TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
26ncı Birleşim
12 Ocak 2016 Salı
(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından
hazırlanan bu Tutanak Dergisinde yer alan ve kâtip üyeler tarafından
okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından
ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı
sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İÇİNDEKİLER
I.- GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II.- GELEN
KÂĞITLAR
III.- YOKLAMALAR
IV.- OTURUM
BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- Oturum
Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebinin,
İstanbul Sultanahmet Meydanında meydana gelen patlamada
hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet, yaralılara şifa
dilediğine, tüm terör örgütlerini ve terör ortamını besleyenleri
şiddetle kınadığına ilişkin konuşması
2.- Oturum
Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebinin, Profesör
Doktor Bedri Gürsoya rahmet dilediğine ilişkin konuşması
V.- GÜNDEM
DIŞI KONUŞMALAR
A)
Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Hatay
Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlunun, Hatayın Erzin ve Dörtyol
ilçelerinin düşman işgalinden kurtuluşunun 94üncü yıl
dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Çorum
Milletvekili Tufan Kösenin, geçtiğimiz haftalarda yapılan
TÜRK-İŞ kongresi üzerinden sendikaların işleyişine
ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Bursa
Milletvekili Kadir Koçdemirin, 10 Ocak Türk İdareciler Gününe
ilişkin gündem dışı konuşması
VI.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Amasya
Milletvekili Mehmet Naci Bostancının, Çorum Milletvekili Tufan
Kösenin yaptığı gündem dışı konuşması
sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması
nedeniyle konuşması
2.- Çorum
Milletvekili Tufan Kösenin, Amasya Milletvekili Mehmet Naci
Bostancının sataşma nedeniyle yaptığı konuşması
sırasında şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
3.- Amasya
Milletvekili Mehmet Naci Bostancının, Çorum Milletvekili Tufan
Kösenin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması
sırasında AK PARTİ eski Grup Başkanına
sataşması nedeniyle konuşması
4.- Denizli Milletvekili
Emin Haluk Ayhanın, Manisa Milletvekili Recai Berberin MHP grup önerisi
üzerinde yaptığı konuşması sırasında
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
5.-
Diyarbakır Milletvekili İdris Balukenin, Elâzığ
Milletvekili Ömer Serdarın HDP grup önerisi üzerinde
yaptığı konuşması sırasında Halkların
Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması
6.-
Elâzığ Milletvekili Ömer Serdarın, Diyarbakır Milletvekili
İdris Balukenin sataşma nedeniyle yaptığı
konuşması sırasında şahsına ve Adalet ve
Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması
7.-
Diyarbakır Milletvekili İdris Balukenin, Elâzığ
Milletvekili Ömer Serdarın sataşma nedeniyle yaptığı
konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması
nedeniyle konuşması
8.- Amasya
Milletvekili Mehmet Naci Bostancı,nın İstanbul Milletvekili
Barış Yarkadaşın CHP grup önerisi üzerinde
yaptığı konuşması sırasında Adalet ve
Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması
9.- İstanbul
Milletvekili Barış Yarkadaşın, Amasya Milletvekili Mehmet
Naci Bostancının sataşma nedeniyle yaptığı
konuşması sırasında şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
10.- Ankara
Milletvekili Levent Gökün, İstanbul Milletvekili Erkan Kandemirin CHP
grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması
sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle
konuşması
11.-
Diyarbakır Milletvekili İdris Balukenin, Kocaeli Milletvekili Mehmet
Akif Yılmazın AK PARTİ grup önerisi üzerinde
yaptığı konuşması sırasında Halkların
Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması
VII.- AÇIKLAMALAR
1.- İzmir
Milletvekili Oktay Vuralın, İstanbul Sultanahmet Meydanında
yapılan terör saldırısında hayatını kaybedenlere
Allahtan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine, bu
saldırıyı lanetlediğine, terörü
meşrulaştıran bir bildiriye imza atanların aydın
olarak nitelendirilmesini doğru bulmadığına ve herkesi
demokrasiye ve hukuk devletine sahip çıkmaya davet ettiğine
ilişkin açıklaması
2.-
Diyarbakır Milletvekili İdris Balukenin, İstanbul Sultanahmet
Meydanında yapılan saldırıyı
kınadıklarına, Halkların Demokratik Partisi olarak Hükûmeti
bu saldırılar hususunda sorumlu davranmaya
çağırdıklarına ve sokağa çıkma yasağı
uygulanan yerleşim yerlerindeki cenazelerle ilgili insanlık
dışı uygulamalara son verilmesi gerektiğine ilişkin
açıklaması
3.- Ankara
Milletvekili Levent Gökün, İstanbul Sultanahmet Meydanında
yapılan saldırıyla ilgili İçişleri Bakanının
bilgi vermesi gerektiğine, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü
kutladığına ve Birinci İnönü Zaferinin 95inci yıl
dönümüne ilişkin açıklaması
4.- Amasya
Milletvekili Mehmet Naci Bostancının, İstanbul Sultanahmet
Meydanında gerçekleşen terör eylemini kınadıklarına
ve devletin terörle başarıyla mücadele edeceğine ilişkin
açıklaması
5.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanalın, İstanbulun Sultanbeyli ilçesinin
Hasanpaşa Mahallesinde yaşanan sorunlara ve Mardin ile
Şanlıurfadaki elektrik kesintilerine ilişkin
açıklaması
6.- Malatya
Milletvekili Veli Ağbabanın, Malatyadaki elektrik kesintilerine ve
trafik sigortasındaki artışlara ilişkin
açıklaması
7.- Niğde Milletvekili
Ömer Fethi Gürerin, İstanbul Sultanahmet Meydanında yapılan
terör saldırısında hayatını kaybedenlere ve tüm
şehitlere Allahtan rahmet, yaralılara acil şifalar
dilediğine ve çalışanlar ile emeklilerin sorunlarının
arttığına ilişkin açıklaması
8.- Bursa
Milletvekili Erkan Aydının, İstanbul Sultanahmet
Meydanında yapılan terör saldırısında
hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet dilediğine ve mevcut
iktidarın terörü yeneceği yönündeki beklentilerini yitirdiğine
ilişkin açıklaması
9.- İstanbul
Milletvekili Didem Enginin, İstanbul Sultanahmet Meydanında
yapılan saldırıda hayatını kaybedenlere Allahtan
rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve Cumhuriyet Halk
Partisi olarak terör olaylarıyla ilgili verdikleri Meclis
araştırması önergelerinin reddedildiğine ilişkin
açıklaması
10.- Mersin
Milletvekili Aytuğ Atıcının, İstanbul Sultanahmet
Meydanında yapılan saldırının, devletin
vatandaşın can ve mal güvenliğini
koruyamadığını bir kez daha ortaya
çıkardığına ve İçişleri Bakanının
görevden alınması gerektiğine ilişkin açıklaması
11.-
Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsakın, Hüseyin Nihal
Atsızın doğumunun 111inci yıl dönümüne ilişkin
açıklaması
12.- Bursa
Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlunun, İstanbul
Sultanahmet Meydanında yapılan terör saldırısını
kınadığına, hayatını kaybedenlere Allahtan
rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve Bursada
hastanelerde yaşanan yoğunluk için önlem alınmasını
talep ettiğine ilişkin açıklaması
13.-
İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksunun, İstanbul
Sultanahmet Meydanında yapılan saldırıda
hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet, yaralılara acil
şifalar dilediğine, terörün her türlüsünü lanetlediğine ve
Milliyetçi Hareket Partisi olarak Hükûmetten etkili bir terörle mücadele
beklediklerine ilişkin açıklaması
14.- Kayseri
Milletvekili Çetin Arıkın, Kayseri Bölge İdare Mahkemesinin
kapatılmasına ilişkin açıklaması
15.- İzmir
Milletvekili Atila Sertelin, terörü kınadığına, ölenlere
rahmet dilediğine ve Belevi-Tire yolunun yapılmasını
beklediklerine ilişkin açıklaması
16.-
Balıkesir Milletvekili Ahmet Akının, elektrik
faturalarının şişirilmesine yönelik hukuksuz uygulamalara
ilişkin açıklaması
17.- Manisa
Milletvekili Mazlum Nurlunun, Okul Üzümü Akıl Üzümü Projesini
desteklediğine ilişkin açıklaması
18.- Denizli
Milletvekili Kazım Arslanın, İstanbul Sultanahmet
Meydanında yapılan terör saldırısını
kınadığına ve şeker pancarı fiyatlarına
ilişkin açıklaması
19.- Antalya
Milletvekili Mustafa Akaydının, İstanbul Sultanahmet
Meydanında yapılan saldırıyı
kınadığına, hayatını kaybedenlere Allahtan
rahmet dilediğine ve Başikada Türk Silahlı Kuvvetlerine bir
saldırı olup olmadığını öğrenmek
istediğine ilişkin açıklaması
20.- Isparta
Milletvekili Nuri Okutanın, İstanbul Sultanahmet Meydanında
yapılan saldırıyı kınadığına ve Türk
İdareciler Gününü kutladığına ilişkin
açıklaması
21.- Bursa
Milletvekili Orhan Sarıbalın, yaşanan terör olayları
nedeniyle Meclisi göreve çağırdığına ve Silivri
Cezaevinde bulunan Can Dündar ile Erdem Gülle görüşme izni vermeyen
Adalet Bakanını kınadığına ilişkin
açıklaması
22.- Amasya
Milletvekili Mustafa Tuncerin, İstanbul Sultanahmet Meydanında
yapılan saldırıda hayatını kaybedenlere Allahtan
rahmet dilediğine, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü
kutladığına, Diyanet İşleri Başkanını
istifaya davet ettiğine ve Amasya Gümüşhacıköy Devlet
Hastanesinin durumuna ilişkin açıklaması
23.-
İstanbul Milletvekili Sibel Özdemirin, Millî Eğitim
Bakanının sahte diplomayla atanan öğretmenlerle ilgili
yaptığı açıklamalara ilişkin açıklaması
24.- Bursa
Milletvekili Ceyhun İrgilin, İstanbul Sultanahmet Meydanında
yapılan saldırıyı kınadığına ve
bakanların, milletvekillerinin sorularına cevap vermesi
gerektiğine ilişkin açıklaması
25.- Ankara
Milletvekili Levent Gökün, Hükûmetin İstanbul Sultanahmet
Meydanında yapılan saldırıyla ilgili Meclisi
bilgilendirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
26.-
Diyarbakır Milletvekili İdris Balukenin, Hükûmetin İstanbul
Sultanahmet Meydanında yapılan saldırıyla ilgili Meclisi
bilgilendirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
VIII.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- HDP Grubu
adına, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili Çağlar
Demirelin, kadına yönelik şiddette cezasızlık olgusunun
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/54)
2.- Siirt
Milletvekili Besime Konca ve 21 milletvekilinin, kadınlara yönelik
şiddet ve cinayetlerin önlenmesi için gerekli sosyal destek
programları ile kadın odaklı yasal düzenlemeler için
yapılması gerekenlerin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/55)
3.- Çanakkale
Milletvekili Muharrem Erkek ve 23 milletvekilinin, göçmenlik ve mültecilik konusunda
ülkemizde yaşanan sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/56)
IX.-
ÖNERİLER
A) Siyasi Parti
Grubu Önerileri
1.- MHP Grubunun,
23/12/2015 tarihinde İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ile
Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan ve arkadaşları tarafından,
Rusya Federasyonuyla yaşanmakta olan siyasi, ekonomik krizin ülkemize
ekonomik etkilerinin araştırılarak alınabilecek
tedbirlerin, çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan
Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Ocak 2016
Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına
ilişkin önerisi
2.- HDP Grubunun,
12/1/2016 tarihinde Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili
İdris Baluken tarafından, Cumhuriyet tarihinin en fazla can
kaybının yaşandığı Ankara katliamının
tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla
verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun
12 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına
ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde
yapılmasına ilişkin önerisi
3.- CHP Grubunun,
12/1/2016 tarihinde İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş ve
arkadaşları tarafından, çalışan ve işsiz
gazetecilerin yaşadığı sorunlar ile basın ve medya
sektörü üzerinde artan ekonomik ve sosyal baskıların
araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Ocak 2016 Salı günkü
birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin
aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
4.- AK PARTİ
Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden
düzenlenmesine; Gündemdeki Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler kısmının
sıralamasının belirlenmesine ve 60 sıra sayılı
Kanun Tasarısının 48 saat geçmeden gündeme alınması
ile İç Tüzükün 91inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde
görüşülmesine ilişkin önerisi
X.- KANUN TASARI
VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
1.- Askerlik
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ve Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ile 35 Milletvekilinin;
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/414, 2/338) (S. Sayısı:
60)
XI.- YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İstanbul
Milletvekili Barış Yarkadaşın, Amasya F Tipi Cezaevinde
mahkumların bir süreli yayından yararlanma haklarının
kısıtlandığı iddialarına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağın
cevabı (7/10)
2.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulunun, zeytin ve zeytinyağı
üretiminde yaşanan düşüşe ve alınacak önlemlere
ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaşın
cevabı (7/227)
3.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulunun, Bakanlık ile bağlı
kurum ve kuruluşlar bünyesinde bulunan araçlara ilişkin sorusu ve
Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkcinin cevabı (7/253)
4.- İstanbul
Milletvekili Eren Erdemin, TÜİK tarafından hazırlanan bir
araştırmanın sonuçlarına ilişkin Başbakandan
sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmazın cevabı
(7/331)
5.- Aydın
Milletvekili Metin Lütfi Baydarın, kentsel yapılaşmanın
planlanmasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı
Fatma Güldemet Sarının cevabı (7/424)
6.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulunun, Bakanlık ile bağlı
kurum ve kuruluşlar bünyesinde bulunan araçlara ilişkin sorusu ve
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelikin
cevabı (7/446)
7.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulunun, Bakanlık hizmet
binalarına ve yapılan kiralamalara ilişkin sorusu ve Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelikin cevabı
(7/448)
8.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulunun, zeytinyağı üretiminin
artırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu
ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelikin
cevabı (7/450)
9.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükatamanın, tarımsal girdilerin çiftçiye
maliyetinin düşürülmesine ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanı Faruk Çelikin cevabı (7/451)
10.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükatamanın, çiftçilerin mazot maliyetinin
düşürülmesine ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanı Faruk Çelikin cevabı (7/452)
11.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükatamanın, bazı bitkiler için fiyat
garantisi verilmesine ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanı Faruk Çelikin cevabı (7/453)
12.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükatamanın, et ve sütte garanti fiyat
uygulamasına geçilmesine ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanı Faruk Çelikin cevabı (7/454)
13.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükatamanın, tohum, fide ve fidan
politikasına ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanı Faruk Çelikin cevabı (7/455)
14.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükatamanın, kalkınma planlarında yer
alan hedeflerin gerçekleşme oranlarına ilişkin sorusu ve
Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmazın cevabı (7/483)
15.- Manisa
Milletvekili Mazlum Nurlunun, tarımsal desteklemeler için bütçeden
ayrılan kaynak miktarına ilişkin Başbakandan sorusu ve
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelikin
cevabı (7/543)
16.-
İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksunun, İstanbul Avrupa
yakasında riskli alan ve rezerv alan ilan edilen yerlere ilişkin
sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet
Sarının cevabı (7/579)
17.-
İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksunun, İstanbulda kentsel
dönüşüm uygulamasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik
Bakanı Fatma Güldemet Sarının cevabı (7/581)
18.- Bingöl Milletvekili
Hişyar Özsoyun, Bingöl ilinde olası bir depreme karşı
alınması gereken tedbirlere ilişkin sorusu ve Çevre ve
Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarının cevabı
(7/584)
19.-
İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksunun, İstanbulun
bazı ilçelerinde hazine arazilerini kullanan vatandaşların
tarımsal desteklerden yararlanamamasına ilişkin sorusu ve
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelikin
cevabı (7/593)
20.- Niğde
Milletvekili Ömer Fethi Gürerin, Niğdenin Bor ilçesine bağlı
bir köyün arazi toplulaştırma ihtiyacına ilişkin sorusu ve
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelikin
cevabı (7/594)
21.- Manisa
Milletvekili Mazlum Nurlunun, Manisada TARSİM tarafından çiftçilere
yapılan sigorta ödemelerine bankaların bloke koyduğu
iddiasına ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanı Faruk Çelikin cevabı (7/595)
22.- Manisa
Milletvekili Mazlum Nurlunun, 2015 yılında Manisa genelinde ürünleri
zarar gören çiftçilerden tarım sigortası yaptırmayanların
durumuna ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanı Faruk Çelikin cevabı (7/596)
23.-
İstanbul Milletvekili Eren Erdemin, yazılı ve sözlü soru
önergelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan
Yardımcısı Lütfi Elvanın cevabı (7/817)
24.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçayın, 2015te TOBB bütçesinden Gümrük ve Ticaret
Bakanlığına aktarılan iç ticaret hizmetlerini
geliştirme payına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret
Bakanı Bülent Tüfenkcinin cevabı (7/891)
25.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçayın, Onuncu Kalkınma Planı döneminde
yapılması planlanan yatırım miktarlarına ilişkin
sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmazın cevabı
(7/912)
12 Ocak 2016 Salı
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma Saati:
15.01
BAŞKAN:
Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ
KÂTİP ÜYELER
: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Zihni AÇBA (Sakarya)
------0-----
BAŞKAN Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26ncı
Birleşimini açıyorum.
(HDP sıralarından pankart gösterilmesi)
III.- YOKLAMA
BAŞKAN
- Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama
için üç dakika süre vereceğim.
Sayın
milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını
bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama
pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç
dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama
işlemini başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN Toplantı yeter sayısı
yoktur.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.06
İKİNCİ
OTURUM
Açılma Saati:
15.16
BAŞKAN:
Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ
KÂTİP ÜYELER
: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Zihni AÇBA (Sakarya)
------0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 26ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu
açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN
Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter
sayısı bulunamamıştı.
Şimdi,
yoklama işlemini tekrar yapacağım.
Yoklama
için üç dakika süre veriyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN Toplantı yeter sayısı
vardır, görüşmelere başlıyoruz.
IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet
Akif Hamzaçebinin, İstanbul Sultanahmet Meydanında meydana gelen
patlamada hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet, yaralılara
şifa dilediğine, tüm terör örgütlerini ve terör ortamını
besleyenleri şiddetle kınadığına ilişkin
konuşması
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, bugün
İstanbulda Sultanahmet Meydanında meydana gelen patlamada
Valiliğin yaptığı açıklamaya göre içinde yabancı
uyruklu kişilerin de bulunduğu 10 kişi hayatını
kaybetmiş, 15 kişi de yaralanmıştır.
Değerli milletvekilleri, ülkemiz önemli,
tarihsel bir süreçten geçmektedir. Yıllardır PKK terörünü
yaşayan ve bu terörle mücadele eden Türkiye, 2015 yılı itibarıyla
da IŞİD terörüyle karşı karşıya
kalmıştır. Bu bağlamda 20 Temmuz 2015 tarihinde Suruçta
gerçekleştirilen, 34 kişinin öldüğü, 100den fazla kişinin
yaralandığı; 10 Ekim 2015 tarihinde ise Ankara Garı önünde
gerçekleştirilen ve cumhuriyet tarihinin en kanlı
saldırısı olarak tarihte yerini alan, 107 kişinin
hayatını kaybettiği, 500den fazla kişinin
yaralandığı intihar saldırıları toplum
vicdanında derin bir yara açmıştır.
Terör önce güven duygusunu ve toplumsal
dayanışma duygusunu yok etmek ister. Bu nedenle 78 milyon
insanımızın bugün birbiriyle kucaklaşma, birbiriyle
dayanışma zamanıdır.
Tüm terör örgütlerini ve bu terör ortamını
besleyenleri şiddetle kınıyorum. Sultanahmette bugün
gerçekleştirilen kanlı saldırının yüreklerimizi yakan
terör olaylarının sonuncusu olmasını dilerken terörü tekrar
kınıyor, saldırıda hayatını kaybedenlere
Allahtan rahmet, geride kalanlara sabır, saldırıda
yaralananlara ise şifa diliyorum.
Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline
gündem dışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri beşer dakikadır.
Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi yirmi
dakikadır.
Gündem dışı ilk söz, Hatayın
Erzin ve Dörtyol ilçelerinin düşman işgalinden kurtuluşunun
94üncü yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Hatay Milletvekili Hacı
Bayram Türkoğluna aittir.
Buyurun Sayın Türkoğlu. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlunun,
Hatayın Erzin ve Dörtyol ilçelerinin düşman işgalinden
kurtuluşunun 94üncü yıl dönümüne ilişkin gündem
dışı konuşması
HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Hatay) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Erzin ve Dörtyol ilçelerimizin kurtuluşunun
94üncü yıl dönümü, kurtuluş bayramı münasebetiyle
şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bir kez daha
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Dünyada, malumunuz, 5 büyük imparatorluk kuruldu,
bunların içerisinde 3 tanesini biz kurduk. Yine, bu 3 büyük imparatorlukla
birlikte ecdadımız, 257 devlet, 16 imparatorlukla tarih sahnesinde
saygın yerini aldı. Bu devletlerimizin himayesi altında her
kültür, her mezhep, her meşrep, her din, her ten ve renkten insanlar,
temeli hoşgörü ve adalet üzerine kurulu bir medeniyet
anlayışı üzerinde, bir arada özgürce yaşadılar.
Ecdadımız, imparatorlukların en büyüğü olarak altı yüz
yirmi dört yıl boyunca, Osmanlı İmparatorluğuyla, yedi
iklim, üç kıta, 110 devlete adaletle hükmetmiştir.
1789 Fransız İhtilalinin tüm
coğrafyaları etkisi altına alan ilkelerinin toplumlar nezdinde
karşılık bulan sinerjisiyle imparatorluklar
yıkılmış, sonrasında ulus devletler kurulmuştur.
Bizim ulus devletimiz de Türkiye Cumhuriyeti devleti olmuştur. Dünyada
ebedi devlet yoktur ama dünyada ebet müddet var olabilmek için millet iradesi
vardır. Bizim milletimiz de Türkiye Cumhuriyeti devletini ebet müddet
yaşatmak için, kuruluş felsefesinde olduğu gibi, ebedi
yaşam mücadelesi için her dönemde mücadelesini vermektir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Osmanlının yıkılışıyla
sonuçlanan Birinci Dünya Savaşında 9 cephede 2,5-3 milyona
yakın şehit verdik. Birinci Dünya Savaşında müttefikimiz
olan ittifak kuvvetleri yenilince biz de Mondros Mütarekesiyle yenilmiş
sayıldık.
Üç kıtada at koşturan ecdadımız
Anadoluda Mondros Mütarekesi sonrasında muhasara altına
alındı. Antep, Maraş, Osmaniye, Hatay Fransızlar
tarafından, Ege Bölgesinin güneyi ve Akdeniz İtalyanlar
tarafından, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Ruslar ve Ermeniler
tarafından, Egenin üst kısmı Yunanlılar, Marmara ve
İstanbul İngiliz ve Fransızlar tarafından işgal
edildi. Yedi düvel bizi geldiğimiz yere geri göndermek
arzusundaydılar.
Evet, bu topraklarda tutunmak acı verir insana,
bu topraklar büyük acılara gebedir.
(x)
Vatan sevgisi imandandır. ilkesiyle bu millet bin yıllık
kardeşliğin, sevgi, hoşgörü ve adaletin timsali olan bu
topraklara tasallut eden her türlü şer güce karşı iri, diri, bir
olarak; Türkü, Kürtü, Lazı, Çerkezi, Alevisi, Sünnisiyle büyük Türk
milleti olarak omuz omuza mücadele vermiş, karşılık
vermiştir.
Tarihimizde nice kırılma noktaları
vardır. 751 Talas Savaşı ile İslam bizim medeniyetimizin en
temel harcı olmuştur. 1071 Malazgirt ile Anadolu kutlu ecdada, vatan
İslama sancaktar olmuştur. 1187de Selahaddin Eyyubi Haçlı
ittifakını mağlup kılmış ve mübarek Kudüs
fetholunmuştur. 1453 ile İstanbul fetholunmuş, bir çağ
kapanıp yeni bir çağ açılmıştır.
Yıkılan Osmanlının küllerinden bir Anka kuşu misali
Türkiye Cumhuriyeti devleti 19 Aralık 1918de Dörtyolda
attığı, Millî Mücadelenin ilk kurşunuyla tüm Anadoluda
Millî Mücadelenin fitilini ateşlemiştir. 19 Aralık 1918de
başlayan mücadele 8 Ocak 1922de Erzin, 9 Ocak 1922de Dörtyolun
kurtuluşuyla tüm yurttan düşmanlarımız atılmış,
dolayısıyla Millî Mücadele zaferle sonuçlanmıştır.
Ben, bize bu ecdat yadigârı
vatanımızı emanet eden başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk
olmak üzere tüm silah arkadaşlarını ve Millî Mücadelede,
hassaten Kara Mehmet Çavuşları, Kara Hasan Paşaları, Elif
Anaları, Fadime Nineleri bir kez daha rahmet ve minnetle anıyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Türkoğlu.
Gündem dışı ikinci söz,
geçtiğimiz haftalarda yapılan TÜRK-İŞ kongresi üzerinden
sendikaların işleyişi hakkında söz isteyen Çorum Milletvekili
Tufan Köseye aittir.
Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından
alkışlar)
2.- Çorum Milletvekili Tufan Kösenin, geçtiğimiz
haftalarda yapılan TÜRK-İŞ kongresi üzerinden sendikaların
işleyişine ilişkin gündem dışı
konuşması
TUFAN KÖSE (Çorum) Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, bugün Sultanahmette yapılan terör
saldırısında hayatlarını kaybeden yabancı ülke
vatandaşlarına, yaralananlara başsağlığı
diliyorum, acil şifalar diliyorum. Uygulanan dış
politikanın, uygulanan sosyal ve ekonomik politikaların Türkiyeyi
terör batağına çektiğini bir kez daha buradan dillendirmek
istiyorum, görmenizi istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz
ay içerisinde Türkiyenin en büyük işçi konfederasyonu
TÜRK-İŞin bir genel kurulu yapıldı. Benim çok dikkatimi
çekti bu genel kurul. Maalesef genel kurulda artan iş cinayetlerinden -ki
dünyada en ön sıradadır Türkiye- hiç bahsedilmedi.
İşsizlikten hiç bahsedilmedi; yüzde 11dir Türkiyedeki işsizlik
oranı, dünya ortalamasının, Meksikanın, Kübanın,
Korenin, hepsinin daha ötesindedir. Taşeronlaştırmadan, esnek
çalışmadan, güvencesiz çalıştırmadan hiç bahsedilmedi.
Grev ertelemelerinden hiç bahsedilmedi millî güvenlik gerekçesiyle.
Sendikasızlaştırmadan hiç bahsedilmedi; en büyük
sendikanın, konfederasyonun genel kurulunda, ki dünyadaki örneklerin
arasında en geri sendikalaşma oranı Türkiyededir. Örnek olsun:
Avusturyada yüzde 47, Hollandada yüzde 26, İsveçte yüzde 91 olan
sendikalaşma oranı maalesef ülkemizde yüzde 9lar
civarındadır. Gelir dağılımındaki bozukluk hiç
konuşulmadı, kıdem tazminatı gasbedilmek isteniyor, hiç
konuşulmadı ama ne konuşuldu? Bir Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanımız var, gitti oraya, sadece ve sadece
Cumhurbaşkanına hitap ederek tam 12 dakika konuştu. Bu 12
dakikanın içerisinde 15 defa Sayın Cumhurbaşkanım, 15
defa da yeni talimatlarınız, öngörünüz ve vizyonunuz
doğrultusunda cümlelerini ve kelimelerini kullandı. Bunu söyleyen
Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, bundan çok
değil beş altı sene evvel de bugün Cumhurbaşkanı
olarak hitap ettiği şahsı Başbakan padişah olmak
istiyor. Bu hükûmete zıkkımın kökünü göstereceğiz. Hükûmet
yolsuzluk çukurunun içerisinde. Başbakan rantın babasını
yedi. diyerek eleştiriyordu. Yani kurduğunuz düzen böyle insanlar
yetiştiriyor.
Şimdi, bir konuya daha değinmek istiyorum,
bu konu aslında uzun bir konu, bunun Meclis araştırma
önergesiyle konuşulması gerekir. Şimdi hep övünüyordunuz ya
Askerî vesayeti kaldırdık, yargısal vesayeti
kaldırdık, onu kaldırdık, bunu kaldırdık.
Alın size nur topu gibi bir vesayet kurumunuz daha oldu. Bu vesayet
kurumunun başına da Görmez Bey geçti, vicdanî görmez bey, Mehmet Görmez
Bey. Diyanet İşleri Kurumu, maalesef 21inci yüzyılda
Türkiyenin en büyük ve en katı vesayet kurumu hâline gelmiştir,
sizin uyguladığınız politikalar sebebiyle.
Değerli arkadaşlarım, bu Görmez Bey,
Alevi evleri işaretlenirken suspus, tık yok; bu Görmez Bey, cemevleri
kundaklanırken suspus; çocuklar katliama uğrarken, öldürülürken
suspus; IŞİD, 10 yaşındaki, 13 yaşındaki
çocukların ciğerlerini sökerken suspus, IŞİD bunun
kırmızı çizgisi falan değil. Ama bunun
kırmızı çizgisi cemevleri, orada dur, Cemevleri bizim
kırmızı çizgimiz. diyor. Ya Sevgili Görmez, 1 tane Alevi vali
yokken, 1 tane Alevi emniyet müdürü, 1 tane Alevi millî eğitim müdürü
yokken, okul müdürü sayısı bir elin parmağını
geçmezken sen bunlar olurken ağzını hiç açmıyorsun da
mesele Alevilerin inancı olunca niye senin kırmızı çizgin
oluyor? Sen mi belirleyeceksin Alevilerin inancını? Sen mi
belirleyeceksin Alevilerin inanç evleri olan cemevlerinin
yapısını, durumunu? Sana mı düşüyor bu? Allah ve din
senin tekelinde mi, senin elinde mi?
Değerli arkadaşlarım, bu kafa Yavuz
kafası. Demek ki, Yavuz kafasından hâlâ kendini
kurtaramamış bir iktidarın uyguladığı ekonomik ve
sosyal politikalar, böyle bir Diyanet İşleri Başkanını
bugün bu noktada tutabiliyor.
Bu coğrafyada bin yılı
aşkın süredir zulme ve karanlığa karşı mücadele
eden Aleviler, Görmez paşa değil kim isterse istesin, onlara
benzemeyeceklerdir. Eğer benzeyeceklerse, bu memleketin aydınlık
yüzlü insanı Alevilere, Görmez Bey ve yandaşları benzeyecektir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Köse.
Sayın Bostancı...
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Sayın
Başkanım, değerli konuşmacı Diyaneti
eleştirirken, aynı zamanda Diyanet üzerinden genel olarak AK
PARTİ Grubuna yönelik de bazı sataşmalarda bulundu.
MAHMUT TANAL (İstanbul) Hükûmete yönelik
söyledi.
BAŞKAN Nasıl bir sataşmaydı,
hangi cümleydi Sayın Bostancı?
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Bu kafa Yavuz
kafası işte, IŞİDle ilgili Kırmızı
çizgisi değildir... İlliyet bağı kurarak oradan politik
bir değerlendirme çıkarmıştır. İzin verirseniz
sataşmadan dolayı söz almak istiyorum.
LEVENT GÖK (Ankara) Sayın Başkanım,
ortaya söylenmiş bir söz. Sayın Naci Bostancı niye üzerine
alıyor?
BAŞKAN Peki, buyurun Sayın
Bostancı.
Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeden...
Size söz veriyorum, süreniz iki dakikadır. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
LEVENT GÖK (Ankara) Sayın Başkan, ortaya
söylenmiş bir sözü niçin Naci Bey üzerine alınıyor?
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancının,
Çorum Milletvekili Tufan Kösenin yaptığı gündem
dışı konuşması sırasında Adalet ve
Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Sayın
Başkanım, değerli arkadaşlar; tarihten hepimiz tabii ki
ders çıkaracağız. Geleceğe bakarken de bu ülkenin millî
birliğini, dirliğini sağlamak benim de görevim, Tufan Beyin de
görevi, AK PARTİnin, CHPnin, HDPnin, MHPnin, hepimizin görevi.
Birliği, dirliği sağlarken de elbette problemlere ilişkin
eleştirel bir dilimiz olacak ama aynı zamanda ortak geleceğe
yönelik bir yaklaşımımız da olacak. Sünniler kadar
Aleviler, Türkler kadar Kürtler, bu ülkede her kim var ise bu ülkenin asli
vatandaşıdır. Eğer burada eksiklikler varsa bunları
telafi etmek ve çözmek hepimizin boynunun borcudur. Elbette, insanların
inançlarını, pratiklerini, hiç kimse yukarıdan
baskıcı, tahakkümcü bir anlayışla tayin edemez, böyle bir
şey olmaz. Diyanet kendi görüşlerini ifade edebilir ama pratik hayata
yönelik uygulama asla söz konusu değildir. IŞİD konusunda
Diyanetin açıklamaları her zaman son derece açıktır,
çizgisi de bellidir. İslamiyet ile terör arasında bağ kurmak
isteyen her tür anlayışı Diyanet de reddetmiştir. Lütfen,
haklıya da hakkını vererek yaklaşmak gerekir.
Dolayısıyla, Alevilere ve Sünnilere yönelik o kucaklayıcı
siyasi tavrı benim göstermem lazım, Tufan Beyin göstermesi
lazım, hepimizin göstermesi lazım.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Bostancı.
Gündem dışı üçüncü söz
TUFAN KÖSE (Çorum) Sayın Başkan
BAŞKAN Sayın Köse
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Tufan Bey,
sataşmadım.
BÜLENT TURAN (Çanakkale) Sataşmadı
Sayın Başkan.
TUFAN KÖSE (Çorum) Efendim, sanki ben Türk
toplumunun birliğine, beraberliğine hizmet etmez şekilde
konuşmuşum gibi itham etti sayın hatip. Birkaç cümleyle
BAŞKAN Sesiniz duyulmuyor buradan Sayın
Köse.
TUFAN KÖSE (Çorum) Efendim, hatip, iktidar
partisinin grup başkan vekili, ismimi de zikrederek, sanki ben Türkiye
Cumhuriyetinde yaşayan yurttaşlarımızın
birliğinin, beraberliğinin devamına aykırı
konuşmuşum, onların birliğinin, beraberliğinin
devamını istemiyormuşum şeklinde bir sataşmada
bulundu.
BAŞKAN Peki, 69uncu maddeye göre size söz
veriyorum. Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyin efendim.
TUFAN KÖSE (Çorum) Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Süreniz iki dakikadır.
2.- Çorum Milletvekili Tufan Kösenin, Amasya Milletvekili
Mehmet Naci Bostancının sataşma nedeniyle
yaptığı konuşması sırasında
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
TUFAN KÖSE (Çorum) Şimdi, Sayın
Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; maalesef,
Adalet ve Kalkınma Partisinin hatipleri kürsüye
çıktığında, özellikle Sayın Grup Başkan Vekilimiz
Naci Bey kürsüye çıktığında, gerçekten akademik birikiminin
de verdiği rahatlıkla, çok teskin edici üslupla güzel şeyler
söylüyor ama bir realite var bakın. Bu realiteyi haykırmak
zorundayız, biz bunu söylemek zorundayız. Eğer biz bu milletin,
bu topraklarda yaşayan 78 milyon insanın birbirlerinden ayrılmak
üzere yurttaşlık bağıyla bağlı kalıp huzur
içerisinde, refah içerisinde yaşamalarını istiyorsak gerçekleri
de dillendireceğiz.
Bakın şimdi, Alevi
düşmanlığı yapıyorsunuz. diye ben bütün grubu itham
edemem ama geçmişteki Başbakan, Sivas olayları zaman
aşımına uğradığında Hayırlı
olsun. demişti. Bakın, Sivas davasının
avukatlarının tamamı ya milletvekili oldular ya bakan oldular ya
yönetim kurulu üyeleri oldular, Anayasa Mahkemesi üyesi oldular, üst kurullara
başkan oldular. Ben ne dedim? Bir tane il emniyet müdürü var mı?
dedim. İspat ederim bunu, bir tane il emniyet müdürü var mı?
HALİL ELDEMİR
(Bilecik) Var, var.
TUFAN KÖSE (Devamla) Bir tane vali var
mı? Varsa gelin, cevap verin, varsa gelin.
HALİL ELDEMİR (Bilecik) Var, var.
TUFAN KÖSE (Devamla) Bir tane mi var? Bir
tane mi var? Bir tane var, değil mi?
HALİL ELDEMİR (Bilecik) Bir tane
var mı? diye soruyorsun
TUFAN
KÖSE (Devamla) Bir tane, ben bunu söylüyorum.
MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) Ne
oldu, ne oldu?
TUFAN KÖSE (Devamla) Bakın
arkadaşlar, bu yeni vesayet kurumu Diyanet, hepimizin cebinden her
yıl ödediğimiz verginin 82 lirasını alıyor. Bu kafada
devam ettiğiniz sürece, bütün inançları temsil etmediği sürece,
biz hakkımızı Diyanete helal etmiyoruz, helal olmasın.
Teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Köse.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya)
Şimdi, geçmişte partimizin Genel
Başkanlığını yapmış olan kişiyle ilgili
olarak Sivas davası zaman aşımına
uğradığında Hayırlı olsun. dediğini ifade
etti; bu doğru değil. Ayrıca, Sivas davasının
yargılamaları nasıl sürdürüldü, oradaki failler ne oldu, bunlara
ilişkin Tufan Beyin de bilgisi olması gerekir. Bu çerçevede bir
sataşma vardır, 69a göre söz talep ediyorum.
BAŞKAN Sayın Bostancı,
değerli milletvekilleri; şimdi, her eleştiriyi bir sataşma
olarak alırsak asıl gündeme geçemeyiz.
Ben, şimdi, bu kürsüdeki
konuşmaları, sayın grup başkan vekillerinin, Sayın
Bostancının konuşmalarını dikkatle dinliyorum.
Gerçekte tartarsak bunların hiçbirinde diğerine yönelik bir
sataşma yoktur. Ancak mademki bunu grubunuza yönelik bir sataşma
olarak değerlendiriyorsunuz, bir daha sataşmaya meydan vermeyecek
şekilde, yeni bir tartışmaya meydan vermeyecek şekilde
açıklamanızı o şekilde yapınız.
İki dakika süre veriyorum efendim.
3.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancının,
Çorum Milletvekili Tufan Kösenin sataşma nedeniyle yaptığı
konuşması sırasında AK PARTİ eski Grup
Başkanına sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya)
Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; çok teşekkür
ediyorum.
Sivas katliamı bir utançtır. 2
Temmuzda yaşanan bu hadise aslında geleceğe bakarken
geçmişteki toplumsal arızalara ilişkin de okunması gereken
dramatik bir durumdur.
AYTUĞ ATICI (Mersin) Utancı
savunanlar burada milletvekili oldular.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) Sivas
olayları hukuk tarafından ele alındı, yargılandı;
davayı takip edenler var ise bu olaylara ilişkin olarak -hemen
hatırımda kalanı söyleyeceğim- 35 kişi müebbet civarında
ceza aldı. Bu insanlar hapiste arkadaşlar.
AYTUĞ ATICI (Mersin) Bunları
savunanları AKP milletvekili yaptı bu sıralarda.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) Bu
işin yargılaması yapıldı. Kaçanlar vardı
AYTUĞ ATICI (Mersin) Siz de onları
milletvekili yaptınız burada.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)
her davada
birtakım kaçanlar oluyor. (CHP sıralarından gürültüler)
AYTUĞ ATICI (Mersin) Katillerin
avukatını siz burada milletvekili yaptınız.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Hiç kimse
böylesine alçakça, böylesine utanmazca, bu ülkenin birliğine ve
dirliğine yönelik bir suikast anlamında olan bir işe herhangi
bir şekilde sahip çıkmak, arkalamak asla söz konusu olmaz,
olmadı; bugüne kadar olmadı, bundan sonra da olmaz.
AYTUĞ ATICI (Mersin) Siz katilleri
savunanı Tokat Milletvekili yaptınız AKPden.
MUSA ÇAM (İzmir) - Hocam, avukatları bakan
yaptınız, bakan!
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Zaman
aşımına ilişkin, zaman aşımını ben
koymadım. Hukukun genel kuralları var, maalesef böyle.
MUSA ÇAM (İzmir) Avukatları bakan
yaptınız, bakan!
ALİ ŞEKER (İstanbul) Eliniz kirli,
kirli!
AYTUĞ ATICI (Mersin) Hukuk ayrı bir
konu. Siz onları burada milletvekili yaptınız.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Önemli olan
şu: Geçmişte yaşanan dramatik olaylara ilişkin hukuk
görevini yapmış mı? Yapmış.
ALİ ŞEKER (İstanbul) Konuşmak
size düşmez.
AYTUĞ ATICI (Mersin) AKP de görevini
yapmış, onları milletvekili yapmış burada.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Yargılama
olmuş mu? Olmuş.
Hepimize düşen görev şudur: Bu ülkenin
geleceğine bakarken yaraları iyileştirici bir dil boynumuzun
borcudur
AYTUĞ ATICI (Mersin) Onları milletvekili
yaparak mı yaraları iyileştireceksiniz?
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) -
benim
boynumun borcudur, arkadaşlar sizlerin de boynunuzun borcudur.
Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Bostancı.
TUFAN KÖSE (Çorum) Sayın Başkan
Sayın Başkanım
V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları (Devam)
3.- Bursa Milletvekili Kadir Koçdemirin, 10 Ocak Türk
İdareciler Gününe ilişkin gündem dışı
konuşması
BAŞKAN - Gündem dışı üçüncü söz,
İdareciler Günü münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın
Kadir Koçdemire aittir.
TUFAN KÖSE (Çorum) Sayın Başkanım,
efendim, izin verirseniz
BAŞKAN Bir saniye Sayın Koçdemir.
TUFAN KÖSE (Çorum) Sivas davası
sanıklarından, Adalet Bakanlığı Polonyaya iade
evraklarını geç gönderdiği için iadesi yapılamayan Vahit
Kaynar isimli bir sanık var.
Yine, Sivas Emniyet Müdürlüğüne 100 metre
mesafede bir evde yaşamış, çalışmış,
sigortalı olmuş Cafer Çakmak var. Ölünce haberi oldu insanların.
Yani yargılanıp hepsi cezalandırılmadı.
Yanlış bilgi veriyor.
BAŞKAN Tutanaklara geçmiştir Sayın
Köse.
Çok teşekkür ederim.
TUFAN KÖSE (Çorum) Teşekkür ederim.
BAŞKAN Buyurun Sayın Koçdemir. (MHP
sıralarından alkışlar)
KADİR KOÇDEMİR (Bursa) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün İstanbuldaki saldırılarda
hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılara acil şifalar
diliyorum ve bu olayın ülkemizin yaşadığı son
acılı olay olmasını diliyorum.
Yine, hafta sonu trafik kazası geçiren 4
milletvekili arkadaşımıza geçmiş olsun diliyor, acil
şifalar diliyorum.
Bugün İdareciler Günü. Benim de mensubu
olmaktan şeref duyduğum mülki idare amirliği mesleği,
Osmanlı modernleşmesi, onu takip eden cumhuriyet ve çok partili
hayata geçişte herkese, her yere ve her derde yakın olan tek bürokrat
kesim olmaları itibarıyla çok önemli katkılarda bulunmuşlardır.
Ülkenin her köşesinde ve kamu hizmetlerinin her çeşidiyle hemhâl olan
mülki idare amirleri, tabiri caizse, bu memleketle aynelyakin durumunda
bulunmuşlardır. Eğer çok partili hayata geçişte ilçelerimizde,
illerimizde, oralardaki anlaşmazlık ve nizaları çözmede
tarafsızlığını koruyan son merci olarak vali ve
kaymakamlarımız olmasaydı yaşadığımız
sıkıntılardan daha büyük sıkıntılar yaşar ve
bugünkü geldiğimiz noktaya daha geç bir vakitte gelebilirdik.
Son zamanlarda, bundan kırk elli yıl
önce anne-babalar ile çocuklarının ilişkisini ifade etmek için
iyi baba evladını uykuda sever anlayışının aile
içinde bile belirleyici olduğu, kabul gördüğü zamanlarda görev yapan
mülki idare amiri ağabeylerimizin tavırları vatandaşa uzak
bürokrat olarak damgalanmaktadır. Fakat, son yıllarda, özellikle 12
Eylülden sonra mülki idare amirleri, nitelik olarak çok iyi bir eğitimden
geçmektedirler ve bugün memleketimizin karşı karşıya
olduğu, başta emniyet, asayiş ve terör meselesi olmak üzere, pek
çok meselede etkin bir şekilde çözüme katkıda bulunabilecek birikime
sahiptirler.
Mülkiyede okurken rahmetli Bedri Gürsoy
Hocamızın çok veciz bir ifadesi vardı, derdi ki: Yönetmek
harcamak demektir. Maalesef, son yıllarda çıkarılan kanunlarla
mülki idare amirlerinin bütçeleri ellerinden alınmış, hâliyle
yönetme kapasite ve kabiliyetleri de zayıflatılmıştır.
Yine, özlük hakları bakımından taşrada muadili, emsali
oldukları meslek gruplarının çok çok gerisine
düşmüşlerdir. Bu İdareciler Gününün mülki idare amirliği
mesleğinin 21nci yüzyıl dünya ve Türkiye şartlarına uygun
olarak hizmet kapasite ve kabiliyetinin artırılmasına, bu meslek
mensuplarının fark edilmesine vesile olmasını diliyorum. Bu
vesileyle, Muğla Milletvekilimiz Mehmet Erdoğan tarafından
hazırlanan ve grubumuzca verilen kanun teklifinin yüce Meclisimiz
tarafından ciddiye alınmasını temenni ediyorum.
Şöyle bir şey var: Birisi pek çok teklifte
bulunmuş ama kimin söylediğine bakıldığından -ki
bu Mecliste de maalesef bunu görüyoruz- en sonunda şunu söylemiş:
Bir kere de, ne olursunuz, parmağımı yargılamayı
bırakın; bu kolun, bu parmağın kimin olduğunu
yargılamayı bırakın ve işaret ettiğim yere
bakın. demiş. İnşallah bugün bu açıdan güzel bir
dönemin başlangıcı olur diyorum. Biz mesleğe
başladığımızda ağabeylerimiz mülki idareyi
şöyle tarif etmişlerdi: Mülki idare odur ki
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
KADİR KOÇDEMİR (Devamla) -
bir habbe
zeytin verirsiniz ve arkasına varili dayayıp zeytinyağı
alırsınız. Bu imkânın mülki idare amirlerine verileceği
bir gün olmasını diliyor, tekrar heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Koçdemir.
IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)
2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet
Akif Hamzaçebinin, Profesör Doktor Bedri Gürsoya rahmet dilediğine
ilişkin konuşması
BAŞKAN Sayın Koçdemir,
konuşmanızda andığınız rahmetli Profesör Doktor
Bedri Gürsoy benim de Mülkiyede hocamdı, ben de bu vesileyle kendisini
rahmetle anıyorum.
Şimdi, sisteme giren milletvekillerine
sırasıyla söz vereceğim.
Önce, Sayın Oktay Vural.
Buyurun Sayın Vural.
VII.- AÇIKLAMALAR
1.- İzmir Milletvekili Oktay Vuralın,
İstanbul Sultanahmet Meydanında yapılan terör
saldırısında hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet,
yaralılara acil şifalar dilediğine, bu saldırıyı
lanetlediğine, terörü meşrulaştıran bir bildiriye imza
atanların aydın olarak nitelendirilmesini doğru
bulmadığına ve herkesi demokrasiye ve hukuk devletine sahip
çıkmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması
OKTAY VURAL (İzmir) Teşekkür
ederim.
Maalesef bugün yine İstanbulda, Sultanahmette
terör örgütünün acımasız, kanlı yüzü ortaya çıktı. Bu
saldırı neticesinde ölenlere Allahtan rahmet, bütün yaralılara
acil şifalar diliyorum. Bu saldırıyı lanetliyoruz.
Gerçekten, bu saldırılarla Türkiye Cumhuriyeti devleti ve milleti
teslim alınamayacaktır, Türkiye terörle baş edebilecek güce
sahiptir. Bu bakımdan, teröre karşı herkesin sağlam bir
duruş sergilemesi, terörü meşrulaştıracak, haklı
kılacak, muhatap yapacak her türlü girişim ve söylemden uzak
durması gerekmektedir. Terörle mücadele eden güvenlik görevlilerimize de
bu manada hepimizin hep beraber, birlikte destek vermesi gerekiyor. Bu
vesileyle, özellikle bu konuda herkesin, ayırt etmeksizin herkesin, terör
örgütünü meşrulaştıracak girişimlerinin terörle mücadeleyi
akamete uğratıp demokrasi ve hukuk devletini ortadan
kaldırdığını ifade etmek istiyorum. 1.128 sözde
akademisyen müsveddesi maalesef bir ihanet bildirisi yayınlamıştır.
Yeni bir aydın ihanetiyle karşı karşıyayız.
Dolayısıyla, maalesef bu iradeyi kullananlar, bu bildiriyi ortaya
koyanlar devletimizi ve milletimizi arkadan hançerlemektedir. Türkiye
Cumhuriyetini ağır silahlarla saldırmakla suçlayanlar Bu,
kasıtlı ve planlı kıyım. diyerek
yabancıların ülkemize müdahale etmesini isteyenler ancak
karanlık güçlerdir; bunların aydınlıkla alakaları
yoktur. Devletin ve milletin paralarıyla, vergileriyle maaş
alanların bugün terörü meşrulaştıran, devleti suçlayan girişimleri
aynı zamanda hukuk devletini ve demokrasiyi de dikkate
almadıklarını ortaya koyuyor. PKK terör örgütünü, bölücü
örgütleri, terör örgütlerini görmeyenlerin, devletin terörle mücadelesini
katliam ve bilinçli sürgün politikası olarak nitelendirmesi kabul
edilemez. Bu çerçevede, açıkçası, bölücü terör örgütünün yol
haritasını oluşturarak bunların kabul edilmesini
isteyenler, o yöredeki insanlara zulmederek, hendekler açarak, özerklik
talepleriyle açıkçası Türkiye Cumhuriyeti devletini, millî devletini,
üniter devletini ortadan kaldırmak isteyenlerin taleplerini kabul edin
diyenlerin bu milletle hiçbir rabıtası yoktur. Bu bakımdan,
özellikle de bunu ifade etmek istiyorum. Dışarıdan
uluslararası gözlemcilerin gelmesini istemeleri, PKK taleplerinin kabul
edilmesini istemeleri, emperyalistlerin bu bölgede inceleme yapmasını
istemeleri
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Buyurun, sözlerinizi tamamlayın
Sayın Vural.
OKTAY VURAL (İzmir) Bütün bunlar Kandilden
yazıya dökülmüş hususlardır. Maalesef, devleti yönetenler olmak
üzere, bu aydınların bu tablo üzerinde büyük sorumlulukları
olmaktadır. Herkesi aziz milletimize karşı sorumlu olmaya davet
ediyorum. Terörü bu kadar meşrulaştıran bildiriye imza
atanların da aydın olarak nitelendirilmesini doğru
bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Herkesi de demokrasiye,
hukuk devletine sahip çıkmaya, terör örgütünü, terör örgütünün taleplerini
meşrulaştırıp, devletin terörle mücadelesini meşruiyet
dışı olarak görenlere karşı hukuk devleti ekseninde özgürlüklerimize
sahip çıkarak aynı blokta olmaya davet ediyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Vural.
Sayın Baluken
2.- Diyarbakır Milletvekili İdris Balukenin,
İstanbul Sultanahmet Meydanında yapılan
saldırıyı kınadıklarına, Halkların
Demokratik Partisi olarak Hükûmeti bu saldırılar hususunda sorumlu
davranmaya çağırdıklarına ve sokağa çıkma
yasağı uygulanan yerleşim yerlerindeki cenazelerle ilgili
insanlık dışı uygulamalara son verilmesi gerektiğine
ilişkin açıklaması
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugün, bildiğiniz gibi İstanbul Sultanahmette
yaşanan bir saldırıda, patlamada çoğunluğu
yabancı uyruklu olmak üzere 10 insan yaşamını
yitirmiş, yine onlarca insanımız, yurttaşımız da
yaralanmıştır.
Bizler, Sultanahmette yapılan bu
saldırıyı nefretle kınıyoruz. Halkların
Demokratik Partisi olarak bu saldırıların üzerinin örtülmemesi,
arka planlarının mutlaka açığa çıkarılması
ve yeni katliam saldırılarının gelişmemesi hususunda
Hükûmeti sorumlu davranmaya, bugüne kadar ortaya koymuş olduğu
katliamların üstünü örtme yaklaşımından vazgeçmeye
çağırıyoruz. Bugün Cumhurbaşkanının ve Hükûmet
yetkililerinin yapmış olduğu açıklamalar bile, hâlâ bu
saldırıyı yapan odakların ismini zikretme noktasında
AKP Hükûmetinin aynı utangaç tavrı göstermeye devam ettiğini
ortaya koyuyor. Suriye uyruklu bir canlı bombanın yapmış
olduğu saldırı demek, Suriyedeki vekâlet
savaşlarının bir yansıması demek, doğrusu bizim
açımızdan IŞİDin Suriyedeki vekâletini üstlenen AKPnin
pozisyonu açısından net fikirler veriyor. Bu yaklaşımlardan
bir an önce vazgeçilmesi, Diyarbakır, Suruç, Ankaradan sonra da
Sultanahmette patlayan canlı bombalarla birlikte ortaya konan bu
katliamların bir an önce açığa çıkarılması
gerektiğini ifade etmek istiyoruz.
Değerli Başkan, bugün, Hakkârinin
Yüksekova ilçesinde 50 yaşındaki Hasan Han adındaki bir
yurttaşımız, polis TOMAsı tarafından kafası
ezilerek maalesef katledilmiştir. Uzun bir süredir Kürt illerinde polise
sınırsız bir Vur! yetkisi veren, polisin işlemiş
olduğu bütün suçlara karşı cezasızlık
uygulamasını hayata geçiren AKP Hükûmeti, diğer bütün
katliamlarda olduğu gibi Hasan Hanın katledilmesi olayında da
birinci dereceden sorumludur. Bu olayı yapanları, planlayanları,
bu cinayetleri meşrulaştırmaya çalışan
sorumluları buradan kınadığımızı ve bu
cinayetlerin asla üstünün örtülemeyeceğini, zamanın, tarihin
yargısının mutlaka bu cinayetleri açığa
çıkaracağını bir kez daha ifade etmek istiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Buyurun, sözlerinizi
tamamlayınız Sayın Baluken.
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Diğer taraftan, uzun süredir bölgede cenazelerle ilgili yaşanan
insanlık dışı uygulama devam ediyor. Sur ilçesinde hâlâ
cenazesi teslim edilmemiş gençlerin aileleri kendi bedenlerini açlık
grevine yatırmışlar. 70 yaşındaki bir ana, kendi
oğlunun cenazesini almak için on günü aşkın bir süredir kendi
bedenini açlık grevine yatırmıştır; utanç verici bir
durumdur. Aynı şekilde, Şırnakta, Silopide, Cizrede
Adalet Bakanlığı yetkisiyle çıkarılan son
yönetmelikle, ailelerin haberi olmadan, oradaki halkın haberi olmadan
cenazeler kaçırılmakta ve gizlice defnedilmektedir. Bugün
Şırnaka kendi evladının cenazesini almak için giden
ailelere, milletvekili heyetlerimizle beraber, izin verilmemiştir. Saatler
boyu yapmış olduğumuz, yürütmüş olduğumuz trafiğe
rağmen
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) -
Şırnak Valisinin ve İçişleri Bakanının ortaya
koymuş olduğu bu duyarsız yaklaşımı buradan
kınadığımızı, insanların cenazesiyle bu
şekilde oynamanın insanlık onurunu yerle bir etmek olduğunu
bir kez daha ifade ediyoruz.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Baluken.
Sayın Gök
3.- Ankara Milletvekili Levent Gökün, İstanbul Sultanahmet
Meydanında yapılan saldırıyla ilgili İçişleri
Bakanının bilgi vermesi gerektiğine, 10 Ocak Çalışan
Gazeteciler Gününü kutladığına ve Birinci İnönü Zaferinin
95inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması
LEVENT GÖK (Ankara) Sayın Başkan,
teşekkür ederim.
Sayın Başkanım, bugün hepimizin
yüreğini dağlayan bir haber İstanbul Sultanahmetten geldi. Pek
çoğunun yabancı uyruklu olduğu bildirilen ancak daha
ayrıntılarına erişemediğimiz patlama olayından
sonra bir anda yayın yasağı konulmasıyla dünya, Sultanahmette
meydana gelen bu patlamayı yabancı basından takip ederken
Türkiyede meydana gelen bu olayı Türkiye kamuoyu ne yazık ki takip
edemiyor çünkü yayın yasağı var. Böylesine bir tabloda,
insanların haber alma hakkının engellenmesi ve olayın
akışıyla birlikte sorumluların tespiti açısından
yayın yasağının neden konulduğunun şu ana kadar
daha açıklanmadığı bir atmosferde, yetkililerden kamuoyunu
aydınlatıcı hiçbir açıklama gelmemiştir. Şimdi,
bugün Meclisimizde, bence, İçişleri Bakanının derhâl bu
konuyla ilgili Meclisimizi ve kamuoyunu bilgilendirmesi gerekir. Bu konu
sıradan bir hadise değildir, İstanbulun göbeğinde,
turistlerin yoğun olduğu bir bölgede ve pek çok da turistin
öldüğü bir hadisenin bütün dünya tarafından çok dikkatle takip
edildiği muhakkak olan bu olayda, dünya kamuoyunun da ilgisi şu anda
Türkiye'dedir. Meclisimiz bugünü suskun geçiremez; İçişleri
Bakanının, bugün, süratle Meclisimizi, kamuoyunu ve dünya kamuoyunu
bilgilendirme görevini yerine getirmesi gerekir. Bunu bekliyoruz, acilen
bekliyoruz.
Ne olmuştur? Biz yıllardan beri
söylüyoruz, bir IŞİD gerçeği var. Türkiye'de IŞİD
var. denildiği zaman, Orta Doğu politikasına,
IŞİDe, terör örgütüne dikkat edilsin. denildiği zaman, şimdiki
Başbakanın Bunlar daha genç çocuklar, heyecanlı çocuklar.
dediği IŞİD terörünün, Türkiye'yi, 10 Ekimde Ankarada, daha
önce Suruçta ve şimdi Sultanahmette nasıl vurduğu belli
olmuştur. IŞİDi işitmediler Sayın Başkan.
IŞİD işitilmedi ama IŞİD bütün gerçekliğiyle,
topuyla, tüfeğiyle, bombasıyla Türkiye'nin içerisinde, derhâl
İçişleri Bakanımızın, bu konuda kamuoyunu, Türkiye'yi,
dünyayı bilgilendirmesini bekliyoruz.
Bir ikinci konu, önceki gün 10 Ocak
Çalışan Gazeteciler Günü. Tam da basın yasağının
konulduğu bir günde, gazetecilerimizin, basın emekçilerimizin
Çalışan Gazeteciler Gününü kutlamak istiyoruz ama Türkiye'de
çalışamayan gazetecilerin sayısının çok daha fazla
olduğunu da bildiğimiz için, yine de nezaketen
arkadaşlarımızın Çalışan Gazeteciler Gününü
kutlayarak, gerçek anlamda medyanın özgür ve haberciliğin özgür
olacağı günlerin yakın olması dileğimizle, biz
Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyoruz.
Sayın Başkan, yine, bugün, tarihimizde
önemli bir zafer kazandığımız bir gün; 10 Ocak 1921de
Birinci İnönü Zaferi kazanılmıştır. Kendisine atfedilen
her türlü alçakça yakıştırmaya karşın, Türkiye'de
Birinci İnönü Zaferi Albay İsmet İnönü komutasında
kazanılmıştır. Kazanılan bu zaferin tarihî önemi,
Batı Cephesinde kazanılan ilk zafer olması ve
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Buyurun, sözlerinizi
tamamlayınız Sayın Gök.
LEVENT GÖK (Ankara)
Sevr
uygulayıcılarına millî teşkilatın ne demek
oluğunu göstermesidir.
Bu ülke bedava kazanılmamıştır.
Cumhuriyetin kurucularına, emperyalizme karşı Ulusal
Kurtuluş Savaşının kahramanlarına dil uzatanlar
bilmelidir ki atalarımızın kemiklerini sızlatmasınlar.
Ben, cumhuriyetimizin değerlerine, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk
ve İsmet İnönü olmak üzere o değerlere dil uzatanların
tümünün yakasına yapışmaya kararlı olduğumuzu
hatırlatıyorum.
Saygılarımla. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Gök.
Sayın Bostancı
4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancının,
İstanbul Sultanahmet Meydanında gerçekleşen terör eylemini
kınadıklarına ve devletin terörle başarıyla mücadele
edeceğine ilişkin açıklaması
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Sayın
Başkan, teşekkür ediyorum.
İstanbul Sultanahmette gerçekleşen terör
eylemini, bu terörist girişimi şiddetle kınıyor ve
lanetliyorum. Şunu biliyoruz: Terör zayıfların silahıdır.
Eylemler marifetiyle yapmak istedikleri, toplumun içindeki siyasal
çelişkileri harekete geçirmek, mütekabil suçlamaların önünü açmak ve
buradan bir zaaf çıkarmaktır. Birinci hedefi budur.
İkinci hedefi de halkta korku ve panik
yaratmak, güvenilir bir ortam olmadığı intibaını
doğurmaktır.
Hepimizin, siyaset kurumunun, halkın, her
kesimin mutlak surette terörün bu iki hedefini açıkça görmesi, ortak bir
dayanışma sergilemesi, terörü lanetlemesi ve onu
meşrulaştırıcı gibi anlaşılabilecek her tür
arka plan anlatımından, siyasal polemikten uzak durması
önemlidir. Terör hepimizin problemi, onunla mücadele hepimizin görevi.
Türkiye maalesef yaşadığı
coğrafyada çok çeşitli terör örgütleriyle mücadele etmek durumunda.
Belli bölgelerde yürütülen bir mücadele de var. O mücadelenin sahibi olan
kahramanları yürekten kutluyorum ve halkın aklının,
kalbinin, vicdanının, her şeyinin onlarla olduğunu biz
biliyoruz, bu millet de biliyor. Oradaki terör örgütleri çukurlar kazarak, arkasına
silahlar koyarak, halkı canlı bir kalkan gibi kullanarak kendi
akıllarınca bazı girişimlerde bulunuyorlar. Devletin buna
rıza göstermesi beklenmez. Devlet terörün üzerine giderken devleti sabote
etmek, terörle mücadelesini zayıflatmak, teröristlere imkân ve fırsat
vermek amaçlı bir nevi onun halkla ilişkiler bürosu gibi
çalışan çevrelerin olduğunu biliyoruz. Bunlar sürekli olarak
devleti zaafa uğratıcı, terörle mücadelesini engelleyici bir
atmosfer oluşsun diye çaba içindeler, bu çabaları da görüyoruz. Bu
çaba içinde olanlar meşru zeminlere sahip çıkarlarsa bilsinler ki
herkes için hayırlı bir gelecek kurulur. Meşru zeminlere sahip
çıkmayıp teröre destek vermeye devam ederlerse, emin olun, o
teröristlerle birlikte, kazılan çukurlara bu millet onları gömecektir;
bunun başka bir yolu, başka bir geleceği olmayacaktır.
Bizim temennimiz, kesinlikle, mümkünse hiç can
kaybı olmadan, mümkünse en az can kaybıyla oradaki o
kandırılan, öne sürülen, ellerine silah tutuşturulan; asıl
yapması gereken, bu ülkeye, insanlığa hizmet etmek olurken
terörist faaliyetlerin bir parçası hâline getirilen insanları da
mümkün mertebe devletin o şefkatli eliyle bu karanlıktan
kurtarmaktır.
Terörle mücadele zordur. Devletimiz
başarıyla bu mücadeleyi verecektir. Bize düşen, elbette, bunun
arkasında sağlam bir şekilde durmaktır.
Saygılarımı sunuyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Bostancı.
Şimdi, sisteme girerek söz talep eden
milletvekillerine talep sırasına göre söz vereceğim. Toplam 20
milletvekiline söz vereceğimi bir kez daha ifade ediyorum ve söz verme
işlemine başlıyorum.
Sayın Tanal
5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanalın,
İstanbulun Sultanbeyli ilçesinin Hasanpaşa Mahallesinde
yaşanan sorunlara ve Mardin ile Şanlıurfadaki elektrik
kesintilerine ilişkin açıklaması
MAHMUT TANAL (İstanbul) Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
Sayın Başkanım, Enerji Bakanı
buradayken
Kendisi de İstanbul 1inci bölge milletvekilidir. Sultanbeyli
ilçesi Hasanpaşa Mahallesinde sokak ismi var, cadde ismi var,
muhtarlık var, elektrik var, su var. Ancak, Sultanbeyli ilçemizin Hasanpaşa
Mahallesinin
Gerçi Bakan da ilgilenmiyor, yine sohbetine devam ediyor ama
seçim dönemi o bölgeden oy istiyor, onu da anlamış değilim ben.
Bu Hasanpaşa Mahallesinin mülkiyet sorunu var, imar sorunu var ve
doğal gaz bağlanmadığı için
vatandaşımız orada mağdur.
Ayrıca, yine telefon geldi. Mardinde yirmi
sekiz saatten beri elektrikler kesik. Şanlıurfanın tüm
ilçelerinin elektrikleri kesik. Sayın Bakan sohbeti de bırakıp
eğer dinlerse, şu elektriği kesilen, doğal gazı
olmayan vatandaşın sorunuyla ilgilenirse memnun olurum ama maalesef
Sayın Bakanı da uyarırsanız mutlu olurum Sayın
Başkanım.
BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun)
Sayın Bakan, dinleyin.
CEYHUN İRGİL (Bursa) Sayın Bakan
MAHMUT TANAL (İstanbul) Yani, şimdi ben
bunu kime söylüyorum? Hükûmete, Enerji Bakanına söylüyorum. Enerji
Bakanı sohbet ediyor.
ALİ ŞEKER (İstanbul) Sayın
Bakan, Meclistesiniz, Meclistesiniz!
BAŞKAN Sayın Bakan da dinleyecektir
mutlaka.
Sayın Ağbaba
6.- Malatya Milletvekili Veli Ağbabanın,
Malatyadaki elektrik kesintilerine ve trafik sigortasındaki
artışlara ilişkin açıklaması
VELİ AĞBABA (Malatya) Teşekkür
ederim.
Tabii, Sayın Başkan, Enerji
Bakanını bulmuşken ben de Enerji Bakanına bir iki şey
söylemek istiyorum.
Malatyada sürekli elektrik kesintisi
yaşanıyor. Maalesef, Malatyadaki özelleştirilen firma bu
işi yürütemiyor; arkasında da sarayın olduğu söyleniyor,
Sayın Bakan da duyarsa memnun oluruz.
Yine, geçtiğimiz haftalarda Malatyada
Galericiler Sitesini ziyaret etmiştim. Orada, Galericiler Sitesinde
büyük bir sıkıntı yaşıyorlar. Maalesef,
sattıkları ikinci araçlardan yüzde 18 KDV tekrar alınıyor,
bunu da kaldıracak durumda değiller.
Bir de trafik sigortasındaki akıl almaz
artışa ne zaman müdahale edilecek, merak ediyorum. İki
yıldır yapılan yasal değişikliklerle 10 kata kadar
artan poliçe fiyatları vatandaşa Pes! dedirtiyor. 2013te aynı
aracı 100 liraya sigortalayan vatandaşa şimdi bin lirayı
bulan fiyatlar çıkartılıyor. 4-5 bin liralık aracın
sigortası bin lira olur mu? Bunu da sizlerin vicdanına
bırakıyorum.
BAŞKAN Sayın Gürer
7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürerin,
İstanbul Sultanahmet Meydanında yapılan terör
saldırısında hayatını kaybedenlere ve tüm
şehitlere Allahtan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine
ve çalışanlar ile emeklilerin sorunlarının
arttığına ilişkin açıklaması
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) Sayın
Başkan, İstanbulda meydana gelen terör
saldırısını nefretle kınıyorum. Ölenlere rahmet,
yaralılara acil şifa diliyorum.
Ülkemizde her gün şehit haberleriyle içimiz
yanıyor. Şehitlerimize de Allahtan rahmet diliyorum.
Bir yandan da yaşam devam ediyor. Esnaf,
çiftçi, işçi, emekli, engelli, herkesin, her kesimin sorunları
artıyor. Ekonomideki bozulmalar devam ediyor; her gün gelen zamlar dar
gelirlinin belini büktü. Atanamayan öğretmenler sorunlarına çözüm
istiyor. Esnaflarımız iş yerlerini kapatacak duruma geldi.
BAĞ-KUR primlerindeki artış mağdur ediyor. Emekliler banka
promosyonları için verilen sözler yerine getirilsin istiyor. Üretici
ürününü satamıyor. İşsizler iş bekliyor.
Ülkemizde 600 bin civarında taşeron olarak
çalışan var. 200 bin kişi asıl işi yapanların
yerine çalıştırılıyor. Üç ay içinde taşeron
işçilere kadro verileceği açıklanmıştı, bu
sürecin altı aya sarktığı söyleniyor. Taşeron
işçilere verilen sözler derhâl yerine getirilmelidir. Kamuda,
ayrımsız, taşeron işçilere bir an önce kadro verilmelidir.
Emek en yüce değerdir ve alın teriyle çalışanların
hakkı terleri kurumadan ödenmelidir.
BAŞKAN Sayın Aydın
8.- Bursa Milletvekili Erkan Aydının,
İstanbul Sultanahmet Meydanında yapılan terör
saldırısında hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet
dilediğine ve mevcut iktidarın terörü yeneceği yönündeki
beklentilerini yitirdiğine ilişkin açıklaması
ERKAN AYDIN (Bursa) Sayın Başkan, bugün,
maalesef, bir terör saldırısıyla daha sarsıldık.
İstanbulun tam ortasında, tarihî mirasımız Sultanahmette
patlayan bomba bu kez 10 insanın canına mal oldu, onlarca da
yaralı var. Ölenlere Allahtan rahmet diliyorum.
Ne gariptir ki dört gün önce bir Alman gazetesi
Türkiye'nin büyük kentlerinde bombaların patlayabileceği yönündeki
bir habere yer vermiştir. Rastlantı mı yoksa istihbarat mı,
bunu tam olarak bilemeyiz ama ortada bir güvenlik zafiyeti olduğu
kesindir. Biz mevcut iktidarın terörü yeneceği yönündeki
beklentilerimizi artık iyice yitirdik. Üzgünüm ki başta siyasiler
olmak üzere birçok yetki sahibi kişinin kullandığı öfke
dili ülkemizi ikiye bölmüştür. Öfke dilinin oluşturduğu
toplumsal lincin son kurbanı TV programcısı Beyazıt
Öztürktür. Gezide linç edilmek istenen sanatçı Mehmet Ali
Alaboraydı, aynı oklar şimdi başka bir sevilen ismi buldu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Engin
9.- İstanbul Milletvekili Didem Enginin,
İstanbul Sultanahmet Meydanında yapılan saldırıda
hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet, yaralılara acil
şifalar dilediğine ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak terör
olaylarıyla ilgili verdikleri Meclis araştırması
önergelerinin reddedildiğine ilişkin açıklaması
DİDEM ENGİN (İstanbul) Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; bugün İstanbulun en merkezî ve
tarihî meydanlarından birinde, Sultanahmette, büyük bir patlama meydana
geldi. İlk açıklamalara göre 10 kişi hayatını
kaybetti, 15 yaralımız var. Olayın hemen sonrasında da
yayın yasağı geldi. Kaybettiğimiz canlara Allahtan rahmet,
yaralılara acil şifa dilerken kelimeler boğazımızda
düğümleniyor.
7 Haziran seçimlerinden sonra ülkemizde katliamlar,
patlamalar arka arkaya gelmeye başladı. Suruçtaki patlamadan sonra
Cumhuriyet Halk Partisi olarak Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdık.
Terör saldırısını ve Adıyaman ve Ceylânpınarda
asker ve polislerimizin şehit edilmesini Mecliste ele almak için
araştırma komisyonu kurulmasını önerdik, bu önerimiz
reddedildi. Ankara katliamı sonrasında IŞİD terör ve
tehlikesinin tüm yönleriyle Mecliste araştırılması için
önerge verdik, yine reddedildi. Bu konular Mecliste
araştırılmasın diyenlere sesleniyorum:
Vicdanlarınız rahat mı?
BAŞKAN Sayın Atıcı
10.- Mersin Milletvekili Aytuğ
Atıcının, İstanbul Sultanahmet Meydanında
yapılan saldırının, devletin vatandaşın can ve
mal güvenliğini koruyamadığını bir kez daha ortaya
çıkardığına ve İçişleri Bakanının
görevden alınması gerektiğine ilişkin açıklaması
AYTUĞ ATICI (Mersin) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Türkiye turizminin kalbi Sultanahmette en az
10 kişinin öldüğü bombalamayla bir kez daha ortaya çıktı ki
devlet birinci görevi olan vatandaşın can ve mal güvenliğini
koruyamamaktadır. Bu yüzden, Başbakan İçişleri
Bakanını derhâl görevden almalıdır. Almaya gücü yetmiyorsa
Başbakanın kendisi istifa etmelidir. İçişleri
Bakanının ölümlü terör olayları rekoru kırmaya
çalışmak üzere görevde kalması kabul edilemez. Rakamlar
gösteriyor ki her türlü devlet imkânına rağmen İçişleri Bakanı
acz içindedir. Son dönemlerde yüzlerce asker, polis şehit oldu.
Sultanahmette bir yıl arayla ikinci bombalı saldırıda
onlarca ölü var. Başkentin kalbinde barış mitinginde 103
kişi öldü. 11 Mayıs 2013te Reyhanlıda 52 ölü var. 22 Temmuz
2013te Suruçta 34 genç öldü. Güneydoğuda son üç aydaki ölü
sayısı bilinmiyor. Soruyorum: İçişleri Bakanının
görevden alınması için kaç kişinin ölmesi gerekiyor?
BAŞKAN Sayın Parsak
11.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsakın,
Hüseyin Nihal Atsızın doğumunun 111inci yıl dönümüne
ilişkin açıklaması
MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) Teşekkür
ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugün aynı zamanda büyük Türkçü, tarihçi, yazar,
şair, Türkolog Hüseyin Nihal Atsız Beyin doğumunun 111inci
yıl dönümü. Atsız Bey, yetmiş yılı aşkın
ömrünün tamamını yüce Türk milleti için ve Türk milliyetçiliği
ülküsü için âdeta vakfetmiş mümtaz bir şahsiyet. Bu vesileyle
doğumunun yıl dönümünde Atsız Beyi bir defa daha rahmet ve
minnetle anıyorum ve kendisinin o meşhur iki dizesinden ilhamla diyorum
ki: Vaktiyle bir Atsız varmış. Var olsun!
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Sayın Kayışoğlu
12.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca
Kayışoğlunun, İstanbul Sultanahmet Meydanında
yapılan terör saldırısını
kınadığına, hayatını kaybedenlere Allahtan
rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve Bursada
hastanelerde yaşanan yoğunluk için önlem alınmasını
talep ettiğine ilişkin açıklaması
NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Öncelikle, Sultanahmette gerçekleşen terör
saldırısını kınıyor, ölenlere rahmet,
yaralılara acil şifalar diliyorum.
Geçtiğimiz hafta Bursada akşam
saatlerinde hastalar arayarak Dörtçelik Hastanesinde saatlerce beklediklerini,
bizzat durumu yerinde görmemizi talep ettiler. Gittiğimizde 200-300
kişilik sıraların beklendiğini gördük, çok kişinin
sıra gelmediği için beklemeden ayrılmak durumunda
kaldığını öğrendik. Sonra başka hastanelerden de
benzer şikâyetler geldi. Bu yoğunluk dönemsel dahi olsa bunun
giderilmesi için tedbirler alınamaz mıydı?
Vatandaşlarımızın hastane kapılarında sürünmesi
önlenemez miydi diye soruyoruz ve gerekli önlemlerin alınmasını
hem hastalar hem sağlık çalışanları
açısından bir an önce talep ediyoruz.
Teşekkürler.
BAŞKAN Sayın Aksu
13.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksunun,
İstanbul Sultanahmet Meydanında yapılan saldırıda
hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet, yaralılara acil
şifalar dilediğine, terörün her türlüsünü lanetlediğine ve
Milliyetçi Hareket Partisi olarak Hükûmetten etkili bir terörle mücadele
beklediklerine ilişkin açıklaması
İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul)
Teşekkür ederim.
Bugün İstanbul Sultanahmet Meydanında
yaşanan patlamada hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet,
yaralılara acil şifalar diliyorum. Terörün her türlüsünü, kimden ve
ne adına gelirse gelsin lanetliyorum. Ne yazık ki İstanbulun
birçok yerinde bugün güvenlik ve huzur tesis edilemiyor. Bazı mahallelerde
bölücü terör örgütü PKK yol kesip kimlik kontrolü yapıyor; esnafı
tehdit, vatandaşları taciz ediyor; yakıyor, yıkıyor,
canice öldürüyor, âdeta kurtarılmış bölgeler
oluşturmuş İstanbulda. Biz, MHP olarak Hükûmetten etkili bir
terörle mücadele bekliyoruz ve bu yolda kendilerini destekliyoruz. Ancak,
terörün azması, teröristlerin şımarması, güvenlik
güçlerinin etkisizleştirilmesi, tüm bunlar on üç yıllık AKP
iktidarının, güvenlik güçlerini kışla ve karakola hapsetmek
suretiyle, terörle mücadele yerine, terör örgütüyle örtülü ya da açık
müzakere etme anlayışının bir sonucu olarak ortaya
çıkmıştır. Bu zafiyet IŞİD başta olmak üzere
tüm terör örgütlerini de harekete geçirmiştir. Kamu düzenini tesis etmek,
kuşkusuz, devleti yönetme sorumluluğunda olanların asli
görevidir. Bu sorumlulukla hareket etmek
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Arık
14.- Kayseri Milletvekili Çetin Arıkın, Kayseri
Bölge İdare Mahkemesinin kapatılmasına ilişkin
açıklaması
ÇETİN ARIK (Kayseri) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Kayseride yıllardır faaliyet gösteren ve
yeni binasının inşaatı devam eden Bölge İdare
Mahkemesi 7 Kasım 2015 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan bir kararla
Ankaraya bağlandı. Bir başka ifadeyle, Kayseri Bölge İdare
Mahkemesi kapatıldı. Mahkeme kapatıldı ama Kayseri Bölge
İdare Mahkemesinin inşaatı hâlâ devam ediyor.
Adalet Bakanımıza sormak istiyorum: 8
bölge idare mahkemesi hangi kriterlere göre belirlenmiştir? Bölgesinde
merkez konumundaki Kayserideki Bölge İdare Mahkemesi
kapatılırken Konyada kurulmasında Başbakanın
Konyalı olmasının etkisi var mıdır?
Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Sivas ve Yozgat gibi çevre
illerin birçok konuda hizmet alımı yaptığı Kayseriye
bölge idare mahkemesini yeniden kazandırmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Sertel
15.- İzmir Milletvekili Atila Sertelin, terörü
kınadığına, ölenlere rahmet dilediğine ve Belevi-Tire
yolunun yapılmasını beklediklerine ilişkin
açıklaması
ATİLA SERTEL (İzmir) Terörü
kınıyor, ölenlere rahmet diliyorum.
Ayrıca, ölü bombacıyı yakalayan
İçişleri Bakanını da huzurunuzda kutluyorum!
İzmir Milletvekili olarak
Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım
Tire-Belevi arası yol için Biz Türkiyenin her tarafına binlerce yol
yaptık, 20 kilometrelik Belevi-Tire yolunu mu yapamayacağız?
demişti. Aradan yıllar geçti bu yol hâlâ yapılmadı,
yapılmıyor. Bu yol ekonomik açıdan da önemlidir, can
güvenliği açısından da. Orada köylüler, Selçukta, Belevide ve
Tirede oturanlar ölmektedir. Tire Organize Sanayi Bölgesi de bu yol
üzerindedir. Otoyola bağlantılı, elverişli hâle gelirse
üreticiler İzmir-Aydın Otoyolundan hem İzmir Limanına
daha rahat ulaşacak hem de Aydın ve iç bölgelere nakliye
sağlanacaktır. Burada en önemli sorun can güvenliğidir. Her
hafta 3-4 kaza oluyor; ölümlü, yaralanmalı kazalar. Binali
Yıldırım Bey verdiği sözü tutsun, 20 kilometrelik yolun
yapılmasını sağlasın.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Akın
16.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akının,
elektrik faturalarının şişirilmesine yönelik hukuksuz
uygulamalara ilişkin açıklaması
AHMET AKIN (Balıkesir) Sayın
Başkanım, teşekkür ederim.
Elektrik tüketiminde Kayıp Kaçak
Bedeli, Dağıtım Bedeli, Perakende Hizmet Bedeli, Sayaç
Okuma Bedeli adları altında birçok ilgisiz bedel faturalara
eklenerek vatandaşlarımızdan tahsil edilmektedir. Bu soygun
yönteminin ortaya çıkmasından sonra gelen tepkiler ve yargı
kararları nedeniyle bu uygulamaya son verilmesi yerine, bu haraçların
karartılarak, perdelenerek, görünmez kılınarak tahsiline devam
edileceği anlaşılıyor. Bu yılbaşından
itibaren artık faturalarda bu kalemlerin açıkça
yazmayacağı, Dağıtım ve Perakende Enerji Bedeli
adı altında gizleneceği belirtiliyor. Bu durum açıkça
vatandaşlarımıza kazık atmaktır. Bu halk size
kazıklanmak için oy vermedi. Şimdi buradan Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanına soruyorum: Vatandaşlarımızın elektrik
faturalarının şişirilmesine yönelik bu hukuksuz uygulamanın
yapılmasının talimatını siz mi verdiniz?
BAŞKAN Sayın Nurlu
17.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlunun, Okul Üzümü
Akıl Üzümü Projesini desteklediğine ilişkin
açıklaması
MAZLUM NURLU (Manisa) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; geçen yıl Bakanlar Kurulu
kararıyla sembolik olarak başlayan, ancak bu yıl
yarıyıl tatili yaklaşmasına rağmen, Okul Üzümü
Akıl Üzümü Projesi kapsamında yeniden üzüm
dağıtılacağına dair somut bir bilgi mevcut
değildir. Bu projeyle çocuklara sağlıklı beslenme
alışkanlıklarının yanı sıra kuru üzüm
tüketiminin artırılması ve çiftçimizin desteklenmesi de
amaçlanmıştır. Çocuklarımızın doğal
ürünlerle beslenme alışkanlığı kazanmalarına
Manisamızda yetişen üzümlerle katkı sağlamanın
verdiği mutlulukla bu projeyi desteklediğimi açıkça ifade
ediyorum. Israrla devamını talep ettiğimiz bu proje kapsamında,
öğrencilerimize dağıtılacak üzümlerin bölgemizin en büyük
çiftçi kuruluşu olan TARİŞten alınması en doğru
karar olacaktır. Bu sayede hem öğrenciler sağlıklı
üzümler yiyecek hem de üzüm fiyatlarının düşmesi önlenecek,
çiftçimiz de desteklenmiş olacaktır.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN Sayın Arslan
18.- Denizli Milletvekili Kazım Arslanın,
İstanbul Sultanahmet Meydanında yapılan terör
saldırısını kınadığına ve şeker
pancarı fiyatlarına ilişkin açıklaması
KAZIM ARSLAN (Denizli) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle İstanbuldaki terörü
kınıyor ve lanetliyorum.
Şeker pancarı fiyatları çok
düşük. Şeker pancarı fiyatlarını artırmayı
düşünüyor musunuz?
Ayrıca, üreticiler kota
sıkıntısı çekiyorlar. Bugün düşük olan yüzde 10
kotanın yüzde 50ye çıkarılmasını düşünüyor
musunuz?
Şeker pancarı fiyatlarının
ekimden en az altı ay önce açıklanmasına ne zaman
bakacaksınız?
Ayrıca, çiftçiye vereceğiniz gübrenin ve
yemin üzerindeki KDVyi ne zaman kaldıracaksınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Akaydın
19.- Antalya Milletvekili Mustafa Akaydının,
İstanbul Sultanahmet Meydanında yapılan
saldırıyı kınadığına, hayatını
kaybedenlere Allahtan rahmet dilediğine ve Başikada Türk
Silahlı Kuvvetlerine bir saldırı olup
olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin
açıklaması
MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ben de bugün Sultanahmette olan olayları
kınıyorum ve aramızdan ayrılan hemşehrilerimize,
vatandaşlarımıza Allahtan rahmet diliyorum.
Merak ettiğim bir konu var ki bunu
Dışişleri Bakanı ve Millî Savunma Bakanının
cevaplaması dileğiyle söylüyorum. Dört gün önce bir olay
yaşandı ve Başikada Türk Silahlı Kuvvetlerine
karşı saldırı yürüten DAEŞ kuvvetlerinin 17 kayıp
verdiği ve 4 askerimizin yaralandığı ifadeleri üstüne
vazife olmadığı hâlde Sayın Cumhurbaşkanı
tarafından açıklandı. Fakat bu haberler sonradan ne
dış basında ne Türkiyede, bizzat Türk Silahlı
Kuvvetlerinin web sitelerinde de doğrulanmadı. Bu olayda bir
kuşku var. Başikada gerçekten Türk Silahlı Kuvvetlerine
saldırı olmuş mudur? DAEŞ 17 veya 18 kişiyi
kaybetmiş midir? Türk askerleri yaralanmış mıdır?
Nedir bu belirsizliğin durumu, bunun yanıtlanmasını
diliyorum.
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN Sayın Okutan
20.- Isparta Milletvekili Nuri Okutanın,
İstanbul Sultanahmet Meydanında yapılan
saldırıyı kınadığına ve Türk İdareciler
Gününü kutladığına ilişkin açıklaması
NURİ OKUTAN (Isparta) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Ben de Sultanahmette meydana gelen bu elim
olayı lanetle kınıyorum. Terörün her türlüsünü lanetle
kınıyoruz ve terörle mücadele edenlerin de arkasında
olduğumuzu buradan ifade etmek istiyorum.
Yine, başta vatandaşın can ve mal
güvenliğinden birinci derecede sorumlu olan mülki idare amirlerinin
İdareciler Gününü de yürekten kutluyorum. İdarecilerimizi her zaman
olduğu gibi dertlilerin derdi, çaresizlerin ilacı olmaya,
milletimizin her ferdini şefkatle tarafsız bir şekilde
kucaklamaya davet ediyorum. Efendim, her zaman olduğu gibi bugün de yine
devletimizi en güzel şekilde temsil edeceklerini ve kamu düzeninin
sağlanmasında hiçbir zafiyet göstermeden, hiç kimseyi dinlemeden
tarafsız bir şekilde çalışacaklarını biliyoruz ve
bu şekilde çalışmalarında da başarılar diliyorum.
Herkesi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN Sayın Sarıbal
21.- Bursa Milletvekili Orhan Sarıbalın,
yaşanan terör olayları nedeniyle Meclisi göreve
çağırdığına ve Silivri Cezaevinde bulunan Can Dündar
ile Erdem Gülle görüşme izni vermeyen Adalet Bakanını
kınadığına ilişkin açıklaması
ORHAN SARIBAL (Bursa) Sayın Başkan,
Roboski yani Uludere, Diyarbakır, Suruç, Ankara, şimdi Sultanahmet,
Diyarbakır, Cizre; buralarda yaşanan katliam ve çatışmalar
sonrası bu Meclis acaba ne zaman görevini yapmak için bir çaba sarf edecektir
ve bunca çatışma ve bunca soruna rağmen Başbakan ne zaman
istifa etme kararı alacaktır? Evet, bu Meclisi göreve
çağırıyoruz.
Ayrıca, hafta sonu İstanbulda, Silivride
Can Dündar ve Erdem Gülü ziyaret ettik, orada onlarla buluşmak istedik.
Ne yazık ki Adalet Bakanı geçen perşembeden itibaren bir eli
kaymakta bir eli Afyonda sıcak sularda tatil yaparken bize izin vermedi.
Can Dündar ve Erdem Gülle görüşmedik. Buradan, ayrıca, Adalet
Bakanını kınıyorum ve Meclisi bu olaylar
karşısında duyarlılığa çağırıyorum
çünkü bugüne kadar bu Meclis olaylarla ilgili
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ORHAN SARIBAL (Bursa)
hiçbir araştırma
önergesinde komisyon kurulması çabası göstermemiştir.
BAŞKAN Sayın Tuncer
22.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncerin, İstanbul
Sultanahmet Meydanında yapılan saldırıda
hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet dilediğine, 10 Ocak
Çalışan Gazeteciler Gününü kutladığına, Diyanet
İşleri Başkanını istifaya davet ettiğine ve Amasya
Gümüşhacıköy Devlet Hastanesinin durumuna ilişkin
açıklaması
MUSTAFA TUNCER (Amasya) Sayın Başkan,
bugün Sultanahmet Meydanındaki patlamada ölen
yurttaşlarımıza Allahtan rahmet, yakınlarına ve
ülkemize başsağlığı diliyorum.
Ayrıca, önceki gün 10 Ocak Emekçi Gazeteciler
Günüydü. Tüm gazetecilerin bu gününü kutluyorum.
Diyanet İşleri Başkanını
istifaya davet ediyorum. İlim Çinde de olsa gidip öğreniniz.
sözünü hatırlatarak Diyanet İşleri Başkanını ilim
irfan öğrenmeye davet ediyorum.
Amasyanın Gümüşhacıköy ilçesinde 50
yataklı, 2 ameliyathaneli devlet hastanesi olmasına rağmen uzman
doktor olarak sadece 1 dâhiliyeci ve 2 diş hekimi vardır. Devlet
hastanesi ilçede 30 bin kişiye hizmet vermektedir ve en yakın hastane
25 kilometre uzaktadır. Sağlık Bakanlığı
tarafından acilen Gümüşhacıköy Devlet Hastanesine 1 göz, 1 genel
cerrah, 1 kadın doğum, 1 kulak burun boğaz, 1 ortopedi ve 1
üroloji uzman doktoru atanması zarureti olduğunu
hatırlatıyor, gereğinin yapılmasını rica ediyor,
saygılar sunuyorum.
BAŞKAN Sayın Özdemir
23.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemirin, Millî
Eğitim Bakanının sahte diplomayla atanan öğretmenlerle
ilgili yaptığı açıklamalara ilişkin
açıklaması
SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Millî Eğitim Bakanı geçmiş
öğretmen atama dönemlerinde bazı üniversitelerin
diplomalarının, hatta geçici mezuniyet belgelerinin taklit edilerek
öğretmenliğe başvuruların olduğunu ve sahte diplomayla
göreve başlamış 50-60 kadar öğretmenin olduğunun
tespit edildiğini belirtmiştir. Bakana göre sorumlular tabii ki her
zamanki gibi paralelkenar yapılar. Bakanın önlem olarak
açıklaması ise Öğretmen adaylarımız sakın böyle
şeylere tevessül etmesinler. Evet, geleceğimiz olan
çocuklarımızın emanet edildiği eğitim sisteminin en
son geldiği manzara, sürekli sayısı artırılan,
güvensiz ortamlarda yapılan sınavlar, şimdi de sahte
diplomalı öğretmenlere teslim edilen çocuklarımız,
içeriği niteliksiz hâle getirilen müfredatın yanında,
hatalı basılan ders kitapları. Bakanın açıklaması
ise Bizim de hatalarımız olabilir. Velilerimiz
çocuklarının kitaplarına baksınlar, bir hata görürlerse
bildirsinler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Sayın İrgil
24.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgilin, İstanbul
Sultanahmet Meydanında yapılan saldırıyı
kınadığına ve bakanların, milletvekillerinin
sorularına cevap vermesi gerektiğine ilişkin
açıklaması
CEYHUN İRGİL (Bursa) Sayın
Başkan, değerli Meclis üyeleri; aslında bugün bize söz gelmez
diye düşünmüştüm, sırada yoktu.
BAŞKAN Hayır, bir kişi sisteme
girdi, Genel Kuruldan ayrıldı, onun yerine size söz verdim Sayın
İrgil.
CEYHUN İRGİL (Bursa) Teşekkür
ederim Sayın Başkanım, çok memnun oldum.
Ben de diğer arkadaşlarım gibi, bugün
Sultanahmetteki saldırıyı şiddetle kınıyorum ve
orada bir dolu insanın hayatını kaybetmiş
olmasının artık sıradanlaşmasının çok
acı bir şey olduğunu görüyorum. Bu Mecliste de bunun
yansımalarını görüyoruz. Şu an iktidar partisinde -en son
saydığımda 21, şu anda bir giren daha var galiba- 22
kişinin ancak salonda olması bu konudaki duyarlılığı
gösteriyor.
Sayın Bakana yarım saattir birçok arkadaşımız
soru soruyor, kendisine buradan sesleniyoruz, bağırıyoruz,
bakıp bir dinleme nezaketi bile göstermiyor. Kendisi sanki Meclise gün
yapmaya gelmiş gibi, milletvekilleriyle günlük sohbetlerini,
muhabbetlerini yapıyor. Acaba bir kulak sorunu mu var, onu merak ediyorum.
BAŞKAN Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Meclis araştırması
açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı
okutuyorum:
VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili
Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirelin, kadına yönelik
şiddette cezasızlık olgusunun araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/54)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Kadına yönelik şiddetin sistematik olarak
devam etmesine yol açan cezasızlık mekanizması
mağdurların adalet talebinin yerine getirilmemesine yol açarken, bir
yandan da kadına yönelik şiddetin devam ettirilmesinde önemli bir rol
üstlenmektedir. Eril zihniyet böylece devam edebileceği bir hukuk sistemi
üzerinde kendini yeniden üretmektedir. Bu nedenle, kadına yönelik
şiddette cezasızlık olgusunun Türkiyedeki vakalar üzerinden
irdelenmesi, cezasızlığı engellemek adına
İstanbul Sözleşmesinin koyduğu ilkelere göre
yapılması gereken yasal reformların belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98'inci, İç Tüzükün 104 ve 105'inci maddeleri
gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini
arz ederiz.
Çağlar
Demirel
HDP
Grubu Başkan Vekili
(Diyarbakır)
Gerekçe:
Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik
Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi'nde çok net olarak tanımlanan cinsel
şiddet, en son yürürlüğe giren ve Türkiye'nin de imzacısı
olduğu İstanbul Sözleşmesi'nde devletin de
sorumluluklarını ve görevlerini anlatan bir şekilde ele
alınmıştır. Cinsel şiddet ve saldırının
en korkunç boyutu elbette ki kadın cinayetleri. Bazı yasalarda
reformlar yapılması, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için
eksikliklerine rağmen çıkan yasa, ŞÖNİM'ler, koruma
tedbirleri gibi olumlu gözüken düzenlemelere rağmen kadınlar
öldürülmekte ve cinsel şiddete maruz kalmaktadır. Bunun en temeli
yasalar değişse de asıl bu sistematik katliama sebep olan
kökleşmiş eril zihniyetinde bulunuyor. Dolayısıyla,
topyekûn eril zihniyete karşı bir zihniyet dönüştürme mücadelesi
yürütülmediği üzere yasal değişiklikler ne yazık ki
yetersiz kalmaktadır.
Uluslararası hukuki metinlere, mahkeme
kararlarına, içtihatlara baktığımızda cinsel
şiddetle mücadelede önemli araçlar sunulmakta. AB İnsan Hakları
Sözleşmesi yanı sıra, cinsel şiddeti tanıyan ve
Türkiye'yi mahkûm eden Opuz ve Şükran Aydın AİHM kararları,
İstanbul Sözleşmesi, CEDAW (Kadına Karşı Her Türlü
Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi) bu
metinlerin en öne çıkanları. Benzer şekilde, iç hukukta TCK'da cinsel
saldırıya dair düzenlemeyi içeren 102nci madde, 103üncü madde ve
104üncü madde, şiddetin önlenmesine dair yasa yürürlükte bulunmakta.
Ancak, tüm bu düzenlemelere ve ceza mekanizmalarına rağmen eril
zihniyetin yanı sıra sorunun devam etmesinde en önemli etken
cezasızlık olarak ortaya çıkmaktadır. Uluslararası
hukukta ve İstanbul Sözleşmesinde kadına yönelik şiddetin
ve cinsel saldırının nasıl
araştırılacağı, soruşturmanın nasıl
yürütüleceği ve sonrasındaki onarım mekanizmaları
ayrıntılı olarak yazılmıştır. Türkiye'de
cezasızlık mefhumu savcılık soruşturmasından
başlamaktadır. Savcılık iddianamelerinde, kadının
bir süre geçtikten sonra başvurması, kişisel yorum
bulunduğu, çok net delillerin olmadığı gerekçeleriyle
başvurunun reddine karar verilebilmektedir. Oysaki cinsel şiddete
maruz kalmış bir kadının başvuruda bulunmada özgün
konumu hiçbir şekilde dikkate alınmamaktadır Türkiyedeki hukuk
sisteminde. Yine kadına yönelik şiddette cezasızlık
uygulamalarını izleyen uzmanlar, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde
fail odaklı soruşturma sistemi, şiddete uğramış
ve travma yaşayan kadınların ifadelerini uzman olmayan
erkeklerin alması, avukat yardımından yararlandırmama,
beden ve ruh sağlığı raporlarının
alınmaması, taraflara uzlaşma önerilmesi gibi pek çok engelin
varlığına işaret etmektedir. Mahkeme salonlarında bu
yaklaşım devam ederek, mağdurun özel hayatına girmesi,
sürekli faille karşı karşıya getirilmesi, geleneksel
kalıplara dayalı beraat kararların verilmesi
cezasızlığa yol açan bir başka sorundur. Cezalandırma
kısmında ise genelde beraat kararının çıkması,
eylemle orantılı bir cezanın verilmemesi, verilen hapis
cezasının çok cüzi bir kısmının infaz edilmesi gibi
sorunlar bulunmakta. Yargı süreçlerinde cinsel saldırı
suçlarına özgü özel bir infaz rejiminin ve güvencesinin bulunmaması
en büyük problem olarak ortaya çıkmaktadır.
Özetle mağdurun ve yakınlarının
korunmaması, yargılanmanın uzun sürmesi, mağdurun
beyanlarına itibar edilmemesi, psikolojik bulguların delil olarak
kabul edilmemesi, şeklî cezaların verilmesi kadına yönelik
şiddet vakalarında ortaya çıkan cezasızlığı
içermektedir. Dolayısıyla cezasızlık mekanizması
mağdurların adalet talebinin yerine getirilmemesine yol açarken bir
yandan da kadına yönelik şiddetin devam ettirilmesinde önemli bir rol
üstlenmektedir. Eril zihniyet böylece devam edebileceği bir hukuk sistemi
üzerinden kendini yeniden üretmektedir. Bu nedenle, kadına yönelik
şiddette cezasızlık olgusunun Türkiye'deki vakalar üzerinden
irdelenmesi, cezasızlığı engellemek adına İstanbul
Sözleşmesi'nin koyduğu ilkelere göre yapılması gereken
yasal reformların belirlenmesi için bir araştırma komisyonu
kurulmasını önermekteyiz.
2.- Siirt Milletvekili Besime Konca ve 21 milletvekilinin,
kadınlara yönelik şiddet ve cinayetlerin önlenmesi için gerekli
sosyal destek programları ile kadın odaklı yasal düzenlemeler
için yapılması gerekenlerin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/55)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Kadınların aile içi şiddet
olmak üzere maruz kaldıkları çok boyutlu sömürü ve antidemokratik
uygulamalarla kendilerine dayatılan yaşam koşullarından
kurtulmak için başvurdukları boşanma öncesi ve sonrası
yaşanacak zorluklar, şiddet ve cinayetlerin önlenmesi, gerekli
tedbirlerin alınması, sosyal destek programlarının
belirlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan kadın
odaklı yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla
Anayasa'nın 98'inci İç Tüzükün 104'üncü ve 105'inci maddeleri
gereğince Meclis araştırması açılması için
gereğini arz ve teklif ederiz.
1) Besime Konca (Siirt)
2) İdris Baluken (Diyarbakır)
3) Filiz Kerestecioğlu
Demir (İstanbul)
4) Garo Paylan (İstanbul)
5) Hüda Kaya (İstanbul)
6) Müslüm Doğan (İzmir)
7) Ali Atalan (Mardin)
8) Erol Dora (Mardin)
9) Mithat Sancar (Mardin)
10) Ahmet
Yıldırım (Muş)
11) Burcu Çelik Özkan (Muş)
12) Kadri
Yıldırım (Siirt)
13) Aycan İrmez (Şırnak)
14) Faysal
Sarıyıldız (Şırnak)
15)Ferhat Encu (Şırnak)
16) Leyla Birlik (Şırnak)
17)Dilek Öcalan (Şanlıurfa)
18) İbrahim Ayhan (Şanlıurfa)
19) Osman Baydemir (Şanlıurfa)
20) Alican Önlü (Tunceli)
21)Nadir
Yıldırım (Van)
22)Tuğba Hezer Öztürk (Van)
Gerekçe:
Kadına
yönelik her türlü hak ihlalinin, cinsel ve fiziksel şiddet dünya
ortalamasının çok üzerinde olmasına karşın, Türkiye'de
devletin yetkili kurumlarının bu durumu yeterince ciddiye
almadığı, kadın katliamlarını ve kadına
yönelik şiddeti durdurmak için önleyici tedbirler geliştirmediği
hem yerel hem uluslararası kadın kuruluşları
tarafından sıklıkla ifade edilmektedir. Devletin bu tutumu ve bu
tutuma paralel söylemleri, aile içi cinsel ve fiziksel saldırı, taciz
ve tecavüze maruz kalan binlerce kadının kendilerine karşı
işlenen bu suçları yargıya taşımaları konusunda
ciddi psikolojik bariyerler oluştururken, bu yönde gerçekleştirilen
yasal düzenleme ve politikalarla kadınlar bu onur kırıcı
yaşam koşullarından kurtulmak amacıyla boşanma
talebiyle yargıya başvurduklarında bir de adalete erişim
konusunda haksızlığa uğramaktadır.
Türkiye, kadın hak ve
özgürlükleri noktasında dünya ortalamasının son
sıralarında, kadına dönük her türlü şiddet ve hak ihlali
sıralamasında ise ilk sıralarda yer almaktadır. AKP
Hükûmeti toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya, kadın hak
ve özgürlüklerini geliştirmeye, kadını güçlendirerek aileyi
demokratikleştirmeye yönelik politikalar geliştirmekten özellikle
kaçınmaktadır. Aksine, kadının çok boyutlu ezildiği,
sömürüldüğü ve ayrımcılığa
uğradığı mevcut erkek egemen, baskıcı ve
antidemokratik aile yapısını korumaya dönük
çalışmalarla ailenin mevcut sorunlu yapısına yasal zeminler
hazırlamakta ve bunu yasal olarak meşrulaştırma yoluna gitmektedir. Bu
yaklaşım ve politikalar kadının aile içinde ekonomik yönden
bağımlı kılınması, sosyal, siyasal ve kültürel yaşamdan
özellikle mahrum bırakılması, kısıtlı yaşam
koşullarına mahkûm edilmesiyle kadını insan ve kadın
haklarıyla örtüşmeyen zorunlu bir yaşamı sürdürmeye mahkûm
etmektedir. Bu yaşamı kabul etmeyerek boşanmaya
çalışan kadınlar, hem boşanma süresince ve sonrasında
devletin kadını koruyucu ve destekleyici politikaları
olmadığından her türlü şiddetin hedefi olmaktadır.
Kadınların yaşadıkları hak
ihlallerine karşı, baskıcı erkek ve aile
kıskacından kurtulmak ve özgürlüklerini örgütleme konusunda
verdiği mücadelenin devlet politikalarıyla desteklenmesi sosyal ve
hukuk devletinin zorunlu görevidir. Türkiye, CEDAW ve İstanbul
Sözleşmesi başta olmak üzere onlarca uluslararası
sözleşmeyi imzalayarak bunu sağlamak için çalışacağını
taahhüt etmiştir. Fakat gelinen süreçte bu sözleşmelere uygun
politika uygulamak bir yana, bu sözleşmelere son derece aykırı,
kadının mevcut ezilme ve ayrımcılığa uğrama
durumunu derinleştiren söylem ve politikalara sarılması, bu
ezilme ve ayrımcılığın uygulanmasında devleti
esas sorumlu kılmaktadır.
Türkiye devleti ve AKP hükûmeti, başta
İstanbul Sözleşmesi olmak üzere, 185 ülkeyle birlikte tarafı
olduğu BM Kadına Karşı Her Türlü
Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), 1995
Dördüncü Dünya Kadın Konferansına katılan ülkelerce benimsenen
Beijing Deklarasyonu ve Eylem Platformu (PFA), BM Güvenlik Konseyinin
Kadınlar, Barış ve Güvenlik üzerine 2000'de
aldığı 1325 sayılı kararla buna ek 1820, 1888, 1889,
1960, 2106 ve 2122 sayılı kararları ve bütün BM üyesi ülkelerce
benimsenen Binyıl Kalkınma Hedefleri'nin de gereği olarak
kadına dönük her türlü cinsel, fiziksel, psikolojik, siyasal ve kültürel
şiddete son verilmesine ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin
sağlanmasına dönük sosyal destek ve sosyal politikaları bir an
önce hayata geçirmek zorundadır.
Kadınların aile içinde başta
şiddet olmak üzere maruz kaldıkları çok boyutlu sömürü ve
antidemokratik uygulamalar karşısında kendilerine dayatılan
onur kırıcı yaşam koşullarından kurtulmak
amacıyla başvurdukları boşanma süreci öncesi ve
sonrası yaşanacak zorluklar, şiddet ve cinayetlerin önlenmesi,
gerekli tedbirlerin alınması amacıyla, uluslararası
sözleşmelerin de gerektirdiği sosyal destek programlarının
belirlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan kadın
odaklı yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla
Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzükün 104'üncü ve 105'inci maddeleri
gereğince Meclis araştırması açılması için
gereğini arz ve teklif ederiz.
3.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek ve 23
milletvekilinin, göçmenlik ve mültecilik konusunda ülkemizde yaşanan
sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/56)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Ülkemiz,
bulunduğu coğrafi konum nedeniyle yabancıların yasa
dışı yollarla Avrupa'ya geçişi konusunda bir köprü görevi
görmektedir. Özellikle sınır komşularımız Yunanistan
ve Bulgaristan, bu geçişin ilk kademesini oluşturmaktadır. Bu
ülkeler genellikle nihai hedef olmamakta, kademeli olarak göçle diğer
Avrupa ülkelerine geçiş yolları aranmaktadır.
Göçmenlik ve
mültecilik, oldukça farklı boyutlardan ele alınması gereken
konulardır. İnsan hakları ihlalleri, insanların gayriinsani
koşullarda yiyecek, içecek ve can güvenlikleri sağlanmadan
taşınmaya çalışılması, konunun uluslararası
alanda büyük bir ticaret ağının olması, gidilen ülkede
yaşanan hukuki ve sosyoekonomik sorunlar gibi pek çok başlık,
göçmenlik ve mültecilik konularının sadece birkaç alt
başlığıdır.
Uluslararası
arenada göçmenlik ve mültecilik konularında sistemli çalışmalar
yapılması amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler
Yüksek Komiserliği, Uluslararası Göç Örgütü gibi örgütler
kurulmuştur. Türkiye'nin konumu itibarıyla bu konuda önemli konumda
olması gereğince İçişleri Bakanlığına
bağlı olarak Göç İdaresi Genel Müdürlüğü de görev
yapmaktadır.
Türkiye'de
özellikle Akdeniz ve Ege kıyıları kaçak göçmenlerin
sıklıkla kamuoyuna duyurulduğu yerler olmaktadır. Üzücü
olan, göçmenlerin genellikle yaşam mücadelesi verdiği ya da
hayatını kaybettiği olaylarla anılıyor olmasıdır.
Dünyada, 2000 yılından beri 40 bin göçmenin hayatını
kaybettiği, 2014 yılı içerisinde 219 bin göçmenin Akdeniz'i
geçerek Avrupa'ya ulaştığı ama yaklaşık
3.500'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak kayıt
altına alınmıştır. Türkiye'de resmî rakamlara göre
1996-2013 arası 189 ülkeden yaklaşık 1 milyon göçmen
yakalanmıştır. Akdeniz'de 2015'in ilk altı ayında göç
yolunda boğularak hayatını kaybeden göçmen sayısı
1.800'ün üzerinde olmuştur. 2014 yılı içerisinde Ege Denizi'nden
Yunanistan'a geçmeye çalışan 12 binin üzerinde kaçak göçmen Sahil
Güvenlik Komutanlığına bağlı güçlerce
yakalanmıştır. En son Aylan bebeğin görüntüleri tüm dünyada
derin yankı bulmuş ve konuyu uluslararası kamuoyunun gündemine
taşımıştır.
Göçmen
kaçakçılığı ve ticareti, bunların yaşandığı
bölgelerde yaşayan yerel halklar açısından da sorunlara neden
olabilmektedir. Çanakkale ilimiz, özellikle son dönemlerde bu
rahatsızlığın en çok yaşandığı
yerlerden biri olmuştur. Yasa dışı yollarla Yunanistan'a
gitmeye çalışan göçmenlerin sıklıkla kullandığı
güzergâhlardan biri olan Çanakkale'de 2015 yılının Temmuz
ayında, sadece 5 gün içerisinde 611 kaçak göçmen
yakalanmıştır, 6 göçmen ise boğularak hayatını
kaybetmiştir. Kasım ayı içinde ise 7'si çocuk 14 göçmenin
yaşamını kaybetmesi, konunun daha derinlemesine ele
alınması gerektiği görüşlerini doğurmuştur.
Bahsi geçen
rakamlar, konunun ne derece önemli olduğunu ve bu konudaki gerek
uluslararası gerekse ulusal girişimlerin yeterli
olmadığını, daha sistemli çalışmalara ve
organizasyonlara ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Uluslararası
çalışmalara ek olarak ulusal düzeyde ve özellikle Parlamento
çatısı altında bir çalışma yapılmasının
zarureti ortaya çıkmıştır.
Bu bağlamda;
göçmenlik ve mültecilik konusunda ülkemizde yaşanan sorunların,
aksaklıkların, ihmallerin; ulusal ve uluslararası alanda
yapılan çalışmalara ne gibi katkılar
sunulabileceğinin; kaçak göçmen ticareti yapanlarla mücadelede daha etkili
yolların araştırılması ve konunun uzmanlarından,
ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlardan görüş alınması
amacıyla Anayasa'nın 98inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve
105inci maddeleri gereğince Meclis araştırması
açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1) Muharrem Erkek (Çanakkale)
2) Murat Bakan (İzmir)
3) Özcan Purçu (İzmir)
4) Bülent Öz (Çanakkale)
5) Mustafa Sezgin
Tanrıkulu (İstanbul)
6) Candan Yüceer (Tekirdağ)
7) Mustafa Ali
Balbay (İzmir)
8) Hilmi
Yarayıcı (Hatay)
9) Nurettin Demir (Muğla)
10) Özgür Özel (Manisa)
11) Ali Haydar
Hakverdi (Ankara)
12) Selina
Doğan (İstanbul)
13) Veli
Ağbaba (Malatya)
14) Hüseyin
Yıldız (Aydın)
15) Sibel Özdemir (İstanbul)
16) Mahmut Tanal (İstanbul)
17) Elif
Doğan Türkmen (Adana)
18) Tahsin Tarhan (Kocaeli)
19) Gülay Yedekci (İstanbul)
20) Gürsel Erol (Tunceli)
21) Aylin
Nazlıaka (Ankara)
22) Ali Yiğit
(İzmir)
23) İbrahim
Özdiş (Adana)
24) Kamil Okyay
Sındır (İzmir)
BAŞKAN Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis
araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
LEVENT GÖK (Ankara) Sayın Başkan
BAŞKAN Sayın Gök
VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)
25.- Ankara Milletvekili Levent Gökün, Hükûmetin
İstanbul Sultanahmet Meydanında yapılan saldırıyla
ilgili Meclisi bilgilendirmesi gerektiğine ilişkin
açıklaması
LEVENT GÖK (Ankara) Sayın Başkanım,
bugün sabah Sultanahmette meydana gelen olayla ilgili olarak elbette Türkiye
kamuoyu ve bizler derin endişe ve üzüntü içerisinde bu olayı takip
ediyoruz ancak yayın yasağı getirilmesi nedeniyle olayın
nasıl olduğu, nasıl planlandığı ya da
başkaca olaylara gebe olup olmadığı konusunda pek çok soru
işareti var kafamızda. Şimdi, böylesine dünyanın da çok
yakından takip ettiği ve yayın yaptığı bir
ortamda Türkiyede bu konuyu ne yazık ki biz izleyemiyoruz. Şimdi,
Türkiye Büyük Millet Meclisinde böyle önemli bir konunun olduğu günde
herhâlde bir Hükûmet yetkilisi bu konuda bizleri ve kamuoyunu aydınlatan
açıklamalar yapmak durumundadır. Bu olayı görmezden gelerek
işimize devam ettiğimizde hem olayın vahametine uygun
davranmamış hem de biz de milletvekili olarak bilgilenmemiş ve
kamuoyu olarak da bu konuda hiçbir şekilde bilgi sahibi
kılınmamış sayılırız.
Meclisin en önemli görevinden bir tanesi
Bütün
Türkiyeyi ve hatta şu anda bütün dünyayı etkileyen -yabancı
uyruklu kişilerin ölmesi nedeniyle- bu olaydan dolayı burada Hükûmet
yetkililerinden bir tanesi çıkıp en azından Meclisimize,
kamuoyuna ve dünya kamuoyuna bir şeyler söylemesini beklemek bizim
hakkımızdır. Bu nedenle, Sayın Başkanımızdan
rica ediyorum, yani böyle bir olayın olduğu bir günde bu olayı
Mecliste en azından bir konuşmak ve görüşlerimizi ifade etmek
durumundayız. Ne olmuştur? Aydınlanmak istiyoruz. Bu konudaki
soru işaretlerinin giderilmesini bekliyoruz. Bu bakımdan, eğer
Hükûmet yetkilileri uygun görüp de burada bizlere açıklamalar yaparlarsa
memnun oluruz çünkü olay gerçekten büyüktür ve bunun yansımaları çok
da farklı olacaktır, ölenlerin çoğunun yabancı uyruklu
olması nedeniyle. Böyle bir hassasiyetimizi herhâlde Hükûmet
değerlendirecektir ve bu konuda, şu anda Meclisimizin bu konuda
bilgilendirilmesi gerektiğini talep ediyorum Sayın
Başkanım.
BAŞKAN Peki, teşekkür ederim Sayın
Gök.
Sözleriniz tutanaklara geçmiştir.
Gündeme geçmeden önce gündem dışı
kapsamında üç sayın milletvekiline söz vermiştim, Hükûmet de
gündem dışı söz talep etmiş olsaydı kendilerine de bu
hakkı verirdim. Bana Hükûmetten gündem dışı bir söz talebi
intikal etmediğinden bu yönde bir işlemde bulunmadım. Sözleriniz
tutanaklara geçmiştir.
Teşekkür ediyorum.
BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) -
Sayın Başkan, Sayın Bakan burada.
BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun
İç Tüzükün 19uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır,
okutup işleme alacağım ve oylarınıza
sunacağım
LEVENT GÖK (Ankara) Böyle bir iradeyi acaba
Hükûmet göstermek istemez mi, onu soruyorum. Yani Hükûmet böyle günler için
değil midir? Yani Hükûmet ne günler içindir?
BAŞKAN Sayın Gök, bunu bana
soruyorsanız, benim görevim Genel Kurulu yönetmektir.
LEVENT GÖK (Ankara) Ben sizin
aracılığınızla
BAŞKAN Dolayısıyla, ben,
tartışmalara katılamam. Anayasanın 94üncü maddesi,
İç Tüzükün 64üncü maddesi benim asıl konuya ilişkin olarak
görüş beyan etmemi, tartışmalara katılmamı
yasaklıyor.
AHMET YILDIRIM (Muş) Hayır, davet
edebilirsiniz Sayın Başkan.
LEVENT GÖK (Ankara) Ben sizin
aracılığınızla
BAŞKAN Sizin sözleriniz tutanaklara
geçmiştir, Hükûmet de buradadır, Hükûmet sözlerinizi
almıştır.
ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) Damadı
burada.
AHMET YILDIRIM (Muş) Bakan burada değil,
fiziken burada.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Gök.
BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun)
Sayın Bakan bir kere olsun buraya baksın!
Sayın Bakanım
Sayın Bakanım
Sayın Bakanım
MUHARREM ERKEK (Çanakkale) Sohbet ediyorsunuz bir
saattir orada ya!
AYTUĞ ATICI (Mersin) Hangi bakan ya, adam
kendini bakan olarak görmüyor ki.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri Öneriyi
okutuyorum. dedim efendim, lütfen.
Buyurun.
IX.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- MHP Grubunun, 23/12/2015 tarihinde İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ile Denizli Milletvekili Emin Haluk
Ayhan ve arkadaşları tarafından, Rusya Federasyonuyla
yaşanmakta olan siyasi, ekonomik krizin ülkemize ekonomik etkilerinin
araştırılarak alınabilecek tedbirlerin, çözüm önerilerinin
belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması
önergesinin, Genel Kurulun 12 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde
sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli
birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
12/01/2016
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulunun 12/01/2016 Salı
günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti
grupları arasında oy birliği sağlanamadığından
grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi
gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Oktay
Vural
İzmir
MHP
Grup Başkan Vekili
Öneri:
23 Aralık 2015 tarih, 611 sayıyla TBMM
Başkanlığına vermiş olduğumuz İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ile Denizli Milletvekili Emin Haluk
Ayhan ve arkadaşlarının Rusya Federasyonuyla yaşanmakta
olan siyasi, ekonomik krizin ülkemize ekonomik etkilerinin
araştırılarak, alınabilecek tedbirlerin, çözüm önerilerinin
belirlenmesi amacıyla" verdiğimiz Meclis
araştırması açılması önergemizin 12/01/2016 Salı
günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü
birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
önerisi lehinde ve aleyhinde olmak üzere ikişer milletvekiline söz
vereceğim.
İlk söz, lehinde olmak üzere, Denizli
Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhana aittir.
Buyurun Sayın Ayhan. (MHP
sıralarından alkışlar)
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Rusya Federasyonuyla yaşanmakta olan krizin ülkemize ekonomik etkilerinin
araştırılması için alınabilecek tedbirlerin
belirlenmesi amacıyla verdiğimiz araştırma önergesine
ilişkin Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz
aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
24 Kasım 2015te Rusya Federasyonunun bir
uçağının sınırlarımızı ihlal etmesi
üzerine düşürülmesi sonucunda Rusya Federasyonu tarafından Türkiyeye
karşı bazı engelleyici ekonomik tedbirler
alınmıştır. Uygulanan politikaların bir ekonomik
sonucu mutlaka olacaktır. Bunun bilinmesi gerekir. Hatta başka
komşularla olan ilişkilerimizde de doğrudan veya dolaylı
olarak, haklı haksız, dolaylı dolaysız, ülkemizin lehine
aleyhine ekonomik sonuçlarının ortaya çıkmasının
kaçınılmaz olabileceğini ifade etmek istiyorum. Dolayısıyla
ortaya çıkabilecek sonuçlardan doğrudan ülkeyi yönetenlerin sorumlu
olduğunu ifade etmek istiyorum. Bundan ülkenin menfi olarak etkilenmemesi
için tedbir almalarının gerektiğini de düşünüyoruz.
Sayın Genel Başkanımızın
talimatları, aynı zamanda Merkez Yönetim Kurulunun görevlendirmesi
sonucunda, İzmir Milletvekili ve Genel Başkan
Yardımcımız Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu Beyle
birlikte olayın boyutlarını Antalyada araştırmak
üzere ne yaptık? Gittik, görevlendirdik. Orada, Merkez Yönetim Kurulu
Üyemiz Sayın Selçuk Beyle, il başkanımız, belediye
başkanlarımızla -özellikle Kemer, Korkuteli ve Alanya- birlikte
sivil toplum örgütlerini ziyaret ettik, onların problemlerini dinledik,
beklentilerini aldık, alınması gerekli tedbirlerle ilgili
onlardan bilgiler aldık. Gerçekten orada bir
sıkıntının olduğu söz konusu. Sıkıntı birçok
sektörde ortaya çıkıyor. Başta turizm, ikincisi tarım,
konut, mali sektör ve bunu açarak gitmek mümkün.
Şimdi, gerçekten, turizm, ihracat, tarım
ve diğer sektörlerin krizin dışında onlarca
yıldır biriken sorunlarının da bu nedenle
vatandaşlarımız tarafından bize aktarılmak
istendiğini ne yaptık? Gördük. Turizmin sivil toplum örgütlerini,
ihracatçıları, haldeki ihracat yapan arkadaşları, halde
alışveriş yapan arkadaşları, esnafı ziyaret
ettik, çiftçileri, ziraat odasını ziyaret ettik. Kemerde iş
adamlarını, Alanyada ticaret odasını da ziyaret ettik.
Burada gerçekten büyük problemler olduğunu gördük.
Burada biraz önce ifade ettim.
Vatandaşların birikmiş problemlerini de bu konuda bize
aktardıklarını ifade ettik ama biraz önce bu konuda bir
konuşma yapacağımı duyan, Denizliden Sabri
Sabuncuoğlu ismindeki Tavaslı çiftçimiz Bize seçimden önce söz
verdiler ama bize -ne geldi- icra geldi. diyor, telefon numarası da
bende. Hükûmet yetkilileri ilgi duyar mı duymaz mı bilmiyorum ama
ilave olarak Antalyada tarımla ilgili, tarım ürünleri
ihracatıyla ilgili büyük problemlerin olduğunu da ifade etmek
istiyorum.
Şimdi, bize aktarılan problemlerden
bizim edindiğimiz, ortaya çıkan birtakım tespitleri ne yapmak
istiyorum? Huzurlarınızda ifade etmek istiyorum. İlişkilerde,
gerçekten, gerek turizm gerekse tarım ve diğer sektörlerde yirmi
yılın üzerinde Sovyet Rusya vatandaşları değil de
Rusya Federasyonu vatandaşlarıyla ne oldu?
Karşılıklı ilişki içine, irtibat içine girmişler,
alışveriş içine girmişler, ilişkiler ağı
oluşmuş, karşılıklı bir güven oluşmuş.
Bu olay, gerçekten iki tarafın da oluşan bu güvenini tahrip
etmiş. Alışverişte sıkıntı var.
İnsanlar bağlantılarını direkt yapmak istiyorlar fakat
ne oluyor? Direkt aktaramadığı için, başka ülkeler
üzerinden -Türkiyenin ürünlerinin marka kaybını da dikkate
aldığımızda- üzerinde etiketi olmadan, bir başka
ülkenin malı gibi göndermeye çalışıyorlar. Bu bir
vakıa; bu karşı tarafça da biliniyor. İlişkileri
koparılamıyor ama ileriye yönelik olarak da birtakım
sıkıntıların olması kaçınılmaz.
Bizim 31-32 milyar dolarlık ticaret
hacmimiz var. Bunun 25 milyar dolarını ithalat olarak düşünürsek
5-6sını da ihracat olarak düşünüyoruz. 3 milyon Rus turist var;
5 milyar dolar gelir var. Müteahhitlik sektörünün durumu ortada. Yurt
dışında 500 dolayında müteahhitlik sektörü şirketimiz
var. Bunun 150si nerede? Rusya Federasyonunda.
Buradan 50-70 bin civarında gayrimenkulün
alındığı söyleniliyor. Burada Rusça konuşan 70 bin
kişilik istihdamın olduğu söyleniyor. Bu bir
sıkıntı yaratıyor. Bu bölgede yaklaşık 200 bin
kişi turizm istihdamında ve 60-70 bin kişilik kayıp
yaratabilecek. Şu anda gerek turizm gerekse tarım açısından
üretim olmadığı için sıkıntıların çok ortaya
çıkmadığı bir dönem olarak ifade etmek mümkün ama her
ikisinin de sezonu yaklaştığında önümüzdeki üç dört ayda
problemlerin artacağı aşikâr. Krizden öte tek pazara olan
bağımlılığın ne büyük sıkıntılar
yapabileceğini Gazipaşada salatalık olayında, özellikle
dikenli diye ifade edilen salatalıkta görüyoruz.
Krizin çözülmemesi hâlinde olayın ekonomik
boyutları artacak. Pazarın tamamen veya kısmen kaybedilmesi
zincirleme etkisiyle diğer sektörleri de etkileyecek. 4,5-5 milyar dolar
turizm, 650-700 milyon dolar yaş meyve sebze, toplam 5-6 milyar dolar
oranın kaybı. Otomotiv ve diğer sektörler, bavul ticareti ve
bağlı sektörleri dikkate aldığınızda, bu,
gerçekten artan bir miktara doğru gidiyor. Sadece Antalyanın
değil Türkiyenin de kaybına baktığınız zaman,
iş, ekonomik açıdan birtakım finansman problemlerini de ortaya çıkaracak.
Şimdi, 705-710 milyar dolara gelmiş bir
millî gelire baktığınızda, millî gerin yaklaşık
yüzde 1,5-2si kadar -Hükûmet binde 3, binde 4 diye ifade ediyor- bir problem
ortaya çıkıyor. Rusya Federasyonu Antalya turizminin üçte 1inden
fazlasını, tarım ihracatının üçte 2sini temsil
ediyor.
Şimdi, bunun DTÖ nezdinde girişimlerine
bakmak lazım. Krizin bölgeye etkilerini biraz önce ifade ettim, tarım
sektörünün fiyat gerilemelerinden dolayı bölgeyi etkileyecek. Aynı
zamanda tarım ürünlerinin fiyatlarının da
azalacağını dikkate alırsanız, orada da bir
sıkıntı söz konusu. Kayıt dışı
istihdamın artması söz konusu. Hizmet ve üretim kalitesinin de
düşmesi söz konusu olabilecek. Tarım, turizme dönük sektörlere
yönelik ticaret, sanayi, hizmet ödemelerinde ciddi vade uzatımları ve
ödeme güçlüğü ve finansman sorunu ortada.
Şimdi, nereden bakarsanız bakın, bu
zaten darmadağın olmuş makroekonomik dengeleri -yılda 3
kere yenilenmeyen tarafı kalmamış orta vadeli program
hedeflerine de baktığınızda- bu olayın ekonomik
etkilerini de incelediğinizde, gerçekten Türkiye açısından büyük
sıkıntıların ortaya çıkabileceğini ne yapmak
lazım? Görmek lazım.
Şimdi, turizm gelirlerinin bu yıl içinde
27 milyar dolar tahmininde bulunuyorsunuz -2016 yılı için- bunun 2017
yılı için 29-30 milyar dolar, 2018 için de 31-32 milyar dolar
olmasını öngörüyorsunuz. Peki, bölgesel
istikrarsızlıkları dikkate aldığınızda ilave
olarak bugünkü gibi meydana gelebilecek olan terör oylarının Türk
turizmi üzerine etkisini de dikkate aldığınızda gerçekten
neyi göreceğiz? Türkiye ekonomisine de olayın siyasi ve sosyal
boyutunun ötesinde etkilerinin olduğunu açık ve seçik göreceğiz.
2016-2018 döneminde bu üç ay içinde revize yemeyen
göstergesi kalmamış orta vadeli programı savunacak
-açıklayanlar dâhil- bir tane bakan arıyorum.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ayhan.
Önerinin aleyhinde ilk söz hakkı Manisa
Milletvekili Recai Berbere aittir.
Buyurun Sayın Berber.
RECAİ BERBER (Manisa) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi tarafından
Anayasanın 98inci ve İç Tüzükün 104 ve 105inci maddeleri
uyarınca verilen Rusya Federasyonuyla yaşanan siyasi, ekonomik kriz
dolayısıyla Meclis araştırması komisyonu
kurulmasına ilişkin önerge aleyhinde söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, önerge
sahiplerinin gerekçelerini de incelediğimde 24 Kasım tarihinde
yaşanan bu talihsiz olaydan sonraki gelişmeleri de yakından
takip ettiğimizde de böyle bir araştırma komisyonundan ziyade
belki Hükûmetin, Ekonomi Bakanlığının,
Dışişleri Bakanlığının muhalefet partilerini
bilgilendirmesinin, Mecliste bu konudaki sözlü ve yazılı sorulara
cevap vermesinin daha yerinde olacağını düşünüyorum.
Kaldı ki bu konuda 24 Kasım tarihinden sonra özellikle bütün
gelişmelerden muhalefet milletvekilleri, yöneticileri sık sık
bilgilendirilmiş, bu konudaki gelişmeler hem kamuoyuyla hem de Rusya
Federasyonuyla son derece hem siyasi hem ekonomik alanda hatta sosyal olaylar
alanında da ciddi anlamda paylaşılmıştır.
Hükûmetimiz tarafından aslında böyle bir krizin etkilerinin bütün
boyutlarıyla daha ilk günden hesaplandığı ortadadır.
Bununla ilgili Ekonomi Bakanımız yani o tarihte, o gün aynı
zamanda yeni Hükûmet kurulması dolayısıyla
Krizin ilk
günlerinde İhracatçılar Meclisiyle yapılan
toplantıların bazısına ben de bizzat milletvekili olarak
katıldım çünkü Rusyaya en fazla ihracatta bulunan, yaş meyve
sebze ihracatçısı bölgelerden biri benim seçim bölgem Manisa ve
Türkiyenin en büyük, en fazla ihracat yapan firması da yine Manisalı
bir firma. Kendileriyle bire bir temasımızda, İhracatçılar
Meclisinin temsilcileriyle, arkadaşlarla yapılan
değerlendirmelerde Ekonomi Bakanlığının
aldığı tedbirlerden son derece memnun olduklarını ve
belki de bu kadar hızlı ve keskin bir şekilde gelişen bu
krize, en hızlı şekilde, aynı hızla reaksiyon
verildiğini, aynı hızda önlemler alınarak bu konuda
çözümler üretildiğini bana bizzat İhracatçılar Meclisinde,
Rusyayla iş yapan, bütün ihracat yapan iş adamlarımız
ifade etti.
Dolayısıyla, özellikle, 2015
yılındaki gelişmeleri sanki bu uçak krizinden sonra olmuş
gibi değerlendirmemek lazım. Zaten araştırma önergesindeki
gerekçelere baktığımızda
2015 yılının
başından itibaren yani Rusyadaki özellikle emtia fiyatlarında,
petrol fiyatlarında dünya piyasalarındaki gerilemeden dolayı
Rusyanın yaşadığı ruble krizi var. Bundan dolayı
zaten 2015 yılında ihracatımız yüzde 40lara varan oranda
azalmıştı. Yani, böyle bir olay
Hani derler ya, bu,
aslında, işin tuzu biberi oldu. Yoksa, zaten -Rusyayla- ruble krizi
nedeniyle -dünyadaki ekonomik kriz- emtia fiyatlarının
düşüşü nedeniyle hem Rusyanın Türkiyeye olan ihracatı
yüzde 20 civarında azaldı hem de bizim Rusyaya olan
ihracatımız yüzde 40 civarında azaldı.
Dolayısıyla, belki, burada sadece bu olaya münhasır değil.
Kuzey komşumuz Rusyayla, yine aynı şekilde Orta Doğu
ülkeleriyle, yine aynı şekilde İranla yani emtia
fiyatlarından en çok etkilenen komşu ülkelerimizle olan
ticaretimizin, ilişkilerimizin belki yeniden ele alınması, bu
konudaki tedbirlerin daha detaylı bir şekilde gözden geçirilmesi, ki
bu konuda da
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Etkilemiyor
da Dünya Ticaret Örgütüne niye gidiyoruz?
RECAİ BERBER (Devamla) Gideceğiz
tabii.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Gidelim,
etkilemiyor madem.
RECAİ BERBER (Devamla) Şimdi,
bakın, burada Rusya Federasyonunun, özellikle Devlet Başkanı
Putinin bu olaydan sonra gösterdiği tepkinin, refleksin hem Alman Bild
dergisinde hem diğer bütün uluslararası kamuoyunda ne kadar
haksız, yersiz; uluslararası ticaret hukukuna, her şeye
aykırı olduğu ortada. Dolayısıyla, burada
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) İyi de hiçbir
şey yok mu şimdi, var işte!
RECAİ BERBER (Devamla) Biz
hakkımızı arıyoruz.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Arayacaksınız.
RECAİ BERBER (Devamla) Ama meşru zeminde
arıyoruz.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Bir şey
yokmuş gibi söyleme!
RECAİ BERBER (Devamla) Arkadaşlar, Bir
şey yokmuş. demiyorum, biz, Hükûmetimiz meşru zeminde her türlü
girişimde bulunuyor. Ancak, Rusyanın Türkiyeye karşı
yaptığı yaptırımlara mukabele etmek için bir miktar
daha bu konuda sabretmemiz gerektiğini düşünüyoruz, yoksa bu
ilanihaye böyle gidecek değil.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Ne kadar
sabredeceksiniz?
RECAİ BERBER (Devamla) Yani, şimdi,
bakın, biliyorsunuz, Rusya Federasyonunun Ukrayna krizinden sonra
uyguladığı ambargolardan dolayı Avrupa bile bu
ambargoları altışar aylık dönemler itibarıyla gözden
geçiriyor. Neden?
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Erkan Bey de
Manisa Milletvekili, sizi çağırıyorlar Erkan Beyi niye
çağırmıyorlar?
RECAİ BERBER (Devamla) Çünkü böyle bir kriz
sadece o ambargoyu uygulayan ülkeye değil, bütün taraflara zarar veriyor.
Şimdi, bu işten sadece bizim çiftçimiz mi zarar gördü? Değerli
arkadaşlar, onlar daha çok zarar görüyor merak etmeyin. Bakın,
şu anda o yaptırımların yarısını biz
uygulamaya kalksak Rusyadaki sistem çöker.
ERKAN HABERAL (Ankara) - Bir uçağını
daha düşürelim o zaman, bir uçağını daha düşürelim
sistem çöksün!
RECAİ BERBER (Devamla) Neden? Bakın,
Rusyadan biz sadece doğal gaz almıyoruz, daha bugün
Ben daha önce,
biliyorsunuz, Ereğli Demir Çelikin yönetim kurulu
başkanlığını yaptım. Daha bugün demir çelikçiler
diyor ki: Bütün Türkiyedeki müşterilerimizle toplantı
yapıyoruz. Rusyadaki ihracatçı diyor bunu.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Ya, battı,
sektör battı, haberiniz yok ya, demir çelik!
RECAİ BERBER (Devamla) Arkadaşlar, onlar
batacaklar.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Daha yeni
kapandı.
RECAİ BERBER (Devamla) Onlar batacaklar merak
etmeyin, eğer böyle yapmaya devam ederlerse onlar batacaklar.
Onun için, burada uluslararası ilişkiler
karşılıklı bağımlılık,
karşılıklı menfaat üzerinedir. Eğer, onlar kendi
çıkarlarını düşünmüyorsa biz çıkarlarımızı
düşünmek durumundayız. Dolayısıyla da böyle duygusal O
bana bunu yaptı, ben de ona bunu yapacağım.
anlayışıyla olmaz.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Biz Bir şey
yap. demedik zaten!
RECAİ BERBER (Devamla) Onun için
uluslararası platformda Hükûmetimiz gerekli adımları atıyor.
Yalnız, burada, gerçekten özellikle turizmde
Türkiyenin sadece
Bakın, sadece Türkiyeye turist olarak gelmiyor,
Türkiyede 70 binden fazla Rus yaşıyor; sadece Antalya değil,
İstanbulda, Türkiyenin birçok yerinde. Ben dostluk dernekleriyle de
görüşüyorum bu kriz başladığından beri; on
yıldır da, Parlamentoda bulunduğum sürece, Parlamentolar
Arası Dostluk Grubu Başkan Vekili olarak, şimdi de Başkan
olarak görev aldım, bu ilişkileri ta 2002 yılından beri çok
yakından takip ediyorum. Onlar diyor ki: Biz buna taraftar değiliz,
yapılan bu uygulamalar yanlış. Sadece burada yaşayan
Ruslar, Türkiyeye gelmiş yerleşmiş, kendi
akrabalarını, annesini babasını, 5 kişiyi davet
ettiği zaman bile Türkiyeye 500 bin, 1 milyon Rus geliyor
arkadaşlar. Bu kadar iç içe geçmiş, Türkiyeyle
kaynaşmış iki toplumdan bahsediyoruz. Sadece iki devlet
değil, müthiş bir şekilde ekonomik ilişkileri, sosyal
ilişkileri birbiriyle iç içe olan bir Türkiyeden bahsediyoruz.
Dolayısıyla, merak etmeyin, bence, bu araştırma
komisyonuyla ilgili olarak, evet, burada bilgilendirilmesi ihtiyacı
vardır ancak bu konuda Hükûmetimiz tarafından gerekli bütün
tedbirler, önlemler alınmıştır.
BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) Somut bir
tane şey söyle.
RECAİ BERBER (Devamla) Siz de eğer bu
üretim yapan, ihracat yapan firmalarla, İhracatçılar Meclisiyle,
TİMle görüşür onlardan bilgi alırsanız bu konudaki
atılan adımların ne kadar yerinde olduğunu göreceksiniz.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Biz hepsiyle
görüştük merak etme, biz görüştük.
RECAİ BERBER (Devamla) Artı,
Hükûmetimiz
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Sen
Bildiğim değin sektörü bilmiyorsun.
RECAİ BERBER (Devamla) Çok iyi biliyorum.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Bilmiyorsun.
Çeliğe bir bak.
RECAİ BERBER (Devamla) Değerli
arkadaşım, bakın, ben size şunu söyleyeyim: Şu anda,
biz belli ülkelere charter seferle gelen turistler için yakıt
desteği veriyorduk, şimdi Hükûmetimiz karar aldı, çok daha
geniş ülkelere bu desteği vereceğiz. Merak etmeyin, her kriz
aynı zamanda bir fırsattır. Onun için, eğer bu krizi iyi
yönetirsek bu kriz Türkiye için, Türkiyenin turizmi için,
ihracatımız için, yaş meyve, sebze ihracatı için tarihî bir
fırsat olacak. Çünkü sadece Rusyaya, sadece
BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun)
İhracat patladı!
RECAİ BERBER (Devamla) Merak etmeyin
arkadaşlar, artıyor, miktar olarak arttı zaten ama
BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun)
Patladı, patladı, 200e vurdu!
RECAİ BERBER (Devamla) Bir dakika, yani
dolardaki değer artışı nedeniyle meydana gelen kaybı
da lütfen fatura etmeyin; artı, Avrupadaki gelişmeleri göz ardı
etmeyin, dünyadaki gelişmeleri gözardı etmeyin. Bizim
ihracatımız yine arttı ama gidin bakalım o Rusya
dediğiniz, İran dediğiniz ülkelerin ihracatı ne kadar
azaldı. Yarı yarıya azaldı, yarı yarıya, yüzde
50sini kaybettiler.
Değerli arkadaşlar, onun için, Türkiye
aldığı bu önlemlerle Türkiyedeki, Rusyayla iş yapan
hiçbir iş adamımızın zarar görmemesi için her türlü önlem
alınmıştır. Onun için de bu konuda Meclis
araştırma komisyonu kurulmasına gerek
olmadığını düşünüyorum ve beni dinlediğiniz için
teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Berber.
ERKAN AKÇAY (Manisa) Sayın Başkan
BAŞKAN Sayın Akçay
ERKAN AKÇAY (Manisa) Sayın Başkan, biraz
evvel kürsüde konuşan konuşmacı Sayın Berber
konuşması esnasında ondan evvelki konuşmacımız
Sayın Emin Haluk Ayhanın görüşlerine atfen, tam aksi
şekilde bu bilgilendirmelerin yapıldığını ifade
etmiştir. Yani, Hükûmet tarafından muhalefete veya ilgili paydaş
kamuoyuna bu bilgilendirmelerin yapıldığı ifade
edilmiştir. Dolayısıyla, tam aksi bir görüş
serdedilmiştir. Bu konuda gösterilen tepkileri de duygusal tepki olarak
değerlendirmiştir ve bazı bu yanlış bilgilendirmeleri
düzeltmek üzere söz istiyoruz.
BAŞKAN Sayın Akçay, 69uncu maddeye göre
bir söz talebinde bulunmadınız yani bir sataşma var ise söz
vermeye hazırım.
RECAİ BERBER (Manisa) Sataşma yok yani
Sayın Ayhan görüşlerini ifade etti, ben de görüşlerimi ifade
ettim. O zaman hiç onun aleyhinde görüş beyan etmek
ERKAN AKÇAY (Manisa) Bunu bir sataşma olarak
değerlendiriyoruz efendim.
BAŞKAN Yani, bilgi verdi, o bilgileri
düzelteyim derseniz söz veremem ama şunu söylüyorsanız yani
Sayın Ayhanın söyledikleri amacına aykırı, daha
farklı bir bağlamda
MAHMUT TANAL (İstanbul) Sataşma var,
Duygusal hareket etti. dedi efendim.
RECAİ BERBER (Manisa) Sayın
Başkanım, eğer aleyhte konuşmak
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Hayır, ben
demir çelikle ilgili bir şey söylemedim.
MAHMUT TANAL (İstanbul) Duygusal hareket
etti. dedi, sataşma var.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Büyük bir sataşma var.
BAŞKAN Sayın Ayhan mı söz talep
ediyor?
ERKAN AKÇAY (Manisa) Evet, Ayhan Bey
konuşacak.
BAŞKAN Peki.
RECAİ BERBER (Manisa) Sayın Başkan,
aleyhte konuşmak sataşmaksa o zaman herkes birbirine
sataşıyor burada yani.
BAŞKAN Sataşma nedeniyle size iki dakika
söz veriyorum.
Açıklamalarınızı lütfen yeni bir
sataşmaya mahal vermeyecek şekilde yapınız.
Buyurun Sayın Ayhan.
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
4.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhanın, Manisa
Milletvekili Recai Berberin MHP grup önerisi üzerinde yaptığı
konuşması sırasında şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
Ben çok uzatmayacağım.
Zatıalinizin biz Komisyon
Başkanlığı dönemini de biliriz, Başkan Vekilliği
dönemini de; hangi imzayla nasıl toplandığını da
biliyoruz, iptal olduğunu da biliyoruz.
RECAİ BERBER (Manisa) Sayın Başkan,
bu ne şimdi, sataşma değil mi? Ayıp ya!
EMİN HALUK AYHAN (Devamla) Siz Manisa
Milletvekilisiniz, siz toplantıya davet ediliyorsunuz. Erkan Bey de Manisa
Milletvekili, sizden ne farkı var veya Özgür Bey Manisa Milletvekili, niye
onlar davet edilmiyor?
RECAİ BERBER (Manisa)
Ben davet edilmedim, ben kendim gittim.
EMİN HALUK AYHAN (Devamla)
Ha, onlar da gitti, bir. İki: Bakın, siz 6 bin dolar. diyorsunuz.
Biz gittik, görüştük
RECAİ BERBER (Manisa)
Davetsiz gittim, ne demek ya!
EMİN HALUK AYHAN (Devamla)
Dinler misin?
Biz gittik görüştük. Bize
söylenilen şu: Kişi başı destek verin. 100 kişi
getiren uçağa da aynı parayı veriyorsunuz, 300 kişi getiren
uçağa da aynı parayı veriyorsunuz. Kimle kimin hangi tür
ilişki içinde olduğunu biz bilmiyoruz. Hangi grupları
kolladığınızı bilmiyoruz. Daha birkaç gün önce, bize
banka genel müdürleri finans problemi nedeniyle şirketlerin orada
olduğunu söylediler. Biz problemi ortaya koyuyoruz. İyi
yaptınız, kötü yaptınız anlamında da bir şey
söylemedik. Bu probleme çare aransın diyoruz. Siz burada bize cevap
yetiştiriyorsunuz. Demir çelik sektöründe Türkiye'de 25 milyon ton mu
yaklaşık üretim?
RECAİ BERBER (Manisa)
35.
EMİN HALUK AYHAN (Devamla)
35.
Ne kadarı çıktı
bu sene devreden 2015te?
Ya, daha 2,5-3 milyon tonu bir
ay içinde çıktı. Burnunuzun ucunu görmüyorsunuz veya bilip
söylemiyorsunuz veya saklıyorsunuz ondan sonra da burada gayet iyi niyetle
verilmiş bir önerge için ne yapıyorsunuz? Konuşuyorsunuz.
Bakın, biz turizmcilere gittik -çok net söylüyorum- ihracatçılara
gittik, ziraat, ticaret odalarına gittik, sanayi odalarına gittik,
hepsiyle istişare ettik, onların söylediklerini buraya getirdik.
Sanki onların bize söylediklerini size söylememiş gibi bize buradan
laf yetiştiriyorsunuz. Eski huyunuz devam ediyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
EMİN HALUK AYHAN (Devamla)
Neyse tedbir alın biz de alkışlayalım ya. Neticede
Türkiye Cumhuriyetinin Hükûmeti yapacak, biz de
alkışlayacağız.
Teşekkür ediyorum,
saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür
ederim Sayın Ayhan.
IX.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- MHP Grubunun, 23/12/2015 tarihinde İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ile Denizli Milletvekili Emin Haluk
Ayhan ve arkadaşları tarafından, Rusya Federasyonuyla
yaşanmakta olan siyasi, ekonomik krizin ülkemize ekonomik etkilerinin
araştırılarak alınabilecek tedbirlerin, çözüm önerilerinin
belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması
önergesinin, Genel Kurulun 12 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde
sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli
birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN Önerinin lehinde
olmak üzere ikinci söz İzmir Milletvekili Selin Sayek Bökeye aittir.
Buyurun Sayın Sayek Böke.
(CHP sıralarından alkışlar)
SELİN SAYEK BÖKE (İzmir)
Sayın Başkan, konuşmama başlarken sizi ve yüce
Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye yönetilemiyor. Türkiye
berbat yönetiliyor. Sorun çözmek yerine sorun üreten, birleştirmek yerine
kutuplaştıran, planlı ve rasyonel yaklaşımlar yerine ideolojik, hayalci
tutumlarla politika üreten AKP siyaseti artık Türkiyeyi
taşıyamıyor. Türkiyenin yönetilememe sorununun en belirgin
olduğu, aynı zamanda en ağır faturayı önümüze
koyduğu alan ise dış politika. Bugün
tartıştığımız Rusya meselesi de AKPnin Türkiyeyi
bir batağa sürükleyen dış politikasının
sonuçlarından yalnızca bir tanesi ve üzülerek söylüyorum ki
milyarlarca dolar faturası olan bu Rusya krizi dış
politikanın en hafif faturalarından birisi. Bugün aynı
plansız, hatalı, ideolojik saplantılarla oluşturulan
politikanın çok daha ağır bir sonucunu yaşadık. Bugün
İstanbulda terör saldırısıyla insanlar yitirdik.
Öncelikle, Sultanahmette bugün yaşamını yitiren tüm insanlara
Allahtan rahmet, sevenlerine başsağlığı ve sabır
diliyorum. Acılarını paylaşıyoruz. Yaralılara da
acil şifalar diliyoruz.
AKPnin bu dış politika tutumunun acilen
ve 180 derece değişmesi gerekliliği ortada ama bundan daha
önemlisi, Türkiyeye, sorun çözen, partizan değil, rasyonel bakan yeni bir
siyaset anlayışı gerekiyor. Partizan olmayan rasyonel
bakış, buradan kavga eden değil, birlikte çözüm üretmek için
zemin arayan bir yaklaşımdır. Oysa en çok
anlaşabileceğimiz ekonomik maliyetleri gidermek konusunda dahi
partiler arası ayrımlar üzerinden yapılan siyaset, Türkiyeyi
bir bataklığa doğru sürüklemektedir. Bunu hepimizin görmesi
gerekiyor.
Biz, işte siyaseti böyle bir yeni siyasi
anlayışı inşa etmek için yapmalıyız. Biz
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, işte bu yüzden siyaset yapıyoruz.
Sorunları tespit eden, çözmekten korkmayan, eleştiren ama kavga
etmeyen ve birlikte iş üretmeye çekinmeyen bir yaklaşıma
ihtiyacımız var. Bu sorunda bile eğer biz Birlikte bir şey
yapabiliriz diyemiyorsak korkarım ki bugün
yaşadığımız daha derin krizleri çözmek de Türkiyede
mümkün olmayacaktır.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Rusya krizine de
diğer politikalara olduğu gibi işte bu çerçeveden
bakıyoruz. Sorunu rasyonel olarak tespit eden, nasıl
çözülebileceğine dair araştıran, bilgi edinen, edindiği
bilgiyi paylaşan, paylaştığı bilgi sonucunda
farklı görüşlerin ortaya çıkmasının iyi bir şey
olduğunu düşünen ve bunun sonucunda bir ortak çözüm üretilmesi için
gayret gösteren bir yaklaşım.
Biz, sadece biz araştıralım
istemiyoruz, Meclis birlikte araştırsın istiyoruz. Burası
Türkiyeyi temsil ediyorsa, Türkiye birlikte bir konuyu araştırmaya da
adım atmaya başlayabilir diye düşünüyoruz.
Araştırmadığımız her konunun da milyarlarca
liralık kayıpla beraber insan canına mal olduğunu da,
maalesef, bir kez daha hatırlatmak zorunda kalıyoruz.
24 Kasım 2015 tarihinde Türk hava
sahasını ihlal eden Rus savaş uçağının
düşürülmesinin ardından yaşanan gelişmeler iki ülke
ilişkilerini kopma noktasına getirdi. Bu kriz sadece ekonomik
değil, siyasi ve sosyal bir boyut da taşıyor ve her açıdan
vahim sonuçlar içeriyor. İş adamlarımız, 2014te zaten
daralmaya başlamış olan Rusya ekonomisinde zorla tutunmaya
gayret ederken şimdi yeni bir krizle karşı karşıyalar
ve biz onlara Meclisten bir el uzatmak yerine sen söyledin, ben söyledim
kavgasıyla vakit geçiriyoruz.
Rus rublesi geçen yıl Amerikan dolarına
karşı yüzde 100ün üzerinde değer kaybetti, doğrudur. Bu
sebeple, turizm ve ihracat gelirlerimizde ciddi kayıplar da oluştu.
Bunu inkâr eden yok. Ama ortaya çıkmış olan yeni
kayıpları göz ardı etmeyi de gerekli kılmamaktadır.
Rusya Federasyonunda yatırımları
olan ancak girdilerini dolar bazında Rusya dışından temin
eden iş adamlarımız zor durumda. Onlara yardım etmek bizim
yükümlülüğümüz. Onların sorunlarını birlikte dinlemek bizim
yükümlülüğümüz. Onların sorunlarına birlikte çözüm üretmek yine
bizim yükümlülüğümüz.
Türkiyeden Rusyaya mal taşıyan
tırları gümrüklerde, Rusyada çalışan Türkleri vizeleri
uygun olmasına rağmen sınır kapılarında uzun
kuyruklarda bekleterek başlayan uygulamalara dair bir tartışmanın
olmaması gerekir. Türkiyeden oraya iş yapanlar zor durumda,
Türkiyeden çalışmak için Rusyaya gidenler zor durumda, buna
karşı bir ses çıkarmak ve ortak araştırma yapmaktan
kaçınmamamız gerekiyor.
Türkiye'nin Rusyayla ekonomik ilişkileri, hem
ürün hem de hizmet ticaretinde çok gelişmiş düzeyde. Türkiye ile
Rusya arasında 2014 yılında dış ticaret hacmi 31
milyar dolar, toplam müteahhitlik ve yatırım hizmetleri 10 milyar
dolar, turizm gelirleriyse yaklaşık 4 milyar dolara
yükselmiştir.
Bakın, bu kazanımlar yirmi beş
yıl boyunca geçmiş hükûmetlerin olduğu kadar iş
dünyasının ilmik ilmik, alın teriyle ördüğü
kazanımlardır. Bu kazanımlar kaybediliyor diye
araştırma yapılsın isteniyor, bu kayıplar önlensin
diye araştırma yapılsın isteniyor; kimsenin birbirini
suçlaması için değil.
Türkiye son üç yıldır potansiyelinin
altında büyüyor. Altı yıldır refahımız yerinde
sayıyor, fakirleşiyoruz. Ekonomik sorunlara sorun eklemek yerine,
ortaya çıkan sorunları beraber, hızlıca tespit etmeyi
öncelememiz biz siyasetçilerin birincil görevi. Türkiye ekonomisine bu
yaptırımların bir yıl içerisinde en az 8,5 milyar dolara
mal olacağını biliyoruz. Bakın, en az diyorum çünkü bunun
sonuçlarının artarak sürmesi, araştırmaların dahi
yapılmasının istenmediği bir zeminde bu zararların
dört yıl içerisinde 52,5 milyar dolara çıkacağını biz
kendimiz yaptığımız araştırmalarda görüyoruz
zaten. Gelin, bunlara beraber engel olmak için Mecliste
araştıralım denmesinin çok doğru bir teklif olduğunu
düşünüyoruz. Bu zararlar zaman içinde artacaktır. Bu artışa
engel olmak da biz siyasetçilerin en temel görevidir.
Rusya tarafından yürürlüğe
konmuş olan bu yaptırımlar zaten düşüş eğiliminde
olan ihracatımızı bir kez daha sekteye
uğratmıştır. Biz zaten düşüş eğiliminde olduğu
için bu ek yükleri kabul edebilecek durumda değiliz. İş
adamlarımız zor durumda, ihracatçımız zor durumda. Rusya
ihracat pazarı olarak Türkiye için 7nci sırada önemli konumda olan
ülkelerden biriyse bu işin çözülmesi için adım atılması
konusunda birlikte araştırmaya, birlikte çözüm üretmeye hızla
geçmemiz gerekiyor. İthalatta Rusya ithalat ortaklarımızdan
1inci sırada yer alıyor. Doğrudur, biz yaptırım
uygularsak onlar da zarar görürler ama kavga eden değil, barış
inşa eden bir politikayla kimsenin kaybetmediği ama en önemlisi
Türkiye'nin kazandığı adımları atmak yükümlülüğü
yine biz Meclisin yükümlülüğüdür.
Soru şu: Üretimimiz ne kadar
değişiyor? İhracatımıza ne olmuş? Türkiye'nin
hangi bölgesi daha çok kaybediyor? Ne yaparsak bu kayıplara engel olmak
mümkün? Bu soruları birlikte sormaktan çekinecek bir zemin olmadığı
düşüncemizi de bir kez daha paylaşmak istiyoruz.
Bakın, 1972 yılından bugüne kadar
Türk müteahhitlik firmalarının yurt dışında
üstlendikleri projelerin beşte 1ine yakını Rusya
Federasyonunda. Rusya bizim için önemli bir pazar, Türkiye buradan gelir elde
ediyor. Gelin, burada zarara uğramış olan müteahhitlerimizin
zararlarının ne olduğunu hep birlikte dinlemeyi becerelim.
Gelin, bir sorunu beraber araştırabileceğimizi bütün Türkiyeye
gösterelim.
Rusya tarafından konulmuş olan ekonomik
yaptırımlardan birisinin de Türk çalışanların oraya
gidişinin kısıtlanması yönünde olduğu da göze
çarpıyor. Vize muafiyetlerinin kaldırılması ve Türk
çalışanların istihdamına yönelik kısıtlar Rusyada
yatırım yapan ve hizmet sunan işte bu nice müteahhitlik
şirketini de zor durumda bırakıyor.
Tüm bu gelişmeler
ışığında, çalışanlarını,
üreticisini, müteahhidini, kısacası vatandaşını dünya
coğrafyasının her köşesinde korumakla yükümlü bir devletin
mutlaka bu konuyu Mecliste araştırmayı ve çözmeyi öncelemesi
gerekmektedir. Hükûmetten beklenen budur, Meclisimizden de beklenen budur.
Tur operatörlerinin Türkiye turlarını
iptal etmeleri çağrısıyla beraber yılda yaklaşık
4,5 milyon Rus turistin Türkiyeyi ziyaret etmesinin azalacağı da
ortada olan bir rakamdır. Bugünden sonra 4,5 milyon Rus turistle beraber
başka turistlerin de Türkiyeye gelip gelmeyeceğine dair ciddi soru
işaretleri de maalesef masada durmaktadır.
Bütün bu gelişmeler
ışığında, Cumhuriyet Halk Partisi kendisi
araştırmıştır. Biz Tekirdağ Milletvekilimiz,
Genel Başkan Yardımcımız Faik Öztrakla beraber bir dizi
eylem planını hazırladık, sizlerle paylaşmaya
hazırız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) Ülkenin
çıkarlarının korunduğu, insanların onurlu yaşam
hakkının savunulduğu, barış ve refahın
inşasının öncelendiği, sorunların
araştırılabildiği, fırsatların krizlerden
çıkarılmadığı, krizlerin önlenmesinin bir fırsat
gibi görüldüğü bir Türkiye inşası için de gelin, bu
araştırma komisyonunu kurarak bir ilk adım atalım.
Çok teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Sayek
Böke.
Önerinin aleyhinde ikinci söz
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Sayın Başkan
BAŞKAN Buyurun Sayın Baluken.
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) Bir söz
talebim olacak.
BAŞKAN Dinliyorum efendim.
Yerinizden mi?
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) Evet,
yerimden.
BAŞKAN Buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.
VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)
26.- Diyarbakır Milletvekili İdris Balukenin,
Hükûmetin İstanbul Sultanahmet Meydanında yapılan
saldırıyla ilgili Meclisi bilgilendirmesi gerektiğine
ilişkin açıklaması
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; oturum açılırken Halkların Demokratik Partisi
adına, bugün Sultanahmette yaşanan vahşi
saldırıyı kınadığımızı ve bu
saldırının bütün detaylarıyla ilgili bir an önce kamuoyuna
gerekli açıklamaların yapılması gerektiğini ifade
etmiştik.
Yine, grup önerisi görüşülürken de Cumhuriyet
Halk Partisinin sayın grup başkan vekili de bu konuda Hükûmetten bir
bilgi talebinde bulunduklarını, Hükûmetin mutlaka Meclise gerekli
bilgilendirmeleri yapması gerektiğini ifade etmişti.
Şimdi, basında, tabii, olayla ilgili
yayın yasağı getirildi, herhangi bir detay bilmiyoruz. Ancak,
şu anda yabancı basında da çıkan haberlere göre, özellikle
Cumhurbaşkanı Erdoğanın ve Hükûmet sözcüsü Sayın
Numan Kurtulmuşun ilk verdiği bilgilerin tamamen yanlış
olduğu ortaya çıkıyor. Yani, bu saldırganın Suriye
kökenli bir canlı bomba olduğu ve Suriyeden giriş
yaptığına dair bir bilgilendirme yapmışlardı,
örgüt ismini açıklamamışlardı,
bağlantılarıyla ilgili bir şey söylememişlerdi. Ancak,
şu anda yabancı ajanslardan bizim takip ettiğimiz haberlere
göre, bu saldırıyı yapan kişi Suudi Arabistanlı Nabil
Fadlı adında bir saldırgan olarak geçiyor, bütün dünya da
şu anda bu şekilde okuyor.
Yani, burada çok ciddi bir bilgi kirliliği ve
yine bir şeylerin üzerini örtme anlayışıyla karşı
karşıyayız. Bu saldırıyı yapan kimdir, kimlik
bilgisi nedir; milliyeti, uyruğu nedir; hangi ülkeden gelmiştir,
bağlantıları nedir, örgütü nedir, bununla ilgili bu Meclisin
bilgi alma hakkını bu Hükûmetin gasbetmemesi gerekiyor.
Dışarıda rahat bir şekilde, yayın yasaklarından
dolayı haber alamayan insanlarımız da bizi arıyorlar, Bu
konuda Meclise ne bilgi verildi? diyorlar. Dolayısıyla; Hükûmeti
derhâl açıklama yapmaya, bu vahşi saldırıyı yapan
örgütü, kişiyi doğru bilgilerle, bütün arka planlarını
detaylandıracak şekilde burada Meclise sunmaya bir kez daha davet
ediyoruz.
Ayrıca, Cumhurbaşkanının ve
Başbakan Yardımcısının henüz detaylar
netleşmemişken hangi panikle, hangi saikle bu tarz açıklamalar
yaptığını da bu Hükûmetin gelip bu Meclise bilgilendirme
yapması gerektiğine inanıyoruz.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Baluken.
Sayın milletvekilleri, önemli bir konuyu
görüşüyoruz. Hükûmeti temsilen de bir sayın bakan Genel Kurulda
bulunuyor. Milletvekillerimizin, Sayın Bakanın görüşmeleri
yakinen izleyebilmesi açısından Sayın Bakanı meşgul
etmemelerini ben rica ediyorum.
Konuyla ilgili olarak Hükûmetten Genel Kurulu
bilgilendirme yönünde bir talep gelirse bunu İç Tüzük hükümleri
çerçevesinde karşılayacağımı ifade etmek isterim.
IX.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- MHP Grubunun, 23/12/2015 tarihinde İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ile Denizli Milletvekili Emin Haluk
Ayhan ve arkadaşları tarafından, Rusya Federasyonuyla
yaşanmakta olan siyasi, ekonomik krizin ülkemize ekonomik etkilerinin
araştırılarak alınabilecek tedbirlerin, çözüm önerilerinin
belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması
önergesinin, Genel Kurulun 12 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde
sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli
birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu önerisi aleyhinde olmak üzere ikinci söz hakkı Eskişehir
Milletvekili Harun Karacana aittir.
Buyurun Sayın Karacan. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
HARUN KARACAN (Eskişehir) Sayın
Başkan, çok değerli hazırun; yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bugün İstanbulda yaşanan menfur
saldırıyı kınıyor, ölenlere rahmet, yaralılara da
acil şifalar diliyorum.
Evet, Rusya kaynaklı olumsuz ekonomik etkileri
yaşamakla birlikte, bunların yol açacağı ekonomik
kayıp telafi edilebilir durumdadır. Rusya konusunda yaşanan
ekonomik sıkıntıları özellikle 5 başlık
altında toplayabiliriz.
Birincisi ihracat ve bavul ticareti. Rusya ekonomik
yaptırımlarını stratejik bir biçimde belirliyor. Kendi
açısından en az sıkıntı verecek yani iç pazarda Türkiyeden
yapılan ihracata en az duyarlı alanlarda ticaretini
kısıtlıyor, alternatif alım yapmasının zor
olduğu alanlarda ise hiçbir yaptırım uygulamıyor.
Türkiyenin bu olumsuz etkileri en aza indirecek politika araçları da
bulunmaktadır. Ekonomi Bakanlığımız özel sektörüyle
birlikte pazar çeşitlendirmesi de yapmaktadır. Orta Doğu ve
Avrupa Birliği pazarına da yoğunlaşmaktayız.
Önümüzdeki dönemde, bu pazarla ihracatta artış da göstereceğimize
inanmaktayız. Ekonomi Bakanlığımız ihracatçılara
ve üreticilere yönelik destekler de hazırlamaktadır.
Rusya kaynaklı gelir kalemleri içerisinde bavul
ticareti ikinci en önemli yere sahiptir, bu konuda sektörle birlikte
çalışmaktayız. Rus vatandaşlarına Türkiyeye
girişte zorluk çıkarılmaması, menşe sapması
uygulaması konusunda da ihracatçılara kolaylık gösterilmesi
sağlanmaktadır. Rusyanın gümrükteki malları gereksiz yere
bekletmesi, Türk firmalarını yasaklayıcı,
kısıtlayıcı muamelelere tabi tutması Dünya Ticaret
Örgütü kurallarına da aykırıdır. Türkiye, Dünya Ticaret
Örgütü kuralları çerçevesinde sahip olduğu hakları sonuna kadar
kullanacak, Rusyanın ticaret kuralları dışında ortaya
koyduğu yanlışlıklar hukuk nezdinde de takip edilecektir.
İkinci ana başlık da turizm. Etkinin
yoğun olduğu, hissedildiği alan turizm sektörüdür.
Esasında, bu olaydan önce, Rusyada artan ekonomik
sıkıntılar nedeniyle Rusyadan gelen turist sayısında
yüzde 20 civarında da bir azalma vardı. 2014te Rus turistlerden 4,4
milyar dolarlık gelir elde etmiş bulunmaktayız. Buradaki
sıkıntıları hafifletmek için de şu konularda Hükûmet
olarak çalışılmaktadır: Birincisi; maliyetin
azaltılması, istihdam maliyetinde özellikle sezon dışı
dönem için indirim sağlanması. İki: Türkiyeye charter
uçaklarının gelmesi, cazip hâle getirilmesi; sektöre yönelik nakdi
destek uygulanması. Diğer taraftan, turist getiren seyahat
acentelerinin Kredi Garanti Fonundan desteklenmesi, sektöre yönelik kısa
çalışma ödeneğinin uygulanmasının da aktif hâle
getirilmesi. Diğer taraftan, turizm gelirlerini artırmak için de, destinasyon
çeşitlendirilmesi için de Turizm Bakanlığı yeni
çalışma faaliyetleri sürdürmektedir.
Diğer taraftan, üçüncü, en önemli konu da
taşıma rotaları. Rusya zaten 2012 yılından bu yana
taşımacılıkta pazarda kendi payını artırmak
için Türk taşımacılara belge vermeyerek zorluk
çıkarmaktadır. Yeni alternatif güzergâhlarla ilgili de
Ulaştırma Bakanlığımız Hazar Denizi geçişini
daha aktif kullanmak için çalışma yapmaktadır. Bu hem de
maliyetleri yüzde 30 azaltacaktır.
Diğer tarafta, yurt dışı
yatırımlarımızda da -biraz evvel
arkadaşlarımızın da söylediği gibi- son on yılda
Türkiyenin Rusyaya yaptığı yatırımlar 7,4 milyar
dolardır. Rusyanın Türkiyede yaptığı
yatırımlar da 3,7 milyar dolar civarındadır.
Ağırlıklı olarak, Rusya Türkiyeye metal ve enerjide; Türkiye
ise Rusyaya gayrimenkul olarak yatırım yapmaktadır. Rusyada
yatırım yapan ilk 10 Türk firma arasında müteahhitlik hizmeti
veren firmalarımız çoğunluktadır. Rusyada yerleşik ve
çalışan Türk insanları ve işçilere karşı da
hukuksuz uygulamalar
Bu konuda da uluslararası hukuk çerçevesinde
Hükûmetimizin gerekli girişimleri vardır.
Tabii ki en önemli konu da enerji konusudur. Enerji
konusunda da Türkiye olarak Rusyanın dünyada ikinci büyük
pazarıyız ama bu karşılıklı ticarettir.
Rusyanın da dövize ve ekonomiye ihtiyacı olduğu için bu konuda
da en başından vurguladığımdan beri Hükûmetimiz,
Rusyayla yaşanan tüm gelişmeleri özel sektörle beraber, el ele
yakın takip etmekte, tüm sıkıntıların Hükûmetimiz
farkında. Sayın Başbakanımızın idaresinde
Hükûmetimiz bunu en öncelikli konu olarak ele almakta. Hem Meclisimizin hem de
vatandaşımızın için rahat olsun.
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Öneriyi oylarınıza
sunuyorum
III. YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili
ayağa kalktı)
ENGİN ALTAY (İstanbul) Yoklama talep
ediyorum.
BAŞKAN Bir yoklama talebi vardır, önce
yoklama talebini gerçekleştireceğim: Sayın Altay, Sayın
Tanal, Sayın Erkek, Sayın Bayır, Sayın Yiğit,
Sayın Gürer, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Yedekci,
Sayın Karadeniz, Sayın Akar, Sayın Akaydın, Sayın
Arık, Sayın Hürriyet, Sayın Sarıhan, Sayın Akın,
Sayın Özdemir, Sayın Akyıldız, Sayın Gökdağ,
Sayın Kesici, Sayın Ekici.
Şimdi yoklama işlemini
gerçekleştireceğim.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum.
Adlarını okuttuğum sayın üyelerin yoklama için elektronik
cihaza girmemelerini rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, pusula
kullanmak suretiyle yoklamayı gerçekleştiren arkadaşlarımın
burada olup olmadığını kontrol edeceğim.
Sayın Abdulkadir Yüksel? Burada.
Sayın Sabri Öztürk? Burada.
Sayın Tezcan? Burada.
Sayın Murat Baybatur? Yok.
Sayın Necip Kalkan? Burada.
Sayın Habib Soluk? Burada.
Toplantı yeter sayısı vardır.
IX.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- MHP Grubunun, 23/12/2015 tarihinde İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ile Denizli Milletvekili Emin Haluk
Ayhan ve arkadaşları tarafından, Rusya Federasyonuyla
yaşanmakta olan siyasi, ekonomik krizin ülkemize ekonomik etkilerinin
araştırılarak alınabilecek tedbirlerin, çözüm önerilerinin
belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması
önergesinin, Genel Kurulun 12 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde
sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli
birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN Öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Öneri kabul edilmemiştir.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.37
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati:
17.49
BAŞKAN:
Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ
KÂTİP ÜYELER
: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Zihni AÇBA (Sakarya)
------0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 26ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç
Tüzükün 19uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
2.- HDP Grubunun, 12/1/2016 tarihinde Grup Başkan
Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından,
Cumhuriyet tarihinin en fazla can kaybının
yaşandığı Ankara katliamının tüm
boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş
olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Ocak 2016
Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına
ilişkin önerisi
12/01/2016
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulunun 12/01/2016 Salı
günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti
grupları arasında oy birliği
sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki
önerisinin İç Tüzükün 19uncu maddesi gereğince Genel Kurulun
onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
İdris
Baluken
Diyarbakır
HDP
Grup Başkan Vekili
Öneri:
12 Ocak 2016 tarihinde, Diyarbakır Milletvekili
Grup Başkan Vekili İdris Baluken tarafından verilen (561
sıra numaralı) cumhuriyet tarihinin en fazla can kaybının
yaşandığı Ankara katliamının tüm
boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük
Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin
Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne
alınarak 12/01/2016 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda
okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde
yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN Hakların Demokratik Partisi Grubu
Önerisi lehinde Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım
konuşacaktır.
Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP
sıralarından alkışlar)
AHMET YILDIRIM (Muş) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; artık gün geçmiyor ki ölüm haberleriyle uyanmayalım
ve günü ölümlerle karşılamayalım, hatta artık saat geçmiyor
ki ölüm haberleriyle uyanmayalım veya ajanslarda bununla
karşılaşmayalım. Maalesef, ülkenin içine girmiş
olduğu bu şiddet sarmalı içerisinde her yerde yeni bir katliam,
yeni bir faşizm örneği yaşanıyor. Bugün, burada, partimizin
vermiş olduğu Ankara katliamıyla ilişkili olarak Meclis
araştırması açılması talebiyle ilgili konuşuyorum
ama konuştuğumuz saatlerde ülkenin gündemi Ankara katliamı
değil, maalesef İstanbul katliamı.
Bugün, İstanbul Sultanahmette gerçekleşen
patlamada farklı ülkelerden 10 insanın yaşamını
yitirmiş olması -ilk açıklamalara göre- 2si ağır 15
kişinin yaralanmış olması günün, hatta mevsimin,
yılın acılı haberlerinden sadece bir tanesidir. Bu
patlamayı parti olarak şiddetle kınıyor; hayatını
kaybedenlere Allahtan rahmet, yakınlarına sabır ve yaralı
olanlara ise acil şifalar diliyoruz.
Herhâlde, bugün dünyanın herhangi bir
ülkesindeki bir istihbarat servisi Türkiyedeki canlı bomba
sayısıyla ilgili olarak, Türkiyedeki canlı bombalar,
katliamlar, gelen veya gelme ihtimali olan ölüm haberleriyle ilgili olarak daha
fazla bilgi sahibidirler. Sadece Başbakan tarafından belli dönemlerde
açıklanan Elimizde canlı bombaların listesi var. söylemleri bu
canlı bombaların katliama dönüşüm gerçeğini engellememektedir.
Başbakan bunları sadece haber bültenlerinde spikerlerin verdiği
bir bilginin naifliğiyle toplumla paylaşmanın ötesinde tedbir
geliştirme adına hiçbir rol oynamamaktadır. Ülkeye hükmeden,
hükûmet eden ve onun başında bulunan bir insan olarak değil de
sadece haber paylaşan pozisyonda kendisini tutması ülkenin hükûmet
gerçekliği açısından hazin bir durumu ifade ediyor.
Burada, özellikle, Millî İstihbarat
Teşkilatının ya bilgileri edinememe ya da edindiği
bilgilerin tedbirini ilgili güvenlik kurumlarıyla paylaşarak önleme
gibi bir yetkisi, hükmü kalmamıştır. Millî İstihbarat
Teşkilatının bu ülkede başkaca çok daha önemli işleri
vardır. İnsanların özel yaşamlarını takip etme
gibi önemli işleri vardır. Özel hayata müdahale etme gibi görevleri
vardır. Başta HDP olmak üzere, muhalefet partileri, sivil toplum
örgütlerini didik didik izleme, bu ülkenin şiddet sarmalından
çıkmasını isteyen toplumsal çevreleri fişleme gibi
görevleri vardır. Millî İstihbarat Teşkilatının
asıl görevi olan katliamları önleme, bunun tedbirlerini toplumla
paylaşma, toplumla değilse bile güvenlik birimleriyle paylaşarak
önlemler geliştirme işlevi yitirilmiştir. Millî İstihbarat
Teşkilatının bütün görevlileri ve ajanları Kürt
şehirlerinde cirit atmakta ve gelişen kadın, çocuk, sivil
katliamlarını seyretmek ve bunların sadece bilançosunu tutmakla
meşguldürler. Böyle bir istihbarat teşkilatı gerçekliğiyle
karşı karşıyayız. Başta Batılı ülkeler
olmak üzere, komşu ülkelerin istihbarat teşkilatı Türkiye'nin
içerisinde dönen dolapları Millî İstihbarat Teşkilatından
çok daha iyi bilmekte, çok daha iyi takip etmektedir. Böyle hazin bir durumla
karşı karşıya kalmış, katliamları önlemekten
aciz bir istihbarat teşkilatı gerçekliğiyle karşı
karşıyayız.
10 Ekim 2015 tarihinde planlanmış,
sipariş edilmiş, tezgâhlanmış bir katliamla
karşılaştık. Bu ülkenin barış vicdanını
temsil eden, KESK, DİSK, TMMOB, TTBnin çağrısıyla
gerçekleştirilmesi planlanan; HDP, CHP, EMEP, Devrimci Parti, SHPK, ESP ve
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, birçok Alevi örgütü, kadın örgütü,
demokratik kitle örgütü de Emek, Demokrasi, Barış Mitingi aldı
altında düzenlenen bu mitingi desteklediklerini, buraya güçlü
katılım sağlayacaklarını belirterek, gelişmeye
başlamış olan ama ilerleme riski olan çatışmalı
ortamı önlemek istediler.
Barış için bir araya gelen,
çocukların ve sivillerin başta olmak üzere, üniformasının
rengi ne olursa olsun ülke yurttaşlarından kimsenin ölümünü
istemeyen, bunu engellemeye çalışan bu barış çabası,
son dönemlerin en büyük katliamıyla karşılaşmıştır.
Türkiye'nin dört bir yanından Ankaraya barış dileğiyle
gelen yurttaşlar, daha barış temennilerini haykırma
şansı yakalayamadan, miting alanına girmeden korkunç bir
katliamla karşılaşmışlardır. Katliamda 100
yurttaşımız hayatını kaybetmiş, 400ü
aşkın kişi yaralanmıştır. Her biri,
pırıl pırıl, ülkenin demokratik, vicdanlı ve
barışçıl geleceğini arzulayan 100
vatandaşımız hayatını kaybetti.
Patlamadan sağ kurtulan vatandaşlar
yaşadıkları o korkunç olay yetmezmiş gibi siyasi
iktidarın büyük bir marifetiyle sanık gibi gösterildiler,
mağdurluk yetmezmiş gibi bir de sanık pozisyonuna itildiler. Bu
katliamı yapan barbar ordu korunmak isteniyormuşçasına,
IŞİD adının ağza alınmasından imtina
ediliyormuşçasına, akıllara gelebilecek, AKPnin varlığından
rahatsız olduğu bütün çevreler işin içine katılarak
kokteyl katliam, kokteyl tezgâh kavramları
kullanılmıştır pişkince.
Tabii, her katliam bir sonrakini daha büyük
doğurdu. 5 kişinin hayatını kaybettiği Diyarbakır
katliamı için etkin soruşturma yapılmadığı için
20 Temmuzda 33 can Suruçta katledildi. 33 kişilik katliam etkin
soruşturulmadı, sadece canlı bombanın kimliğinin
tespit edilmesi marifet olarak topluma sunulduğu için 10 Ekimde de 100
kişi katledildi. Bugün 10 kişinin katledilmiş olması bizim
korkularımızı artırmaktadır. Bir yandan yeni
katliamların korkusunu bizde uyandırırken, diğer yandan bu
ülkede barış ihtiyacının ne kadar büyük bir ihtiyaç
olduğu ve bu konuda ülkenin barışçıl çevrelere, ülkenin
demokratik bir vicdana, barışseverlere ne kadar çok ihtiyaç
duyduğunu ve barış mücadelesinin ne kadar anlamlı, kadir
kıymet sahibi olduğunu bir daha bize göstermiştir.
Bütün bu katliamların ortak bir özelliği
vardır, bunları önleyemeyen, tedbir geliştiremeyen siyasi
iktidar şununla övünebilir: Daha akan kan durmadan yayın
yasağı geliştirme, dosyalara gizlilik kararı alma. Bununla
övünebilir siyasi iktidar, bu konuda çok mahirler. Hiç birinin tedbirini
geliştiremeyen, etkin soruşturmayla olayın perde arkasında
bulunanları yargı önüne çıkaramayan, bu konuda aciz olan siyasi
iktidar yayın yasağı koymada, dava dosyalarına gizlilik
kararı getirmekte ki, Ankara dosyasında hâlâ gizlilik kararı
devam etmektedir- çok mahirdir. Roboskiyi aydınlatamayanlar,
Diyarbakır katliamını aydınlatamayanlar, Suruçu
aydınlatamayanlar, Ankarayı aydınlatamayanlar İstanbul
katliamının da müsebbibidirler.
Siz, gerçeklerin üstünü örtseniz bile, örtmeye
çalışsanız bile, bizler bütün bu olanların arkasındaki
kirli örgütleri ve iş birlikçilerini çok iyi biliyoruz. Bunların
hepsini sizin karanlık hanenize not ettiğimizi ve Türkiye toplumuyla birlikte
demokratik yollardan hesabını soracağımızı ifade
etmek isterim.
Ankara patlamasından hemen sonra yerde yatan
yaralılara ambulanstan önce panzerleri, su püskürten TOMAları
gönderenleri ve bu kararı alanları çok iyi biliyoruz. Bunlarla
yüzleşilmediği müddetçe bu topluma ve bu ülkeye huzur gelmeyecektir.
Ve bütün bu patlamaların failleri ile bugün Cizredeki, Silopideki,
Şırnaktaki, Nusaybindeki, Surdaki, Dargeçitteki katliamın
faillerinin aynı olduğunu üzülerek ifade ediyoruz. Ve
uluslararası toplumun muhakeme gücünün çok gerisinde kalmış bir
siyasi iktidar gerçekliğinin ülkede özellikle bu katliamları
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
AHMET YILDIRIM (Devamla) -
önleme basiretini
gösterme şansının olmadığını ifade ediyorum.
Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Yıldırım.
Önerinin aleyhinde Ömer Serdar, Elâzığ
Milletvekili.
Buyurun Sayın Serdar. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
ÖMER SERDAR (Elâzığ) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun Ankara katliamıyla
alakalı verdiği araştırma önergesi aleyhine parti grubum
adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Öncelikle, bugün İstanbulda gerçekleşen
terör katliamında hayatını kaybedenler başta olmak üzere, Ankara
katliamında, Suruç katliamında, Diyarbakır katliamında
hayatını kaybetmiş insanlarımıza Allahtan rahmet
diliyorum.
Terörün hedefi belli, terörün ne yapmak
istediği de belli; bugün de ortaya çıktığı gibi, terör
Türkiyede bir, kaos ortamı oluşturmak; iki, Türkiyeyi bu kaosla
birlikte yönetilemez hâle getirmek; üç, bu yönetilemezlikle birlikte
Türkiye'nin dış politikasına ayar vermek üzere
yapılıyor. Bu gerçeği bilelim, ona göre hareket edelim.
Bakın, bugün çevremize
baktığımızda, çevre ülkelere
baktığımızda, yönetilemez durumda olan ülkelere
baktığımızda, neokolonyal güçlerin nasıl bir
parselasyon çalışması içerisinde olduğunu görmeniz
gerekiyor. Burada yapılan parselasyon çalışmaları
içerisinde, Türkiye'yi bunun uzağında tutmak, bölge hakkında
karar verici noktada olmaması için bu terör eylemi
gerçekleştiriliyor. Bugün gerçekleştirilen terörün de amacı
buydu, dün Ankara katliamında, daha öncesinde Suruçta, daha öncesinde
Diyarbakırda gerçekleştirilen terörün amacı da buydu.
İki tanesinin ayrıksı yanı var,
bunu da vurgulamak istiyorum. Özellikle Diyarbakır katliamına
baktığınızda, 7 Haziran öncesinde, bir iç politika
dizaynı da görürsünüz burada. Ankara katliamına baktığınızda
ise burada çok net olarak yine bir iç politika dizaynını görmeniz
mümkün. Bu terör eylemlerine baktığınızda karakteristikleri
aynı, hedefleri aynı; amaç Türkiye'nin birliğini,
beraberliğini bozmak ve bölgesinde söz sahibi olmasının önüne
geçmektir, bunun başka izahı yok.
Evet, şimdi, ben HDPnin önergesinden hareketle
Ankara katliamını değerlendirmek istiyorum.
Önergenin gerekçe kısmında şöyle bir
ifade var: IŞİD -yani DAEŞ- tarafından intihar
saldırısı şeklinde gerçekleştirilen katliam öncesinde
ve sonrasında yaşanan gelişmeler, katliamın AK PARTİ
iktidarının bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleştiği
yönünde güçlü kuşkular oluşturmaktadır.
Şimdi, burada böyle bir yargı ortaya
konuluyor, böyle bir tespit ortaya konuluyor, ondan sonra yanlış olan
bu tespitin üzerine birtakım hükümler bina ediliyor, maalesef, HDP Grubunun
yaptığı da hep budur; yapmış olduğu
yanlış tespitler üzerine hükümler bina etmek ve toplumu manipüle
etmek.
Bakın, bu olaylar başka ülkelerde de
gerçekleştirildi. Fransada DAEŞ terör eylemi
gerçekleştirdiğinde ırkçı Le Penin gösterdiği
tavrı gösteremediniz, Sarkozynin gösterdiği tavrı
gösteremediniz. Onlar o gün devletinin yanında yer aldılar. Oysa
Ankara katliamı gerçekleştiğinde, daha beş on dakika sonra
hemen eş başkanlarınızdan birisinin açıklaması
oldu, devleti töhmet altında bırakan, devleti zan altında
bırakan açıklamaları oldu. Bu mudur yaklaşım, bu mudur
teröre yaklaşım, bu mudur milletin menfaatine olan?
Bakın, hemen şunu söyleyeyim: Eğer
Ankara katliamında Sayın Başbakanın bütün muhalefet
liderlerine yaptığı o çağrı dikkate
alınsaydı, teröre karşı ortak bir deklarasyon
yayınlansaydı ve Türkiye sivil toplum kuruluşlarıyla,
siyasi partileriyle, muhalefetiyle iktidarıyla bir saf olsaydı, belki
bugün İstanbulda bu terörü gerçekleştirenler veya bu terörün
arkasında olan güçler bu cesareti bulamayacaklardı. İşte bu
yaklaşım içerisinde olmak lazım.
Değerli milletvekilleri, peki, biz buraya niye
geldik? Önemli soru bu. AK PARTİ iktidarları Türkiyeyi
devraldığı zaman kaos içerisinde, ekonomisi çökmüş, sosyal
alanları tahribata uğramış bir ülke devraldı ve bu
alanda iyileştirmelere gitti. Toplumun en önemli sorunu, Cumhuriyet
tarihinin belki en önemli sorunu olan Kürt meselesine farklı bir
bakış getirdi. Neydi o farklı bakış? O güne kadar, o
saate kadar olan o güvenlikçi bakışı farklı bir perspektife
çevirdi.
Evet, bir mesele var. Bu meselenin altında
sorun başlıkları var. Sorunlardan biri terör sorunu. Terörle her
demokratik ülkenin yapması gereken mücadeleyi asayiş güçleriyle,
kendi güvenlik kuvvetleriyle yaptı.
Bir başka sorun bölgesel geri kalmışlık
meselesiydi. Oraya da kamu kurumlarının yapması gereken, bugüne
kadar eksik bırakılan, hatta ondan sonra pozitif
ayrımcılık yaparak bölgeye bir sürü yatırımı
götürdü.
Bunun yanında bir sorun daha vardı, etnik
kimlik ve kültürel sorun. Ret, inkâr ve asimilasyon politikasıyla o güne
kadar gelen devlet aklını değiştirdi, bu noktada büyük bir
birlik oluşturdu. Açılım süreçleri takip etti bunu, Akil
İnsanlar Heyetiyle toplum
büyük bir barışa doğru yol almaya başladı.
Çözüm sürecine geldiğimizde ne oldu, biliyor
musunuz? Hani, 6-8 Ekim olaylarını hatırlıyor musunuz?
İşte, çözüm sürecinin ilk zehirlendiği an o andır. Hani, o
gün sokaklara çağrı yapmıştınız ya, sokaklar
terörize edilmişti ya, o zaman terör örgütü o bölgede, o coğrafya
dediğiniz yerde sosyopolitik, etnik temizlik yapmaya
kalkıştı. Bunu hatırlıyorsunuz, değil mi? Hani,
Yasin Börüler 3üncü, 4üncü katlardan atılmıştı. O zaman
benim Kürtüm, senin Kürtün ortaya çıkmıştı. Bunu
hatırlıyorsunuz, değil mi? İşte o süreçte Sayın
Başbakanımızın dile getirdiği önemli bir konu
vardı: Kamu düzeni sağlanmadan bu sürece devam etmemiz mümkün
değil. Kamu otoritesini oradaki insanların güvenliği
açısından da, oradaki insanların huzuru açısından da temin
etmek zorundaydık.
Bu süreç böyle devam ederken, sonrasında
geliyoruz 7 Haziran seçimlerine. 7 Haziran seçimlerinde tozpembe tablolarla bir
yürüyüşünüz oldu. Bu yürüyüşe o Cihangirin beyaz Türkleri de destek
verdi. Bunlar sizi çok sevdiği için vermedi. Sadece birilerine karşı
düşmanlığından, AK PARTİ iktidarını
zayıflatmak adına verdi. O tabloda siz cici çocuktunuz ve Türkiye
partisi olacaktınız. Terörle ilişkinizi veya PKKyla
ilişkinizi sadece aynı sosyolojiden gelmek olarak
açıklıyordunuz. Ama 7 Hazirandan sonra elinin altında
silahlı gücü olan derebeyi gibi hareket etmeye başladınız.
Bu mudur sizin bu ülkeye yaklaşımınız?
Bizim, 7 Hazirandan sonra özellikle üç büyük terör
örgütüyle ciddi mücadelemiz oldu: DAEŞ, PKK ve DHKP-C. Bunları
harekete geçiren enerji neydi? Bunlar kimin taşeronluğunu
yapıyordu, bunu göremiyor musunuz? Bölgede haritalar yeniden tanzim
ediliyor, bunu göremiyor musunuz? Bugün hendek siyasetiyle de yapılmaya
çalışılan ve sizin bu siyasetin arkasında duruşunuzla
ülkeye verdiğiniz zararın boyutları daha sonra ortaya
çıkacak.
Bu kürsü doğruların, hakikatlerin
konuşulması gereken kürsü. Burada tarihe not düşeceksiniz;
burada geleceğe perspektif kuracaksınız; burada,
Diyarbakırda, Surda, Cizrede, Nusaybinde hayalleri olan o
çocukların hayallerini o hendeklere gömmeyeceksiniz. (AK PARTİ
sıralarından Bravo sesleri, alkışlar)
ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) Lan, ortada
çocuk mu bıraktınız!
ÖMER SERDAR (Devamla) - Değerli
milletvekilleri, evet, bu terör bugün Türkiye'nin başının
belası. Türkiye, bölgesinde güç olmaya çalışırken, Türkiye,
gönül coğrafyasında umut olmaya çalışırken, Türkiye,
Kürtüyle, Türküyle, 77 rengiyle bir olmaya çalışırken, güç
olmaya çalışırken, maalesef, terör örgütleri, birtakım
küresel aktörlerin de taşeronluğunu yaparak, Türkiyede kaos
oluşturmaya çalışıyorlar.
Hiç tereddüdünüz olmasın, AK PARTİ
iktidarı olarak, bu milletten aldığımız güçle, bu
milletten aldığımız güvenle
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ÖMER SERDAR (Devamla) -
bu milletin yararına
olan bütün düzenlemeleri sonuna kadar yapacağız.
AHMET YILDIRIM (Muş) Katliamlara devam!
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Önergeye
oyunuz nedir, onu açıklayın.
ÖMER SERDAR (Devamla) - Bu milletin mücadelesini
sonuna kadar vereceğiz.
Bakın, o masa kurulacak. O masanın
etrafında 78 milyon bu millet olacak ama o masanın etrafında
terör seviciler olmayacak, teröre destek verenler olmayacak!
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Serdar.
ÖMER SERDAR (Devamla) Arkasına terörü alanlar
hiç olmayacak! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) Şebek seni.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Serdar.
Sayın Baluken
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Sayın Başkan, AKP Grubu adına konuşan hatip
konuşmanın tamamında grubumuza sataşmada bulundu. 69a göre
söz istiyorum.
BAŞKAN Buyurun Sayın Baluken.
Açıklamanızı, lütfen, yeni bir
sataşmaya meydan vermeyecek şekilde yapınız.
Size iki dakika süre veriyorum.
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Balukenin,
Elâzığ Milletvekili Ömer Serdarın HDP grup önerisi üzerinde
yaptığı konuşması sırasında Halkların
Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu kadar sataşma arasında Ankara
katliamıyla ilgili bir komisyona ne yönde oy vereceğinizi biz
duyamadık.
ÖMER SERDAR (Elâzığ) Konuşmamdan
anlamışsındır.
AHMET YILDIRIM (Muş) Katliamlara devam
diyorlar.
İDRİS BALUKEN (Devamla) Tabii, tekrar
ret oyu vereceksiniz çünkü bu katliamdaki
ortaklığınızın ortaya çıkmasından
korkuyorsunuz. Bütün dünya IŞİDin Orta Doğudaki en büyük
müttefikinin, IŞİDle en fazla iş tutan gücün kim olduğunu
çok iyi biliyor. Bunun açığa çıkmasından korktuğunuz
için de Türkiyede de IŞİDle birlikte planlayarak devreye
koyduğunuz Diyarbakır, Suruç, Ankara ve bugün Sultanahmet
katliamlarının da açığa çıkmasından
korkuyorsunuz. Burada gelip Paris katliamıyla ilgili Pariste de oluyor.
demenin bir anlamı yok, arada pek çok fark var.
Bakın, Pariste katliamdan hemen sonra, oraya
ambulanslardan önce TOMAlar gitmedi, yaralılara gaz
sıkılmadı, onlarca yaralı gaz
sıkıldığı için katledilmedi. Paristen sonra Fransa
Başbakanı çıkıp da saçma sapan kokteyl tanımları
yapmadı, IŞİDi saklamaya çalışmadı, basın
yasağı koymadı, dosyaya gizlilik kararı getirmedi, kamuoyu
önünde defalarca bilgilendirici açıklamalar yaptı, Paris
katliamını kınayanların üstüne polis ekiplerini göndererek
öldürücü müdahaleler yaptırmadı, cenaze törenini yasaklatmadı,
cenazelere gaz sıktırmadı. Bunların tamamını siz
yaptınız. Bunların tamamını
yaptığınız için de IŞİDle olan ilişkiniz
çarşaf çarşaf ortaya çıkmıştır. Fransa
Başbakanı çıkıp Elimizde IŞİDçilerin listesi var,
canlı bombaların listesi var ama eylem yapmadan
tutuklayamıyoruz. demedi. İşte, Paris ile Ankarayı
ayıran fark burada. Biraz zahmet edip kafanızı
çalıştırırsanız niye Pariste Fransa-IŞİD
ilişkisi sorgulanmıyor, Ankarada AKP-IŞİD ilişkisi
sorgulanıyor, çok rahat ulaşırsınız. Biz böyle hamaset
söylemler değil, oyunuzun rengini merak ediyoruz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Baluken.
ÖMER SERDAR (Elâzığ) Sayın
Başkan, söz istiyorum
İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) Sayın
Başkanım, biraz evvelki söylemlerin hiçbirini kabul
etmediğimizi, özellikle tutanağa geçsin, sataşmadan hatibimizin
söz talebi
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) Hangi
birini inkâr ediyorsunuz?
İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray)
IŞİDi, başta, terör örgütü listesine alan ülkelerden bir
tanesiyiz.
ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) Öfkeli gençler,
öfkeli.
İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) Yabancı
terörist savaşçılara baktığımızda -özellikle
tutanaklara geçsin istiyorum- yüzde 99u Müslüman olan bir ülkeden oraya
gidişe baktığımızda ilk 10a bile girmiyor. Bu konuda
ne kadar samimi, ne kadar net, ne kadar açık bir şekilde
soruşturmaları yürüttüğümüz, nerede bu terör örgütüyle
bağlantısı olanlar varsa bunlarla ilgili
soruşturmaların başlatıldığı nettir. Asla bu
suçlamaları kabul etmiyoruz. Terörün dini, dili, ırkı, etnik
kökeni ne olursa bugüne kadar terörle mücadelesinde samimi ve kararlı bir
şekilde
Paristeki tavrı keşke biz de bu Parlamentoda hep
beraber verebilseydik. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Paristeki tavrı partimizin, dili, dinİ,
ırkı ne olursa olsun bakmadan hep beraber ortaya koyabilseydik.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
İnceöz.
İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) Bu da benim için
ülkem adına, millî değerleri savunma adına çok büyük bir
özlemimdir. Bunu da özellikle belirtiyorum.
Bu tür komisyonların kurulması
soruşturma devam ederken, soruşturmanın salahiyeti
açısından
Evet, Pariste de olay olduğunda hemen bu konuda
karar alındı. Ne kararıydı? Yayın yasağı. 11
Eylül saldırılarını Parlamento olarak hepimiz
hatırlıyoruz.
BAŞKAN Sayın İnceöz, çok
teşekkür ederim.
İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) Cümlemi
bitireceğim.
11 Eylül saldırılarını hepimiz
hatırlıyoruz, bir tek görüntü yok
ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) Nasıl
görüntü yok ya, televizyondan izledim bütün bir gün boyunca.
İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray)
ama ne
yazık bizde çarşaf çarşaf medya bunu kullanır. Bundan
sonra, terörle mücadele konusunda hangi karar alınması gerekiyorsa bu
Parlamento milletin temsilcisiyse o kararın arkasında terörden
arınana karar sonuna kadar müdafaa edecektir. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
İnceöz.
Sayın Serdar
İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) Hatibe de 69a
göre sataşmadan söz
BAŞKAN Sayın İnceöz, bir saniye
efendim.
ÖMER SERDAR (Elâzığ) 69uncu maddeye
göre sataşmadan söz istiyorum.
BAŞKAN Hangi cümle nedeniyle?
ÖMER SERDAR (Elâzığ)
Şahsımı, hatip olarak
BAŞKAN Şahsınıza yönelik hangi
sataşma oldu?
ÖMER SERDAR (Elâzığ) Evet, kafayı
çalıştırsanız ifadesini kullandı.
BAŞKAN Şimdi, Sayın Serdar
ÖMER SERDAR (Elâzığ) Bizi
IŞİDle ilişkilendiren beyanları oldu. Bunu düzeltmem
lazım. Bu açık bir sataşma.
İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) Sayın
Başkanım, bir önceki hatibin konuşmasına atfen
BAŞKAN Sayın İnceöz, Sayın
Serdar konuşmasının meramını anlatabilecek düzeyde bir
arkadaşımız, lütfen, rica ediyorum.
İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) Ona hiç
şüphemiz yok.
BAŞKAN Sataşma nedeniyle kendisine
sataşılan milletvekili söz talep eder. Grup başkan vekillerinin
milletvekili adına sataşma nedeniyle söz talep etmesi diye bir
uygulama yok efendim.
ÖMER SERDAR (Elâzığ) Ben talep ettim
zaten Sayın Başkanım.
GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) Sizde çok
oluyordu siz grup başkan vekiliyken.
BAŞKAN Bir saniye izin verirseniz Sayın
Serdarı dinleyeceğim.
ÖMER SERDAR (Elâzığ) Şimdi,
Sayın Başkan, kürsüde cevap vermek istiyorum.
BAŞKAN Hayır, hangi nedenle?
EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Grubun bir
temsilcisi olarak söz istiyor.
ÖMER SERDAR (Elâzığ) Özellikle, hatibin
muhatabı olarak o saatte kürsüde olan bendim, o beyanlarda bulunan bendim.
Kafası çalışmadığı ve sizin IŞİDle
ilişkiniz dedi.
BAŞKAN Peki, buyurun. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Sataşma nedeniyle size iki dakika söz
veriyorum.
Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyecek
şekilde sözlerinizi tamamlayınız.
6.- Elâzığ Milletvekili Ömer Serdarın,
Diyarbakır Milletvekili İdris Balukenin sataşma nedeniyle
yaptığı konuşması sırasında
şahsına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması
nedeniyle konuşması
ÖMER SERDAR (Elâzığ) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bu
arkadaşların bir retoriği var: Gelirler bu kürsüye, hedef hemen
devlet. Bir olay olur, daha istihbari bilgi düşmeden hedef devlet.
AHMET YILDIRIM (Muş) O zaman niye
Cumhurbaşkanı konuşuyor?
YILDIZ SEFERİNOĞLU (İstanbul) Tabii
ki konuşacak, devlet başkanı.
ÖMER SERDAR (Devamla) Bu şekilde
yürüyemezsiniz.
AHMET YILDIRIM (Muş) Niye konuşuyor?
YILDIZ SEFERİNOĞLU (İstanbul)
Devletin başı.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, hatibi
dinleyelim efendim, lütfen
ÖMER SERDAR (Devamla) Siz bunu hep
yapıyorsunuz, bunu yapıyorsunuz, anlayıp dinlemeden
yapıyorsunuz.
AHMET YILDIRIM (Muş) Yanlış
konuşuyor işte.
YILDIZ SEFERİNOĞLU (İstanbul)
Yanlış olan sizsiniz! Her şeyiniz yanlış!
ÖMER SERDAR (Devamla) Bugün burada biz hakikatleri
konuşuyoruz. Burada olayı manipüle eden sizsiniz. Sizin demokrasi
beşiği olarak gösterdiğiniz o Batılı ülkelerdeki
tavrı ben burada anlatmaya çalıştım. Muhalefet olarak siz
bu duyarlılığı göstermediniz. Daha olaydan on dakika sonra
devleti zan altında bırakan, Cumhurbaşkanını zan
altında bırakan açıklamalar yaptınız. Sizin bu
tavrınız işte o teröre güç veriyor.
ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) Haksız da
çıkmadık yani.
ÖMER SERDAR (Devamla) Zaten, o kolonyal güçlerin
bu ülkede yapmaya çalıştığı bu. Size şunu tavsiye
ediyorum
ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir)
Sıkışınca NATOnun eteğinin altına giren sensin,
biz mi giriyoruz?
ÖMER SERDAR (Devamla) Bakın, şu an
Bu
milletten siz yetki alıp buraya geldiniz.
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) Üst akla
sığınan sensin, sen!
ÖMER SERDAR (Devamla) Burada hakikatleri
konuşmak durumundasınız, burada doğruları söylemek,
milletin derdine deva olan şeyleri söylemek zorundasınız.
Şu an IŞİDle
(HDP sıralarından gürültüler)
NURETTİN YAŞAR (Malatya) Niye
rahatsız oluyorsunuz?
ÖMER SERDAR (Devamla) IŞİDi en erken
terör listesine alan Türkiye Cumhuriyeti devleti olmasına rağmen,
siz, her defasında bu kürsüye gelip Türkiyeyi IŞİDle
ilişkilendirmeye çalışıyorsunuz.
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) AKPyi,
AKPyi
ÖMER SERDAR (Devamla) Bu mudur sizin
duyarlılığınız?
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) AKP,
AKP...
ÖMER SERDAR (Devamla) Sizin bu DEAŞ,
IŞİD
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) Hepimiz
Türkiye yurttaşıyız, Türkiye milletvekiliyiz.
ÖMER SERDAR (Devamla) Tavrınız ortada.
Sizin bugün bölgede, özelikle o DTK kongresinde ortaya koymuş
olduğunuz tavır da ortada. Terörün arkasında durdunuz, silahların
arkasında durdunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ÖMER SERDAR (Devamla) Şu
gördüğünüz grubun üzerinden 28 Şubat gibi buldozer geçti ama
silahlara övgü düzmediler, silahlara sarılmadılar.
YILDIZ SEFERİNOĞLU (İstanbul)
Özel harekâta teslim olmuşsun sen! Özel kuvvetlere teslim olmuşsun
sen!
ÖMER SERDAR (Devamla) Siz övgü düzdünüz,
övgü düzünce de milletten sosyal tabanını kaybettiniz,
kaybedeceksiniz de.
Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Serdar.
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Sayın Başkan
BAŞKAN Sayın Baluken, dinliyorum
efendim.
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Hatip, konuşması sırasında, her kürsüye
çıktığımızda sadece AKPyi ve devleti
suçladığımızı iddia ederek bize açıkça
sataşmada bulundu, 69a göre söz istiyorum.
BAŞKAN Buyurun Sayın Baluken.
Size de iki dakika söz veriyorum.
7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Balukenin,
Elâzığ Milletvekili Ömer Serdarın sataşma nedeniyle
yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Değerli milletvekilleri, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.
Paniklemekte haklısınız,
korkmakta haklısınız. AKP-IŞİD ilişkisi
uluslararası ceza mahkemelerinde başınıza çok fazla iş
getirecek.
GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) Tehdit mi
ediyorsun? Ne olacak? Tehdit mi ediyorsun?
İDRİS BALUKEN (Devamla)
Diyarbakır, Suruç, Ankara katliamının tamamında hangi
ilişkilerin nasıl açığa çıktığını
çok iyi biliyoruz.
YILDIZ SEFERİNOĞLU (İstanbul)
Siz, PKKyla ilişkilerinizi bir kere ortaya koyun!
GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) O kadar
alışkınsınız ki tehdit etmeye! Tehdit ediyorsun!
Tehdit etme!
İDRİS BALUKEN (Devamla)
Diyarbakırda miting alanına bomba koyan o bombacının,
sadece iki gün önce sizin emrinizdeki polisler tarafından otelde ziyaret
edilerek, kimlik bilgilerinin alınmasından sonra nasıl
sırtının sıvazlandığını çok iyi
biliyoruz.
GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya)
Yanında mıydın? Yanında mıydın?
YILDIZ SEFERİNOĞLU (İstanbul)
HDPli olduğu çıktı ortaya!
İDRİS BALUKEN (Devamla) Aynı
kişinin bağlı bulunduğu Adıyaman hücresinden
çıkan bu barbar çetesi üyelerinin elini kolunu sallayarak Suruç gibi
istihbarat ajanlarının cirit attığı bir yerde
üzerlerine bomba patlatarak nasıl katliam yaptığını
çok iyi biliyoruz. Onların Suruça nasıl gittiğini çok iyi
biliyoruz. Aynı failin kardeşinin
Kardeş saldırılar,
kardeş failler var. Aynı hücreden beslenen, çıkan kardeşin
Ankaraya nasıl elini kolunu sallayarak geldiğini çok iyi biliyoruz.
Pozantı yolunda hangi kontrollerden geçtiğini, bütün araçların
aramadan geçmesine rağmen bu vahşi canilerin o kontrollerden
nasıl geçtiğini çok iyi biliyoruz. Bunlar sizin de
arşivlerinizde ve dosya iddianamesinde var.
GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya)
Yanında mıydın diyorum ben de! Nereden biliyorsun?
YILDIZ SEFERİNOĞLU (İstanbul)
Bu millet biliyor! Kimin kiminle ilişkisi olduğunu millet biliyor!
İDRİS BALUKEN (Devamla) O gizlilik
kararlarıyla bunları saklayamayacaksınız. Nasıl ki
sınırları IŞİDe açtınız, nasıl ki
Kobaniye, Şengale IŞİD saldırılarını
desteklediniz, nasıl ki zevkle Kobani düştü, düşecek diye dünya
önünde itiraf ettiniz, o şekilde Suruçta da, Ankarada da,
Diyarbakırda da teşhir oldunuz.
GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) Sen vatan
hainisin ya! Kesinlikle vatan hainisin sen!
YILDIZ SEFERİNOĞLU (İstanbul)
İşiniz gücünüz iftira, başka bir şey değil!
İDRİS BALUKEN (Devamla) Bu
ilişkilerden dolayı da fena yargılanacaksınız.
YILDIZ SEFERİNOĞLU (İstanbul)
Bir kelime de PKKyla ilgili söyle!
İDRİS BALUKEN (Devamla) Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Baluken.
IX.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
2.- HDP Grubunun, 12/1/2016 tarihinde Grup Başkan
Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından,
Cumhuriyet tarihinin en fazla can kaybının
yaşandığı Ankara katliamının tüm
boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş
olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Ocak 2016
Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına
ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN - Önerinin lehinde Necati Yılmaz,
Ankara Milletvekili.
Buyurun Sayın Yılmaz. (CHP
sıralarından alkışlar)
NECATİ YILMAZ (Ankara) Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, HDP Grubunun, 10 Ekim 2015
tarihinde yaşadığımız, Ankarada yapılan
barış çağrısına yönelik katliama ilişkin olarak
vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi sevgi ve saygılarımla
selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
önergeye konu katliamda 100den fazla -gerçek sayısı bile
şüpheli kalan- yurttaşımız hayatını kaybetti,
yüzlerce yurttaşımız yaralandı. Bu vahşi,
insanlık dışı katliamı, bunun acısını
ve bu katliamı önleyememiş olmanın utancını kendi
payıma yaşamaya devam ediyorum. Yitirdiğimiz
kardeşlerimizin ve yurttaşlarımızın beni affetmesi söz
konusu olsa dahi ben kendi payıma kendimi affetmiyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri,
yitirdiğimiz canları bu vesileyle yüce Meclisin çatısı
altında saygıyla, özlemle anıyorum. Onların en güzel
mekânlarda, en güzel değerler içinde sonsuza kadar
yaşayacaklarına da inanıyorum. Yaralı kardeşlerime
tekrar şifa, sağlık ve yeniden mücadele azmi diliyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
araştırma önergesini yüce Mecliste görüşeceğimiz bugünün
sabahında bu kez de İstanbulda, İstanbulun göbeği
Sultanahmette aynı tür bir katliamla sarsılmış
olmamız hem üzüntü verici hem de ders çıkarmamız gereken bir
durumdur. Bu vesileyle, Sultanahmet katliamında yaşamını
yitiren tüm insanların acısını yüreğimde
taşıyorum, onlara da acil şifalar diliyorum.
Sevgili arkadaşlar, 10 Ekim barış
katliamının hemen öncesinde bu topraklarda bir katliam daha
yaşadık. Gencecik üniversiteli çocuklarımız ülkemizdeki
yakıcı etkileri henüz bu denli büyümemiş olan,
sınırlarımızın hemen ötesinde yaşanan katliamlara
ilişkin olarak bir duyarlılık geliştirmek, bir hassasiyet
göstermek, Orta Doğu halklarının ve
yurttaşlarımızın barış talebini sahiplenmek
adına gittikleri Suruçta benzer türde vahşi bir katliamla
aramızdan koparılmışlardı. Suruç katliamının
bugünlerin habercisi olduğunu gören partimiz, Suruç katliamının
bir Meclis araştırması kapsamında
araştırılmasını bu yüce çatının altında
gündeme getirmişti. Ne yazık ki o önergemiz AKP ve MHP Grubunun
oylarıyla reddedilmişti. Onun sonrasında
yaşadığımız tüm katliamların, bu anlamda, Ankara
ve Sultanahmet katliamlarının vicdani sorumluluğu ret oyu veren
milletvekillerinin yüreğinde o ağır yükünü hep
koruyacaktır. İnanmak istiyorum ki bu defa, İstanbul
katliamının acılı ortamında Ankara katliamıyla
ilgili araştırma önergesini ittifak hâlinde, tüm milletvekilleri
kabul ederek gelecekte yaşanması muhtemel katliamların önlenmesi
konusunda olumlu bir adım atmış olalım.
Sayın milletvekilleri, bu topraklar kadim
topraklardır, kadim halklara ev sahipliği yapmış
topraklardır. Onların kendi aralarındaki barış ve
kardeşlik duygusuna, onun yarattığı iklime tanık
olmuş topraklardır. Bu topraklar aynı zamanda, büyük iktidar
kavgalarının yaşandığı ve zalim yöneticilerin
halkları katliamlarıyla sürekli acılara boğduğu
topraklardır. (CHP sıralarından alkışlar) Bu anlamda,
üzerinde konuştuğumuz Ankara katliamının son katliam
olmadığını İstanbul katliamıyla
öğrendiğimiz gibi -dileğimiz bu olmakla beraber- İstanbul
katliamının da yaşadığımız son katliam
olmayacağını ne yazık ki biliyoruz. Çünkü yakın
tarihimizde yaşadığımız katliamlardan Maraş
katliamı aydınlanmadığı için Sivas,
aydınlanmadığı için Malatya,
aydınlanmadığı için Madımak, aydınlanmadığı
için Başbağlar, aydınlanmadığı için Roboski,
aydınlanmadığı için Suruç,
aydınlanmadığı için Ankara ve yine,
aydınlanmadığı için Sultanahmet katliamları
gerçekleşmiştir. Üzerindeki karanlık perdenin
kaldırılmadığı, sorumluların gün
ışığına çıkarılmadığı her
katliam yeni bir katliamın habercisi ve davetkârıdır.
Sayın milletvekilleri,
yaşadığımız tüm bu katliamların
tamamının sorumluluğu devlete aittir. Çünkü iyi biliyoruz ki bu
katliamların kiminde devlet içerisinde kümelenmiş ve korunan, hatta
Hükûmetlerin de üzerinde etki gücüne sahip olan derin, mafyatik örgütlenmelerin
eli vardır. Bu anlamda, yaşadığımız
katliamların ve faili meçhullerin, ülkede tırmanan şiddet
ortamının tamamının sorumluluğu öncelikle devlete,
devleti yönetebildiği ölçüde de Hükûmete aittir. Bu katliamı
gerçekleştiren, bu şiddet ortamını tırmandıran
bütün hukuk dışı ve illegal yapıların ve
kişilerin, tetiği çekenlerin elbette ki bireysel anlamda hukuki sorumluluğu
vardır ve bu yapılar elbette ki gün ışığına
çıkarılmalıdır, elbette ki bunlarla etkili mücadele
yapılmalıdır, elbette ki bu kişiler yargılanarak hak
ettikleri cezayı görmelidir. Tüm bu yaşananlardan ders çıkararak
yeni katliamların önü kesilmelidir. Tüm bunları yapacak olan devlet,
ona nüfuz edebildiği ölçüde Hükûmettir. Bunları yapacak olan devletin
ve Hükûmetin sorumluluğunu saptarken şunu görmemiz gerekiyor:
Hükûmetin devleti yönetebilme ihtiyacını karşılaması
gerekiyor sevgili arkadaşlar ancak geldiğimiz bugünlerde devletin bir
parti devletine dönüştüğü diğer bir gerçektir. Bu anlamıyla
AKP hükûmetleri döneminde sorumlu tektir, adı ha devlettir, ha hükûmettir.
Sevgili arkadaşlar, devletin en önemli
varlık gerekçesi yaşatmaktır, yurttaşlarını
yaşatmaktır. Devletin varlık nedeni de, birincil görevi de
budur. Yurttaşların yaşam hakkının bizzat devlet veya
onun göz yumması veya âcizliği nedeniyle bir başkası
tarafından elinden alındığı bir yerde devlet de
yoktur, hükûmet de yoktur. Bu durumun olağanlaştığı,
sıradanlaştığı, kanıksandığı,
istendiği, maruz görüldüğü yerde geleceğe güven de yoktur. Bu
koşullarda devleti yönetmeyi marifet sayan bir hükûmete de ihtiyaç yoktur.
Sevgili milletvekilleri, bu nedenle, devletin
varlığını en iyi şekilde hissettirmesi, hükûmetin
devleti en iyi şekilde yönettiğini göstermesi yurttaşına
sağladığı güven ortamıyla ölçülür.
Dolayısıyla, yurttaşının yaşam hakkını
güvence altına almış, buna zarar verenlerin -idareciler de dâhil
olmak üzere- hukuken hesabının sorulduğu bir hükûmeti istemek,
beklemek tüm yurttaşlarımızın hakkıdır. (CHP
sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
böylesine büyük sorumluluklarla yönetilmesi gereken devlet
aygıtının ve kurumunun bu sorumluluğu
taşıyabilecek birikimli, basiretli, aklıselim ve sorumluluk
sahibi yöneticilere ihtiyaç vardır. Yaşadığımız
katliamlardan belki daha acı olanı, ülkemizin, içerisinde olduğu
dönemde böyle bir yönetim iradesinden yoksun yöneticiler tarafından
yönetiliyor olmasıdır.
Sayın milletvekilleri, on üç yıllık
AKP iktidarı insanlığın en büyük birikimi olan ahlaki
değerlerde yarattığı çürümenin yanı sıra, yüz
yıllık demokrasi deneyimimizin ortaya çıkardığı
birikimleri de tahrip etmiştir. Cumhuriyetimizin tüm birikimleri yara
almıştır. Kimlik üzerinden yürütülen
ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı
siyaset iç siyasetimizde, dış politikada ve komşuluk
ilişkilerimizde temel argüman ve ölçü hâline gelmiştir. Ülkemiz
açısından, yaşadığımız katliamlardan öte en
büyük talihsizlik, dış politikamızda ve ülke yönetiminde yüz
yıllık birikimimizi ve kurumlarımızı yok sayarak
ülkeyi yönetmeye çalışan bir iradenin kendisini tüm
kurumlarımıza ve bölgemize dayatmasıdır. Kurumsal
işleyişi Parlamento iradesini, toplumsal uzlaşmayı ve ortak
aklı reddeden, kendi iradesini her şeyin üstünde gören bu
saplantılı irade ülkemiz için mevcut ve gelecekteki en büyük
tehlikedir. Bu hastalıklı ve eleştiriye, katkıya
kapalı zihniyet iki yıl önce Emevi Camisinde namaz hayali kurarken
ne yazık ki bugün bizlere yaşadığımız katliamlar
nedeniyle sürekli camilerimizde ve cemevlerimizde cenaze namazları
kıldırmaktadır. Kurumsal katkıyı reddeden, muhalefet
katkısını, entelektüel katkıyı reddeden bu
anlayış, kardeşi Esadın söylediği Radikal İslam
ideoloji gibi toplumu yakan bir alevdir, bu alev genişler, yarın
Türkiyeyi de kâfirlerden temizlemek için cihat başlatır. Yani Suriye
yanarken Türkiye rahat edemez, sınırlarını bu teröristlere
açmanın bedelini ağır öder. uyarısını ne
yazık ki haklı hâle getirmiştir.
Sevgili milletvekilleri, biz bu önergeye evet
diyeceğiz. Evet diyerek, Türkiyede yeni katliamların
yaşanması için işleyen bu karanlık sürece dur demek
istiyoruz. Evet diyerek, Ankara katliamının sadece bedenini patlatan
tetikçilerini değil, katliamı tezgâhlayan karanlık güçlerin kim
olduğunu öğrenmek istiyoruz. Evet diyerek, partimizin Adıyaman
IŞİD raporunda isimleri saptanmış, raporumuzda yer
almış, kamuoyuna açıklanmış ve yetkililere
iletilmiş bu bombacıların Hükûmet tarafından korunup
korunmadığını öğrenmek istiyoruz. Bu kişilerin
başkentin göbeğinde bu eylemi gerçekleştirirken Hükûmetin
tartışmasız olan sorumluluğunun ihmal ve zaafiyet boyutunda
kalıp kalmadığını, kolaylaştırıcı
ve onun ötesinde bir tutumunun olup olmadığını
öğrenmek istiyoruz.
Evet diyerek, 7 Haziran seçimleri
sonrasında Suruçta başlayan, Ceylânpınardaki polislerimizin
şehit edilmesiyle devam eden ve her gün yaşanan şehit ve sivil
yurttaş ölümlerinde yaratılan korkunun, 1 Kasım seçimleri
öncesinde yurttaşlarımızın iradesini baskılayan
AKPnin seçim kampanyasının bir aracı veya argümanı olarak
kullanılıp kullanılmadığının gün
ışığına çıkmasını istiyoruz.
Bu vesileyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Yılmaz.
Öneri aleyhinde, Şenal Sarıhan,
Ankara Milletvekili.
Buyurun Sayın Sarıhan. (CHP
sıralarından alkışlar)
ŞENAL SARIHAN (Ankara) Değerli
Başkanım, değerli kâtip üye arkadaşlar ve emekçi
arkadaşlarım, aynı zamanda orada basın emekçileri de var,
onları da selamlıyorum saygıyla; önerge üzerine
konuşacağım.
Önerge üzerine konuşma
hazırlığı yaparken, Sivas katliamında yitirmiş
olduğumuz Metin Altıokun bir dörtlüğünü anımsadım. O
dörtlüğü sizinle paylaşacağım, sonra da düşüncelerimi
anlatacağım.
Şöyle diyor: Yıllardır
herkesin bu garip ülkede, / Sanki kadermiş gibi çektiği, /
Yanlış iliklenmiş gömlekte, / Bir düğme ile iliğin
komik çaresizliği.
Şimdi, konuşmaları dinlerken,
özür dileyerek söylüyorum, bu gülünç durumu düşündüm; düğme ile
iliğin yanlış bir şekilde bağlanmış
oluşu karşısında hepimizin gülümsemesi.
Bir önerge var elimizde; bir katliama ilişkin,
bu katliamın araştırılmasına ilişkin bir önerge
var ama kimi arkadaşlarımız, kimi partili
arkadaşlarımız bu önergenin aleyhinde, bu önergenin kabul
edilmemesi konusundaki düşüncelerini ifade ediyorlar. Ben bu önerge
aleyhine düşünce ifade edemem ama neden edemem, bununla ilgili
düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Bugün üç sularında toplantıya
başladığımızda Sivas davası gündeme geldi; Sivas
katliamı üzerine, orada yargılananlar üzerine
arkadaşlarımız düşüncelerini açıkladılar, değerli
iktidar partisi grup sözcüsü arkadaşım da bir konuşma
yaptılar.
Değerli arkadaşlar, Sivas katliamı
davasını yirmi üç yıl hiç aralıksız izlemiş bir
arkadaşınızım. Bu şu anlama geliyor: Avukat
arkadaşlarım varsa aramızda beni çok iyi anlayabilirler. Bize
okullarda Müvekkillerinizle özdeşleşmeyin. derler ama böyle bir
davada, müdahil olduğunuz bir davada müvekkillerinizle
özdeşleşirsiniz çünkü sizi acı birleştirir, ölümün
acısı birleştirir. Ben, yirmi üç yıl, bu olayda
yaşamını yitirmiş olan 35 canımızın anneleri,
babaları, kız kardeşleri, sevgilileriyle yan yana
yaşadım, yirmi üç yıl yaşadım. Benim ailem oldular,
ben de onların aileleri oldum ve sonra gördüm ki, ben onların bir
parçasıyım artık. Ben katliamda çocuğunu yitirmiş bir
anneyim, ben katliamda eşini yitirmiş bir eşim, ben katliamda
sevgilisini yitirmiş bir kadınım; bu duyguya vardım. Ve
sonra otellerde kalırken, kaldığım bütün otellerde
yangının kokusunu, yangının isini duydum.
Değerli arkadaşlar, katliam böyle bir
şeydir, ölüm böyle bir şeydir. Hele normal olmayan ölüm -hani biz eceliyle
ölmek deriz ya, hepsi eceldir ama anlayışlarımıza göre-
vakitsiz ölüm, hele bir cinayetin sonucu olan ölüm böyle bir şeydir.
Şimdi, biz Ankara katliamını
araştırmak üzere konuştuğumuz gün, tam da bugün
karşımıza ne çıktı? Bir Sultanahmet katliamı
çıktı, özellikle altını çizerek söylüyorum. Geçen bir
konuşmamda cumhuriyetin başkenti Ankaranın katliamla
anılmasının ne denli acı bir olgu olduğuna işaret
etmiştim. Bugün de Sultanahmetin, Sultanahmet Meydanının,
İstanbulumuzun bundan sonra bir katliamla anılacak
olmasının ne denli acı olduğunun altını çizmek
isterim.
Sevgili arkadaşlar, değerli
milletvekilleri; biraz önce, HDPli arkadaşlarımıza ilişkin
olarak dediniz ki: Hep devleti sorumlu tutuyorsunuz. Güzel
arkadaşlarım, sevgili arkadaşlarım; devlet değil midir
bizi korumakla görevli olan? Devlet değil midir bizim can
güvenliğimizi sağlamakla görevli olan? Anayasalar bireyle devlet
arasındaki sözleşmeler değil midir, bu sözleşmeler
üzerinden yola çıkılmaz mı? Biz can güvenliğimizi kimden
bekleriz? Elbette ki devletten bekleriz. Devlet görevini yapmamışsa o
zaman bizim devleti eleştirme hakkımız vardır.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum)
Hırsızın hiç mi suçu yok?
ŞENAL SARIHAN (Devamla) Şimdi, bir
hukukçu olarak sizinle paylaşmak istediğim, bu davaya ilişkin,
Ankara katliamı davasına ilişkin avukat
arkadaşlarımın çabalarından söz edeceğim. Gizlilik
kararı verildi, birçok arkadaşım işaret etti buna. Gizlilik
kararı ne demektir bilir misiniz? Avukat, mağdur, olaydan zarar
görmüş olan insan bütün bir sürecin dışında kalsın,
sadece işi savcı götürsün. Biz tabii ki cumhuriyetin savcılarına
güvenmek durumundayız ama yargı üç başlı bir iştir.
Yargıda, savcı kadar avukatın da görevleri vardır; avukat
kadar mağdurun da, maktul yakınlarının da görevi vardır.
Bu görev daha ilk günden kilitlendi.
Bakın bugün başka bir şey var,
başka bir durum var: Yayın yasağı da konuldu; o da, bir
gizlilik olgusudur. Yayın yasağı konuldu. Kimi, neyi, kimden
gizliyoruz, hangi sebeple gizliyoruz? Biz bir katliamı
araştırırken ya da bir katliamın haberini verirken kendi
halkımızdan bilgi gizlersek bu bilgiyi kime vereceğiz; ABDye mi
vereceğiz, Rusyaya mı vereceğiz, Çine mi vereceğiz, kime
vereceğiz?
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Fransa kimden
gizledi, Fransa? Amerika kimden gizledi?
ŞENAL SARIHAN (Devamla) Değerli
arkadaşlar, gizlilik kararı bir soruşturmanın üzerine
örtülmüş bir örtüdür ve bu örtü, bizi daima kuşkuyla karşı
karşıya bırakır. Oysa şeffaf bir yargılama,
saydam ve berrak bir yargılama gizlilik üzerine inşa edilemez.
Başka bir şeyden, yine daha önce başka sebeplerle söz
etmiştik.
Şimdi, ikinci problem, bu soruşturmayla
ilgili ikinci bir problem, aynen güneydoğuda olduğu gibi, otopsi
raporlarının dahi, kişisel eşyalarının dahi
verilmemiş olmasıdır kaybedilenlerin ailelerine. Böyle bir
gizlilik olabilir mi değerli arkadaşlar?
Yılların hukukçusu olan
arkadaşlarıma soruyorum, hukukçu olmayan
arkadaşlarımın aklına ve vicdanına soruyorum: Böyle
bir yöntemle, gizlilik kararlarıyla, bekletilen yargılamalarla sonuca
varmak mümkün olmaz. Bakın, şöyle dillendiriyor avukat arkadaşlar:
Acaba cezasızlığa doğru mu gidiyoruz? diyorlar,
cezasızlığa doğru mu
Dün, biz, biraz önce sunum yapan
arkadaşımla birlikte Aksarayda Metin Göktepenin
duruşmasındaydık. Bakın, Metin Göktepenin
duruşması
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) Ethem Sarısülük.
ŞENAL SARIHAN (Devamla) Özür diliyorum.
Ethem Sarısülükün
duruşmasındaydık. Metinin de bugünlerde ölüm yıl dönümüydü
biliyorsunuz, onu da anmış olalım. Ethem Sarısülükün
duruşmasındaydık. Hangi nedenle Ankaradan alındı biliyor
musunuz? Güvenlik nedeniyle. Oysa Ceza Muhakemeleri Kanunu açıktır,
olay neredeyse soruşturma orada yapılır.
Ben korkuyorum, yakında Ankara patlaması
da güvenlik sebebiyle Fizana gönderilebilinir. Bu nedir? Bu, gerçeğin
saklanmasından başka bir şey değildir. Güvenliği
Ankarada sağlayamayan devlet, güvenliği Aksarayda mı
sağlayacaktır? Bu soruyu herkes sorar, hukukçu olmaya da gerek
yoktur. (CHP sıralarından alkışlar)
Sevgili arkadaşlarım, Sivas hakkında
bilgi verecektim, şunu söylemek isterim: Olaya katılan, Sivas
katliamında olaya katılan eylemci sayısı 15 bindir. Bu,
polis kayıtlarında böyledir, valilik tutanaklarında böyledir.
Bir avuç insan yargılandı, 94 kişi yargılandı.
Yargılananların ceza alanlarının çoğu, daha önce
tahliye edildiği için yurt dışına gittiler. Burada benden
önceki çok sayıda vekil arkadaşım yurt dışına
gidenlerin iadesi konusunda başvurularda bulundular. Cafer
Erçakmakın cenazesi Fransadan hiç engelsiz buraya getirildi ve burada
gömüldü. Aranıyordu, yirmi yıldır aranıyordu,
bulunamıyordu; çünkü Sivastaki evinden aranıyordu; nereden geldi
bilmiyoruz ama ya Sivastan ya Fransadan, onu kim arıyordu? Şimdi,
bu davada bir avuç insanın ceza almış olması da adaletin
yerine gelmiş olması demek değildir. O sebeple bugün Suruçun
üzerine, bugün Ankara patlamasının üzerine, Sultanahmetin üzerine
gidelim ki yarın yeni katliamlar olmasın.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Sarıhan.
Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Öneriyi oylarınıza sunacağım
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) Karar
yeter sayısı istiyoruz.
BAŞKAN Karar yeter sayısı talebi
vardır.
Karar yeter sayısı arayacağım.
Öneriyi kabul edenler
Kabul etmeyenler
Karar yeter
sayısı vardır. Öneri kabul edilmemiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzükün
19uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
3.- CHP Grubunun, 12/1/2016 tarihinde İstanbul
Milletvekili Barış Yarkadaş ve arkadaşları
tarafından, çalışan ve işsiz gazetecilerin
yaşadığı sorunlar ile basın ve medya sektörü üzerinde
artan ekonomik ve sosyal baskıların araştırılması
amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin,
Genel Kurulun 12 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda
okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde
yapılmasına ilişkin önerisi
12.01.2016
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulunun, 12/1/2016 Salı
günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti
grupları arasında oy birliği sağlanamadığından,
grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzükün 19uncu maddesi
gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını
saygılarımla arz ederim.
Levent Gök
Ankara
Grup Başkan Vekili
Öneri:
İstanbul Milletvekili Barış
Yarkadaş ve arkadaşları tarafından, Çalışan ve
işsiz gazetecilerin yaşadığı sorunlar ile basın
ve medya sektörü üzerinde artan ekonomik ve sosyal baskıların
araştırılması amacıyla 12/1/2016 tarihinde Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis
Araştırma Önergesinin (193 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine
sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 12/1/2016
Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması
önerilmiştir.
BAŞKAN Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi
üzerinde, ikisi lehte, ikisi aleyhte olmak üzere, dört sayın
milletvekiline söz vereceğim.
İlk söz, Barış Yarkadaş,
İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Yarkadaş. (CHP
sıralarından alkışlar)
BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
CHPnin gazetecilerin sorunlarının
araştırılması için verdiği grup önerisi hakkında
söz almış bulunmaktayım.
Basın özgürlüğü halkın bilgi edinme
ve gerçekleri öğrenme hakkıdır. Çağdaş demokrasilerin
olmazsa olmazı basın özgürlüğüdür. Ancak ne yazık ki
bugünün Türkiyesinde basın özgürlüğünden söz edebilmek mümkün
değildir. Basın, yüzde 49 oy aldığı için her şeyi
yapabileceğine inanan bir iktidar tarafından dört kollu
saldırıyla karşı karşıya
kalmıştır. Gazeteciler sarayın ve Hükûmetin
baskısı yüzünden nefes dahi alamamaktadır. İktidar,
kendisini eleştiren gazete ve televizyonlara el koymakta, gazetecileri
hapse attırmaktadır. İş güvencesi olmayan,
sendikasızlaştırılan gazeteciler ayakta kalma mücadelesi
vermektedir. Öyle ki, gazetecilerin içinde bulunduğu durumu anlatmak için
şöyle kısaca bir tabloya bakmak gerekmektedir: Şu an 33 gazeteci
yazdıkları ve söylediklerinden dolayı cezaevindedir. 7 bin
gazeteci işsizdir. Bu, sektörün yüzde 30unun işsiz olduğu
anlamına gelir. Medya kuruluşlarında toplu sözleşme,
sendika ve editoryal bağımsızlık yoktur. Medya, iktidarın
baskısı yüzünden, sansür ve otosansüre teslim olmuştur.
Türkiyede bugüne dek 100 binden fazla siteye erişim engellenmiştir.
Kuşkusuz, bu tablo daha da uzatılabilir. Ancak sanırım
artık istatistik vermeye gerek yok. Zira, sansür ve otosansür hiçbir
itiraza yer bırakmayacak şekilde gözlerimizin önünde cereyan ediyor,
her şey gözlerimizin önünde olup bitiyor. AKP iktidarı ve
medyası hiçbir farklı sese tahammül edemiyor ve susturmaya
çalışıyor.
Bakın, çok değil, daha birkaç gün önce
Diyarbakırdan hepimizin vicdanlarına çağrı yapan bir ses
yükseldi. Kanal Dde yayınlanan Beyaz Showa bağlanan Ayşe
öğretmen Doğu ve güneydoğuda neler olup bitiyor, farkında
mısınız? Anneler, çocuklar, bebekler öldürülüyor.
demiştir. Tabii, bunlar AKP milletvekillerinin sorunu
olmadığı için onlar öylesine bakıyorlar. Ayşe
öğretmenin bu sözlerini kamuya ulaştıran Kanal D ve Beyaz
günlerdir linç ediliyor. Çocuklar ölmesin. diyen Ayşe öğretmen ile
Beyaz, terör örgütü propagandası yaptıkları için
soruşturmaya uğruyor.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Öğretmen
müsveddesi, öğretmen müsveddesi!
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) - Analar
ağlamasın. diyen Yalçın Akdoğan ise barış
havarisi oluyor. Sevsinler böyle demokrasiyi! (CHP sıralarından
alkışlar)
İktidar ve yandaşları Onların
özrü yetmez, konuklar ve alkışlayanlar da özür dilesinler. diyor ve bunun
için yandaş medyada kampanya açılıyor. Nedir bu telaş? Neyi
saklamaya çalışıyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Ayşe
öğretmen hiç kimseyi suçlamadı. Siz neden üstünüze
alındınız AKP iktidarı olarak ve Ayşe öğretmeni
linç etmeye çalışıyorsunuz? Neredeyse tüm ülkenin kuyruğa
girip sizden özür dilemesini bekliyorsunuz. Bakın, sizin bu
yaptığınız benim aklıma ünlü düşünür Roland
Barthesın sözünü getiriyor. Diyor ki ünlü düşünür: Faşizm
konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir. Bu
tanım AKPye nasıl da uyuyor, nasıl uyuyor, değil mi? AKP
ve yandaşları herkesin onlar gibi olmasını, ölenler
karşısında üzülmesini değil, sevinç
çığlıkları atmasını istiyor. Hayır, biz size
benzemeyecek, bu ülkede ölen her yurttaşa üzülecek ve bu ölümlerin sona
ermesi için mücadele edeceğiz. (CHP sıralarından
alkışlar) Aklımızı, vicdanımızı,
duygularımızı sizin insafınıza terk etmeyeceğiz.
Yaşayan ölüler olmayacak, Ayşe öğretmenin
çığlığının bastırılmasına izin
vermeyeceğiz.
FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) Hayırlı
olsun!
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) Tabii ki
Sizin için de söylemiş Ayşe Hanım, sizin için de söylemiş,
Ölen çocuklara sevinen zavallılar var. demiş televizyonda.
Sevinebilirsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)
Siz baskı, yasak ve sansürle ayakta
durabileceğinizi sanıyor, bu yüzden Sultanahmetteki
saldırıya bile hemen yayın yasağı koyuyorsunuz.
Çiftliğiniz hâline getirdiğiniz TRTde ise cumhuriyetin
değerlerine saldırıyorsunuz.
Şunu unutmayın ki bugünler de gelip
geçecek. Yüzde 49 da alsanız bir gün bu koltukları ve iktidarı
terk etmek zorunda kalacaksınız ve hiçbir zaman bu ülkede Ayşe
öğretmenlerin hepimizin vicdanlarına seslenen
çığlığını bastırmaya gücünüz yetmeyecek.
ABDULLAH BAŞCI (İstanbul)
Ayşe öğretmen diye biri yok!
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) Öldürülen
çocuklar için eğer Ayşe öğretmen isyan ediyorsa bu hepimizin
umutlarını diri tutmamız açısından önemlidir.
EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Öyle bir
öğretmen yok!
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla)
Türkiyeyi öyle bir karanlığa soktunuz ki, karanlığın
en koyu olduğu anda yaşıyoruz ama unutmayın Vietnamda
devrimciler şunu söylemişti: Karanlığın en koyu
olduğu an şafağın en yakın olduğu andır.
(CHP sıralarından alkışlar) Türkiye, AKPnin bu karanlığından
kurtulmasını da bilecektir; bunu da hep birlikte
yaşayacağız.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Lambayı
yakmıştır, ortalık aydınlanmıştır siz
merak etmeyin.
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla)
Bakın, siz Bu ülkede çocuklar ölmesin. diyen bir öğretmene dahi
tahammül edemiyorsunuz ve o öğretmen hakkında Terör örgütü
propagandası yaptı. diye savcılara talimat verip
soruşturma açtırıyorsunuz. İşte buradan Cumhuriyet
Halk Partisi olarak yüzlerce kez söylüyoruz: Çocuklar ölmesin! Çocuklar
ölmesin! (CHP sıralarından alkışlar) Çocuklar ölmesin,
şeker de yiyebilsinler. Ama siz varın, ölen çocuklar için sevinin,
ölen anneler için sevinin ve döktüğünüz kana bakarak bundan memnun olun.
AKP iktidarı bu kanda boğulacaktır, döktüğü kanda
boğulacaktır. Bunca kan, bunca infaz, bunca baskıyla
iktidarınızı ayakta tutamazsınız. Medyayı
baskı altına aldınız, Aydın Doğanı tehdit
ettiniz. Yandaş yapamadıklarınızın üzerine Maliyeyi
saldınız. Yetmedi, Can Dündar ve Erdem Güle kumpas kurdunuz.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Aydın
Doğan işini doğru yapsın, doğru!
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) Kumpas
kurdunuz, onları cezaevine attırdınız. Savaş
suçlarınız konuşulsun istemiyorsunuz. Bütün dünya sizin
savaş suçlarınızı izliyor. Ne yaparsanız yapın,
savaş suçlarını örtemezsiniz.
İşte, Can Dündar ve Erdem Gül,
gazeteciliğin onurunu ayakta tutuyor ve içeriden de
tırnaklarıyla kaza, kaza, kaza gazetecilik yapıyor. Onlar sizin
kamu bankalarından beslediğiniz gazetecilere benzemiyor. (CHP
sıralarından alkışlar) Tak dediğinde şak diye
yazan gazeteciler olmadığı için rahatsızlık
duyuyorsunuz.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Onu Ertuğrul
Özkök yapıyor.
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) 11
yurttaşımız öldürüldü bugün ve yurttaşlarımız
bunu Alman kanallarından, İngiliz kanallarından ve dünyanın
değişik yerlerindeki medyadan öğreniyor.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Onu kim servis
ediyor?
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) Neden
yayın yasağı koydurtuyorsunuz?
TRTyi babanızın çiftliği hâline
getirdiniz. Bu cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürke, Ulusal
Kurtuluş Savaşımızın liderlerinden olan İsmet
İnönüye alçakça saldırılar yaptırıyorsunuz.
Bunların hesabının sorulmayacağını mı
düşünüyorsunuz? Bunları unutacağımızı mı
sanıyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Millet soruyor,
millet soruyor. Hiç merak etme.
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) Sizin
unutacağınız değerler olabilir. İktidardan
gittiğinizde her şeyi unutmuş olabilirsiniz.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Bizi millet götürür.
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) Ama
unutmayın ki Cumhuriyet Halk Partisine oy veren milyonlar ve Mustafa Kemal
Atatürke yürekten bağlı olan milyonlarca yurttaş sizin bu
yaptıklarınızı unutmayacak.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Sahte Kemalist!
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) TRTyi
babanızın çiftliği gibi kullanamayacaksınız. Bugünler
de gelip geçecek. Bunların hepsinden emin olun. Alo Fatihlerle
medyayı teslim alabilirsiniz ama halkın vicdanını teslim
alamazsınız. Dünya her zaman bunu görmüştür. Diktatörler,
diktatör bozuntuları, diktatörlüğe heveslenenler tarihin
çöplüğündeki yerini almıştır, alacaktır. (CHP
sıralarından alkışlar)
EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) Siz kendi
tarihinize bakın.
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) Mustafa
Kemaller, İnönüler ve onların Ulusal Kurtuluş
Savaşındaki arkadaşları, TRTden saldırsanız da
FUAT KÖKTAŞ (Samsun) En son ne zaman iktidar
oldunuz, onu söylesene.
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla)
hakaret
etseniz de her zaman bu milletin yüreğinde, gönlünde ve kalbinde
olacaktır. O yüzden, gelin, bu yanlıştan vazgeçin, kamu
bankalarıyla desteklediğiniz yandaş medyayla milletin
değerlerine saldırmayın. Bugünler de gelip geçecek. Dün burada
oturanlar artık yok.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Milletin
değerlerine siz saldırıyorsunuz, siz.
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) Bu milletin kendisi
benim kendisi, uzaydan gelmedim. Bu milletin kendisi biziz. Millet görmek
istiyorsanız bakacaksınız, işte, Cumhuriyet Halk Partisi
orada. (CHP sıralarından alkışlar)
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Milletin kendisi AK
PARTİ.
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) - Milletin
temsilcileri olarak geldiler, onurlu yerlerini aldılar.
Cumhuriyet Halk Partisine oy veren milyonları
ve seçimlere katılan tüm yurttaşlarımızı, millî
iradeyi ortaya koyan tüm yurttaşlarımızı saygıyla
selamlıyor, bu karanlık günlerin geçeceğini de buradan bir kez
daha ifade ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Yarkadaş.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Sayın
Başkanım, siz de dikkatle dinlediniz. Benim gerekçe söylememe gerek
var mı? (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, rica
ediyorum, Sayın Bostancıyı dinliyorum.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Sayın
Başkanım, siz de dikkatle dinlediniz. Benim herhangi bir gerekçe
söylememe ihtiyaç duyuyorsanız söyleyeyim.
BAŞKAN Buyurun Sayın Bostancı. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
8.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı,nın
İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaşın CHP grup
önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında
Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle
konuşması
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Sayın
Başkanım, değerli arkadaşlar; slogan, mübalağa, nutuk
tadında bir konuşma
Eklektik ve arada sırada yüksek sesle,
bağırarak gerçekleri ters yüz etme çabası. Konuşmanın
tamamı bunun üzerine oturmuş.
Çocukların ölümüne sevinen zavallılar
Bu sözü reddetmekten bile utanırım. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Çünkü bu millet zaten böyle
konuşan birisini ciddiye almaz, bunun akıl
sağlığına ilişkin de ciddi kuşkuya düşer.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) Barış Bey,
burada on dakikadır hakaret ediyorsunuz.
BAŞKAN Sayın Bostancı, lütfen, kaba
ve yaralayıcı söz sarf etmeyiniz.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) On
dakikadır hakaret ediyorsunuz. Çocukların ölümüne sevinen
zavallılar
Yani affedersiniz, ey CHP grubu, kıymetli
arkadaşlar; Barış Beyi siz de dinlediniz, söylediği sözler
yukarıdan aşağıya hakaret değil miydi, size nasıl
geldi? Eleştiriyi anlarız, eleştirinin de bir adabı var.
Kanında boğulacaksınız bilmem, Vietnam devrimcileri,
diktatörlüğe son
Böyle bir konuşmadan grubumuzun ne tür bir
mantık çıkarmasını bekliyorsunuz? Baştan sona kadar
mübalağanın, gerçekliğe uymayan anlatımın ötesinde
hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan bir konuşma.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) Niye cevap
veriyorsun?
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) Emin
olun, Barış Bey, siz böyle konuştukça önce biz dinlemeyiz, sizi
bu Meclis hiç dinlemez, sözünüzü kimseye düşüremezseniz. Eğer yani
burada bu insanların, çocukların, kadınların ölümünden
sevinen zavallılar olduğunu söyleyebilmek için insanın gerçekten
vicdanına ilişkin problem olması lazım.
Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Bostancı.
LEVENT GÖK (Ankara) Sayın Başkan
BAŞKAN Sayın Gök, dinliyorum
efendim.
LEVENT GÖK (Ankara) Efendim, Sayın Bostancının
sözlerine yanıt vermek için herhangi bir gerekçe söylemeye gerek var
mı?
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Bir Kamer
Genç vardı, şimdi Yarkadaş geldi.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri,
lütfen, rica ediyorum.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Vallahi
Kamer Genç bu, küçük Kamer Genç.
LEVENT GÖK (Ankara) Sayın Bostancının
sözlerine cevap vermek için herhangi bir gerekçe söylemeye gerek var mı
acaba?
BAŞKAN Siz mi
konuşacaksınız?
LEVENT GÖK (Ankara) Sataşmadan
dolayı Sayın Barış Yarkadaşa söz talep ediyoruz.
BAŞKAN Sayın Yarkadaş,
buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
9.- İstanbul Milletvekili Barış
Yarkadaşın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancının
sataşma nedeniyle yaptığı konuşması
sırasında şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul)
Hocam Meclisi okul zannediyor, herkesi de öğrencisi. Biz kimsenin
öğrencisi değiliz. Buraya milletin oylarıyla gelmiş,
milletin temsilcileriyiz. (AK PARTİ ve CHP sıraları
arasında karşılıklı laf atmalar)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri,
lütfen hatibi dinleyelim efendim.
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) Eğer
bir şeyi ciddiye almıyorsanız onun üzerine
konuşmazsınız.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Ciddiye
alınacak şekilde konuş o zaman.
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) Belli ki
canınız çok acımış, o yüzden gelip savunma yapma
ihtiyacı hissediyorsunuz.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) O kürsüye
saygımız var, size değil Sayın Yarkadaş.
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla)
Çocukların ölümüne eğer
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) O kürsüye
saygımız var, size değil, zinhar olmayacak!
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla)
siz
üzülüyorsanız, çocukların ölümüne üzüldüğünüzü gösterir
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Siz
zavallısınız!
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla)
bu
ülkenin sokaklarında günlerdir yatan kadın ve çocuk cesetlerini
oradan kaldırtırsınız. (CHP sıralarından
alkışlar) Bu ülkede, günlerdir, kadınların ve
çocukların cesetleri Cizrenin, Surun, Şırnakın
sokaklarında bekliyor. Bu sizin ayıbınızdır, benim
değil.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Çukurları
biz mi kazdık? Nereden çıkıyor? Kapatın çukurları.
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) Ben bu
ülkenin bir milletvekili olarak o sokaklarda o kadınların sahipsizce,
vahşi batının filmlerindeki gibi cesetlerinin yerde
kalmasından utanıyorum
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Bunları
devlet mi kazdı, cevap ver lütfen.
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla)
kahroluyorum ve üzülüyorum milletin bir vekili olarak ama siz bundan hiç
rahatsız olmuyorsunuz ki o cesetler günlerdir orada duruyor.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Terör bitecek,
istemeseniz de bitecek.
BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) Bu yüzden
ölen çocuklara üzülmüyor, seviniyorsunuz. Bir kez daha söylüyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
AYHAN GİDER (Çanakkale) Edepsizsiniz!
BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul)
Zoruna mı gitti?
AYHAN GİDER (Çanakkale) Hayır.
Edepsizsiniz! Benim zoruma niye gitsin?
BAŞKAN Teşekkürler Sayın
Yarkadaş.
IX.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
3.- CHP Grubunun, 12/1/2016 tarihinde İstanbul
Milletvekili Barış Yarkadaş ve arkadaşları
tarafından, çalışan ve işsiz gazetecilerin
yaşadığı sorunlar ile basın ve medya sektörü üzerinde
artan ekonomik ve sosyal baskıların araştırılması
amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin,
Genel Kurulun 12 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda
okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde
yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN - Şimdi, önerinin aleyhinde
birinci söz hakkı İstanbul Milletvekili Sayın Garo Paylana
aittir, Sayın Paylana söz veriyorum. (HDP sıralarından
alkışlar)
Buyurun Sayın Paylan. (AK PARTİ ve CHP
sıraları arasında karşılıklı laf atmalar,
gürültüler)
Sayın milletvekilleri, sizi sükûnete davet
ediyorum.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Bunlar çakma HDP
oldu, çakma! Çakma HDP bunlar.
BAŞKAN Buyurun Sayın Paylan.
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Sayın Başkan, süreyi tekrar
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Çakma HDPsiniz,
ötesi yok sizde, o kadar!
LEVENT GÖK (Ankara) Sayın Başkan,
grubumuza hakaret eden milletvekilleri var. Lütfen uyarın
arkadaşları.
BAŞKAN Sayın Gök, şöyle
yapalım efendim: Ben Sayın Paylanı kürsüye davet ettim.
Tutanakları getirteceğim.
LEVENT GÖK (Ankara) Grubumuza hakaret eden
milletvekilleri var.
BAŞKAN - Tutanakları getirteceğim
efendim, inceleyeceğim. Böyle bir şey varsa size söz vereceğim,
gereğini yapacağım.
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) Süreyi
tekrar başlatır mısınız Başkanım.
İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana)
Amirlerinize talimat verdiniz, talimat.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen
hatibi dinleyelim efendim.
Sayın Paylan, buyurun.
GARO PAYLAN (İstanbul) Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri
Sayın Başkan, burada nasıl
konuşacağım? (AK PARTİ ve CHP sıraları
arasından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, rica
ediyorum efendim, kürsüde bir sayın hatip vardır.
Sayın Paylan, sürenizi yeniden
başlatıyorum.
Buyurun efendim.
GARO PAYLAN (Devamla) Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugünlerde insanlık tarihini biraz daha
okuyorum yani son bin yılı özellikle ülkelerin tarihlerini,
ulusların tarihlerini. Bunların aydınlık dönemleri ve
karanlık dönemleri var özellikle de mücadeleler var. Bilirsiniz hep
krallar ve padişahlar var bu insanlık tarihinde. Krallar ve
padişahlar gücü kendilerine toplamaya çalışıyorlar. Bütün
güç bende olsun, vergiyi ben toplayayım, yasalara ben karar vereyim,
yargı da varsa o benim insanım olsun, kadı olsun veya
kralın emrindeki bir kişi olsun, bu çerçevede bütün gücü kendimde
toplayayım diyen kral ve padişahlar var insanlık tarihinde. Bir
de buna karşı mücadele eden, yani gücü dağıtmaya
çalışan, senatolar kurmaya çalışan, parlamentolar kurmaya
çalışan, bağımsız yargı kurmaya
çalışan, mücadele eden bireyler var, insanlar var, örgütler var. Bu
mücadelede bazen kralın yetkileri dağılıyor, bazen tekrar
krallar güç kazanıp, padişahlar güç kazanıp bütün gücü kendinde
toplayıp istibdat dönemleri oluşturuyorlar, bu istibdat dönemlerinde
de halklar, topluluklar acı çekiyorlar. Şöyle bir iddia var çünkü,
kral ve padişah diyor ki: Bütün güç bende olursa biz bir anda çok
büyüyeceğiz, olağanüstü bir şey olacak ve fezaya
çıkacağız. diye bir iddiada bulunuyor ama dünya tarihi,
insanlık tarihi bunun pek çok tersi örneğiyle dolu ve ülkelerin
yıkımlarına yol açabiliyor bu örnekler.
Şimdi, denetlenmeyen bir güç, kontrol
edilemeyen bir güç ve bütün gücü kendinde toplamaya çalışan bir güç
dünya tarihinde, insanlık tarihinde pek çok kez o ülkenin başına
bela olmuştur. Mesela, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip
Erdoğan geçenlerde Hitler Almanyası örneğini verdi. Ben videoyu
tekrar ve tekrar izledim, tevil ettiği gibi olumsuz bir örnek olarak
söylemedi. Dünyada üniter sistemlerde de başkanlık olabiliyor,
mesela Hitler Almanyası var. diye söyledi bunu. Videoyu tekrar tekrar
izleyebilirsiniz.
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Kaldırmışlar, kaldırmışlar. Nasıl izleyelim?
GARO PAYLAN (Devamla) Bu, bir dil
sürçmesi değildi, bir lapsustu çünkü öykünülen bir durum var, bütün güç
bende olsun, bütün güç sarayda olsun. Hitler Almanyası örneğinde
olduğu gibi, Hitler Almanyasının da denetlenen bir gücü vardı.
Orada başkanlık sistemi yoktu, parlamenter bir meclis vardı;
orada basın vardı, parlamento vardı ve yargı vardı.
Hitler güçlendikçe bunların hepsini devre dışı
bıraktı. Basının üzerinde baskılar kurdu, basını
devre dışı bıraktı ve basını yalnızca
parti bülteni hâlinde olan basınlara terk etti, geri kalan bütün
basını ya bombaladı ya bastı ya da baskıyla o
basını kapattırdı. Parlamentoyu bir kararnameyle devre
dışı bıraktı, şu anda maalesef bizim
Parlamentomuz da bir noter hükmünde. Yargıyı tamamen kendine
bağladı ve kendi yargısı hâline getirdi.
ORHAN DELİGÖZ
(Erzurum) - Olmasaydı konuşamazdın.
GARO PAYLAN (Devamla)
Şimdi, demokrasi dediğimiz şey gücün denetlenebildiği
sistemdir. Güç denetlenemiyorsa orada demokrasi yoktur. Tek adam, iyi
niyetlerle dâhi olsa, Sizi çok şahane yerlere götüreceğim. dese
bile pek çok hatalar yapar ve o güç eleştirilemiyorsa hatalar da yapar.
Recep Tayyip Erdoğan on iki yıl bu
ülkede Başbakanlık yaptı. İlk dönemlerinde
eleştirilebiliyordu. Evet, pek çok kez tahkir de ediliyordu,
eleştiriyoruz tabii, olmaması lazım ama eleştirilebiliyordu
ve daha az hatalar yapıyordu. O çıraklık dönemi dediğimiz
yerde daha az hata yapıyordu çünkü her attığı
yanlış adımda medya, Parlamento, yargı kendisini
eleştiriyordu. Özellikle medya çok önemli.
Bakın, şimdi size medya
kuruluşları göstereceğim. Yeni Şafakta
YILMAZ TUNÇ (Bartın) Ötekilerini de
gösterseydin.
GARO PAYLAN (Devamla)
muhalefetin tek bir ibaresi
yok; sayın bakanların, Cumhurbaşkanının,
Başbakanının ibareleri.
SALİH CORA (Trabzon) Cumhuriyet ile Sözcüyü
göstersene.
TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) Sözcüyü getir,
Sözcüyü!
GARO PAYLAN (Devamla) Sabah gazetesinde tamamen
Başbakan, bakanlar, başka bir şey yok, muhalefete dair tek bir
satır yok.
SALİH CORA (Trabzon) Sözcüyü getir.
GARO PAYLAN (Devamla) Starda Başbakan,
Cumhurbaşkanı, bakanlar; tek bir cümle muhalefete dair yok.
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) Basın
özgürdür, basın özgür!
GARO PAYLAN (Devamla) Bunun gibi pek çok
kuruluş var havuzda biliyorsunuz ve hepsini de birbirine benzetiyorsunuz.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) Diğer 20 gazeteyi
de getirseniz buraya.
GARO PAYLAN (Devamla) Doğan grubunu da
şu anda, ciddi bir şekilde Demoklesin kılıcını
başında sallayarak, şu anda Emret padişahım.
durumuna getirdiniz maalesef, o da benzer manşetler atmaya
başladı, hiçbir şekilde tek bir satır eleştiri yok ve
bu şekilde yoluna devam ediyor.
Bakın, şunu söyleyeceğim sayın
arkadaşlar: Eleştirilmemekten korkun çünkü bir insan
eleştirilmiyorsa daha çok hata yapar. Eğer ki her sabah
uyandığınızda medyada Padişahım çok yaşa.
Sen ne şahanesin, yaptığın uygulama ne şahane.
işte burada olduğu gibi Türkiye yeniden şaha kalkıyor.
diye manşetler görürseniz ve güç sizdeyse
.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Yalan mı
söylesinler?
YILMAZ TUNÇ (Bartın) PKKyı
eleştirenleri niye harcadınız?
GARO PAYLAN (Devamla)
siz devam edersiniz
yolunuza.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Sizin medya
eleştiriyor, yeter!
GARO PAYLAN (Devamla) Cizre, Silopi, Sur
bombalanırken Devam et sayın padişahım, siz ne şahane
yapıyorsunuz. diye eğer ki medya manşetler atarsa hata yapmaya
devam edersiniz. Ama, özgür basının olduğu ülkelerde o ülkede
basın çıkar, haber yapar, objektif habercilik yapar; Cizrede,
Silopide, Surda ne oluyorsa ortaya koyar ve herkes kendi payına
düşeni alır, eleştiriden de kendi payına düşeni
alır. Mesela 1965 Amerikasında Martin Luther King siyahlar için
mücadele veriyordu ve siyah topluluklar kendi hakları için mücadeleler
veriyorlardı. Bunlar yürüyüşler, eylemler yapıyorlardı ve
polis çok ciddi insan hakları ihlallerinde bulunuyordu. Bunun filmi de var
Selma izleyin ya, lütfen ve buna karşı en şiddetli anında
orada bir kameraman vardı ve o kameraman çekti olan polis şiddetini
ve bütün ülke gündemine taşıdı ve ondan sonra Başkan
siyahların hakları için Parlamentodan gereken hakları geçirdi.
İstibdatla,
şiddetle, medyayı korkutmakla, sindirmekle bir yere varamayız.
Ülkede özgür basın denebilen bir şey kaldı mı? Sayın
Cumhurbaşkanı iki gün önceki açıklamasında, Özgür Çalışan
Gazeteciler Günü açıklamasında Özgür basın bir ülkede
olmalı. diyor, Özgür basınsız olmaz. diyor. Sayın
Başbakan aynı şekilde Özgür basınsız olmaz. diyor.
Nerede bu özgür basın bize bir gösterin. Bir iki kuruluş kaldı
geriye. Onlara da bakın, açtım baktım, ilan verilmiyor, ilan
veren ihaleye giremez kesinlikle. Açın bakın, siz
okumazsınız gerçi ama lütfen basın odasına bari gidin
bakın bu gazetelerde çarşaf çarşaf gazetelerin üçte 2sini ilan
oluşturuyor, o gazetelerde bir tane ilan yok. Niye? İflas etsinler,
kapansınlar diye. Tek bir ses kalsın: Padişahım çok
yaşa. Başka bir ses kalmasın istiyorlar. Böyle mi iyi
olacağız? Sıkılmıyor musunuz Allahını
severseniz? Bunun bir tanesini okusanız yetiyor zaten. Bütün köşe
yazarları Padişahım çok yaşa. diyor.
ORHAN DELİGÖZ
(Erzurum) Gazetelerdeki ilanları göstereyim sana.
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep)
Özgür basın var, özgür basın. İstediğini yazar.
GARO PAYLAN (Devamla) Ya, siz
sıkılmıyor musunuz bu gazeteleri okurken? Eleştirilmeniz
gerekmiyor mu? Eleştirilerek daha iyi bir yere hep beraber varmaz
mıyız? Basın çok sesli, çok renkli olarak yaşamasın
mı? Bakın, son yıllarda, özellikle son iki yıldır
basından pek çok gazetecinin işine son verildi. Bir köşe
yazdı diye patronlarına telefon açıldı Onun işini
bitireceksin. dendi ve o gazeteciler işten atıldılar. Şu
anda geride kalanların da başında Demoklesin
kılıçları sallanıyor. Bir şov programında, Beyaz Şov denen
şov programında Ayşe öğretmenimiz bir açıklama
yaptı, dedi ki: Çocuklar ölmesin. Buna karşı terör
soruşturması açıldı ve Beyazıt Öztürkle de ilgili
terör soruşturması açıldı. Ya o açıklamanın
nesine itiraz ediyorsunuz? Ve çıktı Beyazıt, özür diledi. Neyle
ilgili özür diliyor? Niye? Çünkü Doğan Holding üzerinde Demoklesin
kılıcını sallıyorsunuz. Biat etmezsen yat
limanını elinden alırım, biat etmezsen 28 Şubatta seni
iddianameye sokarım diye Demoklesin kılıcını
sallıyorsunuz ve Doğan Holding de şükür teslim oldu. Ne
kaldı geriye? Bir iki tane gazete. Onlar da dediğim gibi ilanlarda
ciddi ambargolarla karşı karşıya kalıyorlar.
Sultanahmette bu sabah bir katliam
yaşandı; 11 insan can verdi, pek çok yaralı var. Ben az önce pek
çok uluslararası yayın kuruluşunu açtım, hepsi birinci
haber geçiyorlar, hepsi. BBC, CNN, Al Jazeera, pek çok yabancı yayın
kuruluşu, bütün dünya İstanbulu birinci haber yapıyor.
Türkiyedeki televizyonları açın, bir tane haber yok.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Hepsinde vardı.
Ne demek yoktu? Hepsinde vardı.
GARO PAYLAN (Devamla) Yok. Yayın
yasağı koydunuz.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) Nasıl yoktu?
GARO PAYLAN (Devamla) Ambulanslar daha gitmeden
oraya yayın yasağı geldi. Neyi saklıyoruz? Neyi gizliyoruz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
GARO PAYLAN (Devamla) Pariste de katliam oldu,
Pariste yayın yasağı yoktu.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum)
Soruşturmanın gerçekçi olması için...
GARO PAYLAN (Devamla) Aynı anda
çıktı savcı açıklama yaptı, Başkan, Başbakan
açıklama yaptı. Bakın, basının özgür
olmadığı yer demokrasi değildir. Basını özgür
kılmalıyız.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Paylan.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde,
lehinde olmak üzere, ikinci söz hakkı İstanbul Milletvekili Arzu
Erdeme aittir.
Buyurun Sayın Erdem. (MHP
sıralarından alkışlar)
ARZU ERDEM (İstanbul) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.
Öncelikle, Van ve Diyarbakırda PKK terör
örgütü tarafından katledilen özel harekât polislerimiz Önder Ertaşa,
Buhari Ağçelike, Astsubay Kıdemli Çavuş Metin
Kıldişe ve Çavuş Nazmi Ayyıldıza Yüce Allahtan
rahmet, kederli ailelerine ve tüm Türk milletine sabırlar diliyorum.
Ayrıca, bugün yine Cizrede şehit
olmuş olan Sayın Ayhan Demirele ve Sultanahmette meydana gelen
patlama sonucu hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet ve
acılı ailelerine de sabır diliyorum.
Aslında anlatacak çok şey var, söylenecek
çok söz var. Şimdi sizlere soruyorum: Daha 25 yaşındayken
şehit düşen ve Ben şehit olursam beni doğduğum yere
gömün. diye vasiyet bırakan şehidimiz Nazmi
Ayyıldızın ailesine ne anlatacaksınız?
Henüz bir aylık evliyken şehit olan Buhari
Ağçelikin eşine ne diyeceksiniz?
29 yaşında şehit düşen
Kıdemli Çavuş Metin Kıldişin ilk çocuğuna dört
aylık hamile olan eşine ve doğacak olan çocuğuna neyi
anlatacaksınız?
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Evet,
bunları CHPye de soruyor aynı zamanda.
ARZU ERDEM (Devamla) - Baba sevgisini bir daha
tadamayacak şehit Önder Ertaşın 4 ve 8 yaşındaki
çocuklarına neyi anlatacaksınız?
Akil adamların, barış
çağrısı yapan aydınların, bu çocuklara ve ailelerine
anlatacak bir şeyi var mıdır, soruyorum.
Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk
Partisinin vermiş olduğu gazetecilerin sorunları ve basın
özgürlüğü araştırma önergesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum. Çalışan
gazetecilerimizin gününü kutluyor, bu arada görevi başında şehit
düşmüş olan ülkücü basın şehitlerimiz Sayın Cengiz
Akyıldız ve İlhan Darendelioğlunu da rahmet ve minnetle
anıyorum. Çalışamayan gazetecilerin de sesi olmaya devam
edeceğimizi belirtmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, hepimiz burada aziz
Türk milletimizin temsilcisi olarak bulunmaktayız. Öncelikli görevimiz,
milletimizin sorunlarına çözüm bulmak ve çare olmaktır. Bu sorumluluk
her birimizin taşıdığı vebaldir. Bu vebali, görev
yapan değerli basın mensubu arkadaşlarımız da bizlerle
aynı ölçüde taşımaktadır. Hepimiz bu süreçte öncelikle
vicdanımızın sesini dinlemek zorundayız. Bizlere
verilmiş olan bu görev aziz milletimizin bize emanetidir. Doğruluk
ilkesi çerçevesinde çalışmamak ise emanete ihanettir.
Basın özgürlüğünü sürekli
tartışmaktayız. Biliyoruz ki basın mensubu arkadaşlarımız
korkutulmakta, sindirilmekte ve tehdit edilmektedir. Bu sebeple de, birçok
medya kanalı ve gazete yanlı bir politika izlemek zorunda
bırakılmaktadır. Gazeteci arkadaşlarımız sürekli
stres içinde ve bazen can güvenlikleri tehdit altında görev
yapmaktadırlar. Yanlı politika izlemeyenlerse tasfiye edilmekte ve
meslekten kovulmaktadırlar. İktidara yakın, yandaş medya
aslında gayet özgür. Yandaş medya iktidara bulaşmıyor,
usulsüzlükleri yazmıyor, aksine iktidara övgüler
yağdırıyor. Doğru ve şeffaf haber yapanlarsa
doğruluğun bedelini ağır ödüyorlar.
AKP döneminde zorunlu sansür
artmıştır. Korku yüksek seviyeye çıkmıştır
ve her türlü tehdidin, zorluğun, çilenin muhatabı olan gazeteciler
doğru ve şeffaf haber yapmaktan geri durmaktadır.
AKP döneminde neler olmuştur? Anadolu
Ajansı ve TRT Hükûmetin yayını hâline gelmiştir, muhalefet
partilerine sansür uygulanmıştır.
Türk Hava Yolları uçaklarında yolculara
muhalefet gazetelerin dağıtımı
yasaklanmıştır.
AKP, muhalif gazete ve televizyon sahiplerine yüklü
cezalar yağdırmıştır. Türkiyede ne yazık ki
sağlam bir şekilde yapılanmış ve Türkiye'nin yani
vatanımızın, Türk insanının yani milletimizin
menfaatlerini derinlemesine savunan millî medyası da yoktur aslında.
Millî menfaatlerin oluşturulması adına ciddi bir
yapılanmaya gidilmesi gerekmektedir. Millî basın özgürlüğümüzün
sağlam temeller atılarak güçlü hâle getirilmesi gerekmektedir. Millî
basın kavramı özellikle günümüzde hiç telaffuz edilmemektedir çünkü
millî değerlerimiz tam anlamıyla hedef hâline getirilmiştir,
yıpratılmıştır, yıpratılmaya da devam
edilmektedir. Millî değerlerimiz temel taşlarımızdır.
Basının da millî değerlerimizi koruması ve güçlendirmesi
gerekmektedir. Millî değerlerimizin varlığı,
basınımızın da varlığıdır aynı
zamanda.
Değerli milletvekilleri, buradan görev yapan
basın mensuplarına ve sizlere sesleniyorum: Doğruları
söylemekten korkmayalım. Doğrular aslında milletimizin
doğruları. Bilhassa bu konuların muhatabı olan, on dört
yıldır ülkemizi yöneten iktidara seslenmek istiyorum: Sizlere mail,
faks, telefon ve sosyal medya vasıtasıyla müracaat edenler yok mu?
Sorunumu çözün. diyenler yok mu? Gözü yaşlı anneler size
yalvarmıyor mu? Umutları ellerinden alınmış olan
gençler sizlerden çözüm beklemiyor mu? Bu vatan sadece bize mi lazım?
Kadın cinayetleri devam etmektedir. Çocuk
istismarı artmıştır. Fuhuş kapımızın
önüne kadar gelmiştir. Suç oranları önüne geçilmez hâl
almıştır. Her gün fidan gibi gençlerimizin şehit
haberlerini almaktayız, televizyonlarda gözü yaşlı anneleri
görmekteyiz. Terör olayları ülkemizi kasıp kavururken
başkanlık sevdası sürmektedir.
Değerli milletvekilleri, buradan iktidara
sormak istiyorum: 2,5 milyon gerçek kimliği belli olmayan Suriyeli
sığınmacımızı ülkemizde misafir ettiğinizi
söylüyorsunuz. Bizler de vicdan sahibiyiz, bizler de insanız ve elbette
zor durumda olan mazlumun yanında olmak istiyoruz ve oluyoruz da. Ancak,
kimin yanında olduğumuzu bilmek istiyoruz. Avrupa neden
sığınmacılardan seçmek suretiyle ülkesine kabul ediyor, hiç
düşündünüz mü? Bu soruma Brükseldeki bir yetkili bana şu cevabı
vermiştir: Alacağımız sığınmacılar bir
terör örgütünün mensubu mudur, hastalık mı taşıyor;
bunları kontrol etmeden nasıl alalım? Milletimize ve ülkemize
zarar mı verelim? Peki, bizim vatanımız, bizim milletimiz en
büyük kıymetimiz değil mi? Bizim görevimiz vatanımız ve
milletimizi korumak değil mi, aziz Türk milletinin şanlı,
şerefli geçmişini geleceğe taşımak değil mi?
Kontrolsüzce açılan kapılar, Türkiye'nin her yanına
dağılan 2,5 milyon sığınmacı beni ürkütüyor,
eminim sizleri de ürkütüyordur.
Bakın, bugün kendi öğrencilerimiz Kredi ve
Yurtlar Kurumundan aldıkları aylık 400 lira burs ile geçinmeye
çalışıyor ancak Suriyeli öğrencilere bu bursun
yaklaşık 3 katı verilecek. Yeni asgari ücrete yakın
miktarlardaki bursun anlamı nedir, soruyorum. Lütfen, elinizi
vicdanınıza koyun, bunların hepsi vebaldir.
Umutları çalınmış gençleri de
konuşalım mı? Üniversite sınavına girip büyük
emeklerle bir bölüme yerleşip zorluklarla eğitimini tamamlayan
gençlerimiz işsiz. İktisadi idari bilimler fakültesi mezunları
veryansın ediyor, söz verilen kadrolar verilmedi diye. Adalet bölümü
mezunları aynı mağduriyetle müracaat ediyor. Edebiyat
fakültelerinden mezun olan öğretmenlerimizin her biri işsizlikten
şikâyetçi. Ziraat mühendisleri, veteriner hekimler, su ürünleri
mezunları, balıkçılık teknolojisi mezunları, gıda
mühendisleri ve teknikerler, teknisyenler ve burada saymakla
bitiremeyeceğim birçok bölümün mezunları kadro olmadığından,
atanamadıklarından kendi meslekleri dışında işler
yaptıklarından şikâyetçi. 50/(d) sorunu, annelerimizden gelen
doğum öncesi borçlanma sorunu ve birçok sorun daha masamızdayken
vicdanımızın rahat olmaması gerektiğini
düşünüyorum.
Yine, on dört yıllık iktidara
soruyorum: Az önce saymış olduğum bölümler bizim
üniversitelerimizin bölümleri değil mi? Verilen sözler iktidarları
döneminde verilmedi mi?
Üzerinde durmak istediğim konulardan bir tanesi
de ailesinde polis olan ve polis okuluna giden gençlerin birdenbire mülakata
tabi tutulmaları ve neredeyse Denizli horozu nasıl öter? sorusuyla
karşılaşmaları. Ve bu gençlerin birçoğu polis okulu
mağduru olarak, umutları çalınmış gençler olarak
sizlere hemen hemen her gün müracaat ediyor. Onlara verdiğiniz
cevapları da merak ediyorum.
İşte, doğru ve şeffaf haberler
bunlar. Neden basında yer almıyor? Liderimiz Sayın Devlet
Bahçelinin dediği gibi: Korkak her gün, cesur bir gün ölür. Hepimizin
cesaretlenip doğruları yansıtması gerekmiyor mu?
Doğruyu oluşturan bu sorunların çözümü için mücadele etmek Türk
milleti olarak bizlerin vebali değil mi? Milliyetçi Hareket Partisi olarak
bizler siyasette ilkeli duruşumuzu hep sürdürdük, sürdürmeye de devam
edeceğiz, doğruları söylemeye ve savunmaya devam edeceğiz.
Milliyetçi Hareket Partisi Kerkükü, Telaferi, Tuzu unutmamıştır;
Milliyetçi Hareket Partisi Irak Türkmenlerini de unutmamıştır;
Milliyetçi Hareket Partisi Türkmen Dağını
unutmamıştır; Halepi unutmamıştır; Bayır
Bucakı unutmamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi sadece
Türkiyenin değil, bütün Türk dünyasının sorunlarını
göğüsleme mücadelesini bugüne kadar vermiştir, vermeye de devam
edecektir.
Basın özgürlüğü ne değildir?
Basın özgürlüğü, Türkiyenin üniter ve millî yapısına
düşmanlık değildir. Basın özgürlüğü, milletimizi
kışkırtarak askerimizin ve emniyet güçlerimizin üzerine salmak
değildir. Basın özgürlüğü, millî menfaatleri ayaklar altına
almak değildir. Basın özgürlüğü, menfaatler uğruna milleti
ayaklandırmak değildir. Basın özgürlüğü, yolsuzlukların
üzerini örtmek değildir. Anayasamızın 28inci maddesine göre
Basın hürdür, sansür edilemez.
Bugün belki de haber değeri en yüksek olan
konu, milletvekilleri seslenmiş olsa bile bakmayan bakanımız
olabilir. Lütfen manşetten giriniz. Çocuklarımıza ilk
öğrettiğimiz şey doğrulukken doğru ve şeffaf
olmamak ne kadar ilkeli, soruyorum. Değerli milletvekilleri, tüm bu
doğrular bizim doğrularımız, sadece benim
doğrularım değil; tüm bu gerçekler bizim gerçeklerimiz, sadece
benim gerçeklerim değil ve tekrar ediyorum, bu vatan bizim.
Sözlerime son verirken her birinizi Önce vatan,
sonra millet, sonra partim. demeye ve en son dahi olsa ben dememeye davet
ediyorum.
Saygılarımı sunuyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Erdem.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde,
aleyhinde olmak üzere, ikinci söz hakkı İstanbul Milletvekili Erkan
Kandemire aittir.
Buyurun Sayın Kandemir. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
ERKAN KANDEMİR (İstanbul) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce bugün
İstanbulda gerçekleştirilen menfur saldırıyı
kınıyorum; saldırıda yakınlarını yitirenlere
başsağlığı, yaralananlara acil şifalar diliyorum.
Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk
Partisi tarafından verilen genel görüşme önerisi üzerine söz
almış bulunmaktayım, aleyhi üzerine söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle öncelikle tüm medya emekçilerimizin
Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyorum. Ülkemizdeki tüm medya
mensuplarına Türkiyenin demokrasi mücadelesine yaptıkları
katkılar için teşekkür ediyorum.
Farklı seslerin, özgür düşüncenin kendine
ifade alanı bulduğu bir medyanın
bağımsızlığı hiç kuşkusuz hepimizin üzerine
hassasiyetle titremesi gereken bir mesele. En nihayetinde basın
çalışanlarımızın, gazetecilerimizin özgürlüğü
ülkemiz demokrasisinin de derinliğini göstermesi anlamında önemli bir
ölçüt. AK PARTİ bu bakış açısıyla
basınımızın, basın emekçilerimizin
haklarının ve özgürlüklerinin en büyük savunucusu.
Dönemimizde yargı reformları paketleriyle
ifade ve düşünce özgürlüğünün önündeki engel teşkil eden
hükümler kaldırıldı, basın-yayın yoluyla ya da sair
düşünce açıklama yöntemleriyle işlenmiş suçlara
ilişkin dava ve cezaların infazının ertelenmesi
sağlandı. Bu vesileyle birkaç tane örnek vermek isterim. Birinci uyum
paketiyle AK PARTİ iktidarı döneminde ifade özgürlüğü
alanının genişletilmesi amacıyla, Terörle Mücadele
Kanununun 7 ve 8inci maddeleri değiştirildi. İkinci uyum
paketiyle, Basın Kanununda yapılan değişikliklerle
basılmış eserlerin dağıtımının
önlenmesi veya toplatılması hâkim güvencesine bağlandı.
Üçüncü uyum paketiyle, Basın Kanununda yapılan
değişiklikle basın yoluyla işlenen suçlar için öngörülen
tüm hapis cezaları kaldırıldı. Dördüncü uyum paketinde,
yine Basın Kanununda yapılan değişiklikle mesul müdür ve
yazı sahibinin haber kaynaklarını açıklamaya
zorlanmasının önüne geçildi.
Değerli milletvekilleri, medyada belli bir
zümrenin egemenliğine, tek sesliliğine ve tekelleşmesine son
verildi, çeşitlilik bu sayede arttı. Ülkemiz basın tarihi
sayısız kahramanlık hikâyeleriyle dolu; adını
hatırladığımız,
hatırlamadığımız binlerce emektar insan bu ülkede
şeffaflaşmanın ve demokratikleşmenin tarihine büyük
katkılar verdiler, kendilerini saygıyla anıyoruz. Elbette, bugün
büyük gazeteci diye ismi anılanlar, sorumlu habercilik, meslek
ahlakı gibi özellikleriyle basın tarihimizde yer edinenler.
Öte yandan, basın vesayetin bir temsilcisi gibi
hareket ederse demokratikleşmeye bir katkı sağlamıyor.
Bakınız, partimizin kapatma davasının en büyük
dayanaklarından bir tanesi de manşetlerdi. Yine, 28 Şubat
sürecinde siyasetçilere yönelik linç girişiminde medya önemli bir araç
olarak kullanıldı. Bununla yetinilmedi, rahmetli Ahmet Kaya da Kürtçe
şarkı söylediği için basındaki bu linçten nasibini
aldı. Burada durup hep birlikte düşünmeliyiz; vesayetin ve darbelerin
payandası olmayan, kişi hak ve hürriyetlerine saygılı,
özgür ve tarafsız basın bizim en kıymetli önceliğimizdir.
Fakat bu özgürlük sorumsuzluk olarak da algılanmamalı, gazetecilik
titri, suç işlemenin kılıfı hâline getirilerek emektar ve
fedakâr basın çalışanlarımızın üzerinde bir gölge
oluşturulmamalıdır. Aslolan, halkın tarafsız ve
doğru biçimde haber alabilmesinin sağlanmasıdır.
Değerli milletvekilleri, biz hukukun
üstünlüğüne ve kuvvetler ayrılığına inanan bir siyasi
hareketiz. Hangi meslek grubundan olursa olsun, hiçbir hukuk
dışı adımın, suçun bir mesleğin emeğini heba
etmesine müsaade etmemeliyiz, hep beraber müsaade etmemeliyiz. Bu sadece o
mesleğin istismarı olmaz, aynı zamanda o meslek grubuna dâhil
olup büyük bir fedakârlıkla çalışanlara da haksızlık
olur diye düşünüyoruz. Bugün, Türkiyede ve yurt dışında
Türkiyeye karşı yürütülen kampanya ne yazık ki bu durumun
trajik bir örneği.
Bakınız, önergede sözü edilen iki hususun
altını çizmek istiyorum, az önce burada ifade de edildi, somut bir
veriyi de paylaşarak ifade etmek istiyorum: 2002 yılında
ülkemizde sadece 4 tane haber kanalı var; bugün, 2016 yılında
ulusal yayın yapan haber kanalı sayısı 20, tam 5 katı.
Yine, Türkiyede günlük 38 ulusal gazete çıkıyor; bu sayı Almanyada
15, İngilterede 20. Aslında bu, haber alma özgürlüğü alanının
genişlediğinin de bir göstergesi.
Değerli milletvekilleri, bir iddia, Hükûmetin
belli enstrümanlarla medya üzerinde baskı oluşturduğu
iddiası. Çok klişe ve aslında dayanağı olmayan
ezberler bunlar. Bizler, her türlü medya baskısının
karşısındayız. Bakın, son dönemde yayın durdurma
cezalarını rakam rakam belirteyim, isimlerini merak edenler olabilir,
onu da söyleyeyim: A Haber 99 yayın durdurma cezası, TRT Haber 57
yayın durdurma cezası, TV Net 33 yayın durdurma cezası,
TGRT Haber 33 yayın durdurma cezası, Kanal 7 21 yayın durdurma
cezası. Evet, hep birlikte bu yayın durdurma cezalarını
tartışmalıyız, yapılması gereken bir şey
varsa el ele yapmalıyız diye düşünüyoruz.
Değerli milletvekilleri, gazeteciler üzerindeki
baskı ve tutuklu gazeteciler meselesi de yine önümüze konulan
klişelerden bir tanesi. Tabii, o ifade edilen 33 rakamını
şöyle somut bir şekilde değerlendirdiğimizde aslında
önümüze çıkan tablo şu değerli milletvekilleri: Bu 33 ismin 17
tanesi yargılanmış, Yargıtay onamış ve
cezaları kesinleşmiş. 6 kişi serbest kalmış, 9
kişi de tutuklu. Peki niye tutuklu? 1 tanesi polisi bombalamış,
1 tanesi banka soymuş, bir başkası insan öldürmüş yani
hepsi gazetecilikle ilgisi olmayan meselelerle ilgili tutuklanmışlar.
Yani, silahla yaralamışlar, örgüt adına haraç
toplamışlar ve bu liste uzayıp gidiyor.
Değerli milletvekilleri, velhasıl yasa
dışı silahlı terör örgütü kurmak, ona katılmak, resmî
belgede sahtecilik, silahlı soygun, patlayıcı madde koymak, adam
öldürmek suçlarından hüküm giymiş gazetecileri basın
özgürlüğü kapsamında değerlendirmek ve burada çıkıp
bunu ifade etmek bu mesleği alnının akıyla yürüten
gazetecilere büyük bir haksızlık diye düşünüyoruz.
Yine -çok enteresan- burada bir yandan basın
özgürlüğünden dem vuranların bu konuda tutarlı davranmaları
da önemli bir turnusoldür diye düşünüyoruz. Dün TRTyi alenen basarak, bir
gazeteciye ve kamu görevlisine hakaretler, tehditler savurarak basın
özgürlüğüne yaklaşımını sergilemek, herhâlde
turnusolün önemli taraflarından bir tanesidir. Türkiye'de medya
özgürlüğüne böyle katkıda bulunduğunu düşünenler,
bulunsunlar, böyle devam etsinler. Bu, kendilerinin darbe geleneğinden
gelen bir alışkanlık. Bunun pek çok örneği var. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
8 Haziranda gazetelere el koyacaklarını
ilan edenlerin ama sandıkta hüsrana uğrayanların artık bu
tür taşkınlıklara başvurması, bir gün olur da Allah
korusun iktidara gelirlerse basına yönelik nasıl uygulamalarda
bulunacaklarını göstermesi adına da önemli bir göstergedir diye
düşünüyoruz.
Değerli milletvekilleri, Barış Bey
bir dörtlük okudu, bizim aklımıza enteresan bir dörtlüğü getirdi
doğrusu. Aziz Nesinin bir dörtlüğü var, işte o malum Tan
gazetesi baskınından sonra. Üstüne alınanlara söylüyorum. Diyor
ki: Ey faşist yumurcakları! Vazifen matbaaları yıkmak,
makineleri ısırmak, namuslu vatanperverleri parçalamaktır.
Muhtaç olduğun kazma, balta -evet- bir siyasi partinin ambarlarında
mevcuttur. Bunu biz söylemiyoruz.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Kandemir.
Sayın Gök, buyurun efendim.
LEVENT GÖK (Ankara) Efendim, sayın
konuşmacının konuşması sırasında, dün TRTye
yapmış olduğumuz ziyareti çarpıtarak
anlattığı bölümle ilgili sataşmadan dolayı söz istiyorum.
BAŞKAN Buyurun Sayın Gök.
Sataşmadan dolayı 69uncu maddeye göre
size iki dakika söz veriyorum.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) Partinin adını
söylemedi ki.
CAHİT ÖZKAN (Denizli) Niye üstünüze
aldınız ki.
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
10.- Ankara Milletvekili Levent Gökün, İstanbul
Milletvekili Erkan Kandemirin CHP grup önerisi üzerinde yaptığı
konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine
sataşması nedeniyle konuşması
LEVENT GÖK (Ankara) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; aynı gemide gidiyoruz, devletin
kurumları var, bizler de milletvekili olarak burada görev yapıyoruz.
Hepimizin devletin kuralları içerisinde hareket etmesi ve karşılıklı
nezaketi koruması gerektiğini düşünüyorum.
Az önce AKPli
arkadaşlarımı ziyaret ettim, kadın
arkadaşlarımızın hepsine geçmiş olsun diyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Bu nezaketi, saygıyı
her alanda göstermemiz gerekirken, geçtiğimiz hafta içerisinde, TRT
Türkte yayınlanan bir program nedeniyle, cuma günü 6-7 defa TRT Genel
Müdürünün Özel Kalem Müdürüyle yaptığımız görüşmeden
sonra Bir olumsuz durum olursa size döneriz. denilmesinden bahisle dün saat
13.30da 20 arkadaşımla beraber TRT Genel Müdürüne gittim. O
programla, 4 Haziran Çarşamba günü cereyan eden, TRT Türkte
yayınlanan programla, Atatürke, cumhuriyete ve cumhuriyet
değerlerine ağır hakaretlerin içerildiği bu programla
ilgili Genel Müdüre ne yapacağını sormak ve Atatürkün,
İsmet İnönünün bugüne kadar camilere yapmış olduğu
tüm yardımları gösteren bir dosyayı takdim etmek istedim ama
gittiğimde Sayın Genel Müdür orada olmadığı gibi,
defalarca oyalandıktan sonra, geldiği andan itibaren bizlere olan
saygısız tutumu yüzünden ortalık ne yazık ki istenmeyen bir
duruma bürünmüştür.
Değerli
arkadaşlarım, şu görmüş olduğunuz fotoğrafta
Sayın Sümeyye Erdoğanı Karabük Valisi ve Jandarma Komutanı
karşılıyor. Peki, Cumhuriyet Halk Partisinin, ana muhalefet
partisinin grup başkan vekilinin ve 22 milletvekilinin TRT Genel Müdürü
nezdinde hiç mi değeri yoktur? Böyle bir tablo düşünülebilir mi? (CHP
sıralarından alkışlar) Böyle bir tablo düşünülebilir
mi?
AHMET HAMDİ ÇAMLI
(İstanbul) Randevu aldınız mı?
LEVENT GÖK (Devamla) Elbette.
TRTye gittiğimiz zaman değerli
arkadaşlarım, kapının altında
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
LEVENT GÖK (Devamla) Sayın Başkan,
bir dakika daha rica edeceğim, bir dakika; konu önemli.
BAŞKAN Sayın Gök, süre iki
dakikadır biliyorsunuz.
LEVENT GÖK (Devamla) Peki o zaman.
TRTye gittiğim zaman değerli
arkadaşlarım, TRT Genel Müdürünün kapısı önünde Özel Kalem
Müdürü ve TRT Genel Müdür Yardımcısı bizi
karşıladı, yukarı aldılar.
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) E, ne
istiyorsun?
LEVENT GÖK (Devamla) Ama Genel Müdür ortada
yok. Genel Müdür geliyor bize diyor ki: Siz burada işgalcisiniz.
Kaldı ki ben o programı savunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, yani
Atatürke, cumhuriyete, cumhuriyetin değerlerine olan bir
saldırıyı sizler benimsiyor musunuz? Bence TRT Genel Müdürüne
sizler de hesap sormalısınız.
HASAN TURAN (İstanbul) Savunuyoruz.
demiyor, Orada öyle bir şey yok. diyor.
LEVENT GÖK (Devamla) Ayrıca, Sayın
Erdoğan ne diyordu önceki yıl, ne diyordu? Seçilmişleri
atanmışlara kul etmeyiniz. Herkes bilecektir ki Cumhuriyet Halk
Partisinin milletvekilleri de seçilmiştir; hiçbir atanmış
bürokrat karşısında boyun eğmeyiz, gerekirse ona haddini
bildiririz. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Gök.
IX.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
3.- CHP Grubunun, 12/1/2016 tarihinde İstanbul
Milletvekili Barış Yarkadaş ve arkadaşları
tarafından, çalışan ve işsiz gazetecilerin
yaşadığı sorunlar ile basın ve medya sektörü üzerinde
artan ekonomik ve sosyal baskıların araştırılması
amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin,
Genel Kurulun 12 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda
okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde
yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu önerisi üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Şimdi öneriyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
LEVENT GÖK (Ankara)
Karar yeter sayısı istiyorum efendim.
BAŞKAN Karar yeter
sayısı talep edilmiştir. O nedenle oylamada karar yeter
sayısı arayacağım.
Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul
edilmemiştir.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubunun İç Tüzükün 19uncu maddesine göre verilmiş bir
önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza
sunacağım.
4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma
gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Gündemdeki Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmının
sıralamasının belirlenmesine ve 60 sıra sayılı
Kanun Tasarısının 48 saat geçmeden gündeme alınması
ile İç Tüzükün 91inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde
görüşülmesine ilişkin önerisi
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulunun 12/01/2016 Salı günü (bugün) yaptığı
toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği
sağlanamadığından, İç Tüzükün 19uncu maddesi
gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun
onayına sunulmasını arz ederim.
Mehmet
Naci Bostancı
(Amasya)
AK
PARTİ Grup Başkan Vekili
Öneri:
Bastırılarak
dağıtılan 60 sıra sayılı Kanun
Tasarısının kırk sekiz saat geçmeden gündemin Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler
kısmının 1inci sırasına, yine bu kısımda
bulunan 18, 51, 52, 53, 27 ve 28 sıra sayılı kanun tasarılarının
ise yine bu kısmın sırasıyla 2, 3, 4 ,5, 6 ve 7nci sıralarına
alınması ve diğer işlerin sırasının buna
göre teselsül ettirilmesi;
Genel Kurulun;
12 Ocak 2016 Salı günkü (bugün)
birleşiminde sözlü soruların ve diğer denetim
konularının görüşülmeyerek 60 sıra sayılı Kanun
Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;
13 Ocak 2016 Çarşamba günkü birleşiminde
51 sıra sayılı Kanun Tasarısına kadar olan
işlerin tamamlanmasına kadar;
14 Ocak 2016 Perşembe günkü birleşiminde
27 sıra sayılı Kanun Tasarısına kadar olan
işlerin tamamlanmasına kadar;
27 sıra sayılı Kanun
Tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin 14 Ocak 2016
Perşembe günkü birleşiminde tamamlanamaması hâlinde Genel
Kurulun haftalık çalışma günlerinin dışında 15
Ocak 2016 Cuma günü saat 14.00te toplanarak, bu günkü birleşiminde
gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve
27 sıra sayılı Kanun Tasarısına kadar olan
işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;
19 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sözlü
soruların ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek
4 sıra sayılı Kanun Tasarısının
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;
20 Ocak 2016 Çarşamba günkü birleşiminde 7
sıra sayılı Kanun Tasarısına kadar olan işlerin
tamamlanmasına kadar;
21 Ocak 2016 Perşembe günkü birleşiminde 8
sıra sayılı Kanun Tasarısına kadar olan işlerin
tamamlanmasına kadar;
Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece
24.00te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük
programın tamamlanmasına kadar çalışmalarını
sürdürmesi;
60 sıra sayılı Kanun
Tasarısının İç Tüzükün 91inci maddesine göre temel kanun
olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle
olması önerilmiştir.
|
60 SIRA SAYILI ASKERLİK KANUNU VE BAZI KANUNLARDA
DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (1/414,
2/338) |
||
|
BÖLÜMLER |
BÖLÜM MADDELERİ |
BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI |
|
1. BÖLÜM |
1 ila 10uncu maddeler arası |
10 |
|
2. BÖLÜM |
11 ila 21inci maddeler arası |
11 |
|
TOPLAM MADDE SAYISI |
21 |
|
BAŞKAN Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
önerisi lehinde ve aleyhinde ikişer sayın milletvekiline söz
vereceğim.
Lehinde ilk söz hakkı Kocaeli Milletvekili
Mehmet Akif Yılmaza aittir.
Buyurun Sayın Yılmaz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisi
adına lehte söz almış bulunuyorum.
Önerimiz, Meclisimizin daha hızlı ve
verimli çalışması adına bu hafta ve önümüzdeki hafta Meclis
gündemimizde yer alacak kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülme
sıralarını ve usulünü içermektedir. Bu vesileyle değerli
milletvekillerimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, doğu ve güneydoğu illerimizde
devam eden alçak PKK terör örgütünün menfur saldırıları
karşısında milletimizin muhafazası, ülkemizin huzur ve
güvenliği için Allah yolunda canlarını feda eden aziz
şehitlerimizi, askerlerimizi, polislerimizi ve bu çatışma
ortamında yaşamlarını yitiren sivil
vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum, ruhları şad,
mekânları cennet olsun.
Bugün İstanbul Sultanahmet Meydanında
meydana gelen hain ve kalleş terör saldırısını telin
ediyor, ölenlere rahmet, yakınlarına, milletimize sabır ve
başsağlığı, yaralılarımıza da acil
şifalar diliyorum.
Yine, bugün bir grup CHP milletvekili
tarafından, milletimizin medarıiftiharı bir kurumu hâline gelen,
gerek yayın çeşitliliği ve gerekse yayın politikası
sebebiyle, kalitesi sebebiyle özel yayın kanallarını dahi geride
bırakan TRT kurumumuza yönelik olarak âdeta bir baskın mahiyetinde
Genel Müdürümüzün kapıları tekmelenerek yapılan
itibarsızlaştırma baskınını da esefle
kınıyorum.
Değerli milletvekilleri, millet olarak zor
günlerden geçiyoruz. Terör örgütlerinin hedefleri bellidir. Adı her ne
olursa olsun -ister PKK, ister DAEŞ, ister YPG, ister DHKP-C- ülkemizde ve
Orta Doğuda küresel güçlerin stratejik çıkarları
doğrultusunda üretilen, yaşatılan ve desteklenen; silahı ve
kan akıtmayı, masumların canına kıymayı bir hak
arama metodu olarak benimsemiş olan tüm terör örgütlerini ve eylemlerini
ayrım gözetmeksizin ortak ve net bir dille ve tavırla kınamak,
lanetlemek, bu Meclis çatısı altında millet adına mesuliyet
üstlenmiş her bir milletvekilinin ve her parti grubunun ortak
sorumluluğundadır. Âdeta bir yangın yerine çevrilen bölgemizde
bir ve beraber olarak varlığımızın devamı için
terörün her çeşidine karşı durarak bu ortak dili hep birlikte
benimsemek zorundayız. Teröre, teröristin çukuruna sahip çıkan;
teröristi kutsallaştıran; mayın tuzaklarını, yol
keserek eşkıyalık yapmayı meşru gören; hepsinden
önemlisi de terörü sözde direniş hakkı kabul ederek bir hak arama
vasıtası olarak meşruiyet kazandıran dil siyasetin dili
değil, olsa olsa siyaseti terörize etme çabasında olan bir zihniyetin
dilidir. Bu ayrıştırıcı ve teröre sahip çıkan
kışkırtıcı dili ısrarla kullananlar milletimizin
önünde tarihî bir vebalin altındadırlar ve er ya da geç tarih ve
millet önünde ortak oldukları şiddet ve kanın hesabını
vereceklerdir.
Değerli milletvekilleri, bin yıldır
bu coğrafyada kardeşçe yaşamış; akrabalık,
komşuluk, dostluk bağlarıyla âdeta et ve tırnak gibi iç içe
geçmiş olan milletimizi terörün sopasını göstererek, özerklik
söylemleriyle ayrıştırma çabaları topyekûn milletimizin
vicdanını derinden yaralamaktadır. Et ile tırnağı
ayrıştırma çabası milletimize acı vermektedir.
Milletimizin umudu barıştan yanadır, birlikten yanadır. En
son 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde de bu umudunu sandığa
yansıtarak Aman PKK terörü hortlamasın! endişesiyle bazı
partilere emanet oy bile vermiştir. Maalesef, seçim sonrasında yaşadığımız
süreç, başta Kürt kardeşlerimiz olmak üzere milletimizin vermiş
olduğu bu mesajın siyaset kurumu tarafından
anlaşılmadığını gösteriyor. Milletimizden
barış diyerek, kardeşlik diyerek, Türkiye partisiyiz.
diyerek oy isteyenler milletimizin barış iradesine âdeta ihanet eden
bir tavırla Kürt kardeşlerimizin ve bütün ülkemizin geleceğini
karartacak bir projenin, demokratik hak diyerek allanıp pullanan,
terörle beslenen, sözde özerklik ama aslında bir ayrıştırma
projesinin figüranı olmaktan çekinmiyorlar. İşi daha da vahim
boyutlara taşıyarak, Çeçenistan, Gürcistan, Ukrayna ve
Kırımda halkların egemenliklerine müdahale eden, Suriyeyi bir
savaş üssüne çevirerek, Türkmen ve Arap köylerini bombalayarak sivil
katliamları yapan Rusyayla flört ederek kirli bir pazarlığa
girmekten de çekinmiyorlar. Buradan bu beyhude çabanın aleti olanlara
seslenmek istiyorum: Milletimizin talebi olmayan, toplumda
karşılığı bulunmayan, ayrıştırma
anlamına gelen özerklik hayalleri kuranların son yüz yılda Orta
Doğuda nasıl kanlı kabuslarla hayallerinden
uyandığını hatırlayın; gelin, bu
ayrılıkçı, kardeşi kardeşe düşman eden
yaklaşımlarınızdan vazgeçin. Biz Kürtler, Türkler, et ve
tırnak gibiyiz, komşuyuz, kardeşiz, bir bedenin azaları
gibiyiz. Aynı acıları yaşıyor, aynı sevinçleri
paylaşıyor, aynı geleceğe birlikte yürüyoruz. Çanakkale
ruhuyla birlikte yol aldığımız bu vatan gemisini delmek
çabasından lütfen vazgeçin. Bediüzzaman Saidi Kürdinin kendisini isyana
çağıran bir grup Kürte vermiş olduğu şu tarihî cevaba
lütfen kulak veriniz: Türk milleti asırlardan beri İslamiyetin
bayraktarlığını yapmıştır. Çok veliler
yetiştirmiş ve çok şehitler vermiştir. Böyle bir milletin
torunlarına kılıç çekilmez. Biz Müslümanız, onlarla
kardeşiz, kardeşi kardeşle çarpıştıramayız,
bu şeran caiz değildir. Kılıç harici düşmana
karşı çekilir, dâhilde kılıç kullanılmaz. Bu zamanda
yegâne kurtuluş çaremiz Kuran ve iman hakikatleriyle tenvir ve irşat
etmektir; en büyük düşmanımız olan cehaleti izale etmektir.
Teşebbüsünüzden vazgeçiniz, zira akim kalır, birkaç cani yüzünden
binlerce masum kadın, erkek, çocuk telef olabilir.
Değerli milletvekilleri, sizlerle bir mektubu
paylaşmak istiyorum. PKKnın terör saldırıları
karşısında hayatları zindana dönen, bu seçimlerde HDPye o
vermiş bir kardeşimizin basına da yansıyan şu
mektubunu, serzenişini ve feryadını hem sizlerle hem buradan
milletimle paylaşmak istiyorum. Şöyle diyor kardeşimiz: Ben ve
benim gibi düşünenler HDP'ye niçin oy verdik? Barış olsun,
kardeşlik gelsin, kan akmasın diye değil mi? Peki, bize söyler
misiniz Allah aşkına, barış ve kardeşlik bu çukurlarla
mı gelecek? Ben esnafım. Sur garip gurebanın
yaşadığı bir yer, adamın ekmek alacak parası yok.
Allah aşkına bu insanlar o çukurların altındaki
toprağı mı yiyecek? Biz HDPye güvendik, inandık,
Barışa katkı sağlayacak. dedik. Neden bizi çukurlara
gömüyorsunuz? Bizim de çoluk çocuğumuz var. Dükkânımız
aylardır siftah yapmıyor. İnsanlar aç, açıkta,
perişan. Çukurlar karnımızı doyurmuyor. Bize iş
lazım, aş lazım, ekmek lazım, barış lazım,
kardeşlik lazım. Umarız siyaset milletin bu serzenişine ve
feryadına kulak verir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MEHMET AKİF YILMAZ (Devamla) Olması
gerektiği yerde durur. Çukurun değil, milletin yanında yer
alır ve PKKya net bir tavır koyarak barışın tesisinde
rol üstlenir. Milletimizin beklentisi budur.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Yılmaz.
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Sayın Başkan...
BAŞKAN Sayın Baluken...
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Sayın hatip bütün konuşması sırasında grubumuza
sataştı, 69dan söz istiyorum.
BAŞKAN Buyurun Sayın Baluken, süreniz
iki dakikadır.
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
11.- Diyarbakır Milletvekili İdris Balukenin,
Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmazın AK PARTİ grup önerisi
üzerinde yaptığı konuşması sırasında
Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle
konuşması
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; iki dakikalık bir sürede sataşmanın neresine
cevap vereceğiz bilmiyorum ama bu Rusya meselesine tekrar bir
değineyim.
Biz başından beri burada dış
politikayla ilgili kendi bildiğimiz ilkeler doğrultusunda hareket
ettiğimizi ve bundan sonra da edeceğimizi söyledik. AKPnin
dış politikadaki yanlışları ve saçmalıkları
üzerine bir dış politika belirlersek, Bağdadi
dışında, Netanyahu dışında ve bugün, işte,
bütün bölgeyi yangına çevirmiş olan Kral Salman
dışında görüşeceğimiz kimse kalmadı çünkü dün
dost dediğinize bugün düşman diyorsunuz, düşman
dediğinize dost diyorsunuz. Yani, Rusya üzerinden gelip ihanetle
suçlarken, bir ay önce Rusyada Putinle birlikte Moskovada cami
açılışına katılan biz miydik? İnsan utanır
biraz ya.
AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) Kim
yaptı düşmanlığı?
İDRİS BALUKEN (Devamla) İsrail devletine
terör devleti deyip Bir günde 400 ton bomba yağdırıyor.
diyen...
MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) Sayın
Başkan, devlet yetkilileriyle görüşmeyen Putin, Demirtaşla
niçin görüşüyor?
İDRİS BALUKEN (Devamla) ...ama aradan
bir ay geçmeden İsrail devleti ve halkı bizim dostumuzdur. diyen
biz miyiz? Bunların tamamı
AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul)
Dostumuzdur. diyen yok, öyle bir şey yok.
İDRİS BALUKEN (Devamla) Siz
Hükûmet yetkilinizi takip etmiyorsunuz herhâlde, MYK Sözcünüzü takip etmiyorsunuz.
AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) Çok
yakından takip ediyoruz, dostluğumuz falan yok.
İDRİS BALUKEN (Devamla) - Sizin düne kadar
Esadla ilgili, Rusyayla ilgili, İsraille ilgili, Sisiyle ilgili
söyledikleriniz, yaptıklarınız, hepsi ortada; bugün tamamıyla
çeliştiniz. Dünyada 3 tane dostunuz var: Biri Suudi Kralı, biri
IŞİD emiri, biri de işte demin ifade ettiğim, yeni yeni,
İsrailin çocuk katleden başkanı.
AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) Bizim bu
milletten başka dostumuz yok.
İDRİS BALUKEN (Devamla) - Onun
dışında, eğer sizin yolunuzdan gidersek bizim
görüşeceğimiz kimse kalmaz. Biz, bugüne kadar
yaptığımız bütün görüşmelerin arkasındayız.
O görüşmelerin tamamında sizin yapmış olduğunuz
yanlışlarla ilgili görüştüğümüz muhatapları
bilgilendirip Türkiye halklarının daha fazla zarar görmemesini
sağlamaya çalışıyoruz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Baluken.
IX.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma
gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Gündemdeki Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmının
sıralamasının belirlenmesine ve 60 sıra sayılı
Kanun Tasarısının 48 saat geçmeden gündeme alınması
ile İç Tüzükün 91inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde
görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
önerisi aleyhinde birinci söz hakkı Ankara Milletvekili Levent Göke
aittir.
Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından
alkışlar)
LEVENT GÖK (Ankara) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; getirilen önergeyle bir torba kanun daha önümüze
geldi. Görüşülmesi önerilen kanun bir torba yasadır değerli
arkadaşlarım. Torba yasa, önceki dönemde de bu Mecliste çokça
tartışılan ve gerek Anayasa gerekse kanun tekniğine uygun
olduğu defalarca dile getirildikten sonra, en son olarak Sayın Ahmet
Davutoğlu tarafından torba yasa dönemi rafa kalktığı
ilan edilen bir yasama çalışmasıdır değerli
arkadaşlarım. 16 Eylül 2014 yılında o zamanki Başbakan
Yardımcısı Sayın Bülent Arınç çıktı tüm
basının karşısına ve dedi ki: Ben torba yasa ismini
kullanmamayı istiyorum. Çok maddeli yasa yerine o iş ile ilgili yasaları
getireceğiz. Başbakanımız talimat verdi, bundan sonra torba
yasa Meclisin gündemine gelmeyecektir. Denildi değil mi
arkadaşlarım? Şimdi o tarihten bugüne değin her zaman bu
Meclis torba yasalarla çalıştırıldı.
Başbakanın taahhüdüne rağmen, Başbakan Yardımcısı
Sayın Bülent Arınçın sözlerine rağmen yine bir torba
yasanın görüşülmesi öneriliyor.
Değerli arkadaşlarım, Plan ve Bütçe
Komisyonu şu anda Mecliste bütün komisyonları içeren bir Komisyon
olarak, diğer bütün komisyonların
sıfırlandığı, sadece Plan ve Bütçe Komisyonunun esas
alındığı bir komisyon hâline dönüştürülmüştür.
Şimdi, Meclis Başkanı bu
görüşeceğimiz kanunla ilgili olarak bütün komisyonlara,
İçişleri Komisyonuna, Millî Savunma Komisyonuna, Sağlık
Komisyonuna ve Plan ve Bütçe Komisyon Başkanlığına
yazılar gönderdi, dedi ki: Tali komisyon olarak görüşünüz, görüşlerinizi
de Plan ve Bütçe Komisyonuna bildiriniz. Değerli arkadaşlarım,
bütün komisyonların, alt komisyonların tamamı da
görüşecekleri birkaç madde olmasına karşın, hepsi, Plan ve
Bütçe Komisyon Başkanlığına Biz bu kadar süre içerisinde,
beş gün içerisinde bu kanunu görüşmeyiz. deyip görüş
bildirdiler.
Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonundaki
arkadaşlarımızın hepsi çok çalışkan, hepsi çok
tecrübeli ama Millî Eğitim Komisyonunu, İçişleri Komisyonunu
ilgilendiren, Aile Bakanlığını ilgilendiren, Sanayi Bakanlığını
ilgilendiren konuların tamamının orada görüşülmesi ve
karara bağlanması doğru mu değerli arkadaşlarım?
Ve bugüne kadar gelen yasalar içerisinde 3 tane yasayı bu şekilde
çıkardık, bu 4üncü torba yasa 26ncı dönemin. 2 torba
yasanın daha Plan ve Bütçe Komisyonuna sevk edildiğini öğrendik.
Bugün Meclis Başkanına yaptığımız ziyarette
meseleye el koymasını istedik. Böyle gitmez bu iş.
Başbakanın taahhüdüne rağmen, torba yasalarla, hukukumuza
aykırı yeni usuller icat edilerek işe devam edemeyiz. Her
işin uzmanlık alanı olan komisyonlardan geçmesi ve oradan buraya
gelmesi esastır ama Hükûmet kolayını bulmuş, nereden bulursa
bir yasayı atıyor torbanın içine, başka bir komisyonu
ilgilendiren yasayı atıyor torbanın içerisine
Değerli arkadaşlarım,
Başbakanın sözüyle Artık torba yasa gelmeyecek. dediği
bir ortamda bu Meclise torba yasaları niçin getiriyorsunuz? Kanun yapma
tekniğine aykırı, Plan ve Bütçe Komisyonundaki
arkadaşlarımızın uzmanlık alanının
dışında, diğer komisyonları sıfırlayan
Bakın, şu anda Dışişleri Komisyonunun
dışında Mecliste başka komisyon toplanmadı
değerli arkadaşlarım. Görev yapmıyor kimse, herkes
sıfıra erdi. Toplandıysa bugün bilmiyorum ama şu ana kadar
ihtisas komisyonlarının çoğu toplanmadı. Bu
yanlıştan bir kere kurtulmamız gerekiyor.
Yaptığımız bu teknik, yasama tekniği maalesef usule ve
yasalarımıza aykırıdır değerli
arkadaşlarım.
Ben Başbakanın sözünü size
hatırlatıyorum: Başbakanın sözü eğer sizler için
talimat değilse ben sizlere ne diyeyim değerli
arkadaşlarım?
ERKAN AKÇAY (Manisa) Tavsiye, tavsiye!
LEVENT GÖK (Devamla) Yani bu partiyi Başbakan
yönetmiyorsa
Başbakanın sözünü ben size hatırlatıyorum,
Başbakanın yönettiğini düşünerek söylüyorum, torba yasalar
artık tarihe kalkmışsa gereğini yapınız.
Eğer Sayın Başbakan Ahmet Davutoğluysa bu sözün
gereğini yapınız. Şimdi, siz, o sözü çiğneyerek
Sayın Başbakana karşı geliyorsunuz, parti suçu
işliyorsunuz. Böyle bir garabet durumunuz var değerli arkadaşlarım.
Diliyorum ki bu torba yasalar, bunlar sondur. Çünkü bunlar
Anayasa Mahkemesinin de denetimine tabidir. Bu konuda biz elbette milletin
temel çıkarlarını ilgilendiren konularda yardımcı
oluyoruz ama, değerli arkadaşlarım, Meclisimizin de kanun yapma
tekniğinden aykırı bir usulle yönetilmesinin de önüne geçelim.
Milletimizin bize verdiği yetkiyle Meclisimizin
saygınlığını korumamız gerekiyor, tıpkı
TRT Genel Müdürünün bizlere saygı göstermesi gibi.
Değerli arkadaşlarım, az önce
sözlerim yarıda kaldı ama TRT Genel Müdürünün ben şimdi
izliyorum verdiği bazı demeçleri, Biz zaten randevu vermedik ki.
diyor.
Değerli arkadaşlarım, sizler
şunu TRT Genel Müdürüne sorunuz: Eğer siz randevu konusunda
anlaşmadıysanız sizin özel kalem müdürünüz ve genel müdür
yardımcınız en aşağı kapının önünde
Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerini niçin bekliyorlar, bir sorun
bakalım?
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Bak,
beklemiş işte!
LEVENT GÖK (Devamla) Böyle bir şey olabilir
mi?
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Bak,
beklemiş! Bizi karşılamadı. dediniz. Yalanınız
ortaya çıktı!
LEVENT GÖK (Devamla) Bakın, hayır, ben
TRT Genel Müdüründen bahsediyorum.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Allah Allah!
Adam cenazeden geliyor.
LEVENT GÖK (Devamla) Ve sonuçta, TRT Genel Müdürü,
değerli arkadaşlarım, ortada yok. Bize deniliyor ki: Biz sizi
ağırlayacağız ama TRT Genel Müdürü yok. Nerede TRT Genel
Müdürü? Vallahi bilmiyoruz.
Şimdi, değerli arkadaşlarım,
böyle bir nezaketi
Lütfen, sizler de milletvekili olarak hepimiz birbirimizi
koruyalım. Bir başka zaman, bir belediye, Cumhuriyet Halk Partili bir
belediye size randevu verip de böyle bir muameleyle
karşılaştığınız zaman benim haberim olsun,
hepimizin haberi olsun. Buna engel olmak durumundayız, bir nezaketi,
inceliği göstermek durumundayız.
ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) Sayın
Başkan, biz gittik ziyaret ettik, sizin dediğiniz gibi değildi.
LEVENT GÖK (Devamla) - Sonuçta, Cumhuriyet Halk
Partisinin o gün yaptığı, dün yaptığı ziyareti
biz de hepsini başından sonuna kameralara aldık. Bekliyorum
şimdi, havuz medyasından çıkan yayınlara bakıyorum
hepsine. Gidiyoruz, Genel Müdür, bir saat yok. Nerede?
ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Cenaze
namazında.
LEVENT GÖK (Devamla) - Bir cenazeye gitti. Elbette,
insani bir nedendir, bunu anlayışla karşılarız ama en
azından bir haber verilmesi gerekmez mi değerli arkadaşlarım?
Denir ki
ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Vermişler.
LEVENT GÖK (Devamla) - Biz, yine onu
anlayışla karşılıyoruz, Genel Müdürü bekliyoruz ama
Genel Müdür geldiği zaman karşımıza bir genel müdürün
ötesinde, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekiline bir saygı göstermenin
ötesinde -ne olur bir çay içelim beraber de derdimizi anlatalım, o
olayı çoktan geçtik- karşımızda bir başka tablo var.
Değerli arkadaşlar, TRT, bakın,
kimsenin çiftliği değil, hepimizin vergileriyle geçinen bir kurum.
Elektrik faturalarından pay alıyor ve bandrol ücretlerinden. TRTnin
reklam payı çok düşüktür. Ama elektrik giderlerinin, ödediğimiz
paraların yüzde 2si TRTye gidiyor. Şimdi, böyle bir kurumda
hepimizin hakkı var, hukuku var. Ayrıca, TRTnin kuruluş
yasası var, Anayasa var. Anayasanın 133üncü maddesi diyor ki:
Tarafsız olacaktır TRT. Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanun ne diyor: Bütün partilere
karşı eşit olacaktır ve hiçbir çıkar çevresinin inanç
veya düşüncesinin menfaatlerine alet olmayacaktır. Yine, Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun ne
diyor: Siyasi partiler ve demokratik gruplarla ilgili tek yönlü veya taraftar
nitelikte bir yayın yapamaz.
Şimdi değerli arkadaşlarım, az
önce anlattım, 4 Ocak 2016da TRT Türkte bir program
yayınlanıyor. Bu programda Cumhuriyet Dönemi, Atatürk, İsmet
İnönü yerden yere vuruluyor. Yani bunlara sizin gönlünüz razı
mı, gönlünüz razı mı? TRT tarafsız olacak. Tarafsız
olması gereken bir kurum tarafından Cumhuriyet Halk Partisine ve
cumhuriyetin kurucu değerlerine saldırı
yapılmasını siz benimsiyor musunuz? Yani lütfen, siz de burada
sesinizi yükseltin, siz de yükseltin ve TRT Genel Müdüründen hesap sorun.
TRT Genel Müdürüne biz bir dosya
hazırladık, Atatürkün, İsmet İnönünün camilere yapmış
olduğu tüm yardımları gösteren listeyi sunduk. Ben o
programı savunuyorum. diyor TRT Genel Müdürü. Yok canım. Tam
tersine, bana, Ben o programı inceletiyorum, gereğini
yapacağım. demesi gerekirdi. Ama -karşımızda- bir
anda, Sizler burada, burayı işgal etmeye mi geldiniz? Ben zaten o
programda hiçbir şey görmedim. diyen bir anlayışla
karşılaşıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, bu görmüş
olduğunuz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, Türkiyenin, Türkiye tarihinin en
köklü bir partisinin mensuplarıdır. Biz hakkımızı
şu ana kadar kurda, kuşa yedirmedik, TRT Genel Müdürüne asla
yedirmeyiz, asla! Öyle bir hakkı yoktur! Bizler de hep beraber, bu
aynı gemide, bütün kurumlarla, Meclisle, milletvekilleriyle, saygı
ortamını bekliyoruz. Önceki yıl, şimdiki Cumhurbaşkanı,
o zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan
ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) Sayın
Cumhurbaşkanı.
LEVENT GÖK (Devamla)
diyor ki: Seçilmişleri
atanmışlara kurban etmeyiz. Öyle mi? Bu sadece sizler için mi
uygulanacak? Cumhuriyet Halk Partililer için ne olacak? Herkes bilsin ki,
Cumhuriyet Halk Partililerin biz tırnağını dahi feda
etmeyiz. Biz sadece saygı bekliyoruz, o kadar.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Gök.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi
lehinde ikinci söz hakkı Amasya Milletvekili Naci Bostancıya aittir.
Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) Sayın
Başkanım, değerli arkadaşlar; Mecliste görüşeceğimiz
yasa önemli hususları içeriyor. Bazı maden işletmeleri zorluklar
yaşıyor malum gelişmeler dolayısıyla, ona ilişkin
düzenlemeler var oradaki çalışan işçilerin hâllerine
ilişkin. Biyometrik kimlik düzenlemesi var, bunu
konuşacağız, müzakere edeceğiz. Er ve erbaşlara
ilişkin bir düzenleme var bu önümüze gelecek yasada. Yine, asgari ücretin
düzenlenmesine yönelik bir teklifimiz olacak. Ümit ve temenni ederiz, bunlar,
Meclisin imkânları çerçevesinde müzakere edilir ve yasalaşarak toplumun
çeşitli kesimleri böylelikle bu düzenlemelerden faydalanırlar.
Planlamamız, bugün dâhil
çalışmanın bitimine kadar olmak üzere ama sizler de
yakından biliyorsunuz, değerli muhalefet grup başkan
vekilleriyle istişare ederek makul ve uygun bir biçimde bu yasaları
tamamlamaya çalışacağız. Ümit ederim, hayırlı bir
şekilde noktalarız.
Çok fazla konuşmayacağım. Levent Bey
-Sayın Gök- TRTye ilişkin konulardan bahsetti. Sevimsiz bir olay
olmuş. Gönlümüz, tabii, böyle bir olay olsun istemezdi ancak biz yasama
organı mensuplarıyız; bürokrasi veya yürütmenin çeşitli
parçaları, devlet mekanizmasına ilişkin görev üstlenenler,
atanmışlar eğer hata yapıyorlarsa yasama organı
mensuplarının, partilerin, bunları nasıl denetleyecekleri
konusu açık; bunları konuşuruz, müzakere ederiz, gerekenleri
söyleriz. Bu çerçevede bir denetim gerçekleşir usulüne uygun bir tarzda.
Sayın Gök TRTnin yapmış
olduğu yayına ilişkin bir problem teşhis etmişse bunu
dile getireceği çok çeşitli mecralar var tabii. Biz de memnuniyetle
dinleriz ve demokrasinin bir gereği olarak, emin olun, muhalefet
başımızın tacıdır, son derece önemlidir bizim
için. O bakımdan, bu sevimsiz olayın yaşanmasını
temenni etmezdik. Bize hikâye edilen biçimi daha farklı. Tabii, bunu
konuşmak lazım, anlamak lazım. Fakat şu kadarını
söyleyeyim: Sayın Gök son derece zarif bir biçimde CHPli belediyelerde
eğer siz bir zorluk yaşarsanız lütfen beni arayın. dedi,
bize çok nazik bir biçimde bir yöntem gösterdi ama TRTde bir problem
yaşadı, bizi aramadı. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Eğer aramış olsaydı Sayın Gök o
zaman, böyle, sevimsiz yaşanmış bu olayı çok da
ortalığa dökülmeden nezaket içerisinde halletmek mümkündü. Sayın
Gökte bu nezaket var zaten. Eminim, TRT Genel Müdürü de aynı nezaketi
gösterirdi. Böylelikle bu tür konuların topluma mal olmasının ve
bir tür atanmış-seçilmiş tartışması
yaşanmasının önüne geçmiş olurduk. Buna imkânımız
olmadı ama bundan sonra bu tartışmayı fazla büyütmeden
nazikâne bir biçimde sonlandırmak mühimdir diye düşünüyorum.
Müzakerelerimiz hayırlı olsun diyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Bostancı.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi
aleyhinde ikinci söz hakkı Diyarbakır Milletvekili İdris
Balukene aittir.
Buyurun Sayın Baluken. (HDP sıralarından
alkışlar)
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce, burada
Sayın Naci Bostancının atanmış ve seçilmişlerle
ilgili kendilerine bilgi iletilmediği için sıkıntılar
yaşandığı bilgisinin ne kadar doğru olduğunu
Genel Kurulla paylaşmak istiyorum.
Bugün itibarıyla sokağa çıkma
yasağının olmadığı Şırnak iline
milletvekillerimiz alınmadı. Dün gece Şırnaka
alınmayan milletvekillerimiz Midyatta konaklamak istediler ancak bütün
girişimlerimize rağmen, merkezi düzeyde bakanlıklarla, AKPnin
sorumluluk vermiş olduğu yetkililerle görüşmemize rağmen
milletvekillerinin bir şehre girmeleri bile engellenecek bir tutum ortaya
konuldu.
Bu vali meselesini defalarca dile getirdik
zaten; telefonlara bile çıkmıyorlar Sayın Bostancı.
Defalarca burada söyledik yani yüz yüze görüşmeler ya da telefonla olan
iletimleri bırakıyoruz Genel Kurulda defalarca söyledik bunu.
Şırnak Valisi herhangi bir milletvekilinin telefonuna çıkmıyor;
hâlâ aynı saygısızlığı, aynı densizliği
göstermeye devam ediyor. Ne yaptınız? Atanmışlar
karşısında sanki seçilmişlerin hukukunu o kadar
korumuş bir hassasiyetiniz var da bazı şeyler eksik
kalmış üzerinden. Burada yanlış bilgilendirmeler
yapmayın.
Bugün Silopide olan 2 milletvekilimizin
kaldığı eve polis, asker tarafından baskın
yapıldı. Artık milletvekillerinin bulunduğu yerlere yönelik
de her gün kapılar kırılarak baskınlar yapılıyor.
Bunun nasıl bir izahatı olabilir? Eğer gerçekten bu yönlü bir
hassasiyetiniz varsa biz defalarca Mecliste bunu niye dile getirmek zorunda
kalıyoruz? Ayıp değil mi? Ben söylerken utanıyorum,
milletvekilinin itibarını bu kadar ayaklar altına alan bir
söylemi buradan ifade ederken utanıyorum, siz dinlemekten ya da buna çare
aramaktan herhangi bir sıkıntı duymuyorsunuz.
Sayın Bostancı buraya çıkıp
üniversite hocası edasıyla sürekli birilerinin yaptığı
konuşmaları değerlendirir. Ama kusura bakmayın Sayın
Bostancı, siz de bütün gerçek bilgileri ters yüz ederek, çarpıtarak
bir sükûnet maskesi adı altında burada sunmayı, o şekilde
demagoji yapmayı bir prensip, bir ilke edinmişsiniz. Bunu hiç
yakıştırmadığımızı ifade etmek
istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bakın, bugün
ülkenin her tarafında kan akıyor. Bu kürsüye her geldiğimizde bu
söylemimizden rahatsız oluyorsunuz. Bu Parlamentonun asıl gündeminin
o olması gerektiğini söylüyoruz. Israrla her gün grup önerisi getirip
bu konuda Meclisin bir çare bulması gerektiğini, bir çözüm üretmesi
gerektiğini söylüyoruz ama siz ısrarla buna karşı büyük bir
savunma reaksiyonu gösteriyorsunuz.
Bu haftanın gündemine bakın. Yani çözüm
üretmesi gereken, akan kanı durdurması gereken, iç politikada,
dış politikada rasyonel aklı araması gereken Meclis torba
yasalarla uğraşıyor, halkın gerçek gündemiyle hiçbir ilgisi
olmayan yasal düzenlemelerle vakit geçiriyor.
HALİS DALKILIÇ (İstanbul) Asgari ücret
halkla ilgili değil mi? Er, erbaş halkla ilgili değil mi?
İDRİS BALUKEN (Devamla) Bütün
bunların tartışılacağı zeminler, zamanlar var,
bütün bunlar tartışılabilir ama ülkenin bir tarafında kan
gövdeyi götürürken, dünyanın en büyük metropolünde canlı bombalar
patlayıp dışarıdan gelen yurttaşlar, insanlar
yaşamını yitirirken bu Meclis saatlerdir Hükûmetten bir bilgi
edinme hakkını bile maalesef kullanamadı.
İşte, Cumhuriyet Halk Partisinin
grup başkan vekili ifade etti, biz ifade ettik; bilgimiz yok, yayın
yasağı var, yabancı ajanslardan dinliyoruz. Hükûmet yetkilisi
gelsin, burada Meclisi bilgilendirsin diyoruz. Hiçbiriniz, sanki bu sizin
sorununuz değilmiş gibi, sanki bilgi edinme sorumluluğu bir tek
bizim üzerimizdeymiş gibi buna yönelik bir duyarlılık
göstermiyorsunuz. Meclis kapanacak, biz bugün ülke tarihinin en kanlı
katliamlarından biriyle ilgili bu Mecliste, bir tek bilgilendirme cümlesi
duymadan, bu Meclisten çıkacağız. Ayıp değil mi yani
bundan sıkılmıyor musunuz? Bundan
sıkılmıyorsanız sorun var demektir. Milletvekili olan, o
sorumluluğu yüreğinde hisseden bundan sıkılır. Sadece
muhalefet söyledi diye değil. Biz bunu dile getirdiğimizde sizin grup
başkan vekillerinizin derhâl İçişleri Bakanına, çok
meşgulse o bilgiyi alabilecek başka bir bakana ulaşıp
Parlamento, bilgilendirme istiyor, hemen buraya gelmeniz gerekir.
şeklinde buradaki talebi iletmesi gerekiyordu ama maalesef, bütün bu
katliam süreçlerinden korktuğunuz için, bunlarla ilgili
sorumluluğunuzun açığa çıkacağından
korktuğunuz için bilgi vermekten de korkuyorsunuz.
Ankara katliamının önergesini
getirdik, reddettiniz. Ya, niye reddediyorsunuz? Diyarbakır
katliamının üstüne gidilseydi Suruç katliamı olmayacaktı.
Siz de bizden daha iyi biliyorsunuz. Suruç katliamının üstüne
gedilseydi Ankara katliamı olmayacaktı; Ankara katliamının
üstüne gidilseydi bugün İstanbulda bomba patlamayacaktı. Buna
rağmen ısrarla niye bu Meclisi işlevsizleştiriyorsunuz?
Bilinçaltınızda şöyle bir şey olabilir mi? Meclisin zaten
bir işlevi yok, halka bunu gösterelim, bu Meclis halkın gerçek
gündemine çözüm üretmekten uzak, o nedenle bu Meclisten yetkileri alıp bir
kişiye, bir yere, bir adrese, bir saraya verelim. Biz, böyle
düşünüyoruz, bizim aklımıza bu geliyor. Onun
dışında halkın gerçek gündemine bu kadar
sırtını dönmek, bir milletvekilinin, bir Parlamentonun
hakkı değildir. Ben gelmeden hemen, şimdi Cizreden bana telefon
geldi; 35 kişilik bir aile üç gündür üzerine top mermisi
yağdığını söylüyor, yan komşusunun iki gün önce
vurulduğunu söylüyor. Telefon numarasını kürsüden
paylaşayım. dedim. Rica ediyorum, kürsüden paylaşmayın,
beni ertesi gün katlederler ama merak eden milletvekillerine benim telefon numaramı
verin, iktidar partisinden milletvekilleri de beni arasınlar. Bir
haftadır kuru ekmek yiyoruz, 35 kişi
sığındığımız bodrum katında bir
haftadır kuru ekmek yiyoruz. Hadi biz neyse, bebeklerimiz var,
çocuklarımız var, onları kuru ekmekle beslemek zorunda
kalıyoruz." diyor. Bunu hangi biriniz vicdanınıza,
yüreğinize sığdırıyorsunuz?
AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) Ne
vicdanı be!
İDRİS BALUKEN (Devamla) Hâlâ
Diyarbakırda yerde olan cenazeler var. Yirmi bir gün oldu, yirmi bir gün
sokakta cenaze kalır mı? Yirmi bir gün, bir devlet sokaktan bir
cenazeyi ailelere teslim etmiyorsa o devletin devletliği falan ortadan
kalkmıştır. Ayıptır, günahtır,
yazıktır. 70 yaşındaki bir ana, on iki gündür, Diyarbakırda
çocuğunun cenazesini almak için açlık grevine başlamış,
bedenini açlığa yatırmış. Hangi birinizin vicdanı
bunu kaldırabilir? Buna karşı bu Meclis bir şey yapmayacak
da neyi tartışacak, neye çözüm üretecek?
HALİS DALKILIÇ (İstanbul) Belediye
alacak, belediye.
İDRİS BALUKEN (Devamla) Bu
belediyeler meselesini uzun uzun konuşuruz, hiçbirinizden o anlamda
korkumuz yok. Dört aydır -İçişleri Bakanına sorun-
müfettişin olmadığı belediyemiz yok. Merak etmeyin, dört
aydır gece gündüz orada yattılar, bir tek şeye
ulaşamadılar. En ufak bir hırsızlık olsaydı, bütün
kamuoyunu ayağa kaldırıp çarşaf çarşaf onu deklare
ederlerdi. O yüzden onunla ilgili
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Kaç tane
belediye başkanın tutuklandı? Kaç belediye başkanı
tutuklandı söyle?
İDRİS BALUKEN (Devamla)
Nasıl?
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Kaç belediye
başkanı şu anda tutuklu?
İDRİS BALUKEN (Devamla) 20nin
üzerinde belediye başkanımız...
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Tamam.
Demek ki varmış, İçişleri Bakanlığı
bulmuş.
İDRİS BALUKEN (Devamla) Niye
tutuklu biliyor musun?
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa)
Varmış demek ki. Boşa konuşuyorsun.
İDRİS BALUKEN (Devamla)
Hırsızlıktan tutuklu değil işte.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Hadi
oradan!
İDRİS BALUKEN (Devamla)
İşte, sizin belediye başkanlarınızın tutuklanma
gerekçesi yok.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Biz kendimiz
atıyoruz, kendimiz. Kendimiz ihraç ediyoruz, farkımız bu.
İDRİS BALUKEN (Devamla)
Halkının özgürlüğünü savunduğu için, halkının öz
yönetim hakkını savunduğu için tutuklu.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri,
lütfen, hatibi dinleyelim efendim.
İDRİS BALUKEN (Devamla)
Bilmediğin nokta o senin.
BAŞKAN Sayın Baluken, Genel Kurula
hitap edin efendim.
İDRİS BALUKEN (Devamla) Bir tek
belediye başkanımız hakkında hırsızlıktan
dolayı tutuklama yok.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Bak,
burada konuşuyorsun sizi dikkate alan yok artık çünkü yalan
konuşuyorsun.
İDRİS BALUKEN (Devamla)
Hırsızlık bulamadıkları için, öz yönetim dediği
için tutukluyorlar işte. Bakın, bu öz yönetim meselesiyle ilgili
2004te çıkardığınız kamu yönetimi reformuna
bakın. Onun dışında bir şey söyleyen kimse yok.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Bir
şey bulamadılar. diyor, 20 belediye başkanı
tutuklanmış, Bir şey bulamadılar. diyor. Niye
tutukladılar? Bulunmuş demek ki bir şey.
İDRİS BALUKEN (Devamla) Hiç kimse
bir şey bulamadı. Terbiyesizlik yapma! Terbiyesizlik yapma! Buradan
söz hakkımı gasbetme.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, lütfen,
rica ediyorum efendim, hatibi dinleyin.
İDRİS BALUKEN (Devamla) Tek bir
hırsızlık getir buraya.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Doğru söyle
orada!
İDRİS BALUKEN (Devamla) Hiçbir belediye
başkanımız hırsızlıktan tutuklanmadı.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Boşa
savunma.
BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) Senin mayanda var,
mayanda.
AHMET YILDIRIM (Muş) Ya, bir sus, sus!
BAŞKAN Sayın milletvekilleri
İDRİS BALUKEN (Devamla)
Halkının özgürlüğünü savunduğu için, Türkiyede demokrasiyi
savunduğu için cezaevine gönderildi.
AHMET YILDIRIM (Muş) Başkan böyle mi
olur ya!
BAŞKAN Lütfen hatibi dinleyelim.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Milletin
paraları nereye gidiyor, nereye gidiyor milletin paraları?
İLYAS ŞEKER (Kocaeli) Teröre destek
vermekten tutuklandı.
İDRİS BALUKEN (Devamla) Hiçbirinin öyle
bir iddianamesi yok.
BAŞKAN Lütfen hatibi dinleyelim.
İDRİS BALUKEN (Devamla) Bilmiyorsan
araştır ve öyle konuş.
Sayın Başkan, müdahale edecek misiniz
buna!
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, rica
ediyorum, lütfen!
İLYAS ŞEKER (Kocaeli) Hepsi teröre
destek verdiği için tutuklandı.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Baluken.
BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) Ölümler
konuşulurken orada kıs kıs gülüyordun.
İDRİS BALUKEN (Devamla) Sayın
Başkan, herhâlde süreyi uzatacaksınız.
BAŞKAN Bir dakika ilave veriyorum Sayın
Baluken.
Buyurun efendim.
İLYAS ŞEKER (Kocaeli) Sonuçta herkese
sataşma oluyor.
İDRİS BALUKEN (Devamla) Burada böyle
bağırarak, çağırarak bizi susturamazsınız. Biz ne
gerçeklerin
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Siz de yalan
söyleyerek susturamazsınız!
AHMET YILDIRIM (Muş) Yalancı sensin,
sen! Yalancı! Terbiyesiz!
İDRİS BALUKEN (Devamla) Sen yalan
söylüyorsun, sen yalan söylüyorsun! Gel, burada, kürsüde hangi yalanı
söylüyorsam söyle!
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, böyle bir
usul yok efendim!
BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) Gel, gel buraya!
Allahsıza bak!
AHMET YILDIRIM (Muş) Gel buraya, gel! Sen gel
ya!
BAŞKAN Sayın milletvekilleri
AHMET YILDIRIM (Muş) Terbiyesiz!
BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) Otur be yerine,
otur!
İDRİS BALUKEN (Devamla) Cenazeleri yerde
değil mi? 11 çocuklu Taybet ananın cenazesi on gün yerde kalmadı
mı?
İLYAS ŞEKER (Kocaeli) Otur yerine!
Dağın başımı burası! Otur yerine!
AHMET YILDIRIM (Muş) Önce bir onları
söyle; car, car, car bağırıyor burada!
İDRİS BALUKEN (Devamla) Cenazeyi
gasbedip defnetmediniz mi? Bunların hangisi yalan? Hangisi yalansa gel
söyle!
OKTAY ÇANAK (Ordu) Sizin hayatınız
yalan!
AHMET YILDIRIM (Muş) Kökünüz yalan, kökünüz!
İDRİS BALUKEN (Devamla)
Söylediğimiz hiçbir şeyde yalan yok. Biz burada neyi dile
getirmişsek, doğruları söylüyoruz.
BAŞKAN Değerli milletvekilleri, rica
ediyorum, hatibi dinleyelim efendim!
İDRİS BALUKEN (Devamla) Siz bu Meclisi
işlevsizleştirmek istiyorsunuz, biz bu Meclisi, halkın Meclisini
sizin yalanlarınıza teslim etmeyeceğiz.
AHMET YILDIRIM (Muş) Başkan, bizden mi
rica ediyorsunuz, bizden mi rica ediyorsunuz Başkan!
Konuşturmadı işte!
BAŞKAN Tüm milletvekillerinden rica ediyorum.
İDRİS BALUKEN (Devamla) Burada bizi
susturacak bir güç yok.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) Sizi dikkate
alan yok!
AHMET YILDIRIM (Muş) Gel sustur bakayım!
İDRİS BALUKEN (Devamla) Hiç kimse bizi
susturamaz.
Halkın gündemiyle ne kadar ilişkili
olduğunuz buraya getirdiğiniz torba yasalarından bellidir. Bu
yol, yol değildir; bu yol birçok hükûmeti tarihin çöp sepetine götürdü,
aynı şekilde de bu yolda ısrar ederseniz bu günleri mumla
ararsınız.
Hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Baluken.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi öneriyi oylarınıza
sunacağım: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Öneri kabul
edilmiştir.
Birleşime kırk beş dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 20.20
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati:
21.11
BAŞKAN:
Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ
KÂTİP ÜYELER
: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Zihni AÇBA (Sakarya)
------0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 26ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu
açıyorum.
Alınan karar gereğince sözlü soru
önergelerini ve diğer denetim konularını görüşmüyor ve
gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler kısmına geçiyoruz.
1inci sıraya alınan Askerlik Kanunu ile
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Isparta Milletvekili
Süreyya Sadi Bilgiç ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili
Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ile 35 Milletvekilinin; Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun görüşmelerine
başlayacağız.
X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Askerlik Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ve Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent
Turan ile 35 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/414, 2/338) (S. Sayısı: 60) (x)
BAŞKAN Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Komisyon Raporu 60 sıra
sayısıyla bastırılıp
dağıtılmıştır.
Sayın milletvekilleri, alınan karar
gereğince bu tasarı İç Tüzükün 91inci maddesi kapsamında
temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul
edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan
maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.
Tasarının tümü üzerinde grupların söz
talepleri vardır, bunları bilginize sunuyorum: Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına Erhan Usta, Samsun Milletvekili; Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Zekeriya Temizel, İzmir Milletvekili;
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ve Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu adına henüz isim bildirilmemiştir. Bildirildiğinde
bunları da bilginize sunacağım.
Gruplar adına ilk söz talebi, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Erhan Usta, Samsun Milletvekiline aittir.
Süreniz yirmi dakikadır.
Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından
alkışlar)
MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) Teşekkür
ederim.
Sayın Başkan, Genel Kurulun çok
değerli milletvekilleri; Askerlik Kanunu ve Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
hakkında görüşlerimizi iletmek üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Şimdi, bir kanun tasarısı ve bir
kanun teklifi birleştirilerek Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü ve
Genel Kurula da bu şekilde geldi. Tabii, Hükûmet bir yandan Bir daha
torba yasa görüşmeyeceğiz. diyor fakat yine bir torba kanun
görüşüyoruz. Sayın Başbakan açıklama yapıyor ama o
açıklamaların anlaşılıyor ki bu anlamda
baktığımızda çok da fazla bir kıymeti olmuyor. Çünkü,
bugüne kadar Plan ve Bütçe Komisyonunda bizim görüştüğümüz ve Genel
Kurula inen kanunların geçici bütçe kanunu dışındaki
tamamı torba yasa. Hani, böyle arızi olur, bir defa olur, böyle
hızlı bekleyen işlerdir, anlaşılabilir ama
tamamının torba yasa olması
Bir tanesi hariç, o da muhtemelen
5018e aykırı olacaktı o nedenle oldu diye düşünüyorum. Dolayısıyla, bu torba yasa
her şeyi tahrip ediyor, mevzuatı tahrip ediyor, kurumların
fonksiyonlarını düşürüyor, kanun yapma kalitesini
azaltıyor, komisyonların fonksiyonlarını azaltıyor.
Özellikle, burada, Sayın Başkanım, mesela, bu
görüştüğümüz kanun tasarısı tali komisyonlarda da
görüşülmeden Plan ve Bütçe Komisyonuna geldi. Bakın, 6 tane
farklı komisyonu ilgilendiren bir tasarı ve teklif hiçbir komisyonda
görüşülmeden buraya geldi. Tabii, orada Vakit yoktur. veya
Görüşülemeyecektir. şeklinde bir yazı alınarak bugün bu
yapılıyor. Burada ben Meclis Başkanlığının
da bu konuya müdahale etmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani, o zaman
sadece Plan ve Bütçe Komisyonu olsun, her şeyi orada görüşelim,
başka bir yerde bir şey görüşülmesin, böyle bir şey olamaz.
Kanun kalitesi açısından bu son derece kötü bir durumdur. Buna
lütfen müdahale edilsin çünkü bakın, burada bugün görüşeceğimiz
konular sadece mali konular değil; sektörel konularda, kurumsal konularda,
mesleki konularda bir sürü detayları olan ve o açılardan kendi
komisyonlarında görüşülmesi gereken hususları sadece mali bir
perspektifle Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmek zorunda kalıyor veya
hiç ihtisası olmayan konularda Plan ve Bütçe Komisyonundaki üyeler
birtakım şeyleri ifade etmek durumunda kalıyorlar. Bu
yanlış bir şey. Bunlara müdahale edilmesi gerekir.
Tabii Torba yasa her şeyi
tahrip ediyor. diyorduk. Biz bu torba yasayı Plan ve Bütçe Komisyonunda 5
ayrı bakanla görüştük. 5 ayrı bakan orada Hükûmeti temsil etti.
Tabii, teorik olarak herhangi bir bakanımız Hükûmeti temsil edebilir
ancak orada ihtisas komisyonundan murat konunun enine boyuna incelenmesidir
uzmanları tarafından ve muhataplarının da uzman olması
gerekir. Hükûmet tarafında da ilgili bakanların orada görünmesi
gerekir. 5 ayrı bakanla görüştük, daha garibini ben size söyleyeyim,
5 ayrı bakanın da 3 tanesinin bir tane dahi maddesi yok yani o yasayla
kendi bakanlığının hiçbir ilgisi, alakası yok. Bu
şekilde, böyle verimsiz ortamlarda kanun yapılıyor ve buraya
kanunlar geliyor. Tabii, bu durum da aslında sayın bakana
Bakın
tutanaklar incelensin arkadaşlar, lütfen, yani buna bakmamız
lazım, özellikle iktidar grubundaki milletvekili
arkadaşlarımıza seslenmek istiyorum, tutanaklar incelensin,
orada ısrarlı sorularımız var, hiçbir tanesine cevap
vermemiş, ağzını açmadan toplantıyı bitiren
sayın bakanlarımız var. Yazıktır, Hükûmete de
yazıktır çünkü ne söyleyecek? Hiçbir şey söyleyecek durumu yok,
hiçbir şey ifade edecek durumu yok. Bu sefer ne oluyor? Milletvekilleriyle
sürekli bürokratlar muhatap oluyor. Ben de bürokrasiden geldim, bürokratlarla
muhatap olmaktan bir şikâyetimiz yok esas itibarıyla ama Hükûmetin
fonksiyonu ayrıdır, bürokratın fonksiyonu ayrıdır.
Bürokratın söyleyeceği şey bir yere kadardır, orada
Hükûmetin siyasi olarak o kanunun arkasında olabilmesi lazım, onun
Hükûmeti temsil edebilmesi lazım oradaki sayın
bakanımızın. Buralarda çok ciddi sıkıntılarla bu
kanunlar buralara geliyor. Bu da kanunların zaten kalitesine de
Yapılan işlerin iki gün sonra tekrar değiştirilmesi
şeklinde birtakım sorunlara yol açtığını biliyoruz.
Kanunların dolayısıyla kalitesine de bunun etkisi olduğunu
hep beraber görüyoruz.
Diğer bir
yanlışlık: Şimdi, tasarılar büyük ölçüde
kurumların görüşü
alınmadan geliyor. O görüşmelerde bunların hepsi ortaya
çıktığı için söylüyorum. Tutanaklardan bunlar
incelenebilir. İlgili kurumların görüşü
alınmamış, ilgili kurumlara son dakikada haber verilmiş,
kurumlar Plan ve Bütçe Komisyonunda temsil edilmiyor yeteri kadar. Bu
şartlarda, şimdi, tabii ki sayın bakanların orada
imzası olması tasarı olması açısından yeterlidir ancak
bakan imzası, çoğu zaman kurumun görüşü anlamına gelmez.
Kurumun, bakın, hiçbir şekilde önergelerden veya tasarıdan
haberi olmadan orada görüşüldüğüne biz çok şahit olduk.
Diğer bir husus -şimdi, geneliyle ilgili
tabii bu sıkıntıları anlatmaktan, biz, maalesef, konunun
içeriğine de giremiyoruz çoğu zaman- etki analizi konusudur. Etki
analizi hem 5018 sayılı Yasanın emrettiği hem de
aslında bütün uluslararası normlar çerçevesinde, uluslararası
uygulamalar çerçevesinde yapılması gereken bir husustur. Kanunen zorunluluk
olmakla birlikte
Yani mesele şudur: Bir kanun tasarısı veya
teklifi burada görüşülürken, komisyonda veya Genel Kurulda
görüşülürken bunun arkasında bir kısım kurumların
görüşlerinin olması lazım ve bunun ne getirdiğine, sosyal
ve iktisadi açıdan ne tür maliyetler, ne tür faydalar
doğurduğuna ilişkin çalışmaların
yapılması lazım. Bakın, bu çalışmalar hiç
yapılmadan kanunlar buraya getirildiği için iki günde bir aynı
konuda kanun çıkartıyoruz. Birazdan ben size bunların
örneklerini vereceğim. Yani bugün bir yasa çıkartıyorsun,
arkasından ne olacağını hiç düşünmemişsen
Bir
sene sonra ciddi istihdam kayıpları oluşmuş, ciddi
sıkıntılar oluşmuş, ondan sonra tutuyorsun iki gün
sonra başka bir yasa getiriyorsun, sonra bir daha başka bir yasa
getiriyorsun. Hem adaletsizlikler doğuruyor hem de iktisadi açıdan
ciddi sorunlar ortaya çıktıktan sonra ancak bazı şeylerin
farkına varıyoruz. Hâlbuki işte, etki analizi
yapılmış olsa sorun aşamasına kadar olacak işler
baştan öngörülür ve daha kaliteli, ülkeye daha faydalı yasalar yapma
imkânımız olur.
Şimdi diğer bir husus, bu yasada ortaya
çıkan bir husus yine, diğer yasalarda da aynı şey
vardı, Hükûmette ciddi bir öngörü sorunu olduğunu görüyoruz.
Nasıl oluyor diyeceksiniz? Şimdi, örneğin asgari ücret
konusunda, asgari ücretin geçici bütçe kanun tasarısının görüşülmesi
esnasında gördük. Sayın Maliye Bakanımız da buradalar. Ben,
kendisine, 10 Aralık günü Plan ve Bütçe Komisyonunda, birkaç gün sonra da
Genel Kurulda sordum: Sayın Bakan, bu geçici bütçe yasasında asgari
ücretin artırılmasından kaynaklanan yükün bir
kısmının işverenler üzerinden alınmasına
ilişkin bir hüküm, bir mali boyut var mı, yok mu? Bunları hem
bizim bilmemiz lazım hem sizin bilmeniz lazım hem de Genel Kurulun
bilmesi lazım. Bunların bu hesaplar içeresinde olması lazım
diye ısrarlı sorularımıza rağmen -tutanaklarda
bunların hepsi var- bunların hiçbirine cevap verilemedi. Son anda bir
şeyler yapılmaya çalışıldı, o da
başarılamadı. Şimdi gecikmeli olarak, 1 Ocak geldikten
sonra gecikmeli olarak bu tasarıda bu konuya ilişkin çözüm
aranıyor. Bunun içeriğiyle ilgili yani bizim de olumlu olduğumuz
yanları var ama usul açısından söylüyorum. Bunları çok daha
önceden öngörüp buralara getirmemiz lazım. Çünkü ekonomik hayat canlı
bir şekilde devam ediyor. Böyle bir öngörü sorunu var.
Madencilik Kanununda da -birazdan
detaylarını göreceğiz- aynı sorun var. Sektör üzerinde
ciddi etkileri olabilecek bir kısım yükümlülükler getiriyorsunuz
işletmeler üzerine. Bunların bir kısmı gerekli olabilir.
Bakın, iyi veya kötü anlamında demiyorum fakat bu yükler getirilirken
bunun arkasında ne tür sonuçlar doğuracağına ilişkin
hiçbir çalışma yapılmadığı için -az önce etki
analizi bağlamında bahsettiğim hususlar- ondan sonra
tutuyorsunuz belli bir süre sonra Ya, bu çok fena oldu. Hadi bu yüklerin bir
kısmını alalım. diyorsunuz. Ne için yapıyorsunuz?
Kamu işletmelerinde yüklerin bir kısmını alıyorsunuz,
e bu sektörde özel sektör işletmeleri var. Onlar ne olacak? Aradan on ay
geçiyor, şimdi de özel sektör işletmelerinin yükünü almaya
çalışıyorsunuz. Bunu yaparken hepsi birbirinden kopuk
-bakın, birazdan rakamlarla vaktim kalırsa ifade edeceğim,
çarpıklığı sizin gözlerinizin önüne de sereceğim-
meseleleri buraya getiriyorsunuz. Ondan sonra da böyle bir sorunu çözmeye
çalışıyoruz. Fakat başlangıçta işi ciddi
öngörmeden, sonradan böyle, kervan yolda düzülür misali, el yordamıyla
iş yapmanın artık iyice bir alışkanlık hâline
geldiğini biz burada görüyoruz. Bu örnekleri artırabiliriz.
Şimdi, adaletsizlikler içeriyor bu kanun
tasarısı. Nasıl adaletsizlikler içeriyor? Örneğin,
şimdi, asgari ücretin artırılmasıyla ilgili yükler geldi
işveren üzerine diyoruz. Burada yükleri paylaşıyoruz. Bizim de
kabulümüzdür. Oraya katkımız da oldu. Birazdan detayları
vaktimiz olursa konuşacağız. Ama örneğin, BAĞ-KUR
esnaf ve çiftçilerin herhangi bir yükünü omuzlamıyoruz, devlet olarak
bunlara bir katkı vermiyoruz. Hâlbuki özellikle BAĞ-KUR esnaf ve
çiftçiler, bunlar zor geçinen, kıt kanaat evine ekmek götüren
vatandaşlarımız bizim. Niye bunu düşünmüyoruz? Böyle adaletsizlikler
içeriyor. Bunlara da bir bakmamız lazım.
Veya dövizli askerlikle ilgili hususlarda
Şimdi, dövizli askerlik bedellerini düşüreceğiz ancak bedelini
yatırmış olanlar, askerlik işlemi kendisi
açısından tamamlanmamış olsa dahi onlara iade yapılmayacağını
söylüyoruz. Yani 6 bin eurosunu yatırdıysa onu
yatırdığıyla kalıyor. E, diğerini bin euoraya
düşürüyorsunuz. Böyle adaletsizlikler içeriyor yani vicdani açıdan
ciddi sorunlar var bu anlamda.
Daha önemlisi arkadaşlar, bu tasarıda
Anayasaya aykırılıklar var. Ne tür aykırılıklar
var? Mesela, bir tanesi Maden Kanunuyla ilgili yine. Burada Bakanlar Kuruluna
hiçbir sınır olmaksızın yetki veriliyor. Yani hangi süreyle
bu destek verilecek, hangi miktarlarda verilecek, hangi kriterlere göre
verilecek, bunların hiçbirisine ilişkin bir belirleme olmadan -ki bu
Anayasaya aykırı bir durumdur- böyle bir kanun metniyle bugün
karşı karşıyayız.
Yine, Sayıştayla ilgili düzenlemede
Sayıştaya ilişkin daha önceden yapılan bir düzenlemede
biliyorsunuz Anayasa Mahkemesine gidilmiş ve Anayasaya
aykırılıktan dolayı iptal edilen madde üzerinde düzenleme
yapılıyor ancak yapılan bu madde de apaçık bir şekilde
yine Anayasaya aykırı. Bunun detaylarını da birazdan
konuşacağız.
Şimdi, tasarılar Meclise iyi
çalışılmadan geliyor, bu çok nettir arkadaşlar. Komisyonda
yaşadıklarımızı görseniz bana hak vereceksiniz ama
bunların hepsi tutanaklarda var. Yani birçok meseleyi orada böyle zar zor,
işte, sayın bakanların, bürokratların ağzından
rakamlar alarak
Rakamlar iyi çalışılmamış, konu iyi
çalışılmadan oraya getirilip birtakım işler
yapılıyor. Bizim yaptığımız hesaplar neticesinde
aslında yapılan işlerdeki yanlışlıklar da orada
kaç defa tespit edildi. Yani konunun iyi çalışılması
lazım. Alelacele iş yapmak ayrı bir şeydir, kaliteli
iş yapmak ayrı bir şeydir. Acele yapılmasına veya
hızlı hareket edilmesine bir şey dediğimiz yok ama kalite
sorunu varsa buna bakmamız gerekiyor.
Yine, gerekçeleri son derece yetersiz. Şu
gerekçelere bir bakın Allah aşkına, bu kanun tasarısı
ve tekliflerde, maddeler gerekçelerden daha açık. Yani bu gerekçelerle,
yeterli hiçbir değer ifade etmeyen gerekçelerle buraya gelinmiş
durumda.
Şimdi, birkaç konuda biraz daha izniniz olursa
detaya girmek istiyorum. Bir de bu tasarının genel bir özelliği
de sorun çözücü değil, sorunu erteleyici. Mesela, buna bir örnek vereyim.
Şimdi, burada, 5inci madde albaylarla ilgili. Albay rütbesindeki
subaylarımızı -işte, orada çok yığılma var-
bunları erken emekli etmeye yönelik bir teşvik, esas itibarıyla
düzenleme bu.
E, şimdi, bakıyorsunuz, sorun
yapısal. Sorun, az önce ifade ettim, Millî Savunma Komisyonunda
görüşülmemiş. Aslında yapısallığı şu:
Şimdi, bekleme süreleri var biliyorsunuz subaylıkta; işte,
teğmenlikte üç yıl, üsteğmenlikte şu kadar, işte
kimisinde üç, kimisinde beş, kimisinde altı yıl, albaylıkta
sekiz yıl, bir kısım, işte, eğitim alırsa üç
yıla kadar daha veriliyor, başka bir şey yapılırsa
beş yıla kadar daha ilave veriliyor, on üç yıla kadar
çıkarılıyor. Şimdi, aslında yapılması
gereken şey bir optimizasyon meselesidir. Yani diğer rütbelerden
hızlı hızlı geçince albaylıkta ciddi bir
yığılma oluyor. Ondan sonra bu yığılmayı ne
yapacağız? Bu başımıza sorun oldu. E, bunlar albay
rütbesindeki insanlar, her işi de yaptıramıyorsunuz, haydi
bunları bir teşvikle erken emekli edelim. Böyle bir şey olabilir
mi arkadaşlar? Yani dün iktidara gelmiş bir siyasi parti böyle bir
şeyi getirebilir. Kaldı ki 2008de buna benzer bir düzenleme tekrar
yapılmış.
Bakın, sorunları yapısal olarak
çözmek yerine hep böyle pansuman tedbirlerle meseleleri çözmeye
çalışıyoruz. Bu, Millî Savunma Komisyonunda görüşülmeliydi
ve bunların yapısal olarak çözülmesi gerekir. Çok kısa, ben
arkadaşlara söyledim, Bana bir akşam bir Samsun pidesi ikram edin,
ben bir akşamda bunun nasıl olacağını size
Bir
optimizasyon meselesidir, bir matematik meselesidir. O bekleme süreleriyle
yeniden oynayarak bu sorunun bir daha oluşmamasını sağlayabiliriz.
diye de ifade ettim. Şimdi, ona ilişkin hiçbir şey yok.
Sayın Bakan, bu konuda bir şey yapılacak mı? Efendim,
2017deki Yüksek Askerî Şûrada buna ilişkin bir şey
görüşülecek. Allah Allah, yani daha bu Askerî Şûrada da değil,
bir sonraki Askerî Şûrada daha görüşülecek, ne zaman
yapılacağı belli değil.
Emin olun, hepimiz canımız sağ olursa
burada göreceğiz, üç beş yıl sonra benzer bir düzenleme tekrar
getirilmek zorunda kalacak. Bu ülkenin kaynakları, arkadaşlar, bedava
mı? Bu insanlar kolay mı yetişiyor? Albay
yetiştiriyorsunuz, yaptıracak iş bulamıyorsunuz, ondan
sonra erken emekli etmek için teşvik veriyorsunuz. Ya, burada herkesin,
tüyü bitmemiş yetimin hakkı yok mu bu bütçede? Nasıl bunlar
olabiliyor? Ve on üç yıllık bir iktidar yapıyor bunu,
bakın, bir yıllık olursunuz, iki yıllık olursunuz.
Askerin her şeyine müdahale etmeyi biliyoruz. Askerle ilgili her
düzenlemede Hükûmet Ben siyasi iktidarım, bu benim hakkımdır.
diyor, tamam. Vesayeti de sona erdirdim. diyorsunuz ama on üç
yıldır olan bir sorunu, on üç yıllık iktidar bu sorunu
çözmüyor, şimdi tekrar bu sorunu böyle pansuman tedbirlerle çözecek bir
maddeyle buraya geliyor. Bunlar son derece yanlış meseledir.
Daha garibini söyleyeyim mi size? Millî Savunma
Bakanına soruyorum: Bu kapsamda kaç tane subay var? 1.071 tane. Efendim,
peki, 1.071 tane subayın hepsi Ben bu haktan faydalanmak istiyorum.
deyip yarın dilekçesini verirse hizmette bir aksama olmaz mı?
diyorum, Olmaz. diyor. Vah diyorum ya, bu ülkenin hâline vah. 1.071 tane -küçümsemek
için söylemiyorum- odacıyı, temizlik şirketi elemanını
herhangi bir kurumdan alın, dışarıya koyun, hizmette aksama
olur. Fakat 1.071 tane albayı alıyorsunuz, emekli ediyorsunuz
aynı gün, hizmette aksama olmuyor. Bu nasıl bir iştir
arkadaşlar? On üç yıllık iktidardan sonra hiçbir siyasi partinin,
hiçbir hükûmetin böyle bir maddeyle gelmemesi lazım. Bu utanılacak
bir şeydir ve bu kamu kaynakları bedava değil. Orada, Ordu
Akkuştaki şehit olan gencimizin, Nuh Özdemirin evini biliyoruz,
değil mi? Baraka, dışı sıvasız, birkaç günde,
birkaç saatte ancak gidilebildi, içerisi muşambayla döşenmiş.
Yani bir barakada yaşayan insanlarımız var bizim. Bu toplumun
hakkıdır. 1.071 tane subayı bir gecede emekli edeceğiz ve
Türkiyede hizmette hiçbir aksama olmayacak ve bunu Millî Savunma Bakanı
söyleyebiliyor. Yani, bunlar kabul edilecek şeyler değil.
Şimdi, Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığının getirdiği, Maden Kanununa ilişkin
bir hüküm var, bir madde var. Şimdi, burada konu hiçbir şekilde
çalışılmamış -Sayın Bakan burada mı,
bilmiyorum- yani düzgün bir şekilde çalışılmamış.
Orada zaten ortaya çıktı, bir gün müsaade ettik, ertesi gün geldiler,
rakamlar havada uçuşuyor, yani bürokratlar konuya hâkim değil, ortada
bakan yok. Ondan sonra oturuyorsunuz, orada kendiniz hesap yapıyorsunuz.
Bir hesap yaptık ki kamuda daha önceden
Biliyorsunuz, az önce ifade ettim
-burada zaten yani iktidar grubu partisinden bir milletvekili
arkadaşımızın ifadesidir, çok rahat kullanıyorum, onun
söylemesiyle zaten o apaçık ortada, bu daha kibar bir şekilde- el
yordamıyla yasa yapılınca böyle oluyor bu ülkede.
Şimdi, Maden Kanunuyla ilgili, tamam, orada
bir hassasiyet oluştu, işçilerimize haklar verilmesine hiçbir
itirazımız yok, o haklar verilsin ama bu haklar verilirken bunun
ekonomi üzerinde, işletmeler üzerinde, toplum üzerinde ne tür etkisi
olacak, bunları ölçerek vermek gerekirdi. Hiçbir şey ölçmeden
veriyorsunuz. Tamam, bir kısım etkiler sonradan ortaya
çıkıyor, kamu işletmelerine veriyorsun. Ondan sonra, on ay sonra
özele veriyorsun. Ya, kardeşim, şu kamu işletmelerine verirken
bunun özel sektördeki işletmeler üzerinde de bir etkisi
olacağını o gün niye düşünmüyorsun, o gün niye bu
çalışmalar yapılmıyor? İflas eden işletmeler
oluyor, kapanan işletmeler oluyor, 10 bine yakın iş kaybı
oluyor; ondan sonra tutuyorsun, Ben bu meseleyi çözmek için yasa getiriyorum.
diyorsun. İstihdam kayıplarını nasıl önleyeceğiz?
İşletmeler el değiştirdiyse o insanların
haklarını nasıl ödeyeceğiz? Bugün bu düzenlemenin
yapılacağını bilseydi adam belki o gün o işletmesini
satmayacaktı, belki bedavaya verdi. Yani bu tür adaletsizliklerle, bu tür
iş bilmezliklerle iş yapılıyor.
En son getirildiğinde ne oluyor, biliyor
musunuz? Detaylarını arkadaşlarımız anlatacak ama ben
size bir tane de orada hesaben şahsımın bulduğu bir
şeyi söyleyeyim aldığımız rakamlardan
çıkardığımız: Kamu işletmelerinde ton
başına üretime destek 17,3 TL, 17 lira veriliyor. Bakanlar Kuruluna
yetki veriyor, özel için ne verileceği belli değil. Onun Anayasaya
aykırı olduğunu o yüzden ifade etmiştim. Ancak orada
Sayın Müsteşara sorduğumuzda, Efendim, işte, asgari
ücret
Orada kriter değişikliği filan var. Onların bize
verdiği rakamlardan hesap ediyoruz ki özel sektörde ton başına
95,5 lira verilecek. Niye veriyorsun? Yani devlet tarafında ton
başına destek 17 lirayken özel sektör tarafında niye 95 lira
verelim? Bu milletin parası bedava mı? Bu paranın nereye kadar
ulaşacağı konusunda hiç kimsenin bir fikri yok. Bakın, biz
buna özü itibarıyla desteklenmesi gerekiyor, orada istihdam kaybı
oluşmasın diyoruz ama bu milletin parasını
kullanıyorsak hesabını, kitabını güzel yaparak
işi yapacağız, işi getireceğiz. Öyle,
çalışılmadan başı boş bir şekilde
Biz
nasıl olsa Bakanlığa gideriz., bir kısım
arkadaşlar öyle söyledi iktidar grubundan, Ya, Bakanlık bunu
çalışır, Bakanlığa güvenelim. Kardeşim,
güvenmiyorum. Yetki istiyorsun Mecliste, Meclisin bütçe hakkı diye bir
şey var. O zaman hiçbir şey bu Meclise gelmesin. Sonsuz bir yetkiyle
Bakanlığa yetki verilsin, ondan sonra Bakanlık istediğini
yapsın, böyle bir şey olur mu? Bir hukuk devletinde bu olmaz. O
yüzden onun Anayasaya aykırılığını zaten iddia
ediyorum. Biz vereceğimiz önergeyle burada kriterler koyarak bunu
geliştirmeye çalıştık, onu da arz edeceğiz sizlere.
Diğer bir husus asgari ücretle ilgili konu.
Asgari ücretin artırılmasının toplum üzerinde, ekonomi
üzerinde bir yükü olacak. Bunu, bir yıllığına Hükûmet
işverenler üzerinden iki yükün bir kısmını almayı
öngörüyor. Biz de buna katılıyoruz. Biz hatta dedik ki, bunun
kapsamı dar olmasın, bunun kapsamını geniş
tutmamız lazım. Çünkü kayıt dışılık fazla bu
ekonomide. Sadece asgari ücretliler için olmaz, asgari ücretin üzerindeki
miktarlar için de
Daha sonra verilen önergelerle bu bizim görüşlerimiz
çerçevesinde düzeltildi. Fakat orada eksik kalan bir şey: Esnaf, çiftçi ve
BAĞ-KURluların durumuna ilişkin herhangi bir şey
yapılmadı. Bununla ilgili, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim
verdiğimiz önerge de maalesef kabul edilmedi. Bunların durumunun da
düzeltilmesi gerekir, burada ciddi bir adaletsizlik vardır; belli bir süreyle
bu mükelleflerin üzerinden bir kısım yükün de alınması
gerekir. Bir miktar söyleyeceğim hususlar da vardı, onları daha
sonra ifade ederim.
Ben Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Çok teşekkür ediyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Usta.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir
Milletvekili Zekeriya Temizel
Buyurun Sayın Temizel. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz yirmi dakikadır efendim.
CHP GRUBU ADINA ZEKERİYA TEMİZEL
(İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 60 sıra sayılı Askerlik Kanunu ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına
söz aldım. Sözlerime başlarken öncelikle İstanbul
katliamını lanetliyor, yaşamını kaybedenlere rahmet,
yaralılara sağlıklar diliyorum. Yabancı ülkelerin neredeyse
tüm yayın organlarında yayınlanan Türkiyede büyük kentlerde
toplu katliamlar gerçekleştirilebilecek. şeklindeki bu tür bilgilere
karşın bunun önlenememesinden de çok büyük üzüntü duyuyorum.
Değerli milletvekilleri, bir kanun
görüşüyorsunuz. Büyük bir olasılıkla yüzde 90ımıza
yakın bir kısmı bu kanunun nelerden ibaret olduğunu
bilmiyor, buradaki görüşmeler sırasında bilecek. Biz de Plan ve
Bütçe Komisyonunda bunu görüşürken gerçekten bilmiyorduk; her dakika oraya
yeni bir madde gelerek, her dakika değişik bir önerge gelerek, hatta
sıra sayıları, vesaireleri, her şeyi değişerek
bir şekil aldı. Oradan sonraki düzenlemeden sonra neler
yaptığımızı toplu olarak gördük.
Değerli milletvekilleri, bu tasarının
1 ve 2nci maddesi 1111 sayılı Askerlik Kanununda
değişiklik yaparak bedelli askerliği düzenliyor, 2 maddesi bu.
3 ve 4üncü maddesi, bedelli askerlikten hemen sonra
210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanununda
değişiklik yaparak bazı kâğıtların, örneğin
nüfus cüzdanlarının bedelini belirliyor. Bedelli askerlikten sonra
nüfus cüzdanlarının bedeline yani 210 sayılı Kanuna
atlamak ilginç bir rastlantı.
5inci madde, yeniden Türk Silahlı Kuvvetlerine
dönüyor, o da Türk Silahlı Kuvvetlerinin personeliyle ilgili bir
düzenleme. Değişik nedenlerle yığılmış olan
albay kadrosundaki personelin, gönüllü emeklilik ve ikramiye teşvikiyle
eritilmesini veya bu sorunun ortadan kaldırılmasını
amaçlıyor.
Sonra, birdenbire Maden Kanununa geçiyoruz 6ncı
maddeyle. Maden Kanununun geçici 28inci maddesiyle daha önce
yaptığımız bir yasayla, aşırı olduğunu
düşündüğümüz ve yarattığımız yükümlülüklerin
belirli bir kısmının devlet tarafından
karşılanmasını amaçlıyoruz. Buna yeniden
döneceğim.
Daha sonra 7nci maddeye geçiyoruz. Konu birdenbire
değişiyor, madenlerden Elektronik İmza Kanununa geçiyoruz.
Madenden Elektronik İmza Kanununa atladınız, dikkatinizi
çekerim.
Bu maddeden sonra tam 9 madde, tamamen Nüfus
Hizmetleri Kanunuyla ilgili düzenlemeler.
Daha sonra, birden 5510 sayılı Kanuna
geçiyoruz. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa
eklenen ve de asgari ücretin 1.300 liraya çıkması nedeniyle
işveren üzerindeki yükün paylaşılmasına dönük bir
düzenleme.
Sonra, asgari ücretten birdenbire Mali Tatil
Yasasına atlıyoruz. Mali Tatil Yasasının
değiştirilmesiyle ilgili maddenin bu kadar ivediliği, buraya
sokulmasının manası nedir? Bunu takdirlerinize
bırakıyorum.
Daha sonradan da 19uncu maddeyle, daha önceden
Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen ve verilen sürenin dolması
nedeniyle de mutlaka boşluğun doldurulmasını gerektiren
Sayıştayın, Anayasa'nın 160ıncı maddesi
uyarınca yapması gereken denetime ilişkin Anayasa Mahkemesi
kararlarını giderecek, onlara karşılık verecek bir
yasal düzenleme. Bu olması gerekiyor. Bu amaçla yapılmış
olan bir olay.
Şimdi, değerli arkadaşlar, ne yapmaya
çalışıyoruz? Bu olaya dikkatli olarak bakmamız gerekiyor
yani burada sadece göstermelik bir oyun mu oynuyoruz, bir tasdik makamı
olarak bir şeyleri mi tasdik ediyoruz yoksa Meclisin asli fonksiyonu olan
yasa yapma görevini yerine getirmek için mi bulunuyoruz? Meclisin yasa yapma
görevini yerine getirmek için burada bulunuyorsak, yasa koyucu işlevini
görüyorsak eğer, burada, getirilen her düzenlemenin ayrıntısıyla
tartışılması, konuşulması gerek, ondan sonra
karar vermeniz gerek. Bu kadar karmakarışık bir yasanın bu
şekilde görüşülmesini neyle sağlıyoruz? Bunu torba yasa
olarak adlandırdığımız bir yasa, temel yasayla
yapıyoruz. İç Tüzük'ün 91inci maddesine göre bunu temel yasa olarak
görüşüyoruz şimdi. Peki, İç Tüzük'ün 91inci maddesi bir
yasanın temel yasa olarak görüşülmesi için hangi şartları
koşuyor? Bunların hepsini 91inci maddeyi açtığınız
zaman olduğu gibi görürsünüz ama birkaç tanesine bakalım: Bir hukuk
dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak
değiştirecek biçimde genel ilkeler içeren... Şimdi, bu 1inci
maddesi. Yaptığımız yasa -biraz önce söyledim ana
başlıklar itibarıyla neleri değiştirdiğimizi-
gerçekten bir hukuk dalını sistematik olarak değiştiren bir
yasa mı? 1inci maddeden itibaren hayır, böyle bir şey
değil. İkinci olarak Kişisel veya toplumsal yaşamın
büyük bir bölümünü ilgilendirmesi... Bu doğru, bu doğru ama
toplumsal yaşamın tamamını birden ilgilendiren bir olay
değil, birisi dağda, birisi bağda; birisi adli tatil, birisi
Silahlı Kuvvetler olmak üzere çok değişik kısmını
kısım kısım ilgilendiriyor, kısım kısım
ilgilendiriyor, bunun mantığı yok. Demek ki bunu da
karşılamıyor. Kendi alanındaki özel kanunların
dayandığı temel kavramları göstermesi
Hayır,
sistemlerle ilgili hiçbir şey yok, getirip bir geçici madde koyuyorlar
zaten, bir geçici maddeyle bunu yapıyorlar. Özel kanunlar arasında
uygulamada ahenk sağlanması vesaire vesaire
Şimdi, değerli arkadaşlar, siz
İç Tüzükü yapmış ve bu İç Tüzüke bağlı olarak
çalışan bir Meclissiniz, göreviniz de buna göre
tanımlanmış. Peki, kendi yaptığınız ve
uymanız gereken 91inci maddeye tamamen aykırı olarak
gelmiş bir temel kanun varsa ne yaparsınız? Ne
yaparsınız? Buna bir bakmamız gerekiyor. Bu, 91inci maddedeki
hiçbir özelliği taşımıyor. Peki, bu kanunu İç Tüzüke
aykırı olarak nasıl yapıyoruz? Biz yaptık, oldu.yla
yapıyoruz. Maalesef gidebileceğiniz bir merci de yok çünkü Meclis
kendi uygulamasıyla fiilî olarak İç Tüzük ihlali yapıyor ve
Tüzükü değiştiriyor, bu yerleşiyor. Bunun sonucunun ne
olacağı konusuna özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu, hukuk
devletinden, hukuk sisteminden ayrılmanın birinci
kavşağıdır, birinci kavşağıdır. Ne
zamanki yasa yaparken yasa yapmak üzere koyduğunuz kurallara
aykırı davranırsınız, hukuk devleti yolunun birinci
sapağından saptığınız anlamına gelir bu. Biz
sapıyoruz, büyük bir hızla sapıyoruz.
Şimdi, değerli arkadaşlar, biz
komisyondan geldik, İnşallah, Genel Kurul bu tanımlamanın
içerisinde yer almaz. diyoruz, almayacağını umuyoruz.
Bir tasdik makamına geldik. Hâlbuki biz
tasdik makamı değiliz, kanun yapıcıyız. Komisyonlarda
da tasdik makamı değil, tashih makamıyız yani düzeltme,
oraya gelen yasaları hakkaniyete, adalete uygun bir şekilde düzeltme
makamıyız. Ancak bütün bunları yapmak için bu konuda bir
uzmanlığımızın olması da gerekiyor.
Plan ve Bütçe Komisyonunda bu konu geldi,
temel kanun olarak görüşülmeye başlandı ve diğer
komisyonlar bu konuyla ilgili olarak tek bir görüşme ve inceleme
yapmadı. Şimdi net olarak soruyorum: Nüfus Kanununda nüfus
işleriyle ilgili olarak yapılan 9 maddelik düzenlemeye
İçişleri Komisyonundan bir arkadaşımızın -var
mı bilmiyorum ama- Ya, bu benim alanım kardeşim, benim bunu
görüşmem lazım; ben bu konuda uzmanım, bu konuda söyleyecek bir
şeylerim var. diye ortaya çıkması gerekmiyor mu? Bu
denmediği takdirde bizim diyecek pek fazla bir şeyimiz kalmıyor.
Kanuna bile giremiyoruz dikkat ediyorsanız. Bunu söyleyecek o.
Maden Kanunuyla ilgili bir düzenleme
yapacaksınız. Peki, bu Komisyonun üyeleri Bir dakika, bir dakika
arkadaşlar, şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyetinde, şimdiye
kadarki idari uygulamalarda, yasalarda asla görülmemiş bir uygulama
yapıyoruz. Daha önce yaptığımız bir yasayla pek fazla
ayrıntılı tartışmadan, düşünmeden
yaptığımız bir yasayla belirli bir kesimdeki yükleri birdenbire
artırmışız, istihdamın çökmesine neden olmuşuz.
Bunu nasıl telafi edebiliriz? Dünyada bir maden faciasından sonra
yapılan düzenlemeler genellikle o işçinin
sağlığını korumaya dönük, iş güvenliğini
sağlamaya dönük, özellikle madenlerdeki güvenlik önlemlerini artırmaya
dönük, maden işletmesine dönük olarak yaptırımlarken biz birdenbire
bunların ücretlerini artırmak suretiyle aynı felaketin,
aynı belanın içerisinde bırakmışız. Şimdi
bunun üstünde ciddi çalışalım, ciddi olarak
değiştirelim
Üstelik bunu yaparken başka bir olayla daha
karşı karşıya geliyoruz. Burada daha önceden bu yasadan
yararlanmayan 170e yakın -sayısını tam olarak bilmiyorum
şu sırada, ne kadar olduğunu yakında göreceğiz- maden
işletmesinde bundan ne kadar ödeme yapacağımız konusunda
bizim bir sınırımız yok.
Biliyorsunuz, Büyük Millet Meclisi, Anayasamız
gereği olarak sınırları belli olmayan hiçbir harcamaya izin
veremez. Siz yasa yapma yetkinizi, sınırları belli olmayan,
kapsamı belli olmayan, neye mal olacağı belli olmayan bir
yetkiyi devrederek kullanamazsınız, kullanmamamız gerekiyor.
Yanlış anlamayın; dikkat ediyorsanız, burada oturup da bir
eleştiri ya da sırf laf olsun diye söylenen lafları
söylemiyoruz. Burada yaptığınız düzenlemelerin büyük bir
kısmı seçim bildirgelerinde yer aldığı için bizler
tarafından da farklı şekilde savunuldu, farklı şekilde
gerçekleştirileceğine ilişkin yöntemler de gösterildi. Biraz
önce konuşan MHP sözcüsü arkadaşım belirtti; sayın
arkadaşlar Şunu çekin, aşağıda oturalım, bir alt
komisyonda yarım saat çalışsak biz bunun çatısını
kurarız, iki saat sonra da Anayasaya uygun bir düzenleme yaparız,
dolayısıyla da eğer bu konuda birikimi olan insanlar varsa
bunların tamamının birikiminden yararlanırız. Derdimiz
burada bağcı dövmek değil. Ülke adına bir şeyler yapıyorsunuz,
bir seçimden çıkmışsınız, seçim vaatlerini yerine
getirmeye çalışıyorsunuz. O zaman, düzenlemeleri doğru
yapalım. Bu düzenlemeleri doğru yapalım da iki gün sonra yeniden
yeni bir torba açıp bütün bunların hepsini
doldurmayalım.dır çabaların tamamı fakat olmadı. Bu
kanun kesin olarak hatalı geldi, yanlış geldi, düzenlemeleri de
yanlış oldu.
Bu Komisyon askerlikle ilgili, gerçekten de bir sürü
insanın vicdanını doğrudan doğruya ilgilendiren
düzenlemeler yaptı. Peki, Millî Savunma Komisyonundan arkadaşlar Ya,
bir dakika Allah rızası için, biz de bu konuda uzmanız, bizim de
söyleyecek bir şeylerimizin olması gerekiyor. diyemeyecekler miydi?
Denmedi. Biz, sessiz sedasız bir şekilde üç tane torba kanunun
içerisinde, ciddi anlamda, Silahlı Kuvvetler ve de Silahlı Kuvvetleri
Personel Kanunuyla ilgili ciddi reformlar yaptık, daha doğrusu,
yaptığımızı zannediyoruz ama bu, aynen bileşik
kaplar gibi. Maliyeyle uğraşanlar çok net olarak bilirler, ücret
düzenlemeleri belirli bir denge içerisinde gider. Askerlerde, onlarla kıyaslanabileceklerle
aşırı farklar yaratabilen bir düzenleme
yaptığınız zaman, örneğin hemen arkasından
polisler gelir Biz de isteriz. diye. Askerlere, polislere
yaparsınız; polislere de yapıyorsunuz şimdi. Ondan sonra
kim gelecek? Yargı gelecek, hemen gelecek. Ondan sonra kim gelecek?
Kısacası, ödeneklerini, maaşlarını bütçeden alan
herkes kuyruğa girecek. Böyle bir kısır döngünün içerisine
girdiğiniz andan itibaren oradan çıkması zordur, zordur, laf
olsun diye demiyorum, yaşamış bir insan olarak söylüyorum,
gerçekten zordur. O nedenle de bütün bunların hepsini, sistemli bir
şekilde çalışarak, neye mal olacaksa hakkaniyeti ve adaleti de
mutlaka sağlayacağınızı göz önünde bulundurarak yapmak
zorundasınız.
Şimdi, çok önemli bir düzenleme daha
yapıyorsunuz, özellikle kimlik kartlarındaki kimlik bilgilerinin biyometrik
olarak depolanmasıyla ilgili, düzenlenmesiyle ilgili. Değerli
arkadaşlar, şunu okumadan kesin geçmeyeceğim:
Anayasamızın Özel hayatın gizliliği
başlıklı 20nci maddesi kişisel verilerle ilgili olarak
Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde ve kişinin
açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin
korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir. diyor.
Biyometrik verilerin saklanmasıyla ilgili olarak yasal düzenlemeyi siz bu
Meclisten geçirdiniz mi? Geçirmedik. Tasarı hazır, bekliyor.
Öncelikle görüşülmesi gereken bu tasarı. Avrupa Birliğine girmek
için kapıda bekliyoruz. Bu koşullar altında özel hayatın
gizliliğine ilişkin, verilerin saklanmasına ilişkin bu
düzenlemeyi yapmadan siz oturup da biyometrik verilerle ilgili olarak başka
bir yasal düzenleme yapamazsınız. Yaparsanız eğer
Anayasayı ihlal etmiş olursunuz.
Ben gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum.
Bunların normal komisyonlarında görüşülmesi,
değerlendirilmesi, sonra komisyonlarda birleştirilmesi,
bakanlıklardan kanunlarla ilgili olarak gereken görüşlerin
yazılı olarak ve sistematik olarak alınması, sonra
bunların buralarda görüşülmesi öyle çok büyük zaman alacak bir olay
değildir. Sizi temin ederim, kazanacağınız zaman bir günden
fazla değildir. Böyle bir çalışma olduğu zaman herkes
özveride bulunur ve bunların hepsini çıkartabilir. Ancak, bu olmaz.
Meclis işlevine sahip çıkmadığı sürece biz bu
kısır döngünün içerisinde çırpınıp duracağız
gibi gözüküyor.
Değerli arkadaşlar, Maden Kanunuyla
ilgili arkadaşlarımız ayrıntısıyla
konuşacaklar ama bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. O kanunla ilgili
olarak, o madenlerdeki karşılanacak olan miktarı verilebilir
ifadesiyle veriyorsunuz. Hâlbuki, yasal düzenlemelerde hangi koşullarda
kime verileceğini çok net bir şekilde yazmanız lazım, aksi
takdirde bu keyfîlik olur. Biliyorsunuz, bizde, idarede pasif sorumluluk diye
bir şey yoktur; yapmadığınız zaman size kimse bir
şey demez, yaptığınız zaman der. Dolayısıyla,
bu tür yasaları düzenlerken bu özelliklere, bu ayrıntılara kesinlikle
ve kesinlikle dikkat etmeniz gerekir. Özellikle, asgari ücretle ilgili olarak
yaptığımız düzenlemelerde çok önemli bazı
değişiklikler yaptık. Bundan bir hafta önce yapılan
görüşmeler sırasında eğer gruplar arasında mutabakat
sağlanmış olsaydı, asgari ücret nedeniyle ortaya çıkan
yükün dağıtımına dönük olarak bir kanun maddesi teklif
olarak verilecek ve buradan geçirilecekti. Anlaşma olmadı -çok
şükür olmamış- geçmedi. Daha sonra Plan ve Bütçe Komisyonuna
geldi ve gece saat on birde Bakanlık tarafından getirilip oradaki bir
arkadaşımız tarafından imzalanan bir teklifle, bir hafta
önce anlaşma sağlansa geçecek olan maddeden tamamen farklı, daha
ileri, daha düzgün -kabul etmek gerekiyor- bir madde geldi. Şimdi önünüze
o gelecek. Ben net olarak şunu söylüyorum: O madde de yanlış.
Nitekim, o maddedeki eksikliği gidermek için yarın Plan ve Bütçe
Komisyonunda görüşeceğimiz torbanın içerisine özel bir madde
konmuş, daha kanunu çıkarmadan torbasında devamı geliyor.
Bunun sonu gelmez, bunun sonu gerçekten gelmez. Bu konularda çok ivedi olarak
önlemler almak, bazı şeyleri sonuçlandırmak zorundayız.
Burada kanunların engellenmesi gibi bir
yetkimiz yok, biliyorsunuz, çoğunluğunuz var, Plan ve Bütçe
Komisyonunda da yok ancak Plan ve Bütçe Komisyonunda harcama hakkı ve
gelir olarak bütün düzenlemelerin hepsinin büyük ölçüde devletin
sorumluluğunda olacağı da göz önünde bulundurularak orada 25
kişiye 15 kişi olan, tam anlamıyla bir denge yansıtmayan
bir yapı var. Bu, tamamen Plan ve Bütçeyle ilgili mali yasaların, mali
hukukun görüşülmesi
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ZEKERİYA TEMİZEL (Devamla) -
açısından geçerli bir şeydir. Siz bu olayı eğer bütün
kanunların görüşülmesinde yapmaya kalkarsanız işte bu,
Anayasanın ruhuna aykırı bir olaydır. Anayasanın
direkt olarak maddesine aykırı demiyorum, Anayasanın ruhuna
aykırı bir olaydır.
Gördüğüm kadarıyla burada söylenenlere
Başkanlık Divanı da, kimse de pek fazla itibar etmiyor. O
nedenle, hepinize saygılar sunuyorum. Allah sonunu hayır etsin. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Temizel.
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına
Ahmet Yıldırım, Muş Milletvekili.
Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP
sıralarından alkışlar)
Süreniz yirmi dakikadır.
HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öncelikle, 60 sıra sayılı Yasa
Tasarısı üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz
almış bulunmaktayım. Esasa geçmeden önce, bu torba yasanın
usul açısından birçok yönüyle problemli olduğunu Komisyon
çalışmaları sırasında bütün muhalefet partileri
üyeleri olarak ifade ettik. Özellikle usul açısından problem
taşıyan noktaların bir kısmını benden önce söz
alan muhalefet partisi hatipleri dile getirdiler. Hükûmetin ve AKPli
yetkililerin bir daha torba yasa çalışmalarının
olmayacağını ve bunun Başbakanın talimatı
olduğu yönündeki beyanatlarının Başbakan
Yardımcısı tarafından ifade edilmesi üzerinden daha bir
yıl geçmedi. Ancak, Plan ve Bütçe Komisyonunda torba düzenlemeye dair
bakan ve Komisyon Başkanının da bu konuda torba yasaları
çok savunabilir durumda olmadıklarını müşahede
ettiğimizi ifade etmek isterim fakat bugün yeniden yasama faaliyetini,
deyim yerindeyse, ayaklar altına alan birçok düzenlemeyi içermektedir bu
torba yasa.
İlgili ihtisas komisyonlarının
hiçbirinden görüş alınmamıştır. Değerli
arkadaşlar, sadece bu 21 maddelik torba yasada en az 5-6 ihtisas
komisyonundan geçerek Plan ve Bütçe Komisyonuna gelmesi gereken maddeler
diğer ihtisas komisyonu bölümleri pas geçilmek suretiyle, deyim
yerindeyse, yangından mal kaçırılırcasına yasalar
çıkarılmaktadır. Bir: Bu maddelerin Adalet Komisyonuyla ilgili
boyutu vardır, Millî Savunma Komisyonuyla ilgili boyutu vardır,
Anayasa Komisyonuyla ilgili boyutu vardır, Dışişleri
Komisyonuyla ilgili boyutu vardır, Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuyla ilgili boyutu
vardır, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar Komisyonuyla ilgili
boyutu vardır. Bu saydığım ihtisas komisyonlarında bu
maddelerin büyük çoğunluğu görüşülmeden Plan ve Bütçe
Komisyonuna gelmesi yasama faaliyeti açısından birçok probleme
tekabül etmektedir. Birazdan açacağım üzere, özellikle Değerli
Komisyon Başkanımızın bu itirazlarımıza
verdiği cevap çok manidardır. Bu komisyonlardan siparişle
getirilmiş birer görüş üzerinden, fiilî imkânsızlık
nedeniyle komisyonumuzun toplanamayacağı ifade edilmekte, Plan ve
Bütçe görüşsün. Anayasayla direkt ilgili boyutu var, Toplanma zaman ve
fiiliyatına, pratiğine sahip değiliz. Dışişleri,
Millî Savunma, Çalışma ve Sosyal İşler hak getire. Biz de
Komisyon çalışmalarında itiraz ettik: Oldu olacak, bütün
ihtisas komisyonlarını lağvedelim, Meclisi bir tek ihtisas
komisyonuna indirgeyelim, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonundan ibarettir., siz
sağ biz selamet kurtulalım! Düşünün, askerlikle ilgili 2 temel
madde var, Millî Savunma Komisyonunun görüşü yok. Sayıştayla
ilgili bölüm, fazla değil, iki yıl önce Anayasa Mahkemesi
tarafından iptal edilmiş, bir düzenleme bir iki kelime
değiştirilerek zorla Meclisten geçirilmeye
çalışılmakta, Anayasa Komisyonunun görüşü yok.
Burada özellikle ifade etmek isterim ki yasama
faaliyeti boşa çıkarılmıştır bizzat siyasi
iktidar tarafından. İhtisas komisyonları yok
sayılmıştır. Oldu olacak, açık söylüyorum, bütün ihtisas
komisyonlarını birleştirelim, bir tek komisyon üzerinden bu
işi yürütelim çünkü iktidarın acelesi var, yangından mal
kaçırıyoruz biz. Enine boyuna tartışılmadan, uzman
görüşleri gelmeden, tali komisyonlarda görüşülmeden yasa maddeleri geçirilmeye
çalışılıyor. Özellikle, Anayasa Mahkemesinden dönmüş
ve önceki torba teklifte madde metninden çıkarılan
Sayıştayla ilgili düzenleme gibi, Anayasaya aykırılık
teşkil ettiği Anayasa Mahkemesi tarafından tescil edilmiş
olan bir tasarıyı bütün itirazlarımıza rağmen
Komisyondan geçirmiş, Genel Kurula indirmiş bulunmaktayız.
Burada usul üzerine söylenebilecek çok husus olmakla
birlikte, özellikle askerlik, asgari ücretle ilgili, özellikle varsıllara,
büyük şirketlere, büyük ölçekli iş çevrelerine dönük yaratılan
pozitif ayrımcılığa dair görüşlerimi ifade etmek
istiyorum. Bütün demokratik ülkelerde vatandaşın bir konu
hakkındaki beyanı esas iken antidemokratik ülkelerde
vatandaşın değil, devletin talimatlarının esas
alındığı ve topluma zorla dercedildiği
fiiliyatıyla karşı karşıya bulunmaktayız. Bu
konular kamu uygulamalarında birçok çelişki yaratmaktadır.
Öncelikle, vatandaşların sonraki hayatlarını etkileyecek
bir dizi mağduriyet silsilelerini açığa çıkarabilecek olan
ve kamuda da verilen kararların yanlışlıklarından
dolayı tazminat yüklerine ve yanlış algıların
yerleşmesine neden olacak düzenlemeler Meclise indirilmiş
bulunmaktadır.
Askerlik konusu, Türkiyenin en üst hukuksal metni
olan, o faşist 12 Eylül darbesinin gölgesinde
çıkarılmış olan 12 Eylül 1982 Anayasasında bile
zorunlu değildir. Bakın, o askerî darbenin ürünü olan Anayasada bile
askerlik zorunlu olarak neşredilmemiştir. Şöyle ki: Bir birey
çeşitli nedenlerden dolayı askerlik kurumunun içerisinde yer almak
istemiyor olabilir. Üyesi olmaya çalıştığımız,
bunun için büyük çabalar sarf ettiğimiz Avrupa Birliği üyesi
ülkelerin büyük bir çoğunluğunda zorunlu askerlik yoktur ve vicdani
ret kanuni anayasal güvence altındadır. Bazı
yurttaşlarımız savaşlara karşı olma
Savaşan
bir ordunun parçası olmak istemiyor olabilir. Emir vermek veya emir almak istememe,
itaat etmek istememe bir haktır, şiddet kullanmayı ve insan
öldürmeyi reddetme, dinî inançları bağlamında savaşa,
savaşmaya, savaş eğitimi almaya, insan öldürmeye karşı
olma, politik olarak ordusuz, sınırsız ve devletsiz
yaşamayı düşünüyor olma bir haktır. Tüm bu nedenlerden
bağımsız ve çok farklı bir nedenden dolayı da bir
birey vicdani olarak askerlik yapmak istemiyor ve reddediyor olabilir. Bu,
bütün uluslararası hukukta tanınmış, güvence altına
alınmış vicdani ret hakkıdır. Bu
olasılıkların hepsi yeterince makul ve kabul edilmesi gereken
durumlardır. 12 Eylül Anayasasında bile askerlik zorunlu bir durum
olarak belirtilmemekte, Türkiye Anayasası Her vatandaşa din ve
vicdan özgürlüğü hakkı tanınmaktadır. diye bir maddeyi
kapsamaktadır.
Yine, 12 Eylül darbe anayasasının
doğrudan askerlikle ilgili 72nci maddesi şöyle demektedir: Vatan
hizmeti her yurttaşın hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin
Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği
veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir. Buradan çok
açık bir şekilde anlaşılacağı üzere askerlik
zorunlu değildir, en azından anayasal bir talimat altına
alınmamıştır. Sadece, nasıl yapılacağı
kanunlara bırakılmıştır. Bununla birlikte, vicdani ret
hakkı, Türkiyenin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi ile Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinde düzenlenen din
ve vicdan özgürlüğünün korunması altındadır. AİHM bu
içtihadının gereği olarak, ilk olarak 2011 yılında
Ermenistanlı bir vatandaşın açtığı davada
tavrını ortaya koymuş, bir içtihat oluşturmuştur. Daha
sonra, Türkiyeden vicdani retçilerin 4 tane başvurusu, ayrı
davalarda din ve vicdan özgürlüğünün ihlalinden Türkiye'nin mahkûm
olmasına neden olmuştur.
Dövizli askerlikle ilgili bu torba yasa içerisinde
bulunan maddeyle alakalı olarak: Dövizli askerlikle ilgili bu düzenleme
konusunda Komisyonda yaptığımız görüşmelerde Komisyona
uzman olarak katılan Türk Silahlı Kuvvetlerinin mensubu olan subay
sorduğumuz soru üzerine şöyle bir cevap vermiştir: Çifte
vatandaşlığa sahip ve askerlik hizmetini yapmamış
bazı yurttaşlarımızın bulundukları ülkeler zaman
zaman iki ülkeden birinin yurttaşlığını seçmeyi
zorunlu kılmaktadır. Ve bunun yanı sıra bütün Komisyon
üyelerine Dışişleri Bakanlığının bir bilgi
notu dağıtıldı. Bilgi notunda şunu söylüyor: Yurt
dışında 5 milyon Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı var.
Bunun 2,7 milyonu Almanyada yaşamaktadır. Almanyada özellikle 18
yaşına geldiğinde iki yurttaşlıktan birini, 18-23 yaş
arasında, tercihi o çifte vatandaşa sorulduğunda Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarının yüzde 95i tereddütsüz Alman
vatandaşlığını seçmektedir ve Komisyondaki uzman
katılımlı, uzman kimliğiyle katılan subayın
söylediği husus şudur ve bunu da, Millî Savunma Bakanımız
yoktu, orada Hükûmet adına bulunan bakan, Özellikle 6 bin eurodan bedelli
askerliği bin euroya düşürmek suretiyle biz özellikle bu çifte
vatandaşlıktan birinin tercihinde Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlığını -kendi deyimleriyle Türk
vatandaşlığını- teşvik etmeyi murat ediyoruz.
Düşünün, 5 bin euroyla Türklüğe kodlanmış
milliyetçilik teşvik edilmektedir, paraya indirgenmiş bir
milliyetçilik gerçekliğiyle karşı karşıyayız.
Oldu olacak tümden kaldıralım, vicdani ret hakkını
getirelim, Türk milliyetçiliğini daha fazla teşvik etmiş oluruz.
Bunu Dışişleri Bakanlığının notuyla
Komisyonda Hükûmet adına görüş beyan eden Sayın Hükûmet üyesinin
düşüncesi olarak ifade etmekteyim. Oysaki bir Avrupa Birliği üyesi
ülke ile Türkiye arasında zaten -ben bir coğrafyacı olarak ifade
edeyim- iç veya dış göçün, dinî nedenli, siyasi nedenli, savaş
nedenli, ifade hürriyeti nedenli, ne nedenle olursa olsun göçlerin ortak bir
paydası vardır; daha iyi yaşam arayışı. Zaten
Avrupaya göç etmiş olan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı Avrupada
daha iyi yaşayacağını murat ederek göç etme kararı
vermiştir ve orada sadece askerlik üzerinden oranın
yurttaşlığını tercih etmeye indirgenmiş bir
yaklaşımın sakat olduğunu düşünüyoruz. Sosyal
yaşam, refah düzeyi, kişi başına düşen millî gelir,
askerliğin zorunlu olmaması, demokrasi, barış, özgürlük
standartlarının yüksek olmasıdır onu o ülkeye göçerten ve
oranın vatandaşlığını tercih etmesine neden olan.
Biz ne yapıyoruz? Parayla teşvik edilen bir milliyetçilik üzerinden
durumu kotarmaya çalışıyoruz. Eğer bulunduğu ülkeyi
seçiyorsa bir yurttaşımız demek ki o ülkeyi Türkiyeye
yeğlemiştir. Milliyetçi bir düşünceyle ilk önce askerlikle bu
insanları Türkiye vatandaşlığında tutma isteği
sadece kâğıt üstünde görünen bir vatandaşlıktan başka
bir şey değildir. Bununla milliyetçiliğe bile halel
getirdiğinizin farkında değilsiniz.
Yine, Nüfus Kanununda yapılan
değişiklik üzerine:
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; kanun tasarısındaki maddelerden bazıları
yeni kimlik kartlarıyla ilgilidir. Özellikle biyometrik kimlik üzerinden
kişisel verilerin devlet arşivine alınıyor
olmasının altında yatan ve kamuoyunda da
tartışıldığı üzere bir fişlenme
kaygısı, kuşkusu, algısı uyandırmaktadır.
Ama ben, burada özellikle teknik ve biçim boyutundan çipli kimlik
kartlarını geçerek içeriğine dair bir iki hususu ifade etmek
istiyorum. Komisyon aşamasında yaptığımız
değerlendirmelerde de ısrarla dile getirdik. Nüfus cüzdanlarında
bir kişiyi tanımlayan şüphesiz belli özellikler vardır;
vatandaşlık numarası, adı soyadı, doğum yeri,
tarihi, ana adı, baba adı ama problemli olan, evrensel hak ve
hürriyetler açısından da bir sıkıntıya tekabül eden
din hanesidir. Türkiyede son yüz yılda özellikle ulus devlet
oluşturma çabası ve kaygısı uğruna Türklüğe,
Müslümanlığa ve Sünniliğe indirgenmiş ve
kodlanmış olan bir vatandaşlık algısının kimlikte
tanımlanıyor olması ve yüz yıl içerisinde Müslüman olmayan
yurttaşlarımızın bilinçli bir politikanın ürünü olarak
azaltılmış hâle getirilmesi onların kamuda yaşam
alanlarını daraltmıştır. Adı Türkçe değilse,
bir de Dini bölümünde Müslümanlık dışında bir ibare varsa
bütün ötekileştirme muamelelerine kamuda maruz kalması sonucunu zaten
doğurmaktadır. Bu konudaki özellikle Dini ibaresinin kimlikte
bulunmaması gerektiği, bunun evrensel hak ve hürriyetler
açısından da zorunlu olduğu yönündeki önergemiz iktidar partisi
üyeleri tarafından reddedildi. Biz de, ironik olsun diye, Oldu olacak,
Dini hanesi kaldırılmıyorsa, bari mezhep hanesini de
kimliğe ekleyelim. dedik. Ayrıştırma ve
ötekileştirmeyi tam derinleştirelim. Eğer bundan bir fayda
göreceksek, kamusal bir fayda varsa, böyle bir değişikliğe
gidelim. Kaldı ki, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin
düşünce, vicdan, din özgürlüğüyle ilgili 9uncu maddesine çok
aykırı bir kimlik tanımlamasıdır ve özellikle bu
konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2006 yılında
vermiş olduğu bir karar özellikle din ve vicdan hürriyetiyle ilgili
birçok kapsamı içermektedir. Buna göre sadece 2 maddesini
okuyacağım:
1) Herkes düşünce, vicdan ve din
özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din ve inanç değiştirme
özgürlüğüyle, tek başına veya topluca, kamuya açık veya
kapalı, ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini ve
inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
2) Din veya inancını açıklama
özgürlüğü sadece yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda kamu
güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık ve ahlakın ya da
başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli
sınırlandırmalara tabi tutulabilir.
Bu bölümü de geçerek, özellikle Sayıştayla
ilgili kanun maddesi üzerine: Hatırlanacağı üzere, AKP Hükûmeti
daha önce de Sayıştayla ilgili bir düzenleme getirmiş, komisyon
ve Genel Kurul aşamasından geçmiş, Cumhurbaşkanı
onaylamış ama muhalefet partisinin Anayasa Mahkemesine
taşıması üzerine Anayasa Mahkemesi şu kararı
vermişti: Sayıştayın, kamu kaynaklarının
kullanımına ilişkin denetim yetkisini ortadan
kaldırdığı, yasama organının, yürütmenin bütçeyle
ilgili işlemlerini kanunlara uygun bir şekilde yürütüp
yürütmediğini denetleme imkânını sınırlayarak
demokratik devlet ilkesine zarar verdiği gerekçesiyle 2013
yılında Anayasa Mahkemesi, yüzde 50den az, yüzde 50den fazla
kriterlerinin yer aldığı denetim yetkisini Anayasaya
aykırı bularak iptal etmiştir. Aynı yasa şimdi
geçirilmek isteniyor, daha Anayasa Mahkemesinin iki yıl önceki
kararının mürekkebi kurumadan yine aynı madde geçirilmeye
çalışılıyor. Göreceğiz. Bu süre içerisinde eğer
Anayasa Mahkemesine götürülecek olan bu itiraz -yasalaşacak burada- oradan
onay alırsa bizim için sadece şu realite karşımıza çıkmış
olacak: İki yıllık süre içerisinde Anayasa Mahkemesinin daha
fazla siyasallaşmış olduğu gerçekliğiyle
karşılaşmış olacağız çünkü kendi kendini
tekzip etmiş olacak ve öyle sanıyoruz ki bu süre içerisinde de AKP
iktidarı yargıyı zaten daha fazla
siyasallaştırmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; özellikle Maden Kanununda yapılan değişiklikle
sözlerimi bitirerek bu yasanın tümü üzerine aleyhte oy
kullanacağımızı ifade etmek isterim. Türkiyede emekçilerin
iş cinayetlerinde verdikleri en büyük bedeller maden ocaklarında
olmuştur. Türkiyede her iş sektöründe iş kazası
vardır ama maden sektöründe iş kazası değil, iş
cinayeti ve iş katliamı vardır. 301 kişinin 1 defada
öldüğü, hayatını kaybettiği bir ihmal kaza olarak
nitelendirilemez, ancak katliam olarak nitelendirilebilir ve bu konudaki
düzenleme hâlâ maden işverenlerini kollayan, koruyan bir içeriğe
sahiptir. Çalışanların, maden emekçilerinin iş
güvenliğini artıran düzenlemeler gerekiyorken ve özellikle
bunların, maden ocaklarının tümüyle özel sektörden
alınıp kamusallaştırılması hayati önemdeyken,
hâlâ makyaj yasa maddeleriyle günü geçiştirmeye
çalışıyoruz.
Yasanın tümü üzerine aleyhte oy
kullanacağımızı ifade ederek Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Yıldırım.
Teklifin tümü üzerinde gruplar adına olan
konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi şahıslar adına
konuşmalara geçiyorum.
Şahsı adına ilk
konuşmacı Nevşehir Milletvekili Sayın Ebubekir Gizligider.
Buyurun Sayın Gizligider. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Sayın Gizligeder yok herhâlde.
İkinci konuşmacıya geçiyorum;
Sayın Lale Karabıyık, Bursa Milletvekili.
Buyurun Sayın Karabıyık. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır.
LALE KARABIYIK (Bursa) Teşekkürler
Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Askerlik Kanunu
ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısında şahsım adına konuşma yapmak
istiyorum.
Şimdi, efendim, biz Komisyonda bütün maddeleri
görüştük, tartıştık. Az önce de ifade edildiği gibi bu
maddeler farklı komisyonlardan geçerek, farklı komisyonların
görüşleri alınarak verilmesi gereken maddelerdi. Türkiyede
farklı kesimler için önemli olan bu konuların son derece
sağlıklı bir çatıya kavuşturulması için
tartışılarak sağlıklı biçimde gelmesi
gerekiyordu. Biz buradaki görüşümüzü ifade ettik ancak çok hızlı
biçimde ve sırasını da anlamadığım bir
şekilde -neden atlayarak gittiyse- farklı bir sırayla konular
gündeme geldi; biz de yaptığımız araştırmalarla
bu konularda olması gerekenleri ifade etmeye çalıştık. Ama
tekrar söylüyorum ki sağlıklı bir çalışma için öncelikle
ilgili komisyonlarda görüşülüp ardından bürokratların
görüşlerinin alınması lazımdı. Biz bazen ilgili
konularda bürokratları da o salonda göremedik. Yoklama
yapılıyordu, isim geçiyordu ama o kişiler aslında orada
yoktu veya davet edildikten sonra geliyorlardı. Bu şekilde
gelişen çalışmalarımızın ardından, bütün
maddeler çok önemli ama ben öncelikle iş ve aş diyerek asgari ücret
konusuna biraz değinmek istiyorum.
Sayın vekiller, öncelikle, 7 Haziran
seçimlerinden önce partimiz tarafından bu konu zikredilmişti çünkü
asgari ücretin açlık sınırının altında
olduğunu görüyorduk ve bir şeyler yapılması
gerektiğini ifade etmiştik. Bize iktidar partisi öncelikle Bu
yapılamaz. ya da Kaynağı nereden bulacaksınız?
şeklinde ifadelerde bulundu. Ardından 1 Kasım geldi ve 1
Kasım seçimlerinde iktidar partisi bunu bir vaat olarak kullandı
biraz farklı rakamlarla olsa da. Seçim bitti, tabii, vatandaş bunun
karşılığını bekliyordu. Bu defa bakanlardan
farklı konuşmalar geldi Komisyonlarda görüşülecek. veya
Yapacağız. ya da Bir miktar yapacağız. şeklinde.
Daha sonra Sayın Bakan Şimşekten şöyle bir ifade geldi,
dedi ki: Şirketler, sizlerin kesesinden atıp tuttular, siz de hiç
tınlamadınız. Şimdi, biz asgari ücreti verdiğimiz söz
gereği 1.300 liraya çıkaracağız, yükü de sizlere
yükleyeceğiz. Ama kısa bir süre içerisinde gelen tepkiler üzerine
Bir miktarını biz üstleneceğiz, işverene destek
olacağız. şeklinde bir söylem geldi.
Aslında, zannediyorum, çalakalem verilmiş
bir vaatti ve aslında o kervan yolda düzüle düzüle hatta Komisyonda
görüştüğümüz akşam, gece on bir buçuğa kadar da o
çalışma devam etti. Ve çalışma geldiği zaman, gece
yarısı bir de görüldü ki zaten esnaf unutulmuştu ve esnaf
odalarının itirazı vardı, bu da gündeme geldi. Yani demek
istiyorum ki değerli vekiller, üzerinde çok kafa yormadan veya
gelişigüzel ya da çok çabuk yapılmaya çalışılan
birtakım kanunlar eksiklikleri beraberinde getiriyor ve tekrar tekrar
gündeme gelip düzenleme ihtiyacı gösteriyor.
Şimdi, asgari ücret konusunda önce şunu
ifade edeyim: Son derece fazla bir şekilde bugünlerde ifade ediliyor ki
1.300 liranın içerisinde asgari geçim indirimi var mı yok mu? Bu bir
tartışma konusu oldu. Gerçekten 1.300 lira eline geçecek artı
123 lira asgari geçim indirimi olacak mı tartışması
vardı. Bunu basından da izlediniz. Biz Komisyonda bile
sorduğumuzda dâhil değil, ayrıca dediler. Bir kısmı
da dâhil dedi. Bakın, böyle de bir karmaşa yaşandı. Ancak
burada ifade edelim ki 1.300 liranın içine dâhildir o 123 lira. Zaten bu
ücretler alındığında, eğer hariç olsaydı, 1.300
lira artı 123 lira olarak ayrıca alacaklardı ama bunun bu
şekilde olmayacağı ortada. Peki, yeterli mi? Hayır,
kesinlikle yeterli değil. Zaten asgari ücret artar artmaz enflasyon ve
başta gıda enflasyonu olmak üzere asgari ücretlinin cebinden
aldı ve götürdü.
Enerji fiyatları iki yılda yüzde 66
gerilerken, bir yılda yüzde 43 gerilirken elektriğe yüzde 6,4 zam
geldi. Gıda fiyatları dünyada gerilerken bizde gıda
fiyatları yüzde 12nin üzerinde artış gösterdi. Zaten ücretliyi etkileyen
en önemli faktörlerden bir tanesi gıda enflasyonuydu,
ulaştırmaydı ve barınmaydı. Bu nedenle zaten bu
artışın yeterli olmadığını da burada çok net
ifade edebiliriz.
Yine dendi ki ya da deniyor ki: Ücretlere zam
geldiği için enflasyona da yansıması olacak ve oldu. Daha
ücretleri yeni alıyorlar, ne zaman, arkadaşlar, etkisi oldu
enflasyona? Bunun arkasına sığınmamak gerektiğini bir
kez daha ifade ediyorum.
Evet, şirketlere bir yük getirdi ama
şirketlerin önce durumuna bakalım, rekabet edebilirlik seviyelerine
bakalım. Şirketlerin artık toplam kaynakları içerisindeki
borçların oranının arttığını biliyoruz.
Şirketler borçla ciro yapıyorlar ve
kârlılıklarının da azaldığını
biliyoruz. Eğer bu yükler üzerinden alınmasaydı, bu durumda
işten çıkarmalar, kayıt dışı istihdamlar
artabilirdi. Biz, bunu, zaten, zamanında, 7 Hazirandan önce iki tarafa da
bu yüklerin yansıtılmamasını ifade etmiştik. Kaynak
demişlerdi, sayın vekiller, Kaynak bütçenin
olanaklarıdır. demiştik. Eğer bütçenin
olanaklarını, gelirlerini ileride artırabilecek bir
adımı şimdiden atarsanız bu aslında doğru bir
yatırımdır. diye de ifade etmiştik. Bu nedenle biz şu
anda asgari ücretin asla yeterli olmadığını bir kez daha
burada ifade ediyoruz, bizim projemizde olduğu gibi 1.500 lira olması
gerektiğini bir kez daha aslında vurguluyoruz ve gıda
enflasyonunun kontrol altına alınmadığı sürece asla
asgari ücretin vatandaşın cebine kalmayacağını ve çok
tartışılan o tasarruf oranındaki yetersizliğin artarak
devam edeceğini ve çok ifade edilen o borçlanmanın artarak devam
edeceğini de burada ifade etmekte fayda görüyorum.
Diğer taraftan, bölgesel
farklılıklar olduğunu da biliyoruz asgari ücret arasında.
Bu ücretlerin de dengelemesinin gündemimizde olduğunu biz 7 Haziranda da
ifade etmiştik.
Bir başka noktaya değinmek
istiyorum. Bu madde bize ilk geldiğinde, 1.300 liraya kadar iş gören
çalıştıran işletmelerin 115 liralık desteğini
ifade ediyordu işverene ama gecenin bir saatinde durum değişti
çünkü örneğin, yılda 4 kez ikramiyeyi alan, çift maaş alan bir
asgari ücretli bile bu kapsamın dışında kalıyordu ve
daha sonra 2.550 liraya kadar iş gören çalıştıran -2015
itibarıyla söylüyorum tabii ki- işletmelerin 100 liralık
desteğinin olacağı ifade edildi.
Yine ifade ediyorum ki bunlar şu anda sorunu
kesin olarak çözen çalışmalar, maddeler değildir. Tekrar
üzerinde düzeltme yapılması ve gelecekte iyileştirilmesi
gerekecektir, hatta şu anda zaten yetersiz olduğunu kesinlikle
vurgulayabilirim. Ekimden sonra ne olacağı belli değil;
altı aylık, bir yıllık periyotlarda ne olacağı
belli değil ve bu yükleri nereye kadar kimin kaldıracağı
henüz büyük bir muamma olarak karşımıza çıkmakta.
Evet, ben sürem yettiği kadar bu konunun
önemini vurgulamaya çalıştım. Bundan sonraki maddelerimizde de
yine üzerinde duracağız.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
Teşekkürler Sayın Başkan.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Karabıyık.
Şahsı adına diğer
konuşmacı Ebubekir Gizligider, Nevşehir Milletvekili.
Buyurun Sayın Gizligider. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır.
EBUBEKİR GİZLİGİDER
(Nevşehir) Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri;
öncelikle, İstanbul Sultanahmet Meydanında yaşanan terör
saldırısını kınıyor, ülke olarak
yaşadığımız bu acıların bir daha
yaşanmaması ümidiyle büyük Türkiyenin doğum sancıları
olmasını temenni ediyorum.
60 sıra sayılı Askerlik Kanunu ile
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Teklif üzerinde
söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Öncelikle, düzenleme hakkında birkaç hususta
bilgi vermek istiyorum, daha sonra da bunların, inşallah,
yorumlarına değineceğiz.
Yurt dışında yaşayan
vatandaşlarımızın askerlik görevini bedelli olarak
yapmalarına izin veren düzenlemede talep üzerine önce 6 bin avro, daha
sonra bu bedelin de yüksek olduğu düşüncesiyle yine
vatandaşlarımızın yoğun istekleri
karşısında bin avroya düşürülmesini amaçlamaktayız.
Ayrıca, tasarıdaki şartlar komisyon
çalışmalarımızda kolaylaştırılmış
ve daha çok gurbetçimizin bu imkândan faydalanması
sağlanmıştır.
Bir diğer düzenlemeyle de hüviyet
çağından, nüfus cüzdanı döneminden, uzun bir süredir üzerinde
çalışılan modern kimlik kartı devrine geçiş
amaçlanmaktadır.
Yine, çok önemli olduğunu
düşündüğümüz bir diğer düzenlemeyse maden işletmeleri
hakkında. Ne yazık ki hepimizi üzen, derin acılarla ülke
gündemine gelmiş ve bu acıların ardından yapılan
düzenlemelerle üzerlerindeki mali külfet oldukça artmıştır.
Devlet bir yandan işçilerimizi korurken diğer taraftan işveren
hukukuna da riayet etmek ve bir denge kurmakla mükelleftir. Bu sebeple, bu mali
yükün bir kısmını devlet üzerine alarak hem işçiye
tanınan hakları korumaya devam etmekte hem de işverenin yükünü
hafifletmeyi amaçlamaktadır.
Seçim öncesi vaadimiz olan bir diğer husus,
asgari ücret artırımının gerçekleşmesi sebebiyle
işverene düşen prim külfetinin bir kısmı da yine bu
düzenlemeyle Hükûmetimiz tarafından paylaşılmış ve bu
paylaşım linyit ve taş kömürü çıkaran iş yerleri
bakımından 2 kat olarak
kararlaştırılmıştır.
Bizim için çok önem taşıyan bir husus da
özellikle muhasebecilerin yaşadığı bir
sıkıntıydı, özel tüketim vergisi, banka ve sigorta
işlemleri vergisi, özel iletişim vergisi, şans oyunları
vergisi ile mali tatil sebebiyle beyanname verme süreleri uzamış olan
vergilerin aynı ay içerisinde hazine hesaplarına intikali
hedeflenmektedir.
Son olarak, kamu payı yüzde 50den az olan ve
İstanbul Borsasında işlem gören şirketler ile bunların
iştirakleri ve bağlı ortaklıklarının denetimi
ilgili mevzuat uyarınca düzenlenen ve Sayıştaya gönderilecek
bağımsız denetim raporları esas alınarak
yapılacaktır. Sayıştaysa kendisine sunulan
bağımsız denetim raporlarını esas alarak
hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisinin
bilgisine sunacak ve bu şekilde sağlıklı bir denetim
yapılmış olacaktır.
Ancak bu düzenlemelerin bence
çok daha büyük bir anlamı vardır ki o da şudur: AK PARTİ
siyasetin algısını ve felsefesini değiştirmiş ve
geçmiş dönem siyasetindeki oy almak için vaat verme hastalığından
kurtarmıştır. Çünkü, seçim öncesi vaatlerimizi dört yıla
yaymak gibi kolay bir tercih varken biz bunu tercih etmedik ve -belki de yakın tarihte
ilk kez görülen- kendi vaatlerimizi bir takvime bağlayarak ve bunlardan
çok önemli bir kısmını da seçimden iki ay geçmesine rağmen
gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Yine, geri kalanları da ne zaman,
hangi takvim içerisinde hayata geçireceğimizi kendimize de bağlayarak
milletin güvenini boşa çıkarmadığımızı
göstereceğiz.
Çok önemli olan bir diğer husus ise Türkiye'de
geçmiş iktidarlar, özellikle içeriğinde mali külfet olan
düzenlemeleri yapmak istemelerine rağmen bütçenin yetersizliğinden
bahsederken bizler, artık Güçlü bir bütçemiz var. İşverenin de
işçinin de mali külfetini ben devlet olarak karşılayabiliyorum.
diyebiliyoruz. Bu öz güven ve güçlü bütçe algısı, artık içeride
ve dışarıda Türkiye markasının gücünü de ortaya
koymakta, hepimizin gururu olmaktadır.
Dikkat çekmek istediğim bir diğer husus
ise başta Avrupa ve diğer gelişmiş ekonomiler her yıl
ne kadar küçüleceğini ve hiç bitmeyen krizlerle boğuşmanın
yollarını arar iken Türkiye örnek gösterildiği sosyal
politikalardan taviz vermeden vatandaşının
yaşamını kolaylaştırmaya ve milletin
parasını millete dağıtmaya devam etmektedir.
Gerek komisyon gerekse Genel Kurul
çalışmalarında muhalefet partilerimiz tarafından çokça
eleştirilen torba yasa uygulamasına dair de fikirlerimizi
paylaşmak istiyorum. Türkiye dinamik bir ülke ve bu hıza ayak
uydurmak zorunda kalan bir Meclis olmak zorundayız. Esasen, aslında,
belki de bu düzenlemelere gerek kalmaması için temelde yapmamız
gereken çok önemli bir değişiklik var ki o da İç Tüzük
değişikliğidir bana göre. Bu kapsamda temel sorun olarak İç
Tüzük değişikliği ortada iken meselenin temelini konuşmadan
bu düzenlemeyi tek başına eleştirmenin doğru
olmadığını ve haksız olduğunu düşünüyorum.
Zira, bakın, Genel Kurulda esas görüşmelere
başladığımız zaman çoğunlukla gecenin ileri saatleri
olmakta ve birçok zaman sabaha doğru sağlıksız bir
şekilde muhalefetiyle iktidarıyla katkı sağlamaya gayret
ediyoruz. Gelin, önce İç Tüzükün bizi anlamsız bir
şekilde oyalayan gereksiz maddelerini ıslah edelim. Eminim ki o zaman
torba yasa uygulamasına daha az ihtiyaç duyulacaktır.
Yine, yasama tekniğimize ilişkin
eleştirilerden olan kalıcı düzenleme
yapamadığımız ve birkaç yıl sonra tekrar aynı
konuya dair yeni bir yasa çıkarmak zorunda kaldığımız
yönündeki tenkidi de şu şekilde değerlendiriyorum: Türkiye'de
sosyal ve ekonomik yapı son derece dinamik. Kaldı ki, nasıl ki
bir hizmet ona bağlı yeni bir hizmeti zaman zaman zaruri
kılıyorsa yasal düzenlemelerde de bazen öngörülemeyen, bazen
uygulamasıyla ortaya çıkabilecek yeni düzenlemeler de zaruri
olabiliyor. Ancak bu kapsamda muhalefetin eleştirilerini de dikkate almak,
iktidar partisi olarak bizlerin yasama kalitemizi önemli şekilde
etkileyeceğini düşünüyorum, etkilediğini düşünüyorum. Gerek
24üncü Dönemde gerekse 26ncı Dönemde muhalefetin eleştirileriyle de
yasama faaliyetimiz bana göre daha kaliteli bir hâl almıştır ve
daha da bu noktada ileri bir seviyeye gidecektir.
Bu duygu ve düşüncelerle heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Bu vesileyle düzenlememize tüm Genel Kurul
mensuplarından, milletvekillerimizden destek beklediğimi bildiriyor,
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum Sayın
Gizligider.
Teklifin tümü üzerinde gruplar ve şahıslar
adına olan konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi tümü üzerinde 20 dakika süreyle
soru-cevap işlemi gerçekleştireceğim. Sürenin on dakikası
sorulara, ikinci on dakikası ise cevaplara
ayrılmıştır.
Soru sorma işlemini başlatıyorum.
Sayın Aksu
İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul)
Sayın Bakan, 926 sayılı Kanunda yaptığınız
erken emekliliği teşvik eden düzenlemeyi Devlet Memurları Kanunu
ve diğer personel kanunlarına tabi personel hakkında da yapacak
mısınız? Bu şekildeki münferit düzenlemelerin benzeri
taleplere sebep olduğunu, bu yönüyle bir adaletsizlik
yarattığını ve sistemi daha da karmaşık hâle
getirdiğini düşünmüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Usta
ERHAN USTA (Samsun) Teşekkür ederim.
Sayın Bakan, pazartesi günü açıklanan orta
vadeli programda 2018 yılı için kişi başı gelir 10.659
dolar olarak belirlenmiştir. İki buçuk yıl önce Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından kabul edilen kalkınma planında bu
rakam 16 bin dolardı. İki buçuk yıl içinde kişi
başı gelir hedefi 5.350 dolar düşürülmüştür. Yeni hedefle
son on yılda Türkiyenin aslında yerinde saydığı
anlaşılmaktadır. Bu şekilde, bu trendle 25 bin dolar olan
2023 hedefi gerçekleştirilebilir mi?
BAŞKAN Sayın Şimşek
BAKİ ŞİMŞEK (Mersin)
Sayın Bakanım, öncelikle yurt dışından bedelli
askerlikle ilgili bin avro gibi bir para alınmasının doğru
olmadığını düşünüyorum. Keşke, bu kadar cüzi bir
para alınacağına, bu insanlara Türk ordusunun şerefli
üniforması sembolik olarak üç beş gün giydirilerek tezkere
verilseydi.
Bir de uzman çavuşlarla ilgili sizden bir
destek bekliyoruz. Uzman çavuşlar gerçekten çok zor şartlarda görev
yapıyorlar ve bunlar sözleşmelerini feshettikten sonra belediyelere
ve kamu kurumlarına geçmek için mücadele ediyorlar. Herhâlde burada, bu
noktada referans istenmeyen bir milletvekili yoktur. Bununla ilgili bir yasal
düzenleme hazırlanarak, yani bu sürenin gerekirse artırılarak
bunlara bu hakkın tanınması ve bu insanların da daha kolay
yoldan, hem sosyal haklarının hem tazminatlarının hem de
memuriyete geçişlerinin bir statüye bağlanmasını talep
ediyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Sayın Karabıyık
LALE KARABIYIK (Bursa) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Bakan, çok kısa bir süre önce elektriğe
zam yapıldı ve sebep olarak da Elektrik dağıtım
şirketleri vatandaşa daha iyi hizmet verebilmek için
yatırım yapacaklar. denildi. Peki, elektrik
dağıtımı tamamen özelleştirilmedi mi? Daha iyi hizmet
için gerekli yatırım koşulları özelleştirme
sözleşmelerine konmadı mı? Bu özelleştirme bedelleri bu
yatırım maliyetleri dikkate alınarak belirlenmedi mi? Neden
şimdi tekrar vatandaşa yansıtılıyor? Ayrıca
dünyada enerji fiyatlarının düştüğü ortamda bu
artışlar Türkiyenin rekabet gücünü azaltmıyor mu?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Ok.
İSMAİL OK (Balıkesir) Teşekkür
ederim.
Sayın Bakan, çözüm sürecine karşı
çıkanlara her türlü hakareti yaptınız fakat çözüm süreci
sonucunda ülkemizin geldiği durum ortada. Eli kanlı PKK terör örgütü
üyeleri ve cani IŞİD üyeleri, maalesef Türkiyenin her
noktasında, her gün başta askerimiz ve polisimiz olmak üzere masum
insanlarımızı öldürmektedirler. Dolayısıyla ülkenin
içerisinde bulunduğu bu durumda başta siz olmak üzere ilgili
bürokratlar hakkında ne gibi işlem yapmayı düşünüyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Öz
BÜLENT ÖZ (Çanakkale) Sayın Bakan, yeni
doğan çocukların doğumundan itibaren özellikle 2
yaşına kadar olan aşılarının düzenli
yapılmasının önemini biliyoruz. Ülkemizde hemen hemen bütün aileler
çocuklarının aşılarını bağlı
oldukları sağlık ocaklarında yaptırmaktadırlar.
Fakat son birkaç aydır bu sağlık ocaklarında ellerinde
hepatit A aşısı olmadığını,
dışarıda eczanelerde bulabilirlerse de ücretini ödeyerek
almaları durumunda çocuklara bu aşıyı yapabileceklerini
söylemekteler. Ekonomik durumu iyi olan aileler hepatit A
aşısını eczanelerden temin etmeye çalışsalar da
onlar dahi bulmakta güçlük çekmekteler. Ekonomik yoksulluk çeken milyonlarca
yurttaşımız ise ya ilaç bulamıyor ya da sıra bana
gelir umuduyla bekliyorlar. Her sağlık ocağına bir iki doz
aşı gönderilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu sorunun
bir an önce çözümü için tedbir almayı düşünüyor musunuz? Bu sorunun
aylardır devam etmesinin nedeni ödenek yetersizliği midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Akın
AHMET AKIN (Balıkesir) Bütün dünyada petrol
fiyatları düşüyor. Brent petrolün fiyatı 30 dolara kadar
geriledi. Bizde ise bu düşüş hiç hissedilmiyor. Yüksek miktarlardaki
vergiler uluslararası piyasadaki düşüşün
vatandaşlarımıza yansımasını engelliyor.
Bugün gemiler, yatlar düşük vergili daha ucuz
mazot alabilirken milyonlarca çiftçi, şoför esnafı, kamyoncu ve
taksicilerimiz başta olmak üzere vatandaşlarımız çok
pahalı akaryakıt kullanıyorlar. Akaryakıt fiyatları
üzerindeki bu yüksek vergilerin düşürülmesi çiftçilerimize ve bazı
esnafımıza daha ucuz akaryakıt sağlanması yönünde bir
çalışma yapacak mısınız?
BAŞKAN Sayın Depboylu
DENİZ DEPBOYLU (Aydın) Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, esnafa faizsiz verilecek olan 30
bin lira kredi için 3.500 lira masraf, kredi tutarının 3 katı
kadar da ipotek ve kefil istendiği doğru mudur? Doğru ise,
verilen bu kredi hakkının gerçekten esnaflarımızın
sorunlarına çare olacağına inanıyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Kuşoğlu
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, dört gün önce
Başikadaki askerî gücümüze bir saldırı
gerçekleştirildiği bildirildi, 18 DAİŞ teröristi de etkisiz
hâle getirmiş. Bu konuda sizin bir açıklamanız olmadı.
Bununla ilgili olarak bilgi verebilirseniz çok memnun olacağız.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Atıcı
AYTUĞ ATICI (Mersin) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Bakan, yurt içinde veya yurt
dışında parası olana bedelli askerlik
yaptırıyorsunuz; tamam, hadi, yaptırdınız, anladık.
Peki, parası olmayan gençlere bedelli askerlik yaptıramamanın
hiç vicdani sorumluluğunu hissediyor musunuz? Hiç vicdanınız
sızlıyor mu? Eğer vicdanınız sızlıyorsa
bunlara bir çözüm düşündünüz mü? Yani bunlar acaba bedellerini
taksitlendirebilirler mi? Acaba başka bir yöntemle eşitlik ilkesini
sağlayabileceğinizi hiç düşündünüz mü? Bu konular benimle
doğrudan ilgili olmadığı hâlde ben bu konular yüzünden
insan içine çıkamıyorum bu Parlamentoda bulunduğumdan
dolayı. Siz bir bakan olarak hakikaten nasıl insan içine
çıkıyorsunuz, merak ediyorum.
BAŞKAN Sayın Baluken
İDRİS BALUKEN (Diyarbakır)
Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, Hükûmetiniz döneminde, son
dönemde Diyarbakırda, Suruçta, Ankarada ve en son bugün
İstanbulda çok vahşi katliamlar yapıldı ve bu
katliamların tamamının neredeyse üstü örtüldü. Bugün de Meclise
Hükûmetin Sultanahmet katliamıyla ilgili bilgi vermesi talebini maalesef
Hükûmetiniz yerine getirmedi ancak şu anda basından okuduğum
kadarıyla Sayın Numan Kurtulmuş olayda bir güvenlik zafiyetinin
olmadığını, olay yerinde patlamadan beş, on saniye
önce güvenlik güçlerinin bazı kişileri
sorguladığını söylemiş. Bu, tam özrü kabahatinden daha
büyük bir açıklama. Yani Ameliyatı yaptık ama hasta öldü.
açıklaması. E demek ki haberiniz vardı ama engelleyemediniz, bu
anlama geliyor. Nasıl oluyor da onlarca insanın, yüzlerce
insanın yaşamını yitirdiği bu katliamlarla ilgili
güvenlik zafiyeti olmadığını düşünüyorsunuz?
Nasıl oluyor da hâlâ ilgili bakanlarınız istifa etmiyor, merak
ediyoruz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Baluken.
Sayın Bakan, buyurun efendim.
ERKAN HABERAL (Ankara) On iki dakika Sayın
Başkan.
BAŞKAN Pardon.
Sayın Haberal, buyurun efendim.
ERKAN HABERAL (Ankara) Sayın Bakan,
askerlikle ilgili konuların ilgili ihtisas komisyonunda
görüşülmeyerek yani Millî Savunma Komisyonunda görüşülmeden, enine
boyuna tartışılmadan Plan Bütçe Komisyonunda görüşülmesini
Millî Savunma Komisyonunun bir üyesi olarak açıkçası tasvip etmiyorum,
özellikle belirtmek istedim.
Sayın Bakan, Sayın Başbakan Uzman
erbaşların 2200 olan ek göstergelerini 3000e çıkarıyoruz.
diyor. Uzman erbaşlar bugüne kadar hiçbir zaman 2200 ek gösterge
almadılar. Kanunda 3000 yazsa dahi yine de en fazla 1830 ek gösterge
alabilecekler. Uzman Erbaş Kanunu, 16ncı maddeye ekli cetvelde
ilerleyebilecekleri en üst derece 3üncü derece olarak belirtilmektedir. Yani
tahsili ne olursa olsun uzman erbaşlar 3üncü derecede
kalmaktadırlar. Sayın Başbakan bizim haberimiz olmadan bu ek
göstergelerde bir değişiklik mi yapacak, bu cetveli mi
değiştirecek efendim?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Bektaşoğlu
BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Önceki gün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler
Günüydü ancak basın emekçileri bu anlamlı günlerini buruk bir
şekilde kutladılar çünkü siyasi iktidar basın özgürlüğünü,
dolayısıyla da halkın doğru haber alma ve bilgilenme
hakkını da ortadan kaldırdı. Bu nedenle basın
özgürlüğü sıralamasında 180 ülke içinde maalesef 147nciyiz.
Türkiyenin bu sicilinin acilen temizlenmesi gerekiyor.
Bu vesileyle 10 Ocak Çalışan Gazeteciler
Gününü Özgür basın demokrasinin, hak ve özgürlüklerin
teminatıdır. özdeyişiyle birlikte kutluyor, sadece haber
yaptıkları için, haksız yere tutuklandıkları
aşikâr olan ve tutuklulukları giderek yargısız infaza
dönüşen, başta Sayın Can Dündar ve Giresunlu hemşehrim
Erdem Gül olmak üzere, cezaevinde bulunan AKP mağduru bütün düşünce
suçlusu gazetecilere özgürlük diliyorum. Basın ve fikir açıklama
özgürlüğünün Anayasa güvencesi altında olduğunu, bu
özgürlüğü ortadan kaldırmaya çalışanlara bir kez daha
hatırlatıyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Sayın Bakan, buyurun efendim.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Önce, Sayın Aksunun Erken emekliliği
teşvik ediyorsunuz, bu diğer kurumlara kötü emsal olmuyor mu ve
başkalarına kapısını açmaz mı? diye...
Öncelikle, bunun normal bir uygulama olduğunu söylemiyorum ama hukuk
realiteden kaynaklanır. Daha önce TRT için böyle bir kanun
çıkarıldı mı? Çıkarıldı. Daha önce Türkiye
Büyük Millet Meclisi personeli için böyle bir kanun çıkarıldı
mı? Çıkarıldı. Demek ki daha önce yapılmış.
Peki Su-i misal emsal olmaz ona da katılıyoruz, ancak bir
ihtiyaçtan kaynaklandı. İhtiyaçtan kaynaklandı, bu
çıkarıldı. Yanında mıyız? Yanında
değiliz ama ihtiyacı karşılamak için daha önce başka
kurumlar için çıkarıldığı gibi şimdi de Türk
Silahlı Kuvvetleri için çıkarılmakta.
Bir başka hususu, Sayın Usta söyledi
Gelir, gerçekten orta vadeli planda 10.256 dolar olarak öngörülüyor. Daha önce
16 bin dolar öngörülmüştü, 5.350 dolar düşürüldü,
dolayısıyla da buradan sıkıntıya girildi. diye.
Gerçekten de daha önceki dönemlerde orta vadeli planda Türkiyenin büyüme
oranlarında daha büyük bir rakam ifade edilmişti. Ancak Türkiye bir
ateş çemberinin içerisinde. En son çeyrekte bile Türkiye yüzde 4 gibi bir
büyüme oranını yakaladı, gelişmekte olan ülkelere
bakınca -Çinle Hindistanı çıkardıktan sonra- onların
içinde bile en hızlı büyüyen ülkelerden birisi. Muhakkak ki daha
iyisi var, daha yapmamız gerekenler var, ancak biz de
çalışıyoruz. 2023teki kişi başına 25 bin dolar
hedefini yakalayabilir miyiz? E, niyetimiz bu. Peki, bunu sağlayabilecek
miyiz? Bu gerçekten çok zor, kolay demiyorum. Hep beraber, birlik içerisinde,
enerjimizi birbirimize harcamadan, bu ülkenin
kalkındırılması, refahı için 80 milyonu anayasal
vatandaşlık temelinde eşit kılarak bir refah yolunda, bir
medeniyet yolunda yürütmek istiyoruz. Bunun için ne yapmak lazım? Daha çok
üretmek lazım, daha çok fabrikalar yapmak lazım. Yatırım
yapacağız, istihdam oluşturacağız, üretim
yapacağız ve ihracat yapacağız. Şu anda Türkiyenin
ihracatının değeri 1,6 dolar, Almanyanın, işte, 4
doların üzerinde. Bizim ne yapmamız lazım? Yüksek katma
değerli ürünleri üretip ihraç etmek lazım. Biz genelde savunma
sanayisi olarak hep şunu söylüyoruz -örneklerimiz var, gurur duyuyoruz-
eğer ATAK helikopterini ihraç ederseniz kilogramı 5 bin dolar.
Şimdi 1,6 dolar ortalama ihracatımız. GÖKTÜRK-2 uydusunu
Türkiyede ürettik ve ihraç ettik, kilogramı 200 bin dolar ve galyum
nitrat bazlı bir çip üreteceğiz, kilogramı 10 milyon dolar. Yani
Türkiye ne yapıp edip yüksek katma değerli ürünleri üretip onları
da ihraç ederse belki 2023te dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına
girme yarışına katılabilir. Ama çok zor olduğunu
söylüyorum. Ha, bunun için ihracatı artırmak lazım, üretimi
artırmak lazım, yüksek katma değerli ürünleri üretip ihraç
edebilmek lazım, zoru başarmak lazım. Zoru yenebilmek için de
hep birlik beraberlik içinde yapacağız. Bu ülke hepimizin, bizim
değil ki. Türkiye başarırsa siz de başarmış
olacaksınız, evlatlarınız Türkiye Cumhuriyetinin.
BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) Siz
inanıyor musunuz buna?
OKTAY VURAL (İzmir) Zor. diyor zaten.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Yani zor ama biliyorsunuz, karınca var ya
Karınca Kâbeye gidiyor
da Bu ayakla mı? dendiğinde Gidemesek de yolunda ölürüz.
hesabı, bizim niyetimiz bu, biz bu yolda gidiyoruz.
Bir başka
(MHP sıralarından
gürültüler)
ERHAN USTA (Samsun) Son on iki çeyrekte özel
sektörde yatırımlar negatif.
BAŞKAN Sayın Bakan, devam edin efendim.
Sayın Bakanı dinleyelim efendim.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Bir başka sayın milletvekilimiz İşte, dövizli askerlikte
daha önceden 6 bin avro ödeniyordu fakat bu bin avroya düştü.
Dolayısıyla bu düşük değil mi? Peki, üniforma giyse, gelse
askerliğini yapsa. Biz de canıgönülden bunu isteriz. Bu ona
verilmiş bir seçenek. İsterse gelir askerlik yapar on iki ay, isterse
bunu kullanır. Dolayısıyla da üniforma yolu, askeriyede vatana
hizmet etme yolu kapalı değildir. Ama vatandaşın tercihi,
hangisini tercih ederse ona da saygı göstermek gerekir. 6 bin avro
Bakın, sadece Türkiyedeki ekonomi hassas
dengeler üzerinde gitmiyor, yurt dışında da hassas dengeler
üzerinde gidiyor. Eskiden ister Hollandaya ister Almanyaya ister Belçikaya
gidin, işçiler Türkiyeye döviz gönderirdi; şimdi artık eskisi
gibi döviz de gönderemiyorlar, orada da işsizlik problemi var, orada da
sıkıntı var. Dolayısıyla, 3 evladı olandan 6 bin
avro aldığınızda, 18 bin avro öde. dediğinizde
sıkıntıya girer. O vatandaşı da anlayabilmek
lazım. Dolayısıyla da biz 6 bin avrodan bin avroya
düşürdük, biz düşündük. Ama bir başka iktidar gelir bunu
sıfırlarsa başımızın, gözümüzün üstüne. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Bir başka kardeşimin sorusu
Uzman
jandarma ve erbaşlar iki yıl çalıştıktan sonra kamuya
çalışmaları doğrultusunda bir kapı
açılmış, 657de de böyle bir hüküm var ancak şu anda
yaklaşık -bana bildirilen rakam- 20 bine yakın bu kapsamda insan
var. Eğer 20 bine yakın insana
Oysa sizler de çok iyi biliyorsunuz
ki her yıl devletin bütçe kanunlarıyla çalıştıracağı
açıktan atama sayısı 50-60-70 bin. Bunun kaç binini
öğretmene veriyoruz? 35-40 binini öğretmene veriyoruz. Polis istiyor,
hâkim istiyor, doktor istiyor, dolayısıyla da halkın gerçek
ihtiyaçlarıyla bunları bir araya koyduğumuzda bir öncelikler
sırasına geliyor. İki yıl çalışıp da
ayrılabilmek doğru değildir.
ERKAN HABERAL (Ankara) Süresini uzatın.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
- Sayın Vekilim, güzel, çok doğru söylüyorsunuz. Bu sürenin
uzatılması için
Bakın, biz daha sonra bir Sözleşmeli
Erbaş ve Er Yasası çıkardık. Sözleşmeli Erbaş ve
Er Yasasında dışarıda iki yıl çalışıp
kamuda çalışabilme kriteri değil de kamuda yedi yıl
çalışıp ondan sonra kamuda belirtilen kriterlere sahip
olması kaydıyla çalışabileceği kriterini getirdik.
Önümüzdeki dönemde bununla ilgili şunu yapmamız lazım: Ya
buradaki iki yıllık süreyi uzatmamız lazım -yani birinci
alternatif bu- ya da bu uygulamayı kaldırmak lazım, yoksa o
orada dururken
ERKAN HABERAL (Ankara) Siz yapın, biz destek
verelim.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
- Vatandaşlardan milletvekillerimize gitmeyen de kimse yok, 550
milletvekilinin hepsine de bu talepler geliyordur. Dolayısıyla, ya
hepten kaldıracağız, Kusura bakmayın, yasadaki hüküm
kaldırıldı. diyeceğiz ya da bu süreyi uzatacağız
ki 20 bin sayısını makul bir sayıya çekelim.
Bir başka husus, biliyorsunuz, daha önceki
yasalarda bunların çalışma süresi daha azdı yani 30
yaşlarından sonra dışarıda oluyorlardı, daha
sonra bunlara 45 yaşına kadar çalışma mükellefiyeti
getirdik statü hukukundan. 45 yaşını getirdiğimizde de emekli
olamıyorlardı, ondan sonra tekrar bir yasal değişiklik
yaptık; Millî Savunma Bakanlığına bağlı
kuruluşlarda -NATO Ant Başkanlığı, Millî Savunma-
emekliliği hak etmiş oldukları yaşa kadar
çalıştırma imkânı getirdik. Fakat bu sefer de onların
şu talebi var: Emekliliği hak etmiş olduğum yaşa
kadar çalışmayayım, diğer devlet memurları gibi 65
yaşına kadar çalışayım. Dolayısıyla,
zincirleme bir talep var ve Türkiyenin ekonomisi, ihtiyaçları imkân
verdiği ölçüde yapacağız.
Sayın Karabıyık Elektrik zammı
yapılması rekabet gücünü azaltmıyor mu? dedi. Onda şüphe
yok, rekabet gücünü azaltıyor. İnşallah, rekabet, bizim Türk
üreticisinin de
Çünkü çok daha fazla ihracat yapabilmemiz lazım.
İhracatın esas unsuru rekabet, hem kalitede hem de fiyatta rekabeti sağlayabilmek
lazım. Bunun için de girdilerin önemli bir kalemi var. Bunlardan birisi de
enerji girdisi, bunu da indirebilmek lazım.
Çözüm sürecine karşı çıkanlara
hakaret ettiniz. Biz böyle bir hakaret falan etmedik. Ama çözüm süreci
Barıştan kim rahatsız olur, barıştan kim rahatsız
olur? Biz istiyoruz ki barış olsun, kardeşlik olsun, 80 milyon
insan anayasal, temel vatandaşlıkta eşit olsun ve ülkeye
bağlılığı kanunda kalmasın, gönülden gelsin. Ee
bunu söylemenin ne zararı var?
İSMAİL OK (Balıkesir) Her gün
askerler şehit, polisler şehit.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Dolayısıyla da biz bunun doğru bir tercih olduğunu
söylüyoruz, doğru bir tercih olduğunu söylemeye de devam
edeceğiz. 78 milyon-80 milyon eşittir, birdir, kardeştir, bunların
hiçbirisinin diğerine üstünlüğü yoktur. Hukuk düzeni kuralları
içerisinde olunacak ve hukuk düzeni içerisinde talepler dile getirilecek. Bu
Meclis kabul ederse başımız gözümüz üzerine ama bu Meclis kabul
etmezse de İster kabul etsin ister kabul etmesin, ben bildiğimi
yaparım. sözünün hukuk düzeninde yeri yoktur. Buna hiçbir hukuk düzeni
müsaade etmez. Biz iktidarda değil, CHP de olsa müsaade etmez, HDP de olsa
müsaade etmez, MHP de olsa müsaade etmez. Onların da istediği, hukuk
düzeni. Hukuk düzeni, vatandaşın özgürlüklerinin
kullanılmasının asgari şartıdır. Eğer hukuk
düzeni yoksa vatandaş kendisini güvende hissetmez.
Yine, yenidoğan çocukların
sağlık ocaklarında aşı gönderilmesiyle ilgili
Bunu
Sağlık Bakanlığına söyleyeceğiz. Gerçekten
sağlıkta memnuniyet, işte yüzde 30lar civarındayken yüzde
70e geldi. Ancak daha yapmamız gereken şey var. Sağlık
Bakanlığının her sağlık ocağına, her
yeni doğanın ve evlatlarımızın, gençlerimizin
aşısını göndermesi gerekir. Ben bunu Sağlık
Bakanıyla da bizzat görüşeceğim.
Bir başka husus, petrol ücretleri düşüyor,
Brent petrolü 30 dolar civarına geldi. Sadece orada bir
arkadaşımız
Gemi ve yatlara daha ucuz verilebiliyor, uçaklara
da öyledir. Bunların gerekçesi de şudur
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Bakan, iki dakika ilave
süre veriyorum, buyurun efendim.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Teşekkür ediyorum.
Efendim, Sayın Akif Hamzaçebi de eski Gelir
İdaresi Başkanlığı yaptı, genel müdürlüğü de
yaptı, o dönemdeki ismiyle. Dolayısıyla o da bilir ki, eğer
siz yata, gemiye Bodrumda yakıt vermezseniz -ÖTVsiz yakıt- hemen
karşıdaki Kosa gider, Yunan adasına gider, bir başka
yerden alır. Bir başka yerden almasın diye bu ülkedeki o
yatlara, gemilere tanınmış imkân. Aksi hâlde ne yapacak?
Yunanistandayken yakıtı dolduracak, Türkiye'ye gelecek. E peki, buna
ne gerek var ki? Dolayısıyla da, bakın, bu yasa
yaklaşık 2003de çıktı, 2003ten bu yana kadar da kötüye
kullanımı da olmadı. Bu bir ihtiyaçtan doğdu. Eğer
uçağı da kullanıyorsanız, siz uçağa burada pahalı
satarsanız uçaklar buraya yakıt alıp da gelir, Türkiye'den
yakıt almaz. Dolayısıyla da, bu aynen akışkanlı
kaplar gibidir, neresi ucuz olursa oraya doğru gider.
Bir başka soru, 30 bin çiftçimize,
esnafımıza kredi veriyorsunuz, bunun masrafı alınıyor.
E peki, bunun da -en son bizim arkadaşlar da bu konuyu dile getirdiler-
üzerinde Maliye Bakanımız ve ekonomiden sorumlu Başbakan
Yardımcımızın da olduğu bir çalışma
yapılacak, nasıl esnafımıza, çiftçimize daha iyi
şartlarda kredi verebiliriz diye bir çalışma yapılacak.
İnşallah olumlu neticelenir diye düşünüyorum ama aynı
şikâyet bize de geldi.
Sayın Kuşoğlunun da, Başikaya
bir saldırıyla -son saldırı- ilgili olarak... Daha önce,
biliyorsunuz, 2 sefer bir saldırı oldu. Tabii, Başika Üssü
DEAŞın kontrol ettiği alana 5 kilometre mesafede.
Dolayısıyla, DEAŞın bulunduğu yerden de
atışın yapılabileceği bir mesafe çerçevesi içerisinde,
Musula da 25 kilometre falan civarında. Dolayısıyla, DEAŞ
tarafından, Başika Üs Bölgesine konuşlu birliklerimize 16-17
Aralık 2015 tarihlerinde roket ve havanlarla saldırı düzenlendi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Mikrofonu açıyorum, sözlerinizi
tamamlayınız Sayın Bakanım.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
Sayın Başkanım, ben teşekkür ediyorum.
Sayın Kuşoğluna, Başikada
konuşlu Türk birliğiyle ilgili bu elimdeki bilgi notunu
vereceğim. Dolayısıyla, onun cevabını yerine
getirmiş oluruz diyoruz.
Yine, paralı olana bedelli askerlik, olmayana
da... Bu Sayın Atıcının şeyi de... Sayın
Atıcı, bizim getirdiğimiz kural bu. Siz, yarın iktidar
olursanız da dediğinizi gerçekleştirirsiniz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 22.58
BEŞİNCİ
OTURUM
Açılma Saati:
23.02
BAŞKAN:
Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ
KÂTİP ÜYELER
: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Zihni AÇBA (Sakarya)
------0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 26ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu
açıyorum.
60 sıra sayılı Kanun
Tasarısının görüşmelerine devam edeceğiz.
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
Alınan karar gereğince, kanun tasarı
ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri
sırasıyla görüşmek için 13 Ocak 2016 Çarşamba günü saat
14.00te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
İyi geceler diliyorum.
Kapanma Saati: 23.03