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, Ceylanpınarda hayatlarını
kaybeden şehitlerimize Allahtan rahmet diliyorum ve çalışma
hayatında iş kazaları neticesinde hayatlarını kaybeden
bütün emekçileri de saygıyla ve rahmetle anıyorum.
Değerli milletvekilleri; tabii, konu insan, konu
emek, emekçi ve ölüm. Dolayısıyla, politik bir yaklaşım
içerisinde olmayacağımı özellikle ifade etmek istiyorum. Bu
konularla ilgili bugüne kadar kamuoyuna yaptığım
açıklamaların aynı düzeyinde açıklamalarıma devam
edeceğimi burada belirtmek istiyorum. Çünkü, netice itibarıyla
Somada 301 aile, onlarca çocuk babasız, eşsiz kaldılar, yine,
Ermenekte 18 ailemizin durumu ortada ve bunların yanında iş
kazaları neticesinde 92den bugüne yaklaşık her yıl
ortalama 1.200 ila 1.500 arasında hayatını kaybeden
çalışanlarımız dikkate alınınca konunun bir
politika meselesi değil, konunun çözüme endeksli bir yaklaşım
sergilenmesi gerektiği inancındayım.
Çalışma hayatıyla ilgili, on iki yıl
içerisinde gerek sosyal güvenlik gerek çalışma hayatıyla ilgili
neler yaptığımızı tabii ki gerek bütçe
görüşmelerinde gerek çeşitli vesilelerle huzurlarınıza
getireceğiz ama bugün gensorunun konusu, gündemi çok açık, iş
sağlığı güvenliği konusu. Alınan önlemler veya
gerekli önlemler alındı mı, alınmadı mı, ne yapıldı;
nerede var bir aksaklık, kusur ki, sıkıntı ki bu sorunlar
yaşanıyor? Ben gensoruya bağlı kalarak konuşmamı
sürdüreceğimi ifade etmek istiyorum.
Öncelikle, mevzuat açısından vurdumduymaz
mı olduk yoksa mevzuat açısından yapılması gerekenleri
yaptık mı? Cumhuriyet hükûmetleri, 62 hükûmet geldi geçti, bu
konularda her platformda mukayeseye hazır olduğumuzu, bu konuyu
tartışmaya hazır olduğumuzu belirtmek istiyorum.
Bakınız, mevzuat açısından ILO 150,
ILO 161, ILO 187, ILO 167, ILO 176 sözleşmeleri bizim hükûmetlerimiz
döneminde onaylandı.
MUSA ÇAM (İzmir)
Avrupa Sosyal Şartı?
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) İkincisi, Avrupa
Birliği 391 sayılı İş Sağlığı ve
Güvenliği Çerçeve Direktifiyle, 2006 yılında, mevzuatımızı
Avrupa Birliği mevzuatıyla uyumlaştırma konusunda gerekli
adımları yine biz Hükûmetimiz döneminde attık. Bu çerçevede,
doksan bir yıllık cumhuriyet tarihimiz boyunca ilk kez İş
Sağlığı ve Güvenliği Yasasını, müstakil bir
yasayı hayata geçirdik. Az önce değerli milletvekili
arkadaşımız burada ayrıntılarıyla bunları
ifade ettiler. Yasa çıkarmakla kalmadık, 2012nin 6ncı
ayında, 36 yönetmelik ve birçok tebliğ yayımlayarak bu
yasanın yürürlüğe girmesini sağladık. Bu yasanın
neticesinde, Türkiyede olmayan 83 bin iş güvenliği uzmanı ve 23
bin iş yeri hekimi sertifikalandırıldı ve şu anda
arazide çalışmalarını sürdürüyorlar.
Tanıtımla
ilgili, yani bu işin farkındalığını
oluşturmakla ilgili çok yoğun çalışmalar
gerçekleştirdik. 33 ilde, metal, maden ve inşaat sektörlerinde
iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri
yapıldı. 19uncu Dünya İş Sağlığı ve
Güvenliği Konferansını yaptık. Türkiye Büyük Millet
Meclisinde madenlerle ilgili araştırma komisyonu raporundan istifade
ederek, Devlet Denetleme Kurulunun raporundan istifade ederek ve Avrupa
Birliği sürecinden yararlanarak iş sağlığı ve
güvenliği mevzuatımızı yürürlüğe koymuş bulunduk.
Her yıl, 4-10 Mayıs tarihlerinde İş
Sağlığı ve Güvenliği Haftasını, iki
yılda bir uluslararası iş sağlığı ve
güvenliği konferanslarını düzenliyoruz. Birçok uluslararası
protokoller ve sivil toplum örgütleriyle birlikte bu
farkındalığı oluşturmak için
çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kamu spotları,
afişler ve yalnız mevzuat boyutuyla değil, gerçekten iş
sağlığı ve güvenliğinin önemini, adan zye herkese
kavratma, herkesin bunu kavraması ve içselleştirmesi konusunda
yoğun ve yaygın bir çalışma gerçekleştirdik.
Yasa ne getiriyor?
Bakınız, yasa, bütün çalışanları kapsıyor. Yasa,
risk değerlendirmesi zorunluluğunu getiriyor, acil durum
planlarını getiriyor, tüm çalışanlara iş
sağlığı, güvenliği eğitim zorunluluğu
getiriyor, tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde çalışanlara
mesleki eğitim zorunluluğu getiriyor, getiriyor, getiriyor. Zaman
almamak için daha uzun ifade etmek istemiyorum. Birçok önemli düzenlemeleri
İş Sağlığı, Güvenliği Yasası
içermektedir. İşte, bu çerçevede, 2013 Ekim ayında AB Komisyonu
İş Sağlığı ve Güvenliği Birimi
Başkanı ve heyeti ülkemizi ziyaret ettiler.
Şimdi, burada
yasayı değerlendirirken haksızlık yapmayalım.
Bakınız, bu düzenlemenin AB mevzuatı çerçevesinde
yapıldığını ifade ediyorum ve bu ziyaretlerinde
açıkça AB müktesebatına tam uyumlu bir sistem kurduğumuza dair
rapor verdiler ve bunu burada söylemekle kalmadılar, 2012 AB İlerleme
Raporuna aynen şu cümleler geçti: Hukuki düzenlemeler
bakımından iş sağlığı, güvenliği
konusunda iyi düzeyde ilerleme kaydedilmiştir. İş
sağlığı ve güvenliğiyle ilgili AB çerçeve direktifine
uyum sağlamayı amaçlayan İş Sağlığı,
Güvenliği Kanunu Haziran 2012de Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından kabul edilmiştir. diyor. Ne zaman? 2012 AB İlerleme
Raporunda. 2013 ve 2014 ilerleme raporlarında ise Mevzuata uyumu ileri
düzeydedir. ifadesini kullanarak mevzuat açısından en ufak bir
tenkidin ülkemize yapılmadığını burada bütün
samimiyetimle ifade ediyorum.
Şimdi, burada birçok değerlendirme
yapıldı, geçmişte de değerlendirme
Denildi ki: ILO
sözleşmeleri geçmese
Geçmediği için bu sorunlar
yaşanıyor. Arkadaşlar, 155, 161, 167, 176, 187 sayılı
Sözleşmelerin hepsi geçti. Buradan geçtikten sonra da -çok
enteresandır- yirmi gün önce inşaatlarla ilgili sözleşme
geçtikten sonra inşaatta yine ölüm olayı oldu. Madenlerde tam
sözleşmeyi geçirdik, iki gün sonra Osmaniyede ölüm olayıyla
karşılaştık.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) Millet öldükten
sonra oldu ya.
ATİLLA KART (Konya) Sen ne iş
yapıyorsun?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) - Şimdi, neyi söylemeye çalışıyorum?
Eğer müsaade ederseniz
AB direktifi üst normlardır, AB normları üst
normlardır ve çok detaylıdır. ILO normları ise genel
normlardır, dolayısıyla AByle ilgili yapılan bir düzenleme
aynı zamanda ILOyu da kapsam altına aldığı için,
diğer düzenlemelerin bir anlamının aslında
olmadığını ifade etmek istiyorum. Çünkü 155
sayılı Sözleşmeyi 17 AB ülkesi onaylamış, 167
sayılı inşaatlarla ilgili Sözleşmeyi -10 AB ülkesi ki bir
tanesi de biziz- 9 AB ülkesi onaylamış, 10uncusu biziz. 176
sayılı Sözleşmeyi -maden işleriyle ilgili- ise yine 12 AB
ülkesi ancak onaylamış bulunuyor. 176 ne getiriyor? O da
ayrıntılı bir şekilde önümüzde var. 176yla 167,
inşaat ve madenlerle ilgili sözleşmelerin getirdiklerinin
tamamının bizim İş Sağlığı ve
Güvenliği Yasası içerisinde mevcut olduğunu burada bir kez daha
ifade etmek istiyorum.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, demek ki, mevzuat açısından bir sıkıntı
yok. Peki, bu düzenlemeler yapılmadan önce Türkiye iş
sağlığı, güvenliği konusunu nasıl yönetiyor idi?
Ta 1948 yılında İş Sağlığı,
Güvenliği Rehberi diye ILOnun yayınlamış olduğu bir
rehber 1971de bize tüzük olarak dönüşmüş, o günden bugüne iş
sağlığı, güvenliğiyle ilgili hiçbir başka bir
işlem yapılmamış. Bu konuyla ilgili köklü
çalışmaları bu dönemde yaptığımızı
özellikle belirtmek istiyorum.
Diğer bir üzerinde
durulan konu yaşam odalarıyla ilgili, bu da sık sık gündeme
getirildi. Yaşam odasına ilişkin AB ve ILO normlarında
düzenleme yok, bunu açıkça ifade edeyim. Bunun yanında, bizim
yaşam odalarıyla ilgili, özellikle kömürlerle ilgili
yaptığımız düzenleme şu: Kömür ocaklarında
aslolan meydana gelecek olan bir yanma veya gazdan dolayı
çalışanın bir an önce yeryüzüne çıkmasıdır. Bunu
sağlayabilmek için, bildiğiniz gibi, oksijen maskesiyle dolum,
değişim istasyonunu zorunlu hâle getirdik. Karbonmonoksit maskesi
vardı, onun Somadaki dezavantajlı durumlarını gerek bilim
çevreleri gerek herkes gördü; şimdi, oksijen maskesi ve dolum,
değişim istasyonunu yayınladık, yürürlüğe koyduk.
İnşallah, bundan sonra bu değişim istasyonları önemli
hizmet sunacaklardır.
Ayrıca, gensoruda
yine, Efendim, denetimler yapılmıyor, yetersiz
Çok haksız bir
değerlendirme. Bunu şurada açıkça, rakamlara boğmak
istemiyorum, 2010dan bu yana yer altı kömür işlerinde yılda en
az 2 programlı teftiş gerçekleştiriyoruz, en az 2. Her kömür
ocağı en az 2 kez teftiş ediliyor düzenli bir şekilde.
Bunun dışında, şikâyet varsa, ihbar varsa, basında
haberler varsa bunlar da dikkate alınarak teftişler devam ediyor. On
iki yıl içerisinde 252 bin teftiş yapıldı ve iş
yerlerine 31 bin kez idari para cezası uygulandı. Bu on iki yıl
içerisinde toplam idari para cezası 130 trilyon liradır.
MUSA ÇAM (İzmir) O kadar teftiş
yapıldı, kaç kişi öldü Sayın Bakan? Kaç kişi öldü
sizin zamanınızda, sizin Bakanlığınız döneminde?
ATİLLA KART (Konya) O insanlar niye öldü
Sayın Bakan?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Şimdi, 2010 yılından sonra teftişte
gerçekten etkin ve sonuç odaklı bir teftiş programı
uyguladığımız için
ATİLLA KART (Konya) O insanlar niye ölüyor
Sayın Bakan?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla)
2010dan önce 34 milyon lira olan idari para cezası
2010dan sonra 95 trilyon liraya -eski rakamla söylüyorum- yine on iki
yılda 4.026 olan durdurma kararı 2010 yılından önce
332yken 2010dan sonra 3.694e çıkmış bulunuyor.
2010 ve 2013 arasında yaptığımız
teftişlerde, çift yol bağlantısı olmadığı için
83 ocak, mekanik havalandırma olmadığı için 32 ocak, yedek
havalandırma olmadığı için 25 ocak, yedek enerji kaynağı
olmadığı için 11 ocak, exproof ekipman olmadığı
için 96 ocak, merkezî izleme sistemi olmadığı için 108 ocak ve
solunum ve canlandırma ekipmanı olmadığı için 15 ocak
durdurulmuştur. Neticede, bütün bu eksikler teftişler neticesinde,
aynı zamanda rehberlik de yapılarak giderilmiştir.
2014 yılı içinde maden iş yerlerinde
toplam 968 teftiş yapıldı. Bu iş yerlerinden 493üne idari
para cezası, 202sine
Bakın burası önemli; 2014
yılında madenlerde yaptığımız teftişte 202
maden ocağına durdurma uygulandı. Bunun 106sı kömür
madenleri.
MUSA ÇAM (İzmir) Niye öldüler onlar, niye öldüler
o zaman?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Sadece kasım ayında 68 maden ocağı
durduruldu. Şimdi
ATİLLA KART (Konya) Bu insanlar niye ölüyor
Sayın Bakan?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Geleceğim efendim.
ATİLLA KART (Konya) Niye ölüyor?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) 2014te inşaat denetimleri
Yine inşaatlarda
ölümler çok fazla. 3.123 teftiş yapıldı inşaatlarda. 2.230
iş yerine 22 trilyon ceza yazıldı, 1.803 inşaat durduruldu.
Şimdi, burası çarpıcı: Yalnız bir ay içerisinde 2.087
inşaat denetlendi, 1.646sı durduruldu ve şu anda aradan iki ay
geçmesine rağmen 1.174ü açıldı, 500 inşaat iki aydır
mühürlü. Neden ölümler oluyor, ben size söylüyorum. 500 inşaat hayati
tehlike arz etmesine rağmen iki aydır hâlen o hayati tehlikeyi giderici
önlem alınmıyorsa, kapalı duruyorsa, suçluyu arayacaksak
suçlunun en önemlisi burada, çok açık. (CHP sıralarından
gürültüler)
ATİLLA KART (Konya) Kim o? O inşaatlar o hâle
niye geliyor? O inşaatların sorumluluğu kimin?
MUSA ÇAM (İzmir) Kim o?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Kim bunlar? Bu edimini yerine getirmeyen
işverenleri
Şimdi, bakınız, temel sorun nedir? Temel
sorun, iş güvenliğiyle ilgili farkındalık sorunumuz var.
Temel sorun, güvenlik kültürünün eksikliği. Temel sorun, mevzuatın
içselleştirilmemesi. Temel sorun Cezamı öderim, yoluma giderim.
anlayışı ve kazanma hırsı, üretim zorlaması. Bunu
geçmişte de söyledim.
MUSA ÇAM (İzmir) O ruhsatları kim veriyor,
ruhsatları?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Devamla) Burada bazı arkadaşlar diyorlar ki: Efendim, orada
başka söylüyorsun, burada başka söylüyorsun. Benim siyasi çizgimde
-otuz yıldır ben siyasetteyim- böyle bir kelime, bir zikzak
bulamazsınız, bunu açıkça ifade edeyim.
ATİLLA KART (Konya) Vay be, aman Allahım!
MUSA ÇAM (İzmir) Bakanlığınız
döneminde kaç kişi öldü, kaç işçi öldü?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Onun için, kime, nereye söyleyeceğinizi
Biraz
aynaya bakmanızda fayda var o konuda.
Şimdi, değerli arkadaşlar, eğer siz
kazanma hırsını, çok kazanma hırsını öne
alıyorsanız, üretim zorlaması yapıyorsanız tabii ki
iş sağlığı, güvenliği ikinci, üçüncü sırada
kalacaktır. Eğer 2017 yılında
çıkaracağınız kömürü 2014te çıkarıyorsanız
tabii ki bunun sorunları olacak. Onun için, bu 2017deki kömürü 2014te
çıkarabilir misin? Çıkarabilirsin ama getir teknolojiyi, koy
teknolojiyi, 2017deki kömürü 2014te çıkarın. Bunun bir mahzuru yok
ama maalesef bu konuda işverenlerimizin pozisyonu son derece
sıkıntılı bir durum arz ediyor. Tabii ki tümüyle kastetmiyorum
ama önemli ölçüde, az önce inşaatlarla ilgili verdiğim örnek ve
madenlerle ilgili yaşadığımız örnek çok açık bir
şekilde durumu ortaya koyuyor.
Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii ki
işçimizin de duyarlı olması gerekiyor, yani can güvenliğini
hiçe sayan, Bana bir şey olmaz. anlayışında bir
çalışma olmaz.
SAKİNE ÖZ (Manisa) - Siz hiçbir şey
yapmayın, sonra işçi suçlu. Ayıp ya, ayıp!
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Şimdi, Edirnede ocak kapalı, Edirnede ocak
kapalı. İşçi baba-oğul ocağa giriyorlar ve üretim
yapıyorlar kapalı ocakta ve müfettişlerimiz bir avuç dolusu da
sigara buluyorlar. Metan parlaması meydana geliyor. Bu, sürdürülebilir
Bu
yaklaşımın iş güvenliği açısından,
sağlıklı çalışma açısından
sağlıklı bir yaklaşım olmadığını
özellikle belirtiyorum. Biz yasada işçiye çalışmama
hakkını, tehlike görürse çalışmama hakkını verdik
ama işçi çalışmaması gereken ocakta
çalışıyorsa tabii ki bir düşünmemiz gerekiyor, bu son
derece yanlış.
MUSA ÇAM (İzmir) Neden çalışıyor,
neden çalışıyor? Mecburiyetten!
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Kapalı, mühürlü ocak, mühürlü, ocak mühürlü!
MUSA ÇAM (İzmir) Mecburiyetten! Ekmek parası,
ekmek parası!
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Ekmek parası, eyvallah ama mühürlü ocak diyorum,
bakınız.
MUSA ÇAM (İzmir) Bakanlık olarak onun
güvenliğini siz sağlayacaksınız!
HASİP KAPLAN (Şırnak) Soma, Ermenek
mühürlü değildi!
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Osmaniyede, bakınız, kaza meydana geliyor. 3
metre, 4 metre, daha ilk kez -arama ruhsatı var- arama ruhsatıyla 4
metre içeri giriyor, henüz 4 metre ve on, on beş günlük bir iş.
SAKİNE ÖZ (Manisa) Hem önlemiyorsunuz hem de
konuşuyorsunuz!
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Ve yukarıdan gelecek olan molozların, taş
yığınlarının geleceğini düşünmeden 3
metrelik, 4 metrelik bir giriş yaparsa bir işveren, bu
farkındasızlık, bu duyarsızlık karşısında
orada bir işçi çıkışta hayatını kaybediyorsa
bunun sorumlusu belli.
SAKİNE ÖZ (Manisa) - Pes doğrusu, pes!
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Yani, bu derece duyarsız ve sorumsuz bir
yaklaşıma kimsenin hakkının olmadığını
bir defa ifade etmek istiyorum.
Pazar günü Zonguldakta ifade ettiniz- bir işçimiz
hayatını kaybetti yine kaçak bir ocakta. Yani, biz buna
MUSA ÇAM (İzmir) Nereden cesaret alıyor
bunlar, nereden cesaret alıyorlar? Kimden cesaret alıyor bunlar?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Bakın, ben söylüyorum, biz buna madencilik
diyemeyiz; bu, madencilik filan değil, bunu açıkça ifade etmek
istiyorum.
Değerli milletvekilleri, burada
arkadaşlarımız bazı değerlendirmelerde bulundular.
Efendim, trafikte araç yolda gidiyor. Muayene edildi, sıfır alkol.
HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) Muhalefet gibi
konuşuyorsunuz. Muhalefet misiniz, iktidar mı?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Alkol yok, tamam ama bir saat sonra yolda alkol
aldı ve kaza yaptı. Yani bunun sorumlusu kim? Bunun suçlusu yok mu?
Yani bunun sorumlusunun kim olduğunu siz de çok iyi biliyorsunuz.
Şimdi, taşeronla ilgili bir şey
Burada
size söz verdiğim gibi, konuştuğum gibi, taşeronla ilgili
düzenlemeyi çıkardık. Artık -761 bin- gerçekten emeğin
sömürüsüne dönen bir taşeron anlayışını
kaldırdık.
SAKİNE ÖZ (Manisa) İşçileri
çıkarıyorsunuz, işçileri!
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Taşeron hizmet alımının hangi alanda
olacağıyla ilgili düzenlemeyi Parlamento gerçekleştirdi. Söz
verdiğimizi yaptık.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) Karayolları
ne oldu Sayın Bakan, Karayolları?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Oraya geleceğim.
O düzenlemeyi yaptık, bundan sonra taşeron
uygulamasında keyfîlik yok.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) Her yer
taşeron!
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Nerede asıl iş var, nerede hizmet
alımı var, bu netleşti.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) Mecliste bile
taşeron, Mecliste! Her tarafta taşeron!
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Burada bir sıkıntı yok. Geri kalan ise
-yargının vermiş olduğu karar var- 8 bin Karayolları
işçisi ve çeşitli kurumlardaki benzer işçiler
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) Ne olacak?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla)
Bunlarla ilgili
Yargıtayın da onayladığı durum var. Üç
yıldır bu işçilerimizin tablosu açık -Kabine burada,
Hükûmet olarak buradayız- yani bunun sürdürülebilirliği yok. (CHP
sıralarından gürültüler)
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) Biz mi
sürdürüyoruz?
HASAN ÖREN (Manisa) Enerji Bakanına söyle, Enerji
Bakanına! Doğru söylüyorsun, Enerji Bakanına söyle.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Onun için, taşeron uygulamasıyla ilgili ana
umdeler kondu ve inşallah bu düzenlemeyi de gerçekleştireceğiz
ve orada ya tazminatlarını alacaklar veya asıl işte kadrolu
olacaklar, ikisinden birisi.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) İşten
atıyorsunuz, işten atıyorsunuz!
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Son olarak, Enerji Bakanımız da
anlatacaktır, madenlerde taşeron uygulamasını
kaldırıyoruz
MUSA ÇAM (İzmir) Yani suçlu Enerji Bakanı
mı? O mu istifa etsin?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla)
yani kamu redevans verecek, redevansı alan
taşerona veremeyecek. Aynı şekilde, kamudan özel sektör iş
aldığı zaman özel sektör de kendisi işletecek,
taşerona bu işi bir daha veremeyecek değerli arkadaşlar.
MUSA ÇAM (İzmir) Enerji Bakanı istifa etsin,
Enerji Bakanı istifa etsin!
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Yani biz burada ne söz verdiysek hepsini yaptık,
burada konuştuklarımızın içeriği neyse bunların
hepsini gerçekleştirdik. İnşallah aldığımız
önlemler ve şu anda Meclise sevk ettiğimiz düzenlemeler de yüce
Parlamentoya geliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MUSA ÇAM (İzmir) Suçlu Enerji Bakanı mı?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Ben inanıyorum ki Parlamentoya gelecek olan bu
düzenlemelerle de bundan sonra iş kazalarının daha da minimize
edilmesi konusunda önemli adımları atmış oluyoruz.
MUSA ÇAM (İzmir) Sizce suçlu Enerji Bakanı
mı?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) Ben tekrar hayatlarını kaybeden
kardeşlerimize Allahtan rahmet diliyorum.
MUSA ÇAM (İzmir) Sayın Bakan, sizce suçlu
Enerji Bakanı mı?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) - Hepinizi de saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyoruz Sayın Çelik.
HASİP KAPLAN (Şırnak) - Sayın
Başkan
BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Sayın
Başkan, grubumuzun verdiği gensoru önergesini
Sayın Bakan,
dünyada iş kazalarında birinci dereceye gelmiş ve on iki
yıllık hükûmet eden bir dönemin en uzun bakanlıklarını
yapan bakanlardan birisi. Soma ve Ermenek kazaları vicdanı
taşıran son damla olmuştur ve biz bu konuda bir gensoru verdik.
Sayın Bakan bunun gayriciddi olduğunu söyledi. Bunu açıklamak
istiyorum.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Şanlıurfa) Hayır, ben öyle demedim.
BAŞKAN Gayriciddi demedi.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Aynen, gensoru
önergesinin gerekçesiz ve gayriciddi, boş olduğunu söyleyen bir konuşma
yaptı.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Şanlıurfa) Hayır, efendim, öyle bir şey ifade
etmedim.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Sayın
Başkan, aynen o şekilde yaptı.
BAŞKAN Gayriciddi demedi.
HASİP KAPLAN (Şırnak) İzin
verirseniz, bu konuda gensorunun ne olduğunu
BAŞKAN Mesnetsiz olduğunu Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu önerisi konuşmacısı söyledi.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Ama mesnetsiz ne
demek? Şimdi, ben bu mesnetsizliği
BAŞKAN - Sayın Tuncel de bunun
cevabını verdi Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Grubumuz
adına bu mesnetsizliğin ne olduğunu
BAŞKAN Onu Sayın Tuncel
cevaplandırdı efendim. Onu verdi, Sayın Çelik de böyle bir
şey söylemedi.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Sayın
Başkan, Sayın Bakan bu konuda grubumuzun gensorusunu hedef alarak
söyledi.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Şanlıurfa) Hayır, saygıyla
karşılıyorum.
BAŞKAN Sayın Kaplan, Sayın Tuncel bu
konudaki eleştiriye cevaplarını verdiler efendim sataşma
nedeniyle. Müsaade ederseniz şimdi oylamaya geçeceğim.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Sayın
Başkan, sözümü şöyle bağlamak istiyorum.
BAŞKAN Bağlayınız.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Kaç işçinin
daha ölmesi gerekir ki vicdanen, siyaseten, ahlaken, hukuken bir bakan bu
ülkede istifa etsin? Bunun ölçüsünü kamu vicdanı adına talep
ediyoruz. Yani, bizim burada dile getirdiğimiz, bu konularda muhalefetin
bastırmasıyla alınan önlemler var. Muhalefetin sesi
çıktığı için burada 176 sayılı ILO
Sözleşmesi imzalanmadı mı arkadaşlar, muhalefetin
bastırması sonucu?
BAŞKAN Sayın Kaplan, sizin
söyledikleriniz son derece net anlaşıldı.
HASİP KAPLAN (Şırnak)
Sayın Başkan, insanlar ölecek patır patır, ocaklar çökecek,
ocaklar sönecek ama bakanların erdemli bir duruşu olmayacak,
Hükûmetin vereceği bir hesap olmayacak. Böyle bir demokrasi olabilir mi?
BAŞKAN Sayın Kaplan,
söyledikleriniz gayet net anlaşıldı. Demokrasinin gereği
elbet bir gün yerine gelecektir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Faruk Çelik hakkındaki gensoru önergesinin gündeme
alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler
böylece tamamlanmıştır.
Şimdi gensoru önergesinin gündeme
alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza
sunacağım.
Gensoru önergesinin gündeme
alınmasını kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmemiştir.
Şimdi, saat 20.30a kadar ara
veriyorum.
Kapanma
Saati: 19.49
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 20.33
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Bayram
ÖZÇELİK (Burdur)
-----0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 24üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu
açıyorum.
Şimdi "Özel Gündemde Yer Alacak
İşler" kısmının 2nci sırasında yer
alan, Halkların Demokratik Partisi Grubu başkan vekilleri
Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris
Baluken'in, Soma ve Ermenek'te meydana gelen kazalar başta olmak üzere,
madenlerde işçi sağlığı ve güvenliğini göz
ardı ederek kazaların önüne geçmediği ve maden
işletmelerinde emek-sermaye dengesini sermaye lehine dönüştürerek
genel piyasa dengesini bozduğu iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Taner Yıldız hakkında bir gensoru açılmasına
ilişkin (11/41) esas numaralı Gensoru Önergesinin gündeme
alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere
başlıyoruz.
2.-
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri
Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris
Balukenin, Soma ve Ermenekte meydana gelen kazalar başta olmak üzere
madenlerde işçi sağlığı ve güvenliğini göz
ardı ederek kazaların önüne geçmediği ve maden
işletmelerinde emek sermaye dengesini sermaye lehine dönüştürerek
genel piyasa dengesini bozduğu iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Taner Yıldız hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergesi (11/41)
BAŞKAN - Hükûmet? Burada.
Önergeyi, daha önce bastırılıp
dağıtıldığı ve Genel Kurulun bugünkü birleşiminde
okunduğu için, tekrar okutmuyorum.
Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini
okuyorum: Önerge sahibi olarak Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan,
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili
Ertuğrul Kürkcü, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa
Milletvekili Erkan Akçay, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa
Milletvekili Hasan Ören, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına
Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, Hükûmet adına Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız.
Şimdi, önerge sahibi
olarak Şırnak Milletvekili Hasip Kaplanı kürsüye davet
ediyorum.
Buyurunuz Sayın Kaplan. (HDP sıralarından
alkışlar)
Süreniz, önerge sahibi olarak, on dakika.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; gensoru önergemiz, Soma ve Ermenek
maden kazaları, toplu iş cinayetleriyle ilgili ve burada, biz, bu
açık açık işlenen iş kazaları ve cinayetlerinde,
Hükûmetin ilgili Bakanının, ruhsatı veren, denetlemesi gereken,
oranın işleyişinden sorumlu olan Bakanlığın
ihmalinin olması sonucu böyle bir gensoru önergesi verdik çünkü Somadan
ders çıkarılmamıştı, Ermenekte yaşandı ve
akabinde de iki üç yerde daha -gensorumuzda belirttiğimiz gibi- maden,
kömür ocaklarında insanlar yaşamını yitirdi. Kömür
ocaklarında yaşamını yitiren -Manisadaki, Ermenekteki-
yurttaşlarımıza buradan Allahtan rahmet diliyorum. Ermenekteki
acı taze olduğu için ve cenazeler çıkmadığı için
gensoru önergemizi cenazelerden sonraki bir günde görüşmek üzere bugün gündeme
getirmek durumunda kaldık.
Bizim burada anlatmak istediğimiz şu:
Türkiye'nin bir enerji problemi var. Bu enerji problemi, cari
açığın da temeli. Bütçemiz, ithal enerji nedeniyle -70 milyar
lira- sürekli açık veriyor. Bunu biliyoruz ama bir taraftan da bir
gerçeği daha biliyoruz. TKİ, Enerji Bakanlığına ait,
bağlı; devlet bunu özel sektöre taşeron olarak redevans
karşılığı veriyor. Redevans
karşılığı alan işveren, taşeron
işçileri, sendikal hak ve örgütlenme olmadan, sağlık ve güvenlik
koşulları sağlanmadan köle gibi, başlarında
dayıbaşıları olmak üzere çalıştırıyor.
Karadenizde yaşandı, Balıkesirde yaşandı, daha önce
Afşin-Elbistanda yaşandı, Afşin-Elbistanda milyonlarca
metreküp toprağın altında hâlâ işçilerin cenazeleri
duruyor.
Şimdi, bu kadar acı olay, uzun bir
bakanlık dönemi süresi içinde, Sayın Enerji Bakanı Taner
Yıldızın zamanında yaşandı. Taner
Yıldızın zamanında termik santrallerde bir
artış, bir patlama yaşandı, kömüre dayalı termik
santrallerde. Buna dikkatinizi çekmek istiyorum. Başta Soma olmak üzere,
benim memleketim Şırnakta zaten var olan mevcut termik santralin
dışında 6 tane termik santral başvurusuna TKİnin
milyonlarca metreküp kömür havzaları belli şirketlere ihaleye
çıkarıldı. Bunun kavgasını yaptık Komisyonda, il
özel idaresinin, valiliğin bu ihaleleri yaptığını ve
bir kısmının da tarihinin taze olduğunu da söyledik.
Elbette ki kaçak ocaklar var, elbette ki birçok alanda yasal
olmayan uygulama örnekleri var ama bazı alanlar var ki biz 2010 Maden
Araştırma Komisyonu üyeleri olarak Somaya gittiğimizde
Somadaki kömür ocağıyla ilgili, o dönem bize verilen Maden
Mühendisleri Odasının raporlarında grizu patlaması riskinin
çok yüksek olduğu, derinlere gidildikçe bunun yüksek olduğu o tarihte
belgelenmiş, biz o raporu Meclise sunmuştuk 2010da. Yani bizzat o
araştırma komisyonunda yer alan bir milletvekili olarak kömür
ocaklarının o günkü ilkel durumunu gözlemlemiş,
raporlamış ve gerekli önlemin alınmasını
istemiştik. Şimdi, bu raporu, Hükûmete soruyoruz, 2010da Meclise
verilmesine rağmen, niye görüşmüyorsunuz? Görüşmüyorsunuz,
işinize gelmiyor. Niye? Çünkü sizin partinize yandaş olan insanlara
bu kömür ocaklarını TKİ kanalıyla veriyorsunuz, ucuza
veriyorsunuz, onlar da insanları köle gibi çalıştırıyor,
fazla üretim, fazla kâr, vahşi hırsıyla bu insanların
topluca ölümlerine sebep oluyorlar.
Şimdi, Allah
aşkına söyler misiniz, bu iş cinayetlerinde, kömür
ocaklarında dünya birincisi olacağız, zamanınızda
Somada 301 kişi yaşamını yitirecek, arkasından
Ermenekte 18 kişi yaşamını yitirecek, muhalefet sizi
siyasi erdem gereği davet edecek istifaya ve siz diyeceksiniz ki: Ben
ilkeleri olan bir Bakanım. Ben bunu Bakanlar Kuruluna götüreceğim,
Bakanlar Kurulu ne karar verirse o olacak. Sonra da Başbakana
götüreceğim. Neyi ima etmek istiyorsunuz? 2012de maden ruhsatlarının
izni Başbakana bağlandı, Ucu Başbakana gider. diye mi
korkuyorsunuz? Ben gidersem Başbakan da gider, ben gidersem Başbakan
da bunun altında kalır. mı demek istiyorsunuz?
Siyaseten ne olursa olsun,
size, hiçbirinizin koltuğu, makamı oradaki 301 işçinin, 18
işçimizin bu şekilde vahşice katledilmesine, iş cinayetinde
ölmesine haklı bir gerekçe olamaz arkadaşlar. Siyasi erdem, siyaset,
hukuk, ahlak bir denetim gerektirir. Bu denetimi siyasi otorite üzerinde,
hükûmet üzerinde yapacak olan güç kimdir? Bizleriz. Peki, biz gensoru
veriyoruz, sizi bu gensoru da hiç etkilemiyor, size
sorumluluklarınızı hatırlatıyoruz, etkilemiyor; size
ölümlerin vahşiliğini anlatıyoruz, etkilemiyor; size torba
kanunlarınızı anlatıyoruz, etkilemiyor; size
hukuksuzluğu anlatıyoruz etkilemiyor; size taşeron sisteminin
zulmünü anlatıyoruz, etkilemiyor!
Size özelleştirmenin
zulmünü anlatıyoruz etkilemiyor; size defalarca dedik: Yahu şu
ILOnun 176 sayılı Sözleşmesini imzalayın, Ermenekte
insanlarımız öldükten sonra buraya getirdiniz. Muhalefet ettik mi? Hep
beraber çıkarmadık mı arkadaşlar? Şimdi, ben
soruyorum: 48 bin maden ruhsatını, ellerinde enerji
ruhsatlarını taşıyan çantacıların kaç tanesi
yabancı şirket, kaç tanesiyle iş yaptınız, kaç
tanesiyle bu alanda yapılan sözleşmeler var? Bu Meclisin bildiği
bir şey var mı? Bu Meclisin enerji politikası oluşturması
için bizzat bizim defalarca verdiğimiz bir tek araştırma önergesini
kabul etmediniz, reddettiniz, diğer partilerin de verdiği
araştırma önergelerini reddettiniz. Türkiyenin bir enerji
politikası olmalı, stratejisi olmalı, Türkiyenin geleceği
belirlenmeli. dedik, siz gittiniz nükleer santralleri Ruslara peşkeş
çektiniz, Japonlara peşkeş çektiniz. Bir yerde 22 milyar dolar,
diğer yerde 22 milyar dolar, dünyada 5-6 sent olan elektriğin kilovatını
da 12,38 sentten, öbür tarafta 12,35 sentten verdiniz, üstelik yabancı
şirketlere verdiniz, dünyanın hiçbir yanında böyle bir örnek
yok.
Allah aşkına,
şimdi soruyoruz: Hiç mi sorumluluğunuz yok? Yani sizin siyaseten bir
adım atmanız için kaç kişinin ölmesi lazım bu ocaklarda,
kaç ocağın sönmesi lazım, kaç ocağın kapanması
lazım? Bu ülkede insanlar bunun sebebini soruyor, bunun hesabını
soruyor yani burada gensorulara her gün hedef olacaksınız, her gün
karşınıza çıkacak ama unutmayın, o Somada 301 can ve
Ermenekte son yaşanan 18 can, ibretiâlem olarak Türkiyenin
çalışma hayatını öylesine kökten değiştirecek ki
sizler bunun, bu kadar hızlı bir değişimin nasıl
yaşandığının bile farkında
olmayacaksınız ama tarih sizi hiçbir şekilde bu dönemde
aklamayacaktır, siz bunun altında kalacaksınız. Siyasi
davetimize nezaketen cevap verseydiniz, istifa etseydiniz belki bugün bu
konumda olmazdınız diyoruz.
Bütün bunlarda sizin
denetimsizliğinizin ve bu kâr hırsındaki bu
anlayışlı çalışmaya verdiğiniz onayın büyük
günahı olduğunu düşünüyoruz. İstifanızı da
istediğiniz kadar başka yere danışın, karar sizin
diyoruz, milletin vicdanıyla baş başa bırakıyoruz.
(HDP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.
Halkların Demokratik
Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü.
Buyurunuz Sayın
Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)
HDP GRUBU ADINA
ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) Meclis-i Kebir-i Millî Reisi Hazretleri,
muhterem mebusefendiler ve hanımefendiler; Kuvvet ve Menba-i Servet-i
Tabiî Nazırı Devletlü Taner Yıldız Beyefendinin kanunen
memur idüldüğü vazâifin ifasında irâe eylediği acz, maâdinde, icraında
mesul olduğu tanzimattan sarfınazar iderek amaleyi sermayedarın
keyf ve arzusuna terki, kendü Adalat-ü İnkişaf
Fırkasının tarafdârânını memleketin menba-i servet-i
tabiînin yağması içün muktedir kılması ve nihayet vazife
esnasında ifası muktezi tedâbirden imtinası ve maâdin
civarlarındaki istihsalin kanun ve nizamnameleri ihlaliyle tamamiyle
taşeron dimekle maruf kumpanyalara terki neticesiyle vuku bulan amele
cinayâtında evleviyetle mesul bulunduğuna mebni merkum mûmâ-ileyhin
istifasını talep eyleyeceğiz. (HDP ve CHP sıralarından
alkışlar)
Evet, tefhimde
müşkülatla dûçâr olduğunuzu rüyet eyliyorum, o yüzden ne
dediğimi anlatayım, anlamadığınızdan eminim.
RECEP ÖZEL (Isparta)
Anladık, anladık, devam et, anlat, güzel oldu.
ERTUĞRUL KÜRKCÜ
(Devamla) Hakikaten mi, ne dedim? Hiçbir şey anlamadınız. Ama
işte bu boş işlerle bizi uğraştırıyorsunuz,
ister istemez üç-beş dakikamız buna gidiyor.
Aslında bizim
ecdadımızın lisanı değildir. Bizim ecdadımız,
böyle konuşmaz. Osmanlı sülalesi ve onların memurları böyle
konuşurdu. Şimdi ecdadın dili diye bize bunları
söylüyorsunuz ama bizim ecdadımız, göçebe Türkmenler, göçebe Kürtler,
Türkiyenin dört bir tarafındaki rençper, çoban, amele insanlardır.
Onlar, bu insanlar hakkında şöyle derler:
Şalvarı şaltak Osmanlı,
Eğeri kaltak Osmanlı,
Ekende yok, biçende yok,
Yemede ortak Osmanlı.
Biz, bu Osmanlının âdetlerini, usullerini
sürdürerek üzerimizdeki kapitalist baskıya ek olarak bir de böyle
çökertilmiş, geriye savrulmuş bir iktidar ve sömürü
mekanizmasının hayaletini, gölgesini üzerimizde taşıyarak
iktidar eylemeye kesinlikle karşı olarak bugün
karşınızdayız. Biz, Sayın Taner
Yıldızın istifasını istiyoruz ve elle tutulur
sebeplerimiz var.
Birincisi: Madenlerdeki sosyal cinayetlerden birinci
derecede sorumlu tutuyoruz kendisini. Sosyal cinayet diyorum çünkü bir
sınıfın bir başka sınıfa karşı
girişmiş olduğu bir cinayetten söz ediyoruz. Sermaye
sahiplerinin, kapitalist sınıfın asla ve asla bugün
çalışma normlarıyla ilgisi olmayan koşullarda işçileri
çalıştırarak, çalıştırmaya mecbur ederek, orada
öyle çalışmaktan başka bir yol bırakmayarak, onların
yaşam, çalışma, dinlenme, bakım, eğlenme gibi tüm
insani taleplerini göz ardı ederek tabi tuttukları kırıma,
soykırıma biz bir sosyal cinayet diyoruz ve bu sosyal cinayet bu
Bakanımızın gözetimi altında cereyan ediyor.
Başından sonuna, bütün süreçlerden birinci derecede sorumlu
tutarız.
Şundan ötürü sorumlu tutarız, Bakanlıklar
hem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hem Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığı sürekli olarak bize şöyle bir
tezle geliyor: Biz değiliz sorumlu, alt işverenlere buraları
verdik, onlar usulüne göre çalışmadılar. Biz şimdi
onları bak cezalandıralım da görün. Aslında bu da
doğru değil. Çünkü, Türkiye Kömür İşletmelerinin maden
sahalarında kömür çıkartılmasından, üretilmesinden birinci
derecede sorumlu olan, Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığıdır, kamudur. Dolayısıyla kamunun bu
işleri, alt işverenlere, esas işini, üretim işini, kömür
çıkarma işini alt işverenlere vermeye hakkı da yoktur,
yetkisi de yoktur. Kanun ona asla ve asla böyle bir hak tanımaz. Kanunun
etrafından dolaşarak redevans denilen usulle hem Somada, hem
Ermenekteki facianın, büyük facianın, bu sosyal cinayetin temeli
atılmıştır; o nedenle Sayın Bakanı sorumlu
tutuyoruz.
Bakın, redevans dediğiniz şeyin ne
olduğunu bir kere daha hatırlayın. Siz, bir maden sahasında
kömür çıkartma işini hiçbir normla
bağlamadığınız bir sermayedara veriyorsunuz. O
sermayedara, çıkarttığı bütün ürünü peşin parayla
satın alma taahhüdünde bulunuyorsunuz ve üstelik diyorsunuz ki: Sana bir
sınır koymuyorum, bir alt sınır koyuyorum fakat hiçbir üst
sınır koymuyorum. Bu sınırın üstünde ne verirsen onu
da alıyorum. Böylelikle bu sermaye sahibine, aslında sermaye ile
emek arasındaki temel ilişkiyi, zamanın nasıl
kullanılacağı meselesini tamamen onun keyfine bırakarak
orayı işletme yetkisi veriyorsunuz; olan şeylerin hepsinin
gerisinde bu var. Maliyetleri düşürmek, işçileri mümkün olduğu kadar
çok çalıştırmak, mümkün olduğu kadar ucuza
çalıştırmak ve bunun için mümkün olduğu kadar kölece
çalıştırmak. O yüzden bütün antik, feodal sömürü ve
çalışma biçimlerini de toprağın altından
çıkartıp madenlere sokuyorsunuz. Dayıbaşılık
dediğiniz müessese, bu sayede yeniden ürüyor.
Dayıbaşılık dediğiniz, eskiden ağalara ırgat
toplamak için kullanılan yöntemdi, şimdi kapitalist firmaya işçi
toplamak için bu yöntemin kullanılmasına imkân verdiniz.
Ve siz Sayın Taner Yıldız, bunun
olduğunu aslında tahkik etmekle yükümlüydünüz ve Somadaki felaketin
olduğu ocağa felaketten altı ay önce gittiniz. Ben bugün bir kere
daha videodan izledim söylediklerinizi. İşte böyle ya, böyle olacak,
işletme dediğin budur. Artık, bak, Türkiye nerelere geldi?
dediniz. Meğer nerelere gelmişiz? O makyajın altındaki bir
Orta Çağ çalışma usulü, bir ücretli kölelik bile
diyemeyeceğimiz, aslında ücretlerin başka işçilerle,
başka taşeron işçilerle paylaşıldığı
tuhaf bir ilişki biçimi içerisinde insanların ölesiye
çalıştırıldıkları bir işletmeymiş
meğerse. O insanlar oraya gömüldüklerinde siz oraya gittiniz ve
onların cenazelerini çıkartmakla Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı olarak yükümlüydünüz.
Şimdi o nedenle biz
size diyoruz ki: Siz Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak, Somada bu
durumu, bizzat uyguladığınız iktisadi politikalarla, enerji
politikalarıyla yarattınız. Ermenekte havza madenciliği
esaslarına uygun olarak eski işletmelerin neleri geride
bıraktığı hakkında en ufak bir bilgi olmadan yeni
madenler çalıştırılmasına izin verdiniz ve insanlar
olmayacak bir kazayla, aşağı yukarı artık dünyada
görülmeyen bir kaza şekliyle, bir faciayla, dolayısıyla bir
sosyal soykırımla karşı karşıya kaldılar,
yerin yüzlerce metre altında su baskınıyla hayatlarını
kaybettiler.
Şimdi, bütün
bunlardan ötürü biz kimi sorumlu tutalım? Çalışma Bakanı
sizden önce konuştu, dedi ki: Bunlardan bizi sorumlu tutmayın,
işçiler gidip öyle aptal aptal çalışıyorlar, sonra da
ölüyorlar. İnsan öyle çalışır mı, insan orada sigara
içer mi, insan böyle yapar mı? Şimdi, bütün bu facianın
açıklaması, işçinin aslında çalışmayı
bilmemesi ya da doğru olmayan koşullarda çalışmaya
razı olmasıyla ilgiliydi.
Peki, ben, size soruyorum:
O insanlar acaba niye öyle çalışıyorlardı? Bunun
arkasında tarım siyasetiniz yatıyor. Her maden işçisi,
iflas etmiş bir çiftçidir. Somadaki madende çalışanların
hepsi, eski tütün çiftçileriydiler. Tütün ekimi
sınırlandırıldı. Bunun herhangi bir başka
üretimle ikame edilmediği koşullarda, yokluk, yoksulluk içerisinde
karşı karşıya kaldıkları banka borçlarıyla
başa çıkmak için o madenlerin içine girdiler.
Gırtlağına kadar banka borcuna batmamış, kredi
kartı borcuna batmamış, bir müflis çiftçi olmayan bir maden
işçisi gösteremezsiniz bana. Ermenekte lastik ayakkabılarıyla
babasını hatırladığınız işçi,
aldığı
Ermenekte
Recep
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Recep amca.
ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Oğlu öldü, kendisi
ölmedi. Bu oğlu onun
SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) 10 liraya
yeni lastik gönderdiler.
ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) -
10 bin lira traktör
borcunu ödeyebilmek için o madende çalışıyordu. Bu koşullar
altında çalışmaya razı olabilmesi için insanların
tutunacak hiçbir dalı olmadığını bilmeniz lazım,
uyguladığınız tarım siyasetlerinin
kaçınılmaz sonucu olarak buraya geldiğini bilmeniz lazım.
Siz bana diyebilirsiniz ki: Ben Tarım ve Orman Bakanı değilim,
ben kendi alanımdan sorumluyum. Ama bir de hükûmetin kolektif
sorumluğu var. Bu sorumluluk içerisinde hareket ettiniz ve sonuçta bu
durumla karşı karşıya kaldık.
Sizin bakanlığınız sırasında
ve sizin birbirini izleyen hükûmetleriniz sırasında, Türkiye, bir
Avrupa 1inciliği kazandı. Bununla ne kadar övünseniz azdır.
İş kazalarında, ölümlü iş kazalarında her 100 bin
çalışan başına Avrupada 1inci, dünyada 3üncü
sıradayız. Bu bile başlı başına bir sorumluluk,
bir hicap, bir istifa nedenidir. Nasıl olabilir? Siz elinizden gelenin en
iyisini yapacaksınız öyle diyorsunuz- ve sonuçta
karşılaştığınız sonuç, dünyadaki en kötü
3üncü, Avrupadaki en kötü 1inci sonuç olacak. Tabii, eğer içeriye
doğru bakarak konuşursanız belki diyebilirsiniz: Bundan önceki
on yıllarda on, on, on yıllar öncesinde işler
başkaydı. Ama siz bu dünyada yalnız, yalıtık bir
yerde bir adada yaşamıyorsunuz. Bütün dünya insanlığı
hep birlikte bir mesafe katediyor, siz kendi ülkenizi, kendi madenlerinizi bu
sıranın sonuna sokarak, aslında işinizi
yapamadığınızı itiraf etmiş oluyorsunuz.
4857 sayılı Yasanın 2nci maddesi çok
açık. Bu yasayı ihlal ettiniz, çünkü, bu yasa, size, başta da
söylediğim gibi, asıl işi, asıl üretim işini
taşerona veremeyeceğinizi söyler. Siz, bütün maden
ocaklarını redevansa vererek, bütün maden ocaklarında aynı
yolu kullanarak sınırsız sömürünün kapısını açtınız,
o kapıdan bu felaketler girdi içeri.
Ve bir başka suçunuz, istifanızı
gerektiren bir başka suçunuz şudur: Siz bütün bu maden
sahalarını partinizin yerel unsurlarına devrettiniz, emanet
ettiniz. Bütün ihalelerde onlara bu maden sahalarını paylaştırdınız.
Eş dost kapitalizmi diye Türkçeleştirebileceğimiz crony
capitalism denilen şey sizin zamanınızda oldu.
Bakın, bunları uydurarak söylemiyorum.
Saffet Uyar, Ermenekteki ocağın sahibi olan
şirketin sahibi, 2004 ve 2009 yıllarında sizin belediye başkan
adayınızdı. Bölgedeki bütün madenlerin işletme
hakkını da o aldı. Bunu nasıl aldığını
sanıyorsunuz, ihale mi açtınız? Öyle bir şey
yapmadığınızdan eminim, dağıttınız.
Soma: Somadaki Soma maden işletmesinin Genel Müdürü
Ramazan Doğru ve eşi Melike Doğru; her ikisi de Adalet ve
Kalkınma Partisi teşkilatının organik bir
parçasıdırlar. Hanımefendi, belediye meclisi üyesidir ve bu
sıfatla, aynı zamanda, bu maden ocağında yöneticidir de.
Dolayısıyla, bu sömürüden, bu kâr dağıtımından
pay almaktadır. Her birini tek tek tahkik edecek olsak, yeni verilen maden
ruhsatlarının tamamının partiniz taraftarı ve mensuplarına
dağıtıldığını görebiliriz.
Bu nedenle, ayrıca bir başka durum da var: Her
ne kadar biz üretimin, maden ve tabii kaynakların üretiminin piyasalaştırılmasına
esasen karşı olsak bile, bu piyasa ilişkilerinin de bir
demokratik bir de cebrî işleyişi var. Demokratik işleyiş,
ihaleye çıkarsınız, en çok parayı kim verirse o alır.
Cebrî işleyişte aslında başkalarını diskalifiye
ederek kendi bildiklerinize bunları dağıtırsınız.
Sizin Bakanlığınızda eşdost kapitalizmi Türkiye
madenciliğinin asıl işletme doğrultusu olmuştur.
Siz sadece bununla değil
Tabii ki gensoruyu
vermemiz bu kazalarla ilgili ama sizin Bakanlığınız
sırasında Türkiye kendisini nükleer riskle karşı
karşıya bıraktı. Israrla bu nükleer santrallerin
yapılması için inisiyatif aldınız, aslında öldürücü,
yararsız, verimsiz, herhangi bir biçimde temiz enerji kaynağı
olmayan bu santrallerin Türkiyede inşası için bütün
sınırları aşarak, bütün kayıtları aşarak,
bütün argümanları boşa sararak bunların yapımına
giriştiniz ve insanlarla alay edercesine dediniz ki: Bekârlıktan
ötürü ömürden kayıptan çok daha az kayıptır nükleer risk dolayısıyla
ortaya çıkan kayıplar. Böyle bir
karşılaştırmayı, siz, okumuş yazmış, bu
karşılaştırmaların ne manaya geldiğini bilecek
bir insan olarak nasıl yapabildiniz? Ben hakikaten çok
şaşırıyorum.
Ve Sayın Yıldız, siz, aynı zamanda,
17 Aralık yolsuzluk sürecinin de zeminini hazırlayan temel
ilişkiyi kurdunuz. Petrol karşılığı altın
siyasetini enerji ithalat ve ihracatında devreye sokarak İranla
yapılan enerji alım satımında uluslararası ambargoyu,
Amerikan ambargosunu delebilmek için bu gri altın piyasasının
Türkiyede işlemesine yol açan ilişkileri kurdunuz ve bugün 4 bakanınızın
başını yiyen ve yiyeceği de neredeyse kesinleşmiş
olan, eğer başkalarınınkini yemezse, bu yolsuzluk sürecinin
de tamamen irrasyonel ve herhangi bir biçimde Türkiyenin ihtiyaçlarıyla
doğrudan doğruya mütenasip olmayan bir alışverişin
parçası olarak Türkiyede bu yolsuzluğun zeminini
hazırladınız. İllegal altın ticaretinin illegal her
şeye yol açacağını bilmeliydiniz, bilebilirdiniz ve bunu,
kalktınız, savundunuz. Biz paralarını
yatırırız onların. İster patatesle bunu ikame eder,
ister altınla, biz buna karışmıyoruz. Ama gördünüz,
Türkiye karıştı siz karışmasanız da. Sonuçta,
şimdi hem Hükûmetiniz hem bakanlarınız hem Türkiye, tarihinin en
ağır yolsuzluk bunalımına bu mesele dolayısıyla
girdi. Sizin adınız karışmadı bu sürece. Ben sizi de
zaten öyle karıştırmıyorum, Siz bu yolsuzluktan kâm
aldınız, siz bu yolsuzluktan nemalandınız. demiyorum ama
bir bütün olarak böyle bir ilişkinin temelini kurduğunuz zaman
birileri buraya dalacaktı. Ama, bu zaten insan hayatı
bakımından devede kulak kalır. Yolsuzluk mu önemli, yoksa insan
hayatı mı önemli dediğimizde, ben 301 işçinin, 18
işçinin, her yıl sizin Bakanlığınız
sırasında iş cinayetlerinde ölmeye devam eden bin, bin, bin, bin,
işçilerin hayatı hakkında konuşmayı çok daha önemli
görürüm ama demek istiyorum ki: Hem insanidir hem maddidir hem manevidir hem
ahlakidir, her bakımdan son derece ciddi bir sorumluluk
altındasınız.
Şu sözünüzün arkasında durmanızı
bekliyorum Sayın Bakan, siz dediniz ki: Ben bu 18 işçinin ölümünden
sonra istifayı düşündüm ve bunu Hükûmete götürdüm, Başbakana.
Anladığıma göre Başbakan sizi ikna etti. Ben size diyorum
ki ikna olmayın. Bakın, siz eğer insani bir adım
atabilirseniz, ahlaki bir adım atabilirseniz bugün partinizi kuşatan
büyük manevi erozyon karşısında belki de ona siz yeni bir
hayatiyet kazandırabilirsiniz ama bunu ben düşünmek zorunda
değilim sizin partiniz adına. Ben isterim ki sizin yerinize bir an
önce bizim partimiz geçsin de bu işlerin nasıl
yapılacağını gösterelim hep birlikte ama insan olarak sizin
de, belki de, bu Türkiyeye bu işçi ölümlerini mazur göstermenin
dışında, bunların mazur gösterilemeyeceğinin bir
nişanesi olarak yapacağınız bir davranış,
atacağınız bir adım olabilir. O yüzden biz istifanızı
talep ediyoruz ve bununla Türkiyede yürüyen çözüm sürecine de bir katkıda
bulunduğumuzu düşünüyoruz. Kastımız şudur: Devletle
çözüm süreci yürütmek Hükûmetin siyasetleriyle barışmayı asla ve
asla gerektirmez. Biz, bir dakikalık özgürlüğü bir işçinin bir
nefesine değişmeyiz. Bütün işçiler hep birlikte ya özgür
olacaklar ya hiçbirimiz özgür olmayacağız, bunu çok iyi biliyoruz.
Hem savaşın bitmesi için, ölümlerin olmaması için, üniforma
giydirilmiş işçilerin ve köylülerin karşılıklı
birbirlerini öldürmemeleri için çaba göstereceğiz hem de öte yandan asla
ve asla, herhangi bir işçinin ücretini, emeğini, hayatını,
soluğunu bizim herhangi bir özgürlüğümüzle ne değiş
tokuş edebiliriz ne bunlar değiş tokuş edilebilir ne de
böylece barışa hizmet edilebilir.
O yüzden, barışa
hizmet için sizin istifanızı istiyoruz, işçilerin
haklarının korunması için istifanızı istiyoruz,
Türkiyede adalete, siyasete ahlakın egemen olması için
istifanızı istiyoruz. Umarım, buna olumlu bir cevap alabilirim.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ERTUĞRUL KÜRKCU
(Devamla) - Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. (HDP ve CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederiz Sayın Kürkcü.
Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay.
Buyurunuz Sayın
Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA ERKAN
AKÇAY (Manisa) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız hakkında
verilen gensoru üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, 13 Mayıs 2014 tarihinde Somada meydana gelen büyük Soma
faciası ve katliamından bu yana tam iki yüz dokuz gün geçti ve o
günden bu yana da 28 Ekimde Ermenekte 18 işçi can verdi, Zonguldakta
ayrı ayrı tarihlerde 2 maden işçisi, Bartında 2 ve en son
Osmaniyede 1 maden işçisi hayatını kaybetti. Bu iş
kazaları, iş cinayetleri, toplu katliama varan ölümler devam ediyor.
Ortada olaylar var fakat failler yok. Ortada ihmal var, ihmalciler, ihmalkârlar
yok. Yetkili var, sorumlu yok arkadaşlar. Yetki var -bakın, yetkileri
hep anlatacağım birazdan- sorumluluk yok. 8 şirket yöneticisi
tutuklu ancak hakkında soruşturma istenen bürokratlara
soruşturma izni yok. Ne var? Bürokratlara ödüllendirme var, yetkili, sorumlu
makamlarda oturanlara. Acaba sorumlu kim? Madenlerde aşırı
kazanç ve üretim hırsına yol açan düzeni kim kurdu? Madenlerde bu
toplu katliam gibi kazalar neden olmaya başladı ve neden önlenemiyor?
Sayın Enerji Bakanının -teşbihte hata
olmaz ama benzetmek gibi de olmasın- Tommiks, Teksas ve Red Kit okuyanlar
bilir; ortada bir olay, çatışma olur, kasabanın meydanında
2-3 de cenaze vardır, herkes arazi, toz olmuştur, oraya birisi
koşar gider, o da tabutçudur -tabut yapan- ve cenaze
levazımatçısı, bugün kamuoyuna verdiği imaj ve sorumluluk
budur. Somada, Ermenekte günlerce kayıp sayıları hakkında
bilgi vermekten başka yaptığı yoktur. Peki, bu iki yüz
dokuz gün boşa mı geçti? Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanının hiç mi sorumluluğu yok?
2011 yılında Devlet Denetleme Kurulu rapor
düzenlemiş. Orada sorunlar, sorumluluklar, yapılması gerekenler
ayrıntılı düzenlenmiş, önerilmiş. Ayrıca, daha
evvel Meclis araştırması komisyonları var. En son 2010da,
madenlerle ilgili maden araştırma raporu var,
Sayıştayın raporları var, KİTlerle ilgili raporlar
var, öneriler var ama bunların hiçbirisinin gereği Hükûmet
tarafından, bakanlıklar ve kurumlar tarafından yerine
getirilmemiş. Türkiye, bilhassa ölümlü maden kazalarından dünya 1incisi
olmaya devam ediyor.
Soma kazasından sonra, Somada çok
aşırı derecede bir psikolojik travma ve sosyal sorunlar
yaşanmaya başlandı ve buna bir de ekonomik belirsizlikler
eklendi. Yani, Soma Termik Santralinin bu kaos içerisinde özelleştirme
ihalesi başlatıldı. Bu yetmedi, yeni bir termik santralin
inşasında bir sürü saçma sapan hadiseler yaşandı, ortada
Enerji Bakanı gene yok. Şirket ile halk karşı
karşıya getirildi. Orada acele kamulaştırma kararı
alan sensin, orada o ihaleleri veren sensin. Özelleştirmeyle
satılacak termik santralini de yine aynı şirkete verileceği
söyleniyor. Halk ile şirket karşı karşıya gelmiş,
şirketin özel güvenlik görevlileri halkı kelepçeliyor, copluyor ve
dayak atıyor; böylelikle şirketi de bir kolluk gücü hâline
getirdiniz, âdeta bir mülki idare hâline getirdiniz. Devleti de bozdunuz,
yönetim anlayışını da bozdunuz, bu devlet felsefesini de
yerle yeksan ettiniz. Bu yetmedi, en son 1 Aralıkta tam 2.831 Soma maden
işçisinin işine cep telefonu mesajıyla bir çırpıda son
verildi. Hiç mi sorumluluğunuz yok Sayın Bakan? O güne kadar ne
yaptınız? Feryat figan etti bu muhalefet milletvekilleri veya
vatandaşlar. Bizi dinlemediniz, işçileri, Somalı
vatandaşları niye dinlemediniz? Adalet Kalkınma Partisi
iktidarı çok büyük bir vebal altındadır arkadaşlar ve Hükûmet
bunca sorumluluğuna rağmen, bütün mesaisinde sorumluluktan nasıl
sıyrılırım onun derdinde, onun telaşında,
sorumluluktan sıyrılmaya bakıyor ve Hükûmetin bu tutumundan çok
ciddi şekilde endişeliyiz. İlgili bakanlar mahkemenin talep ettiği
soruşturma izinlerini reddediyor ve soruşturmanın selametini
engellemeye yönelik davranışlar sergiliyor. Peki, bu olay
olduğunda Hükûmetiniz, sizler ne dediniz? olay olduğunda Ucu nereye
giderse gitsin sonuna kadar takipçisi olacağız ve sorumluları
bulup çıkaracağız. dediniz ancak tam aksine, sorumluları
saklamaya ve gizlemeye gayret ediyorsunuz.
Madenlerin ruhsatlandırılması kime ait,
kim yetkili? Ruhsat iznini kim veriyor? İşletme iznini kim veriyor?
Projelendirmeyi kim yapıyor? İhale yöntemini kim belirliyor -redevans
mı, hizmet alımı mı- ihale nasıl yapılıyor?
Şartnameleri kim hazırlıyor, sözleşmeyi kim yapıyor?
Yönetmelik, yönerge ve talimatları kim hazırlıyor? Madenlerdeki
çalışma düzenini kim belirliyor? Üretim hacmini kim belirliyor?
Fiyatlandırmayı kim yapıyor? Denetlemeyi kim yapıyor?
Hasılı, akla gelen gelmeyen her konuda, her süreçte yetkilisiniz.
Yetkili olacaksınız ancak sorumlu olmayacaksınız! Bu kadar
trajikomik bir tutum olabilir mi? Yetkiniz var, aynı zamanda da
sorumlusunuz, sorumlu değilmiş gibi davranamazsınız.
Maden İşleri Genel Müdürlüğünün
(MİGEM), Türkiye Kömür İşletmelerinin sorumlulukları,
denetimde yaşanan sorunlar, mevzuatta oluşan boşluklar,
bazı imtiyazlı firmalara tanınan kolaylıklar, sendikalarda
yaşanan sorunlar, dayıbaşılık, madenlerin teknik ve
idari işleyişi, binlerce maden işçisinin para, kumanya ve araçla
AKPnin mitinglerine taşınması
Bunları sis bulutları
arkasına saklayarak görmezden gelemezsiniz, bunlar Adalet Kalkınma
Partisi iktidarının kayıt dışı ve organize
işleridir. Artık bu tutumlar, bu anlayışlar, madenleri ve
madenciliği büyük facialara yol açacak kadar
laçkalaştırmıştır.
28 Ekimde Ermenekte facia olduktan sonra Sayın
Cumhurbaşkanı, Başbakan kaza mahalline gittiler. Orada,
yakınlarını kaybeden acılı ailelere Sayın
Cumhurbaşkanı dedi ki: Ya, keşke bir mektup yazsaydınız,
şu madenlerin durumunu bildirseydiniz. Arkasından, aynı sözleri
Başbakan da ailelere tekrarladı. Bu ifadeler ülkeyi
kurumlarıyla, kurallarıyla yönetmeyen bir zihniyetin,
anlayışın ürünüdür ve bu yönetimi sergileyen devlet ricalinin de
hazin durumudur. Türkiye şahsi ve keyfî bir yönetim altındadır
arkadaşlar, keyfî ve şahsi. Mektup yazacak, canı isterse
bakacak.
Ben buradan Sayın Başbakana, Hükûmete ve
Sayın Enerji Bakanına soruyorum: 2012 yılında, 804
işçisinin iki aylık maaşını ödemeyen Uyar Madencilik
şikâyet edildi, ne yaptınız? 301 Soma maden işçisi can
verdi, iki yüz on günde ne yaptınız? 25 Aralık 2013 tarihinde ödenmeyen
ücretler, yıllık izin, mobbing, kıdem ve ihbar
tazminatlarıyla ilgili 121 işçi şikâyette bulundu, mektup
yazdı iktidara, Hükûmete, devletin kurumlarına, ne
yaptınız? Darkale maden ocağıyla ilgili -dikkat buyurun,
sadece bir tek maden ocağıyla ilgili- Somada işçiler 124
şikâyet dilekçesi verdi, ne yaptınız? Mektup yazmış
işte vatandaşlar! Başbakana, Cumhurbaşkanına, iktidara
mektup böyle yazılır, mektubu yazmışlar.
BÜLENT BELEN (Tekirdağ) Onlar provokatördür,
onlar.
ERKAN AKÇAY (Devamla) Sadece Darkale maden
ocağında 2009-2013 yılları arasında 1.120 maden
kazası meydana geliyor, 1.120 arkadaşlar. Bunlar devletin
verdiği resmî rakamlar, biz bunu kendimiz bulmadık, devletin,
Hükûmetin rakamları. Ee, peki
Ya, bu maden şirketi devlete ait 106
bin ton kömürü çalıp sattı, bunlar faaliyetlerine devam ettiler, ne
ruhsatları iptal edildi ne işletme izinleri. Zaman zaman,
müfettişler rapor verip madenin kapatılmasını
sağladıklarında, bir başka müfettiş gönderip
açılmasını sağladınız. Maliyetleri kısmak,
üretimi artırmak, kârları artırmak adına taşeronu
getirdiniz, o da dayıbaşılığı ortaya
çıkardı. Dayıbaşılığı herkes
görmüş, hiç kimse sesini çıkarmamış. Bu da, insanı
değil, aşırı kazancı merkezine alan vicdansız bir
anlayışın ürünüdür, vicdansızlıktır bu. Bu
redevans uygulamaları kanunlara da aykırı. Biz, Soma muhalefet
şerhimizde sayfalarca bunların ayrıntılarını dile
getirdik, şimdi maalesef vaktimiz de kalmadı.
Değerli milletvekilleri, redevans şirketleri ve
Hükûmet, el birliğiyle aşırı kazanç ve üretime yönelmiştir.
Bir iş birliği var; bu şirketler ile Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı iş birliği yapmış
Aşırı derecede kazanç elde edelim, kazanalım üretelim,
kazanalım üretelim; iş güvenliği, işçi
sağlığı ve canlar ne olursa olsun.
anlayışıyla. Bu nedenle, şirketler ne sabit sermaye
yatırımlarını artırmış ne de iş
güvenliği için bir yatırım yapmışlar.
Türkiye Kömür İşletmeleri maden sahalarını
özel şirketlere kiralarken bu şirketin nasıl üretim
yaptığıyla hiç ilgilenmemiş, hiç ama hiç ilgilenmemiş.
Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürü Soma Araştırma
Komisyonuna 19 Haziran 2014 tarihinde yaptığı açıklamada
verdiği bilgide, ifadede Ben sadece TKİnin aldığı
kömürün miktarına bakarım, kalitesine bakarım, ödediğim
paraya bakarım. diyor. Çalışma düzeni, üretim yöntemi, iş
güvenliği tedbirleriyle hiç ilgilenmediğini açık seçik bir
şekilde beyan etmiştir.
Soruyorum, bu dayıbaşılık düzeniyle
mücadele ettiniz mi iki yüz dokuz gündür, ne yaptınız? Hiçbir
şey yapmadınız çünkü Hükûmetiniz de bir dayıbaşı
anlayışıyla çalışmaktadır, o zihniyet devam
etmektedir ve AKP iktidarı maden ocaklarını siyasi ve ekonomik
rant aracı hâline getirmiştir.
16 Haziran 2012 tarihli 2012/15 Başbakanlık
Genelgesi, maden ruhsat izinlerinin verilmesi, devlete ait gayrimenkullerin
satışı, kirası, irtifak hakkı, tesisi gibi
işlemleri bizzat Başbakanın uhdesine almıştır.
Ben on defa sordum, acaba, şimdi bu genelgeyle Sayın Davutoğlu,
şimdiki Başbakan mı ilgileniyor, yoksa Cumhurbaşkanı
mı ilgileniyor? Kimin uhdesindedir bu yetki? Bu Anayasaya da, kanunlara
da aykırı genelgeyi derhâl değiştirmeniz gerekir,
şaibeyi artıran bir durumdur.
Eynez maden ocağının işletilmesiyle
ilgili sözleşmede diyorsunuz ki: Sözleşmede belirtilen miktarın
üzerindeki üretimin de satın alınacağı
Üret
üretebildiğin kadar, nasıl üretirsen üret! İstediğin kadar,
istediğin zamanda üret! Ve birden, astronomik, izahı mümkün olmayan
bir şekilde
Yani bilmiyorum, Mısır Piramitlerinde bu kadar
zalimce çalıştırılıyor muydu işçiler? Dayıbaşıyla
beraber şirket, TKİ, Enerji Bakanlığı, Hükûmet el ele
vermişler, bunu dayatmışlar. İşte aşırı
kazanç ve üretim hırsının zeminini hazırlayan, teşvik
eden Hükûmettir, sorumlusu da Enerji Bakanıdır ve dönemin
Başbakanı Sayın Erdoğandır, Sayın Taner
Yıldızdır, Türkiye Kömür İşletmeleridir ve
MİGEMdir.
Yine, bu kömür şirketlerine ek süreler
verilmiş, ek işler verilmiş, ihalesiz verilmiş, yönetim
kurulu kararı olmaksızın verilmiş ve bir sürü
hukuksuzluktan yani kabataslak hesaplara göre, tahminlere göre de en az 4
milyar liralık bir rant sağlandığı söz konusu.
Soruyorum: Türkiye Kömür İşletmeleri Genel
Müdürünün Sayın Bakanla ilgili Bakan beni görevden alamaz çünkü akıllı
adamdır, işini bilir. dediği doğru mu değil mi?
Kamuoyuna yansıdı. Vallahi, herhâlde Başbakan da
akıllı adamdır Sayın Bakan, sizi de görevden alacak
değildir yani! Bu işler, sistem böyledir. Sayın Başbakan da
akıllıdır, Sayın Cumhurbaşkanı da
akıllıdır değil mi efendim?
MUSA ÇAM (İzmir).-. Aynen!
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul).-. Çok!
İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) Bakan dinlemiyor!
ERKAN AKÇAY (Devamla) Şimdi, Eynez maden
ocağından TKİnin aldığı kömürün
fiyatının ton başına her yıl ÜFE oranında
güncellenmesi gerekirken 2012de 37,96 lira olarak güncellenmesi gereken fiyat,
yüzde 17 fazlasıyla güncelleniyor.
Değerli arkadaşlar, kazanın
yaşandığı Soma Kömür İşletmeleri seçimlerde maden
işçilerini zorla, zorla -bunun altını çize çize söylüyorum-
AKPnin mitinglerine götürmüştür. Sen kumanyasını vereceksin,
yevmiyesini vereceksin, aracını temin edeceksin veya kendi
aracıyla gidenlere harcırahı vereceksin, E, işçiler
gönüllü gitti.
Şimdi önemli bir soru
soruyorum Hükûmete
MUSA ÇAM (İzmir)
Şirket genel müdürünün karısı meclis üyesi.
ERKAN AKÇAY (Devamla)
Lütfen, bakın, çok önemli bir sorudur.
Soma AKP İlçe
Başkanı açıkladı övüne övüne, dedi ki: Somada bizim
partimizin 14 bin üyesi var, bu konuda da Manisada kendi içimizde birinciyiz.
Vallahi, herhâlde, diğer hiçbir partinin o kadar üyesi yoktur.
Hodri meydan! Birincisi:
Hayatını kaybeden 301 maden işçimizden kaçı AKPye üye
yapılmıştır?
ALİM IŞIK
(Kütahya) Hepsi, hepsi.
ERKAN AKÇAY (Devamla)
Somadaki 15 bin maden işçisinden kaçı AKPye üye
yapılmıştır?
ALİM IŞIK
(Kütahya) Hepsi.
ERKAN AKÇAY (Devamla)
Şimdi, işletmenin genel müdürünün eşi belediye meclisi üyesi.
E, bunda ne var? Vallahi bunda hiçbir şey yok, hepsini toplarsak puzzle
bir araya geliyor, resmen bir puzzle. Geçen dönemde 3 maden şirketi çalışanı
ve görevlisi AKPden Soma Belediye Meclisi Üyesiydi, bu da tesadüf! E, vallahi,
sizin parti teşkilatlarındaki yöneticilerin sayısını
merak ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ERKAN AKÇAY (Devamla) Form
doldurarak AKPden referans alanlar Soma Kömür İşletmelerine
işçi olarak alınmıştır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanının mutlaka ama mutlaka istifa etmesi ve bu görevi artık
bırakması gerekir. Bunun hayırlı bir başlangıç
olmasını temenni eder, hepinize saygılar sunarım. (MHP ve
CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederiz Sayın Akçay.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Sayın Başkan, efendim, sadece
tutanaklara geçmesi için söylüyorum.
BAŞKAN Buyurunuz
Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Sayın Erkan Akçay bir soru sordu Somada
ölen işçi kardeşlerimizin ne kadarı Adalet ve Kalkınma
Partisi üyesiydi? diye. Bu konuda kapsamlı bir açıklamayı bizim
İstanbul Milletvekili, İnsan Hakları Komisyonu Üyemiz Sayın
Mahmut Tanal bütçe görüşmeleri sırasında yapacaktır,
kamuoyunu aydınlatacaktır efendim.
Bilginize sunuyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa
Milletvekili Hasan Ören. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Ören.
CHP GRUBU ADINA HASAN ÖREN (Manisa) Sayın
Başkan, değerli üyeler; Halkların Demokratik Partisinin Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız hakkında
verdiği gensoru üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum.
Aslında kurguyu yaparken farklı
yapmıştım fakat Faruk Beyi dinledikten sonra,
konuşmasının bir bölümüne yürekten katılıyorum -çok
eskiden de tanıdığım için, doğru şeyleri söyler
ve çekinmez- iki konuda Enerji Bakanına öylesine şeyler söyledi ki
Bu işin sorumlusu sensin. dedi. Bence Enerji Bakanı Taner
Yıldız bunu anladı. Dedi ki: Aşırı üretim. Biz
muhalefet olarak söyleyebiliriz ve bunu da kale almayabilirsiniz, muhalefetin
görevi eleştirmektir, eleştirdiği için de Tabii, bunlar böyle
yapacak. dersiniz ama kendi Bakanınız size Ey Enerji Bakanı,
ey Türkiye Kömür İşletmeleri, siz Somadaki maden faciasında,
oradaki üretimle ilgili bir firma bırakmış diğer firma
başlamış, bir firmanın ürettiğinin 7 kat
fazlasını üreten bir firmada bu üretim artışıyla ilgili
tedbir almıyor iseniz o zaman sorumlu sizsiniz. diyor. İkincisinde
bir şey daha söyledi Faruk Bey, doğru söyledi: Üç yıl önce
değiştirdik biz hizmet alımıyla ilgili olayı. Sizin iktidarınız
yaptı. Neydi hizmet alımı? Redevansı söylemiyorum, hizmet
alımıyla ilgili kanunun 2nci maddesi Asıl işi hizmet
alımıyla yapamazsınız. Güvenlikle ilgili bir sorun var ise
işletmede hizmet alımını yapabilirsiniz, temizlikle ilgili
bir sorun varsa hizmet alımı yapabilirsiniz ama siz kömür üretimini
hizmet alımıyla yapamazsınız. diyor. Kim diyor bunu? Sizin
çıkardığınız yasa diyor. Siz, peki, bunun
arkasından dolanarak
Burada, bu insanların aşırı
üretime zorlanmasıyla ilgili, bu insanların hizmet alımıyla
çalıştırılmasıyla ilgili tedbir alma görevi Sayın
Enerji Bakanı sizde değil mi? Bunu kim söylüyor? Faruk Bey söylüyor.
Teşekkür ederim Faruk Beye. Bir Bakanınız, bir Bakanınızın
yaptığı yanlışı açıklıyor. Siz ne
dediniz, ne söylediniz? Yani ben sizin çok zeki, akıllı
olduğunuzu biliyorum, vicdanlı olduğunuzu da biliyorum. Peki,
buradaki Somada
Park Holding işletirken Park Holding size demedi mi,
TKİye raporlarını yazmadı mı? Bu işletmede
eğer yatırım yapılmaz ise istenilen düzeyde finansla
teknoloji getirilmez ise Eynez kömür ocağında yapılacak olan
kömür çalışmalarında, kömür çıkarmalarında ciddi
tehlikeler bekliyor. Bu tehlikeler karşısında biz Park Holding
olarak Holdingimizi riske etmeyiz; TKİ olarak size de öneriyoruz, siz de
kendinizi riske etmeyin. dedi; 2006-2007deki Park Holdingin size verdiği
rapor böyle. Peki, siz ne yaptınız? Siz bunun hiçbirini dinlemediniz.
Soma AŞye getirdiniz, dediniz ki
İhaleyi kendiniz
hazırladınız, hizmet alım usulüyle redevansın
arkasından dolaşarak hizmet alımıyla getirdiniz, burada
ihaleyi Soma AŞye verdiniz.
Daha birinci yıl,
Park Holdingin burada 300 bin ton kömür ürettiği yerde, 2010 yılında
2,5 milyon tona çıktınız. Siz, Enerji Bakanı olarak bu
konuları hepimizden daha iyi biliyorsunuz Taner Bey; bu işletmede ne
oldu, bu ocakta ne oldu, ne kadarlık yatırım yapıldı
ki üretim 7 kat yukarıya çıktı? Park Holding raporunda diyor ki:
Ben 30 trilyonluk yatırım yaptım, beceremedim, ayda benden 1,5
milyon ton kömür istediniz, ben ancak size 300 bin tonunu verebildim. Bir
sihirli el geliyor, Soma AŞ buraya geldiği günden sonra altı ay
içerisinde üretimi 7 kat yukarıya çıkarıyor. Peki, siz bunu araştırmak
yerine neyi söylediniz, neyi konuştunuz? Dediniz ki: Gördünüz mü bak, biz
ne kadar iyi işletmeciler buluyoruz, 130 dolara imal ettiğimiz, 130
dolara çıkardığımız kömürü şimdi 23,80 cente çıkarıyoruz.
Kendinizi kandırdınız, kendinizi kandırdınız
çünkü 130 dolara mal edilen bir şeyin 23,80 cente çıkması mümkün
müdür? Yani şöyle bir örnek vereyim: Kasapta kuzu eti asılı,
normal kuzu etinin değeri 30 lira, 35 lira; size 10 liradan kuzu eti
verecekler. E, ucuz etin suyu da kara olur. 301 insanımızın da
hayatı gitti. Bunların hepsini konuştuk, görüştük. Yıllar
içerisinde, burada beş yıl içerisinde üretim
artışlarına baktığınızda neyle övündünüz?
Dediniz ki: Biz bu işi çok iyi biliyoruz. Bu işin dâhisiyiz biz.
Hizmet alımıyla ilgili zarar eden TKİyi kâr eder duruma
getirdik. Kaç para kâr ettiniz? Yani gerçekten, Türkiye Kömür
İşletmelerinin; 2009, 2010, 2011, 2012, 2013 yıllarında
zarar ettiğini söyleyen TKİnin kârı ne kadardır? 2,3
katrilyondur arkadaşlar, eski parayla. Zarar eden bir TKİnin veya zarara
yakın bir TKİnin, bir sihirli değnekle, bir anda, beş
yıl içerisinde üretim zorlamasıyla, iş
sağlığı ve iş güvenliğinin
alınmadığı bir ocakta, sermaye-siyasetçi ilişkisinden
kaynaklanan bir dayanışmayla üretimini 7 katına
çıkardınız ve 2,3 katrilyon kâr ettiniz. Haklıdır
Faruk Çelik, o da diyor ki şimdi size: Bu kadar üretimi
artırdınız, bu kadar parayı kazandınız. O zaman,
buranın iş sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili,
o insanların yaşamlarıyla ilgili sorumluluğunuz nerede?
Sorumluluğunuzu yerine getirip de bu kazancın bir kısmıyla
oraya teknolojiyi getirerek, oradaki madenlerde iş
sağlığı ve iş güvenliğini sağlayarak bu
insanlarımızın canını kaybetmesine mani olamaz mıydınız?
Bizi bırakın, biz Manisanın 3 milletvekili gelmişiz,
burada araştırma önergelerini vermişiz, bunlar muhalefetin,
reddetmişsiniz. Tamam ama kendi arkadaşlarınız ne diyor?
Şimdi, bakın,
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu
Araştırma Raporu: 11inci Cumhurbaşkanımız Sayın
Abdullah Gül, 2011 yılında, Türkiyedeki madenlerle ilgili ciddi
tehlikeyi görmüş ve bununla ilgili de Devlet Denetleme Kurulunu
görevlendirmiş, bütün madenler incelenmiş ve bu madenlerle ilgili
eksikler ortaya konulmuş. Herhâlde Sayın Taner Yıldıza da
bu rapor gelmiştir.
Şimdi, bu raporda ne yazıyor? Bu rapor bugünü
yazıyor. Yani, araştırma komisyonuna bile gerek yok, Sayın
Cumhurbaşkanının Devlet Denetleme Kurulu 18 maddelik önerilerde
bulunmuş, demiş ki: Eğer siz Türkiyedeki maden
işletmeciliğiyle ilgili bu tedbirleri almaz iseniz bilin ki
önümüzdeki günlerde 77 milyonun gözyaşlarıyla karşı
karşıya kalabiliriz. Sayın Cumhurbaşkanının
Devlet Denetleme Kurulu Raporundan hemen 18ini okumayacağım ama 7-8
tanesini okuyacağım:
1) Taşeronluk, alt işverenlik uygulaması
kalkmalı.
Değerli arkadaşlarım, bir daha söylüyorum;3)
Taner Bey dinlerse, biliyordur zaten.
1) Taşeronluk, alt işverenlik uygulaması
kalkmalı.
2) Kazanın asıl sebeplerinden biri olan üretim
zorlaması dikkate alınmalı.
3) Kamu birimleri denetimlerinin etkisizliği.
4) Risk değerlendirmesi yapılmaması.
5)Geçmiş kazalardan ders alınmaması.
6) Delme, patlatma işlemlerindeki düzensizlikler.
Hani, hep söylüyoruz ya karbonmonoksit gazları yüzde
10 oksijen olduğunda ancak iş yapar, sıfır oksijende
iş yapmaz, onun için oksijen maskeleri olması gerekli diyoruz. 2011
yılında zaten Sayın Cumhurbaşkanımız onu
koymuş buraya, diyor ki: Çalışanlarda oksijen maskesi
bulunmaması, gaz izleme ve ikaz sistemlerinin yetersizliği,
havalandırma yetersizliği, nefeslik-kaçamak yoluyla ilgili
yetersizlikler
Devam edip gidiyor.
Sayın Enerji Bakanım, burada hepsi
yapılmış. 2011 yılından bu yana siz bu Sayın
Cumhurbaşkanının görevlendirdiği Devlet Denetleme Kurulunun
raporunu ciddiye mi almadınız, yoksa
Cumhurbaşkanlığı makamını -içinizdeki
tartışmalardan- o günkü Cumhurbaşkanını muhalefet
olarak, paralel yapı olarak görüp de bu söylediklerine mi inanmadınız?
(CHP sıralarından alkışlar)
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) Muhalefetti o zaman.
İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) Plan ve Bütçeden sonra
cumaya beraber gittiler.
HASAN ÖREN (Devamla) Şimdi, değerli
arkadaşlar, 1983-2003 yılları arası yani teknolojinin daha
geri olduğu -hani sizin hep bir miladınız var ya 2003- yirmi
yıl içerisinde bu ülkede 499 evladımız maden kazalarında
hayatını kaybetmiş. Rakam yüksek, gerçekten yüksek. Yirmi
yılda 499 vatandaşımız emeğini ve alın terini
madenin içerisinde bırakmış, canını da teslim
etmiş. E, siz teknolojik çalışıyordunuz, siz doğru
çalışıyordunuz, dünyadaki teknolojileri biliyordunuz. Peki, sizin
on yıl içerisinde ne olmuş, maden kazalarında kaç
arkadaşımız hayatını kaybetmiş? En son
Osmaniyede ve Zonguldaktakini sayar isek 1.431 arkadaşımız on
yıl içerisinde hayatını kaybetmiş.
Ama ben inanıyorum size, sizinle altı gün
geçirdim ben Somada, gözyaşlarınız da doğruydu sizin,
üzüntünüz de doğruydu sizin, hiç tereddüt etmiyorum ama bu koltuğa
bağlayan ne sizi? Niye direniyorsunuz yani muhalefet böyle söylüyor diye
mi direniyorsunuz? Ne olur kafanızdan çıkarın bunu.
Söylediğimin hepsi ortada. Sizin, bu 23 dolar dediğinizde de, 130
dolar dediğinizde de, buradaki iş sağlığı ve
iş güvenliğiyle ilgili alınmayan tedbirlerde de yüreğinizin
sızladığını biliyorum. Ben altı gün kaldım,
hâlâ daha uykuma giriyor, samimi söylüyorum. Dün akşam oğlum orada
çalışıyormuş... Düşünebiliyor musunuz?
İnanın, psikolojisi bozulur insanın ve bozuldu. Bütün
milletvekili arkadaşlarımla beraber orada Sayın Taner Yıldız
da hiç uyumadan yirmi dört saat kaldı ama bu, sorunu çözmüyor ki; bu,
sorunu çözmüyor.
Ne yapacağız? Hangi koşullarda siz o
koltuğu bırakırsınız? Yoksa, o koltuğu siz
bırakmak istiyorsunuz da sizin anlayışınız, AKP
anlayışı -özür dilerim, AKP anlayışı demeyeyim-
padişahın anlayışı sizin buraları
bırakmamanızı mı gerektiriyor?
Aslında dünün Başbakanı, bugünün
Cumhurbaşkanı size atfen çok ağır bir laf da söyledi, dedi
ki: Ermenekteki kazada işverenler suçludur. Bundan sonra bu
işverenlerin hesabını göreceğiz, soracağız.
Neden? İşçiler öğle yemeğini madende yedikleri için
hayatlarını kaybettiler. Eğer madenciler, çalışanlar
öğle yemeğini 1.000 metre aşağıda yemeseydi
kurtulacaklardı. dedi. Siz niye gittiniz, Işıklarda madenin
altında yemek yediniz işçilerle, neden yediniz? Yani, bir bakan
bundan bir yıl evvel, bir buçuk yıl evvel gider de madende 1.500
metrede, 1.000 metrede işçilerle yemek yerse dışarıdaki
diğer maden ocakları sahipleri bakanın yemek yediği yerin
altında işçilerine yemek yedirmeyi kendine hak saymaz mı?
Cumhurbaşkanınız, Sayın Taner Yıldıza o işverenlere
söylediğinin bir kısmını söylüyor.
Şimdi, arkadaşlar, konunun ikiye
ayrılmasında yarar var. Bir: Ticareten para kazananlarla ilgili
yapılacak olan yaptırımlar. Bugün Soma AŞ gibi, Uyar
Madencilik -uyumaz madencilik- gibi yani ticareten buradan para kazananlarla
ilgili yaptırımlar var, onlar devam edecekler, hukuk onların
peşini bırakmayacak, hukuk gerekli olan dersi verecek.
İki: Bunun bir de siyasi sorumluluğu var.
Eğer Hayır, kardeşim, nereden çıkardın siyasi
sorumluluğunu, biz sadece yakalanan kısrak harman döver cinsinden
orada kim varsa, ticareten parayı kim kazandıysa onun ensesinde
patlatırız tokadı, pişiririz bozayı. diyor iseniz 2
katrilyon 300 trilyon da siz kazandınız, bunun siyasi
sorumluluğu kimde?
Bakınız, gelişmiş ülkelerde olanları
söylemiyorum yani gelişmiş ülkelerde bir bakan kırmızı
ışıkta geçer ise o bakan istifa ediyor; öyle bir kültürü var,
öyle bir eğitimi var. İngiltere, Fransa, Almanya, Amerika
Ben
oralardan bahsetmiyorum. Güney Korede, 27 Nisan 2014te 300den fazla yurttaşın
ölümüyle sonuçlanan feribot kazası sonrası kazayı
önleyemediği için Güney Kore Başbakanı istifa ediyor. Kosta
Rikada 5 kişinin yaşamını yitirdiği köprü çökmesi
sonrası Gonzales istifa ediyor. Macaristanda 4 kişinin öldüğü
tren kazası sonrası Ulaştırma Bakanı istifa ediyor.
Güney Pasifik ülkesi Tongada
Hani hep diyoruz ya Türkiye atladı, gitti,
uçtu. diye, herhâlde Tonganın önündeyiz, değil mi? Önünde
olduğumuza göre
Tongada 2009da 93 kişinin öldüğü bir gemi
batması sonucu Hükûmetin inceleme başlatmaması üzerine
Ulaştırma Bakanı istifa etti. Son olarak, Letonyada 2013te bir
alışveriş merkezinin çatısı çöküyor, 54 vatandaş
hayatını kaybediyor, Başbakan Siyasi sorumluluğu
üstleniyorum ve Başbakanlık görevimden istifa ettiğimi
duyuruyorum. diyor ve görevinden istifa ediyor.
Sayın Bakanım, Allahınızı
severseniz ne istifa ettirir sizi, ne olursa istifa edersiniz? Ne olursunuz,
beni bir muhalefet olarak görmeyin, bir şey soruyorum: Ne olursa istifa
edersiniz? Yani, o zaman, sizin istifayla ilgili kafanızda hiçbir
şeyin olmadığı ortaya çıkıyor ama ben böyle
düşünmüyorum; siz de benim gibi uyumuyorsunuz, siz de çocuğunuzun
oraya girip de çalışmasını asla kabul etmezsiniz.
Onların hepsi bizim çocuklarımız. Makamlar, mevkiler gelip
geçici. Ne kadar zamanınız var, ne kadar zamanımız var?
Bugün buradayız, yarın başka bir taraftayız. Bunların
hepsini düşünmek gerekli. Bunları düşünmediğimiz zaman,
eğer sadece iktidar ve muhalefet anlayışı içerisinde iddia
ve öfkeyle bu işleri yapmaya kalkarsak bir adım mesafe katedemeyiz.
Bu söylediğim üçüncü dünya ülkeleri. Bu ülkelerde bunlarla ilgili her
şeyi yapmışlar.
Hatırlar mısınız, size şurada
Taner Bey bir şey söyledim, geldim, yalvardım, dedim ki: Ne olur,
Somada ticaret-madenci ilişkisine siyaset ve milletvekilleri
karışmasın. Hatta isim verdim. Dedim: Bakınız,
burada farklı bir şey var. Uyar Madencilikte 9
arkadaşımızın can verdiği zaman söyledim. Şu
koltukta, hemen grup başkan vekilinin arkasında Rica ediyorum,
burada acılarla karşılaşabiliriz. Her ikimizin de
yüreği aynı, siz AKPli, ben CHPli, diğeri MHPli olabilir ama
yüreklerimizde insan sevgisi var. dediğimde siz de dediniz ki:
İlgileneceğim Hasan. Orada o işlerle ilgili hangi
milletvekilinin bu işlerin içerisinde olduğunu, hangi milletvekillerinin
bu anlayışta olduğunu siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum.
Şimdi, bin sayfalık bir rapor yazdık, Soma
Komisyonu
Yani, bunu ancak maden mühendisliği fakültesine götürürsünüz;
bu, orada o üniversite öğrencilerinin işine yarar. İçinde bir
tane TKİ yok, içinde Enerji Bakanlığıyla ilgili bir tane
bilgi yok. Top çevriliyor, gol atmak yok, top çevriliyor.
Değerli arkadaşlar, bu Komisyon niye kuruldu? Sayın
Cumhurbaşkanı, 11inci Cumhurbaşkanı 2011de yazacak.
Bugün, bu Komisyonun içerisinde bile söylenemeyenleri o gün söyleyecek. Bu
Komisyon birilerini koruma, birilerini kollama, birilerini aklama pahasına
böyle bir işin içerisine girecek.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Yazık bu
kadar masrafa!
HASAN ÖREN (Devamla) Yapmayın
arkadaşlar! Ben sizden bunu bekliyorum -altı ayınız var-
kim ne söylerse söylesin Türkiyede bir geleneği
başlatırsınız. Bu Cumhuriyet Halk Partili de olsa, MHPli
de, HDPli de olsa, AKPli de olsa bu geleneği -Tongada başlatıyorlarsa,
Kosta Rikada başlatıyorlarsa- ne olur siz burada başlatın.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HASAN ÖREN (Devamla) -
Başlatın, bundan sonra da artık sizin arkanızdaki
bürokratların hepsi şunu bilsinler: Eğer bizim
yapacağımız hatalardan sonra
Müsteşarınız da
bilsin, TKİ Müdürünüz de bilsin, bütün herkes bilsin,
Yaptığımız hatalar sonunda Bakan giderse biz de gideriz.
anlayışını kafalarına yerleştirsinler. (CHP
sıralarından alkışlar) İş
sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili, insan
yaşamıyla ilgili bütün tedbirlerin alınmasını birlikte
hak edelim.
Beni dinlediğiniz için hepinize
saygılar sunuyorum, iyi akşamlar diliyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz
Sayın Ören.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) Sayın Başkan
BAŞKAN Buyurunuz Sayın
Çelik.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) Sayın hatip ismimi
zikrederek bir değerlendirme yaptı. Kısa bir açıklama
yapmak istiyorum.
BAŞKAN Yerinizden arzu
ediyorsunuz.
Buyurunuz efendim.
V.-
AÇIKLAMALAR (Devam)
27.-
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in, Manisa
Milletvekili Hasan Örenin (11/40) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde
CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı
ifadelerine ilişkin açıklaması
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) Çok teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Konuşmamı yaparken Cumhuriyet
Halk Partisi Grubundan bazı arkadaşlar Taşeron
uygulamasına son vereceğinizi ifade ettiniz. diye bir söylemde
bulundular. Bunun üzerine ben de aynen şu ifadeleri kullandım: Biz,
geçtiğimiz dönemde yani yakın dönemde hangi işlerin alt
işverene verileceğiyle ilgili bir düzenleme yaptık ve bu
Meclisten geçti dedim. Hangi işlerin alt işverene verileceğiyle
ilgili düzenlemeyi yeni yürürlüğe koyduk. Maden Kanununa göre ise Sayın
Bakanım biraz sonra gelip açıklayacaklar dedim- taşeron uygulamalarında redevansa verilen
madenler bir daha taşerona verilemeyecek, özel sektör eğer
işletmesini almış ise özel sektör işletme
ruhsatını alan da alt işverene veremeyecek.
Dolayısıyla, hem çıkardığımız kanunla
taşeron uygulamaları disipline edilmiş bulunuyor hem de Maden
Kanununda yapılacak olan uygulamalarla disipline edilecek dedik.
Diğer bir konu ise:
Aşırı üretim var mı? Var. Bunu daha önce de söyledik,
burada da ifade ettim. Aşırı üretim söz konusu ise bununla
ilgili yeni plan ve teknolojinin kullanılmasıyla bu aşırı
üretim yapılabilir yani planlanan üretimin üzerinde bir üretim
gerçekleştirilebilir. İşveren -burada yapması gereken-
eğer Ben iki yıl önce üretim yapacağım. diyor ise ona
göre teknolojiyi, ona göre yatırımı, üretimi ve planı
Bakanlığa sunması gerekiyor. şeklinde bir ifadem oldu.
Onun için yanlış bir anlaşılmaya mahal vermeme adına
böyle bir açıklamayı uygun buldum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN
Teşekkür ederiz Sayın Çelik.
VIII.-
GENSORU (Devam)
A)
Ön Görüşmeler (Devam)
2.-
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri
Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris
Balukenin, Soma ve Ermenekte meydana gelen kazalar başta olmak üzere
madenlerde işçi sağlığı ve güvenliğini göz
ardı ederek kazaların önüne geçmediği ve maden işletmelerinde
emek sermaye dengesini sermaye lehine dönüştürerek genel piyasa dengesini
bozduğu iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldız hakkında gensoru açılmasına ilişkin
önergesi (11/41) (Devam)
BAŞKAN - Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına Bartın Milletvekili Yılmaz
Tunç.
Buyurunuz Sayın Tunç.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
YILMAZ TUNÇ (Bartın) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; HDP Grubunun Soma ve Ermenek'te meydana gelen kazalar
başta olmak üzere madenlerde işçi sağlığı ve
güvenliğini göz ardı ederek kazaların önüne geçmediği ve
maden işletmelerinde emek-sermaye dengesini sermaye lehine
dönüştürerek genel piyasa dengesini bozduğu iddiasıyla Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanımız Sayın Taner Yıldız hakkında
verdiği gensoru önergesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla
selamlıyorum.
Öncelikle, Soma ve
Ermenekte ve diğer madenlerimizde hayatını kaybeden
madencilerimize Allahtan rahmet diliyorum, milletimize bir kez daha
başsağlığı diliyorum, bu kazaların ve
acıların bir daha yaşanmamasını Cenab-ı Allahtan
niyaz ediyorum.
Gensoru önergesinin ilk
paragrafında belirtilen AK PARTİ hükûmetleri boyunca Türkiye'nin
temel sorunlarının çözülmediği şeklindeki görüşe
katılmamız mümkün değildir. Türkiye'nin temel sorunlarına
AK PARTİ hükûmetleri el atmıştır değerli
milletvekilleri. Ülkemizin yıllardır çözülemeyen kronik
sorunlarını, kimsenin gündeme dahi getiremediği sorunları
cesaretle gündemine alan, bu sorunları tek tek çözen ve çözmeye devam eden
AK PARTİ hükûmetleridir. Bu başarılı yönetim nedeniyle
milletimiz, yapılan dokuz seçimde tercihini açık ara AK
PARTİden yana kullanmıştır. HDPnin gensoru önergesinde
ifade ettiği, AK PARTİ hükûmetlerinin ülkemizin en temel
sorunlarını çözmediği şeklindeki iddiası tamamen
gerçek dışıdır. Siz istediğiniz kadar inkâr edin,
milletimiz nezdinde bu beyanların bir kıymetiharbiyesi yoktur.
Gensoru önergesinde AK PARTİ hükûmetlerinin enerji
politikalarında başarısız olduğu iddia ediliyor, bu
iddia da gerçeklerle bağdaşmıyor, rakamlar ortada. On iki
yılda 4 kat büyüyen ve yıllık ortalama yüzde 8 artan elektrik
enerjisi tüketimini karşılamak için elektrik üretimini 2002ye göre
129 milyar kilovatsaatten 240 milyar kilovatsaate çıkaran bir iktidar var.
1902 yılından bu yana, yüz yılda 31.500 megavat kurulu güce
ulaşabilen Türkiyeyi, on iki yılda 37 bin megavat kapasite üreterek
yüz yıllık kurulu gücümüzden daha fazlasını
gerçekleştiren, kurulu gücü 68.845 megavata ulaştıran bir
iktidar var. 2023te elektrik enerjisi ihtiyacımız bugünkünden 2 kat
daha fazla olacak, işte bunu gören bir iktidar var. Onun için 2 nükleer
güç santralinin kurulması çalışmalarını başlatan
ve ihalelerini yapan bir iktidar var. 2002de sadece 9 ilimizde doğal gaz
varken 78 ilimizi doğal gaza kavuşturan bir iktidar var.
Gensoru önergesinde ülkemizin alternatif enerji
kaynaklarından yararlandırılmadığı
şeklindeki ifade de gerçeklerle bağdaşmıyor. Yenilenebilir
enerji kaynaklarımızdan olan hidroelektrik kurulu gücümüz 2002de
12.241 megavat iken bugün yüzde 100e yakın bir artışla bunu 23
bin megavata çıkaran bir iktidar var. 2002 yılında neredeyse yok
sayılacak düzeyde olan rüzgâr enerjisi kurulu gücümüzü -sadece 19
megavattır- bugün itibarıyla 3 bin megavatın üzerine
çıkaran ve hâlen 10 bin megavatlık 300e yakın yeni rüzgâr
projesine lisans veren bir iktidar var. 2002 yılı sonu
itibarıyla sadece 17,5 megavat olan jeotermal kurulu gücümüzü bugün
yaklaşık 311 megavata yükselten bir iktidar var. 2002 yılında
12.277 megavat olan yenilenebilir enerji kaynakları kurulu gücümüzü 2
kattan fazla artırarak 28 bin megavatın üzerine çıkaran bir
iktidarın ülkemizi alternatif enerji kaynaklarından yararlandırmadığını
söylemek büyük bir haksızlıktır.
Yenilenebilir enerji kaynaklarına önem vererek
ülkemizin yüz yılda kat ettiği mesafeden daha fazlasını on
iki yılda kat eden AK PARTİ hükûmetleri kömüre de önem vererek
kömürden elde edebilecek elektrik enerjisi üretim potansiyelini de
artırmıştır. Kömür ve alternatif enerji
kaynaklarının yanı sıra, dünyanın en önemli enerji
kaynağı olan petrolün arama ve üretim
yatırımlarını da ihmal etmeyen AK PARTİ hükûmetleri,
bu alandaki yatırımları da 10 kat artırarak 2002
yılı sonu itibarıyla 100 milyon dolar olan petrol arama ve
üretim yatırımını 1 milyar doların üzerine
çıkarmıştır.
Madencilik sektörünün gayrisafi yurt içi hasıla
içindeki değeri 2002 yılında 1,9 milyar dolar iken 6 kat artarak
12 milyar dolara yükselmişse bu, önemli bir başarıdır. 2002
yılında yaklaşık 600 milyon dolar olan maden
ihracatımız, bugün 4 milyar doları aşmışsa bu, AK
PARTİ hükûmetlerinin başarısıdır.
Bu rakamlar da gösteriyor ki gensoru önergesinde ifade
edilenin aksine, ülkemiz, AK PARTİ hükûmetleriyle her alanda olduğu
gibi enerji alanında da büyük bir gelişme
sağlamıştır.
Değerli milletvekilleri, madencilik sektörünün,
özellikle de yer altı madenciliğinin iş
sağlığı ve güvenliği açısından oldukça
riskli bir alan olduğu hepinizin malumudur. Öte yandan, ülke ekonomisine
sağladığı önemli katkılar nedeniyle de özellikle
zengin yer altı kaynaklarına sahip olan birçok ülkede bu sektöre
ayrı bir önem verilmektedir. Gelişmiş ülkelerde maden
mevzuatında yapılan iyileştirmelerin yanı sıra,
güvenliğin iç ve dış denetimlerle de güvence altına
alındığını, küçük işletmeler yerine havza
bazında daha güçlü ve daha profesyonel bir çalışma
gerçekleştirdiklerini biliyoruz.
Ülkemizde maden
kazaları istatistikleri gelişmiş ülkelerle
karşılaştırıldığında sektörün maden
güvenliği alanında gelişmeye ihtiyaç duyduğu herkesin kabul
ettiği bir gerçektir. Madencilik sektörünün sorunları çeşitli
çalışma ve araştırmalarda hep dile getirilmiş,
Mecliste geçmişte kurulan araştırma komisyonlarında,
STKların raporlarında, Devlet Denetleme Kurulu başta olmak
üzere devletin kurumlarının raporlarında önemli tespitlerde
bulunulmuştur. Soma kazası sonrasında kurulan Meclis
Araştırma Komisyonumuz da çalışmalarını
detaylı bir şekilde sürdürmüş, konunun tüm ilgililerini
dinlemiş, hem kaza mahallinde hem de başka ocaklarda inceleme
yapmış ve taslak raporu kamuoyuyla paylaşmıştır.
Raporda özellikle kömür madenciliğine yönelik önemli tespitler ve öneriler
yer almıştır. Kazanın nedenleri detaylı bir
şekilde araştırılmış, kazaya sebep olan ve
olabilecek faktörler üzerinde tek tek durularak bundan sonra bir daha böyle
kazaların medyana gelmemesi için alınması gereken tedbirler
belirlenmiştir. Bu vesileyle Komisyonda görev yapan tüm
milletvekillerimize iktidarıyla muhalefetiyle ve uzmanlarımıza
teşekkür ediyorum. Gerek Meclis araştırma komisyonlarının
tespitlerine gerekse STK ve devletin kurumlarının
hazırladığı raporlara baktığımızda
ülkemizde madencilik sektörünün yeniden ele alınıp gelişmiş
ülke örnekleri göz önünde bulundurularak bir sistem
değişikliğine gidilmesi gerektiği hep belirtilmiştir.
Manisanın Soma ilçesinde yaşanan ve 301 madencimizin şehit
olduğu maden faciasıyla birlikte gündeme gelen ve Ermenek
kazasıyla tekrar eden iş sağlığı ve
güvenliği sorunu bu alanda güvenlik kültürü eksikliğinin devam
ettiğini bizlere göstermektedir.
Değerli
milletvekilleri, madenciliği iyi yapan ülkelere
baktığımızda, özel sektör eliyle bu işi
yapmalarına rağmen, kaza oranının çok düşük
olduğunu görüyoruz. Bizde ise özel sektöre verildiği için bu
kazaların meydana geldiği şeklinde bir algı var.
Gelişmiş ülke uygulamalarına baktığımızda
meselenin özel sektör ya da kamu meselesi olmadığı da
ortadadır. Sorunun özel de olsa kamu da olsa sistem sorunu olduğunu,
madenciliğin baştan aşağı yeniden ele
alınması gerektiğini görmek gerekir. Maden sahalarının
üretime hazırlık projesinden itibaren tüm rezervin
çıkarılıp üretim bitince ve sonrasında da o bölgenin
ıslahına kadar geniş bir planlama gerektiği hususu
artık tartışmasızdır. Parça parça, küçük maden
ocakları yerine havzanın tamamıyla planlandığı ve
madencilikte uzman kuruluşlar tarafından işletilen, üretim
kalitesi yüksek, iş kazası oranı düşük bir sisteme mutlaka
geçilmesi gerektiği açıktır.
Gensoru önergesinde maden ruhsatlarının
iktidara yakın isimlere verildiği şeklindeki beyanlara
katılmıyoruz. Bunlar açık ihalelerle şeffaf bir
şekilde yapılan ihaleler sonucu verilmektedir. Kazanın
olduğu, Soma kazasının meydana geldiği Soma Kömür
AŞyle AK PARTİyi ilişkilendiren arkadaşlarımız
oldu, bunlar da gerçekten haksız eleştiriler. O zaman bizim şunu
mu söylememiz gerekir: 7 Ocak 2013te Zonguldakta bir kaza meydana geldi, 8
madencimiz hayatını kaybetti, 7 madencimiz yaralandı. Bu
kazanın meydana geldiği şirketin sahibi muhalefet
partilerimizden bir tanesinin milletvekiliyle ilişkili. Biz bunu hiç
bugüne kadar gündeme getirmedik, gündeme getirmeyi de etik bulmuyoruz.
HASAN ÖREN (Manisa) Getirin, sorumlusu var, ne fark
eder?
YILMAZ TUNÇ (Devamla) Onun için bu yöndeki ifadeler
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Yanlış,
yanlıştır.
HASAN ÖREN (Manisa) Yanlış,
yanlıştır, her zaman her yerde.
MUSA ÇAM (İzmir) Söyleyin, söyleyin.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) Maden ruhsatları AK
PARTİlilere veriliyor. şeklindeki açıklamaların sadece AK
PARTİyi karalamak için yapıldığını buradan
belirtmek istiyorum.
Maden kazaları ve ölümler üzerinden siyasi
tartışmalar yerine ülkemizdeki bu önemli sorunu nasıl ortadan
kaldırabiliriz, hep birlikte buna kafa yormamız gerekir. Maden
kazalarıyla ülkemiz yeni tanışmamaktadır değerli
milletvekilleri. Madencilik sistemi de son on iki yılda
değişmedi, yüz yıldır, yüz elli yıldır aynı
sistem devam ediyor. Sizin iktidar olduğunuz dönemlerde de bu madenler
aynı şekilde işletildi
MUHARREM IŞIK (Erzincan) Teknoloji ne oldu?
YILMAZ TUNÇ (Devamla)
ve yine iktidarda olduğunuz
dönemlerde sayısız kazalar oldu, ölümler oldu, maden şehitleri
verdik. Ülkemizin
MUSA ÇAM (İzmir)
Rakamları karşılaştıralım.
HASAN ÖREN (Manisa)
Rakamları verdim.
YILMAZ TUNÇ (Devamla)
Verelim, rakamları vereyim, vereyim.
HASAN ÖREN (Manisa)
Yirmi yılda 499 kişi...
YILMAZ TUNÇ (Devamla)
Son otuz yılın rakamlarını vereyim.
HASAN ÖREN (Manisa) Ver.
YILMAZ TUNÇ (Devamla)
1983 yılında Armutçukta, 1983 yılında yine Kozluda...
HASAN ÖREN (Manisa)
Toplamı 499...
YILMAZ TUNÇ (Devamla)
1999a da geleceğim.
1987de Kozluda, 1990da
Amasrada, 1990da Yeni Çeltekte...
MUHARREM IŞIK
(Erzincan) 1983 yılında Türkiyede ANAP vardı.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) -
1992de kim iktidardaydı Hasan Bey?
MUSA ÇAM (İzmir)
ANAP vardı onlarda.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) 1992de
Zonguldak Kozluda 263 madencimizin cenazelerine kaç ayda ulaşabildik
Hasan Bey?
HAYDAR AKAR (Kocaeli)
Kozluda, Afşin-Elbistanda, Karadonda, Üzülmezde, söyle kardeşim,
bunları söyle; Somada, Ermenekte. 400ü konuşuyorsun utanmadan ya.
YILMAZ TUNÇ (Devamla)
Kimdi iktidarda? Çalışma Bakanı kimdi, Enerji Bakanı kimdi?
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) SHP
iktidardaydı, bugünkü CHP iktidardaydı 1992de.
HASAN ÖREN (Manisa)
Afşinde insanlar hâlâ toprak altında.
HAYDAR AKAR (Kocaeli)
İnsanları topraktan çıkartamadınız hâlâ.
YILMAZ TUNÇ (Devamla)
1995te Sorgunda, 2003te Ermenekte, 2004te Kürede, 2009da
Mustafakemalpaşada, 2010 yılında Dursunbeyde, 2010da
Karadonda...
HASAN ÖREN (Manisa)
2002de sizdiniz, 2004te sizdiniz.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) Hepsini
sayıyorum, son otuz yılı.
HAYDAR AKAR (Kocaeli)
Yahu, son on yılı ayır kardeşim, ayır; ondan öncesi,
sonrası diye ayır, yapıyorsunuz ya!
YILMAZ TUNÇ (Devamla)
2013te Zonguldak Kozluda, biraz önce söylediğim kaza, 2014te 301
madencimizin şehit olduğu Somada ve son olarak Ermenekte 18
madencimizi kaybettik.
Kazaların tarihlerine
baktığımızda kazaların sayısı veya kazalarda
verdiğimiz can kayıpları iktidardaki partiye göre
değişmiyor. Yaşadığımız tecrübe artık
bu alanın her boyutuyla masaya yatırılmasını, yeniden
yapılandırılmasını ve çok güçlü bir denetim
mekanizmasının oluşturulmasını gerekli
kılıyor.
AK PARTİ hükûmetleri
döneminde gerek maden işletmelerinde gerekse diğer alanlarla iş
kazalarının önüne geçebilmek için mevzuatta çok önemli düzenlemeler
yapıldığını sizler de biliyorsunuz. 6331
sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği
Kanunu 2013 yılında AK PARTİ hükûmetleri tarafından gündeme
getirilmiş ve bu Mecliste
yasalaştırılmıştır. Maden İşyerlerinde
İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği AK
PARTİ hükûmetleri tarafından 2013 yılında
yasalaştırılmıştır.
HAYDAR AKAR (Kocaeli)
İşveren sorumlu mu, sermaye, kazalardan?
YILMAZ TUNÇ (Devamla)
Mecliste 2010 yılında madenciliğin sorunlarının
araştırılması için komisyon kurulmuş, yine Soma
kazasıyla ilgili olarak maden kazalarının
araştırılması için komisyon kurulmuştur. O komisyon
raporu, evet, o küçümsediğiniz komisyon raporunda çok şeyler var.
Aradığınız zaman Soma kazasının nedenleri
alternatifleriyle belirtilmiştir.
HASAN ÖREN (Manisa) Neden olmuş Soma kazası?
YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Sorumluların kimler
olabileceği de o raporu okuduğunuzda anlaşılıyor. Bu
çalışmaları hep beraber yaptık, özverili bir
çalışma gösterdik
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Neden olmuş Soma kazası
biz bilmiyoruz, söyle.
HASAN ÖREN (Manisa) Neden olmuş Soma kazası?
Açıkla, Türkiye duysun.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) -
yaz tatili boyunca birlikte
çalıştık, ocaklara indik; hem Somada indik, Zonguldakta indik,
hepsinde araştırdık.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Neden olmuş biz bilmiyoruz,
daha okumadık raporu.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Neden olduğunu o raporu
detaylı bir şekilde okuduğunuzda anlayacaksınız.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Ama, siz söyleyin onu.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) - O, çok büyük bir emek ürünüdür ve
geleceğe ışık tutmaktadır. Uluslararası
Çalışma Örgütü ILOnun 1995 yılında kabul ettiği ve
1988de yürürlüğe giren
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Mesela, senin kentinde
Hemayı söylesene, senin kentini ele geçiren
YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Keşke sen kabul etseydin ILO
Sözleşmesini 1992de, Kozluda kaza olmasaydı.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) On iki senedir kabul ettiremedik
size. Zorla kabul ettiniz.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) - 185 ülkeden sadece 29unun kabul
ettiği maden iş yerlerinde uluslararası asgari standartları
belirleyen 176 sayılı Maden İşyerlerinde Güvenlik ve
Sağlık Sözleşmesi onaylanmış ve geçen hafta Türkiye
Büyük Millet Meclisinde uygun bulunarak kanunlaşmıştır.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Hemayı niye
anlatmıyorsunuz, kendi kendini anlat.
HASAN ÖREN (Manisa) On iki yıldır niye kabul
etmediniz?
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Taş kömürü
2002de 5 milyon
ton kömür üretilirken 1 milyon 800 tona düştüğünü niye
anlatmıyorsunuz?
MUSA ÇAM (İzmir) - On iki yıldır niye
kabul etmediniz?
YILMAZ TUNÇ (Devamla) - On iki yıldır
iktidardasınız. Evet, doğru iktidardayız. Şimdiye
kadar neden bunları yapmadınız? diye soran sizlere soruyorum
ben de
On iki yıldır boş durmuyoruz değerli
milletvekilleri; çok şey yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. AK
PARTİ hükûmetlerinin yaptıklarını keşke otuz yıl
önce bu ülke başarsaydı bu kazalar olmayacaktı. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Bütün cumhuriyetin üretimlerini
sattınız, daha ne yapacaksınız? Türkiyeyi
sattınız, daha ne yapacaksınız?
YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Keşke İş
Sağlığı ve Güvenliği Kanunu otuz yıl önce
çıksaydı da güvenlik kültürü ve bilinci bugün oluşmuş
olsaydı.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MUSA ÇAM (İzmir) O vardı, siz ortadan
kaldırdınız.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) O yok dediğin zamanlarda
bile bu kadar insan ölmedi be!
YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Keşke 2013 yılında
yürürlüğe giren Maden İşyerlerinde İş
Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliğinin
getirdiği zorunluluklar otuz yıl önce getirilseydi de bugün
madencilikte yaşadığımız sorunları
yaşamasaydık.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Onu Kenan Evrene sorarsın,
destek verdiğiniz Kenan Evrene sorarsın.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Keşke ILOnun Maden
İşyerlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesini siz
imzalasaydınız da bugün iç hukuktaki mevzuatımızı da
ona göre yapsaydık.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Cemil Çiçeke sor, Cemil Çiçeke;
iktidardı otuz sene evvel.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Meydana gelen kazalardan elbette ki
ülke olarak ders çıkarmalıyız. Bu kazaların bir daha
meydana gelmemesi için gerekli tedbirleri almalıyız.
Soma ve Ermenek maden kazalarında sorumlularla
ilgili olarak cezai soruşturmalar devam etmektedir. Bu kazalarda
alınması gereken tedbirleri almayarak kazaya kimler sebebiyet
vermişse yargı önünde mutlaka hesabını verecektir.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) Siyasi sorumluluk ne
olacak?
YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanımız her iki kazada büyük bir özveri içerisinde kurtarma çalışmalarını
koordine etmiştir. Kazaların sebebini Enerji Bakanının
uygulamalarına ya da Hükûmetin madencilikte uyguladığı
politikalara bağlamak çok kolaycılıktır. Meselenin bir
sistem sorunu olduğunu tespit eden AK PARTİ hükûmetleri, maden
kazası riski her zaman için var olan ve yüz elli yıldan bu yana devam
eden bu sistemde değişiklik için gerekli adımları
atmıştır.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Maden kazaları redevans ve
hizmet alımı yöntemleri kullanılmaya başlandıktan
sonra artmıştır; bunu algılayamıyor musunuz?
YILMAZ TUNÇ (Devamla) Bu adımların hayata
geçerek yeni sistemle üretime geçilmesi zaman almaktadır.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Siz değiştirdiniz,
redevansı siz icat ettiniz be kardeşim! Rüçhan hakkı adı
altında adamın ürettiği her şeyi aldınız.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) Bir dinle
Bir dinle, ne
yaptığımızı söylüyorum.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Sen öğren önce bunları,
bir de maden kentinde yaşıyorsun.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, biraz sakin
olun.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) Enerji
Bakanlığının redevans yoluyla daha büyük işletmelere
verdiği, kuyularıyla, galeriyle dünyanın gelişmiş
madencilik uygulamalarına benzer kömür işletmelerinde hazırlık
süreçleri beş on yılı aşmaktadır.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Kentinde dokuz yıldır
maden çıkmıyor, maden. Söyle bakayım niye çıkmıyor?
YILMAZ TUNÇ (Devamla) Şu anda Somada, benim seçim
bölgem Bartında ve ülkemizin değişik yerlerinde
Somada hep
beraber Demir Exportu biliyoruz, son sistem, ileri teknolojiyle bir
hazırlık süreci yapılıyor ve buna benzer, ülkemizin
değişik yerlerinde hazırlık süreci devam eden
işletmeler var. Keşke bu çalışmalar otuz yıl önce
başlatılsaydı, Türkiyede de madencilik daha modern
şartlara bugün kavuşmuş olsaydı.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Demir Exportun
Kangalını da bir anlat bakalım, nasıl
Ben biraz sonra
anlatırım istersen Demir Exportu.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) Bunu da başlatan ve
başarmaya çalışan AK PARTİ hükûmetleridir ve Enerji
Bakanımızdır. Elektrik enerjisi kurulu gücümüzü yüzde 100den
fazla artıran, yenilenebilir enerjiye önem vererek hidroelektrik kurulu
gücümüzü yüzde 100 artıran, sadece 19 megavat olan rüzgâr enerjisi kurulu
gücünü 150 kat artıran, madencilik sektörünün gayrisafi yurt içi
hasıla içindeki değerini 6 kat artıran, doğal gazı 9
şehirden 78 şehre ulaştıran, 2 tane nükleer güç santralinin
ihalelerini yapan, madencilikte modernizasyon için gerekli adımları
atan, kaza riskini minimuma indirecek üretim sistemlerine geçilmesi için
çalışmalar başlatan Hükûmetimizin Enerji Bakanı Sayın
Taner Yıldız, bu gensoruyu hak etmemektedir.
AK PARTİ Grubu olarak gensoru önergesine ret oyu
vereceğimizi belirtiyor, Genel Kurulu saygılarımla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Tunç.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Sayın Başkan
BAŞKAN Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Efendim, sayın konuşmacı iş kazaları nedeniyle meydana
gelen ölümlerden, maden faciaları nedeniyle meydana gelen ölümlerden
Sosyaldemokrat Halkçı Partinin ve daha sonra da Cumhuriyet Halk Partisinin
sorumlu olduğu yönünde bir değerlendirmede bulunmak suretiyle
sataşmada bulunmuştur. Söz istiyorum efendim.
BAŞKAN- Tamam.
Buyurunuz Sayın Hamzaçebi. (CHP
sıralarından alkışlar)
IX.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.-
İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Bartın Milletvekili
Yılmaz Tunçun (11/41) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK
PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması
sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle
konuşması
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, zannedersiniz
ki Adalet ve Kalkınma Partisi adı altında kurulmuş olan
bir parti, hemen dün seçim yapılmış, bugün de iktidar olmuş
ve bir enkaz devralmış.
BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) Aynen öyle!
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) On iki
yıldır iktidardasınız, on iki yıldır
iktidardasınız ve iktidarınız döneminde maden
faciaları meydana geldi, iş kazalarında meydana gelen ölümler,
maden facialarında meydana gelen ölümler önceki dönemlerle
kıyaslanmayacak bir şekilde arttı ve maalesef üzüntü verici bir
şekilde, Sayın Tunç, burada, Somada meydana gelen faciada ölen 301
işçi kardeşimiz, Ermenekteki faciada ölen 18 kardeşimiz,
öncekiler, Karadon vesaire bütün bunlarla ilgili olarak çok kötü, üzücü bir
savunma yapmıştır: Eskiden de bunlar oluyordu, ne var bunda?
YILMAZ TUNÇ (Bartın) Sadece öyle mi dedim? Sadece
onu mu dedim?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) Yani
Sayın Erdoğanın Ölüm bu işin fıtratında var.
anlayışını kendisi ifade etti.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Ya da 1800lü yılların
İngilteresini gösteriyor gibi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) Şimdi,
bırak otuz yıl yani otuz yıl önce bunlar yapılsaydı,
bu kanunlar çıksaydı bu ölümler olmayacaktı. Siz ne için
varsınız? On iki yıldır iktidardasınız ve
sorumluluğu eski hükûmetlere atıyorsunuz. Evet, eskiden de ölümler
vardı, doğru ama böylesi facialar yoktu, bir.
İki: Bu işlerin fıtratında ölüm
var. diyen bir Başbakan yoktu eskiden, şimdi var. (CHP
sıralarından alkışlar) Karadondaki -sizin seçim bölgeniz,
hemen bitişiğiniz- faciada işçilerimiz ölünce Güzel öldüler.
diyen bir Çalışma Bakanı eskiden yoktu, sizin var.
Değerli milletvekilleri, ben ölen işçilerimize
buradan bir kez daha Allahtan rahmet diliyorum. Onların
acılarını yüreğimde hissediyorum. Böylesi acı olaylar
karşısında sorumluluk bakanlarda olduğu hâlde bu bakanların
sorumluluğunu kabul etmeyip de bunları eski dönemlere yıkmak
gibi bir anlayışı buradan üzüntüyle
karşıladığımı ifade ediyorum. Ve buradan
Sayın Davutoğluna bir çağrı yapıyorum: Sayın
Davutoğlu, Sayın Başbakan, sizden önceki başbakan maden
ruhsatlarının verilmesini bir genelgeyle Başbakanlığa
bağlamıştı. Bu ölümlerin bir nedeni de o genelgedir
bakın. Sayın Davutoğlu, bu genelgeyi kaldırmaya cesaret
ederek Başbakan olduğunuzu kanıtlayacak mısınız?
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.
HASAN ÖREN (Manisa) Sayın Başkan
BAŞKAN Buyurunuz Sayın Ören.
HASAN ÖREN (Manisa) Sayın Başkan, hatip
konuşmasında benim verdiğim kazalarla ilgili -yıl
ortasındaki- yıllara ait söylediklerimin yanlış
olduğunu söyledi. Düzeltme hakkımı kullanmak istiyorum.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Söylemedim Sayın
Başkan.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) Sayın
Başkan, burada herkes birbirinin söylediğini düzeltme hakkıyla
olmaz ki bu iş. Sayın hatip burada...
HASAN ÖREN (Manisa) Efendim, İç Tüzük bana bu
hakkı veriyor.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Hayır, Size
İç Tüzük bu hakkı vermiyor.
HASAN ÖREN (Manisa) - İç Tüzük 69
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Burada bir şey
ifade ediyor arkadaşım, görüş beyan ediyor. Yani burada hiç
görüş beyan edilmeyecek mi?
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) Meclisi kim yönetiyor?
HASAN ÖREN (Manisa) - Ama doğru olan söylenecek
Sayın Başkan.
BAŞKAN Sayın Elitaş, lütfen, nasıl
yöneteceğim konusunda müdahalede bulunmayınız.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) İç Tüzüke
uymaya davet ediyorum.
BAŞKAN Ben de İç Tüzükü uygulamaya gayret gösteriyorum.
Arkadaşımızı dinliyorum, sayın vekilimizi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) -
Sayın Başkana müdahale etmeyin.
BAŞKAN - Diğer vekilimizin söylediğini
anımsıyorum. Onun neyi düzeltmek istediğini
Bir
yanlış anlamaya mahal vermemek üzere düzeltme talebi de İç
Tüzükün bir amir hükmüdür.
Buyurunuz Sayın Ören. (CHP sıralarından
alkışlar)
3.-
Manisa Milletvekili Hasan Ören'in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunçun
(11/41) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu
adına yaptığı konuşması sırasında
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
HASAN ÖREN (Manisa) Sayın Başkanım,
değerli milletvekilleri; ben burada resmî rakamları okudum yani 1983
ile 2003 arasında Türkiyede maden sektöründe hayatını kaybeden
işçilerimizin sayısı 499.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Söyleyemedi ama.
HASAN ÖREN (Devamla) - 2003 ile 2013 arasında
madende hayatını kaybeden işçilerimizin sayısı 1.075,
2014 yılında ise 354, yani sizin on yıllık döneminizde
1.429 vatandaşımız emek ve alın terinin
karşılığında girdiği madende hayatını
kaybetmiş. Bu, resmî rakam. Bu son bir haftada 2 madencimiz
hayatını kaybetti, onunla beraber 1.431 kişi yapıyor. E,
buraya gelip de top çevirmenin anlamı yok ki. Zaten
yaptığınız hep bu.
Bakın, biraz evvel Bakana onu sordum, dedim ki: 24
dolara mal edileni siz TKİ olarak 130 dolara nasıl mal ediyordunuz?
Hiç mi kuşku kafanızda oluşmadı? Hatta, kasaptan, manavdan
da örnek verdim. Ama alışkanlığınız bu. Algı
yaratma peşindesiniz; çok başarılı iktidar, ucuza mal ediyor,
dünküler pahalıya satmışlar.
Mesela 2004 yılında Pamukovada
hızlandırılmış treni öyle bir sattınız ki
insanlara, insanlar dedi ki: Aman AKP geldi,
hızlandırılmış tren
Yahu, rayı aynı, tren
aynı, sadece söylediğiniz bir tek şey var, makiniste Bas gaza.
dediniz. E, makinist de gaza bastı...
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) Hareket memuru da
Cumhurbaşkanıydı.
HASAN ÖREN (Devamla) Sonuç: 41
vatandaşımız hayatını kaybetti, 80
vatandaşımız yaralandı. Makinist günah keçisi, o içeriye.
Siyasi sorumlulukları kime ait? Hani biraz evvel dedim ya, Macaristanda
tren kazasında 4 kişi öldüğünden dolayı istifa eden
Ulaştırma Bakanı
41 kişi ölmüş, teknoloji yok, raylar
eski, tren eski, makiniste Bas gaza. diyeceksin. E, bastı makinist gaza.
E, sizinki de aynı; 130 dolara mal ediyorduk, şimdi bir mucize
yukarıdan indi bize, 23 dolara mal ediyoruz.
Sayın Bakan, siz buna kendiniz
inanmazsınız, bizi de inandırmaya zaten siz
çalışmazsınız. Ama, bunun nedenini, niçinini de biraz
sonra gelip herhâlde siz açıklayacaksınız.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Ören.
ÖMER DİNÇER (İstanbul) Sayın
Başkanım
BAŞKAN Buyurunuz Sayın Dinçer.
ÖMER DİNÇER (İstanbul) Bir önceki
konuşmacı, az önce, benim Çalışma Bakanlığı
dönemimde söylediğim bir lafı bağlamından çıkararak
başka bir bağlamda tekrar etti ve bir sataşmada bulundu. Söz
hakkı istiyorum.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) Ben
aynen tekrar ettim.
BAŞKAN Buyurunuz Sayın Dinçer. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
4.-
İstanbul Milletvekili Ömer Dinçer'in, İstanbul Milletvekili Mehmet
Akif Hamzaçebinin sataşma nedeniyle yaptığı
konuşması sırasında şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
ÖMER DİNÇER (İstanbul) Çok teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, biliyorum, aslında
bugün size yapacağım açıklama muhalefetin bunları tekrar
tekrar söylemesine mani olmayacak ama en azından bir kere daha tekrar etme
imkânı ve açıklama imkânı verdiği için de ayrıca
teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebiye.
Önce şunu söylemeliyim: Türkiyenin, halkın
değerlerini, toplumsal değerleri ve ahlaki değerleri, biraz daha
genişletecek olursak İslamın belirli bir konudaki temel
ifadelendirme tarzını benimsemeyen veyahut da bilmeyen
insanların benim söylediğim lafları, tabiatıyla, bütünüyle
anlaması da mümkün görünmüyor. (CHP sıralarından gürültüler)
AYTUN ÇIRAY (İzmir) Ayıp, ayıp!
MUSA ÇAM (İzmir) Ayıp, ayıp! Millî
Eğitim Bakanlığı yapmış adama
yakışıyor mu yani bu yaptığın? Çok ayıp!
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) Yazıklar olsun!
MAHMUT TANAL (İstanbul) Hangi namaz
yolsuzluğu mubah kılıyor? Hangi
hırsızlığı kaldırıyor Müslümanlık?
Kurban olasın o Müslümanlığa, dine!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) Sayın
Başkan
Sayın Başkan
BAŞKAN Arkadaşlar, lütfen.
ÖMER DİNÇER (İstanbul) Şunu
söylemeliyim: Bütün namazlarında, bütün yemek dualarında aslında
güzel ölümü
MAHMUT TANAL (İstanbul) Hırsızlık
yaparsınız, yolsuzluk yaparsınız, ondan sonra
Müslümanlıktan dem vurursunuz!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) Sayın
Başkan
Genel Kurula uyarınızı yapacaksınız
herhâlde Sayın Başkan!
BAŞKAN Lütfen sayın milletvekilleri, lütfen
sakin olarak dinleyiniz, lütfen.
ÖMER DİNÇER (İstanbul) Arkadaşlar,
lütfen
bütün namazlarında, bütün yemek dualarında
hüsnühatimeyi talep eden bir değerin, bir insan topluluğunun ne demek
istediğini anlamaları zor ama şunu söyleyeyim
(CHP
sıralarından gürültüler)
AYTUN ÇIRAY (İzmir) Hakaret etme,
saygılı ol!
ÖMER DİNÇER (İstanbul) Hüsnühatimeyi talep
etmek aslında Şehit oldu. demektir. Güzel ölümü söylemek
aslında o insanların şehit olduğunun ifadesinin başka
şeklidir.
BÜLENT TURAN (İstanbul) Anlamazlar!
ÖMER DİNÇER (İstanbul) Bu
bağlamından kopararak başka bir anlamda defalarca söylemelerini
gerçekten anlamakta zorlanıyorum.
TURGAY DEVELİ (Adana) Bu dinin sahibi sen misin?
ÖMER DİNÇER (İstanbul) Bu bizim ancak
muhalefetin siyasi kültürüyle, ahlakıyla alakalı bir husus. (CHP
sıralarından gürültüler)
HAYDAR AKAR
(Kocaeli) Senin kültüründe olmak istemiyoruz! Senin kültüründe her şey
var! İntihal var
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Kendine dikkat et Sayın Dinçer!
HAYDAR AKAR
(Kocaeli) Bakara, makaracılar sizi!
BAŞKAN Lütfen sayın milletvekilleri, sakin
olunuz.
ÖMER DİNÇER
(İstanbul) Yine normal şartlarda Şilide olan bir maden
kazası sebebiyle Türkiyede söylediğim bir lafı
sıklıkla dile getiriyorlar.
HAYDAR AKAR
(Kocaeli) Makaracısınız siz, makaracı!
ÖMER DİNÇER
(İstanbul) İki hadisenin birbirinden farkını, iki
kazanın oluşum şeklini, içinde bulunduğu durumu görmeden ve
belirli bir mukayeseyi yapmadan ve metodolojik bir düşünce sisteminden
uzak bir şekilde değerlendirme yapıyor olmak da ancak bizimkilere
yakışır doğrusu.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) Çabalama kaptan, çabalama.
Çabalama, kurtaramazsın; çabalama, kurtaramazsın.
ÖMER DİNÇER (Devamla) Bu açıdan, biliyorum,
bu izahı yaptığım zaman vazgeçmeyecekler söylemekten ama
ben bir kere daha sizin için söyledim: Güzel ölüm lafı aslında
oradaki insanlarımızın şehit olduklarına dair
başka bir ifade tarzıydı.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) O namazlarda, dualarda
hırsızlık var mı?
BÜLENT TURAN (İstanbul) Anlamazlar, anlamazlar!
ÖMER DİNÇER (Devamla) Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Dinçer.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Bakara makara gidersin!
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Sayın Başkan
BAŞKAN Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Sayın konuşmacı sataşma nedeniyle söz aldı.
Aslında bir sataşma yoktu ama elbette söz hakkına saygı
gösterip siz de kendisine söz verdiniz. Açıklama yapması kendisinin
en doğal hakkıdır ama açıklama yaparken İslamı
bilmemek gibi, toplumun değerlerine saygılı olmamak gibi
kelimeleri kullanmak suretiyle sataşmanın ötesinde bir hakarette
bulunmuştur efendim. Söz istiyorum.
BAŞKAN Buyurunuz Sayın Hamzaçebi. (CHP
sıralarından alkışlar)
Lütfen yeni sataşmalara mahal vermeyiniz.
Buyurunuz efendim.
5.-
İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, İstanbul
Milletvekili Ömer Dinçerin sataşma nedeniyle yaptığı
konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk
Partisine sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben burada biraz önce
konuşan şahsın seviyesine inmeyeceğim. (CHP
sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) Çıkabilsen
seviyesine, onun seviyesine çıkabilsen!
AHMET YENİ (Samsun) O seviyeye çıkmak lazım.
Kimin seviyesini ölçüyorsun?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) O söylediğiniz;
o üslubu o konuşan şahsa iade ediyorum. Kendisini savunmayı
İslama giderek, oradan güç alarak gerçekleştirmeye
çalışmak esasen en büyük zavallılıktır, en büyük
zavallılıktır.
BÜLENT TURAN (İstanbul)
Anlamamışsınız, anlamamışsınız.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) Şimdi bir daha
çıkıp anlatması lazım.
İSMAİL AYDIN (Bursa)
Anlamayacağınızı söylemişti,
anlamayacağınızı söylemişti.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) Biraz önce bu
kürsüde konuşan o zamanki Bakanın cümleleri şu:
Bağlamından kopardılar. diyor. Hayır. Orada işçiler
ölmüş, büyük bir acı yaşanıyor. İnsanların sükûnete,
teskin edilmeye ihtiyacı var. Acı yaşayan insanlara diyor ki
Sayın Bakan: İlk 19-20 cesedimizde bahsettiğiniz türden
herhangi bir şey yoktu. Güzel öldüler. Bu mu şimdi? Hangisi? Yani
bizim kültürümüzde, ahlakımızda
MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon)
Geleneğimizde, göreneğimizde
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla)
ölen insana,
onun ailesine bir saygı göstermek yok mudur, onu teskin etmek yok mudur,
onu sükûnete kavuşturmak yok mudur?
BÜLENT TURAN (İstanbul) Parçalanmadılar
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) Ölümden mesuliyet
duymamak var ya!
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) Devam ediyor:
O konuda ben acı çekmediklerini ve fizik olarak da güzel öldüklerini
buradan rahatlıkla söyleyebilirim. Yani o ölen kişinin, maden
ocağında, yer altında, göçükte kalmış kişinin
orada ölüm anını kendisi biliyor ve acı çekmediğini
söylüyor. O ölen kişinin geride bıraktığı
hanımını, çocuğunu, annesini, babasını,
onları bir daha göremeyecek olmasını düşünmediğini siz
nasıl söyleyebiliyorsunuz? Acı yaşamadılar. diyorsunuz.
Yakışıyor mu? Bu insanlara, bu ölen insanlara bu
saygısızlığı yapmak sizin hakkınız mı?
Ayıptır! (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.
VIII.-
GENSORU (Devam)
A)
Ön Görüşmeler (Devam)
2.-
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri
Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris
Balukenin, Soma ve Ermenekte meydana gelen kazalar başta olmak üzere
madenlerde işçi sağlığı ve güvenliğini göz
ardı ederek kazaların önüne geçmediği ve maden
işletmelerinde emek sermaye dengesini sermaye lehine dönüştürerek
genel piyasa dengesini bozduğu iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Taner Yıldız hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergesi (11/41) (Devam)
BAŞKAN Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız.
Buyurunuz Sayın
Yıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ENERJİ VE
TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; gensoru üzerine
söz alan ve sözlerinde tavsiyeleri, eleştirileri olan bütün
arkadaşlara da bu vesileyle teşekkür ediyorum. Mutlaka
iktidarıyla muhalefetiyle yapıcı yönde, olumlu yönde
niyetleriyle beraber bunları yapmışlardır çünkü Türkiyenin
gerek arz güvenliği gerekse dışa
bağımlılığının azaltılmasında her
birimizin hedefinin aynı olduğunu biliyoruz.
Tabii, teknik yönleriyle,
ekonomik yönleriyle, sosyal yönleriyle, psikolojik yönleriyle, belki de itham
edilen siyasi yönleriyle beraber bu değerlendirmelerdeki bir
kısım yanlışları da beraberce paylaşmamız
lazım.
Tabii, bundan önceki
özellikle ilk iddia şöyle bir cümleyle başlıyor. Bilgi
eksikliğinden kaynaklandığını zannettiğim bu
konuda iddia şu: Türkiye, alternatif enerji kaynaklarından
yararlanmamış, HES -dikkatinizi çekiyorum- nükleer santral ve fosil
kaynaklar gibi canlı yaşamına kasteden ve doğal dengeyi
bozan kaynaklara, ilkel üretim yöntemleriyle yönelmiştir. Sonraki
paragraflarda da kendi içerisinde tezat olan bu gensoru gerekçesinde
şundan bahsediliyor: Dışa
bağımlılığın azaltılması lazım.
deniyor.
Değerli arkadaşlar, rakamları kısaca
hatırlatmak isterim: 106 milyon ton Türkiye'de kömür
kullanılıyor. 106 milyon tonun 80 milyon tonu Türkiye'de imal
ediliyor, Türkiye'de üretiliyor. Yalnızca bir mukayese olması
açısından söylüyorum, büyük fotoğrafı, genel resmi kaçırmamak
açısından söylüyorum: Ermenekte üretilen kömür miktarı toplam
ürettiğimiz kömür miktarının iki binde 1i, Türkiye'deki
üretilen kömür miktarının iki binde 1i. Bir acının, bir
insanın, bir işçi kardeşimizin ölümünün bu tür kemiyet, bu tür
rakamlardan öte olduğunu başında söylemiştim, daha önceden
de belirtmiştim. Türkiyenin gerçekleriyle yüzleşmeden herhangi bir
rakamı yorumlamak da tabii ki mümkün değil. O açıdan bizim 80
milyon tonu iş sağlığı ve iş güvenliğiyle
beraber üretebiliyor olmamız lazım. Peki, bu şartlara uymayan
kömür ocakları varsa ne yapmak lazım? Şu ana kadar değerli
arkadaşlar, Somadan sonra, Soma kazasından sonra Türkiye'de 202 tane
kapalı ocağın 93 tanesi Çalışma
Bakanlığı ve Enerji Bakanlığı tarafından
kapatıldı. Bunların denetimi
yapılmıyormuşçasına bir cümleyi kullanmak tek
başına doğru olmaz, bu kazaların gerekçesinin tek
başına denetim olduğunu söylemek de doğru olmaz, aynen
bunun gibi. Denetim bundan bağımsız mıdır? Hayır,
denetim bundan bağımsız değildir. Biraz sonra
vereceğim rakamlar bu konuyla alakalı daha da
aydınlatıcı olacaktır.
Türkiye'de ilk elektrik 1902 yılında
2002
yılına varıncaya kadar 31.800 megavat civarında Türkiye'de
kurulu güç kuruluyor, bütün enerji kaynaklarıyla beraber 12.300
megavatı yenilenebilir enerji kaynakları olmak kaydıyla.
Bakın, bizim son on iki yılda, bu ülkenin idaresine konan AK
PARTİ hükûmetlerimizle beraber 37 bin megavatlık yeni kurulu güç
eklenmiştir. 31.500 megavat ilk yüz yılda son on iki yılda 37
bin megavat eklenmiştir. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Bunun dağılımı nasıldır
değerli arkadaşlar, bu sonuçlardan hepimiz sevineceğimiz için
söylüyorum: Yenilenebilir enerji kaynakları yani su, rüzgâr, güneş,
jeotermal ve biyokütle gibi kaynaklardan elde edilen kurulu gücün miktarı
28 bin megavatlara çıkartılmıştır. Bu, 2002
yılındaki toplam kurulu güce neredeyse denk bir miktardır. Biz,
bunları daha fazla hareketlendirmemiz lazım, daha çok yerli
kaynaklara ve yenilenebilir kaynaklara yönelmemiz lazım diye kendimize
olumlu bir eleştiri getiriyoruz. Bizim daha fazlasını
yapabiliyor olmamız lazım ve Türkiye'de yenilenebilir enerji
kaynaklarının kurulu güçteki payı yüzde 40lara kadar
ulaşmıştır. Değerli arkadaşlar, bugün Avrupa
Birliği üyesi ülkelerde ve dünya ortalamasındaki yenilenebilir enerji
kaynaklarının tam 2 katı Türkiye'de bulunmaktadır. Biz hâlâ
bunu yeterli görmüyoruz ama, bundan daha fazlasını yapabiliyor
olmamız lazım. Niçin? Çünkü rezervimiz var.
AYTUĞ ATICI (Mersin) Niye nükleer santral
kuruyorsunuz?
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER
YILDIZ (Devamla) - Bir konuda mutabakat sağlamamız lazım
değerli arkadaşlar. Bakın, bu, Türkiye'nin millî bir
meselesidir. 2013 yılında dünyada 7 milyar ton kömür tüketildi, 7
milyar ton. 3,5 milyar tonu Çinde, yaklaşık 1 milyar tonu Amerika
Birleşik Devletlerinde, 800 milyon tonu Hindistanda, 468 milyon tonu
Endonezyada ve dünyanın farklı ülkelerinde bunlar üretildiler. Biz
hâlâ Türkiye'deki 106 milyon ton kömürden bahsediyoruz. Yani 7 milyar tonluk
kömürün 106 milyon tonundan bahsediyoruz. Bunun da 80 milyon tonunu yerli
kaynaklardan üretiyoruz. Şimdi, bu genel resim çerçevesinde biz kömürü
daha fazla üretmemiz lazım. İki kavramı birbirine
karıştırmayalım lütfen. Kömürün daha fazla üretilmesini bir
suçmuş gibi göstermek doğru bir yaklaşım değil, yerli
kaynaklarımıza ve yenilenebilir enerji kaynaklarımıza
doğru bir yaklaşım değil. Bir yandan her birimiz kendi
bireysel olarak araçlarına biner -18 milyon kişi bu görevi yapar her
gün- ama her birimiz petrol şirketlerinden şikâyet eder.
Bakın, açık ve
şeffaf olmamız lazım. Bizler doğal gaza olan
bağımlılığımızı azaltarak ve her
birimizin yaptığı, katkı koyduğu yerli
yatırımlarla beraber bir rakam vermek istiyorum. Somada zeytinlikle
alakalı konuşma yapıldı; oradaki üslup ve usulün
yanlış olduğunu söylememe herhâlde gerek yok, orada çok ciddi
bir üslup hatası yapılmıştır. Ancak, biraz önceki
söylediğim bu genel resmi görmemize mani olmayacak. Nedir o genel resim?
Oradaki kömürlerin tamamının rezervi, görünür rezervi 153 milyon ton.
Bir kere -Tarım Bakanlığımızın üstün
gayretleriyle beraber- Zeytin ağaçlarından da vazgeçmeyiz, elektrik
santralinden de vazgeçmeyiz. demiştim. Biz iktidarı
devraldığımızda Türkiyedeki zeytin
ağaçlarının toplamı Tarım
Bakanlığımızın verilerine göre 99 milyon, bir
başka veride de 92 milyon olarak zikredildi, Tarım
Bakanlığımızın söylediği esastır. Şu
anda 170 milyon adet zeytin ağacı var. Demek ki biz zeytin
ağacını arttırmışız, arttırmamız
da lazım. Daha ne kadar arttırmamız lazım? Daha da fazla
arttırmamız lazım, bunda mutabıkız.
Bakın,
söyleyeceğim rakamlar sizi lütfen yanıltmasın. Ne zeytin
ağacından vazgeçeriz ne santralden vazgeçeriz. derken bu cümlenin
altında söylüyorum bunları. 6 bin tane zeytin
ağacının
Yaklaşık, zeytin ağacı, ağaç
başına 18 kilo zeytin veriyor. Bu ne demektir? 100 ton civarında
zeytin veriyor.
AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) Olur mu efendim, bir çuval verir.
ENERJİ VE
TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) Daha fazlası da
olsun.
100 tonun yaklaşık
1 milyon TL geliri var. Asıl büyük resmi değiştirmeyecek bir
şeyden bahsediyorum arkadaşlar. Bakın, küsuratlara
takılmayalım. Oradaki
Bize yıllık getirisi 1 milyon TL.
Burada ailelerimiz, ülke ekonomisi, ihracatımız, ithalatın
kısılması gibi bir çok ülke menfaati var, bunu bir kenarda
tutuyorum; bu faydadan ari değil, faydadan beri değil bu konu.
Gelelim diğer tarafta ne yapmak istedik:
İnşallah yine bunu gerçekleştirmemiz lazım.
Arkadaşlar, bunu usulüne ve üslubuna uygun gerçekleştirmemiz
lazım, açık bir dille söylüyorum. 153 milyon ton kömürün
karşılığı 7,5 milyar dolar; vazgeçtik yarım
milyar dolarından, 7 milyar dolar. Otuz yılda bu kömür
çıkartılacak. Biz, bu şirkete, santral üretime geçtikten sonra
her üreteceği kilovatsaatten, yaklaşık 4,68 kuruş,
eskalasyonla beraber 5,11 kuruşa denk geldi, yıllık 3 milyar
kilovatsaat elektrik üretse oradan, yerli kaynaklardan bizim elde
edeceğimiz yıllık kira geliri 153 milyon TL kira geliri
arkadaşlar; kömürü filan satmıyoruz, kira geliri. Buradan, istiyor
olmamız hâlinde ve TKİnin şu ana kadar yaptığı
7,5 milyon TLlik zeytin ağaçlarına yatırım gibi, her
yıl 6 bin tane değil, 9 milyon adet zeytin ağacı
dikebiliyoruz ama her yıl. Bunu da bir kenara koyuyorum. Biz her yıl
yalnızca bu santralde üretilecek, yerli kömürden üretilecek elektriği
doğal gazdan üretseydik, bizim 230 milyon dolar daha fazla, doğal gaz,
ithalatına para ödememiz gerekiyordu. Bunu da ödemeyeceğiz, bunu da
bir kenara bırakıyorum. 1,6 milyar dolarlık yatırım
yapılacak orada ve 2 bin kişiden daha fazla kişi çalışacak.
Şimdi değerli arkadaşlar, bu ülkenin
turizm zenginlikleri, tabii ki turizm varlıkları, kültür
varlıkları, mera vasfını kaybetmemiş araziler, sulak
araziler, tarım arazileri nasıl zenginlikse bu ülkenin tabii
kaynakları da o kadar zenginlik.
Değerli arkadaşlar, biz, AK PARTİli
kardeşlerimizden aldığımız oylarla beraber Hükûmet
oluyoruz ama bu zenginlikleri 77 milyonumuza dağıtıyoruz. Tabii
ki böyle yapmamız lazım. Oradaki kömürden oluşacak geliri, biz,
77 milyona vereceğiz. Doğal gazın ithalatının
engellenmesinden dolayı oluşan cari açığın
kapanmasını 77 milyonumuzla beraber paylaşacağız.
Şimdi, büyük resim bunu söylerken, gelelim özellikle
maden kazalarıyla alakalı konuya. Burada, başında da
söylemiştim; maden kazaları bir doğal afet değildir arkadaşlar
ama insanların yaptığı, gerek işletmeci gerek
işçi gerek işveren redevansçısı, TKİsi, Enerji
Bakanlığı, kim varsa bununla alakalı zincirde silsileten
sorumludur. demiştim. Bununla alakalı o cümlemden geri adım
atmış değilim ama şunu bilmemiz lazım: Tek
başına, sonuçlanmadan, bu tür soruşturmalar sonuçlanmadan
Hollandada Türk Hava Yollarının uçağı düştüğünde
dediler ki: Bu soruşturma sonuçlanana kadar herhangi bir bilgi
vermeyeceğiz. Biz, oluşan bilgileri, net bilgileri kamuoyuyla
paylaşıyoruz, öncelikle milletvekillerimizle paylaşıyoruz,
bütün açıklığıyla ve bütün
şeffaflığıyla beraber. Eğer bir doğal afet
değilse burada bir kusur var. demiştim. O kusurun sahibi mutlaka ama
mutlaka çıkacak değerli arkadaşlar, bununla alakalı
herhangi bir endişeniz olmasın. Herhangi bir korumacılık,
kollamacılık yapılamaz, yapılmaması da lazım.
Bakın, bugün, adalet karşısında kendini koruyabilen,
şu veya bu gerekçeyle koruyabilen yapılar, insanlar oluşmuş
olabilir ama her zaman söylüyorum, sizin ve bizim inandığımız,
ayrımı olmaksızın hep beraber düşündüğümüz,
ahirette bunların hesabını tek tek vereceğiz.
İnsanın kanun karşısında kendisini temize
çıkartması da tek başına yetmez. Ben o yüzden hem maddi
kanunlar karşısında, yönetmelik ve mevzuatlar
karşısında hem de uhrevi kurallar karşısında
kendimizi bağlayıcı hissediyorum. Bütün bunları tekrar
etmeme gerek yok.
Şimdi, kısa kısa, milletvekillerimizin
değindiği konularla alakalı birkaç şey söylemek isterim.
TKİ'nin üretiminden ve üretiminin karşılığında ne
kadar kâr ve zarar ettiğiyle alakalı rakamlar soruldu. Değerli
arkadaşlar, TKİ zarar eden bir kuruluşumuz değildir. Zarar
eden kuruluşumuz da var, TTK gibi. Ben ne varsa onu
şeffaflığıyla paylaşmak isterim. Şu anda, biliyor
musunuz TKİ'nin Hazineden, fakir fukaraya kömür
dağıtımından dolayı 1,9 milyar TL
alacağının olduğunu?
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Biliyoruz Sayın Bakan,
bankalara kaç para faiz ödediğini de söyleyin.
HASAN ÖREN (Manisa) Ya, bunu niye söylüyorsun ki?
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER
YILDIZ (Devamla) - Hepsini tek tek söyleyeceğim arkadaşlar, bu
tabloyu, istemeniz hâlinde kavaslar aracılığıyla
dağıtacağım.
Bakın, bunlar bizim İnternette Enerji
Bakanlığı sayfasından, TKİ sayfalarından
kamuoyuyla paylaştığımız bilgiler, ben size yeni bir
şey söylemiyorum burada.
HASAN ÖREN (Manisa) Maliye Bakanından al
parayı, kim elini tutuyor ki? Mal vermişsin, para alacaksın.
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER
YILDIZ (Devamla) - Bakın, 210 milyon metreküp dekapaj yaptı 2010
yılında TKİ, 39,9 milyon ton üretim yaptı 2010
yılında, 64 milyon TL civarında yatırım yaptı,
2,5 milyar TL ciro yaptı, 340 milyon TL de kâr etti. Bakın, nakit
akışlarıyla alakalı, yaklaşık, bizim 2 milyon
aileye, fakir fukaraya dağıttığımız kömürle
alakalı TKİ'nin 450 milyon TLyle 600 milyon TL civarındaki
oluşan hak edişlerinden Hazineden oluşturduğu kadar,
karşılığında bunları arz ettiği kadar bu
paraları kendi iradesine alabiliyor.
HASAN ÖREN (Manisa) Devlet içinde devlet misiniz siz?
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ
(Devamla) 2011 de ne oldu? 210 milyon metreküp dekapaj yaptı, 43,7
milyon ton üretim yaptı ve 61 milyon TLlik yatırımla 2,8 milyar
TLlik ciro yaptı, 513 milyon TL de kâr etti. Yıllara sari bu
rakamları biz tarafınıza arz edeceğiz.
Geliyorum diğer milletvekili
arkadaşlarımın söyledikleriyle alakalı konuya.
Evet, Cumhurbaşkanlığımızın
yaptığı Devlet Denetleme Kurulu raporu hakkında ilgili
Meclis Araştırma Komisyonu ekleriyle beraber birçok tavsiye
niteliğinde burada kararlar alınmıştı. Bu
kararların arasında yer altı ve yer üstü madenciliğiyle
alakalı, niteliğine uygun olarak saptanacak makul süreler içerisinde
mutlaka denetlenmesi gereken konunun standart bir uygulamaya
kavuşturulması için 3213 sayılı Maden Kanunu hükümlerine
göre Mahallinde Tetkik Usul ve Esasları adlı uygulama
birliğini sağlayıcı bir kitapçık hazırlandı,
bununla alakalı yönetmelikler de aynı şekilde düzenlendi.
Kömür Koordinatörlüğü kurulmuş olup
koordinatörlük, uzman kuruluşlarının eleman teminiyle beraber
güçlendirilmeye çalışılmaya da devam ediyor.
Yine, TTK ve TKİnin genel müdürlüğünden uzman
teknik eleman temin edilmek suretiyle bunlar yapılıyor. İş
teftiş kuruluyla beraber bu donelerin paylaştırılması
yine aynı şekilde yapılıyor.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Dokuz yıldır üretim
yapmayan HEMAya ne yaptınız söyler misiniz!
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER
YILDIZ (Devamla) Dokuz yılda yaptığımız işler
var arkadaşlar, üzerine ekleyip yapmamız gereken işler var.
Çalışma Bakanımız kendi Bakanlığıyla
alakalı konuları ayrıntılarıyla verdi. Ve biz şu
anda Bakanlar Kurulundan imzası çıkmış, iş
sağlığı ve iş güvenliğiyle alakalı şu
anda Meclise intikal etmiş olan kanunun yanı sıra yine Bakanlar
Kurulundan imzaları çıkmış ve Meclise sevk edilmek üzere
olan maden kanunu tasarısıyla alakalı da ruhsat güvencesinin
artırılmasıyla alakalı, işletme ruhsatı verme
şartı olarak mali yeterliliğin getirilmesiyle alakalı, bir
kısım devlet haklarının yeniden düzenlenmesiyle
alakalı, komşu küçük işletmelerin bir proje kapsamında
havza düzenlemesi dediğiniz ortak birleşik faaliyette
bulunmasını sağlayan; havza niteliğindeki MTA
tarafından geliştirilmiş yeni kömür sahalarının
bütünlüğünün korunmasına yönelik tavsiyeleri içinde
barındıran; maden işletme projesinin hazırlama, kapsam ve
niteliğinin yükseltilmesine dönük bir kısım işleri ihtiva
eden ve proje uygulamalarının izlenmesini kolaylaştıran
birçok konuyu da inşallah burada dercetmiş olacağız.
Sayın Akçayın
söylemiş olduğu konuyla alakalı, Soma Kömür
İşletmeleri Eynez yer altı işletmesiyle alakalı fiyat
mekanizmasından bahsetmiştim. 2006 yılında 28,44 TLden
başlayan ve eskalasyona tabi olan konu, yıllara sâri olarak 30 TL, 32
TL, 35 TL ve nihayet 50,39 TLye varan fiyat farkı kararnameleriyle
beraber bunlar düzenleniyor.
Değerli
arkadaşlar, önemli bir konu olduğuna inandığım için,
eğer Sayın Başkanımız da uygun görürlerse, sırf
milletvekillerimizin sorusuna, Sayın Örenin sorusuna da istinaden iki-üç
dakikalık ek süre istiyorum; uygun görürseniz bunu vereceğim, yoksa
bilgi notu olarak ileteceğim.
CELAL DİNÇER
(İstanbul) Verelim Başkanım, verelim.
BAŞKAN Tabii
efendim.
Şimdi, size üç dakika
yeterli gelirse eğer
Buyurunuz efendim.
ENERJİ VE
TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) Sayın
Başkanım teşekkür ediyorum.
Tabii üretim zorlaması
ifadesi çokça kullanıldı. Değerli arkadaşlar, üretim
zorlamasında taban üretim miktarı var. Evet, Somada, biz diyoruz ki
yükleniciye: 1,5 milyon tondan daha az üretmemelisin, buna göre teknolojini
genişlet, buna göre işlemlerini yap. Yıllara sâri olarak,
bakın, 32 milyon dolarlık yatırımın üzerine 50 milyon
dolarlık daha yatırım yapılarak 2 adet tam mekanize, 4 adet
de yarı mekanize, 3 adet de klasik ayak teşkil edilerek bu üretim
artışları yapılmıştır. Bu söylediklerim
işletmenin neler yaptığına dair değil ama bu
rakamların tarafınızdan bilinmesine dönüktür. Bu rakamlar
işletmeyi savunmaya dönük olmamakla beraber -tekraren söylüyorum,
eğer, işletmecilik hatası varsa onun da aynı şekilde
karşılığını da bulacağımızı,
aynı şekilde işletmecinin de bundan sorumlu olduğunu bir
kez daha söylemem lazım- üretim miktarları yıllar
itibarıyla -küsuratlarına girmiyorum- 2006 yılında 50.300
ton, 2007 yılında 269.289 ton, 2008 yılında 232 bin ton,
2009da 532 bin ton, 2010 yılında 2,5 milyon ton, 2 milyon 599 bin 388
HASAN ÖREN (Manisa) Ne oldu bir anda?
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER
YILDIZ (Devamla) Anlatacağım.
2011 yılında 2 milyon 619, 2012
yılında 3 milyon 816 bin, 2013 yılında 3 milyon 566 bin ve
2014 yılında da kazaya kadar 1 milyon 240 bin ton civarında
olmak üzere, toplam 15 milyon tona yakın bir üretim gerçekleştirildi.
Değerli arkadaşlar, biz, iş
sağlığı ve iş güvenliği
sınırlarına bağlı kalmak kaydıyla, iş
güvenliğini almak kaydıyla üretim artışına bir tavan
getirmiyoruz. Bunlarla alakalı denetimleri, ben, rakam olarak artık
yazılı olarak vermek zorundayım.
Bakın, binlerce kez denetim yapılıyor.
TURGAY DEVELİ (Adana) Kapalı ocaklarda
yapılan üretimleri satın aldınız.
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER
YILDIZ (Devamla) - Bu denetimlerde farklı yaklaşımlar olmuş
olabilir mi? Olabilir. Bunları da açık,
şeffaflığıyla beraber paylaşacağız.
Ayrıca, sözleşmede yükleniciyi fazla üretim
yapmaya zorlayan herhangi bir hüküm de bulunmuyor yani Niçin fazla
yapmadın? diye hüküm bulunmadığı gibi Niçin fazla
yapıyorsun? diye de bir hüküm yok. Tek şartımız var:
İş sağlığı ve iş güvenliğiyle
alakalı, Çalışma Bakanlığı ve Enerji
Bakanlığının şartlarına uyacaksın
kardeşim. Bununla alakalı denetimin tavsiyelerine uyacaksın. O
yüzden, bizim bütün bunlar karşısında
Uyar Madencilikle alakalı konumuza da
yazılı olarak cevap vereceğim. Tanınan süreyi daha fazla
istismar etmek istemiyorum.
Ben, hayatını kaybeden işçi
kardeşlerimize Allahtan rahmet ve bütün yakınlarına tekrar
sabırlar diliyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Yıldız.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) Sayın Başkan
BAŞKAN Buyurunuz Sayın Uzunırmak.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) Sayın Başkan,
Sayın Bakan başta olmak üzere burada yapılan bazı
konuşmalarla Türkiye Büyük Millet Meclisi yanıltılmakta, Türk
milleti yanıltılmakta ve zabıtlara geçmesi itibarıyla da
gelecek kuşaklar yanıltılacaktır.
Sayın Bakan Hükûmeti temsil etmektedir ve kamu
gücünü temsil etmektedir konuşurken, AKP Grubundan konuşan
arkadaşlarımız da Hükûmet yanlısı olarak konuşmakta.
Kurulu güçler açıklanırken bizim yaptığımız
denmektedir. Oysaki belli bir dönemden beridir Türkiye'de, kurulu güçler özel
sektör tarafından yapılmaktadır, kamu yapmamaktadır. Yani,
kıyaslama eğer 2000li yıllar öncesinde
Türkiye'de
cumhuriyetten bugüne kadar, 1900lü yıllardan bugüne kadar elektrik
üretimine yapılan yatırımlar veya enerjiye yapılan
yatırımlar hep kamu yatırımlarıdır, hükûmet
yapmıştı. Dolayısıyla, bugün bizim
yaptığımız diye kıyaslanmasında ortaya çıkan
mantık, sanki hâlen Hükûmet yatırım
yapıyormuşçasınadır, oysaki Hükûmet yapmamaktadır,
özel sektör yatırım yapmaktadır. Bunun zabıtlara geçmesi ve
Türkiye Büyük Millet Meclisinin
Acaba dikkatsizlikten mi yoksa kurnazca,
Türkçeye hâkim olamamaktan mı kaynaklanan bir durum olduğunu ortaya
çıkartmak istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Uzunırmak.
Sayın Ören, buyurunuz.
HASAN ÖREN (Manisa) Sayın Başkan, Sayın
Enerji Bakanımız -verdiği rakamlarda- verdiğim rakamlara
ilişkin benim yanlış bilgi verdiğimi söyledi. Hâlbuki,
aldığım rakamlar TKİdendir, Enerji Bakanlığındadır.
Ben düzeltmesini istiyorum ve düzeltme yapmak istiyorum.
BAŞKAN Yanlış demedi ama.
HASAN ÖREN (Manisa) Şöyle: 2009 yılında
532 milyon ton kömürün imal edildiğini, üretildiğini söyledi;
yanlış bilgi, onu düzeltmek istiyorum.
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER
YILDIZ (Kayseri) - Ben Yanlış bilgi verdi. demedim.
BAŞKAN Demedi efendim, demedi.
HASAN ÖREN (Manisa) Efendim, dedi. Bakınız,
rakamları buradan okuyorum. Önünüzdeki rakama bakın.
BAŞKAN Şimdi, tutanaklara geçmesi
açısından doğrusunu söyleyin, oylamaya geçeceğim,
gündemimiz yoğun.
HASAN ÖREN (Manisa) Ama bununla ilgili Cumhuriyet Halk
Partisinin sanki kömür üretimiyle ilgili, kömürün üretilmesinden hoşnutsuz
olduğu anlamına varacak söz sarf etti. Cumhuriyet Halk Partisinin böyle
bir
BAŞKAN Yok, öyle bir şey kullanmadı,
böyle bir şey de mümkün değil zaten. Yok, öyle bir söz
kullanmadı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HASAN ÖREN (Manisa) Sayın Başkan, bununla
ilgili, 532.950 ton dendi, doğru mudur? Bunun yarısını Park
Holding üretti, 300 milyon
BÜLENT TURAN
(İstanbul) Böyle bir usul yok Sayın Başkan.
HASAN ÖREN (Manisa)
Düzeltme yapıyorum, yerimden düzeltme yapıyorum.
BÜLENT TURAN
(İstanbul) Yeri orası mı Sayın Başkan?
HASAN ÖREN (Manisa) Veya
yerimden yapayım.
BAŞKAN Yerinizden
düzeltiniz lütfen. Bir dakika süre vereceğim, yerinizden düzeltiniz. Çünkü
bu sizi rahatsız edecek, yanlış
anlaşıldığını düşünüyorsunuz, tutanaklara
düzgün geçelim.
Peki, buyurunuz efendim.
V.-
AÇIKLAMALAR (Devam)
28.-
Manisa Milletvekili Hasan Örenin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldızın (11/41) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde
yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine
ilişkin açıklaması
HASAN ÖREN (Manisa)
Sayın Başkanım, Sayın Taner Yıldız 2009
yılında üretimin 532 bin 950 ton olduğunu söyledi, doğrudur
ama bunun 300 bin 750 tonunu Park Teknik Holding üretti. Yani orada 232 bin
tonunu da yeni verdikleri, o yılda verdikleri Soma AŞ üretti. Yani
Park Teknik 30 trilyonluk yatırım yaptı, taahhüt edilen veya
TKİnin istediği 1,5 milyon tonun ancak yüzde 20sini üretebildi,
aradan bir yıl geçmeden TKİye ve Enerji Bakanlığına
sormama rağmen Soma AŞ kaç paralık yatırım yaptı
da 7 kat bu üretim arttı? dediğimde de bunun cevabını
vermediniz. Biz, tıpkı Avustralyadaki gibi 50 bin işçiyle 560
milyon ton üretilmesini istiyoruz Türkiyede, 50 bin işçiyle 70 milyon ton
üretilmesini istemiyoruz. Biz de üretimden yanayız, ne kadar çok üretiriz
Türkiyedeki vatandaşlarımızın yaşamlarının
zenginleşmesine o kadar katkıda bulunuruz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederiz Sayın Ören.
VIII.-
GENSORU (Devam)
A)
Ön Görüşmeler (Devam)
2.-
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri
Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris
Balukenin, Soma ve Ermenekte meydana gelen kazalar başta olmak üzere
madenlerde işçi sağlığı ve güvenliğini göz
ardı ederek kazaların önüne geçmediği ve maden
işletmelerinde emek sermaye dengesini sermaye lehine dönüştürerek
genel piyasa dengesini bozduğu iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Taner Yıldız hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergesi (11/41) (Devam)
BAŞKAN - Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı hakkındaki gensoru önergesinin gündeme
alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Şimdi gensoru
önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu
oylarınıza sunacağım:
Gensoru önergesinin
gündeme alınmasını kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmemiştir.
On dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 22.52
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati: 23.08
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER:
Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
-----0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 24üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu
açıyorum.
Gündemin Seçim kısmına geçiyoruz.
X.-
SEÇİMLER
A)
Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim
1.-
Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda açık bulunan
üyeliğe seçim
BAŞKAN Kamu İktisadi Teşebbüsleri
Komisyonunda boş bulunan ve siyasi parti grubu mensubu olmayan
milletvekillerine düşen bir üyelik için İzmir Milletvekili
Ertuğrul Günay aday olmuştur.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Şimdi, alınan karar gereğince sözlü soru
önergelerini görüşmüyor ve gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına
geçiyoruz.
1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
XI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
A)
Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.-
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa
Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş
Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydının;
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik
Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer
Gençin; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin
Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa
Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)
BAŞKAN Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu
Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu
Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
2.-
Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum
Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı:
287)
BAŞKAN Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3'üncü sıraya alınan, Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş,
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili
Mahir Ünal, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır ve Amasya
Milletvekili Mehmet Naci Bostancının; Askerlik Kanunu ile
Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup
Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebinin;
Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulunun; Askerlik
Kanununa Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili
Orhan Düzgünün; Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ve Millî Savunma Komisyonu Raporunun
görüşmelerine başlayacağız.
3.-
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili
Mustafa Elitaş, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın,
Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, İstanbul Milletvekili Mihrimah
Belma Satır ve Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancının;
Askerlik Kanunu ile Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk
Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif
Hamzaçebinin; Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin
Tanrıkulunun; Askerlik Kanununa Geçici Madde Eklenmesi Hakkında
Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgünün; Askerlik Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Millî
Savunma Komisyonu Raporu (2/2512, 2/1851, 2/2513, 2/2515) (S. Sayısı:
665) (x)
BAŞKAN Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Komisyon Raporu 665 sıra sayısıyla
bastırılıp dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde konuşmak isteyen,
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili
Hüsamettin Zenderlioğlu.
Buyurunuz Sayın Zenderlioğlu. (HDP
sıralarından alkışlar)
HDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU
(Bitlis) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların
Demokratik Partisi adına 665 sıra sayılı, Askerlik
Kanununda yapılacak değişiklikler üzerine söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla, sevgiyle
selamlıyorum.
Tabii ki bedelli askerlik 1927 yılından
günümüze dek değişik dönemlerde birkaç sefer tekrarlanmış
bulunmaktadır ve bu tekrarlama sırasında bu kanunlarda
yapılan bazı değişikliklerin hiçbiri istenilen süreye cevap
olmamıştır. Bu vesileyle
Bilindiği gibi, Anayasanın 72nci maddesine
göre her vatandaş, sağlıklı olan vatandaş askerlik
görevini ifa etmekle mükelleftir. Ancak, askerlik hizmetlerinin yerine
getirileceğine ilişkin kanun 1076 sayılı Yasada açık
ve net olarak konulmuştur. Bu yasaya dayanarak 1111 sayılı
Askerlik Kanunu ile Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu ile
düzenlenmiştir. Buna göre iki yöntem geçerlidir. Bir: Bedel ödeyerek ya da
döviz ödeyerek askerlik görevini ifa etmektir.
Biliyoruz ki 1927 yılından sonra bedelli
askerlik yasası çıkmıştır. Ancak, bu son dönemde,
1987de 3358 sayılı Yasaya göre 18.433 kişi bundan
yararlanmıştır. 1993te ise 3802 sayılı Yasaya göre
35 bin vatandaş yararlanmıştır. 1999 yılında 4459
sayılı Kanuna göre 72 bin kişi bedelli askerlikten
yararlanmış, son yapılan düzenlemeyle beklentilere cevap
olunmamıştır. Ancak, 30/11/2011 tarihinde 6252 sayılı
Kanuna göre hedeflenen 460 bin kişiden sadece yüzde 10una tekabül
etmiştir, 50 bin kişi bu yasadan yararlanmıştır.
Şimdi de bedelli askerlik uygulamasından yaklaşık olarak
700 bin kişinin yararlanacağı söylenmektedir. Tabii ki bu
kanunun önümüzdeki süreçte meyvesini vereceği inancıyla
Kamuoyunda bedelli askerlik olayı
kapanmışken bu algının yeniden tekrarlanması toplumda
da bir huzursuzluk yaratmıştır. Her ne kadar vatandaş bu
çıkan yasaya karşı olmasa bile burada bir eşitsizlik söz
konusudur. Yani, biz burada bu çıkan yasaya karşı
olmadığımızı
Ancak bu yasanın
eşitsizliğine karşı çıkıyoruz. Burada parası
olan bedel ödeyecek, parası olmayan da askerlik yapacak, doğru
olmayan budur. Yoksa, gönül isterdi ki belli, makul bir seviyeye çekilsin ve bu
makul seviyede vatandaş bu parayı ödesin ve herkes eşit bir
şekilde bu askerlik kanunuyla ilgili kendi askerliğini ifa
edebilmiş olsun.
Bugün Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri de
zorunlu askerliktir. Bu zorunlu askerlik on iki aylık bir süre
içerisindedir. Bunun en azından dokuz aya indirilmesi mümkün olabilirdi,
bu yapılmadı. Tabii ki, burada Halkların Demokratik Partisi
olarak biz bu yasanın içerisinde askerliğin zorunlu olmaktan
çıkarılmasını ve vicdani reddin anayasal güvenceye
kavuşturulmasını talep etmemize rağmen bu konuda hiçbir
çalışma yapılmamış, halkın talebi ve isteği
olan vicdani ret göz ardı edilmiştir.
Türkiyede askerliğin zorunlu olmasında
Gitmek
istemedikleri ifade ediliyor ve buna karşı olarak hâlen bir düzenleme
yok. Hiç kimseye iradesi dışında askerlik hizmetini
yaptırmamaları gerekir, askerliğin zorunlu olmaktan çıkarılması
gerekir.
Vicdani ret hakkı Birleşmiş Milletler
İnsan Hakları Komisyonunun Avrupa Parlamentosu tarafından temel
insani hak olarak kabul edilmiş. Fakat, vicdani reddi iç hukukunda
tanımayan Avrupa Konseyi üyelerinden tek ülke Türkiyedir. Bu vesileyle
10/3/2011 yılında 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve
Er Kanununun 3üncü maddesinde belirtilen koşullar özellikle askerlik
yapmayla ilgili değildir. Şartlarına
baktığımızda, ilkokul mezunları ancak bu er ve
erbaşlıkta sözleşmeli veya ön sözleşmeyle askere
alınıyor. Ben şunu söylemekte yarar buluyorum: Bunlar sanki
ileride çok kirli işlerde kullanılacakmış gibi bir imaj
yaratılıyor. Bunun düzeltilmesini talep ediyorum.
Sınır boylarına tabii ki bu
insanları
Bu askerlikle ilgili, er ve erbaşlarla ilgili,
sözleşmeyle alınan bu askerlerin hiçbiri gidip Kadıköyde
Ziverbey Köşkünde askerlik yapacak değiller. Bilindiği gibi,
bunlar askerlik hizmetlerini sınır boyunda para
karşılığında yapacaklardır ve düşünebiliyor
musunuz, yedi yıl sonra bu insanlar askerlikleri bittiğinde tekrar
halka yani topluma karışacaklar. Bu insanların, böyle katı
bir disiplin içerisinde yetişen insanların yani savaşın
koşullarına göre örgütlenen bu insanların acaba yarın
toplum içerisinde ne yapacaklarını kim söyleyebilir? Örneğin sağlıkçıysa,
tekrar dönüp sağlıkta çalışması söz konusuysa buradaki
travmaların veya kendi yaşamında, o askerlik süresinde
yaşamış olduğu travmaların sonucunu acaba şimdiden
düşünebiliyor muyuz? Yarın bunların neler
yapacaklarını da hatırlatmak istiyorum.
Burada görevli askerlerin ya da resmî insanların
Bu
konu, bu sözleşme ve ön sözleşmenin koşullarının ne
olduğu henüz yasada da belirtilmiyor bence. Bu nedenle, burada sanki böyle
hummalı, kuşkulu bir imaj yarattığını
söyleyebiliriz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
biliyorsunuz ki 29 Kasım olayının vahametini dile getirmeden
diğer konulara geçmek istemiyorum. Hepinizin bildiği gibi, iki
yılı aşkındır sınırda olup bitenleri
sabırla izliyoruz ve anlatmaya çalışıyoruz ama anlayan kim
ya da anlamamazlıktan geliniyor. Sanki bu Hükûmetin amacı, Kobani
düşürülmeye çalışılıyor. Sanki Kobani düşerse
bütün askerî, siyasi, ekonomik sorunları çözülecekmiş gibi toplum bu
kirli politikalar çerçevesinde örgütlenmeye, konsantre edilmeye
çalışılıyor. Peki, Kobaninin düşmesi hâlinde acaba AK
PARTİ Hükûmetinin iç ve dış politika açısından ne
yararı olacaktır diye merak ediyorum. Sınıra binlerce asker
ve polis dizilmiş. Bu askerler ne iş yapıyor? Bir vatandaş
olarak Sayın Millî Savunma Bakanına soruyorum: Burada görevli
askerlerin ya da resmî görevlilerin sorumluluğunu kim üstleniyor? Kobani
kantonunun kendi kendini idame etmesi, yönetmesi size ne gibi bir zarar veriyor
ya da sizde nasıl bir rahatsızlık yaratıyor? Kürtlerin
başına DAİŞ gibi bir belayı sarmalayanların
başında sizin bu ikiyüzlü politikalarınızdan
kaynaklandığını ifade etmek istiyorum. Henüz kim
oldukları belli olmayan bu paramiliter ve lejyon güçler TSKyle nasıl
bir ilişki ağı içindedirler? Bu konuda bilginiz var mı
Sayın Bakanım? Bu ilişki Türkiye halkının
çıkarlarına nasıl bir katkı sunuyormuş? Bizim bilgimiz
yok. Eğer sizin varsa bu konuyu açıklayabilir misiniz?
29 Kasım saldırısının amacı
Kobaniyi düşürmek idi. Bu nedenle Türkiye tarafından binlerce
askerin gözlerinin önünde bir katliam girişiminde bulunuldu. Yani, onun
coğrafya haritasına baktığımızda şu
Mürşitpınar Kapısıdır. Şurada da Silo
vardır. Bunun yanı başında Atmanek denen bir köy
vardır. Buradan iki bomba yüklü, iki bomba örgütlü yani kendini bombayla
donatmış iki insan önce geçiyor ve akabinde hızlı bir
biçimde bomba yüklü iki araba tekrar Türkiye sınırından bu
tarafa geçiyor yani Kobaninin içine doğru gidiyor. Peki, burada yüzlerce
askerin, polisin gözlerinin önünde, resmî görevlilerin gözlerinin önünde nasıl
oluyor da Türkiye tarafından böyle bir girişimde bulunuluyor?
Şimdi size soruyorum: Bu sizin gerçekten
DAİŞi desteklediğiniz anlamına mı geliyor, yoksa
oradaki komutanların başkası mı acaba komuta ediyor? Ben
bundan tereddüt duyuyorum, halk da bize soruyor: Neden böyle? Bugüne kadar
herkes, gerçekten, Türkiye'nin büyüklüğünden, Türkiyenin
güçlülüğünden söz ederken, herkesin gözünün içine böylesine baka baka,
burada ne oldukları belli olmayan, kim oldukları belli olmayan,
Kobanide bir dikili ağaçları bile olmayan bu insanların
dışarıdan gelip Kobaniye saldırmaları ne kadar
manidarsa, buradaki askerlerin gözlerinin önünde, polislerin gözlerinin önünde
oraya saldırmasını o kadar manidar olarak görüyoruz.
Bu olaylarla ilgili AKP Hükûmeti resmî
düzeyde herhangi bir açıklama yapmamıştır ve ardından
2 intihar komandosunun oraya saldırmasının akabinde TSKnin de
resmî bir açıklaması söz konusu değildir. Ne hikmetse,
sınırı geçen bu cellatlara, bu katil sürülerine
karşılık veren YPG güçlerine karşılık TSK
anında cevap veriyor ve bütün araçlarına saldırıyor ve
oradaki araçlara zarar veriyor. Peki, bu zararı
Neden gözlerinizin
önünden geçen bu intihar komandolarına karşı, bu intihar
arabalarına karşı sessiz kalıyorsunuz da ona karşı
kendini koruyan, savunan bu insanlara karşı neden böyle reaksiyon
gösteriyorsunuz? Bu da şunu ifade ediyor: Bu konu da sizin bir ilişki
ağı içinde olduğunuzun açık örneğidir. Bu nedenle
şunu söylüyoruz: Sayın Bakanım, bu konuda bir
araştırma yaptınız mı? Çünkü günlerce kamuoyunun
önünde tartışıldı, medyada bu konu açık ve net olarak
söylenildi ve televizyonlarda da görüntülü olarak gösterildi. Şimdi
soruyorum: Bu konuda bir araştırmanız oldu mu, olmadı
mı Sayın Bakanım?
Sınırda olup bitenlerle ilgili
olarak dilimizin döndüğü kadar anlatmaya çalıştık. İki
yıldan beri bu sınıra zaman zaman gidip kendilerini, Kobanideki
kardeşlerimizi, akrabalarımızı ziyaret ediyoruz ve olup
bitenleri çok yakından izliyoruz. O sınırda sadece bunların
vahametine, felaketine dikkat çekmek için orada demokratik eylemler
yapılıyordu ve bu demokratik eylemlere karşın, ne hikmetse
TSK o TOMAlarıyla, zırhlı araçlarıyla, tazyikli suyla
halka karşı acımasızca saldırıyordu. Hatta, bu
saldırıda birçok insanın yaralandığını
söyleyebiliriz ve yaralananların
yanında Kader diye genç bir kız kardeşimiz de orada
yaşamını yitirmiştir. O gaz bombalarından bir de ben
yaralandım. Yani, herkesin gözü önünde hedef göstererek
saldırıda bulundular. Ama, neden DAİŞ gibi henüz ne
oldukları belli olmayanlara karşı böyle bir tedbir
alınmıyor? Eğer tedbir alınıyorsa alınan
tedbirler nedir, merak ediyoruz.
Gerçekten AKP Hükûmetinin
yürütmüş olduğu bu politikalar akıllı ve sorumlu
insanları zorlamaktadır çünkü aklın
sınırlarını aşmaktadır. Halk soruyor: AK
PARTİ Hükûmeti nasıl oluyor da kendi halkına, kendi vatandaşına
yönelik böyle haince politikaları geliştirebiliyor? Doğrusu, bu
politikaları anlamakta insanlar zorlanıyor.
DAİŞ gibi
vahşi ve insanlıktan nasibini almamış katil bir örgüte
destek sunmak akıl kârı değildir. Bu, doğrudan Kürt
halkına düşmanlıktır, dolayısıyla ülkeye de
düşmanlıktır. Düşünebiliyor musunuz
Transkafkasyadan,
Avrupadan, Avrasyadan, Fastan, Tunustan, Cezayirden, Avrupanın
birçok yerinden lümpen, paramiliter, lejyon gibi sıfatsız, kim oldukları
belli olmayan bu tür insanları bu sınırda görmemezlikten
gelemezsiniz. AK PARTİ Hükûmeti bu yanıltıcı
politikalarıyla sözüm ona Kürtleri ve kamuoyunu
kandıracağını düşünüyorsa kendini kandırıyor
demektir.
Kobaniyle ilgili
politikamızı gözden geçirin. Ekonomik olarak halk zor günler
yaşamaktadır. Halkın aşa, işe ihtiyacı
vardır. Bu politikalar sizi başarıya götürmez. Kobani her ne
kadar acıların başkenti ise de Kobani artık bir
insanlık kentidir, bir dünya kentidir. Burada özgürlük ve demokrasi
abidesinin dikileceği günler çok yakındadır. Ben insanım.
diyen herkesin Kobaniye destek olmasını diliyorum. Çünkü Kobani ve
Kobaninin şahsında insanlık boğulmaya
çalışılıyor; çoluk çocuk demeden, kadın
yaşlı demeden insanların yaşamları
sonlandırılıyor. Son teknolojik ve süpersonik silahlarla üstün,
orantısız güçle buraya saldırmaktadır. Bu yetmiyormuş
gibi, Türkiyeyide bu olayların içine çekme planları
yapılıyor. Bu planlar ve bu senaryoların her gün birileri
tarafından ortaya konulduğunu söyleyebiliriz. Orta Doğu kadim
halklarından biri olan Kürtlere karşı böylesi acımasız
saldırılar, katliamlar ve soykırımlar yapılıyor,
kardeş halk olan Türkiye buna sessiz kalıyor. Çünkü AK PARTİ
Hükûmeti halka yeterince anlatılmasının önüne set çekmektedir.
Sayın Başkan, Sayın Başbakanın
Suruça giderek savaş mağdurlarıyla konuşması büyük
bir umut yaratmıştır. İnşallah, bu güvenlik koridoru
açılır, bu kadar insan ölmez umudunu büyütürken birdenbire bir
intihar saldırısının Türkiye topraklarından
geliştirilmesi insanlarda hayal kırıklığını
yaratmıştır. Bu savaşın sonu ne olacak, henüz belli
değildir ama şu açık ve nettir: Burada bu savaşı
destekleyenler... Bu savaşa karşı sessiz kalanların da
günahı yok değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Kobani toplumsal ve siyasal yapısı ile coğrafi ve demografik özellikleri
dikkate alındığında çok küçük bir yaşam
alanıdır. Yıllardır despot ve diktatörler tarafından
idare edilen küçük ve şirin bir kenttir. Âdeta bir zulüm ve baskı
cenderesine tabi tutulmuş kimliksiz bir halkın şimdi de kendi
geleceğini belirleme özgürlüğünü talep etmesi kadar doğal ne
olabilir?
Kobanide Türkiyeye hiçbir şekilde zarar verecek
bir ortam yoktur. Aslında Türkiyede Kobani halkıyla doğrudan
doğruya ilişki kurulup insani yardımların
ulaşması için bir koridorun açılması bizce çok önemlidir;
bu, Türkiyeyi küçültmez, bilakis büyütür. Çünkü biz şuradan biliyoruz:
Osmanlılar döneminde bir şair şunu söylüyor, diyor ki:
Kilâbı zulme kaldı gezdiğin nazende sahralar, uyan ey yâreli
şîri jiyân bu habı gafletten. Biz sizin bu gaflet uykusundan uyanmanızı
talep ediyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)
Kobani halkı, sınırdan Türkiye
tarafına geçmek istediğinde kendi sınırında
döşeli mayınlı tarlalardan geçmek zorunda kalıyor. Bu da
çoğunun bu mayınlarla karşılaşması... Ya ölüm ya
da büyük, ağır yaralarla, travmalarla karşı
karşıya kalmaktadırlar. Yani yağmurdan kaçarken doluya
tutulma gibi bir şey. Buradan, savaştan kaçarken mayın
tarlalarıyla karşı karşıya gelinmesi kadar acı olan
bir şey var mıdır?
Şimdi söyleniyor: Biz 2003 yılında
Türkiye, Ottowa Anlaşmasına göre 2014 yılında bu kara
mayınlarını sökeceğinin sözünü vermiştir ve bu
anlaşmaya imza atmıştır. Şimdi de, dün yapılan
tartışmalarda da Sayın Bakanımızın ve Komisyon
Başkanımızın da ifade ettikleri gibi burada bu mayın
sökme işlemini 2022ye kadar ertelediklerini söylüyorlar. Peki, siz 2022
yılına kadar neden erteliyorsunuz?
Ve şunu söylüyorlar, diyorlar ki: Efendim,
DAİŞ büyük bir savaş orada başlatmış. Yahu,
DAİŞ kimdir? Allah aşkına, DAİŞ kimdir? Kim
DAİŞi destekliyor, nereden geldiler? Biz diyoruz ki: Bu adamlar
Kobanili değildir, Afrinli değildir, Qamişlolu değildir;
kimdir bunlar? Kim bunları örgütledi, kim bunları destekledi? Urfa
milletvekili buradadır, bir yıl önce söyledim Komisyonda, Sayın
Naci Bostancı da buradadır, dedim ki: Bak, siz bu lejyonları, bu
paramiliter insanları getiriyorsunuz, Ceylanpınarda TİGEMde
istihdam ediyorsunuz, orada onlara lojistik destek sağlıyorsunuz,
eğitiyorsunuz ve sonra da Kürtlerin üzerine saldırıyorsunuz.
Nedir? İşte, Kobanide veya Afrinde veyahut da Qamişlo, Cizire
dediğimiz alanda kurulan bu kantonları tanımıyoruz, yok
edeceğiz? Yahu, niye? Kürtlerin de insan gibi yaşama hakkı yok
mudur? Onların kendi dilleriyle, kendi kültürleriyle, kendi dinleriyle,
kendi motifleriyle, kendi kokusuyla, kendi tonuyla yaşama hakkı yok
mudur? Senin kadar onun da hakkı vardır, o da bir insan. Ama
gördüğümüz kadarıyla, bakıyoruz ki burada bunları
destekleyenlerin başında emin olun Türkiye geliyor. Hiç itiraz edilmesin,
gözlerimizle gördüğümüz bir şeyi
Kimse bizi yanıltmasın.
Burada sayın milletvekilimiz diyorsa, çok merak ediyorsa
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) Doğru
değil, doğru değil, doğru değil.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) Sen
bilmiyorsun ki, görmedin. Yahu, sen bilmiyorsun, görmedin sen.
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) Biliyorum, nasıl
bilmiyorum, içindeyim, sadece Türkiyeyi değil, Avrupayı,
Amerikayı biliyorum, her tarafı biliyorum.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) Sen
bilmediğin için, konuşma.
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) Biliyorum, çok iyi
biliyorum, senden çok daha iyi biliyorum. Sen kim oluyorsun da bunu söylüyorsun
bana!
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla)
Bakın, şu anda 1.300 kilometredeki o döşenen mayınlar
içerisinde kendi arabasıyla, hayvanlarıyla birlikte
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) Senin ne yaptığını
da çok iyi biliyorum ben.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla)
Bilmediğin bir şeyi de konuşma.
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) Çok iyi biliyorum,
senden çok daha iyi biliyorum.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla)
Biliyorsan buyurun gidelim.
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) Tamam.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla)
Buyurun gidelim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) Hemen yarın
sabah gidelim, biletini de ben alayım.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla)
Gidelim.
Ya, 30 tanesi yakalandı, 30 kişi şu anda
yakalandı, hepsinin kimliği cebinde, Türk kimliği yazıyor.
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) Ya, yapma Allah
aşkına! 200 bin insan geldi ya, insan biraz insaflı olur, biraz
vefa gösterir, biraz müteşekkir olur.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) Senin
o vurucu timlerinin hepsi orada, askerden emekli olanlar orada
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Zenderlioğlu.
Karşılıklı
konuşmayınız lütfen.
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) 200 bin insan ölümden
kaçırıldı ya, ölümden kaçırıldı 200 bin insan,
yazıktır, günahtır.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) 1957
yılından 1998 yılına kadar Türkiye tarafından 615.419
antipersonel mayını döşendiği söylenmektedir.
Mayınların haritası şu anda ellerinde yok. Bu
mayınları neden sökmüyorsunuz, niye sökmüyorsunuz, size soruyorum?
Bir insanlık utancıdır artık mayınlar. Mayın
üretimi durdurulmuştur ama siz hâlen bunda ısrar ediyorsunuz. Bunun
tek bir anlamı var, siz savaş politikanızda
ısrarcısınız. (HDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyoruz Sayın
Zenderlioğlu.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) Ben de
teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum.
Sayın milletvekilim, çok merak ediyorsan bak, iki
aydan beri ben Kobanideyim, tamam mı?
BAŞKAN Sayın Zenderlioğlu, lütfen,
kuliste karşılıklı konuşunuz.
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) Pikniğe
gidiyorsunuz Kobaniye. Karşı tarafa geçsene.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) Benim
memleketimdir, senin değil.
BAŞKAN Sayın Zenderlioğlu, lütfen
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) - Kobanide ne
yapıyorsunuz?
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) Orada
gördük, gözlerimizle gördük.
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) - Pikniğe
gidiyorsun oraya.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) Bir
dakika müsaade et, bir şey söylüyoruz burada. Biz kimseye iftira
atmıyoruz.
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) Sadece işin
şovunu yapıyorsun, başka hiçbir şey yapmıyorsun.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis)
Şovmenliği senin gibiler yapar.
BAŞKAN Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu.
Buyurunuz Sayın Moroğlu. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA MOROĞLU (İzmir)
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 665 sıra
sayılı Kanun Teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
görüşlerini belirtmek üzere söz aldım. Yüce Meclisimizi saygıyla
selamlıyorum.
Konuyla ilgili konuşmalarıma geçmeden önce,
bugün hayatını kaybeden 3 askerimizin yakınlarına
sabır ve başsağlığı dileklerimi, kendilerine de
Allahtan rahmet dileklerimi iletmeyi bir görev biliyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, bugün iki önemli konuya, bu
665 sıra sayılı kanunla çözüm arıyor. Bunlardan birincisi,
epeydir hem kamuoyunu hem iktidarımızı, AKP iktidarını
hem de Meclisimizi meşgul eden bedelli askerlik konusu; ikincisi de er ve
erbaşların sözleşmeli olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinde
istihdam edilmesini genişleten ve kolaylaştıran iki önemli
yasayı görüşüyoruz.
Bedelli askerlik konusu hem gençlerimiz, aileleri hem
Türk Silahlı Kuvvetleri açısından önemli bir konu. Önemi nereden
geliyor? Birinci olarak eğer bugün Komisyondan geçtiği gibi kabul
edilirse bedelli askerlik tasarısı 700 bini aşkın gencimizi
ilgilendiren bir konu, bizim bu madde üzerinde verdiğimiz önergeyle kabul
edilerek yasalaşırsa 800 bine yakın gencimizi ilgilendiren bir
konu olduğu için önemli. Bir de konunun önemi şuradan geliyor:
2011de yasalaşan bedelli askerlik kanunuyla ilgili
başarılı bir sonuç alamadığımız ortada. O
gün kanun çıkarken bu bedelli askerlik yasasından yararlanacak olan
gençlerimiz 460 bin kişiydi, bütün uyarılarımızın
dikkate alınmaması nedeniyle bu kanundan sadece 70.430 gencimiz yararlanabilmiş.
Bu gerçek önemli çünkü o gün muhalefetten gelen her öneriye ret cevabı
veren iktidarın, önerilerimize kulak asmaması nedeniyle bugün bedelli
askerlik tekrar gündeme gelmek zorunda kaldı. Neydi o günkü önerimiz? Bir
defa, otuz yaş sınırı çok fazla, bu sınırı
yirmi yedi yaşa çekin. dedik, reddedildi. Dedik ki: 30 bin Türk
lirasını, bu bedeli ödeyebilecek insan sayımız çok az,
bunları ödeyemeyecekler, dolayısıyla bedelli askerlik tekrar gündemimize
gelecek. dedik, reddedildi. Dedik ki: Herkesin ağzındadır -birazdan
bahsedeceğim gibi- Başbakanımızın da dilinden
düşürmediği bir laf: Askerimiz fakirdendir, zenginimiz bedel öder.
Dolayısıyla Yoksullarımız bu bedeli ödeyemediği zaman
bir eşitsizlik doğacak, bunu kademeli yapalım. dedik, yine dinletemedik.
O zaman Acaba doğru mu? diye bir saniye bile düşünmedi
arkadaşlarımız ve bedelli askerlik tasarısını,
AKP iktidarından gelen önerileri olduğu gibi kabul etti ve çok az
gencimiz yararlandı.
Yine önerdik, bu tasarı gündeme geldiği zaman
bunları yine önerdik, dedik ki: Bir önceki, 2011 yılındaki
önerilerimizi dikkate almadınız, bari bugün dikkate alın;
tıpkı birçok yasada olduğu gibi, özellikle 2/B yasasında
olduğu gibi tekrar tekrar bedelli askerlik gündeme gelmek zorunda
kalmasın, gelin, bunu yine kademeli olarak yapalım. Kademeli olarak
yapmaktaki teklifimizi kabul etmiyorsanız bir uzlaşıyla bunu
çıkaralım, bari 14 bin Türk lirasının altında geliri
olan yurttaşlarımızı bu bedeli ödemekten muaf
tutalım. 14 bin Türk lirasını da kafamızdan uydurmadık.
Bu, TÜİKin yoksulluk sınırına ilişkin verdiği
rakamdı. Bu rakamın altında gelir düzeyi olan
yurttaşlarımız da bu bedelliden bedelsiz olarak
yararlansın. dedik, yine dikkate aldıramadık.
Yine Bu bedelli askerlik tasarısı
yasalaştıktan sonra iki ay içerisinde müracaat edenler, bu bedelliden
yararlanabilir. diye bir hüküm var, bu hükmü değiştirelim çünkü
iş yeri olanlar var, çalışanlar var; iki ay içerisinde bu bedeli
ödeyemeyebilirler, gelin, bunu altı aya çıkaralım. dedik, yine
kabul ettiremedik.
Sonra, bu yasa tasarısı gündeme gelmeden önce
de, hatırlarsınız, 2014 yılı içerisinde AKP Genel
Başkan yardımcıları bedelli askerliğin gündemde
olduğuna ilişkin Bir defaya mahsus bedelli bir defa daha
çıkmalı. dediği zaman bunu AKP iktidarının sözcüleri,
bakanları yalanladı ve böyle bedelli askerlik gündemimizde yok dedi.
Bedelli askerlik talepleri yükseldikçe,
Başbakanımız Ahmet Davutoğlu ekim ayında şöyle
bir ifade kullandı: Bedelli askerlik meselesi gündemimizde yok.
Zenginimiz bedel öder, askerimiz fakirdendir. derler, onun için, biz bu
talebi bugünkü şartlarda doğru bulmuyoruz, böyle bir taleple
Hükûmetimizin işi yok. dedi. Şimdi bunu söyleyenlerden nasıl
bir umutla gençlerimiz bedelli askerlik yasası çıkacak diye
kabullensinler? Kabullenemeyenler askere gitti. Kasım celbinde birçok
gencimiz Cumhurbaşkanının sözüne güvenerek
Çünkü
Cumhurbaşkanı da demişti ki: Bunu bazıları
kaşıyor, bu meseleyi kaşımaktan vazgeçin. dedi ve gençlerimiz,
Cumhurbaşkanının, Başbakanın sözüne güvenerek
Kasım ayında askere gitti. Dedik ki: Bu sözlere güvenerek askere
giden gençlerimiz de bundan faydalansın, müracaatları hâlinde bu
bedelli askerlik yasasından faydalansın. Bu da kabul edilmedi.
Şimdi, soruyoruz: Cumhurbaşkanına,
Başbakana güvenen gençlerimizin suçu ne? Ülkenin içinde bulunduğu
durumdan ötürü bu parayı ödeyemeyecek olan gençlerimizin suçu ne?
Şimdi, o sözü söyleyen
Başbakanımızın, Bakanlar Kuruluna ya da Bakana
talimatı ne olmalıydı? Kusura bakmayın, ben böyle bir laf
ettim, Zenginimiz bedel öder, askerimiz fakirdendir. dedim, bu
lafımı bana yedirmeyin. Gelin, fakir olan
yurttaşlarımızın da bu bedelden yararlanmasının
yolunu açın, 14 bin liranın altındaki gelir düzeyi olan
yurttaşlarımızın bu bedeli ödememesini sağlayın
ve diğerlerini de kademeli yapın ki az da olsa
yurttaşlarımız arasında bir eşitliği
sağlayalım. demeliydi; olmadı.
Şu açıdan da önemli bu bedelli askerlikle
izlenen süreç: İktidarın ülkenin sorunlarıyla ilgili
çıkarılacak yasalara bakışındaki samimiyet
açısından da önemli. Bu söylediklerim bu samimiyet testinin bir
parçasıydı ama bizim 4 Aralık öncesi, iki gün öncesinden ve
bugüne kadar yaşadığımız süreç de yine bu samimiyet
testi açışından önemli. Neydi bu süreç? Biz 2, 4 Aralıkta
Millî Mayın Faaliyet Merkezine İlişkin Kanun Teklifini ve
bazı askerî kanunlarda değişiklik yapılmasını
içeren 109 maddelik bir kanun teklifini görüşmek için komisyon
toplantısı vardı. Bu tasarıyı hazırlayan yetkili
arkadaşlarımız -onlara da teşekkür ediyoruz- daha önce,
komisyon toplanmadan önce bize bir bilgi vermişlerdi fakat komisyon
toplanmadan iki gün önce Başbakan bedelli askerliği gündeme
taşıyınca, bizim de önerimizle, tasarıyı
hazırlayan arkadaşların da önerisiyle kamuoyunda bedelliyle
ilgili bir beklenti oluştu. Bu bedelli askerlik tasarısını
da bu kanunun içine yani Millî Mayın Merkezi Faaliyetinin Kurulmasına
İlişkin Kanun Teklifinin içine yerleştirelim dedik ve
yerleştirdik. O komisyonda bedelli askerlikle ilgili kanun teklifine
ilişkin önerdiklerimiz yine reddedildi.
Yani, hiçbir zaman şöyle bir yaklaşım
göremedik: Yahu arkadaşlar, sizin de önerdiklerinizde bazı olumlu
yönler var, bunları da beraber kabul edelim ve bu sorunu kökünden bir
defada, bir daha geri gelmemek üzere çözelim. diye bir yaklaşım gösterilmedi.
Gösterilmediği gibi 109 maddelik yasa tasarısının, bizim
madde ihdaslarımız reddedilirken Hükûmet kanadının, AKP
kanadının verilen madde ihdasları kabul edilip 115 maddeye
çıkması ve 115 maddelik bu kanun teklifinin bütçe görüşmeleri
yapılmadan önce kabul edilemeyeceğini de öngöremediler ve kamuoyuna
bir açıklama daha, dün itibarıyla yani 8 Aralıkta Millî Savunma
Komisyonunda bedelli askerlik tasarısını tekrar görüşülecek
denildiğinde bizim bedelli askerliğin süresiyle ilgili komisyondan
çıkan tarih, 1 Ocak 1988 idi. Birden yine 1 Ocak 1988 tarihi gündeme
gelip, komisyonda tekrar görüşülecek denilince 1 Ocak 1988 tarihine
alternatif olarak 1988 doğumluların hepsinin bu yasa
tasarısı içerisine kabul edilmesiyle ilgili yoğun bir talep
gelmeye başladı. Dünkü komisyonda bunu yine önerdik, bedelsiz
teklifimizi yani 14 bin liranın altında geliri olanlara bedelsiz
teklifimizi yine önerdik, yine kabul edilmedi.
Yani şöyle bir şeyle karşı
karşıyayız değerli milletvekili arkadaşlarım, ne
kanun hazırlanırken hazırlanış sürecinde ne de bu
kanun hazırlanırken Bir daha nasıl gündeme gelmez? ya da
Yurttaşlarımız arasında nasıl bir eşitlik
sağlarız? düşüncesiyle hareket edilmeden bu kanun
tasarısı yine gündeme geldi. Ülke yönetiminde ve Meclis yönetiminde,
yasaların çıkarılması yönetiminde bu tür ciddiyetsiz
yaklaşımların sancısını
yurttaşlarımız çekiyor. Maalesef Meclisimiz de yap- boz, boz-
yeniden yap, yeniden yap. Böyle bir kurum hâline getirilmiş durumda.
Bunları ne Türkiye Büyük Millet Meclisi hak ediyor ne de burada milletin
sorunlarını çözmek, o sorunlarla ilgili yasaları çıkarmak
için görev yapan milletvekili arkadaşlarımız hak ediyor ama
maalesef bu ciddiyetsiz yaklaşımlar ve yap boz
mantığıyla hareket edilen yöntemlerle hepimiz bu kanun
tekliflerinin karşısında tekrar tekrar bu yasaları
görüşmek zorunda kalıyoruz.
Peki, bedelli askerlik yasa tasarısı tümüyle
Kamuoyunun beklentisi oluştu. diye gündeme alınırken bunun
içerisine bir de sözleşmeli erbaş ve erlerin Türk Silahlı
Kuvvetlerinde yeniden görevlendirilmesine ilişkin alan genişletilme
çabasını gördük. Türk Silahlı Kuvvetleri, bedelli askerlikten
doğacak, yani bedelli askerlikten yararlanacak gençlerden ötürü
yaratılan boşluğu sözleşmeli er ve erbaşların
alımına ilişkin yasa tasarısının, daha önce
çıkardığımız yasa tasarısının alanlarını
genişletmek suretiyle kapatmak istemiş olabilir. Bu çok haklı
bir taleptir de ama niye bunu daha önceden öngöremedik ve tekrar gündeme gelmek
zorunda kaldı? Bu, demin verdiğim ciddiyetsiz yaklaşımın
yine bir örneği.
Türk Silahlı Kuvvetleri de, Millî Savunma
Bakanlığı da bir yıl önce çıkan er ve
erbaşların sözleşmeli olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinde
istihdam edilmesine ilişkin tasarısı görüşülürken bunu
öngörmeliydi. Şimdi genişletilmesi için nasıl bir tasarı
getiriliyor? İlkokul mezunlarından da gerektiğinde,
askerliğini yapmadan çünkü daha önceki tasarı, ilkokul
mezunlarının, askerliğini yapmaları şartıyla ve
askerlik yapma sürelerinin üzerinden üç yıl geçmemesi şartıyla
sözleşmeli olarak alınabilme şartını getiriyordu.
Şimdi bu şartı kaldırıp Millî Savunma
Bakanlığına bu yetkiyi veriyor ve ortaokul mezunlarına da
askerliklerini yapmadan sözleşmeli er ve erbaş olarak silah
altına alınabilmelerine olanak tanıyor.
Bunu önceden öngörmeliydik de niye şimdi? Niye bu,
hemen alelacele yasa tasarısının içine yerleştirilmeye
çalışılıyor? Şunu bilmek hakkımız değil
mi bizim: Millî Savunma Bakanlığıyla Türk Silahlı
Kuvvetlerinin, ordunun modernizasyonuyla ilgili mi? İleride nasıl bir
ordu, Türk Silahlı Kuvvetleri hedefleniyor? Türkiye Büyük Millet Meclisine
ve yurttaşlarımıza açık, şeffaf bir şekilde bunu
anlatmaları lazım. Profesyonel bir orduya doğru yol almanın
hazırlıkları mı? Ya da iki hafta önce çıkarılan
yargı paketiyle ilgili, sonra arkasından ocak ayında bütçe
görüşmelerinden sonra gündeme gelecek güvenlik paketiyle ilgili ve bu
güvenlik paketinin içerisinde yer alan jandarmanın İçişleri
Bakanlığına bağlanmasıyla ilgili ya da valilere
verilecek olağanüstü yetkilerle ilgili bir hazırlığın
parçası mı? Bütün bunları bilmek hakkımız. Ve bu
konularda endişeliyiz. Millî Savunma Bakanımız bu konuda bu
endişelerimizi giderecek açıklamaları ve bu sözleşmeli er
ve erbaş kanununun niye bir yıl önce çıkarılan yasada niye
başarısız olduğu araştırılmadan ve bunlardan
nerede, nasıl faydalanılacağı konusunda detaylı görüşmeler
yapmadan alelacele getirilmesini doğrusu endişeli buluyoruz.
Endişeliyiz çünkü gittikçe AKP iktidarının
özellikle son döneminde getirdiği yasal düzenlemelerden ötürü yargı
paketi, arkasından gelecek olan güvenlik paketleri, bir yıl önce
çıkardığı yasaları bir yıl önce geriye alarak
daha da diktatörleşmeye yol açan yasa tasarılarını
çıkarmalarından ötürü endişeliyiz. Çünkü artık
hissettiğimiz şudur ki: Artık, sadece AKPye hizmet etmeyen
muhalifleri, sadece AKPye karşı olan muhalifleri cezalandırmakla
ilgili değil bu yasa tasarıları. AKPye hizmet etmeyen herkesi,
onun dayattığı yaşam tarzına uymayan herkesi
cezalandırmaya ve sindirmeye yönelik yasa tasarıları
olduğunu düşünüyoruz, bunun için endişeliyiz.
Millî Eğitim Şûrasında alınan
kararları uygulamaya çalışacağız. diyen Millî
Eğitim Bakanının söylediklerinden ötürü endişeliyiz. Ve
bugüne kadar hiç karşılaşmadığımız, her
şûrada, özellikle son Esnaf Şûrasında esnaflara yeni görevler
yükleyen bir Cumhurbaşkanının dili nedeniyle endişeliyiz. Çünkü,
bu sözlerle -hepiniz hatırlıyorsunuz- esnafa polisliği, esnafa
yargıçlığı, esnafa jandarmalığı, esnafa
hâkimliği yükleyen bir dille karşı karşıya kaldık
ve işin ne acı yanıdır ki Ali İsmail Korkmazın, esnaflığını
unutan kişilerce polisle beraber dövülerek öldürüldüğünün
mahkemesinin görüldüğü gün bu açıklama yapıldı. Bunun için
endişeliyiz. Esnaf, hoşgörünün, çalışmanın,
beraberliğin, dayanışmanın temsilcisiydi ve yıllarca, siz,
esnafı ayakta tutmanın değil, yok etmenin çabalarını
gösterdiniz ve bu da yetmiyormuş gibi esnafı birbirine
düşürmenin ve onları birbirine düşman etmenin dilini
yaygınlaştırmaya devam ettiniz.
Sanatçı sandığımız bazı
kişilerin
Berkin Elvanın annesinin, Cumhurbaşkanı
-geçmişte Başbakan- tarafından yuhalatılmasının,
başka bir saygısızlık gerekçe gösterilerek haklı
görüldüğü günleri yaşamaya başladığımız için
endişeliyiz. Ve bütün bunların, birbirine düşman edilen bir
toplum yaratmak için yapıldığını ve bunlara
hayır diyen, yok sayılan, Biz kardeşçe, beraberlik içinde yaşamak
istiyoruz. diyen bir halkın seslerini çıkarmak için mi
Acaba yargı paketiyle, güvenlik paketiyle ilgili
olarak mı er ve erbaşların sözleşmeli olarak ele
alınmasının alanı genişletiliyor? diye
endişeliyiz ve vereceğimiz önergelerle bu konunun yani er ve
erbaşlarla ilgili maddelerin bu kanun teklifinden
çıkarılmasını talep ediyoruz. Ocakta
görüşeceğimiz yasayla ilgili de şimdiden hem Millî Savunma
Bakanımızın hem de Maliye Bakanımızın o güne
kadar sorumluluklarını yerine getirerek
çalışmasını ve Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili her
kanun gündeme geldiğinde ifade ettiğimiz, çözülmesini
istediğimiz iki konuyu da sürem yettiği müddetçe anlatmaya
çalışacağım. Bunlardan birisi resen emekliler.
Sevgili Bakanımız, artık, işin sonuna
geldik, Komisyondan çıkarken de söyledim, şu süremiz geçmeden, lütfen,
beraberce bir olalım, uzlaşma içerisinde bu resen emeklilerdeki adaletsizliği
giderelim. Yani, şûra kararlarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinden
atılanların bütün haklarını vereceksiniz ama 12 Mart ve 12
Eylül darbeleriyle görevlerinden uzaklaştırılanların hiçbir
hakkını vermeyeceksiniz, ondan sonra da 12 Eylül darbesine
karşıyız. diyeceksiniz. Bu olmaz. Gelin bunu giderelim dedim.
Bakanım biraz
ben umutluyum hâlâ, umarım bunu düzeltiriz.
Sonra, bugünkü olay da gösteriyor ki, yani 1 askerimizin
cinnet geçirip 2 askerimizi öldürdükten sonra intihar etmesi gerçeği,
bizim şu konuda haklılığımızı bir kez daha
ortaya çıkarıyor.
Geçen aylarda yine
ALİM IŞIK (Kütahya) Vali PKKlılar
vurdu. diyor, o konu net değil, belirsiz.
MUSTAFA MOROĞLU (Devamla)
bir yasa
çıktı, Askerlik görevini yaparken, hangi nedenle olursa olsun
-trafik kazası, kaza, sandalyeden düştü, mutfakta eli yandı-
yaralananlara, şehit olanlara tazminatları ve maaşları
bağlansın. dendi. Biz de o zaman dedik ki: İntihar edenleri,
ettiği sanılanları ya da intihar süsü verilenleri bu
yasanın kapsamı dışında bırakmayın. Çünkü bu
çocuklar, bu gençler askere alınırken zaten muayene ediliyor,
sağlıklı diye askere alınıyor. Bunlar
sağlıksız oluyorsa ya sınırda yaptıkları
görevlerden ötürü sağlıksız oluyorlar ya ekonomik
koşullardan ötürü sağlıksız oluyorlar. Dolayısıyla,
askerde sağlıksız hâle geliyorlar. Ayrıca, şunu da
biliyoruz ki: Yarattığınız düşmanlıklardan ötürü
askerler birbirlerini de öldürüyor ve intihar süsü veriliyor. Bu da
yaşadığımız gerçekler. Bununla ilgili
araştırma önergeleri verdik, reddettiniz. Lütfen, bunu da ocak
ayında gündeme gelecek olan bahsettiğim kanun teklifi içerisinde
değerlendirin ve bir kez daha adaletli bir şey yapmak için
uzattığımız eli geri çevirmeyin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) Değilse,
vicdanlarımız rahat uyumayacak, sizin vicdanlarınız da
rahat uyumasın diyorum.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Moroğlu.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Gaziantep
Milletvekili Edip Semih Yalçın. (MHP sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz Sayın Yalçın.
MHP GRUBU ADINA EDİP SEMİH YALÇIN (Gaziantep)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına kendi düşünce, görüş ve tespitlerimizi siz
değerli arkadaşlarımızla paylaşmak üzere söz
almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, grubumuz adına şunu alenen ifade
etmek isterim: Konuşmacı arkadaşlarımın da ifade
ettiği gibi daha önceki dönemlerde 4 kez bu denli kanun Meclise getirilmek
suretiyle çıkartılmış ancak bugün itibarıyla 5inci
kez, daha öncekiler eksik kaldığı için,
tekrarlanmıştır. Gece yarılarında alelacele getirilen
kanunların, muhalefetin görüşü dikkate alınmaksızın
ortaya çıkması, muhalefetsiz bir iktidarca gerçekleştirilmesi
nedeniyle ihtiyaca cevap verememektedir. Bedelli askerlikle alakalı, iktidarın
tekrar ihtiyaç hissetmek suretiyle getirmiş olduğu bu kanun da bu
nakıslıktan meydana gelmektedir.
Saygıdeğer arkadaşlarım, gerek
Sayın Cumhurbaşkanının gerekse Sayın
Başbakanın daha önceki yaptığı açıklamalarda
bedelli askerliğin gündemde olmadığı, bu hususta
adaletsizliğin olabileceği gibi makul gerekçelerle, bu kanunun
gündeme gelmeyeceği kamuoyuna ifade edilmişti ancak Bu, ifade
edilmişti. derken, bunlar çok uzun süre önce söylenmiş sözler
değil, son bir aylık veya son bir buçuk aylık süre içerisinde
sarf edilen laflardır; ancak bir grup toplantısında aniden
tavır değiştirilmek suretiyle konunun Türkiye Büyük Millet
Meclisine getirilmesinin temel sebeplerini, asıl sebeplerini merak
ediyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunun gerçekten Türk Silahlı
Kuvvetlerinin bir ihtiyacı olup olmadığı veya
ihtiyaçların kontrol edilmesi, tetkik edilmesi sonunda karar verilmiş
olduğu hususunda çok ciddi endişelerimiz var.
Bakınız
Kesinlikle gündemimizde bedelli askerlik yok; parası olan var,
parası olmayan var. Biz fakirden yana bir partiyiz. diyen bir zihniyetin,
bugün tekrar apar topar bu kanunu gündeme getirmesi, üstelik beşinci defa
getirmesi manidardır. Seçim yatırımı mı
yapılıyor? gibi sorulara muhatap olmaları da bizce gayet
doğaldır.
Milliyetçi Hareket Partisi,
peşinen ve evvelemirde ifade etmek isterim ki bu kanuna destek verecektir;
ancak benim burada yapacağım, söyleyeceğim veya söylemeye
çalışacağım hususlar daha önce Sayın Bakanın da,
Sayın Millî Savunma Komisyonu Başkanının da komisyonda hep
beraber konuştuğumuz, görüştüğümüz ancak kendimizi ifade
etmiş olmamıza rağmen kendilerini ikna edemediğimiz
meselelerdir. Diğer arkadaşlarımız gibi bunları Genel
Kurulda söylemek suretiyle kayda geçirmek ve çekincemiz olan hususları
milletle paylaşmak niyetindeyiz.
Öncelikle şu temel
hususu, sizin de katılacağınıza inandığım
şu temel hususu paylaşarak kendi tespitlerimizi
sıralayacağım. Askerliğin yani vatan savunmasının
bir bedeli yoktur bunu hepiniz takdir edersiniz. Burada yapılan iş
çok farklıdır. Özellikle yaşını doldurmuş,
askerliğe pek de elverişli olmayan şahıslara bir
kolaylık getirmek, onları kendi aile hayatlarından veya sosyal
hayatlarından koparmaksızın bir çözüm yolu bulma gayretinden
ibarettir yapılan çalışmalar. Bunlara amenna, bunlara hiçbir
şey söylemiyoruz ancak parası olan ile parası olmayanın bir
ayrım gözetmek suretiyle toplumda zengin-fakir uçurumunu meydana getirecek
şekilde bir kanun çıkarılması takdir edersiniz
insanlarımızı, kamuoyunu rahatsız eder.
Bugün itibarıyla, eminim, her milletvekili
arkadaşımız bu konuda gerek sosyal medya üzerinden gerek telefon
ve telgraf yoluyla, yazılı ve görsel yollarla ikaz edilmekte, yeni
yeni talepler kendilerine gelmekte. Buna en çok muhatap olan muhalefet partilerinden
birisi de Milliyetçi Hareket Partisidir ve kamuoyunun, özellikle bu kanunun
muhataplarının en fazla takıldığı husus, biraz
evvel ifade ettiğim zengin-fakir ayrımının bu kanunla
yapılacak olmasıdır. Değerli arkadaşlar, bunu
kaldırmanın tek yolu, TÜİK verilerini veya başka verileri
dikkate almak suretiyle, fakir olan insanlardan bedelli askerlik ücretini
almama yönünde bir tasarruf kullandığınız takdirde çok
rahatlıkla çözüme kavuşturabilirsiniz.
Bunu Millî Savunma Komisyonunda Değerli Başkana
ve Değerli Bakanımıza izah ettik ancak kendileri muhalefetin
sözlerini ve tespitlerini dinlemek istemediler. Burada tekrar edeceğiz,
burada aynı taleplerde bulunacağız. Grubumda değerli
milletvekili arkadaşlarım, bu konuda biraz sonra önerilerini de verecekler.
Bu önerilerin Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulunda dikkate
alınacağını ümit ediyoruz, bir ümitle vereceğiz.
Dolayısıyla, böyle bir hususu yani özellikle zengin-fakir
ayrımıyla alakalı bir hususu hep birlikte çözmüş
olacağız. Tabii, bütün bunları yaparken askerlik hizmetinin de
sulandırılmaması ve değersizleştirilmemesi
gerekmektedir. Sık sık çıkardığınız bedelli
askerlik kanunu veya buna benzer er ve erbaşlarda eğer dikkat
etmezseniz, çıkarılışı sırasında
yanlış yaparsanız, bu gibi kanun tasarıları toplum
tarafından kabul ve makbul görülmediği takdirde, eğer görülmezse
Türk Silahlı Kuvvetlerini itibarsız hâle getirirsiniz. Bizim bu tür
kanunlarda dikkat etmemiz gereken hususlardan biri de budur. Buna da parti
olarak, dikkat edilmesini istirham ediyoruz.
Yine ve en önemli hususlardan birisi:
Hatırlanırsa Sayın Genel Başkanımızın bir
grup konuşmasında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini
ifade ederken özellikle ve özellikle vazgeçilmez şart olarak ortaya
koyduğu Genelkurmayın veya Türk Silahlı Kuvvetlerinin görüş
ve düşünceleri bizce önemlidir, çünkü konu askere ait bir konudur çünkü
konu Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacıyla alakalı bir
husustur. Daha da önemlisi, Türkiye'nin içinde bulunduğu iç ve
dış tehditlerin had safhada olduğu şu günlerde, böyle bir
kararın verilmesi noktasında elbette siyasi irade fevkalade
önemlidir. Ancak siyasi iradeyi besleyecek güç, teknik bilgiler Türk
Silahlı Kuvvetlerindedir. Onun için, Türk Silahlı Kuvvetlerinin veya
Türk Genelkurmayının bu konuda ne söylediği hususu grubumuzu ve
partimizi yakından alakadar etmiştir. Ancak, şunu da ifade etmek
isterim ki: Daha önceki dönemlerde Türk Silahlı Kuvvetlerinin bedelli
askerliğe sıcak bakmamış olmasına rağmen,
Sayın Başbakanın açıklamasının hemen
ardından Bu karara saygılıyız
yaklaşımının gelmiş olması ancak bu
açıklamaya rağmen, kamuoyunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu
hususta rahatsız olduğu bilgileri hepimiz tarafından takip
edilmiştir. Yani, daha net olarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin veya
Türk Genelkurmayının bu konuda ne düşündüğünü, bu hususlardaki
çekincelerinin ne olduğunu tamamen biliyor değiliz. Ben bu
düşüncemi ve sorumu Millî Savunma Komisyonunda Sayın Bakana ilettim,
kendisinden bir cevap aldım, kısmen tatmin olduğum söylenebilir
ama burada aslolan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulunda bu sorunun
cevabını daha açık, daha net bir şekilde kendisinin ifade
etmesidir. Bizim için Türk Silahlı Kuvvetlerinin vereceği
kararın önemi de buradan kaynaklanmaktadır.
Yine, merakımız, bu karar alınırken
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetkilileri tarafından özellikle güney
bölgelerindeki sınır güvenliğiyle alakalı
endişelerimizi artıracak veya Türk Silahlı Kuvvetlerinin
caydırıcılığından vazgeçirecek herhangi bir
endişe var mıdır? Bunun da Sayın Bakanım
tarafından burada izah edilmesini hassaten önemle istirham ediyorum.
Çok farklı bir hususa daha temas etmek isterim, bilgim
olmadığı için arkadaşlarımızın bizi aydınlatacaklarını
zannediyorum: Yine, Türk Silahlı Kuvvetlerinin veya ilgili birimlerin,
Millî Savunma Bakanlığımızın bu konuda şehit aileleriyle
ilgili bir çalışması var mıdır? Bunların
incinmemesi hususunda azami dikkat sarf edilmiş midir? Bu konuda da
kafamızda bir soru işareti var. Burada, huzurunuzda bu hususu da arz
ediyorum.
Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket
Partisinin -sizlerin de yakinen bildiği gibi- daha önceki bedelli
askerlikle ilgili Meclis gündemine getirilen konularda verdiği kararlar
açıktır, desteklemiştir. Bunu da netice olarak Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına ifade ediyorum, oylarımız olumlu
yönde olacaktır. Ancak, Sayın Moroğlunun da ifade ettiği
gibi, önemle istirham ediyoruz ki muhalefetin bu konuda, çok hassas olan bu
konuda sözlerine, düşüncelerine, iktidarı uyarma şekline yetkili
arkadaşlarımızın, Hükûmetin mutlak surette dikkat etmesi,
toplumda herhangi bir farklı algının oluşmaması
adına bu söylenen hususlarla ilgili olarak ortak bir kanaatin
geliştirilmesi, ortak bir kararın alınması, bu toplumun
geleceği açısından, askerlikle ilgili muhataplarımız
açısından fevkalade önemlidir.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla
selamlayarak sözlerime son veriyorum.
Sağ olun. (MHP ve CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Yalçın.
Şahsı adına İstanbul Milletvekili
Şirin Ünal.
Buyurunuz Sayın Ünal. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Askerlik Kanunu ile Sözleşmeli
Erbaş ve Er Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifinin tümü hakkında şahsım adına söz
almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bedelli askerlik Türkiyede,
Osmanlı Döneminden bu yana, aralıklarla, zorunlu askerliğe
alternatif olarak süre kısalması karşılığı
bir miktar bedel ödenmesi mantığına dayanan bir
uygulamadır. Uygulamanın dayandığı gerekçeler Türk
Silahlı Kuvvetlerinin ve devletin maddi ihtiyaçları ve bireylerin
işlerini kaybetmemeleridir. Bu uygulamaların Anayasa Mahkemesi
tarafından eşitlik ilkesini ihlal etmediğine dair karar 2004/12
sayılı karar numarasıyla verilmiştir. Anayasamızın
72nci maddesinde, vatan hizmetinin her Türkün hakkı ve ödevi olduğu
belirtildikten sonra, bu hizmetin Türk Silahlı Kuvvetlerinde veya kamu
kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş
sayılacağının kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
Askerlik hizmetinin ne şekilde yerine getirileceğine ilişkin
hususlar 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu
ile 1111 sayılı Askerlik Kanununda düzenlenmiş olup bu hizmet
bedelli veya dövizle askerlik uygulaması şeklinde de yerine getirilebilmektedir.
Değerli milletvekilleri, bedelli askerlik
uygulaması 1980 yılı sonrasında 4 kez
uygulanmıştır. 1987 tarihli ve 3358 sayılı Kanun
değişikliğiyle bedelli, dövizle askerlik uygulamasından
18.433 vatandaşımız yararlanmış ve devletimiz bu uygulamadan
yaklaşık 100 milyon mark gelir elde etmiştir. Yine, 1992 tarihli
ve 3802 sayılı Kanunla da 35.111 vatandaşımız
bedelli, dövizle askerlik uygulamasından yararlanmış ve
devletimizin kasasına yaklaşık 168 milyon mark
aktarılmıştır.
Değerli milletvekilleri, bu uygulamalardan üçüncüsü
1999 tarihli 4459 sayılı Kanunla yürürlüğe girmiştir. Bu
uygulama, 17 Ağustos 1999 tarihinde Marmara Bölgesinde meydana gelen
deprem felaketinde uğranılan ağır kayıpların ve
bu afet nedeniyle doğan zararların giderilmesine katkıda
bulunmak amacını taşımaktadır. Bu uygulamadan da
72.290 vatandaşımız faydalanmış, devletimiz 1 milyar
66 milyon mark gelir elde etmiştir.
Dördüncü ve son olarak, bundan üç yıl önce, 30
Kasım 2011 tarihinde 6252 sayılı Kanun
çıkarılmıştır. Bu uygulamadan da yaklaşık 67
bin vatandaşımız faydalanmıştır. Büyük miktarlara
ulaşan saklı, bakaya ve yoklama kaçağı birikiminin
engellenmesi amaçlanmış olan bu uygulamadan elde edilen gelir 2
milyar 130 milyon Türk lirasıdır. Bu para, şehit
yakınları, gaziler, özürlüler, muhtaç erbaş ve er aileleri, Türk
Silahlı Kuvvetlerine mensup vazife malulleri ile emniyet hizmetleri
sınıfına mensup vazife malullerine yönelik sosyal hizmet ve
yardım faaliyetlerinin finansmanında kullanılmıştır.
Değerli milletvekilleri, 1111 sayılı
Askerlik Kanununun 86ncı maddesine tabi yoklama kaçakları ile
aynı kanunun 89uncu maddesine tabi bakaya sayılarının her
geçen yıl arttığı gözlenmektedir. Bu birikimin engellenmesi
amacıyla hazırlanan teklifle, 1 Ocak 1988 günü dâhil olmak üzere bu
tarihten önce doğan yükümlüler bedel ödemek ve temel askerlik
eğitimine tabi tutulmamak suretiyle askerlik hizmetini yerine
getirmiş sayılacaklar, haklarında saklı, yoklama
kaçağı ve bakayadan dolayı idari ve adli soruşturma ve
kovuşturma yapılmayacak ve başlatılmış olanlar
ise sona erdirilecektir.
Değerli milletvekilleri, yaş
sınırı ve askerlik bedeli belirlenirken Millî Savunma
Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı
arasında yapılan çalışmalar, bazı matematiksel hesaplar,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin özellikle risk ve tehditlere karşı
elinde bulundurması gereken harbe hazır asker ihtiyacı ve
vatandaşlarımızın da yaş ve ücrete yönelik talepleri
göz önünde bulundurulmuştur.
Değerli milletvekilleri, bu kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren iki ay içinde askerlik şubelerine veya yurt
dışı temsilciliklerine başvurmaları ve 18 bin Türk
lirası veya Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz satış
kuruna göre ödeme tarihindeki karşılığı kadar
konvertibl yabancı ülke parasını defaten ödemeleri
şartıyla temel askerlik eğitimine tabi tutulmaksızın
askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacaklardır.
Bu uygulama kapsamında ödenecek paralar Savunma
Sanayi Destekleme Fonu adına Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Halk
Bankası, Vakıflar Bankasında açılacak hesaba
yatırılacaktır. Bu uygulamayla elde edilecek gelir ülkemizin
savunma sanayisinin finansmanında kullanılacaktır.
Değerli milletvekilleri, bu kanunda sözleşmeli
er kaynaklarının kapsamında düzenlemeler de
yapılmıştır. Buna göre, sözleşmeli er
kaynaklarının en az ilköğretim veya yurt
dışındaki dengi okul mezunu olup askerlik hizmetini erbaş
ve er olarak tamamlamış ve düzeltilmemiş nüfus kaydına göre
müracaat yapılan yılın ocak ayının ilk günü itibarıyla
25 yaşını bitirmemiş olanlar ile en az ortaöğretim ve
yurt dışındaki dengi okul mezunu olup askerlik hizmetine
başlamamış veya askerlik hizmetini tamamlamamış
olanlardan düzeltilmemiş nüfus kaydına göre müracaat yapılan
yılın ocak ayının ilk günü itibarıyla 20
yaşından gün almış ve 25 yaşını
bitirmemiş olanlar teşkil edecektir.
Değerli milletvekilleri, Askerlik Kanunu ile
Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu değişikliğinin ülkemize,
milletimize ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize, bu yönde beklentisi bulunan
tüm genç kardeşlerimize, erbaş ve erlerimize hayırlı
olmasını temenni ediyorum, hepinize saygılarımı
sunuyorum.
Teşekkür ederim. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Ünal.
Tokat Milletvekili Orhan Düzgün.
Buyurunuz Sayın Düzgün. (CHP sıralarından
alkışlar)
ORHAN DÜZGÜN (Tokat) Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Askerlik Kanunu ile Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunundaki
değişiklikle ilgili söz aldım, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, bugün, aslında,
öncelikli olarak konuştuğumuz şey bedelli askerlik yasası.
Tabii, vicdanen şunu kabul etmek lazım ki bedelli askerliğin
kendisi bir adaletsizlik. Biliyorsunuz, bizde bir söz vardır: Bozuk
düzende sağlam çark tutmaz. Şimdi, biz her ne kadar muhalefet olarak
ki iktidarın da art niyetli olduğunu düşünmüyorum
açıkçası bu konuda- bunu düzeltelim dedikçe bir taraftan patlak
veriyor. Nerelerde patlak veriyor? Şimdi, biz Cumhuriyet Halk Partisi
olarak öneriyoruz, diyoruz ki: Parası olmayanlar da, belli bir geliri
olmayanlar da bedel ödemeden bedelli askerlik yapsın, kabul görmüyor.
Şimdi, diyoruz ki: 27 yaşını doldurmuş olanlar bedelli
askerlik yapsın. E, peki, 26 yaşındakinin suçu ne? Belli
değil. Veya 24 yaşındakinin suçu ne? Onu bilmiyoruz. Çünkü, bu
insanların, herkesin kendince birtakım gerekçeleri var; kimisi
işini bırakamıyor, kimisi eşini bırakamıyor,
kimisi çocuğunu bırakamıyor, herkesin kendince haklı
gerekçeleri var. Tabii, burada yapılmak istenen, bizim yapmak
istediğimiz en azından şu: Mademki ortada böyle
tanınmış bir fırsat var, o zaman mümkün olduğunca daha
çok kişi yararlansın, daha çok kişi faydalansın istiyoruz.
Ancak, tabii, bunu söylerken de ülkenin bir savunma ihtiyacı
olduğunu, ordunun belli bir asker limitini korumak zorunda olduğunu
da göz önünde tutmaya çalışıyoruz.
Sayın Bakan ve
Sayın Başkan çok iyi biliyorlar, biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
olarak Millî Savunma Komisyonunda olabildiğince yapıcı bir
tavırla muhalefet yapmaya çalışıyoruz çünkü bu
Bakanlığın adında millî sözcüğü var. Millî
sözcüğü, bizim hepimizi bağlayan bir kavramdır, onun partisi
olmaz, en doğruyu bulalım diye muhalefet etmeye
çalışıyoruz ve bu anlamda da öneriler getirmeye
çalışıyoruz.
Şimdi, bu noktada
şunu söylemek istiyorum sayın milletvekilleri: Az önce
arkadaşlarım da bahsettiler, ülkenin Cumhurbaşkanı, ülkenin
Başbakanı, ülkenin Millî Savunma Bakanı daha bundan on beş yirmi
gün önce Bedelli askerlik falan yok kardeşim, herkes işini gücünü
ona göre ayarlasın. dedi. İnsanların bir kısmı Yani,
devletin kocaman kocaman adamları açıklama yapmış, demek ki
bu çıkmayacak. dediler, askere gittiler; şu anda on beş günlük,
yirmi günlük, bir aylık asker bunlar. Peki, şimdi, biz bu yasayı
çıkarıyoruz, ne olacak sonucunda? İnsanlar askerî elbiseyi bile
giymeden, belli bir bedel ödeyecekler; Hükûmete güvenenler, devlete güvenenler
askerlik yapmaya devam edecekler.
Sayın
milletvekilleri, bunun daha önce uygulaması var. Polislerle ilgili bu tür
yasa çıkarıldığında, silah altındaki polisler
terhis edildiler. Mademki biz bundan daha çok insan faydalansın, kimse
mağdur olmasın telaşı içerisindeyiz, o zaman, silah
altında, en azından belli bir süre, iki aydır, üç aydır,
henüz yeni başlamış olanlara bu hakkı verelim. Bunun kime
ne zararı var? Hiç olmazsa bu insanlar da devlete olan güvenlerini
kaybetmesinler. Yarın, bedelli askerlikle ilgili önümüzdeki hükûmetler ne
açıklama yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin vatandaş şunu
anlayacak: Bunlar canlarının istediği gibi konuşuyorlar
ama canları isteyince de bir gecede kanun çıkarıyorlar, demek ki
bunlara güvenmemek lazım. Bu, hem devlete hem de siyasete olan güveni
sarsan bir durum. O nedenle, bu insanların bu haktan
yararlanmasını sağlayalım. Burada, bunu yapacak olan
sonuçta bizleriz, başka kimse değil.
Değerli arkadaşlarım, gene Komisyonda
gündeme getirdiğimiz bir şey var. Adamın işi var gücü var,
çalışıyor, belli bir mesleği var. Biz, bu adama diyoruz ki
Gel kardeşim, sen şu vatan görevini yap bakalım, memleketi
koru. Adamı işinden ediyoruz. Adam geliyor, devlete hizmet ediyor.
Sonra, tekrar mesleğe döndüğünde, yarın, emekli
olacağı zaman, adama diyoruz ki Dur, sen borçlusun. Niye borçlusun?
Sen askerlik yaptın, o sürede prim ödemedin. Ben askerlik yaparken
kendime çalışmadım ki devleti koruyordum, sen götürdün beni. O
zaman, değerli arkadaşlarım, sosyal bir devlet ilkesi
çerçevesinde, biz, bu askerliğini yapan insanların sigorta primlerini
devlet tarafından ödemeliyiz. Burada yaptığımız
iş şu: Devlet, resmen kaçak adam çalıştırıyor,
yaptığı bu. Vatandaş iş yerinde iki gün adam
çalıştırsa sigortacılar gidip ciğerini söküyorlar, bunu
hepimiz biliyoruz ama devlet bir buçuk sene kaçak olarak adam
çalıştırıyor, sonra da adamı bir de borçlu
çıkarıyor üstüne. Bunu bizim gidermemiz lazım.
Değerli arkadaşlarım, yine, belki, siz
Ülke çok kalkındı, 18 bin lira para çok değil. diyeceksiniz
çünkü daha önceki yasada da böyle demiştiniz ama bu 18 bin lira
parayı da ödeyemeyecek durumda olan insanlar var. Niye biz bu insanlara
taksit yapmıyoruz? Siz faize karşısınız, niye
adamı bankaya muhtaç ediyorsunuz? Taksitlendirelim, vatandaş gelsin
devlete ödesin bunu, boşuna faiz ödemesin. Bunun kime ne zararı var?
ALİM IŞIK (Kütahya) Para lazım, para!
ORHAN DÜZGÜN (Devamla) Değerli arkadaşlarım,
bakın, gene aynı konu: 20 yaşında evladınızı
getiriyorsunuz, devlete teslim ediyorsunuz vatani görevini yapsın, ülkeyi
beklesin diyorsunuz ve bunları askere alırken hepimiz çok iyi
biliyoruz ki sağlık muayenesinden geçiriyoruz yani sapasağlam
olan çocukları biz asker yapıyoruz, diğerleri çürüğe
ayrılıyor. Peki ne oluyor? Askerde yaşadıklarından veya
oradaki atmosferi kaldıramadığından bu çocukların
psikolojisi bozuluyor, intihar ediyorlar. Biz, bu intihar eden çocuklara hiçbir
sosyal hak vermiyoruz. Şimdi, böyle bir vicdan olabilir mi?
Sapasağlam almışsın 20 yaşında çocuğu, sonra
getirip cesedini teslim etmişsin, adama da demişsin ki Kusura bakma,
senin çocuk intihar etti, ben de sana hiçbir şey vermiyorum. Bir kere, bu
askerde intihar eden çocukların her ne sebeple ölürse ölsün-
tamamının şehit sayılması lazım. Bu insanlar son
derece mağdurlar, son derece kuşkulular, bizim
çocuklarımızı kim öldürdü diye soruyorlar, kimse çocuğunun
intihar ettiğine inanmak istemiyor. Çok fazla sayıda değil
bunlar, 300-500dür belki. Bu insanlara neden şehitlik hakkı vermiyoruz?
Vatandaş bize güvenip, çocuğunu emanet edip teslim etmiş de biz
vatandaşa niye güvenmiyoruz, bunu anlayabilmek gerçekten mümkün
değil.
Yine, sayın milletvekilleri, mutlaka sizlerde de
vardır, işte askerde belli bir dönem er ve erbaş olarak
çalışan kişiler sivilde memur olabilirler diyorlar. Her bir
milletvekilinde eminim ki en az 100er tane isim vardır, Beni belediyeye
geçir, beni bilmem nereye güvenlikçi yap. diyen. Bununla ilgili mutlaka bir
çözüm üretmek zorundayız arkadaşlar çünkü bu insanlar Bizim bu
hakkımız var. diye istifa edip, işini gücünü bırakıp
gelip bu defa Meclisin kapılarında kendilerine iş aramaya
başlıyorlar. Bununla ilgili bir düzenleme yapmak lazım. Hem
insanlar son derece mağdur hem de hakikaten, eminim ki sizler de bu
pozisyondan son derece rahatsızsınız.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, tabii,
bir bedelli askerlik yasası görüşülüyor. Bununla ilgili kime
görüş sormak lazım? Herhâlde Genelkurmay
Başkanlığına görüş sormak lazım, başka kime
soracağız. Soruldu mu? Ben sorulmadığını düşünüyorum.
Bu anlamda da açıkça söyleyeyim ki Hükûmeti eleştirmiyorum. Bu ülkede
böyle bir Genelkurmay Başkanı varken ona bir şey sormanın
hiçbir faydası yok. Kendi silah arkadaşlarını
Ergenekoncuydu, Balyozcuydu, casusluktu, bilmem ne davasıydı diye
ortada bırakan ve bugünkü atmosferde kayıp haklarını bile
aramayan bir Genelkurmay Başkanına askerlikle ilgili bir şeyi
sormanın hiçbir anlamı yoktur. Ayrıca, şunu da belirtmek
istiyorum ki: Diyarbakırda bu ülkenin bayrağı garnizonun
önünden indirildi ve Genelkurmay bununla ilgili bir tek açıklama
yapmadığı gibi Biz emniyetten yardım istedik ama onlar
gelmediler. diye de emniyete çamur atmaya kalktı. Böyle bir Genelkurmay
Başkanına askerlikle ilgili fikir sormanın,
danışmanın falan bir anlamı yoktur. Bana sorarsanız,
bu kurum bugün boştur inşallah önümüzdeki süreçte doldurulur.
Teşekkür ediyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederiz Sayın Düzgün.
Soru-cevap bölümüne
geçiyoruz.
Süremiz yirmi dakika; on
dakikası sorulara ayrılacak, sonrası cevaplar için.
Birer dakika süre
vereceğim.
Sayın Işık,
buyurunuz.
ALİM IŞIK
(Kütahya) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, dün
Şanlıurfanın Ceylanpınar ilçesinde meydana gelen
saldırı sonucunda hayatlarını kaybeden 3 askerimiz
şehit diye söyleniyor ama bunlardan birisi benim ilim Kütahyanın
Aslanapa ilçesinden Ramazan Yel isimli kardeşim. Bugün cenaze aileye
teslim edildiğinde, gerekli komutanlarca bir cinnet geçirme sonucunda
çocuğunuzun öldürüldüğü, dolayısıyla şehit
olmadığı ve asker töreniyle defnedileceği kendilerine
bildiriliyor. Medyada PKK-PYD saldırısı sonucunda bunların
şehit olduğu yazıyor, başka bir haber kanalında
Suriyeden açılan ateş sonucu şehit edildiği yazıyor
ama aileye şehit olmadığı söyleniyor. Bu işin gerçek
yüzü nedir? PKK-AKP pazarlığı daha kaç can alacaktır? Bunu
bir açıklarsanız sevinirim, şu anda aile bizi bekliyor. Ramazan
Yel isimli şehidimizin durumu nedir, şehit midir değil midir?
BAŞKAN
Teşekkür ederiz Sayın Işık.
Sayın Bulut
AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) Teşekkür ederim.
Sayın Bakan,
geçtiğimiz günlerde, Diyarbakırda eşinin yanında
teröristlerce katledilen astsubayımızın
Bu olayın adi bir
olay olduğu, bunun şehit olmadığı şeklinde
yetkililerin açıklama yaptıkları basından okunuyor. Bu
konuya bir açıklık getirmenizi istiyorum.
Darbe ve darbe sonrası dönemlerde Türk Silahlı
Kuvvetlerinden yargı kararı olmadan ilişiği kesilen
askerlerimiz özlük haklarının kaybolması sebebiyle mağdur
olmuşlardır. Olağanüstü dönemlerde Türk Silahlı
Kuvvetlerinden kararnamelerle ilişiği kesilen, mağduriyetleri
devam eden askerlerimizle ilgili nasıl bir çalışma
yapıyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Bulut.
Sayın Genç
KAMER GENÇ (Tunceli) Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, bizim Hozat ilçemizde bir tugay
var. Bu tugayın mevcudu er, erbaş ve subaylarla beraber 3 bin
kişi civarında. Şimdi, hem 2013 ve 2014 yıllarında,
nüfus sayımında buradaki 3 bin nüfus Hozat nüfusu içinde gösterilmedi
ve ilçenin nüfusu düştü. Şimdi, bu bir adaletsizlik, hem orada
devamlı 3 bin asker yani er, erbaş ve personel var ve oradaki kamu
hizmetlerinden yararlanıyor ama nüfusta gösterilmiyor. Şimdi,
gerçekten bu, belediyede, oradaki nüfusun düşük gösterilmesinden
dolayı büyük bir sorun yaratıyor. Biliyorsunuz, İller
Bankası nüfus başına yardım yapıyor. 2013 ve 2014
yıllarında bunların gösterilmemesi nereden kaynaklanıyor?
Bunları kısa zamanda gösterecek misiniz? Türkiyede bu durumda olan
başka yerler de var mıdır? O zaman, bu nüfuslar burada
gösterilmediğine göre nereden gösteriliyor? Bu, Türkiye nüfusunun da
azaltılması anlamına gelmiyor mu? Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Genç.
Sayın Eyidoğan
HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) Teşekkür
ederim Başkan.
Sayın Bakan, 4 Aralık 2014 tarihinde
basına bir demeç verdiniz; şöyle bir cümle var: Bu kanun
kapsamında gelecek olan paralar -gayet rahat söylüyorsunuz- Savunma Sanayii
Destekleme Fonuna yatırılacak. Bunun için bir plan, program, hedef
var mı, bir eylem programınız var mı? Bunu merak ediyorum.
Ayrıca, yine bu demecinizde, bu kanunla ilgili
açıklamalarınızda sözleşmeli erbaşlarla ilgili
sözleriniz var. Basına bu sözleşmeli erbaşlarla ilgili verdiğiniz
demeci okudum birkaç kere; çok düşük cümleler var, anlamını
çıkaramadım, hiçbir şey anlamadım. Yani, bunun bedelliyle
ne ilgisi var? Lütfen, bunu açıklar mısınız.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın
Eyidoğan.
Sayın Dinçer
CELAL DİNÇER (İstanbul) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, uzman jandarma okullarında
geçen süreler uzman jandarmaların emekliliğine sayılıyor
mu? Sayılmıyorsa niçin sayılmıyor? Bunların
emekliliğe sayılması için bir çalışmanız var
mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Dinçer.
Sayın Güler
BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) Sayın Bakan,
Hükûmetinizin ya da Türk Silahlı Kuvvetlerinin paralı ordu,
paralı askerlik rejimine geçmek gibi bir planı var mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Güler.
Buyurunuz Sayın Bakan.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Soru soran milletvekillerimize de sırası
üzerine olduğunu düşündüğüm şekilde bir açıklama
getirmeye çalışacağım.
Bir tanesi Sayın Işıkın
Şanlıurfada hayatını kaybeden, şehit olan 3
askerimizle ilgili net olarak ne oldu? sorusu Buraya gelmeden önce,
Genelkurmay Başkanlığımız da dâhil, bu konuyla ilgili
Mecliste -ilk başta da yine Milliyetçi Hareket Partili milletvekili
arkadaşımız yine aynı şeyi ifade ettiğinden-
mutlaka soracaklar, çok net olarak bir açıklama gönderin dedim.
Dolayısıyla, gelen açıklamayı aynen okuyorum:
Şanlıurfa Ceylanpınar Boztepe Hudut Karakolunda meydana gelen
ve 3 erbaş, erin ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili temin edilen bilgiler
aşağıda sunulmuştur.
Olayla ilgili olarak alınan ilk bilgilerde vücudunda
mermi izi bulunmadığı belirtilen Piyade Çavuş Ramazan Yelin
-1994/2 tertip, bekâr, Kütahya- Şanlıurfa Ceylanpınar Devlet
Hastanesinde yapılan ölüm muayenesinde sol omuzunda bir adet mermi
giriş deliği bulunduğu ancak mermi çıkış
deliğinin bulunmadığı bildirilmiştir. Çavuş
Ramazan Yelin G3 piyade tüfeğinin emniyette ve boş şarjörün
tüfeğe takılı vaziyette olduğu, 4 adet dolu şarjörün
de hücum yeleğinde bulunduğu belirtilmiştir. Anılan nöbet
yerindeki erbaş ve erlere 4 adet dolu, 1 adet boş şarjör
verilmektedir. Ayrıca, Çavuş Ramazan Yelin olayın faili olan ve
intihar eden Piyade Onbaşı Umut Aslanın 7 adım kadar
doğusunda ve nöbet kulübesinin merdiveninin altında bulunduğu da
ifade edilmiştir.
Bir diğeri için de, başlangıçtan itibaren
göğsünden vurulduğu belirtilen Piyade Onbaşı Kadir Yıldızın
bekâr, Kastamonu, 94/2 tertip- sözlü bildirimlerde olduğu gibi, sağ
tarafından tek mermiyle vurulduğu ve o şekilde bulunduğu
belirtilmiştir.
Olayın faili olan ve ilk tespitlere göre diğer
2 erbaş eri vurduktan sonra intihar ettiği anlaşılan Piyade
Er Umut Aslanın -94/3 tertip, bekâr, Malatya- ölüm şeklinin, sözlü
raporlarda da bildirildiği gibi, sol çene altında mermi giriş
deliği, sol baş kısmında mermi çıkış
deliği olduğu; çelik başlık içinde giriş deliği,
sol çıkışında çıkış deliğinin
bulunduğu
Yüzükoyun yatar vaziyette, G3 piyade tüfeği emniyeti
açık olarak diğerlerininki kapalı, bununki açık olarak-
vücudunun altında sağ başparmak tetikte olacak şekilde
bulunmuştur. Ayrıca, erin G3 piyade tüfeğinin atım
yatağında mermi bulunduğu, tüfeğe takılı
şarjörde 3 mermi olduğu, çelik yeleğinde de 3 adet dolu
şarjör bulunduğu, boş şarjör içi bulunmadığı
belirtilmiştir. Ayrıca, erin rehberlik, danışma merkezi
kayıtlarının bizzat bölgeye giden 7nci Kolordu
Komutanlığı Askerî Savcısı tarafından da
incelendiği -bu rapor da tamamlandığında kamuoyuna
açıklanacaktır- herhangi bir olumsuz tespitin
bulunmadığı, sıralı komutanları ve
arkadaşları tarafından da bilinen bir sorununun olmadığı,
bununla birlikte nöbet mahallinde bulunan cep telefonunda olaydan önce kız
arkadaşı tarafından terk edildiğine dair bir mesaj
bulunduğu bilgisi alınmıştır. Bana verilen bilgi
budur. İleride savcılık soruşturması
tamamlandığında da sayın vekilimiz, aynı şey hem
kamuoyuna hem de sizlere iletilir; birinci husus bu.
Bir diğer sayın vekilimizin Paralı ordu,
paralı askerlikle ilgili bir planlama var mı? şeklindeki
sorusu
Bu, profesyonel ordu, profesyonel askerlik şeklinde
anlaşılsa daha iyi olur diye düşünüyorum. Şu anda bizim
Silahlı Kuvvetlerimizin mevcutlarını söylemek istiyorum. Şu
anda Silahlı Kuvvetlerimizin mevcutları:
Profesyonel ordu toplamı
Bu
saydığımın içerisinde, birincisinde Jandarma ve Sahil
Güvenlik hariç, ikincisinde Jandarma ve Sahil Güvenlik de dâhil olarak
vereceğim. Profesyonel personel toplamı: Kara Kuvvetleri, Deniz
Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri Komutanlığının toplamı
152.719; bunlara Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik
Komutanlığını da eklediğimizde profesyonel personel
toplamı 223.812. Birinci husus bu, bunlar profesyonel olanlar.
Bir de yükümlü olan erbaş ve erler var. Yine Kara
Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı kapsamında
olanların sayısı 276.413; buna Jandarma Genel
Komutanlığındaki 122.568 ve Sahil Güvenlik
Komutanlığında olan 1.825i de koyduğumuzda 400.806 da
yükümlü personel var. Toplam askerî personel -yani profesyonel artı
yükümlülerle birlikte, Jandarma ve Sahil Güvenlik de dâhil- 624.618. Yani
profesyonel, yaklaşık üçte 1inden fazla tutuyor.
Silahlı Kuvvetlerimizin genel
anlayışı ve yaklaşımı: Biz profesyonel
askerliğe geçmeyi şu anda düşünmüyoruz. Doğru olanın,
ideal olanın böyle karma bir sistem olduğunu düşünüyoruz. Biz
bunu söylüyoruz ama gerek Hollanda Savunma Bakanıyla
yaptığım görüşmede gerekse de Almanya Savunma
Bakanlığıyla yaptığım görüşmede söyledikleri
husus şudur: Bu zorunlu askerliği biz de yapmak isterdik, henüz de
kaldırmadık, askıya
aldık. diyorlar. Bakın, tabir aynen budur. Neden? Askere
çağırdığımız insanlar ihtiyacımızı
karşılayacak kadar değil yani genç nüfus yok. Türkiyedeki
nüfus artış hızı yavaşlıyor. Eğer ileride
Biz de böyle işte çağırıyoruz. Arkadaşlarım
sordu: Genelkurmay Başkanlığımızın görüşü
nedir? Biraz sonra onu da söyleyeceğim. Genelkurmay Başkanlığımız
da Benim ihtiyacım var, asker gelsin. diyor. İşte, tertip
dönemlerimiz var. Eğer ki nüfus artış hızımız
Gençlerimiz olmazsa, Genelkurmay Başkanlığımızın
ihtiyacı karşılanamazsa biz de ileriki dönemde istesek de
istemesek de profesyonel askerliğe geçeceğiz çünkü Batının
ulaştığı nokta bu. Türkiyenin de öyle veya böyle, gecikmeyle
birlikte, yönü de Batıdır; Batıya doğru gidiyor, nüfus
artış hızı düşüyor, üniversiteye giden öğrenci
sayısı artıyor. İşte, eğitimden dolayı
üniversite mezunlarında 29 yaşına kadar, yüksek lisans doktora
mezunlarında 35 yaşına kadar tehir ediyoruz. Tehir ettikten
sonra da şu noktaya geliyoruz: 30 yaşından sonra, 35
yaşından sonra, hatta 40 yaşından sonraki insanların
da askerlikte faydalı olamayacağı, dolayısıyla sosyal bir
ihtiyaç hâline gelirse buna da milletvekillerimizin gözünü
kapatamayacağı, toplumun, siyasetin de gözünü
kapatamayacağı bir şekilde
İşte, eskiden kısa
dönem askerlikler vardı uzun dönem yerine, şimdi de bedelli askerlik
olarak getirilmesi uygun olur diye düşündük.
Silahlı Kuvvetlerimizin gerek bedenen desteklenmeye
ihtiyacı var, gerek malen desteklenmeye ihtiyacı var. Bakanlar Kurulu,
Silahlı Kuvvetlerin harbe hazırlanmasından sorumlu birimdir.
Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Silahlı Kuvvetlerin harbe
hazırlanmasından Bakanlar Kurulu sorumludur. Bakanlar Kurulunda
yapılmış olan değerlendirmede Silahlı Kuvvetlerimiz
Öncelikle bedelli askerlik çıkmasa daha iyi olur. diyor, çok net olarak
Çıkmasa daha iyi olur ama toplumsal bir gerçek de var. Eğer böyle
bir talep olacaksa o hâlde sizden ricamız, isteğimiz şudur ki:
Mümkün olduğu kadar yaş düşük olmasın, bedel de çok
düşük olmasın. Yaş düşük olursa çok kimse
katılır, bizim ihtiyacımızdaki o destekleme oranı
düşer. Bedel düşük olduğunda o zaman da daha fazla kişinin
başvurması mümkün olur, o zaman da bizim ihtiyaçlarımız
Mümkünse çıkarmayın ama illaki toplumsal ihtiyaçlarını da
dikkate alarak Bakanlar Kurulunda bir değerlendirme yapacaksanız yani
çok fazla bedel düşmesin, çok fazla da yaş düşmesin ama bunun
yanında bir de şeyi dikkate alırsanız çok uygun olur.
dedi.
Nedir o? Sözleşmeli erbaş. Bakın,
sözleşmeli erbaşla ilgili biz 2011 yılında yasa çıkardık:
Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu. Yani, bizim bu dönemimizden önce,
2011in Mart ayında -bizler, biliyorsunuz, grup olarak haziran ayında
geldik- bizden önceki dönemde çıkarılmış bu yasa
kapsamında sözleşmeli erbaşla ilgili kadro miktarımız
Kara Kuvvetleri Komutanlığımızın 62.585, Deniz
Kuvvetleri Komutanlığımızın 4.251, Hava Kuvvetleri
Komutanlığımızın 5.075 ve Sahil Güvenlik
Komutanlığımızın 144 ve toplam 72.055 kadrosu
olmasına rağmen, çağrıda bulunduk, sözleşmeli
erbaş alıyoruz dedik ve şu anda gelen, temini tamamlanan 4.122
kişi. Yani çağırıyoruz, gelmiyor. O hâlde ne
yapılması gerekir? Şu anki mevcut sözleşmeli
erbaşı alırken diyoruz ki: Askerliğini yapmış
olma şartı var. Askerliğini yaptıktan sonra insanlar buna
başvurursa yedi yıl çalışacak, belli bir aylık ücret
ödenecek, yedi yılın sonunda da bir tazminat ödenecek.
Dolayısıyla orada biraz önce sayın vekilim herhâlde bir
şeyler söyledi, Pek anlaşılamadı. dedi. Ne
anlaşılamadığı ifade edilseydi nasıl
anlaşılması gerektiği de söylenebilirdi. O, basına
yaptığım açıklama değil -genelde hemen hemen
basına pek bir açıklama yapmam- o, Millî Savunma Komisyonunda sorulan
sorulara vermiş olduğum cevaplarla ilgilidir.
Burada da şunu söyledik: Buradaki
sözleşmeli erbaşa askerliğini bitirdikten sonra gelenlerin
sayısı az olduğundan Genelkurmay
Başkanlığının şöyle bir talebi var: O hâlde
askerliğini yapmamış olanları da sözleşmeli erbaş
kapsamında çağıralım, onlardan da bir talep edelim. Ola ki
gelirse belli bir eğitimden sonra bunları da sözleşmeli
erbaş olarak -ilk dönem sözleşmesi üç yıl, daha sonra dört
yıl yani yedi yıla kadar- çalıştıralım. Orada ücret
açıklaması vardı ve yedi yılın sonunda alacağı
tazminata ilişkin açıklama vardı.
HALUK EYİDOĞAN (İstanbul)
Yani, bu bedelliden gelecek meblağı oraya yansıtacak
mısınız?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET
YILMAZ (Sivas) Yok, hayır, onu da söyleyeyim.
Bununla ilgili olarak yine Bakanlar
Kurulumuzda şöyle bir değerlendirme yapıp
Bir hususu daha
söyleyeyim: Şu anki mevcut Genelkurmay Başkanımız -Allah
için görevinin hakkıyla bilincinde- kendi arkadaşlarının,
işte bu en zor dönemde
Bu, hepimizin ordusu. Hiçbir ayrım
gözetmeksizin
Bakın, biz burada hepimiz rahat rahat konuşuyorsak,
güvenliğimiz sağlanıyorsa o güneydoğuda, doğuda
herkes
Hatta, ben şunu da söyledim Komisyonda: Eğer bizim askerimize
taş dahi atılıyorsa onlara bu taş atma güvenliğini ve
özgürlüğünü veren yine bizim Mehmetçikimizin o sınırda
sağladığı güvenliktir. DAİŞ terör örgütünün
olduğu yerde birisi kalksın da onlara bir taş atsın. Gidip
atabilirler mi? Hiç atmazlar. Dolayısıyla, bu ülkedeki
özgürlüklerimizi Silahlı Kuvvetlerimiz -hepimizin ortak değeridir-
korumalı. Genelkurmay Başkanı da görevini hakkıyla
yapıyor. Bu geçiş sürecinde, zor davalarda, kendi
arkadaşlarının bu süreci en iyi şekilde, en az hasarla atlatması için hukuk çerçevesi içinde elinden gelen
her şeyi yaptığını, her türlü talepleri gerek
Sayın Başbakana, Cumhurbaşkanına ve ilgili kimselere
aktardığını Millî Savunma Bakanı olarak biliyorum.
Şimdi, Sayın
Genç, Hozatla ilgili Hozatta bir tugayımız var, 3 bine yakın nüfusu
var, gerçekten bu nüfus içinde gösterilmesi gerekir. demişti. Ben de
katılıyorum. Sadece Hozatta değil, birçok yerde bu var.
Bazı illerde, ilçelerde üniversite öğrencilerinin buranın
nüfusuna dâhil olmadığı, bazı yerlerdeki bu askerî
birliklerimizin dâhil olmadığı
Kütahyada da var yani sadece
Hozata ilişkin bir eksiklik değil. Ama, bence, genelde yıl
sonu, aralık ayı sonu itibarıyla nüfus kayıtları
çıkarılıyor. Bizim askerlerin tertip dönemleri de var
aralıkta, ocakta, şubatta, martta. Aralık sonu itibarıyla
Hozatta kim varsa hepsinin oranın nüfusunda gösterilmesinin ve buna uygun
şekilde de İller Bankasından katkı payı
almasının doğru olduğunu söylüyorum. Ha, bunu biz mi
yapıyoruz? İçişleri Bakanlığı Nüfus ve
Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından
yapılıyor. Ama, benim de talebim bunların o nüfusa
kaydolması şeklindedir.
KAMER GENÇ (Tunceli)
Düzeltmeyi ne zaman yapacaksınız?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
İSMET YILMAZ (Sivas) Yani, Bakanlığa ileteceğiz. Tabii,
Bakanlar Kurulunda sorumluluk müşterektir, dolayısıyla
İçişleri Bakanlığı deyip de siz kenara çekilmeyin.
deniliyor, biz de bu konuyu
Talebin doğru olduğunu söylüyorum,
yerine getirilmesi gerektiğini de söylüyorum. İçişleri
Bakanlığına da ileteceğiz.
Yine Uzman jandarma
okullarında geçen sürelerin emekliliğe sayılmasına
ilişkin bir çalışmanız var mı? diye bir soru
vardı. Böyle bir çalışmamız var, inşallah bu okulda
geçen sürelerin de emeklilikten sayılmasını
sağlayacağız.
Bir başka husus:
Yine, bazı milletvekillerimiz dedi ki: Sayın
Cumhurbaşkanımız 19 Kasımda Cezayire giderken Şu
anda konuşulan net bir şey yok. dedi. Ancak ben de oradaydım,
Cezayirde giden şeyde. O başta bazı kaşıyanlar
vardır ama 19 Kasımdaki ifadesi: Şu anda konuşulan net bir
şey yok. Böyle bir durumda Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacı
göz ardı edilemez. Dolayısıyla da Silahlı Kuvvetlerinin
gerek bedele ilişkin gerek yaşa ilişkin gerekse de bu
sözleşmeli erbaşa ilişkin ihtiyacını, taleplerini
dikkate alarak Bakanlar Kurulunda bir değerlendirme, bir çalışma
yapılır. demek istedi. Ve yine Cumhurbaşkanı Bu tip talepleri
sürüncemede bırakmamak lazım, en kısa zamanda neticelendirmek
lazım. demişti.
Ben de bütün grup
başkan vekillerine, bütün partilerimize de teşekkür ediyorum.
Normalde bu 110-120 maddenin içine girmiş ve komisyondan geçmiş bir
madde. Sadece bütçe girdiğinden dolayı 6 Ocak tarihine
kalacaktı. Bu süre içerisinde toplumda daha fazla tartışmaya,
beklentilere, gelecek tertip sevkine yol açık olacaktı, ona da...
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) Benim sorumu
cevaplamadınız.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Yine, bir başkası, sizin sorunuzla ilgili, Diyarbakırda
teröristlerce katledilen astsubayla ilgili... Bununla ilgili incelemeler devam
ediyor. Vazifesini yaparken ölen her kimse bizim için şehittir, onu çok
net olarak söyleyeyim. Allah rahmet eylesin. İncelemeler de devam ediyor.
Bizim için...
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) Orada bir turistik
geziye gitmemiştir.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Tabii, tabii... Yok, yok... Vazifesini yapmak için oradaydı, başka
bir şey için gitmedi; şehittir.
Darbe ve darbe sonrası ilişiği
kesilenlerle ilgili bir çalışmanız var mı? diye...
Aynı talep Sayın Moroğlunun da ilettiği talepti,
Moroğlunun da söylediği husus oydu. Buradaki husus, istisnai olan
husus şuydu: Daha önce yine Türkiye Büyük Millet Meclisi bir kanun
çıkardı, Silahlı Kuvvetlerle ilişiği kesilenlerin
dosyaları incelenmek kaydıyla kamuya dönüşüne yol
açıldı. Ancak buradaki suç şuydu: Yargı yolu kapalı
işlemlerdi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Bakan, bir dakika daha size ek
süre vereceğim.
Buyurunuz.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) Bir
dakika... Sadece bunu söylüyorum.
Dolayısıyla, bu yargı yolu kapalı
olmadan üçlü kararnamelerle -Resen Emekli Edilenler diye kendilerinin de bir
derneği var- resen emekli edilmişler ve idarenin yapılan
işlemleri de yargı denetimine tabi. Bunların birçoğu
yargıya gitti veya gitmedi ama birçoğu da yargıya gitti,
yargı da bunların birçok taleplerini reddetti ki geri dönmedi, zaten
dönseydi problem olmayacaktı. Şimdi, problem şu: Verilmiş
olan yargı kararlarını da ortadan kaldıracak, dikkate
almayacak yeni bir yasal çalışma yapılması gerekir mi
diyerek... Bununla ilgili de üzerinde düşünülmesi gereken...
Sayısının yaklaşık 2 binin altında, 1.800
civarında olduğunu düşünüyoruz, ilave bir çalışma
yapılması gerekir diyoruz. Şu anda
Bakanlığımızda bu konuyla ilgili tamamlanmış bir
çalışma yoktur.
Tabii, Sayın Cumhurbaşkanımızın
açıklaması -belki o bölümde kaldı-
Cumhurbaşkanımızın ifadesi TSKnın da
ihtiyacını göz ardı ederek değil... Bunu ne zaman söyledi?
19 Kasımda söyledi. Bizim askerlerimiz -19 Kasımda söylerken- ne
zaman gitti? 6 Kasım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Sayın Başkanım, son...
Yani, gidenler 6 Kasımda
Cumhurbaşkanımızın bu açıklamasından önce gitti,
ikinci tertip ise 14 Aralıkta gidecek. İşte, bu yasa
çıkınca 14 Aralıkta olanlar bu yasadan faydalanacak. Yani kasım
ayındaki tertiple gidenlerin bir kısmı o açıklamadan önce
gitti, bir kısmı da aralıkta gideceklerinden onlar
faydalanacaklar.
Arz ederim.
MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) Sayın Bakan, o
zaman, Başbakan suçlu, o, 17 Ekimde söyledi.
BAŞKAN Teşekkür ederiz Sayın Bakan.
Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
On dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 00.46
YEDİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 00.56
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem
IŞIK (Erzincan)
-----0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 24üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.
665 sıra sayılı Kanun Teklifinin
görüşmelerine devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Tümü üzerindeki görüşmeleri
tamamlamıştık.
1inci maddeyi okutuyorum:
ASKERLİK KANUNU
İLE SÖZLEŞMELİ ERBAŞ VE ER KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA DAİR
KANUN TEKLİFİ
MADDE 1- 21/6/1927 tarihli ve
1111 sayılı Askerlik Kanununa aşağıdaki geçici madde
eklenmiştir.
GEÇİCİ
MADDE 52- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte her ne sebeple olursa
olsun henüz fiili askerlik hizmetine başlamamış ve 1 Ocak 1988
tarihinden (bu tarih dâhil) önce doğan 1076 sayılı Yedek Subaylar
ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanununa
tabi yükümlüler; istekleri halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten itibaren iki ay içinde askerlik şubelerine veya yurt
dışı temsilciliklerine başvurmaları ve 18.000 Türk
Lirası para veya T.C. Merkez Bankası döviz satış kuruna
göre ödeme tarihindeki karşılığı kadar konvertible
yabancı ülke parasını defaten ödemeleri şartıyla
temel askerlik eğitimine tabi tutulmaksızın askerlik hizmetini
yerine getirmiş sayılırlar.
Her
ne sebeple olursa olsun daha önce bedelli veya dövizli askerlik hizmeti
kapsamından çıkarılanlardan yaş şartını
taşıyanlar, istekleri halinde birinci fıkra hükümlerinden
yararlanırlar.
Bu
uygulama kapsamında ödenecek paralar, Savunma Sanayii Destekleme Fonu
adına T.C. Ziraat Bankası, T. Halk Bankası ve T. Vakıflar
Bankasında açılacak hesaba yatırılır.
Bu
madde hükümlerinden yararlanan yükümlüler hakkında saklı, yoklama
kaçağı ve bakayadan dolayı idari ve adli soruşturma ve
kovuşturma yapılmaz, başlatılmış olanlar sona
erdirilir ve bu suçlara ilişkin kesinleşmiş idari para
cezaları tahsil edilmez.
Bedelin
ödenmesine ilişkin usul ve esaslar Milli Savunma
Bakanlığınca belirlenir.
BAŞKAN 1inci madde üzerinde Halkların
Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Mardin Milletvekili Erol Dora.
Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından
alkışlar)
HDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 665 sıra sayılı
Askerlik Kanunu ile Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 1inci maddesi
üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına söz almış
bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Zorunlu askerlik, ulus devlet ve ulusal egemenlik
kavramlarının uluslararası ilişkilerde asıl
belirleyici olduğu 19uncu ve 20nci yüzyıllara özgü bir
kavramdır. 1990larda tüm dünyada yaşanan değişim ve
İkinci Dünya Savaşı ardından Avrupa devletlerinin
siyasetini de belirleyen soğuk savaşın sona ermesi zorunlu
askerlik konusunda da değişikliklere neden olmuştur. Ayrıca,
1990larda Yugoslavyada yaşanan savaş ve NATO müdahalesi de
artık ülkesel savunmanın başlıca askerî öncelik olmaktan
çıktığını göstermiştir. Bu yüzden, son
yıllarda Avrupa Birliği ülkelerinin bazıları zorunlu
askerlikten vazgeçme yolunu seçerken, tümü de vicdani reddi bir hak olarak kabul
etmiştir.
Değerli milletvekilleri, Türkiyede askerlik
hizmetine geleneksel çerçevede atfedilen önem, ulusal savunma siyasetinin
yaşamsallığına yapılan vurgu ve örneğin okul ders
kitaplarında öğretilmeye çalışılan askerliğin
kutsallığı vurgusu, günümüz evrensel insan hakları ve
yurttaş özgürlükleri çerçevesinde değerlendirildiğinde sorunlu
bir yaklaşımdır. Türkiyede her yıl askerlik çağına
gelmiş binlerce yurttaşın bu zorunluluğu olabildiğince
geciktirmek için çabaladığı, bunun yanında, ekonomik durumu
iyi olan yurttaşların ise bedelli askerlik gibi alternatif muafiyet
düzenlemelerine umut bağladığı bir sır değildir.
Diğer taraftan, özellikle Avrupada zorunlu askerliğin
aşamalı olarak terk edilmeye başlanması, vicdani
retçiliğin tüm Batı ülkelerinde kabul edilmesi, retçiliğin
kabulü yönünde uluslararası kuruluşların Türkiyeye
yaptığı uyarılar, Türkiye Silahlı Kuvvetlerinin
yeniden organize olma yönünde eğilimleri birlikte
değerlendirildiğinde Türkiyede de zorunlu askerlik ve vicdani ret
konularında çağın gerisinde uygulamalardan vazgeçilmesi ve bu
konuda evrensel gelişmeler ışığında
düzenlemelerin yapılması konusunda tartışmaların
arttığını görmekteyiz.
Değerli
milletvekilleri, askerlik tartışmaları ekseninde ciddi
mağduriyetlere sebebiyet veren konulardan biri de vicdani ret meselesidir.
Vicdani ret, kişinin dinî, felsefi, siyasi, ahlaki nedenlerle asker
olmayı ve silah altına alınmayı reddetmesidir.
Dolayısıyla, kişileri vicdani retçi olmaya yönelten çeşitli
nedenler vardır. Bir yurttaş dinî inançları, felsefi, siyasi,
ahlaki düşünceleri nedeniyle silah altına alınmayı
reddettiğinden, savaşlara ve onları yürüten ordulara
karşı olduğundan ya da emir alıp vermeyi
istemediğinden dolayı vicdani retçi olabilir, elbette bu gerekçeler
çeşitlendirilebilir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; günümüzde Avrupa Birliği ülkelerinin
tamamında yurttaşların vicdani ret hakkı yasalarla güvence
altına alınmıştır. Yine bu ülkelerin tamamına
yakınında, yurttaşlara, silah altında askerliğe
alternatif olarak alternatif kamu hizmeti yapma olanağı
tanınmaktadır. Bu ülkelerde vicdani retçiler hastanelerde, sivil
toplum örgütlerinde, eğitim ve hayır kurumlarında, göçmen
bürolarında, rehabilitasyon merkezlerinde, itfaiye ve kurtarma örgütlerinde
ve sair hizmet sunmaktadırlar.
Değerli milletvekilleri,
zorunlu, alternatifsiz ve uzun süreli askerlik uygulamasının
olduğu ülkelerde demokrasinin bireyler ve topluluklar aleyhine
kısıtlandığı açıktır. Başka bir
açıdan, devlet-birey ilişkilerinde devletin kendi talepleri ve
çıkarları için askerliği zorunlu hâle getirmesi bireysel
özgürlükleri kısıtlayıcı bir mantalite içermektedir.
Zorunlu askerlik hizmetinin ana gerekçelerini yaratan koşullar tüm dünyada
dönüşüm geçirmiştir ve bu dönüşüm hâlen yaşanmaktadır.
Bununla bağlantılı olarak zorunlu askerliğin
gerekliliği de tartışılır bir konu hâline
gelmiştir. Birçok ülkede askerlik hizmeti, silahlı kuvvetlerdeki
dönüşümler doğrultusunda yeniden düzenlenmektedir. Bazı ülkeler
profesyonel askerliğe geçerken bir kısım ülkelerde askerlik
süresi kısalmakta, ordulardaki sözleşmeli askerlerin sayısı
göreceli olarak artmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
demokrasinin gelişmesi ve özgürlük taleplerinin yükselmesiyle beraber
devlet-toplum ve devlet-birey ilişkisi de dönüşüm yaşamak
zorundadır. Bu dönüşüm, hak taleplerinin demokrasi ve özgürlükler
lehinde genişlemesi eğilimi göstermelidir. Bu gelişme
eğiliminin önemli bir safhası da askerlik kurumunun yeniden
düzenlenmesi yönünde olmalıdır.
Elbette, bu temelde tartışmalar Türkiye'de de
yaşanmaktadır. Özellikle vicdani ret hakkını açıklayan
yurttaşlarımızın çoğalması ve bu konuda
uluslararası kurumların da taleplerini
yoğunlaştırmasıyla ile beraber Türkiye'nin bu konuda
adım atma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Toplumdan
ve uluslararası kurumlardan gelen bu taleplerin ve isteklerin yanı
sıra ordu içerisinde yaşanan ihlaller de söz konusu zorunlu askerlik
sisteminin çarpıklığını açıkça ortaya
koymaktadır.
Değerli milletvekilleri, askerliklerini yapan genç
yurttaşlarımızın askerlik süresince karşı
karşıya kaldıkları hak ihlalleri de zorunlu askerlik
uygulamasının bir diğer çarpıklığını
ifşa etmektedir. Ordu içerisinde yaşanan ihlallerin
başındaki kamuoyunda şüpheli asker ölümleri olarak bilinen asker
ölümleri, üst kademe komutasının keyfî uygulamaları neticesinde
asker ölümlerine varan şiddet vakaları, psikolojik baskıya maruz
bırakılan askerlerde depresyon ve intihar vakalarının ciddi
seviyelere ulaşması konuları üzerinde önemle
durulmalıdır.
Değerli milletvekilleri, zorunlu askerlik
uygulamasının neden olduğu önemli bir sorun da askerlik
süresince asker yurttaşların ve ailelerinin maruz
bırakıldıkları ekonomik zorluklardır.
Çalışmakta olduğu işini bırakıp askere giden bir
yurttaşın ve eğer evli ise ailesinin veya bakmakla yükümlü
olduğu kimselerin yaşadığı geçim
sıkıntıları önemli sorunlar yaratmaya devam etmektedir.
Silah altına alınan bir yurttaş yasalarda
tanımlandığı şekliyle bir yurttaşlık ödevini
yerine getirmektedir. Buna karşın eşini, çocuklarını
veya bakmakla yükümlü olduğu anne babasının geçimini
sağlamakta iken zorunlu olarak askerlik yapmaya başlayınca
birdenbire bu kişiler gelirlerinden mahrum kalmaktadırlar. Bu
açıdan bakıldığında, yurttaşlık ödevini
yapması zorunlu tutulan bireye karşı devletin sosyal devlet
ilkesinden kaynaklı ödevlerini yerine getirmediği açıkça
ortadadır.
Değerli milletvekilleri, askerlik sistemlerine
ekonomik temelde bakıldığında, veriler üzerinden
yapılan analizler, zorunlu askerliği bir model olarak kullanan
ülkelerin profesyonel ordulara sahip ülkelere göre üretim düzeyi ve ekonomik
büyüme oranı itibarıyla daha geride olduğunu göstermiştir.
Çalışmalar, OECD ülkeleri için zorunlu
askerliğin ekonomik performans üzerinde istatistiki olarak anlamlı
bir negatif etki yarattığı sonucunu ortaya koymuştur. Bu
nedenlerle zorunlu askerlik, uzun dönem için insan ve fiziksel sermaye
birikiminde yarattığı olumsuzluklar nedeniyle en maliyetli
askerlik modeli olarak tanımlanmaktadır.
Mevcut veriler ve görüşler, artan refah düzeyiyle
birlikte, özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde
zorunlu askerliğe karşı direncin ve isteksizliğin
arttığını ve ordulara katılımın yetersiz
olduğunu göstermektedir.
Zorunlu askerliğe karşı
takınılan olumsuz tepki ve isteksizlik Türkiye'de de
artmaktadır. Çeşitli sebeplerle askere alınamayan kitlenin sürekli
büyümesi, bedelli askerlik için artan talep ve beklentiler ve tepkilerin
örgütlü olarak ortaya konulması bu tespiti doğrulamaktadır.
Üzerinde konuştuğumuz kanun teklifiyle yeniden gündeme getirilen
bedelli askerlik konusu da zorunlu askerlik uygulamasının ortaya
çıkardığı krizin hükûmetlerce örtbas edilme ve bu arada
yurttaşlardan haksız bir biçimde paralar tahsil edebilme
çabasından ibaret bir yaklaşımdır.
Türkiye'de bedelli askerlik uygulaması, âdeta, zengin
elit tabakanın çocuklarına, yasalarda yer alan eşitlik ilkesini
ihlal etme pahasına, devletçe sağlanan bir imtiyaz niteliğine
bürünmüş durumdadır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, demokrasi,
özgürlükler, insan hakları gibi evrensel ilkeler doğrultusunda
gelişimini hızlandırmak zorundadır. Silahlı, zorunlu
ve uzun süreli askerlik biçimine alternatif seçenekler geliştirilmeli,
isteyen yurttaşlarımızın farklı kamu hizmet
kurumlarında görev alabilmelerine dönük düzenlemeler
yapılmalıdır. Gelişmiş ülkelerin evrildiği
profesyonel ordu konseptine uygun biçimde sözleşmeli, maaşlı
askerlik uygulaması genişletilmelidir. Uzun vadede zorunlu askerlik
uygulaması tümüyle ortadan kaldırılmalıdır.
Farklı sebeplerle askerlik yapmak istemeyen yurttaşlarımıza
ilişkin vicdani ret hakkı derhâl tanınmalıdır.
Bedelli askerlik gibi ekonomik bakımdan halkın
tamamını kapsamayan, yoksul halkı ötekileştiren
ayrımcı uygulamalardan da bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini
belirtiyor, bu duygu ve düşüncelerle tekrar Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına söz isteyen Koray Aydın, Trabzon Milletvekili.
Buyurun Sayın Aydın. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA KORAY AYDIN (Trabzon) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin
1inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, dün gece, hepinizin
bildiği üzere, Şanlıurfada 3 askerimiz şehit oldu. Bu
haberle birlikte valilik bir açıklama yaptı, Suriye
sınırında bir nöbetçi kulübesinde görev yapmakta olan 3
askerimize PKK ve PYD güçleri tarafından ateş
açıldığını belirten bir açıklama
yayınladılar. Daha sonra bu düzeltildi, PKK ve PYD yerine, kimliği
belirsiz kişiler tarafından yapılan bir ateşle 3
askerimizin şehit olduğu söylendi. Biz, biraz önce bir şehit
ailesinin yakınıyla da görüştük, aile, oradaki asker
arkadaşlarıyla yaptıkları görüşmelerde de buna benzer
ifadeler kullanıyor ve söylüyorlar. Biraz önce soru yöneltilince de
Sayın Bakan herhâlde Genelkurmaydan aldığı bir metni
okuyarak bu konuda bizi aydınlatmaya çalıştı. Elbette
yapılan bu açıklamaya inanmak istiyoruz. Ama
anlaşılıyor ki toplanan bilgiler ve yapılan ilk
açıklamalar ışığında bunun incelenmeye,
soruşturulmaya değer bir konu olduğu anlaşılıyor.
İnşallah askerî savcılığın yaptığı
araştırma neticesinde de bu iş ortaya çıkar, aydınlanır.
Ama benim kanaatim şu: Çözüm sürecine zarar gelmesin diye bir karartma
yapılıyor ve bu gerçekler saklanıyorsa bunun doğru bir
davranış olmadığını özellikle söylemek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, Türkiyenin etrafı
yangın yerine dönmüş. İçimizde de yangın var.
Etrafımıza bakıyoruz Orta Doğu coğrafyası yeniden
şekilleniyor. Suriye, Irak yangın yerine dönmüş. Tek hegemonik
güç bölgeyi şekillendiriyor. Bu yeni şekillenme döneminde de, biz,
oradan kaçanları sanki ağırlamak görevi gibi bir durumla da
karşı karşıyayız. Yani bölgeden
dışlandık. Ne yazık ki bir aya kadar cuma
namazını Şamda kılacakken yıllardan beri Suriyede
süren savaşta saf dışı kaldık. Kurulan denklemin
dışındayız. Hiç kimse bizi dikkate almıyor. Bölgeden
tamamen dışlandık. Sanki rakamsal olarak soldaki sıfır
konumuna düştük. Bizi dikkate alan ve bu konuda bize bir yükümlülük
yüklemek niyetinde olan hiç kimse de yok.
Değerli arkadaşlar, içeride de durum
farklı değil, içerisi de yangın yerine dönmüş. Türkiye
aslında büyük bir sıkıntıyla karşı
karşıya. 6-7 Ekimde yaklaşık 45-50 gün önce yaşadığımız
olayları ne çabuk unuttuk. Bu 6-7 Ekimde yaşanan olaylar neyin
sonucuydu? Yürütülen bir pazarlık, pazarlıkta neyin
konuşulduğu belli değil, kim ne veriyor, kim alıyor bunu
bilen yok. Bu konuda toplumu bırakın, milletvekillerinin bile bir
bilgisi yok, bir dahli yok ve bu pazarlık masasında yürüyen al-ver
tartışmalarından sonra Kobani bahane edilerek Türkiyede çok
büyük olaylar yaşandı, tam 50 insanımızı kaybettik ve
bu olaylar yaşanırken öyle vahim şeyler oldu ki insanların
tüyleri diken diken oldu. Düşünebiliyor musunuz, Hakkâride 2 askerimiz arkadan
gelip enselerine kurşun sıkılarak şehit edildiler.
Diyarbakırda askerimiz, eşi yanındayken yine arkadan
yanaşılarak ensesinden vurularak şehit edildi. Düşünün, bir
insan, yanında eşi varken bir insanı, arkadan üstelik,
kafasına kurşun sıkarak nasıl öldürebilir? Bunu hangi
duyguyla yapabilir? Nasıl bir duyguya kapılır da insan böyle bir
şeyi yapma cesaretini kendisinde bulabilir? Burası Türkiye. Bu
yaşananların bize aktardığı, bize gösterdiği de
şu: Demek ki örgüt pazarlık masasının diğer
tarafına Benimle konuşuyorsun. Bir sürü sözün var, bir sürü vaadin
var. Bunları hayata geçireceksin. Aksi takdirde, karşı
karşıya kalacağın durum budur. diyerek, Kobaniyi bahane
ederek, Türk milletine ve devletine karşı âdeta kafa tutarak böyle
bir organizasyonu hayata geçiriyor.
Değerli arkadaşlar, kendimize gelmemiz için
daha ne olacak Allah aşkına? Yani daha ne yaşarsak kendimize
gelebiliriz? Yani, bu 6-7 Ekimde Türkiyenin karşı karşıya
kaldığı durumdan başka bize daha ne olacak da Türkiyenin
hangi şartlarla, hangi durumla karşı karşıya
kaldığını anlamak için bir sebep olacak? Şunu
unutmayalım: Bu yaşanan olaylar, aslında yapılan bir
işin sonucudur. Siz, askeri kışlaya çekin, valinin emriyle oraya
hapsedin, polisi de karakola kilitleyin, toplumsal olay olursa onlar da
çıksın ara sıra su sıksınlar, sokakları,
şehirleri PKKya teslim edin, onlar yol kessinler. Daha iki gün önce
televizyonda gösteriyordu Diyarbakırda, kimlik kontrolü yapıyorlar,
ehliyet kontrolü yapıyorlar, burnunuzun dibinde, Cizrede özerklik ilan
edilmiş, mahallelerin önüne hendekler kazılmış,
silahlı kişiler nöbet tutuyor ve bunlar İnternet sitelerinde
yayınlanıyor. Bu çözüm süreci denen olayda, devlet gücünün aradan
çekilmesiyle, orada halkla karşı karşıya kalan örgütün Burada
yeni bir yapı kuruluyor, devlet de buradan çekildi
Onun için, bu yeni
kurulacak olan yapıda rol ve pozisyon alma, ihtiyacı duyan halk
örgüte biraz daha yanaşıyor, daha da kitleselleşmesine, kitlenin
daha da büyümesine imkân ve fırsat veriyor.
Değerli arkadaşlar, pazar günü Vanda bir
futbol maçı yapıldı, iki gün önce, Bergamasporlu oyuncu gol
attı, bütün maçlarda gördüğümüz, her zaman
alıştığımız, gol attıktan sonra, sevincini
selam yaparak durduktan sonra o futbolcu ve Bergamasporlu futbolcular linç
edilmekten Van Stadında canlarını zor kurtardılar. Bu
nasıl bir duygu arkadaşlar? Bu, kafalarda oluşmuş olan
bölünme duygusunu açıklayan önemli bir karine değil mi?
Tuncelide örgüt av yasağı ilan etmiş,
buna uymayanları da öldüreceği tehdidiyle toplumu baskı
altına almış.
Bütün bu manzaralar, bütün bu olup bitenler, Türkiyenin,
çözüm süreci altında bölgeden çekilirken, orada devletin
varlığını sıfırlarken geldiği durumu ortaya
koyuyor.
Başbakanımız ne diyor? Kamu düzeni
olmazsa olmazımızdır. Kamu düzeni sağlanmazsa çözüm süreci
olmaz. diyor. Öğleden sonra, günaydın. Sanki on iki senedir
Türkiyeyi başka bir iktidar yönetiyor, sanki on iki yıldan beri
başka bir uydudan insanlar gelmiş de Türkiyenin idaresini
üstlenmişler. Kamu düzeni olmazsa barış olmazmış. Bunu
Sayın Başbakanımız söylüyor.
Değerli arkadaşlar, dün de Apoyla görüşen
heyetteki bir sayın milletvekili Kamu düzeninden biz Hükûmetin
anladığı şeyi anlamıyoruz. diyerek açıklamada
bulundu. Yine, dün, bir partinin genel başkanı da güvenlik
önlemleriyle ilgili getirilecek yasayla ilgili olarak, makul şüpheyle bu
yasa gündeme getirilirse sokaklara çıkacağını söyleyerek
tıpkı Kobanide olan açıklamanın bir benzerini yaptı
yani tehdit etti, kafa tuttu. Sayın Başbakan da bugün cevap veriyor,
Bir yandan barış görüşmesi yapıyoruz, bir yandan da bu
partinin genel başkanı daha önce yaptığını gene
tekrar ediyor, hiç akıllanmamış. diyor. Yani hiç
akıllanmadığını anlamak için bu sözleri söylemesini mi
beklemek lazım?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
KORAY AYDIN (Devamla) Değerli arkadaşlar,
iştah kabarmış, ayran kabarmış, toplumun o bölgesinde
insanlar daha büyük şeyler isteyecek duruma ve konuma gelmişken
barış sürecinden bir gelecek beklemek ham hayalden öteye gitmeyecektir
ve bunun vebali de hem yürütenlere hem de Türkiyeye çok ağır
olacaktır.
Evet, değerli arkadaşlar, aslında kanun
maddesi üzerinde hazırlık yapmıştım,
konuşacaktım ama o kadar çok şey söylendi ki daha bir şey
söyleme gereğini duymadım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
söz isteyen Mustafa Balbay, İzmir Milletvekili.
Buyurun Sayın Balbay. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Yüce Meclisin sayın üyeleri, bugün
Daha
doğrusu 9 Aralıktan 10 Aralığa geçtik. Ben bundan tam bir
yıl önce 9 Aralık akşamı saat 19.00 sıralarında
Sincan Cezaevinden çıkmış, özgürlüğüme kavuşmuş,
10 Aralık günü saat 15.00te de yemin ederek Türkiye Büyük Millet Meclisi
çatısı altında iki buçuk yıl sonra görevime
başlamıştım.
Türkiyede tabii ki
bedelli askerliği konuşuyoruz ama sürekli var olan bir şey var
ki o da bedelli demokrasi. (CHP sıralarından alkışlar)
Türkiyenin demokrasinin çok bedel gerektirmediği, gerçekten demokrasinin
halkla birlikte hakkını vererek yapılabildiği bir ülke
olmasını diliyorum.
Anayasa Mahkemesinin bu
kararından sonra 5 HDPli milletvekili ve 1 MHPli milletvekili de demir
parmaklıkların ardından çıktı ve özgürlüğüne
kavuştu. Şu anda cezaevlerinde 4ü tutuklu, 16sı hükümlü olmak
üzere 20 gazeteci bulunmakta; onların da bir an önce özgürlüğüne
kavuşmasını dilemekteyim.
AHMET YENİ (Samsun)
Anayasa değişikliğine sizinkiler Hayır. demişti;
haberin var mı?
MUSTAFA ALİ BALBAY
(Devamla) Evet, Anayasa değişikliğine
AHMET YENİ (Samsun)
Sizinkiler Hayır. dedi.
BAŞKAN Sayın
Yeni, lütfen
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)
Son dönemi değil mi bunun? Gitsin artık! Daha erken gönderin bunu.
Bitmeden gönderin, erken terhis yapalım bunu ya!
MUSTAFA ALİ BALBAY
(Devamla) Biz daha iyi bir anayasa için mücadele ettik ve şu anda
Anayasa Mahkemesinin nesine Evet. nesine Hayır. diyeni siz daha iyi
izliyorsunuz sayın milletvekili. Şu anda Anayasa Mahkemesi
özgürlüklerden yana bir tutum sergilemekte, biz de bunun devam etmesini
dilemekteyiz. Bugün Anayasa Mahkemesine kimin Evet. kimin Hayır.
dediği de ortadadır. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın
milletvekilleri, ben şu anda bedelli askerlikle ilgili düşüncelerimi,
Cumhuriyet Halk Partisinin düşüncelerini aktarmak üzere
karşınızdayım.
Tabii, Sayın Savunma
Bakanı açıklamalar yaptı ama doğrusu pek çoğu tam da
açıklayıcı olmadı. Şu anda yapacağımız
değerlendirmeleri, Cumhuriyet Halk Partisinin önerilerini de dikkate
almasını dilerim. Her şeyden önce, mademki böyle bir
çalışma başlatıldı, 1 Ocak 1988 değil, bunun 1
Ocak 1989 olması ve şu anda böyle bir haber bekleyen gençlerin de
tam hayata atılma yaşı olan 25 yaş
sınırının da kabul görmesini istiyoruz; birinci
isteğimiz budur.
İkinci talebimiz de,
iki ay çok kısa bir süredir böyle bir şeye hazırlık için.
Benim de çevremde örneğin böyle bir yasa değişikliğine
hazırlıklı olmayan ve ona göre harcama yapmış pek çok
kişi bulunmaktadır, bunun altı aya
çıkarılmasını talep etmekteyiz.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) Her Türk bedelli
asker doğar!
MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) Sayın
milletvekilleri, şu anda bedelli askerlik uygulamasının
Türkiye'de yarattığı en ciddi tartışma
eşitsizliktir. O meşhur Yemen türküsü bu kürsüde de çok sık
tekrarlanmıştır ve Zenginimiz bedel öder, askerimiz
fakirdendir. sözü 21inci yüzyılda da geçerli hâle gelmiştir. Oysa
toplumda belli bir dengenin, belli bir adaletin yaratılması için
sadece zenginin bedel ödediği, fakirin de askere gittiği bir Türkiye
21inci yüzyılda bu bedellerle birlikte daha dengeli bir uygulamaya tabi
tutulabilir.
Sayın milletvekilleri, tabii, gecenin bu saati bütün
arkadaşlarımız görüşlerini söylediler ama ben size iki bin
beş yüz yıl öncesinden, Herodot tarihinden bir anekdot aktarmak
istiyorum. Herodot, o 9 ciltlik, bilinen ilk tarih kitabında
toplumların belli bir toplumsal adaleti nasıl
sağladığını anlatmak için sayın milletvekilleri,
bizim coğrafyamızın biraz güneyinden, Babil şehrinden, Babilden
örnek veriyor. Babile gittiğinde, Herodotun anlattığına
göre
Şöyle başlıyor Herodot: Bu şehirde hiçbir kız
evde kalmazdı -gerçi kadınların çirkini olmaz ama- en kabul
görmeyeni dâhil
Şöyleymiş: Şehrin en güzel kızı kent
meydanında -deyim yerindeyse- görücüye çıktığında
onunla evlenmek isteyen kişi çok yüksek bir bedel ödermiş, sonra
sırayla daha az, daha az, daha az ve devamında da daha az güzel
olanlar için bu kez onunla evlenecek olan erkeğe bedel ödenirmiş.
Böylece o kentte herkes yuva kurarmış. İki bin beş yüz
yıl önce bu akıl edilmiş de biz, bugün, bu bedelli askerlik
parasını ödeyen kişilerin o bedel
karşılığında askere gidenlerle ilgili -ki Cumhuriyet
Halk Partisinin önerisi fakirlerin bedelinin onlardan karşılanması-
gelin, bir adım öteyi ya da Türk Silahlı Kuvvetlerinin taleplerine
karşılık verecek bir başka öneriyi geliştirelim.
Örneğin zorunlu askerliğini yapan kişilerin bütün sigorta bedellerini
buradan karşılayalım.
Benim doğduğum köyde de asker düğünü
denirdi. Belli celplerde 8 kişi, 10 kişi toplu askere giderdi. Gelin,
o kişiler askere gittiğinden bedelli parasıyla örneğin o
köye bir yatırım yapalım. Gelin, o bedelle askerlerin
ailelerine, doğan çocuklarına, bu paraları ileride 18
yaşına geldiğinde kullanmak üzere örneğin- katkıda
bulunalım ve böylece askerliğin de kendi içinde bir anlamı olsun
diye öneriyorum sayın milletvekilleri.
Burada yine bedelli askerlik çerçevesi içinde dengede
tutulabilecek bir başka durum da sayın milletvekilleri; şu anda
Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi içinde bedelli askerlikle ilgili
bazı farklı düşüncelerin olduğu açık. Öyle ki Türk
Silahlı Kuvvetlerinde şu anda mevcut sistemde bile çok ciddi
rahatsızlıklar var. Örneğin 100 bin astsubay olağanüstü bir
dengesizlikten yakınıyor. Bir astsubayın maaşı 1980de
bir yarbaya eşitken bugün üsteğmene eşit. Sayın Savunma
Bakanının bu konuyu dikkate almasını dilerim. Bir emekli
astsubay 1.700 lira alırken aynı yıl emek vermiş bir albay
5 bin lira maaş alıyor. Şimdi siz bütün bu dengesizliklerin
üzerine bir de er ve erbaşların alacakları maaşlarla ilgili
ciddi bir dengesizliği daha gündeme getirmiş olacaksınız.
Yine konu buradan açılmışken süre çok
daraldı ama ayrıca vurgulamak istediğim
Yine son dönemdeki
Balyoz, Ergenekon, askerî casusluk davalarında bir süre hapis
yatmış çıkmış kişilerle ilgili bir kumpas
kurulduğunun bunun bir adaletsizlik olduğunu Adalet ve Kalkınma
Partisinin milletvekilleri de en üst düzeyde dile getirdiler. Onlar da şu
anda çok ciddi hak kayıplarıyla karşı karşıya.
Bunun da dikkate alınmasının
Madem ki şu anda askerlikle
ilgili, Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili bir düzenleme
yapılıyor, bunun da düzeltilmesini talep ediyoruz.
Bir başka altını çizmek istediğimiz
haksızlık da sayın milletvekilleri, gaziler, yaralı ya da
askerden sağlam dönmüş, Koreden, Kıbrıstan dönmüş
gaziler bizim sokaklarda dolaşan canlı
bayraklarımızdır. Onların sorunları ne yazık ki
sadece Gaziler Gününde dile getiriliyor. Çocukları işsizlik sorunuyla
karşı karşıya. Kendileri bir iş
yaratamadıkları için -yaralı olanlar- çocukları
ağır bir sorumlulukla karşı karşıya. Onlara
iş bulmak üzere söz veren devlet, örneğin Koreden,
Kıbrıstan sağlam dönenlerin çocuklarına iş vermem.
diyor. Yani, onlar savaştan sağlam dönme suçu işlemiş
oluyor.
Şu anda, sayın milletvekilleri, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin, gerçekten, kendi içindeki bu tartışmalar
kurumsal güvenirliğini de zedelemektedir. Devlet, kurallar ve kurumlar
üzerinde durur. Bugün ne yazık ki -süre dar olduğu için fazla
giremeyeceğim- yargının içi boşaltıldı
-Sayın Maliye Bakanı da biraz önce buradaydı, sanıyorum
bütçe izni istedi- Maliyenin içi boşaltıldı ve şu anda Türk
Silahlı Kuvvetlerinin de bu tür tartışmalarla kurumsal
özelliği zedelenmektedir. Bütün bunların düzeltilmesi, bu
dengesizliğin giderilmesi yerine, bu düzenlemeyle birlikte, bedelli
askerlik ve er, erbaş uygulamasıyla birlikte bir dengesizlik daha
gündeme gelmiş olacak sayın milletvekilleri.
Bütün bunların dikkate alınmasını
diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Soru-cevap işlemi yapılacaktır.
Sayın Işık, buyurun.
ALİM IŞIK (Kütahya) Sayın Bakanım,
biraz önce sorduğum soru üzerine yaptığınız
açıklama için teşekkür ediyorum. Bu açıklama üzerine askerin
ailesi bir kez daha yıkılmış durumda. Çocuğu şehit
olduğu söyleniyor ama şehit olduğuna dair bir belge yok, resmî
açıklamalar bunun bir kaza olduğunu söylüyor. Şimdi, görev
başında gerek cinnet geçirildi, vuruldu gerekse başka bir yerden
gelen kurşunla vuruldu, bu asker neden şehit sayılmıyor?
Bununla ilgili ne yapılabilir? Birinci sorum bu.
İkincisi de, yıllardır Mehmetçik
Vakfından yardım alan birçok gazinin son bir yıl içerisinde bu
yardımlarının kesildiği, birçoğunun
raporlarının yeniden Millî Savunma Bakanlığına
görüş verilmek üzere gönderildiği, dolayısıyla yeni bir
mağduriyetin ortaya çıktığı bizlere ulaştı.
Bu konuda bu mağduriyetin giderilmesi için bir çalışmanız
var mı? Nasıl bir çözüm bulmayı düşünüyorsunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Hamzaçebi
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sorum şu: 30 Kasım 2011 tarihinde kabul
edilerek yürürlüğe giren 6252 sayılı Kanunun bedelli askerlik
düzenlemesi kapsamında başvuran kişi sayısı
kaçtır? Ödedikleri bedel nedir? Ödenen bu bedel -yasanın amir hükmü
olan- şehit yakınlarına, gazilere, özürlü, engelli
vatandaşlarımıza, vazife malullerine ödenmiş midir, onlar
için harcanmış mıdır? Bu saydığım alanlara,
gruplara yapılan ödemelerin toplam tutarı nedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Bulut
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) Sayın
Bakanım, uzman erbaşlar altmış gün rapor
aldıkları takdirde sözleşmeleri feshediliyor ve meslekten
menediliyorlar. Bir gün ceza alırlarsa -disiplin suçu- yine
sözleşmeleri feshediliyor ve meslekten atılıyorlar. Böylesine
katı kurallar içerisinde diğer rütbelilerle bir arada aynı
işi yapan bu personelin haksızlığa
uğradığına inanıyor musunuz? Bunun çözümü için
herhangi bir çabanız var mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Güler
BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) Sayın Bakan,
Mamak Askerî Cezaevinde Albay Necmi Yıldırım çok uzun
zamandır tek başına yatıyor. İstanbul askerî
şantaj davasından kalan bildiğim kadarıyla tek tutukludur.
43 mağdur subay var. Bu davanın durumunu izliyor musunuz? Necmi
Yıldırım Albayın tek başına tutuklu
olmasını nasıl açıklayabiliriz?
İkinci sorum da, hak
ihlalleri bakımından paralı askerlik rejimi ile zorunlu askerlik
rejimi kıyaslaması elinizde var mıdır? Aralarında
nasıl bir fark var?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür
ediyorum.
Sayın Özgündüz
ALİ ÖZGÜNDÜZ
(İstanbul) Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
bildiğiniz gibi, geçen sene yılbaşında İncirlik Üssündeki
mescide Amerikalı askerler girerek oradaki mihrabı tahrip ettiler ve
camiye saygısızlık girişiminde bulundular. Daha önce
sorduğum soruda, bu konuyla ilgili idari bir soruşturmanın
başladığını belirtmişsiniz. Bu soruşturma
sonuçlandı mı? Ne gibi işlemler yaptınız?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN
Teşekkür ediyorum.
Sayın Bal
FARUK BAL (Konya) Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakana sorum
şu: Ordunun önemli hizmetlerinden bir bölümünü uzman er ve erbaşlar
yapmaktadırlar, astsubaylar yapmaktadırlar. Bunlar ekonomik ve sosyal
hakları itibarıyla çok ciddi zorluklarla karşı karşıyadırlar.
Doğal olarak, hayatlarını idame ettirebilmek için girmiş
oldukları askerlik hizmetinden soğumakta ve ayrılma
noktasında, istifa noktasında kararlı bulunmaktadırlar.
Bunların durumlarının iyileştirilmesine ilişkin bir
çalışmanız var mı? Varsa bunun zamanlaması hakkında
bilgi verir misiniz?
Diğer taraftan,
bedelli askerlikle ilgili olmak üzere, 1/1/1989 tarihi itibarıyla genel
bir talep bulunmaktadır. Bunun süresinin bir yıl daha genç olan
yükümlülere uygun hâle getirilmesi mümkün müdür?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, buyurun.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
İSMET YILMAZ (Sivas) Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Balın,
öncelikle, uzman erbaş, astsubaylarla ilgili, işte,
sıkıntılar var
Muhakkak ki sıkıntılar var çünkü
hiç kimse kendi bulunduğu durumun bir adım daha ilerisi
olmasını
Çünkü, başkalarına da bakarak
kıyaslıyor. Ama, geldiğimiz andan itibaren hem uzman
erbaşlarda hem astsubaylarda hem de subaylarda, her alanda Türkiye'nin
bütçesinin imkân verdiği ölçüde iyileştirmeyi yaptık, yapmaya da
devam ediyoruz. Hatta, Komisyonda geçen 110 maddelik, bu millî mayın
merkezinin kurulmasına ilişkin kanunda da 19a yakın kanunda
değişiklik yaptık. O yapmış olduğumuz kanunlarda
da birçok iyileştirmeler var. Vaktimiz izin verir mi bilmiyorum ama
bunlardan şu anda önüme gelen, mesela, astsubayların özlük
haklarına ilişkin yapılan değişiklikler:
Astsubayların birinci derecenin dördüncü kademesine ilerleyebilmesine
imkân tanıyan kanun tasarısı geçen yasama döneminde
yasalaştırıldı. Son bir yıllık sürede iç güvenlik
harekât bölgesindeki personelin tamamı ile diğer bölgelerden makam ve
rütbesi itibarıyla taşıdığı sorumluluğu,
eğitimi, üstlendiği görevin riski, zorluk derecesi ve personelin
ihtisası gibi hususlar da göz önünde bulundurularak seçilen personelin
tazminatlarında kısmi artışlar
sağlanılmıştır. Bu kapsamda, iç güvenlik faaliyeti
icra edilen bölgelerde görevli personele verilmekte olan operasyon
tazminatı aylık 567 lirayla ilgili olarak tazminat verilen personel
ve birlik sayısında artış yapılmıştır.
Birinci derece kritik illerde -Hakkâri, Şırnak, Siirt, Hatay gibi-
görev yapan personele hâlen ödenmekte olan 567 Türk lirası operasyon
tazminatına ilave olarak tüm subay, astsubay, uzman jandarma, uzman
erbaş ve sözleşmeli erleri de kapsayacak şekilde, tabur ve
aşağı seviyedeki hudut birlikleri, operasyon icra eden tabur ve
aşağı seviyedeki birlikler ile ilçe jandarma komutanlıkları
ve bağlı karakollardaki personele aylık sabit 677 lira, kritik
illerde operasyon icra eden diğer birlikler ile havacılık
unsurlarına, operasyona iştirak edilen günle orantılı
olarak günlük 11 ila 43 Türk lirası ilave operasyon tazminatı
ödenmesine başlanmıştır.
Yine, emsallerine göre daha zor şartlarda görev
yapanları ve mesleki gelişim için personeli teşvik etmek,
mahrumiyet bölgelerinde görev yapanlar ile risk seviyesi yüksek görevlerde
bulunanları teşvik etmek maksadıyla astsubay üst karargâh
hizmetleri eğitimi alan astsubaylara, belediye sınırları
dışındaki jandarma karakol komutanlıklarındaki görevli
astsubaylara, patlayıcı madde imhası görevinde çalışan
astsubaylara ilave tazminat verilmesi sağlanmıştır.
Yine, 2629 sayılı Kanun kapsamında uçucu,
paraşütçü, dalgıç, kurbağa adam gibi niteliklere sahip
astsubayların tazminatlarında ortalama yüzde 5 ila yüzde 20
oranında artış yapılmıştır.
Bölücü terör örgütüyle yapılan mücadele
sırasında çatışma, pusu, baskın, yol kesme gibi
olaylar sırasında kaybolup akıbeti uzun süre
açıklığa kavuşturulamayan, terör örgütü eline geçen veya
bir süre örgüt elinde tutularak serbest kalarak Türk Silahlı Kuvvetlerine
geri dönen personelin, hizmet sürelerinin hesaplanmasında ve özlük
haklarının verilmesinde iyileşmeler sağlanmıştır.
Ayrıca, emekli subay, astsubay, uzman jandarma ve
uzman erbaşlardan makam ve görev tazminatı almayanlara aylık 100
Türk lirası verilmesi, 5434 sayılı Emekli Sandığı
Kanununda yapılan değişiklikle daha önce Millî İstihbarat
Teşkilatı ve Emniyet Hizmetleri sınıfına mensup
olanlar alıyordu, mahalle bekçilerine ödeniyordu, şimdi, her ay
ödenmekte 100 Türk lirasının makam tazminatı almayan subay,
astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaş emeklilerine ödenmesi
sağlanmıştır.
Tabii, uzman erbaşlarla ilgili yine böyle
yazılı olarak da size verebilirim. Uzman erbaşlar için de yine
son bir yıllık dönemde personelin makam ve rütbesi itibarıyla
taşıdığı sorumluluğu, eğitimi,
üstlendiği görevin riski, zorluk derecesi ve ihtisası gibi hususlar
da dikkate alınarak tazminatlarda iyileştirmeler
yapılmıştır. Buna göre, iç güvenlik faaliyeti icra edilen
bölgelerde görevli personele verilmekte olan operasyon tazminatı
aylık 610 lira ile ilgili tazminat verilen personel sayısında ve
birlik sayısında artış yapılmıştır.
Yine, birinci derecedeki illerdeki 610 lira operasyon tazminatına
ilave olarak tüm subay, astsubay, uzman jandarma, erbaşları da
kapsayacak şekilde karakollardaki aylık hudut birliklerine 628 lira;
yine, kritik illerde havacılık unsurları dâhil günde 11 ila 46
TL; yine, emsallerine göre risk seviyesi yüksek görevlerde bulunanlara da
patlayıcı madde imhası görevinde çalışan personele
ilave tazminat verilmesi de sağlanmıştır.
Yine bu kapsamda uçucu, paraşütçü, dalgıç,
kurbağa adam gibi niteliklere sahip personelin tazminatlarında yüzde
5 ila 20 oranında artış yapılmıştır.
FARUK BAL (Konya) Sayın Başkanım, ben bu
soruyu sorduğuma pişman oldum. Diğer arkadaşlarıma
cevap vermesini engelledim Sayın Bakanın ama çok zeki bir cevap
verdi.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
İSMET YILMAZ (Sivas) Sayın Başkanım, bundan sonra da devam
eder ama cevap veremediklerime yazılı olarak vereceğimi de
belirteyim.
FARUK BAL (Konya)
Sayın Bakan, bunları ben biliyorum da uzman olan kişiler
orduevine niye giremiyor?
BAŞKAN
Teşekkür ediyorum.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
ALİM IŞIK
(Kütahya) Önergeler var, önergeler var Sayın Başkan.
BAŞKAN -
Kabul
edilmiştir.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Önergeler var Sayın Başkan.
MEHMET DOĞAN KUBAT
(İstanbul) Sayın Başkan, önergeler var.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)
Başkan, jet Başkan, frene bas Başkan.
MAHMUT TANAL
(İstanbul) Bence uykusuz hâlde bu iş olmuyor Başkan.
BAŞKAN
Düzeltiyorum, madde üzerinde dört önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
2/2512 esas numaralı Askerlik Kanunu ile Sözleşmeli Erbaş ve Er
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
1inci maddesindeki 1 Ocak 1988 ibaresinin 1 Ocak 1989 olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mustafa
Moroğlu Orhan
Düzgün İlhan
Demiröz
İstanbul Tokat Bursa
Sedef
Küçük Özgür
Özel
İstanbul Manisa
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı
Kanun Teklifinin Çerçeve 1.maddesiyle 1111 sayılı Askerlik Kanununa
eklenen Geçici Madde 52.maddenin 2.fıkrasından sonra gelmek üzere
aşağıdaki fıkranın eklenmesini, diğer
fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
Ahmet
Aydın Mehmet
Doğan Kubat İsmail
Tamer
Adıyaman İstanbul Kayseri
Ramazan
Can Mustafa
Ataş Harun
Karaca
Kırıkkale İstanbul İstanbul
Mustafa
Gökhan Gülşen Bülent
Turan Bayram
Özçelik
Kastamonu İstanbul Burdur
"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
önce sağlık sebebiyle haklarında verilen askerliğe
elverişli olmadıklarına dair kararlardan dolayı askerlik
hizmetinden muaf tutulanlar da, istekleri halinde yaş şartı
aranmaksızın birinci fıkra hükümlerinden
yararlanırlar."
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 665 sıra sayılı
Kanun Teklifinin 1inci maddesi ile 1111 sayılı Askerlik Kanununa
eklenmesi öngörülen Geçici Madde 52nin 1.fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini 3.
fıkrasında geçen paralar ibaresinden sonra gelmek üzere şehit
aileleri ve gazilerimiz için harcamak üzere ibaresinin eklenmesini arz ve
teklif ederiz.
Edip
Semih Yalçın Alim
Işık Lütfü
Türkkan
Gaziantep Kütahya Kocaeli
Mustafa
Kalaycı Ahmet
Duran Bulut Yusuf
Halaçoğlu
Konya Balıkesir Kayseri
Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte her ne
sebeple olursa olsun
henüz fiili askerlik hizmetine
başlamamış, 1 Ocak 1988 tarihinden önce doğan 1076
sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu ile 1111
sayılı Askerlik Kanununa tabi yükümlüler; istekleri hâlinde bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren sekiz ay içinde askerlik
şubelerine başvurmaları veya yurt dışı
temsilciliklerine başvurmaları veya yurt dışı
temsilciliklerine başvurmaları ve,
1- Yıllık geliri 14 bin TL'nin altında
olan vatandaşlarımızın bu uygulamadan bir defaya mahsus
olmak üzere muaf tutulması şartıyla,
2- Yıllık geliri 14 bin TL'nin üstünde
olanlardan taksitlendirme talep edenlerin 15.000 TLlik bedeli vaat edilen
tarih aralıklarında ödemeleri koşuluyla 21 günlük temel askerlik
eğitimine tabi tutularak askerlik hizmetini yerine getirmiş
sayılırlar.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 2/2512 esas numaralı Teklifin
1 inci maddesi ile 1111 sayılı Askerlik Kanununa eklenmesi öngörülen
Geçici 52 nci maddenin birinci fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
Mustafa Moroğlu Faik
Tünay Tolga Çandar
İzmir İstanbul Muğla
Ali Demirçalı Orhan
Düzgün Mustafa Ali Balbay
Adana Tokat İzmir
"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte her
ne sebeple olursa olsun henüz fiili askerlik hizmetine
başlamamış ve 1 Ocak 1989 tarihinden (bu tarih dahil) önce
doğan 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu
ile 1111 sayılı Askerlik Kanununa tabi yükümlüler; istekleri hâlinde
bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde
askerlik şubelerine veya yurtdışı temsilciliklerine
başvurmaları ve;
a) Yıllık
gelir toplamı 14.000 Türk Lirasından (14.000 Türk Lirası dahil)
az olanların veya hiç geliri olmayanların herhangi bir bedel
ödememeleri,
b) Yıllık
gelir toplamı 14.001 Türk Lirası ve daha fazla olanların 18.000
Türk Lirası para veya T.C. Merkez Bankası döviz satış
kuruna göre ödeme tarihindeki karşılığı kadar
konvertible yabancı ülke parasını defaten ödemeleri
şartıyla temel askerlik eğitimine tabi tutulmaksızın
askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılırlar.
Gelir tespitinde yükümlülerin beyanları esas
alınır. Yapılacak inceleme ve denetlemelerde gerçeğe
aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenlere zorunlu askerlik
hizmeti yasal süresi üzerinden yaptırılır."
BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ
KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) Katılamıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN Hükûmet katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Katılmıyoruz Başkanım.
BAŞKAN Önerge üzerinde söz isteyen Faik Tunay,
İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Tunay.
FAİK TUNAY (İstanbul) Sayın Başkan,
saygıdeğer üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, benden önce kürsüye çıkan hatipler her
şeyi çok detaylı bir şekilde anlattılar ama gerçekleri
söylemek adına, bir uzlaşma aramak adına ve bu bedelli yasa
teklifinden yararlanacak ve gecenin bu saatinde bizleri izleyen binlerin sesine
bir kere daha kulak vermek adına ve onların
haklılıklarını savunmak adına, kayıtlara geçmesi
adına doğruları bir kere daha söylemenin faydalı
olduğunu düşünüyorum.
Şimdi, bugünkü bedelli yasa teklifini
konuşmadan önce, aslında 2011 seçimlerinde hepimizin milletvekili
seçildiği dönemde Cumhuriyet Halk Partisi olarak seçim beyannamemize
koyduğumuz bir bedelli teklifi vardı. O teklif de çok hakkaniyetli,
adil bir teklifti fakat o zaman iktidar olarak sizler buna karşı
çıktınız ve dönem dönem milletvekillileri televizyon
programlarına, tartışma programlarına
çıktığı zaman, parası olmayanların askerlik
yapmaması gerektiğini, parası olanların sadece bu haktan
yararlanmasının bir eşitsizlik, adaletsizlik olduğunu
söyledi ve Cumhuriyet Halk Partisinin bu teklifini tabiri caizse yerden yere
vurdunuz. 2011 seçimlerinde hepimiz milletvekili seçildik, sadece altı ay
sonra, bir defaya mahsus olmak üzere otuz yaşını
dolduranların 30 bin lira bedelle bedelli askerlik yapmasını
sağlayan yasayı geçirdiniz. O günlerde Cumhuriyet Halk Partisi seçim
bildirgesinde de yine aynı şeyleri söylüyordu, belli gelir grubunun
altında yer alan insanların bedelsiz olarak bu haktan yararlanmasını
savunuyordu, bugün de aynı şeyleri söylüyor.
Bakın, bugün bizim önergemiz aslında bir
uzlaşma önergesi, muhalefet olarak karşı çıkmak,
iktidarın olumlu attığı adımları engellemek
adına verilmiş bir önerge değil. Bu, iktidarıyla
muhalefetiyle hak sahiplerinin gerçek anlamda adil bir şekilde bu haktan
yararlanması için verilmiş bir önerge. Nedir? Biraz önce de söyledim,
benden önceki hatiplerin hepsi bunu vurguladılar ama bir kere daha
vurgulamakta yarar var. Birincisi, sosyal medyada olsun, kamuoyunda olsun
yaşla ilgili çok ciddi problemler var. Gecenin bu saatinde bile hepimize
gelen mailler var, telefonlar var, sosyal medyadan gelen mesajlar var. Bizim
verdiğimiz önerge çok net ve açık: 1 Ocak 1989 tarihinde
doğanlardan önce ve bu tarihte doğanlar dâhil bu yasa teklifinin bunları
kapsamasını istiyoruz
İkincisi, bu rakamlar
TÜİKin rakamlarıdır, yoksulluk sınırı olan 14
bin TLnin altında gelire sahip olan insanların bu haktan, bu yasadan
bedelsiz olarak yararlanmasını istiyoruz ki bu, hepimizin sanıyorum
onaylayacağı ve doğru bulacağı bir önergedir. Neden?
Hepimiz konuşurken, bu kürsüden veya çeşitli yerlerde,
televizyonlarda konuşurken ne diyoruz? Anayasa diyoruz, Anayasaya
atıfta bulunuyoruz. Anayasanın 2nci maddesi çok açık bir
şekilde Türkiye Cumhuriyeti devleti laik, sosyal hukuk devletidir.
diyor. Eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti bir sosyal devletse, eşitlik
varsa, adalet varsa, sosyal devletin o koşullarından bir tanesi gelir
seviyesinin altında olan insanların, 14 bin TLnin altında
gelire sahip olan insanların bundan bedelsiz olarak yararlanması.
Bunu getiriyoruz. Buna sanıyorum hiçbiriniz kendi
vicdanlarınızda karşı
çıkmayacaksınızdır.
Üçüncüsü, önergenin en
önemli maddelerinden bir tanesi de şu: Süresini iki ay olarak
koyuyorsunuz, biz diyoruz ki: 18 bin TL belki ilk başta çok büyük bir
rakam olarak gözükmeyebilir ama Türkiye şartlarını
düşündüğünüz zaman bazı insanlar için, çok insan için hatta bu
çok büyük bir rakam. O yüzden, insanların kimileri kredi çekecek, kimileri
borç alacak; bu parayı temin etmeye çalışacaklar. Biz de Cumhuriyet
Halk Partisi olarak diyoruz ki: İki ayla sınırlı
tutmayalım, bunu altı aya çıkaralım. Ama maalesef
gördüğümüz şu ki: Hakikaten bu haktan yararlanmak isteyen
insanların menfaatine dokunan, hakkaniyet ölçüsüne sahip olan bu
önergemizin de bu tekliflerimizin de kabul edilmediğini görüyoruz.
Şimdi, tabii, bunlar, bu insanların, bu haktan
yararlanmasını isteyen insanların yanında olan,
doğruları söylemeye çalışan bizleri üzüyor. Şöyle
düşünüyoruz: Muhalefetin verdiği her şey, verdiği her
önerge, verdiği her yasa teklifi acaba sırf muhalefetten geliyor
diye mi reddediliyor? Yani burada Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket
Partisi, HDP hep iktidarın reddinde mi, iktidarın istemediği
şeyleri mi veriyor da acaba verdiğimiz her şey sizin
tarafınızdan reddediliyor diye düşünüyoruz. Şimdi, ben
eminim ki siz de kendi vicdanlarınızda bu verdiğimiz tekliflere
hayır diyemezsiniz ama maalesef, muhalefetten geldiği için bunlar
kale alınmıyor.
Bir diğer önemli
nokta, çok fazla konuşulmayan bir nokta daha var, o da, 2011
yılında bedelli yasa teklifini çıkardığınız
zaman yurt dışında yaşayan insanların 10 bin euro
bedelle bu haktan yararlanacağını söylemiştiniz fakat
tartışmalar olduktan sonra o zaman Sayın Başbakan, bugün
Sayın Cumhurbaşkanı bu bedelin yüksek olduğunu ve 6 bin
euroya düşürüleceğini söyledi ve Bakanlar Kurulundan bu kararın
çıkacağını, 4 bin euronun da hak sahiplerine iade
edileceğini söyledi. Ama, aradan geçen üç yıla rağmen bu hak
sahiplerine de, bu parayı verenlere de bu bedelleri geri ödenmedi.
Onun için diyoruz ki: Gecenin bu saatinde, hepimiz,
vatandaşlarımız için, onların hakkaniyeti için adil bir
şekilde bir yasa teklifini görüşüyoruz. Gelin, Cumhuriyet Halk
Partisi olarak verdiğimiz bu önergeye sahip çıkın, bizi izleyen
binlerce insanı ve gözü kulağı burada olan insanları mutlu
edelim. Sırf muhalefetten geldiği için bu teklife, bu önergeye
karşı çıkmayın, bunu el birliğiyle, bir uzlaşama
içerisinde bu yüce Meclisten geçirelim diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 665 Sıra Sayılı Kanun
Teklifinin 1 inci maddesi ile 1111 sayılı Askerlik Kanununa eklenmesi
öngörülen Geçici Madde 52'nin 1. fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, 3.
fıkrasında geçen paralar, ibaresinden sonra gelmek üzere şehit
aileleri ve gazilerimiz için harcamak üzere ibaresinin eklenmesini arz ve
teklif ederiz.
Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte her ne
sebeple olursa olsun henüz fiili askerlik hizmetine başlamamış,
1 Ocak 1988 tarihinden önce doğan 1076 sayılı Yedek Subaylar ve
Yedek Askeri Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanununa tabi
yükümlüler; istekleri halinde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren sekiz ay içinde askerlik şubelerine başvurmaları veya
yurt dışı temsilciliklerine başvurmaları ve,
1-
Yıllık
geliri 14 bin TL'nin altında olan vatandaşlarımızın bu
uygulamadan bir defaya mahsus olmak üzere muaf tutulması
şartıyla,
2-
Yıllık
geliri 14 bin TL'nin üstünde olanlardan taksitlendirme talep edenlerin 15 000
TLlik bedeli vaat edilen tarih aralıklarında ödemeleri
koşuluyla 21 günlük temel askerlik eğitimine tabi tutularak askerlik
hizmetini yerine getirmiş sayılırlar.
Edip Semih
Yalçın (Gaziantep) ve arkadaşları
BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ
KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) Katılamıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN Hükûmet katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Katılmıyoruz Başkan.
BAŞKAN Önerge üzerinde söz isteyen Alim
Işık, Kütahya Milletvekili.
Buyurun Sayın Işık. (MHP
sıralarından alkışlar)
ALİM IŞIK (Kütahya) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 665 sıra
sayılı Kanun Teklifinin 1inci maddesi üzerinde vermiş
olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu madde bedelli tezkere
maddesi. Bedelli askerlik demiyorum. Çünkü, bedelli askerlik olabilmesi için
bu insanların kışlaya gidip o askerî havayı koklaması
lazım. Dolayısıyla, bedelli askerlik deyip birbirimizi ve
kamuoyunu kandırmayalım. Parayı ver, tezkereyi al. maddesi bu.
Madem bu madde kamuoyunun beklentisi içerisinde hepimiz tarafından, tüm
muhalefet partileri dâhil olmak üzere bir şekilde destekleniyor, o zaman
hakkını verelim. Ne yapalım?
Birincisi, defaten, iki ay içerisinde müracaat edip
parayı peşin yatıran zengin çocuklarına değil, sekiz
aylık süre içerisinde yani seçimler öncesi Hükûmetin para
kaynağı oluşturma dedikodularının önüne geçmek için
gelin, bunu buradan -sizi de kurtaralım- sekiz aya yayalım. Ancak, 14
bin TL gelirin altında olan Anadolu çocuklarının bu bedeli
ödemeden bundan yararlandırılmasını, 14 bin TLnin üzerinde
gelire sahip olanlara da 18 bin TL değil, 15 bin TLyi onların
vadettiği süre içerisinde ödemelerini sağlayarak yirmi bir günlük
temel eğitimi yapmak kaydıyla adam gibi bir kanun çıkaralım
diyoruz.
Dolayısıyla, bu önergenin son derece kamu
vicdanını rahatlatacak bir önerge olduğunu, Mehmetçik denen
Anadolu çocuklarının, sadece parası olmadığı için,
zengin çocuklarının yanında, asgari ücretin altında ya da
asgari ücretle çalışarak hayatını geçindiren
insanların yararlanacağı bir noktaya getirelim diyoruz.
Ayrıca, geçen bedelli tezkere yasasında kanun
hükmüne rağmen toplanan paraların şehit ailelerine, gazilere,
malullere harcanmadığı gerçeğini de dikkate alarak yeniden
buraya yazalım. Savunma fonunda nereye gideceği belli olmayan
kaynağın nereye harcanacağını da söyleyelim. Çünkü, hepiniz
de çok iyi biliyorsunuz, bu seçim öncesi toplanan bu paraların önemli bir
kısmı örneğin Suriyelilere, örneğin başkalarına
seçim yatırımı olarak harcanacaktır, bunun da önüne geçelim
diyoruz. Bizim önergemiz bu amaçla verildi. İnanıyorum ki, Genel
Kurulun siz değerli üyeleri, sizin de vicdanınızı
rahatlatacak bu önergeye destek verirsiniz.
Değerli milletvekilleri, bu vesileyle, birçok
sayın milletvekilinin de dile getirdiği, Sayın Bakanın da
bazı düzenlemeleri sorulara cevaben verdiği uzman erbaşlar ve
sözleşmeli subay ve astsubayların sorunlarıyla ilgili birkaç
konuyu da sizlerle paylaşmak istiyorum.
Birincisi: Uzman çavuşların iş güvencesi,
sosyal haklarının iyileştirilmesi için 3269 sayılı Kanundaki
değişiklik taleplerinin artık yerine getirilmesi gerekiyor.
İkincisi: Sözleşmeli askerliğin
kaldırılarak, nasıl kamuda devlet memurları daimî
kadrolarda ise belli bir yaşa kadar bu sözleşmeliliğin daimî
askerlik statüsüne dönüştürülmesi yönündeki taleplerin yine Bakanlık
tarafından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini
düşünmekteyiz.
Bir başkası: Başarının
ödüllendirildiği bir askerlik sistemine geçilmesi, dolayısıyla
erlerin uzman çavuş olabileceği, uzman çavuşlar içerisinde belli
başarıları göstermiş olanların astsubay,
astsubayların da subay olabileceği bir sisteme geçilmesi talebinin
mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Yine, sözleşmeli subay ve astsubayların,
maalesef, kendi talepleri olmadığı hâlde üstlerindeki
komutanların değerlendirmesi sonucu herhangi bir gerekçe
gösterilmeksizin işlerine son verilmesi durumunda o insanların
düştüğü kötü durumdan bunları kurtarmak bu yüce Meclisin
görevidir diyorum. Yine, onlardaki iş güvencesi, özlük haklarının
iyileştirilmesi ve sosyal haklarının iyileştirilmesi
yönündeki yıllarca konuşulan ve birçok kez de sayın
bakanların bugüne kadar Bu konuda gerekli düzenlemeler yapıldı,
Hükûmete gönderildi, Maliye Bakanlığına gönderildi. diyerek
bugüne kadar geldiğimiz konunun da çözülmesi gerektiğini
düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan 665 sıra sayılı
Kanun Teklifinin Çerçeve 1. maddesiyle 1111 sayılı Askerlik Kanununa
eklenen Geçici Madde 52. maddenin 2. fıkrasından sonra gelmek üzere
aşağıdaki fıkranın eklenmesini, diğer fıkraların
buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Doğan Kubat (İstanbul) ve
arkadaşları
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
sağlık sebebiyle haklarında verilen askerliğe
elverişli olmadıklarına dair kararlardan dolayı askerlik
hizmetinden muaf tutulanlar da, istekleri halinde yaş şartı
aranmaksızın birinci fıkra hükümlerinden yararlanırlar.
BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ
KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) Yüce Meclisin takdirine
bırakıyoruz efendim.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Katılıyoruz Başkanım.
BAŞKAN Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Askerlik hizmetinden sağlık sebebiyle muaf
tutulmuş kimselere de birinci fıkrada belirtilen süre içinde
başvurmaları ve öngörülen bedeli ödemeleri şartıyla birinci
fıkra hükümlerinden yararlanma imkanı getirilmektedir.
BAŞKAN Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 2/2512 esas numaralı Askerlik
Kanunu ile Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 1inci maddesindeki 1 Ocak 1988
ibaresinin 1 Ocak 1989 olarak değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
Mustafa Moroğlu (İzmir) ve
arkadaşları
BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ
KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) Katılamıyoruz Sayın
Başkanım.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Katılmıyoruz Başkanım.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Gerekçe
BAŞKAN Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Doğum tarihi 1 Ocak 1989 ile 31 Aralık 1989
tarihleri arasında olan gençlerimizin de Bedelli Askerlik kapsamına
alınması amaçlanmaktadır.
BAŞKAN Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Komisyonun bir redaksiyon talebi vardır.
Buyurun Sayın Komisyon.
MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ
KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) Sayın Başkanım, 1inci
maddenin geçici 52nci maddeyi değiştiren bölümünde konvertible
yazılırken bir e harfi fazladan yazılmış. O e
harfinin silinmesi hususunu takdirlerinize arz ediyorum.
BAŞKAN Evet, teşekkür ediyorum.
Düzeltme ve kabul edilen önerge doğrultusunda
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Madde
kabul edilmiştir.
2nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2-10/3/2011 tarihli ve 6191
sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununun 3 üncü maddesinin
birinci fıkrası aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
(1)
Sözleşmeli er kaynaklarını;
a)
En az ilköğretim veya yurt dışındaki dengi okul mezunu
olup, askerlik hizmetini erbaş ve er olarak tamamlamış ve
düzeltilmemiş nüfus kaydına göre müracaat yapılan
yılın ocak ayının ilk günü itibarıyla yirmibeş
yaşını bitirmemiş olanlar,
b)
En az ortaöğretim veya yurt dışındaki dengi okul mezunu
olup, askerlik hizmetine başlamamış veya askerlik hizmetini
tamamlamamış olanlardan, düzeltilmemiş nüfus kaydına göre
müracaat yapılan yılın ocak ayının ilk günü
itibarıyla yirmi yaşından gün almış ve yirmibeş
yaşını bitirmemiş olanlar,
teşkil
eder.
Ayrıca,
(a) bendinde sayılanlardan askerlik hizmetine başlamamış
veya askerlik hizmetini tamamlamamış olanların, (b) bendi
kapsamında sözleşmeli erliğe alınıp
alınmayacakları kaynak ihtiyacı dikkate alınarak Milli Savunma
Bakanı tarafından belirlenir.
BAŞKAN Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz isteyen Tolga Çandar, Muğla Milletvekili.
Buyurun Sayın Çandar. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA TOLGA ÇANDAR (Muğla) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde kötü bir sesle
hitap edeceğim size ama kusura bakmayın,
rahatsızlığımız nedeniyle.
GÜLAY DALYAN (İstanbul) Duyamıyoruz sizi.
TOLGA ÇANDAR (Devamla) Duyamıyor musunuz? Bugün
böyle, buna yapacağım bir şey yok, maalesef.
Sayın Başkan, konuşmama başlamadan
önce, ne yazık ki, dünden beri Muğlada çok şiddetli bir
yağmur ve buna bağlı sel olayları yaşanmakta. Bu
nedenle sahil kasabalarımızın büyük bir bölümü, Marmaris,
Bodrum, Fethiye, Milas sel felaketiyle karşı karşıya.
Aldığımız haberler çok iyi değil. Bütün
Muğlalı hemşehrilerime geçmiş olsun diyorum.
Umarım, daha önceki sel felaketlerinde göstermiş olduğunuz
sabrı burada göstermezsiniz de yaraların sarılması
konusunda daha duyarlı olursunuz diyoruz.
Değerli milletvekilleri,
yaklaşık üç buçuk yıldır bu çatı altındayız.
Defalarca bu kürsüde geldik konuştuk birçok konuda. İnandık, bu
çatı altında demokrasinin güvence altında olduğuna
inandık. Parlamentoyu oluşturan ve halkımızın seçerek
gönderdiği milletvekillerinin demokrasiye, parlamenter sisteme
bağlılıklarına, siyasi partilerimizin parlamenter sisteme
ve demokrasiye olan inançlarına hep inandık. Eşitlik, adalet
ilkelerinin bu çatı altında, bu kutsal dediğimiz Meclis
çatısı altında korunduğu düşüncesine, bu
düşünceye inanmaya çalıştık. Doğrusunu isterseniz
biraz romantik davranmışız çünkü uygulamalar -Bir insanın
ne düşündüğü değil, ne yaşadığı önemlidir.
derler- hiçbir zaman söylendiği gibi olmadı ne yazık ki. Bugün
üzerinde konuştuğumuz bu bedelli konusu da ne yazık ki
halkımızın büyük bir bölümünde Parlamentoya olan güvenin bir kez
daha sarsılmasına neden olmuştur.
Bedelli konusu bugünün konusu değil,
bedelli konusu ta Osmanlıdan bu yana, sizin pek çok sevdiğiniz o
Osmanlıdan bu yana uygulanagelmiş bir şey. Yani ne zaman devlet
bütçesinde, hazinede bir boşluk oluşsa Ver halkım, ver biz
saray yapalım, ver biz yiyelim, ayakkabı kutuları var dolacak
dolduralım. Cumhuriyet tarihinde yapılmış bütün
endüstriyel tesislerimizin büyük bir bölümünü sattınız. Yani, bedelli
askerlik noktasına gelene kadar buralardan tasarruf etseydiniz de bu insanlarımızı bu tür ikilemlerle yüz
yüze bırakmasanız olmaz mıydı?
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; askerlik, Anadolu gençleri için çok farklı
şeyler ifade ediyor. Yani, burada biz şimdi Parayı bastır,
gel, askerliği yap, tezkereni al git. diyoruz ama aslında iş
öyle değil, anlamı farklı Anadoluda. Askerlik, Anadolu
çocukları için aslında bir okul kendini buldukları,
özgürlüklerini buldukları, kişiliklerini buldukları. Mesela
Anadoluda birçok konuda Hele bir askere gitsin gelsin çocuk da ondan sonra
konuşuruz. Derler. Askerlik her şeyin başlangıcı
Askere gitsin gelsin, kızımızı ondan sonra verelim.
derler, Askere gitsin gelsin, işini ondan sonra kuralım. derler.
Askerlik bir aşama, bir süreç. Böyle planlanıyor Anadolu gencinin
yaşamı, iş kurması, evlenmesi, olgunlaşması. Her
şey askerlikten sonraya bırakılıyor. Bizim halk
edebiyatımız da bu askerlik kavramı üzerine o kadar çok
örneklerle dolu ki yavuklusunu askere gönderen genç kızların
yazdığı türküler, yavuklusu askerdeyken genç
kızlarımızın yaşadıkları trajedileri konu alan
türküler, o genç kızın bulunduğu coğrafyanın konumuna
göre kör kuyulara atan genç kızlarımın yarattığı
türküler, uçurumlardan kendini atan
Askerlik böyle bir kavram. Yani, bu kadar
Anadolu gencinin hayatında, Anadolu insanının hayatında
önemli olan bir kavramın içinin bu kadar boşaltılıp
açıkçası insanların gözünün içine bakarak para
bastırılıp satın alınabilecek bir kavram hâline dönüştürülmesinin
ben çok da doğru olmadığını düşünüyorum
açıkçası. Çünkü bu işten kaç kişi faydalanacak
göreceğiz, ben çok büyük bir merak içinde bekliyorum. Kaç kişi böyle
bir şey için, bedelli için müracaat edecek ve bu işten kaç kişi
yararlanacak, bunu hep beraber göreceğiz. Peki, dışarıda
kalan, bu parayı hiçbir şekilde veremeyen
Hangi ülkede
yaşıyorsunuz? Anadoludaki insanların ekonomik
durumlarını bilmiyormusunuz? 14 bin lira-15 bin lira diyor gruptaki
arkadaşlarım. Tamam, belki en düşüğü ama bunu bile
veremeyecek durumda olan o kadar çok insan var ki her hâlükârda bu yasa bir
eşitsizliğin temsilcisi olacak. Yani burada daha önce de söyledik,
defalarca söyledik: Bu Meclisin eşitsizlik üretmek gibi bir lüksü olamaz,
bu Meclis bir eşitsizlik üretemez. Şimdi, bakıyorsunuz, bedelli
askerlikten gelecek parayı savunma sanayisine aktaracakmış,
saraya harcadığınız paraya aktarsaydınız ya,
oraya, ayakkabı kutularına verdiğiniz paralara aktarsaydınız
ya. Yani onlar olacak şey değil arkadaşlar. (CHP
sıralarından alkışlar) Halka sürekli Ver, ver, ver...
Tamam da, biraz da siz tasarruf edin, insanlarımız da
şaşırsınlar.
Değerli arkadaşlarım, bu Parlamentonun bu
eşitsizlikleri üretebileceğini biz daha ilk geldiğimiz günlerde
görmüştük. Biz burada kalktık... Bodrumda inşaatlarına
başladığınız doğa cenneti olarak gösterdiğim
bir yere -bizim, buraları koruyalım, ülkemizin bu
taraflarını koruyalım dediğimiz her şeye özellikle mi
saldırıyorsunuz, bilmiyorum- burası bu kadar güzel bir yer
dediğim yere şimdi otel yapmak için izin verdiniz. Çevre ve
Şehircilik Bakanlığıyla günü gelince bunu da
konuşacağız. Bunun sinyalini o zaman konuştuğumuzda
Parlamentoda sizin sıralardan yükselen seslerden
anlamıştık: Ya, ne kadar güzel bir yer. Hadi bunu hep beraber
el birliğiyle koruyalım. diyeceğinize, Tolga Bey buranın
adresi nedir? Anaa, ne güzel otel yapılır buraya. gibi çok zekâ
dolu espriler yaptınız. Böyle bir esprinin
yapılamayacağı... Bunları hazmedemiyoruz açıkçası.
Bu Parlamentonun bu tür şeyleri üretme hakkı olmadığını
düşünüyoruz.
Değerli milletvekilleri, Anadolu -biraz önce de
söylediğimiz gibi- ne yazık ki taa Osmanlıdan bu yana
eşitsizlik üretmiş, bu konuda eşitsizlik üretmiş ve
üretmeye devam ediyor. Osmanlıda demiş ki: Ben gitmek istemiyorum
askere. Paran var mı? Param var. Gönder bir adamını,
beş yıl senin yerine yapsın kardeşim, sen de ona bak.
Olur. demiş. Bedelliyi böyle başlatmışlar. Bundan bu yana
değişen de çok fazla bir şey yok açıkçası. Bugün, o
Silahlı Kuvvetlere... Biraz önce söyledi arkadaşım, vallahi
benim de içim el vermiyor açıkçası. Silahlı Kuvvetlere olan
-toplumun büyük bir kesiminde olduğu gibi, eskisi gibi- bizim güvenimiz
sarsıldı. Çünkü Silahlı Kuvvetler kendi en seçkin
komutanlarını, en seçkin yönetim kadrolarını gözlerini
kırpmadan
O kadar değerli insanları Balyoz diye, Ergenekon
diye, işte, Askerî Casusluk davası diye cezaevlerinde
yatırdınız, ailelerini perişan ettiniz. Şimdi, bu
Silahlı Kuvvetlerin şeyi için para toplayacakmış, genç
kardeşlerimizden para istiyorsunuz. Vallahi bende yok, olsa
Olsa
vereceğiz de bende yok. Açıkçası, olsa da ben böyle bir
yasanın, böyle bir eşitsizlik doğuran bir yasanın
parçası olmak istemem. Kendi şeyimi söyleyeyim, grupla birlikte
nasıl
Ama içim elvermiyor açıkçası, böyle bir
eşitsizliğe Evet. demeye benim vicdanım elvermiyor.
İyi akşamlar. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
665 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 2.
maddesinin 1. fıkrasının son paragrafında geçen Millî
Savunma Bakanı ibaresinin Millî Savunma Bakanlığı olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Edip
Semih Yalçın Alim
Işık Lütfü
Türkkan
Gaziantep Kütahya Kocaeli
Mustafa
Kalaycı Ahmet
Duran Bulut Yusuf
Halaçoğlu
Konya Balıkesir Kayseri
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 665 Sıra Sayılı
Kanun Teklifinin 2 inci maddesinin Kanun teklifi metninden
çıkarılması için gereğini saygılarımla arz ve
teklif ederim.
Mustafa
Moroğlu Tolga
Çandar Ali
Demirçalı
İzmir Muğla Adana
Mustafa
Ali Balbay Sezgin
Tanrıkulu Orhan
Düzgün
İzmir İstanbul Tokat
BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ
KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) Katılamıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN Hükûmet katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Katılmıyoruz Başkanım.
BAŞKAN Önerge üzerinde söz isteyen
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Gerekçe.
BAŞKAN Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Madde ile düzenlenen Sözleşmeli Erbaş ve Er
Kanununda yapılması öngörülen değişikliklerin
başlı başına ve daha ayrıntılı
görüşülmesi amaçlanmıştır.
BAŞKAN Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
665 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 2.
maddesinin 1. fıkrasının son paragrafında geçen Millî
Savunma Bakanı ibaresinin Millî Savunma Bakanlığı olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Lütfü Türkkan (Kocaeli) ve arkadaşları
BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ
KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) Yüce Meclisin takdirine
bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN Hükûmet katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Katılıyoruz Başkanım.
BAŞKAN Önerge üzerinde söz isteyen Ahmet Duran
Bulut, Balıkesir Milletvekili.
Buyurun.
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; madde üzerinde verdiğim önerge
üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Her Türk asker doğar. Ordu millet olan Türk
milletinin hayatında askerlikten hep bir hatıra vardır. Bu
tasarıyla vicdani retçilerin taleplerini yerine getirmiş oluyoruz.
Yani üç haftalık bir temel eğitim görerek bu hizmeti yapmaktan hiçbir
hedef kitlenin sakınacağını sanmıyorum. Yani bu niçin
çıkıyor? Yurt dışında bir kardeşimiz görev
yapıyor, orada bir firmanın genel müdürü, askerliğini
yapamamış ama yapması gerekiyor. Onlar için lüzumlu, onlar için
getirilen bir tasarıyı biz herkesi şamil hâle getirdik, bunun
karşılığında bir bedel koyduk ve askerlik denen o
kavramın içini boşaltıyoruz.
Türk Silahlı Kuvvetleri tabii ki bizim göz
bebeğimiz. Farkında mısınız, önceden her çocuk asker
olmak isterdi? Son yıllarda yıpranan yapısıyla değer
kaybeden Türk Silahlı Kuvvetlerinin, ettirilmesi için gösterilen
çabaların, hayalî, düzmece senaryolarla cezaevlerine atılan,
neredeyse generalinin, amiralinin bırakılmadığı Türk
Silahlı Kuvvetleri hareket kabiliyetini bile yitirmiş durumdayken, bu
gibi, o mesleği, askerlik görevini küçümseten tekliflerin haklı olmayacağı
kanaatindeyim. Belirli bir para verip askerliği yapmamak, hele hele
getirilen şu önergeleri reddederek taksitlendirmemek, yoksul olan
çocuklardan para almamak, bir defaya mahsus genele bunu şamil kılmak
adına getirilen teklifler reddediliyor.
Ordunun profesyonelleşmesi durumunda atılan
böyle bir adımda jandarmadaki 30 bine karşılık -30 bin
dâhil- Türk Silahlı Kuvvetlerinde 85 bin uzman erbaş bulunuyor.
Bunlar lise mezunu olup üç aylık bir eğitimden sonra kıtaya
gönderiliyor. Bu insanlara beylik tabanca verilmiyor, kendi paralarıyla
almış oldukları silahları
Resmî kıyafetlerini
giyemiyorlar, dolayısıyla hedef hâline gelen bu insanlar kendilerini koruyamıyorlar.
Sayın Bakanım, Silahlı Kuvvetlerin rütbeli mensupları,
sizden çok aşağı rütbelerde olan bu memleket
evlatlarının orada can güvenliklerini kendilerinin
koruyabileceği imkânları hazırlayın. Çarşıya
çıkıyor, bir alçak terörist geliyor kafasına sıkıyor,
onlara müdahale edecek silahı yok üzerinde uzman çavuşun, uzman
erbaşın. Onlara beylik silah verilmesi lazım ve onu
taşıyabilmesi lazım. Hiç sözleşmeli ülke güvenliği
olur mu? Bu insanları hep sözleşmeli alıyoruz.
Rahatsızlığından dolayı kendisi altmış gün
rapor aldığı takdirde sözleşmesi feshediliyor, bir gün
disiplin cezası alırsa ordudan atılıyor. Bu insanlar özlük
hakları açısından da çok
aşağılandığı gibi sosyal tesislere giremiyor,
orduevlerine giremiyor, kendisi giremediği gibi karısı da
giremiyor, çocuğu da giremiyor, astsubayla aynı işi
yapıyorlar. Sayın Bakan, demin işte ihtisas bölümlerinde görev
yapan astsubaylara desteklerin verileceğini ifade etti. Uzman
çavuşlar, uzman erbaşlar aynı görevi yapıyorlar. Onlara
neden verilmiyor? Bun insanların ek göstergeleri düşük,
diğerlerinden çok aşağıda. Rütbelerinin şekli bile
farklı yani rengi farklı, şekli aynı olsun da renkleri
farklı. Dışlanan, böyle hakir görülen... Ve bu insanlar kaçmak
istiyor. Hepimize Ben uzman çavuştum; bir başka bakanlıkta,
belediyede görev almak istiyorum. diyen yüzlerce kişinin
kapınıza geldiğini hepimiz biliyoruz. Bunlara çünkü Türk
Silahlı Kuvvetleri adaletli davranmıyor, davranmadığı
için ordudan kaçmaya çalışıyor bu insanlar.
Tabii ki bedelli
dendiği zaman bakın ortalık ayağa kalkıyor. Hâlbuki,
özürlü insanlar bile Ben askere gideceğim. diye askere gitmek için,
sağlam raporu almak için çaba sarf ederken, bu milleti Para verip de bu
işten yırtayım. diye bir anlayışa getiren
sorumluların, yetkililerin bunu değerlendirmelerini,
düşünmelerini teklif ediyorum.
Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge
kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
3üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3- 6191 sayılı
Kanunun 6 ncı maddesinin beşinci fıkrası
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
(5)
Askerlik hizmetini tamamlayanlar ile tamamlamış sayılanlardan
sözleşmesi feshedilerek ilişiği kesilenler, yedekte erbaş
ve er kaynağına alınırlar.
BAŞKAN Madde
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Özgür Özel,
Manisa Milletvekili.
Buyurun Sayın Özel.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL
(Manisa) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Konu hakkında ilgili
komisyondaki milletvekillerimiz son derece yetkin açıklamalar
yaptılar. Partimizin görüşü 2011 seçim bildirgemizden beri bedelli
askerlik konusunda bellidir. Bu yasaya desteğimizi, şartlı
desteğimizi ama bir yandan da eksikliklerini ifade etmeye devam ediyoruz.
Parası olmayan, güç durumda olanların askerliğe zorlanması
ve kendi imkânı olmayanların imkânlarını zorlayarak,
borçlanarak bu görevi yapacak olan arkadaşlarla ilgili, yaratılan
sıkıntıların aşılmasıyla ilgili
yapıcı önerilerimiz devam ediyor ama en sonunda, en nihayetinde
bedelli askerlik uygulamasını destekliyoruz çokça defa
açıklandığı gibi.
Burada, ilgili bakanlık ve askerî bürokrasi
buradayken özellikle, sosyal medyada da çok ciddi şekilde bu konuda
beklentiler varken bir konuya dikkat çekmek istiyoruz, bir çağrıya:
Yarın, saat 13.00te Anayasa Mahkemesinin önünde İstanbul Askerî
Casusluk davasının mağdurları seslerini duyurmaya
çalışacaklar. Onlar ciddi şekilde kırgınlar.
İstanbul Askerî Casusluk davası, yakın tarihteki çok
sayıdaki siyasi dava gibi, Balyoz, Ergenekon, Oda TV, İzmir Askerî
Casusluk davası gibi dijital delillerin üretilmesiyle mağduriyetlerin
ortaya çıktığı, aslında somut delillerle
desteklenmediği zaman, Türkiyenin imza koyduğu uluslararası
anlaşmalara göre de son derece sorunlu olan, zamanında bizim üzerinde
çok konuştuğumuz, anlattığımız ama sizlere bir
türlü anlatamadığımız davalardan birisiydi. Ama, 17 ve 25
Aralık süreçlerinden sonra, ortaya çıkan farklı iklim ve bunun
üzerinden yürüyen birtakım meselelerle biraz önce bahsettiğim
davalardaki mağduriyetler hiç olmazsa tutukluluk ya da hükümlülük
boyutlarıyla devam etmiyor, yeniden yargılamalar söz konusu ama bu
durumdan yararlanamamış tek dava İstanbul Askerî Casusluk
davası. Aslında, biz bu konuyu çokça dile getirmeye
çalıştık.
Biraz önce, Sayın Balbayın kendi bir yıl
önce sona eren hükümlülük hâlinden aramıza katılmasıyla ilgili
bahsederken oradan bazı arkadaşlar yine laf attılar. Ama,
şunu kabul etmek gerekir ki: Cumhuriyet Halk Partisinin hatta muhalefet
partilerinin milletvekilleri bu davalarla ilgili
sıkıntıları dile getirirken bizler masumiyet karinesi
diyorduk örneğin yürüyen davalarla ilgili, siz oradan laf atıyordunuz
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. diye. Bizler özel hayatın
gizliliği diyorduk, özel değil, genel, genel diye devrin
Başbakanı miting meydanlarında ifadeler kullanıyordu.
Bizler soruşturmanın gizliliği diyorduk daha bir tutuklama
bile yokken yani emniyetteki ifadeler çarşaf çarşaf basına
servis edilirken maalesef sizler Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
diyordunuz ve Askerî Casusluk davasında asker kişilerin mesleki
onurlarına, namuslarına casus lekesi sürülürken, kişisel
namusları da fuhuş gibi bir kelimeyle
irtibatlandırılıyordu ve özel hayatları, aile
hayatları, konularıyla komşularıyla olan ilişkileri
bozuluyordu. O konuda burada bizler haykırıyorduk yakarıyorduk
ama maalesef, iktidar partisi bu söylediklerimizi dinlemiyordu. Sonra ne oldu?
Olan şuydu: Ayarını bozduğunuz kantar gün geldi sizi de
tartar hâle geldi. (CHP sıralarından alkışlar) Ve
ayarını bozduğunuz kantarla, bir tek siz, sizin bakanlarınız,
bakanlarınızın çocukları, Başbakanın
mahdumları tartılmak istemedi. Ondan sonra, vicdanların önüne
örülmüş setler, gözlerin önüne inmiş perdeler ortadan kalktı,
bazı doğruları görmeye başladınız. Bu Askerî Casusluk
davasında, ben ve Cumhuriyet Halk Partisi sayın grup başkan
vekillerimiz tarafından görevlendirilen cezaevi komisyonu o kadar çok
mesai verdik, o kadar çok anlattık ama bunlarda sizi ikna etmek mümkün olmadı.
Bu kürsüde çıktım ve bu kürsüden açık açık anlattım,
dedim ki: Yahu, Askerî Casusluk davası denilen davada üzüm
salkımı modelinden bahsediliyor yani bu tepedekiyle herkes
irtibatlı ama irtibatlı olan kimse birbiriyle irtibatlı
değil. İddianame öyle. Ama iddianameye göre Sapancada,
İzmirde, Denizlide eş zamanlı operasyonlar yapılıyor,
buralarda hard diskler ele geçiriliyor. Hard disklerin hepsi siyah poşet
içinde. İddianameyi okuyunca bir de ne görüyoruz: Hard disklerin, eş
zamanlı operasyonda ele geçirilen, birbirini tanımayan bu kişilerin
evlerinde ele geçirilen hard disklerin hepsi aynı marka ve seri
numaraları birbirini takip ediyor, İstanbulda aynı yerden
alınmış, Türkiyeye aynı logla ithal edilmiş ama siz
diyorsunuz ki Bunlar birbirini tanımaz. Peki, nasıl olacak bu, bu
siyah poşet işi nasıl olacak? dedik, o günlerde dinletemedik
ama sonra yani o, o ayarını bozduğunuz kantar sizi tartmaya
kalktığında, yaptığınız müdahaleden sonra,
yetmedi, HSYKnın yapısıyla ilgili bu eylül ayında yaşananlardan
sonra birden İzmir Askerî Casusluk davasının hâkiminin gözünün
önündeki perde de kalktı, izlerken Dur, dur, dur. dedi mübaşire,
Otuz dördüncü saniyeyi geri al, bir daha oynat. ve dedi ki Görüyor musun,
aşağıda arama yapılırken yukarıya bir polis
çıkıyor, elinde siyah poşet var. O, bizim siyah poşet,
benim sizi ikna edemediğim siyah poşet. Sonra dedi ki o: Bak, bilmem
kaçıncı saniyede geri iniyor, elinde poşet yok. Sonra da o
poşetten Pandora veri tabanı çıkmış.
Şimdi, sayın milletvekilleri, bunu şunun
için tekrarlıyoruz: O günlerde bizim burada
anlattığımızda bunları sizler buna ihtimal vermediniz,
laf attınız oradan. Biz Balbayın tutukluluğunu
kınarken, onun sona ermesini ifade ederken de sizler oradan darbeci,
darbeci diye bağırıyordunuz. Sonra onun bir kumpas olduğu
ortaya çıktı, sonra hepiniz tebrik yarışına
giriyorsunuz içeriden çıkan milletvekillerini.
Şimdi, eğer gözümüzün içine
bakamıyorsanız, devrin İçişleri Bakanı bir virgülün
yeri değiştiğinde Ya, bu davayla ben de ilişkilenmeyeyim,
çok zor durumda kalırım. diyor ve biz onu düzeltirken, şimdi
anlattıklarımıza kafa sallıyorsa, tasdik ediyorsa demek ki
bu muhalefetin bazen de dinlenmesi lazım, bazen vicdanların önündeki
o siyah poşeti biz aralamaya çalıştık, siz o zaman
oralı olmadınız.
Peki, şimdi ne yapacağız?
Yapacağınız bir tek şey var, kumpas diyorsanız,
Bunlar dijital delil. diyorsanız, Orada burada üretildi. diyorsanız,
onları şimdi kabul ediyorsanız, o zaman bu İstanbul Askerî
Casusluk
Sadece ilk mağdur oldukları için, onaylanmış
oldukları için, Anayasa Mahkemesi de iki arada bir derede bunların
davasına bir türlü bakmaya sırayı getiremiyorken, Meclis olarak,
Sayın Kubat, getirin bir uzlaşı metni, Askerî Casusluk
davasıyla ilgili, İstanbul Askerî Casuslukla ilgili tutukluluk
hâllerinin kaldırılmasına, yeniden yargılanmalarıyla
ilgili on dakikada bu yasayı yaptığınız gibi
komisyondan geçirin yarım günde, getirin burada üzerinde bile
konuşmadan yapalım. Çünkü 5 tutuklu var içeride ama 45 de her an
dışarı çıktığında yakalanıp
gözaltına alınma korkusuyla bir denge hâlinde evlerinde beklemek
zorunda olan askerî personel var. Tabii, biraz önce söylendi, biz bunları
yıllarca anlattık, duyanlar oldu duymayanlar oldu, duyup da
duymazlıktan gelenler oldu, vicdanının sesiyle hareket
etmeyenler oldu. Bunların en başında biraz önce bir makamdaki
koltuk bizim için boştur deniyor. Aynı soyadı
taşıdığım Genelkurmay Başkanı bunları
hiçbir zaman duymadı. Kendi yöntemlerimle ikna edeceğim diye
arkadaşlarını oyaladı ama dönüp de
BAŞKAN Sayın Özer, lütfen, burada olmayan bir
bürokratla ilgili konuşmayalım, lütfen.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) Efendim çok rica edeceğim.
BAŞKAN Lütfen
Doğru değil.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Böyle şu anda ortadan
kaldırıldığı iddia edilen bir vesayetin şimdi
iktidar partisi ve onun tarafından seçilmiş bir Meclis Başkan
Vekili kurbanı olmasın. Bunları burada çok açık ve net
olarak söylememiz gerekiyor. Ve şimdi yapılacak bir tek şey
varsa, hiç olmazsa bu son mağdurlarla ilgili iktidar partisi grubunun o
defalarca biz söylerken dinlemeyip şimdi kabul ettiğiniz,
geldiğiniz noktaya şu mağdur kişilerle, 45 kişiyle
ilgili bir düzenleme getirmesidir. Onun dışında, bugün
görüştüğümüz yasadan yararlanacak olan herkese dekont üzerinden de
olsa hayırlı tezkereler diliyoruz. Bundan sonra da Mecliste bu tip
beklentilere karşı dört parti grubunun da uzlaşı içinde
çıkaracağı kanunlarla ilgili veya iktidar partisinin bir
adım attığında, muhalefetten gelen yaklaşımı
da dikkatlerinize sunuyoruz.
Hepinize iyi geceler diliyorum. Teşekkür ederim.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Soru-cevap işlemi yapılacaktır.
Sayın Erdemir buyurun.
AYKAN ERDEMİR (Bursa) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bugün basına yansıyan bir
başlık Bedelli, Aile Faciasına Yol Açtı. Ardahan ili Damal
ilçesi Burmadere köyünde oğlunun talep ettiği bedelli askerlik
parasını veremeyen baba, oğlu tarafından darbedildi. Kendisine
gözaltında çatlak teşhisi kondu. şeklinde bir haber var.
Önümüzdeki süreçte de benzeri vakaların, istenmeyen vakaların
yaşanması söz konusu olabilir. Bu yasanın çerçevesindeki maddi
yükümlülüklerin çeşitli aile facialarına yol açması ihtimali
sonucudur. Bunu giderme yönünde herhangi bir girişimde bulunacak
mısınız?
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Acar
GÜRKUT ACAR (Antalya) Sayın Başkan, şunu
sormak istiyorum: 30/11/2011 tarihinde 6252 sayılı Kanun kabul
edildi. Kanuna göre 30 yaşından gün alanlar, 30 bin lira ödeme
karşılığında askerlik hizmetini yapmış
sayılacaktır.
Şimdi burada getirdiğimiz esasla 18 bin lira
karşılığında askerlik hizmetini yapmış
sayılacak. Şimdi, bu 30 bin lirayı ödeyenler, daha kasım
ayında ödeyenler, dönüp demeyecekler mi ki Anayasanın eşitlik
ilkesi nerededir? Ben 30 bin lira ödedim, şimdi 18 bin lira ödeyerek bu
insanlar askerlik hizmetinden muaf tutulacaklar. Anayasanın eşitlik
ilkesine aykırı değil midir? O 30 bin lirayı ödeyenler,
şimdi bu fazladan ödedikleri parayı isterlerse Bakanlık olarak
ne diyeceksiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Türkkan
LÜFTÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Sayın Bakanım, daha
önce çürük raporu almış olan gençler, bu bedelli yasasından
faydalanacak mı? Önce onu öğrenmek istiyorum.
Daha sonra, 630 bin kişi olarak ilan
ettiğiniz bir rakam var -toplam 630 bin kişi aklımda
yanlış kalmadıysa, küsuratı vardır tabii- NATO için
beslenen bu asker, Türkiye üzerinde ciddi bir yük değil mi? Yani şu
anda bu gençler askere gitmiyor, buna rağmen 630 bin kişi. Askerden
kaçanları hesap ederseniz bu, 750 bin kişiye yakın bir rakam
tutuyor. Ya askerlik süresini kısaltmak veyahut da NATO için beslenmesi
gerekli olan bu askerin sayısını azaltacak birtakım
tedbirler düşünüyor musunuz?
Bir şey daha söylemek istiyorum: Ergenekon ve Balyoz
soruşturmaları sırasında ordudan atılan genç subay
arkadaşlarımız var. Bunlar, cezaları aldılar, ordudan
atıldılar. Daha sonra Anayasa Mahkemesinden dönen bu
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Işık
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Bu, önemli bir hadiseydi. O
çocukların hakları ne olacak? Genç, emekli de olamadılar, öyle
ortada kaldılar.
ALİM IŞIK (Kütahya) Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
Sayın Bakan, biraz önce sordum ama vakit
yetersizliğinden dolayı cevabını alamadık. Mehmetçik
Vakfından yıllardır yardım alan kaç gaziden 2014
yılında bu yardım esirgenmiştir? Hangi gerekçelerle bu
yardımlar kesiliyor? Bu mağduriyetin giderilmesi konusunda
yapabileceğiniz bir şey var mı?
İkincisi de: Allah gani gani rahmet eylesin diyeyim,
Ramazan Yel, şehit mi, değil mi? Şehit yazısı bunun
ailesine ne zaman verilecek?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Güler.
BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) Sayın Bakan,
daha önce sormuştum, Zaman kalmadı, yazılı. dediniz ama,
mümkün olursa, bu İstanbul, askere şantaj davası yüzünden
Mamak Askerî Cezaevinde yatan Bilgisayar Mühendisi Albay Necmi
Yıldırımın ve diğer 43 subayın durumlarına
ilişkin bilgi rica ediyorum.
İkinci olarak da: Paralı ordu
gelişmiş ülkelerde anlamlıdır, oralarda uygulanıyor.
dediniz ama benim görüşüm, Türkiye için gerekenin, zorunlu askerlik
hizmeti ve kamusal ordu olduğu. Siz Paralı orduya geçiş
planımız yok. dediniz. Çalışmanız var mı? Türkiyenin
şartlarına hangi rejim uygundur konusunda çalışma
yapıldı mı?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Bulut.
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) Sayın Bakan,
Uludereden bir vatandaş arıyor, Biz, size, Türk devletine
inandık, orduya asker istediniz asker verdik, korucu istediniz korucu
verdik, yakamıza ay yıldızlı bayrağı astık,
evimde benim ay yıldızlı bayrak var. diyor. Siz şimdi
bölgeden çekildiniz, bölgeyi PKKya bıraktınız, güvenliğimizi
onlara teslim ettiniz. Ben, evimden bayrağı indirdiler, yakama
bayrağı takamıyorum; kaçacağım oradan,
malımı satamıyorum. Ben ne yapayım? diye soruyor bana. Ben
de size soruyorum: Ne yapsın oradaki vatandaş?
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Türkkan, buyurun.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Sayın Bakan, demin sorum
yarım kaldı. Balyoz ve Ergenekon soruşturmalarında ordudan
atılan binbaşı, yüzbaşı, teğmen, üsteğmen
rütbesinde genç askerler var. Bunların emeklilik hakları da yok,
hiçbir sosyal hak da alamadılar. Bu davalar kadük duruma düştü mevcut
delillerin uydurma deliller olduğu ortaya çıkınca. Bu gençler
için herhangi bir düzenleme düşünüyor musunuz?
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Buyurun Sayın Bakan, süreniz beş dakika.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; öncelikle Sayın
Türkkanın Bu yasadan önce çürük raporu alanlar, bedelliden
yararlanabilecek mi? diye bir sorusu vardı. Evet, kanunun maddesindeki
şimdi
Bir önceki bedellide de vardı. Biraz önceki kabul edilen
önergeyle -verilen önerge kabul edildi- şu hâle
Sağlık raporu
nedeniyle askerlikten muaf tutulanlar isterlerse bu bedeli ödemek kaydıyla
bu yasa kapsamından faydalanacaklar. Böyle bir düzenleme niye
yapılmıştı? Daha önce Akif Hamzaçebi Bey de sormuştu
Kaç kişi yararlandı? diye. Yaklaşık 500ün üzerinde,
1.000e yakın bir rakam faydalandı. Dolayısıyla, buradaki
ana amaç şu; evladı veya çevresindekiler, kimisi soruyor, diyor ki:
Askerlik yaptın mı? Onlara herhâlde şu cevabı vermek
biraz zor geliyor: Engelliyim. veya Özürlüyüm. veya Çürük raporu
aldığımdan dolayı askere gidemiyorum. Bunu demek
istemiyor. Böyle, askere gitmekten muaf olmasına rağmen elinde
raporu var- pekâlâ bedel ödüyor. Herhâlde evladına veya çevresinden
soranlara Bir yasa çıkmıştı, o yasa gereği bedeli
ödeyerek askerlikten muaf oldum. demeyi tercih ediyor. Dolayısıyla
bir hak verilmiştir, ister yatırır, isterse yatırmaz.
Birincisi bu.
Yine, Sayın Akif Hamzaçebi: Kaç kişi
yararlanmıştı daha önce 6252 sayılı Yasa çerçevesinde?
Biliyorsunuz, 30 yaşından gün almış olanlar 30 bin TL
ödemek kaydıyla ve o zamanki yaş sınırı
bakımından
30 yaşın üstünde olup da askere henüz
başlamayanların sayısı 460 bin civarıydı. Kaç bin
kişi başvurdu? 70.120 kişi başvurdu. Bundan elde edilen
bedel ne kadardı? 2 milyar 103 milyon 600 bin TL. O yasada
belirtildiği şekilde bütün bu bedelin hepsi Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanlığına aktarıldı. O kanunda ne
yazıldıysa, şehit ailelerine, polisler de dâhil olmak üzere,
gazilere, şehitliklere, dolayısıyla o yasa çerçevesinde hepsi
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına aktarıldı. O
çerçevede nereye ne kadar harcandığının ayrı bir
dökümünün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından istenmesi
gerekir diye düşünüyorum.
Yine Sayın Gülerin
Bu Albay Necmi Yıldırım, Mamak Askerî Cezaevinde kalıyor,
bunların davasının son durumu nedir? diye
İstanbul Askerî
Casusluk davasına ilişkin karar, Yargıtay tarafından
onanarak kesinleşmiştir; onanmış ve
kesinleşmiştir. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurusu
ise henüz sonuçlanmamıştır. Biliyorsunuz, Yargıtaydan
geçmiş olan birçok dava da Anayasa Mahkemesinin hak ihlali
yapıldığı şeklindeki kararı üzerine yeniden
yargılamaya alındı. Dolayısıyla da sonuçta yine bu
Anayasa Mahkemesinin kararını beklemek gerekir diye düşünüyorum.
Yine Sayın
Işıkın Mehmetçik Vakfıyla ilgili
Maluliyet raporları
gereklilik görüldüğü zamanlarda Sosyal Güvenlik Kurumu ve Mehmetçik
Vakfı tarafından
Bazıları şikâyet ediyorlar, biri,
diğerini şikâyet ediyor, bazısı da kendisi diyor ki farzı
mahal Benim maluliyet oranım yüzde 30 iken şimdi biraz daha
arttı; yeniden inceleme
Daha önceden bir sefer inceleniyordu, biz yasayı
değiştirerek yeni durumlara uyarlanabilme imkânı da verdik.
Dolayısıyla, maluliyet raporları gereklilik görüldüğü
zamanlarda Sosyal Güvenlik Kurumu ve Mehmetçik Vakfı tarafından
incelenerek sakatlık durumu düzelme seviyesine -ağırlaşabiliyor
da- göre de yeniden düzenlenebilmekte. Dolayısıyla, iyi olmuşsa muhtemelen
kesiliyordur, eğer ki ağırlaşmışsa ona göre de
aldığı ücretler artıyordur diye düşünüyorum.
Sayın Acarın
sorusu vardı; diyor ki 2011de yasa çıkardık; o zaman 30 bin
lira ödendi. Ee şimdi kişiler 18 bin lira ödüyor; aradaki farkı
ne yapmayı düşünüyorsunuz? Vallahi zaman farklıydı,
dolayısıyla iade şeklinde bir
GÜRKUT ACAR (Antalya)
Eşitlik ilkesi dolayısıyla Sayın Bakan.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
İSMET YILMAZ (Sivas) Zaman çok önemli, bir iade düşünmüyoruz.
Bir başka yine
Sayın Türkkanın sorusunun ikinci bölümüydü. NATO için bunu
besliyoruz diye. NATO için değil, ülkemiz için, ülkemizin güvenliği
için
Söylüyoruz, bakın, eşkıya, eşkıya, sınırlarımızın
dışındaki eşkıya- ister DAİŞ olsun ister
diğeri olsun- eğer geliyor da yani Irak ile Suriye arasındaki
sınırı tanımıyorsa, birinden diğerine geçiyorsa
istediği zaman ama Türk sınırına geldiği zaman
duruyorsa, bunu durduran, harita üzerindeki çizgi değildir. İşte
onu durduran, o sınırlarda duran Türkiyenin gücü, Mehmetçiğin
gücüdür.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)
Sayın Bakan, orada siz asayişi PKKya bıraktınız,
artık çok asker lazım değil. Asayişi orada PKK
sağlıyor, askeri çektiniz oradan.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
İSMET YILMAZ (Sivas) Yok. Muhakkak ki yıllardır devam eden
terörle ilgili bir sıkıntı var; bu, Uludereyle de ilgili.
Bölgeden ne Mehmetçik çekilmiştir ne güvenlik güçleri çekilmiştir.
Bugünkü yapılan
tartışmaları siz de söylediniz. Kamu düzenini sağlamak ile
bu çözüm süreci, biri, diğerinin alternatifi veya sonucu değildir,
hem kamu düzeni sağlanacak hem de çözüm sürecinde, yani bu ihtilafa veya
bu soruna nihai, kalıcı şekilde bir son vermek gereklidir. Bu,
Türkiyenin ortak sorunu; kimisi işte, 1984te başladı diyor
ama ondan önce 1970li yıllarda da hatta çok daha öncesi de vardı. Dolayısıyla
ortak sorunumuzdur. İnşallah, belli süre içerisinde çözümlenir diye
düşünüyorum.
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) Alan hâkimiyetini
onlara bıraktınız.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
3üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır,
okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
665 sıra sayılı Kanun Teklifinin 3.
maddesinin sonuna veya talepleri halinde en geç altı ay içerisinde kamu
kurum ve kuruluşlarında durumlarına uygun daimi memur
kadrolarına atanırlar ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Edip
Semih Yalçın Alim
Işık Lütfü
Türkkan
Gaziantep Kütahya Kocaeli
Yusuf
Halaçoğlu Ahmet
Duran Bulut Mustafa
Kalaycı
Kayseri Balıkesir Konya
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 665 sıra sayılı
Kanun Teklifinin 3 üncü maddesinin kanun teklifi metninden
çıkarılması için gereğini saygılarımla arz ve
teklif ederim.
Mustafa
Moroğlu Tolga
Çandar Ali
Demirçalı
İzmir Muğla Adana
Mustafa Ali Balbay Orhan Düzgün Mustafa Sezgin
Tanrıkulu
İzmir Tokat İstanbul
BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ
KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) Katılamıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN Hükûmet katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Katılmıyoruz Başkanım.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Gerekçe
BAŞKAN Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Madde ile düzenlenen Sözleşmeli Erbaş ve Er
Kanunu'nda yapılması öngörülen değişikliklerin
başlı başına ve daha ayrıntılı
görüşülmesi amaçlanmıştır.
BAŞKAN Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
665 sıra sayılı Kanun Teklifinin 3.
maddesinin sonuna veya talepleri halinde en geç altı ay içerisinde kamu
kurum ve kuruluşlarında durumlarına uygun daimi memur
kadrolarına atanırlar ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Lütfü
Türkkan (Kocaeli) ve arkadaşları
BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ
KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) Katılamıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN Hükûmet katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Katılmıyoruz Başkanım.
BAŞKAN Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Bu düzenleme ile sözleşmesi feshedilen er ve
erbaşların yaşayacakları mağduriyetlerinin önlenmesi
amaçlanmıştır.
BAŞKAN Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Madde kabul edilmiştir.
4üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 4- 6191 sayılı Kanuna
aşağıdaki ek madde eklenmiştir. Sevk tehiri, askerlik
yükümlülüğünün yerine getirilmiş sayılması
EK MADDE 3- (1) Askerlik hizmetine başlamadan
sözleşmeli erliğe kabul edilenlerin sevkleri; ilgili Kuvvet
Komutanlığının, Jandarma Genel
Komutanlığının veya Sahil Güvenlik
Komutanlığının teklifine istinaden, sözleşmeli er
oluncaya kadar, Milli Savunma Bakanlığı tarafından tehir
edilir.
(2) Sözleşmeli erbaş ve erlerden, askerlik
yükümlülüğünü daha önce tamamlamamış olanların, askerlik
yükümlülüklerine ilişkin olarak uygulanacak hükümler şunlardır:
a) Sözleşmeli erbaş ve erler ile
sözleşmeli er adaylarından, ön sözleşme ve sözleşme
süreleri içerisinde bu Kanunun 6 ncı maddesinin (b) ve (c) bentleri hariç
olmak üzere birinci fıkrası ile (f) ve (g) bentleri hariç dördüncü
fıkrası gereğince ilişiği kesilenlerden; ön
sözleşme ve sözleşme döneminde ay olarak hizmette geçen sürelerinin
üçte biri 1111 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci
fıkrasına göre belirlenen süreyi karşılayanlar, askerlik
hizmetini yerine getirmiş sayılır, bu süreyi
karşılamayanların kalan süreleri tamamlattırılır.
b) Yukarıdaki bentte belirtilen haller
dışında herhangi bir nedenle sözleşmesi sona eren
sözleşmeli erbaş ve erler ile sözleşmeli er adaylarından,
ön sözleşme ve sözleşme döneminde ay olarak hizmette geçen
sürelerinin üçte biri;
1) Sözleşmesinin sona erme tarihinde 1076
sayılı Kanuna tabi olanlardan, 1111 sayılı Kanunun 5 inci
maddesinin ikinci fıkrasına göre belirlenen süreyi
karşılayanlar,
2) Sözleşmesinin sona erme tarihinde 1111
sayılı Kanuna tabi olanlardan, söz konusu Kanunun 5 inci maddesinin
birinci fıkrasına göre belirlenen süreyi karşılayanlar,
askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılır, bu süreyi
karşılamayanların kalan süreleri tamamlattırılır.
c) Askerlik hizmetine devam ederken sözleşmeli er
olarak alınanların, ön sözleşme imzaladıkları tarihe
kadarki hizmet sürelerinin tamamı, kalan yükümlülük süresinin
hesabından mahsup edilir.
ç) Askerlik hizmetinin tamamlattırılması,
ilgilinin ilişiği kesilmeden, kuvvet komutanlıkları,
Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı
tarafından belirlenecek birliklerde, erbaş veya er olarak yerine
getirilir.
BAŞKAN Madde üzerinde bir adet önerge vardır
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 665 sıra sayılı
Kanun Teklifinin 4 üncü maddesinin kanun teklifi metninden
çıkarılması için gereğini saygılarımla arz
ederim.
Mustafa Moroğlu Tolga
Çandar Ali Demirçalı
İzmir Muğla Adana
Mustafa Ali Balbay Orhan
Düzgün
İzmir Tokat
BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ
KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) Katılamıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN Hükûmet katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Katılmıyoruz Başkanım.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Gerekçe
BAŞKAN Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Madde ile düzenlenen Sözleşmeli Erbaş ve Er
Kanununda yapılması öngörülen değişikliklerin
başlı başına ve daha ayrıntılı
görüşülmesi amaçlanmıştır.
BAŞKAN Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
5inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 5- Bu Kanun yayımı tarihinde
yürürlüğe girer.
BAŞKAN Oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
6ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 6- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN Oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Oyunun rengini belli etmek üzere ve lehte söz isteyen
Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili
Vazgeçiyor.
Oyunun rengini belli etmek üzere ve aleyhte söz isteyen
Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından
alkışlar)
MAHMUT TANAL (İstanbul) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, biz bu bedelli askerlikle ilgili yasayı
destekliyoruz, bu yasaya olumlu oy vereceğiz ancak şunu kabul etmek
lazım: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu yasanın
iyileştirilmesi açısından getirmiş olduğumuz öneriler
vardı. İki aylık ödeme süresi, gerçekten, yetersiz. En
azından bunun altı ay olarak uzatılması gerekirdi,
sayın iktidar partisi tarafından bu kabul edilmedi.
Ancak, çok önemli olan bir hususu anlatmak istiyorum, bu,
dile getirilmedi, bunu sözlü olarak AKP Grubuna ve Sayın Bakana ilettik,
Bakanlık ve AKP Grubu tarafından bu kabul görmedi. Konu nedir? Konu
şu: Bugüne kadar çıkan bedelli askerlikle ilgili yasaların
tamamında, belgeyi alan kişiler İş Kanunu yani 1475
sayılı İş Kanununun 14üncü maddesi uyarınca
kıdem tazminatını alıyordu, o parasını götürüp
gayet rahat bedelli askerlik parası olarak yatırabiliyor idi. Yani,
gelir durumu yerinde olmayan fakir fukara için bu, iyi bir seçenek idi. Ancak,
mevcut olan bu düzenlemede, kıdem tazminatından çalışan
işçilerin hiçbirisi yararlanamayacak. Bu, bu yasada büyük bir
boşluktur. Bunun iyileştirilmesi yönünde ne kadar önerdiysek bu
önergemiz kabul edilmiyor.
Mevcut olan Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün
89uncu maddesi uyarınca, Genel Kurulun ve aynı zamanda Sayın
Bakanın, Komisyonun, bu teklifimizi, bu önerimizin tekrar göz önünde
bulundurak, mevcut olan yasadaki bu eksikliğin, teklifteki bu
eksikliğin giderilmesi, geliri olmayan insanlar için gerçekten bir
zorunluluk teşkil etmektedir. Eğer buradaki kaygı şuysa Efendim,
işveren parasını verir, bir daha işe almaz. Değerli arkadaşlar,
İş Kanununun işe iadeyle ilgili hükümleri gayet rahat,
saklıdır; bu konuda, çalışan insanları, işçileri,
personeli güvence altına almıştır. Bu konuda bunun göz
önüne alınmaması, gerçekten büyük bir eksikliktir.
Bir başka konu, aynı zamanda, bu, geliri
olmayan insanlar için sosyal adalet ilkesini, eşitlik ilkesini zedeleyen
bir hükümdür. Takdir edersiniz, sosyal adaletin bulunmadığı
ülkelerde istikrar sağlanmaz, düzen sağlanmaz, barış
sağlanmaz. Eğer, gerçekten, biz ülkede barışı, huzuru,
düzeni istiyor isek sosyal adaleti, mutlak surette, çıkarılan bu
yasada da göz önünde bulundurmak zorundayız. Bu açıdan, bu düzenleme,
sosyal adaletten de uzak ama bu bedelli askerliği bekleyen
vatandaşlarımız var, bu açıdan bu teklife olumlu oy
vereceğiz.
Bu eksikliklerin tekrar Meclis Genel Kurulu
tarafından göz önünde bulundurularak bu katkılarımızın
nazara alınmasını diler, hepinize teşekkür ediyorum.
İyi geceler diliyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.
Sayın milletvekilleri, teklifin tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Teklif, kabul
edilmiş ve kanunlaşmıştır.
Alınan karar gereğince, 2015 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2013 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısını görüşmek için 10
Aralık 2014 Çarşamba günü saat 13.00te toplanmak üzere
birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 02.51