TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
2nci
Birleşim
2
Ekim 2018 Salı
(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından
hazırlanan bu Tutanak Dergisinde yer alan ve kâtip üyeler tarafından
okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından
ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı
sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İÇİNDEKİLER
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem
Dışı Konuşmaları
1.- Ankara Milletvekili
Mustafa Desticinin, son zamanlarda artan çocuk istismarına ve belli
suçlar için idam cezasının geri getirilmesine ilişkin gündem
dışı konuşması
2.- Uşak Milletvekili
Özkan Yalımın, emeklilikte yaşa takılanların durumuna
ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Mersin Milletvekili
Hacı Özkanın, 8-12 Ekim Ahilik Kültür Haftasına ilişkin
gündem dışı konuşması
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- İstanbul
Milletvekili Arzu Erdemin, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili
çalışmalar yaptıklarına ve TBMM çatısı
altında bu konunun çözüme kavuşturulacağına
inandıklarına ilişkin açıklaması
2.- Bursa Milletvekili Erkan
Aydının, 27nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine ve iktidarın
muhalefetle uzlaşı sağlayarak toplumsal yarar sağlayacak
yasaların çıkarılması gerektiğine ilişkin
açıklaması
3.- İstanbul
Milletvekili Sibel Özdemirin, 27nci Dönem İkinci Yasama
Yılının ekonomik sorunların çözüldüğü, temel hak ve
özgürlük taleplerinin karşılandığı bir yıl
olmasını dilediğine ilişkin açıklaması
4.- Niğde Milletvekili
Ömer Fethi Gürerin, kamuda ve KİTlerde mağdur olan
çalışanların çözüm beklediklerine ilişkin
açıklaması
5.- Bursa Milletvekili
Nurhayat Altaca Kayışoğlunun, Kemal
Kılıçdaroğlunun Recep Tayyip Erdoğana McKinsey
şirketiyle ilgili sorduğu soruların cevabını
beklediklerine ilişkin açıklaması
6.- Kocaeli Milletvekili
İlyas Şekerin, 27nci Dönem İkinci Yasama
Yılının hayırlı hizmetlere vesile olmasını
dilediğine ilişkin açıklaması
7.- Kayseri Milletvekili
Çetin Arıkın, 27nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine, Türkiye ekonomisinin
Amerikalı bir şirkete teslim edilmesine anlam veremediğine ve bu
şirketin Türkiyedeki yetkilisinin kim olduğunu öğrenmek
istediğine ilişkin açıklaması
8.- Kahramanmaraş
Milletvekili Ali Öztunçun, ekonomiyi düzeltmek için neden bir Amerikan
şirketinden medet umulduğunu, McKinsey şirketiyle hangi para
biriminden anlaşma yapıldığını ve
Kahramanmaraş ilinin Andırın, Çağlayancerit ilçelerinin
yollarının neden hâlâ yapılmadığını
öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
9.- Kahramanmaraş
Milletvekili İmran Kılıçın, 27nci Dönem İkinci
Yasama Yılının hayırlı olmasını
dilediğine ve Dünya Çocuk Gününü kutladığına ilişkin
açıklaması
10.- Samsun Milletvekili
Kemal Zeybekin, Kemal Kılıçdaroğlunun McKinsey şirketiyle
ilgili sorduğu soruların cevaplarını öğrenmek
istediğine ilişkin açıklaması
11.- İstanbul
Milletvekili Arzu Erdemin, ekonomik dalgalanma sebebiyle fiyatları 2-3
katına çıkaranların bugün kur düşerken fiyatları
düşürüp düşürmediklerinin takibinin yapılması
gerektiğine ilişkin açıklaması
12.- Mersin Milletvekili
Hacı Özkanın, 27nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine ilişkin
açıklaması
13.- Adana Milletvekili Ayhan
Barutun, ziraat mühendisleri ile diğer meslek gruplarının
beklediği atamaların ne zaman yapılacağını
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirliden öğrenmek
istediğine ilişkin açıklaması
14.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanalın, Şanlıurfa ilindeki
muhtarların elektrik ve su ödemelerine ilişkin mağduriyetlerinin
giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması
15.- Mersin Milletvekili Ali
Cumhur Taşkının, 27nci Dönem İkinci Yasama
Yılının hayırlı olmasını temenni
ettiğine ilişkin açıklaması
16.- Ankara Milletvekili Ali
Haydar Hakverdinin, 27nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine ve ekonominin neden bir
Amerikan şirketine teslim edildiğini öğrenmek istediğine
ilişkin açıklaması
17.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkanın, 27nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine, yeni TBMM
İçtüzüğü çalışmalarını önemli bulduğuna
ilişkin açıklaması
18.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçayın, 27'nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine ve bu dönemde erkler
ayrılığı ilkesi çerçevesinde milletin taleplerine yönelik
çalışmalar yapacaklarına çünkü esas olanın milletin ve
devletin bekası olduğuna ilişkin açıklaması
19.- Kars Milletvekili Ayhan
Bilgenin, 27'nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine, Endonezyadaki deprem ve
tsunamiden kaynaklanan acının paylaşılması
gerektiğine, Mahatma Gandinin 150nci doğum yıl dönümüne
ilişkin açıklaması
20.- İstanbul
Milletvekili Engin Altayın, 27'nci Dönem İkinci Yasama
Yılının hayırlı olmasını dilediğine,
Düzce Cezaevindeki siyasi tutuklulara işkence
yapıldığı beyanlarına karşılık
Başkanlığın Genel Kurulu bilgilendirmesini talep
ettiğine, yeni TBMM İçtüzüğü çalışmalarında
samimiyet ve iyi niyet beklediğine ilişkin açıklaması
21.- Tokat Milletvekili Özlem
Zenginin, 27'nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine, TBMMnin hukuk inşa
eden bir mecra olduğuna ilişkin açıklaması
22.- Tokat Milletvekili Özlem
Zenginin, Düzce Cezaevindeki siyasi tutuklulara işkence
yapıldığı beyanlarına karşılık Adalet
Bakanlığının verdiği cevaba ilişkin
açıklaması
23.- Tokat Milletvekili Özlem
Zenginin, (3/36) esas numaralı Cumhurbaşkanlığı
Tezkeresi üzerinde İstanbul Milletvekili Yunus Emrenin şahsı
adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine
ilişkin açıklaması
24.- İstanbul Milletvekili
Engin Altayın, Tokat Milletvekili Özlem Zenginin yaptığı
açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin
açıklaması
25.- İstanbul
Milletvekili Yunus Emrenin, ılımlı İslam ifadesinin özel
bir konjonktürün ürünü olduğuna ilişkin açıklaması
26.- Tokat Milletvekili Özlem
Zenginin, AK PARTİ hareketine hiç kimsenin asla ve kata
"ılımlı İslam" diyemeyeceğine ilişkin
açıklaması
V.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- Başkanlıkça,
Ankara Milletvekili Şenol Balın Kamu İktisadi Teşebbüsleri
Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin
yazısının 1/10/2018 tarihinde Başkanlığa
ulaştığına ilişkin önerge yazısı (4/4)
B) Tezkereler
1.-
Cumhurbaşkanlığının, Birleşmiş Milletlerin
Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde icra ettiği harekat ve misyonlar kapsamında
hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tespit edilmek
üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesi
ve Hükûmet tarafından verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde
bu kuvvetlerin kullanılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin
2/8/2016 tarihli ve 1119 sayılı Kararıyla Hükûmete verilen ve
17/7/2017 tarihli ve 1156 sayılı Kararıyla uzatılan izin
süresinin Anayasanın 92nci maddesi uyarınca 31/10/2018 tarihinden itibaren
bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/36)
VI.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu
Önerileri
1.- İYİ PARTİ
Grubunun, Eskişehir Milletvekili Dr. Arslan Kabukcuoğlu ve
arkadaşları tarafından, TÜRK TELEKOM'un yirmi bir
yıllığına kamu kullanım hakkının
devredilmesi ve sonrasında yaşanan, sözleşmeye aykırı
olarak gayrimenkullerin rehin bırakılması ve
satılması, devir alan OTAŞ firmasının borç krizi,
kamuyu uğrattığı zarar, denetim ve gözlem hususlarında
yaşanan ihmalin araştırılması amacıyla 14/9/2018
tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön
görüşmelerinin, Genel Kurulun 2 Ekim 2018 Salı günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
2.- HDP Grubunun, Grup
Başkan Vekili Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ve Grup Başkan
Vekili Kars Milletvekili Ayhan Bilgen tarafından, Türkiye ekonomisinin
kötüye gidişinin araştırılması, bu gidişatın
Türkiye toplumuna olumsuz etkilerinin önüne geçilmesi amacıyla 2/10/2018
tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 2
Ekim 2018 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
önerisi
3.- CHP Grubunun,
Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın ve arkadaşları
tarafından doğal gazda dışa bağımlı ülke
konumundan çıkmak için yeni politikaların belirlenmesi ve doğal
gaz fiyatının artışındaki nedenlerin tespit edilmesi
amacıyla 2/10/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 2
Ekim 2018 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
önerisi
4.- AK PARTİ Grubunun,
Genel Kurulun, 2 Ekim 2018 Salı günkü birleşimde 13 Eylül 2018 tarih
ve (3/36) sayılı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi'nin
okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılması ve
bu birleşimde gündemin "Başkanlığın Genel Kurula
Sunuşları"nda yer alan işlerin tamamlanmasına; 3 Ekim
2018 Çarşamba günkü birleşimde 13 Eylül 2018 tarih ve (3/37)
sayılı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi'nin okunarak
görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ve bu
birleşimde gündemin "Seçim" kısmındaki işlerin
tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine
ilişkin önerisi
2 Ekim 2018
Salı
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma Saati
: 15.03
BAŞKAN :
Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP
KÂTİP ÜYELER
: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), Rümeysa KADAK (İstanbul)
----- 0 -----
BAŞKAN Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2nci
Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır,
görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline
gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz, son zamanlarda artan
çocuk istismarı ve buna bağlı ölümler hakkında söz isteyen
Ankara Milletvekili Mustafa Desticiye aittir.
Buyurun Sayın Destici, süreniz beş dakika.
III.- GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem
Dışı Konuşmaları
1.- Ankara Milletvekili
Mustafa Desticinin, son zamanlarda artan çocuk istismarına ve belli
suçlar için idam cezasının geri getirilmesine ilişkin gündem
dışı konuşması
MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) Sayın
Başkan, Sayın Divan, kıymetli milletvekilleri; öncelikle sizleri
sevgiyle, saygıyla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyor, yeni yasama
döneminin hepimiz için, ülkemiz için ve milletimiz için hayırlara vesile
olmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.
Tabii, sözlerimin başında kurucu
şehit liderimiz Muhsin Başkanımızı bir kere daha
rahmetle, minnetle ve şükranla anıyorum. Allah rahmet eylesin,
mekânı cennet olsun.
Tabii, ülkemizde son yıllarda özellikle küçük
yaştaki çocuklarımıza karşı artan cinsel
saldırılar, tecavüzler ve ölümle neticelenen, katle neticelenen
suçlar artmış seviyede ve bu, toplumumuzda özellikle bu hadiseyle
karşı karşıya kalan ailelerimizde ve yakınlarında
büyük bir infial oluşturmaktadır. Dolayısıyla biz, Büyük
Birlik Partisi olarak bu hususta adaletin tam olarak tecelli etmediğini
düşünüyoruz. Hem caydırıcı olması bakımından
hem de adaletin tam tecelli etmesi noktasında bu suç ve bunun yanında
terör, ölümle sonuçlanan terör suçları için idam cezasının geri
getirilmesini istiyoruz.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, çok büyük
bir uğultu var. Lütfen, hatibi dinleyelim.
MUSTAFA DESTİCİ (Devamla) Büyük Birlik
Partisi olarak 1 Ekim tarihinde yani dün, yeni yasama döneminin
başladığı gün idam teklifimizi milletimize, yüce
Meclisimize ve siz değerli milletvekillerimize sunmuş bulunuyoruz.
Bütün milletvekillerimizin odalarında bu teklifimiz mevcut olacaktır.
Bu kısa konuşma sürem içerisinde bu
teklifi niçin sunduğumuzla ilgili niyet ve gerekçelerimizi ihtiva eden
düşünce ve gerekçelerimizi Gazi Meclisimizle ve siz değerli
milletvekillerimizle paylaşıyoruz. Çünkü Büyük Birlik Partisi olarak
olaya, vicdanları sızlatıp öfke nöbetlerine sokan hunharca
işlenmiş suçlar veya ideolojik kaygıların etkisi
altında biçimlendirilmiş suç tanımları penceresinden
bakmıyoruz. Kıymetli milletvekillerimiz, idam cezasına, salt bir
caydırıcılık olarak değil de cezalandırma olarak
da bakmak gerektiğini düşünüyoruz. Bu, son derece önemlidir. Hukuk ve
adaletin asıl gayesi caydırma değil, cezadır. İdam
cezası belirli ağır suçlara verilir ve özel bir cezadır. Bu
sebepledir ki idam cezası sadece sosyal hayatta ve vicdanlarda infial yaratan
suçları işlemeye niyetleri olanları en etkili şekilde
caydırmaktan öte, insanların vicdanındaki adaleti ve adalete
olan güveni sağlamak amacıyla geri getirilmelidir. Kişi
canavarca his saikiyle cinayet işlemekten ömür boyu hapis cezası
almış; bir bakıyorsunuz, katil, cani ömür boyu içeride
cezasını çekeceği yerde cezaların infazı
hakkındaki kanunlardaki esnekliklerden ötürü belli bir süre hapiste
yattıktan sonra şartlı tahliye, af vesaire gibi esnek
hükümlerden yararlanıp salıveriliyor. Yani ölüm cezası yerine
konulan ömür boyu hapis cezasına mahkûm olanlar hiçbir zaman ömür boyu
hapiste kalmamakta, ömürlerini cezaevlerinde tamamlamamaktadırlar.
İşte, en son, Adıyaman ve Kayseri örneğindeki hadiseler
bize bunun böyle olduğunu göstermiştir. Esasen, mevcutta olan ömür
boyu hapis cezası, işlenilen suçun tam
karşılığı da değildir.
Değerli milletvekilleri, insanların
adalete olan güveni güçlendirici bir rol ifa etmezse, insanlarda adaleti kendi
elleriyle sağlama güdüsü sürekli aktif hâle gelir.
Şu anda, bizim, sadece belirli suçlara
getirilmesi için teklif verdiğimiz idam cezasına karşı
olanların en önde tek bir argümanı var, o da şudur: Yaşam
hakkının kutsal olması ve güya ölüm cezasının insan
haklarına aykırı ve geri dönüşsüz bir ceza yöntemi
olması. Buna da itirazımız var çünkü her nedense insan
hakları kavramı burada hep suçlular için kullanılıyor ve
isteniyor, suçluluğu ispat edilmiş kişiler için sırf
yaşıyor diye hak hâline dönüştürülüyor fakat ne hazindir ki geri
dönüşsüz biçimde öldürülen maktule ait olan
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MUSTAFA DESTİCİ (Devamla)
hak ve
merhametler ise askıya alınıyor. İşte bu hümanizm
riyakârlıklarına hiç ama hiç itibar etmiyoruz ve bunu
hazmedemediğimiz gibi değerli de bulmuyoruz.
Sayın Başkanım, bir dakika içinde
bitiriyorum.
Değerli arkadaşlar, gönül ve
barış adamı Mevlâna Celâlettin Rûmi Fihi Ma Fih adlı
eserinde İdam suçluyu cezalandırmak için değil, suçsuzu korumak
için yapılır. der. Her işlenen suçun, hem ateşin
düştüğü yerde hem toplum vicdanında hem de hukukta aynı
oranda karşılığı olmalı diye düşünüyoruz.
Bu sebeple, biz, belli suçlar için idam
cezasının geri getirilmesini yüce Meclisimize teklif ediyoruz ve bu
konu hakkında desteklerinizi istiyoruz. Bu da şudur ki biliyorsunuz,
Anayasamızın 38inci maddesiyle idam cezası
kaldırılmıştır. Biz, Büyük Birlik Partisi olarak bu
maddede bir değişiklik yapılarak, bir, küçük yaştaki
çocuklarımızı, kızlarımızı,
kadınlarımızı kaçırıp tecavüz ettikten sonra
öldüren sapık katiller için ve bir de bizzat kurşunu sıkarak,
bombayı patlatarak askerimizi, polisimizi, güvenlik
korucularımızı ve sivil vatandaşlarımızı
şehit eden teröristler ve bunları azmettirenler için idam
cezasının geri getirilmesini arzu ediyoruz ve istiyoruz. Bizim,
çocukları istismar edip öldürenler ve terör eylemlerini direkt
gerçekleştirenler için idamı istememiz asla siyasi değil, hukuki
ve vicdani bir durumdur. Aslına bakarsanız bu
aşağılık suçları işleyenlere karşı
yaptırımın nasıl olması gerektiğine tek
başına ne siyaset ne de hukuk cevap verebilir çünkü vicdan söz konusu
olduğunda siyaset de hukuk da cevapsız kalabilmektedir. Biz konunun
çözümünün aziz Türk milletinin vicdanında ve reyinde olduğuna
inanıyoruz. Bu sebeple de arzu ettiğimiz idam cezasına
ilişkin değişikliğin her şart ve sonuçta aziz
milletimize götürülmesini teklif ediyoruz. Biz mazlumların, halkın,
sokağın, milletin vicdanının temsilcisi Büyük Birlik
Partisi olarak milletin gündemini milletin Meclisine taşıyoruz ve inanıyoruz
ki
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MUSTAFA DESTİCİ (Devamla) -
vicdan sahibi
siz değerli milletvekillerimiz buna destek olacaktır. Takdir elbette
ki yüce Meclisimizin ve siz değerli milletvekillerimizindir.
Saygıyla arz ederim.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Destici.
Gündem dışı ikinci söz, emeklilikte
yaşa takılan vatandaşlar hakkında söz isteyen Uşak
Milletvekili Özkan Yalıma aittir.
Buyurun Sayın Yalım. (CHP
sıralarından alkışlar)
2.- Uşak Milletvekili
Özkan Yalımın, emeklilikte yaşa takılanların durumuna
ilişkin gündem dışı konuşması
ÖZKAN YALIM (Uşak) Sayın Divan, çok
değerli çalışma arkadaşlarım ve de bizi izleyen tüm
vatandaşlarıma selam ve saygılarımı sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, özellikle sosyal
medyada EYT diye bir terim görüyorsunuz. İlk önce, EYT terimini belki
içimizde herkes biliyor ama muhakkak vatandaşlarımızdan
bilmeyenler vardır, yani emeklilikte yaşa takılanlar.
Değerli arkadaşlar, 8 Eylül 1999 tarihinde
4447 sayılı Kanun çıkıyor ancak çıkan kanun Türkiyede
ve dünyada bir ilki oluşturuyor. Nedir bu çıkan kanun? Geriye dönük
işliyor. Emekliliği, prim günlerini, yaşını doldurmaya
yani yılını, gününü doldurmaya ramak kala milyonu
aşkın birçok kişi bu tarihte, 8 Eylül 1999 tarihinde 4447 no.lu
Kanunla maalesef emekli olamıyorlar ve de aynen şu terimi kullanmak
zorundayız: Maç oynanırken kural değişiyor. Bu sebepten
dolayı da milyonun üzerinde vatandaşımız mağdur
oluyor.
Değerli arkadaşlar, bu grup, bu kitlenin
maalesef kendileri aynen şu şekilde de söylüyorlar
Biliyorsunuz,
bunların İstanbulda bir platformu oluşmuş. Emeklilikte
Yaşa Takılanlar Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Derneği Başkanı Sayın Gönül Boran Özüpak, Değerli
Başkanım da bana özellikle çok sayıda bilgiler verdi.
Dediğim gibi, onların talebi erken emeklilik değil, hak
ettiklerini geri almak istiyorlar. Bakın, onlara aynen şunu
söylüyorlar: Çok gençsiniz, emekli olamazsınız. Ama işverene
gidiyorlar: Yaşlısınız, iş vermeyiz. Onun için bu
hatayı bir an önce düzeltmemiz gerekiyor, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
hakkı hak ettiği yere vermemiz gerekiyor.
Değerli vatandaşlarımız,
biliyorsunuz, Anayasamızın 5inci maddesine göre Devletin temel
amaç ve görevleri, Türk milletinin
bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin
bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve
toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak
ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve
sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi
varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmaktır. Bu sebepten dolayı biz 4
muhalefet partisi yani Cumhuriyet Halk Partisi, Halkların Demokratik
Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve de İYİ PARTİ -toplam
milletvekili sayımız 306 biliyorsunuz- gelin, hodri meydan. AK PARTİ
yani iktidar partisi ister destek versin ister vermesin. Sizler bize destek
verin -hepimizin de ortak önerisi var- bu öneriyle, gelin, biz bu
mağduriyeti giderelim, emeklilikte yaşa takılanları hep
birlikte emekli edelim diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Özellikle de Milliyetçi Hareket Partisine sesleniyorum. Sosyal medyada Arzu
Hanım özellikle çok fazla destek veriyor. Ben de kendisine teşekkür
ediyorum. Gelin, destek verin; 4 parti, AK PARTİ destek verse de vermese
de biz bu kanunu çıkarırız diyorum. Tekrar sizlere bu
uyarımı özellikle belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bunun yanında
başka sıkıntılarımız var. ABO yani aylık
bağlama oranlarının düzeltilmesi de gerekmektedir. 2008
öncesinde çalışan bir vatandaş çalıştığı
andaki maaşının yüzde 60ıyla emekli olabiliyordu ancak
2008de çıkarılan bir kanunla, o tarihten sonra, bu oranlar maalesef
şu anda yüzde 28lere düştü. Günümüzde 700 lira, 800 lira, 900 lira,
bin lira, 1.100 lira emekli maaşı alanlar var. Yani gün geçtikçe,
özellikle günümüz şartlarında yeni emekliler haklarını
kaybetmekte; bin lira, 1.100 lira emekli maaşı
bağlanmaktadır. Kesinlikle bu haksızlığı da
gidermemiz gerekiyor.
Değerli vatandaşlarımız, bu, tüm
emeklilerimizi kapsamaktadır. Bir an önce intibak yasası
Yani asgari
ücretten, 1.600 TLden daha aşağı maaş alan tüm
emeklilerimizin maaşlarını 1.600 TL seviyesine getirmemiz
gerekiyor. Bunu 1.600e de kilitlemememiz gerekiyor, bunun adına asgari
ücret dememiz gerekiyor. Çünkü asgari ücret her yıl yenilendiğinde
otomatikman emekli vatandaşlarımızın da maaşları
yenilenmiş olacaktır. Bunu da özellikle belirtiyorum.
Biz hem partimiz hem de şahsım adına
emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili önergemizi verdik; partimiz de
verdi, grup başkan vekillerimiz de verdi. Tüm muhalefet partilerine
sesleniyorum: Gelin, destek verin, bu mağduriyeti giderelim.
Buradan iktidar partisine de bir çift söz etmek
gerekiyor. AK PARTİli vekil arkadaşlarımız, son
zamanlarda, bundan üç dört yıl önce veya beş yıl önce, daha
önceleri bu emekli dedemiz torununa
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ÖZKAN YALIM (Devamla) Sayın
Başkanım, sizden bir dakika daha rica ediyorum.
BAŞKAN Buyurun.
ÖZKAN YALIM (Devamla) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Evet, değerli iktidar partisi vekili
arkadaşlarım, bakın, daha önceleri Türkiyede yaşayan bir
dedemiz böyle mutluydu ama özellikle günümüzdeki son zamlardan, son üç ayda
elektriğe ve doğal gaza gelen yüzde 30a yakın, yüzde 29,5luk
zamdan sonra dedemiz artık torununa hediye alamaz hâle geldi çünkü cebinde
parası yok, hatta elektrik ve doğal gaz parasını da ödeyemez
hâle geldi. Şu anda dede artık bu hâle geldi arkadaşlar, dedemiz
artık mutsuz pozisyona geldi. Ben de diyorum ki:
Vatandaşlarımızın mağduriyetini gidermek adına
gelin, burada emeklilerimizin intibak yasasını çıkaralım,
hiçbir emekli asgari ücretten daha aşağı maaş almasın.
Bununla ilgili de gerekli önergeyi vermiştim.
Değerli vatandaşlarımız, bir
konuyu daha özellikle altını çizmeden geçemeyeceğim.
Biliyorsunuz, başta eğitim, sağlık ve de güvenlik
elemanlarının -yani polis ve askerlerimizin- ek göstergelerini bir an
önce 3600e çıkarmamız gerekiyor. Gelin destek verin, onu da
yapalım çünkü Mecliste 306 muhalefet milletvekili var, gerekli
desteği verdiğinizde bunu da yapacağız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ÖZKAN YALIM (Devamla) Birileri sefillik içinde
yaşarken birileri de maalesef, uçan saraylar alıyor, bunun da
altını çizmek zorundayım. Gelin bu işi halledelim diyorum.
Çünkü bu memlekette 3,5 milyon Suriyeliye bakabiliyorsak, emeklilikte yaşa
takılan 1,5 milyon vatandaşımızın da
haklarını verebiliriz diyorum.
Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Yalım.
Sayın Akçay
ERKAN AKÇAY (Manisa) Sayın Başkan,
sayın konuşmacı konuşması esnasında partimizin ve
partimizin milletvekili Sayın Arzu Erdemin de ismini zikretmek suretiyle
bir değerlendirmede bulunmuştur. Bunu sataşma saymakla birlikte,
Sayın Arzu Erdem yerinden bir dakikalık söz talep ediyor.
BAŞKAN Buyurun Sayın Erdem.
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- İstanbul
Milletvekili Arzu Erdemin, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili
çalışmalar yaptıklarına ve TBMM çatısı
altında bu konunun çözüme kavuşturulacağına
inandıklarına ilişkin açıklaması
ARZU ERDEM (İstanbul) Çok teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekili arkadaşlarım,
Milliyetçi Hareket Partisinin şiarı Önce ülkem ve milletim, sonra
partim.dir.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bizler
emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili çalışmaları bugün
itibarıyla yapmadık, bundan öncesinde de yaptık. Kanun
tekliflerimizi verdik. Kadük olanlarla ilgili de yinelenmiş olan kanun
tekliflerini verdik. Eminiz ki Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı
altında, uzlaşma dili içerisinde, Türk milletinin nerede sorunu varsa
bununla ilgili çözümlerin mutlaka bulunacağına inanıyoruz ve
burada değerlendirmelerin komisyonda yapılacağına da
inanıyoruz. Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili de aynı
değerlendirmenin özellikle yapılacağına inanıyoruz.
Sayının da yaklaşık 700 bin
kişi olduğunu buradan belirtmek istiyorum.
Teşekkür ediyorum, sağ olun.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
III.- GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin Gündem
Dışı Konuşmaları (Devam)
3.- Mersin Milletvekili
Hacı Özkanın, 8-12 Ekim Ahilik Kültür Haftasına ilişkin
gündem dışı konuşması
BAŞKAN Gündem dışı üçüncü söz,
Ahilik Haftası münasebetiyle söz isteyen Mersin Milletvekili Hacı
Özkana aittir.
Buyurun Sayın Özkan. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
HACI ÖZKAN (Mersin) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; şahsım adına gündem
dışı söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve
ekranları başında bizleri izleyen tüm
vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Ahilik Haftamızın ülkemiz, milletimiz, tüm
esnaf ve sanatkâr camiamız için hayırlara vesile olmasını
Rabbimden niyaz ediyorum.
Şehrimizdeki esnaf ve sanatkâr kardeşlerim
başta olmak üzere, Türkiye genelindeki tüm esnaf ve sanatkâr
kardeşlerimize bugüne kadar Türkiye'nin kalkınmasına
yaptıkları eşsiz katkılardan dolayı
şükranlarımı ifade ediyorum.
Selçuklu Döneminden başlayarak Ahilik kültürü
altında esnaf ve sanatkâr bu ülkenin her zaman mayası olmuş,
çimentosu olmuş, ülkeyi ayakta tutan, bir arada tutan, ülkemize istikamet
çizen bir vazifeyi asırlar boyunca hakkıyla yerine getirmiştir.
Bizim kültürümüzde, bizim medeniyetimizde esnaf sadece alan, satan, ticaret
yapan kişi değildir. Esnaf, aynı zamanda, semtimizin,
mahallemizin, sokağımızın ağabeyidir,
ablasıdır, amcasıdır. Esnaf, manevi değerlerimizin,
geleneklerin, kültürün, dilin muhafızıdır. Esnaf, toplumsal
dokunun, sosyal dayanışma ve adaletin âdeta teminatıdır. En
önemlisi de esnaf, güvenin timsali, emin olma sıfatının,
dürüstlüğün simgesidir. Bütün bu vasıflar yaklaşık bin
yıldır üzerinde yaşadığımız toprakları
ve milleti şekillendirerek bugünlere ulaşmıştır.
Esnaf, elinde terazi tuttuğu kadar gerektiğinde gitmiş, silah tutmuş,
vatanını savunmuştur, gerektiğinde gitmiş, kalem
tutmuş, ilmin ışığını
yaymıştır, gerektiğinde gitmiş, polise, hâkime,
savcıya intikal ettirmeden adaleti tecelli ettirmiş, meseleleri
çözmüş, küslükleri, anlaşmazlıkları gidermiştir.
Ne diyor Ahi Evran? Ahinin eli açık olacak,
kapısı açık olacak, sofrası açık olacak, bunun
yanında gözü, dili, beli kapalı olacak. Ahi, işine, eşine
yani ailesine ve aşına özen gösterecek, kuvvetliyken affetmesini
bilecek, hiddetliyken yumuşak davranmasını bilecek, muhtaç iken
bile başkalarıyla paylaşacak kadar cömert olacak. Evet, bu
vasıflar, bizim esnafımızın vasıflarıdır ama
aynı zamanda esnafımızın toplumun tüm kesimleri için
muhafaza ettiği vasıflardır. Eğer bugün
bağımsız ve güçlü bir ülkeysek, bugün geleceğe umutla bakan
bir milletsek bunu en çok da esnafımıza, sanatkârımıza,
onların yaşattığı Ahilik kültürüne borçluyuz.
Son dönemde ülkemize dış mihraklar
üzerinden yapılan tüm saldırılara aldırış
etmeden, hedeflerimizden sapmadan, ekonomik ve siyasi
bağımsızlığımızdan zerre kadar taviz
vermeden ilerleyeceğiz. Gemimizin kaptanı sağlam ve ona
güveniyoruz, bu fırtınaların da geçeceğine inanıyoruz.
Aziz milletimiz tarihinde birçok sıkıntıyı aşmış,
evelallah bu ekonomik saldırıların da üstesinden gelerek
istikametinden sapmadan yürüyecektir.
AK PARTİ hükûmetlerimiz, toplumumuzun
omurgası olan esnafımızın daima yanında olmuş,
olmaya da devam edecek. Her zaman esnaf ve sanatkârın sesine kulak veren
ve şimdiye kadar esnaf ve sanatkârın yaşadığı
sorunların, çözümü için iletilmiş tüm taleplere sahip çıkan,
esnaf ve sanatkâr camiasıyla birlikte olan Cumhurbaşkanımız
Sayın Recep Tayyip Erdoğana esnafımız adına çok
teşekkür ediyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle esnaf
teşkilatlarından gelmiş bir arkadaşınız olarak
Ahilik Haftamızı kutluyor, Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Özkan.
Gündem dışı konuşmalar
tamamlanmıştır.
Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme
giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz
vereceğim, bu sözlerin ardından sayın grup başkan
vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.
Sıraya göre birer dakikalık
konuşmaları başlatıyorum.
Sayın Aydın, buyurun.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
2.- Bursa Milletvekili Erkan
Aydının, 27nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine ve iktidarın
muhalefetle uzlaşı sağlayarak toplumsal yarar sağlayacak
yasaların çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması
ERKAN AYDIN (Bursa) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Yeni yasama döneminin Meclisimize ve ülkemize
hayırlı olmasını diliyorum. Umarız bu dönem, iktidar
sahipleri, oldubittiye getirdiği torba yasalarla değil, muhalefetle
uzlaşı arayarak Meclisi çalıştırır çünkü ülkenin
sorunları giderek ağırlaşıyor. Tek adam yönetiminin bu
ülkeyi yönetemediği aşikâr. Yönetemediği için de ekonomiyi
yabancı bir şirkete devretti yani bundan sonra ülkemizin geliri de
gideri de yabancı bir şirketin elinde. Bu şirkete ne kadar
ödenecek, hazinenin hangi kaleminden karşılanacak ve daha önemlisi de
hangi para cinsinden ödenecek; belli değil.
Doğal gaza ve elektriğe sessiz
sedasız zamlar geldi, ülke de bunu maalesef yabancı basından
öğrendi.
Umarız, Meclis toplumsal yarar getirecek
yasaları bu dönem çalışmayı başarabilir diyerek
iyimser bir dilekle sözlerimi noktalıyor, tekrar hayırlı ve
uğurlu olmasını diliyorum.
BAŞKAN Sayın Özdemir
3.- İstanbul
Milletvekili Sibel Özdemirin, 27nci Dönem İkinci Yasama
Yılının ekonomik sorunların çözüldüğü, temel hak ve
özgürlük taleplerinin karşılandığı bir yıl
olmasını dilediğine ilişkin açıklaması
SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Meclisimizin yeni yasama yılının 81
milyon vatandaşımızın içinde bulunduğu ekonomik,
sosyal sorunların, işsizlik, geçim
sıkıntısının ve temel hak ve özgürlük taleplerinin karşılanacağı
bir çalışma yılı olmasını diliyorum. Ancak
adına Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi denilen ve
gücü tek kişide toplayan tek adam rejiminin siyasal ve ekonomik krizinin
ağır bedeli vatandaşlarımıza ödetilmekte, iğneden
ipliğe her şeye yapılan zamlarla yaşam ve geçim koşulları
her geçen gün zorlaşmaktadır. Meclisimizin ve bağımsız
denetim kurumlarımızın yok sayılması ile
Amerikalı şirket McKinsey talimatlarının yerine
getirildiği gayrimillî bir yapıda, AKP Genel Başkanı,
Cumhurbaşkanı Erdoğanın dün Genel Kurulda
yaptığı konuşmasında uluslararası sermayeye
kişisel güvence vermesinin hiçbir karşılığı
yoktur. Çözüm, hukuk devleti, yargı
bağımsızlığı ve kuvvetler
ayrılığı ilkesinin güçlü bir şekilde inşa
edilmesindedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Gürer, buyurun.
4.- Niğde Milletvekili
Ömer Fethi Gürerin, kamuda ve KİTlerde mağdur olan
çalışanların çözüm beklediklerine ilişkin
açıklaması
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde)
Teşekkürler Sayın Başkan.
Emeklilikte yaşa takılanlar, kamuda
kadrosuz şoförler, Sağlık Bakanlığında kadrosuz
bilgi işlemciler, 4 Aralık mağduru jokerler, Karayollarında
ve diğer kurumlarda kadroya alınmayı bekleyenler, mevsimlik ve
geçici işçiler, Sağlık Bakanlığında, Millî
Eğitim Bakanlığında, Tarım
Bakanlığında, Ulaştırma Bakanlığında
atama ve kadro bekleyenler, taşeronda kalan KİT çalışanları
ve tüm mağdurlar Türkiye Büyük Millet Meclisinden sorunlarına çözüm
beklemektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu sorunları çözecek kapasite
ve varlığa sahiptir.
Bu anlamda, ekonomik anlamda artan sorunlar ile
mağdur olan bu kesimlerin sorunlarının çözümü için bir an önce
kanun tekliflerinin yasalaşarak sorunların
aşılmasını temenni ediyorum.
Yeni döneme başarılar diliyorum.
BAŞKAN Sayın Kayışoğlu
5.- Bursa Milletvekili
Nurhayat Altaca Kayışoğlunun, Kemal
Kılıçdaroğlunun Recep Tayyip Erdoğana McKinsey
şirketiyle ilgili sorduğu soruların cevabını
beklediklerine ilişkin açıklaması
NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)
Teşekkür ediyorum.
Bugün Genel Başkanımız Kemal
Kılıçdaroğlu grup toplantımızda Erdoğana 10 adet
McKinsey soruları sordu. Milletimiz bu soruların cevabını
bekliyor, bizler de bu soruları buradan tekrarlıyoruz:
Soru 1) Erdoğana göre
yaşadığımız ekonomik krizin sorumlusu dış
güçlerdi. Dış güçlerin başında da Amerika ve Trump
geliyordu. Peki, krizi aşmak için kimden liderlik istiyorsunuz? Bir
Amerikan danışmanlık şirketinden. Bizi
batırıyorlar. dediğiniz bir ülkenin şirketinden sizi
kurtarmasını hangi akılla istiyorsunuz?
Soru 2) Erdoğana göre bunlar
ezanımıza, bayrağımıza saldıranlardı. Peki,
ezanımıza, bayrağımıza saldıranlardan para
karşılığı yardım istemeyi bu millete nasıl
anlatacaksınız? Hangi yüzle bu anlaşmayı
yaptınız? Daha acı olanı ise bu tutumunuz Biz bu ekonomiyi
yönetemiyoruz, gelin siz yönetin. anlamına gelmiyor mu?
BAŞKAN Sayın Şeker, buyurun.
6.- Kocaeli Milletvekili
İlyas Şekerin, 27nci Dönem İkinci Yasama
Yılının hayırlı hizmetlere vesile olmasını
dilediğine ilişkin açıklaması
İLYAS ŞEKER (Kocaeli) Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
Dün 27nci Yasama Döneminin İkinci Yasama
Yılının açılışını yaptık.
Yapacağımız çalışmaların ülkemize, milletimize ve
gönül coğrafyamıza hayırlı olmasını Yüce
Allahtan diliyorum.
Gücünü milletten alan Meclisimiz her türlü
saldırıda demokrasimize sahip çıkmıştır ve sahip
çıkmaya devam edecektir. İstiklal Savaşında gazilik
unvanını alan ve yüz kırk iki yıllık geleneğe
sahip olan Meclisimiz, vatanımızı işgal etmek isteyen FETÖ
terör örgütünün 15 Temmuz akşamı, Meclise ağır silahlarla
yaptığı saldırı karşısında da dimdik
ayakta durarak 2nci kez gazilik unvanını almıştır. Bu
vesileyle, Gazi Meclisimizde bugüne kadar görev yapmış tüm
milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden vefat edenlere Allahtan rahmet
diliyorum. 27nci Yasama Döneminin hayırlı hizmetlere vesile
olmasını Yüce Allahtan diliyorum.
BAŞKAN Sayın Arık, buyurun.
7.- Kayseri Milletvekili
Çetin Arıkın, 27nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine, Türkiye ekonomisinin
Amerikalı bir şirkete teslim edilmesine anlam veremediğine ve bu
şirketin Türkiyedeki yetkilisinin kim olduğunu öğrenmek
istediğine ilişkin açıklaması
ÇETİN ARIK (Kayseri) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Öncelikle yeni yasama döneminin Gazi Meclisimize,
aziz milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.
Sayın Başkan, bu ülkenin bir
yurttaşı olarak Yerliyiz, millîyiz, güçlüyüz.
haykırışından sonra Saldırı
altındayız, ekonomik savaştayız. diyerek ekonomik cihat
çağrısında bulunanların Türkiye ekonomisini Amerikalı
bir şirkete teslim etmesine bir türlü bir anlam veremiyorum. Bu millete
Yastık altındaki olmayan- dolarlarınızı bozdurun.
diye çağrı yaparken bu şirketle dolar cinsinden anlaşma
yapılmasına bir anlam veremiyorum. Bu şirketin Türkiyedeki
yetkilisi kim? Yoksa yine bir damat mı var? Damat Ferit vakası
ortadayken Türkiye'nin hazinesinin damatlara emanet edilmesine bir anlam
veremiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Öztunç
8.- Kahramanmaraş
Milletvekili Ali Öztunçun, ekonomiyi düzeltmek için neden bir Amerikan
şirketinden medet umulduğunu, McKinsey şirketiyle hangi para
biriminden anlaşma yapıldığını ve
Kahramanmaraş ilinin Andırın, Çağlayancerit ilçelerinin
yollarının neden hâlâ yapılmadığını
öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) Teşekkür
ederim Sayın Başkanım.
Sayın Cumhurbaşkanı dünkü
konuşmasında, açılış konuşmasında başta
Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dış güçlerin ekonomiyi
çökerttiğini belirtti. Eğer ekonomimizi Amerika Birleşik
Devletleri çökertiyorsa ekonomiyi düzeltmek için neden bir Amerikan
şirketinden medet umuyorsunuz? Eğer ülkeyi bir Amerikan şirketi
kurtaracaksa siz ne işe yarıyorsunuz? McKinsey şirketiyle
yapılan anlaşma hangi para biriminden
yapılmıştır? Alışveriş merkezlerinde
dövizle, dolarla kiralamayı yasakladınız, TLye çevirdiniz,
doğru yaptınız; peki, buna rağmen siz Amerikalı
şirkete ne kadar dolar veriyorsunuz? 10 milyon dolara
anlaşıldığı doğru mudur?
Yine Sayın Cumhurbaşkanı dünkü
konuşmasında ekonomide zor günlerin geride
kaldığını belirtti. Hemen konuşması biter bitmez
de elektriğe konutta yüzde 9, sanayide yüzde 15 zam geldi. Allahtan zor
günler geride kalmış, ya geride kalmasaydı ne yapardık?
Seçim bölgem Kahramanmaraşın
Andırın ve Çağlayancerit ilçelerinin yolları neden
yapılmıyor? Seçim dönemi verilen duble yol sözleri unutuldu mu?
Nurhak ve Çağlayancerit ilçelerimizdeki devlet
hastanelerinde ise uzman açığı sürmektedir. Bu ilçelerde
yaşayan vatandaşlarımıza karşı Adalet ve
Kalkınma Partisinin özel
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Kılıç, buyurun.
9.-
Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıçın, 27nci
Dönem İkinci Yasama Yılının hayırlı
olmasını dilediğine ve Dünya Çocuk Gününü
kutladığına ilişkin açıklaması
İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş)
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
27nci Yasama Döneminin hayırlı
olmasını diliyorum.
1-7 Ekim Dünya Çocuk Günü ve Haftasıdır,
çocuklarımızın haftasını kutluyorum.
Çocuklarımız en değerli varlıklarımız ve
ciğerparelerimizdir. Çocuklu ev pazar, çocuksuz ev mezar. denilmiştir
bir Türkmen atasözünde. Geleceğimizi kazanmak çocuklarımıza
sahip çıkmakla mümkündür. Çocuğunun sevgisini kaybetmeyen adam
büyüktür. der Mensiyüs. Çocuklarımıza çocuk oldukları için
sevgi, yarın büyüyecekleri için saygı göstermeliyiz. Kim demiş
çocuk küçük bir şeydir? Bir çocuk belki en büyük bir şeydir. Hiçbir
kimse çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi bir miras bırakamaz.
Çocukların nasihatten çok iyi örneğe ihtiyaçları vardır.
Onları yarınlar için yetiştirelim çünkü onlar geleceklerimizdir.
BAŞKAN Sayın Zeybek
10.- Samsun Milletvekili
Kemal Zeybekin, Kemal Kılıçdaroğlunun McKinsey şirketiyle
ilgili sorduğu soruların cevaplarını öğrenmek
istediğine ilişkin açıklaması
KEMAL ZEYBEK (Samsun) Teşekkür ederim
Değerli Başkanım.
Sayın Genel Başkanımız
Kılıçdaroğlunun Sayın Cumhurbaşkanı
Erdoğanın dünkü konuşmasından sonraki soruları:
Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde Kamu Maliyesi
Değişim ve Dönüşüm Ofisi olacak ve bu ofiste de on altı
bakanlıktan temsilci olacak. Bunların aldıkları her karar,
yaptıkları her uygulama, düzenledikleri her rapor üç ayda bir
McKinsey tarafından kontrol edilecek. Türkiyede bunu yapacak kurum ve
kuruluş ya da şirket yok mu? Bunu içinize nasıl sindiriyorsunuz?
Size Türkiyede liderlik yapacak olan McKinseye bu işi ihaleyle mi yoksa birilerinin
tavsiyesi üzerine mi verdiniz? Tavsiye üzerine verdiyseniz size bu şirketi
kim ya da kimler önerdi? McKinseynin üç ayda bir düzenleyeceği
raporları kamuoyuna açıklayacak mısınız?
Açıklayacaksanız, ezanımıza, bayrağımıza
saldıranlar raporları bilecek mi? Ama bizler 600 milletvekili
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Erdem
11.- İstanbul
Milletvekili Arzu Erdemin, ekonomik dalgalanma sebebiyle fiyatları 2-3
katına çıkaranların bugün kur düşerken fiyatları
düşürüp düşürmediklerinin takibinin yapılması
gerektiğine ilişkin açıklaması
ARZU ERDEM (İstanbul) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendinin
bugün vurgulamış olduğu gibi ekonomik dalgalanma ve kur
artışı sebebiyle karaborsacılık, stokçuluk yapıp
fiyatları 2-3 katına çıkaranların Türk milletini
mağdur ettiği bir gerçektir. İşte bu kişiler, bugün
kurlar düşerken, ekonomik yangın sönerken fiyatları tekrar
düşürecekler mi? Bunların takibi mutlaka yapılmalıdır,
Hükûmet bu fırsatçıları bir bir tespit etmelidir.
Ayrıca, önümüzdeki günlerde kadrolar
açıklanacak ve kadrolar açıklanırken dezavantajlı grupta
olan engellilerimize, öğretmenlerimizden tutun mühendislerimize, her
alanda mutlaka bu kişilere öncelikli kadro tanınması
gerektiği üzerinde de durmak istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Sayın Özkan
12.- Mersin Milletvekili
Hacı Özkanın, 27nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine ilişkin
açıklaması
HACI ÖZKAN (Mersin) Teşekkürler Sayın
Başkanım.
Evrensel hukuk normlarına uygun, demokrasiyi
özümsemiş, millî birlik ve bütünlük içinde muasır medeniyetler
hedefini aşmış bir Türkiyeye ulaşmak için
çalışmalarımızı ortak akılla yürüteceğimiz
bir yasama dönemine girmiş bulunuyoruz. Önümüzde bizi bekleyen büyük
işler ve hedefler var. Bizi bekleyen büyük işleri ve hedefleri
sağduyu içerisinde, aziz milletimizin yararına olacak şekilde
kararlar vererek inşallah birlikte başaracağız.
Bu noktada, ülkemizin geleceğini
şekillendirecek, faydalı kanunlara tüm milletvekillerimizin gereken
desteği vereceğine inanıyor, hayırlı
çalışmalara imza atacağımız bir dönem
olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Yeni yasama yılımızın
hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN Sayın Barut
13.- Adana Milletvekili Ayhan
Barutun, ziraat mühendisleri ile diğer meslek gruplarının
beklediği atamaların ne zaman yapılacağını
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirliden öğrenmek
istediğine ilişkin açıklaması
AYHAN BARUT (Adana) Sayın Başkan,
Tarım Bakanı Sayın Pakdemirliye sormak istiyorum: Tarım,
insanlarımızı doyuran, barındıran, yaşamsal öneme
sahip bir sektördür. Sektörün temel taşları olan on binlerce ziraat
mühendisi, gıda, su ürünleri mühendisi, veteriner, tekniker ve teknisyen
mesleğinden uzak, alanları dışında iş aramak
zorunda bırakılmıştır. Tarladan sofraya gıda
zincirini oluşturan bu meslek gruplarımız hükûmetleriniz
döneminde gerekli ilgi ve desteği görmemiştir. Parlamenter sistemin
son Tarım Bakanı Sayın Fakıbaba bundan bir süre önce 10.551
kişilik atama yapılacağını duyurmuş, Maliye
Bakanlığından kadro talebinde bulunmuştu. Bu kadrolar hâlen
neden bekletilmektedir? Devlet yönetiminde verilen sözler ve taahhütler
devamlılık esasına göre -Sayın Fakıbabanın
vermiş olduğu bu söz- sizi bağlamıyor mu ya da verilen
sözleri Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde geçersiz mi
sayıyorsunuz? Ziraat mühendisleri ile diğer meslek
gruplarımızın beklediği atamayı ne zaman yapmayı
düşünüyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Tanal...
14.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanalın, Şanlıurfa ilindeki
muhtarların elektrik ve su ödemelerine ilişkin mağduriyetlerinin
giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması
MAHMUT TANAL (İstanbul) Teşekkür ederim
Değerli Başkan.
Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla
ve hürmetle selamlıyorum.
Değerli Başkanım, takdir edersiniz ki
belediye başkanları seçimle gelirler, milletvekilleri seçimle
gelirler. Bizlerin görevimizi ifa ettiğimiz makam odalarımızdaki
ve Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaki bu elektrik
parasını devlet ödüyor, lavabonun, tuvaletin su parasını
devlet ödüyor. Bugün Şanlıurfa ilimizde 50ye yakın
muhtarın elektriği kesildi. Muhtarlar da seçimle geliyor. Belediye
başkanı seçimle geliyor, elektrik parası, su parası devlet
tarafından, hazine tarafından karşılandığı
hâlde muhtarların elektrik ve su parası kendi cebinden ödeniyor.
Ancak Şanlıurfa Belediye Başkanı geçen sene Muhtarlar
Gününde elektrik ve su parasının belediye tarafından
ödeneceği taahhüdünü verdiği hâlde bugün ödemediği için
muhtarlarımızın elektrikleri kesilmektedir.
Şanlıurfadaki muhtarlarımız mağdurdur. Bir an önce
Bakanlığın Şanlıurfadaki
muhtarlarımızın bu mağduriyetini gidermesini talep
ediyorum.
Saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN Sayın Taşkın...
15.- Mersin Milletvekili Ali
Cumhur Taşkının, 27nci Dönem İkinci Yasama
Yılının hayırlı olmasını temenni
ettiğine ilişkin açıklaması
ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
27nci Dönem İkinci Yasama
Yılının öncelikle Gazi Meclisimize, milletvekillerimize,
ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.
İlk açıldığı günden bu yana
Meclis çatısı altında görev yapmış olup ahirete
irtihal etmiş tüm milletvekillerimizi rahmetle anıyorum.
27nci Dönem Parlamentosu 8 siyasi partinin yer
aldığı, temsil gücü yüksek bir Parlamento olarak teşekkül
etmiştir. Temennim odur ki bu yeni dönemde, karşılıklı
saygı ve hoşgörü çerçevesinde başarılı
çalışmalara hep birlikte imza atarız.
Ben bu vesileyle, 27nci Dönemde aziz milletimizin
birliği ve vatanımızın bölünmez bütünlüğü için hizmet
etmek gayesiyle seçilen tüm milletvekillerimize başarılar diliyor,
yeni dönemin hayırlı ve uğurlu olması temennisiyle Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN Sayın Hakverdi
16.- Ankara Milletvekili Ali
Haydar Hakverdinin, 27nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine ve ekonominin neden bir
Amerikan şirketine teslim edildiğini öğrenmek istediğine
ilişkin açıklaması
ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Öncelikle, yeni yasama yılımız
ülkemize hayırlı olsun.
AK PARTİ Hükûmeti her seferinde yerli ve millî
olduğunu iddia ediyor, ekonomik krizin sebebinin ise dış güçler
olduğunu her seferinde söylüyor. Madem ekonomik krizin sebebi
dış güçler yani düşmanımız Amerika, neden bir Amerikan
şirketine ekonomiyi teslim ediyorsunuz? Kozmik odayı teslim
ettiğiniz adamlara bu sefer de ülkenin ekonomisini teslim ediyorsunuz.
Buradan ben soruyorum: Siz yerli ve millî misiniz yoksa dış güçlerin
adamı mısınız?
BAŞKAN Değerli arkadaşlar,
şimdi de sayın grup başkan vekillerimize söz vereceğim.
Sayın Türkkan, buyurun.
17.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkanın, 27nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine, yeni TBMM
İçtüzüğü çalışmalarını önemli bulduğuna
ilişkin açıklaması
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 27nci Dönemin İkinci Yasama Yılı
bütün Meclisimize, milletvekillerimize, milletimize hayırlı
uğurlu olsun; Cenab-ı Allah burada başlayan herkese
sağlık ve selametle bu dönemi de kapatmayı nasip etsin.
Meclisin gittikçe etkisinin ve etkinliğinin
azaldığı bu dönemde, yeni tüzük
çalışmalarını, etkisini ve yetkisini, Meclisin gerçek
sesini, milletin iradesinin gerçek tecellisini bulması için çok önemli
buluyorum. Dolayısıyla Sayın Meclis Başkanının
burada sunduğu tüzük tadilatının sadece geçici birtakım
teknik meselelerin çözümü yolunda bir öneri olduğunu ama daha sonra yeni
bir tüzük çalışması yapılacağı konusunda bilgi
sahibi olduk. Bu tüzük tadilatı sırasında şu anda Meclisin
içinde bulunduğu garabetin bir an önce sona erdirilmesini istiyorum.
Burada bütün milletvekilleri milletin sıkıntılarını
dile getirmek için buradalar ama karşımızda bir muhatap yok.
Herhangi bir konuda muhatap bulamadığımız bu Meclisin muhataplarına
da bir an önce kavuşmasını temenni ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Akçay, buyurun.
18.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçayın, 27'nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine ve bu dönemde erkler
ayrılığı ilkesi çerçevesinde milletin taleplerine yönelik
çalışmalar yapacaklarına çünkü esas olanın milletin ve
devletin bekası olduğuna ilişkin açıklaması
ERKAN AKÇAY (Manisa) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27nci Dönem
İkinci Yasama Yılını dün itibarıyla açtık ve
başlattık. Yeni yasama yılının ülkemize ve milletimize
hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.
27nci Yasama Dönemi, cumhuriyet tarihimizin en
önemli, ülkemizin geleceğinin biçimleneceği dönemlerden birisi
olacaktır. 16 Nisan Anayasa referandumuyla yürürlüğe giren
Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, bu dönem içerisinde tüm
kurum ve kurallarıyla işler hâle gelecektir. Yeni hükûmet sistemini
sadece yürütme erkinin teşkili ve kullanımı çerçevesinde görmek
noksan olacaktır; yasama, yürütme ve yargı ekseninde, Türk devlet
felsefesi, demokrasi ve kamu yönetimi bakımından tarihî ve kültürel
birikimimizle 21nci yüzyılın gereklerine uyum
sağlanacaktır. Bu sürecin en önemli sorumluluğu Gazi
Meclisimizdedir. Meclisimiz için bu süreç sadece bir yetki değil, bir
görevdir ve aziz milletimize karşı sorumluluğumuzdur.
Yeni yasama döneminde erkler
ayrılığı ilkesi çerçevesinde milletimizin talep ve
sorunlarına yönelik çalışmalarımızı yerine
getireceğiz, bununla birlikte yeni sistemi kurum ve kurallarıyla inşa
edeceğiz. Meclisimizin güçlenen denetim yetkisiyle Hükûmetin
faaliyetlerini denetleyeceğiz, diğer bir ifadeyle, yine millî iradeyi
yine millî irade denetleyecektir. Elbette her siyasi parti ayrı bir tüzel
kişiliği temsil eder ancak içerisinden geçtiğimiz süreç gerek
yeni hükûmet sisteminin inşası
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ERKAN AKÇAY (Manisa) Tamamlıyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN Buyurun Sayın Akçay.
ERKAN AKÇAY (Manisa)
gerekse
etrafımızda yaşanan önemli hadiseler, ülkemize yönelik ekonomik
saldırılar ve terörle kesintisiz mücadele çerçevesinde el
birliği, gönül birliği, iş birliği yapmalıyız.
Siyasi rekabet ve mücadele elbette bakidir ve demokrasinin bir gereğidir
ancak esas olan milletimizin ve devletimizin varlığı ve bekasıdır,
birliğidir, dirliğidir.
Bu düşüncelerle yeni yasama yılında
tüm milletvekillerimize hayırlı vazifeler ve başarılar
diliyorum. Aynı şekilde, tüm Meclis personelimize de fedakârca
çalışmaları için şimdiden başarılar diliyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Sayın Bilgen, buyurun.
19.- Kars Milletvekili Ayhan
Bilgenin, 27'nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine, Endonezyadaki deprem ve
tsunamiden kaynaklanan acının paylaşılması gerektiğine,
Mahatma Gandinin 150nci doğum yıl dönümüne ilişkin
açıklaması
AYHAN BİLGEN (Kars) Sayın Başkan,
ben de yeni yasama yılının hayırlı olmasını
dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.
Tabii, Endonezyada büyük bir facia
yaşanıyor, bir insanlık dramı yaşanıyor, deprem ve
tsunami. Elbette ki kayıplar acıyı paylaşmayı
gerektiriyor. Coğrafya uzak da olsa hem tarihî hafıza hem de gönül
bağı bu hatırlamayı galiba zorunlu kılıyor
hepimiz için.
Bugün başka bir tarihî yıl dönümü, o da
bizce çok önemli, Gandhinin 150nci doğum yıl dönümü. Hindistanda
elbette ki anmalar yapılıyor ama Gandhi sadece Hinduların
değil, sadece Hintlilerin değil bütün insanlığın
aslında önemsemesi, anlaması, hatırlaması gereken bir isim.
Özellikle bugünün dünyasında da, bugünün Türkiyesinde de özgürlük ile
bağımsızlığın birbirinden
ayrılmazlığı konusunda galiba sembol isimlerden birisi.
Haksızlığa karşı nasıl mücadele edilmesi
gerektiği ve nasıl sivil itaatsizlik diye tarif ettiği,
tanımladığı mücadele yönteminin anlaşılması
gerektiği konusunda bu 150nci yılın hepimiz için önemli
olduğu düşüncesindeyim.
Değerli milletvekilleri, elbette ki yeni bir
yasama yılının en azından bir güven duygusu içerisinde,
yeni bir sayfa açma psikoloji içerisinde görülmesi, kabul edilmesi gerekiyor.
Ama biz -biraz sonra gündeme gelecek- araştırma önergemizle ilgili
uzmanlardan aldığımız cevabı doğrusu çok
yadırgadığımızı bu ilk günden ifade etme
ihtiyacı hissediyoruz. Yani, bir araştırma önergesinde muhalefet
partisinin Hükûmetin ranta dayalı iktisadi ilişkileri ifadesindeki
ranta dayalı ifadesinin kabul edilemez bulunması, bu
değiştirilmezse araştırma önergesinin Genel Kurula
inmeyeceği ifadesi
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN İlave
edelim.
AYHAN BİLGEN (Kars)
Burada değiştirilmesi istenen diğer bütün ifadeleri tek tek
okumayacağım, belki biraz sonra yine yeniden ifade etme imkânı
olacak ama bize seçmen muhalefet görevi vermişse, biz, elbette ki hakaret
ya da başka kabul edilemeyecek bir çerçeve olmadığı
müddetçe -araştırma zaten bir iddia üzerine dayalı- bu konuda
kendimizi sansürlemeden rahat çalışma imkânını buluyor
olmamız lazım. Yani, çok basit bir örnek belki ama özellikle içinden
geçtiğimiz günlerde çok önemli: Bugün İşsizlik Fonundaki hazine
tahvillerinin kamu bankalarına devredildiği yönünde, kamu
bankalarına sermaye yapıldığı yönünde bir iddia
dolaşıyor, ekonomi köşe yazarları bunu yazıyor.
Şimdi, eğer sözlü soru imkânı olsaydı muhtemelen bakanlardan
bunun cevabını öğrenecektik, eğer bu doğru bir bilgi
değilse kamuoyu yanıltılmamış olacaktı; yok,
doğru bilgiyse bu vahim durumun bir izahını duymuş
olacaktık. Yeni sistemin denetim mekanizmasına getirdiği
sınırlamalar zaten belli. Ama hiç olmazsa elimizdeki mekanizmaları
iyi kullanalım diye düşünüyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Sayın Altay,
buyurun.
20.- İstanbul
Milletvekili Engin Altayın, 27'nci Dönem İkinci Yasama
Yılının hayırlı olmasını dilediğine,
Düzce Cezaevindeki siyasi tutuklulara işkence
yapıldığı beyanlarına karşılık
Başkanlığın Genel Kurulu bilgilendirmesini talep
ettiğine, yeni TBMM İçtüzüğü çalışmalarında
samimiyet ve iyi niyet beklediğine ilişkin açıklaması
ENGİN ALTAY (İstanbul) Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, öncelikle 27nci Dönem
İkinci Yasama Yılı Meclisimize, sayın milletvekillerine ve
ulusumuza hayırlı olsun. Umarız ve dileriz ki, bu dönemde,
siyasetin bir münakaşa ve müzakere olduğunu, her ikisinin de makul
ölçülerde, karşılıklı empati ve iş birliğiyle ve
buranın kuruluşunun tek amacı aziz milletimize hizmet, milletin
huzur, refah ve mutluluğuna katkı sunmak bilinciyle, Parlamentoyu
oluşturan beş grup ve diğer siyasi partilere mensup
milletvekillerimizle birlikte, ülke için iyi şeylerin altına imza
atabilelim derken ülkede iyi şeyler olmuyor. Biraz önce bir telefon
aldım. Bir vatandaş -tabii, ismini vermeyeceğim- Düzce
Cezaevinde siyasi tutuklulara on gündür işkence
yapıldığına dair, cezaevine giden avukatların da
beyanlarıyla sabit olmak üzere, bir şikâyetle yeni döneme
başlıyoruz.
Sayın Başkan, bu çağda sokaktaki
-küçümsediğim için söylemiyorum, çok kıymetli buluyorum- bir kedinin
bacağını kıran insanların neredeyse linç edildiği
ortamda, anlayışta, iklimde cezaevinde insana işkence kabul
edilemez. Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyelerinin
tamamının da -hangi partiye mensup olursa olsun- bu tabloya yüksek
refleks göstereceklerinden eminim. Bu konuda
Başkanlığınızın, Adalet
Bakanlığından bilgi talep ederek bugün birleşim içinde -bir
sonraki oturum olabilir- Genel Kurulu bilgilendirmesini öncelikle talep
ediyorum Sayın Başkanım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ENGİN ALTAY (İstanbul) Sayın
Başkan, öte yandan, 27 Eylül tarihinde sizin de bulunduğunuz,
bizlerin de bulunduğu, Meclisimizin Sayın Başkanının
riyasetinde bir toplantı yaptık. Bu toplantıda Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün öncelikle yeni sisteme, yeni Anayasaya
dayalı olarak bir uyarlama tadilatına acil ihtiyacı
olduğuna dair bütün gruplar mutabakat sağladık. Bu mutabakat
çerçevesinde de bir uyarlama İç Tüzükünün çok kısa bir sürede, belki
de bir günde Anayasa Komisyonunda, bir günde de Genel Kurulda
çalışmak suretiyle tamamlanmasını ve Meclisimizin yasama
faaliyetlerinde hukuka uygunluğunun sağlanmasını murat
ettik, bu mutabakatla oradan çıktık. Daha sonra Sayın
Başkanın imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine -28 maddelik
miydi- bir teklif geldi. Bu teklifte, evet, genel olarak uyarlama İç
Tüzük
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ENGİN ALTAY (İstanbul) Bu mühim bir konu
Başkanım, uygun görürseniz bir ek süre talep ediyorum.
BAŞKAN İki artı bir veriyoruz
sayın grup başkan vekillerimize.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Evet, şimdi
bu artı bir.
BAŞKAN Artı oldu, bitti.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Ekstra
vermiyorsunuz yani? Şimdi, orta yerde yeni sisteme göre bir İç Tüzük
olmadığına göre ben de fiilî durum yaratayım,
konuşmaya devam edeyim, başka çare
BAŞKAN - Yok, devam ediyoruz, sonraki
konuşmacıya geçiyoruz. Siz tamamlayın.
ENGİN ALTAY (İstanbul)
Başkanım, tamamlayım, açın, ne olacak ki, bu İç
Tüzükü konuşuyoruz.
BAŞKAN İlave süre veriyorum.
Komisyonda konuşulacak.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Şimdi,
burada Sayın Başkanın iyi niyetinden zerre kadar kuşku
duymuyorum ama yaptığımız mutabakatın içerisine
birtakım maddeler serpiştirilmek suretiyle bu uyarlama İç
Tüzükünün dışına çıkılan hususlar var. Yani her zaman
yapılanı yapmış muhtemelen çoğunluk partisi, birinci
parti, 900 gram dana etinin içine 100 gram domuz eti
karıştırmış. Bu sebeple perşembe günü komisyon
toplantısından önce siyasi parti grup başkan vekillerinin bir
araya gelerek 27 Eylülde yapılan toplantının ruhuna ve özüne
sadık kalıp kalmadığımız konusunda bir durumun
ortaya çıkarılmasına da ihtiyaç var. Biz bu konuda samimiyiz,
iyi niyetliyiz, yapıcıyız. Bütün siyasi partilerden, öncelikle
de birinci partiden aynı samimiyeti, iyi niyeti bekliyoruz.
Teşekkür ederim.
ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) Bunların
dana eti şarbonludur da
ENGİN ALTAY (İstanbul) Bir de o var.
BAŞKAN Sayın Zengin, buyurun.
21.- Tokat Milletvekili Özlem
Zenginin, 27'nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını dilediğine, TBMMnin hukuk inşa
eden bir mecra olduğuna ilişkin açıklaması
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; ben de tüm diğer arkadaşlarım gibi 27nci
Dönemin hayırlı olmasını diliyorum hem Meclisteki
arkadaşlarıma hem de milletimize.
Doğrusu, tabii, çok şey söylenebilir ama
bir girizgâh olması adına ben hukukçu olmam hasebiyle de birkaç
cümleyle ilk konuşmamızı yapmak istiyorum. Hukuk, bence
yeryüzünün en eski problem çözme yöntemlerinden bir tanesi; kendi içinde bir
matematiği olan, hayatın temel değerlerini kale alarak problem
çözmenin en kolay, en kalıcı ve en adil yöntemlerinden bir tanesi ve
dünyada olduğu gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi de bence bu manada çok
şanslı çünkü hukuk yaratan bir mecra, hukuk inşa eden bir mecra.
Özellikle yaptığımız en son Anayasa değişikliğinden
sonra Meclis bu manada asli görevini daha da rahat yapma imkânına sahip
oldu, milletvekilleri bu anlamda tek olarak öncelik kazanmış oldu.
Böyle bakıldığı zaman ben aslında bu sürecin, bundan
sonraki sürecin milletvekillerimiz açısından da kanun yapma konusunda
çok daha öncelikli olacakları, daha özgür bir ortamda olacakları bir
yasama süreci olacağı inancındayım.
Biraz evvel Sayın Altay da belirtti, işte
işkencede olduğu gibi pek çok farklı konuda ortak bir akıl
üreterek Meclisin, Türkiye'nin temel sorunları konusunda beraber hareket
edebileceğini düşünüyorum.
Dün Sayın
Cumhurbaşkanımızın konuşmasında da çok net ifade
ettiği güzel bir bölüm vardı; hem demokrasinin gelişmesi hem
Türkiye ekonomisinin büyümesi, birlikte Türkiye olmak konusunda önemli bir
şansa sahibiz bu dönem Mecliste. Bunu çok anlamlı buluyorum ve Meclis
ortamının da sadece olumsuzlukların konuşulduğu
değil, olumlu yaptığımız işlerin, ister iktidar
ister muhalefet birlikte olumlu yaptığımız işlerin
konuşulabildiği, birbirimizi takdir edebildiğimiz,
eleştirdiğimiz kadar takdir edebildiğimiz bir mecra olması
gerektiğine inanıyorum; duam bu yönde.
İç Tüzük konusunda da biliyorsunuz dün Meclis
Başkanımızın bir önerisi oldu, teklifi oldu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Tüm siyasi partiler bu
konuda samimiyetlerini dile getirdiler; bunun da hayata geçeceği
kanaatindeyim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Tamamladınız
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Evet,
tamamlamış olayım Sayın Başkanım.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlar, şimdi gündeme
geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
V.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- Başkanlıkça,
Ankara Milletvekili Şenol Balın Kamu İktisadi Teşebbüsleri
Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin
yazısının 1/10/2018 tarihinde Başkanlığa
ulaştığına ilişkin önerge yazısı (4/4)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Ankara
Milletvekili Sayın Şenol Balın Kamu İktisadi
Teşebbüsleri Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin
yazısı 1/10/2018 tarihinde Başkanlığımıza
ulaşmıştır; okutuyorum.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Üyesi bulunduğum Kamu
İktisadi Teşebbüsleri Komisyonundan istifa ediyorum. 1/10/2018
Şenol
Bal
Ankara
BAŞKAN Bilgilerinize sunulmuştur.
İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzükün
19uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
VI.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu
Önerileri
1.- İYİ PARTİ
Grubunun, Eskişehir Milletvekili Dr. Arslan Kabukcuoğlu ve arkadaşları
tarafından, TÜRK TELEKOM'un yirmi bir yıllığına kamu
kullanım hakkının devredilmesi ve sonrasında yaşanan,
sözleşmeye aykırı olarak gayrimenkullerin rehin bırakılması
ve satılması, devir alan OTAŞ firmasının borç krizi,
kamuyu uğrattığı zarar, denetim ve gözlem hususlarında
yaşanan ihmalin araştırılması amacıyla 14/9/2018
tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin,
Genel Kurulun 2 Ekim 2018 Salı günkü birleşiminde
yapılmasına ilişkin önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulu, 2/10/2018 Salı günü
(bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki
önerisinin İç Tüzükün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun
onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Lütfü
Türkkan
Kocaeli
İYİ
PARTİ Grubu Başkan Vekili
Öneri:
Eskişehir Milletvekili Dr. Arslan
Kabukcuoğlu ve arkadaşları tarafından, "Türk
TELEKOM'un yirmi bir yıllığına kamu kullanım
hakkının devredilmesi ve sonrasında yaşanan sözleşmeye
aykırı olarak gayrimenkullerin rehin bırakılması ve
satılması, devir alan OTAŞ firmasının borç krizi,
kamuyu uğrattığı zarar, denetim ve gözlem hususlarında
yaşanan ihmalin araştırılması amacıyla 14/9/2018
tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer
önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 2/10/2018 Salı günkü
birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Şimdi önerinin gerekçesini açıklamak
üzere, öneri sahibi İYİ PARTİ Grubu adına Arslan
Kabukcuoğlu.
Buyurun Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ
PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
İYİ PARTİ GRUBU ADINA ARSLAN
KABUKCUOĞLU (Eskişehir) Sayın Başkan, değerli
üyeler; 27nci Dönem İkinci Yasama Yılının
hayırlı olmasını, yüce Meclise iyi hizmetler vermesini
dilerim.
Türk Telekomünikasyon AŞ, kısaca TÜRK
TELEKOM Türkiye'nin en önemli stratejik ve ekonomik değeri yüksek kurumu
olduğu hâlde 2005 yılında yüzde 55 hissesi 6 milyar 550 milyon
dolar bedelle Saudi Oger Telekomünikasyon AŞye -kısa adı
OTAŞ- devredilmiş ve zamanın en kıymetli
özelleştirmesi olarak haberlerde yer almıştır. OTAŞ,
devirden hemen sonra yaptığı zamla 800 milyon dolar ilave
parayı kasasına koymuştur. Aynı zamanda çalışan
sayısını 18 bin kişi azaltarak hem istihdam kaybına
neden olmuş hem de kazancına kazanç katmıştır.
OTAŞ, TÜRK TELEKOM özelleştirme ihalesine
girerken ihale bedelinin kasasında olduğunu beyan etmiştir.
Giden zaman içerisinde, devam eden süre içerisinde bu parayı önce
bulamamış, sonra bankalar konsorsiyumuna gitmiş ve borç alarak
Türkiye Cumhuriyetine borcunu ödemiştir.
TÜRK TELEKOM yönetimini devralan şirketin
icraatlarından birisi de Osmanlı İmparatorluğundan beri
binbir güçlükle yapılmış olan 35 milyon kilometrelik bakır
iletişim altyapısını ve gayrimenkullerini satmak olmuştur.
Bu satışların yasal olup olmadığı konusunda
kuşkular vardır ve bu kuşkular henüz ortadan
kalkmamıştır. Şirket bu satışla elde ettiği
parayı fiber optik altyapı yatırımlarına
harcadığını beyan etmiştir. Uzmanlarca şirketin
bu satışlardan 10 milyar dolara yakın gelir elde ettiği
dile getirilmektedir. Devir sözleşmesinin bitimine sekiz yıl
kalmasına rağmen OTAŞ en son TÜRK TELEKOM hisselerini rehin
göstererek bankalar konsorsiyumundan kredi çekmiştir. OTAŞ TÜRK
TELEKOMu çektiği kredilere karşılık olarak bankalar
konsorsiyumuna devretmek için görüşmeleri başlatmıştır
ve görüşmeler şu anda da devam etmektedir. Tüm bu işlemler göz
önüne alındığında OTAŞın sadece 2005
yılından 2014 yılına kadar yaklaşık 14 milyar
dolar parayı kendi kasasına koyup yurt dışına transfer
ettiği belirtilmektedir. Sözleşme gereği yirmi yıl sonra
yani 2026 yılında TELEKOMu faal ve yenilenmiş bir şekilde
devretmesi gerekirken altyapı yenilenmelerini gerçekleştirmeleri bir
yana, mevcut menkul ve gayrimenkullerini de satarak şirketi Türk
milletinin sırtına yüklemeye çalışmaktadırlar.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözü edilen rakamları gözünüzde canlandırmak
istiyorum. Bu para 23 milyon asgari ücretlinin altı aylık
maaşıdır. Türk köylüsü yılda 7 milyon ton fennî gübreye 1,5
milyar dolar bedel ödemektedir. Eğer bu para Türk köylüsüne harcansa idi
on yıl süreyle devlet bedava fennî gübre dağıtırdı. Bu
parayla üçüncü köprü, üçüncü havaalanı ve Osman Gazi Köprüsü
yapılabilir ve Türk milleti hâlen dolara endeksli olarak geçiş ücreti
ödediği bu yapıların, bu köprülerin ve bu
havaalanlarının sahibi olurdu.
TELEKOMun özelleştirme süreci baştan sona
araştırılmak zorundadır. Bu nedenle ben ve milletvekili
arkadaşlarım gündemdeki TÜRK TELEKOM Meclis
araştırması önergesini vermiş bulunmaktayız. 81 milyon
insanımızın hakkı olan, 20 milyar dolara
vardığı belirtilen bu zararın
araştırılması, toplumda oluşan şüphelerin ortadan
kaldırılması, devlete olan güvenin yeniden tesisi, bu tür
olayların bir daha tekerrür etmemesi ve sorumluların ortaya
çıkartılması için şarttır. Hesap verilebilirlik modern
dünyanın olmazsa olmazıdır, lütfen olaya bu gözle
bakınız. Meseleyi vicdanlarınıza havale ediyorum.
Teşekkür ederim. (İYİ PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına
Garo Paylan.
Buyurun Sayın Paylan. (HDP
sıralarından alkışlar)
HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Yeni dönemin hayırlı olmasını
diliyorum.
Değerli arkadaşlar, TÜRK TELEKOMla ilgili
verilmiş önemli bir önerge, sonuna kadar destekliyoruz. Çünkü bakın,
2005 yılında ben buna karşı çıktım, burada pek
çok arkadaşım da partimdeki pek çok arkadaşım da
karşı çıktı.
Ben TÜRK TELEKOMun özelleştirilmesine karşı
olan eylemlere katıldım. Neydi gerekçem? TÜRK TELEKOMda 65 bin
vatandaşımız çalışıyordu. Ne öneriyordu
özelleştirme? Vatandaşlarımızı tırpanlamayı
öneriyordu. 65 bin çalışan 30 bin çalışana düştü
arkadaşlar. Ne öneriyordu özelleştirme? TÜRK TELEKOMun çok
kıymetli gayrimenkulleri vardı, bunları satmayı öneriyordu.
Ne yaptı özelleştiren şirket? Bütün gayrimenkulleri sattı
arkadaşlar. Başka ne öneriyordu? Demişti ki dönemin
iktidarı, sizin iktidarınız: Türkiyeye sermaye gelecek, 7
milyar dolar para gelecek. Oysa TELEKOM, Hariri ailesi Türkiyeye para
getirmedi arkadaşlar. Türkiyedeki bankalardan kredi aldı,
borçlandı. Borcu şirkete bıraktı, kâr payı olarak 14
milyar dolar dağıtıldı, 7 milyar dolarını
aldı, uçurdu arkadaşlar, götürdü memleketten. Götürenlere
özelleştirildi TÜRK TELEKOM.
Değerli arkadaşlar, TÜRK TELEKOM Türkiye
Cumhuriyeti tarihinin en büyük nitelikli
dolandırıcılıklarından biridir, en büyük nitelikli
dolandırıcılığıdır ve maalesef AK PARTİ
iktidarı tarafından buna göz yumulmuştur.
Bakın, Cumhurbaşkanlığında
çalışan, şu anda sarayda çalışan Sayın Fahri
Kasırga, daha on beş gün öncesine kadar TÜRK TELEKOMun yönetim
kurulu başkan yardımcısıydı. Yani bir şirketin
bankalara milyarlarca dolar borcu var, o şirket kâr paylarını
dağıtıyor, o şirket de alıyor paralarını
yurt dışına götürüyor, Sayın Fahri Kasırga buna onay
veriyor. Yönetim kurulunda bir kişi daha var, hani bilirsiniz jöleli,
jöleli namıdiğer. Yiğit Bulut yönetim kurulunda
yıllardır. Bütün bu kâr dağıtımlarına onay verdi,
hâlâ yönetim kurulunda ve hâlâ da sarayda başdanışman
arkadaşlar. Abdullah Tivnikli, tanırsınız, Albaraka Türkün
yönetim kurulundaydı; alındı, TÜRK TELEKOMa konuldu.
Değerli arkadaşlar, bütün bunlar nitelikli
dolandırıcılığı gösteriyor ve sizlerden
istirhamım, Meclis eğer dengeleyecekse, eğer denetleyecekse bu
araştırma önergesine destek vermeliyiz. Bakın, hâlâ, Hariri
ailesinin başındaki Muhammed Hariri TÜRK TELEKOMun yönetim kurulu
başkanıdır arkadaşlar, büyük skandal!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GARO PAYLAN (Devamla) 7 milyar dolar götürmüş
ailenin başkanı, TÜRK TELEKOMun hâlâ yönetim kurulu
başkanıdır.
Bir dakika alabilir Sayın Başkanım?
BAŞKAN İlave vermiyorum.
GARO PAYLAN (Devamla) Verdiniz Sayın
Başkan.
BAŞKAN O ayrıydı ama onlar gündem
dışı konuşmalardı.
GARO PAYLAN (Devamla) Yani onu belirtin önceden,
vermeyeceğinizi, biz de ona göre konuşmamızı
toparlayalım.
BAŞKAN Kural olan verilmemesidir zaten,
belirtmeye gerek yok ki bunu.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) Dolandırıcılığı
anlatıyor Sayın Başkan,
dolandırıcılığı.
GARO PAYLAN (Devamla) Rica ediyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN Hayır, lütfen
Lütfen, oraya
girersek çok uzayacak işimiz.
Üç dakika süreniz.
GARO PAYLAN (Devamla) Sayın Başkan,
verdiniz diye ona göre ayarladık konuşmalarımızı. Yani
vermeyeceğinizi beyan etseydiniz başta, ona göre ayarlardık
konuşmamızı.
BAŞKAN Hayır, yok ilave süre.
OYA ERONAT (Diyarbakır)
Ayarlasaydınız. Daha konuşmanızı
ayarlamıyorsunuz.
GARO PAYLAN (Devamla) Değerli arkadaşlar,
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük nitelikli
dolandırıcılığına ilişkin bu önergeye
hepimizin destek vermesi lazım. Eğer iddiamız dengelemekse,
eğer iddiamız denetlemekse gelin, iyi bir başlangıç
yapalım derim.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Haydar Akar.
Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz üç dakika.
CHP GRUBU ADINA HAYDAR AKAR (Kocaeli) Sayın
Başkan, sevgili milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum.
Çok önemli bir konuyu konuşuyoruz, defalarca
dile getirdiğimiz bir konuyu konuşuyoruz. Aslında TÜRK TELEKOMa
baktığımızda Osmangazi Köprüsünü görüyoruz, TÜRK TELEKOMa
baktığımızda Yavuz Sultan Selimi görüyoruz, TÜRK TELEKOMa
baktığımızda Avrasya Tünelini görüyoruz, TÜRK TELEKOMa
baktığımızda elektrik dağıtım
şirketlerini görüyoruz, TÜRK TELEKOMa baktığımızda
termik santralleri görüyoruz, madenleri görüyoruz. AKPnin ülkeyi
getirdiği durum bu.
En güzel özeti, yap-işlet-devret modellerinde
ve kiralama yöntemlerinde en güzel örnek TÜRK TELEKOM. 2005te büyük yaygara
yaparak 6,5 milyar dolara özelleştirdiğiniz veya
kiraladığınız, yirmi bir yıllığına
kiraladığınız TÜRK TELEKOMun içi
boşaltıldı, defalarca araştırma önergesi verdik. En
son araştırma önergem, Mart ayı 2018de idi ama AKP
oylarıyla reddedildi.
Şimdi yine bir araştırma önergesi
geliyor; gerçekten araştırılması gerekiyor. Türkiye'nin
sürüklendiği felaketi görmek için, gelecek yılda
çocuklarımızın, vatandaşımızın cebinden
çıkacak rakamları görmek için ve Türkiye'nin bugün geldiği bu
döviz darboğazının durumunu görmek için TÜRK TELEKOMu iyi
incelemek gerekiyor.
Evet, yirmi bir yıllığına
kiraladık, 6,5 milyar dolardı, yüzde 20sini peşin verdiler. Ama
2007 yılında ne yaptı yüzde 5lik peşin ödeme indirimi
alabilmek için? 4,3 milyar doları da Türk bankalarından tahsil
ettiler. Ödediler mi? Ödemediler. Biraz evvel arkadaşlarım söyledi.
Peki, kâr payı dağıttılar mı?
Dağıttılar. Ne kadar dağıttılar?
Yaklaşık 14 milyar doları iç ettiler TÜRK TELEKOMda.
Bunun yanında TÜRK TELEKOMun gayrimenkullerini
sattılar. Evet, en pahalı değeri olan bakır tellerini
sattılar. Ama Hükûmet boş durmadı bu arada arkadaşlar.
Kendi yandaşlarını yönetim kuruluna yerleştirirken ne yaptılar?
Kurumlar vergisinde bir yüzde 10luk indirime gittiler, 400 milyon TL
kazandırdılar. Sabit aboneyi Danıştay iptal etmesine
rağmen devam ettiler, yıllık 5 milyar koydular kasalarına.
Ama bu paranın tümünü yurt dışına transfer ettiler.
Peki, biz ne yaptık denetim anlamında? 60
bin, 65 bin çalışan varken 30 bine düşürdüler, birçok
insanı işsiz bıraktılar.
Niye kiralamıştınız? TÜRK
TELEKOMu teknolojik olarak yenilemek ve geliştirmek için, daha çok
istihdam sahası açmak için, Türk ekonomisine faydası olsun diye siz
bunu, kiralama yöntemini seçtiniz. Aslında o, günü kurtarmaktıbugün
nasıl para dileniyorsunuz- o günkü cari açığı da bu
yöntemlerle kapatmak istediniz ama beceremediniz. Daha büyük bir külfet olarak
ne oldu? Karşımıza geldi.
Şimdi, ben İYİ PARTİnin
vermiş olduğu bu araştırma önergesini destekliyorum, sizin
de desteklemenizi bekliyorum. Eğer bu TÜRK TELEKOM işini çözerseniz,
TÜRK TELEKOM işini denetler, araştırırsanız diğer
modellerin de yarın başımıza ne büyük işler
açacağını hep birlikte öğrenmiş olur ve bunları
yapanlara dur demiş olursunuz diyorum.
Sevgiler saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
adına Süleyman Karaman
Buyurun Sayın Karaman. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN KARAMAN
(Erzincan) Sayın Başkan, Gazi Meclisin değerli üyeleri;
sözlerime başlamadan önce hepinizi AK PARTİ Grubu adına
saygıyla selamlıyorum.
İYİ PARTİ Grubunun 14/9/2018 tarihli
ve 6 sayılı TÜRK TELEKOMla ilgili Meclis araştırması
açılması talebi üzerine söz almış bulunmaktayım.
Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği
gibi TÜRK TELEKOM özelleştirmesi ilk kez AK PARTİ hükûmetleri
döneminde gündeme gelmemiştir. Bu konu 90lı yılların
başından bu yana hemen her hükûmetin gündemine getirdiği bir
konuydu. TÜRK TELEKOM özelleştirmesi ülkemizde bugüne kadarki en
başarılı özelleştirmelerden biri olmuştur.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Allah Allah! Ülkeyi
dolandırdılar ya!
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Sayın Genel Müdür
BAŞKAN Sayın Akar, lütfen,
konuştunuz, dinleyin.
SÜLEYMAN KARAMAN (Devamla) Bunu, ülke ekonomisine
sağlanan katkı, oluşan özelleştirme -biraz sonra
rakamları açıklayacağım- özelleştirme fiyatı,
ihalenin şeffaflığı ve titizlikle hazırlanan
şartnameye dayanarak vicdanım son derece rahat bir şekilde
söyleyebilirim.
Sizlerle bazı rakamları paylaşarak da
sözlerimin doğruluğunu ortaya koymak isterim. İşte
rakamlarla TÜRK TELEKOM gerçekleri:
2005 yılında 12 milyar dolar değer
biçilerek yüzde 55i OTAŞa satılan TÜRK TELEKOM, Cumhuriyet
Döneminin en başarılı özelleştirmesidir, aslında
işletme hakkı satışı da diyebiliriz.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Yalnız biz değil
ekran başındakiler de gülüyor Sayın Karaman, güldürmeyin
kendinizi.
SÜLEYMAN KARAMAN (Devamla) - Yerli ve yabancı
şirketlerin katılımıyla son derece şeffaf bir
şekilde açık artırmayla gerçekleşen ihale sonunda en yüksek
fiyat veren OTAŞ, TÜRK TELEKOMun yüzde 55ini 6,55 milyar dolara
satın aldı.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Adam paraları
aldı gitti Sayın Karaman; gitti paralar, bir şey
yapmadınız.
SÜLEYMAN KARAMAN (Devamla) - O dönem bu
özelleştirmeyi takip edenler hatırlayacaktır, ilk etapta bir
mülkiyet satışı olarak yapılan TÜRK TELEKOM
özelleştirmesinin tamamlanması için Danıştay onayı
gerekiyordu. Danıştay bu özelleştirmeye, şirketin tüm
altyapısının imtiyaz sözleşmesi sonunda eğer
yenilenmezse 2026da çalışır vaziyette devlete devredilmesi
şartıyla onay verdi. OTAŞ istese almaktan vazgeçebilirdi ama vazgeçmedi
ve borcunun tamamını devlete 2007de ödedi.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) Nereden aldı
parayı?
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Ama kimi
dolandıracaktı o zaman? Başka kimi dolandıracaktı
bizden başka? Vazgeçse dolandıramazdı.
BAŞKAN Arkadaşlar
SÜLEYMAN KARAMAN (Devamla) Kasım 2005te
tamamlanan ihale sürecinin ardından TÜRK TELEKOMun kasasındaki 3,8
milyar TLnin tamamına yakını hazineye aktarıldı.
Sadece işletme giderleri için TÜRK TELEKOMun içinde 350 milyon TL
bırakıldı. Ayrıca, 2005 yılının on buçuk
aylık kârı da devlete aktarıldı. Elbette ticaret
kuralları doğrultusunda, 2005 yılının kalan kırk
beş günlük kârı da yüzde 55i OTAŞa, yüzde 45i de yine
hazineye aktarılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Yanlış bilgi
vermişler.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Bankalara
taktığı borcu ne yapacaksınız?
SÜLEYMAN KARAMAN (Devamla) Resmî internet
sitesinde düzenli olarak yayınlanan finansal raporlarda ve kamunun halka
açık kaynaklarında mevcut ama nedense bazı çevreler bu
rakamların doğruluğunu
BAŞKAN Sayın Karaman, teşekkür
ederim, bitti.
SÜLEYMAN KARAMAN (Devamla)
nerede ve nasıl
hesaplandığını
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Türkiyeyi
dolandırttınız Sayın Karaman; kabul edin, özür dileyin,
çaresine bakalım.
BAŞKAN Arkadaşlar lütfen
AYHAN ALTINTAŞ (Ankara)
Anlaşılmıyor.
BAŞKAN - Hayır, kürsüden konuşuluyor.
Süre bitti.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) -
Araştıralım, bakalım, dediğiniz ne kadar doğru.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Doğruysa müsaade edin
araştıralım.
SÜLEYMAN KARAMAN (Devamla) Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Sayın
Başkan
BAŞKAN Sayın Altay, buyurun.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Efendim,
İYİ PARTİ grup önerisinin oylanmasında karar yeter
sayısı aranmasını talep ediyoruz.
BAŞKAN Şimdi bir bakalım önce.
Görüşmeler tamamlanmıştır.
Arkadaşlar, grup önerisini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
ENGİN ALTAY (İstanbul) Kabul ediyoruz.
GARO PAYLAN (Diyarbakır) Biz daha çokuz.
BAŞKAN Kabul etmeyenler
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Efendim, daha fazla bu
taraf, bu taraf daha fazla şu an.
GARO PAYLAN (Diyarbakır) Daha fazla
burası.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Sayın Başkan,
kabul edenlerin sayısı daha fazla.
BAŞKAN Oraya biz karar veriyoruz da
Bakıyorum.
GARO PAYLAN (Diyarbakır) Kabul edilmiştir.
ERKAN AYDIN (Bursa) Uyuşmazlık var,
kâtip üyeler arasında uyuşmazlık var.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Sayın Başkan,
saydırın o zaman.
GARO PAYLAN (Diyarbakır) Kabul
edilmiştir.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Sayın Başkan,
kabul edilmiştir bu şekliyle.
BAŞKAN Arkadaşlarımız
arasında görüş farklılığı yok, öneri kabul
edilmemiştir.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Sayın Başkan,
saymadan olmaz.
GARO PAYLAN (Diyarbakır) Saymadan olmaz.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Yani bu görüntü de böyle
değil.
BAŞKAN Arkadaşlar, buradan
sayıyoruz. Az önce oylamaya geçmeden de saydırdım, şimdi de
bakıyoruz.
AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) İnsaf Sayın
Başkan, insaf!
BAŞKAN Değerli arkadaşlar,
sayın milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç
Tüzükün 19uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
2.- HDP Grubunun, Grup
Başkan Vekili Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ve Grup Başkan
Vekili Kars Milletvekili Ayhan Bilgen tarafından, Türkiye ekonomisinin
kötüye gidişinin araştırılması, bu gidişatın
Türkiye toplumuna olumsuz etkilerinin önüne geçilmesi amacıyla 2/10/2018
tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 2
Ekim 2018 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
önerisi
2/10/2018
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulu 2/10/2018 Salı günü
(bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki
önerisinin İç Tüzükün 19uncu maddesi gereğince Genel Kurulun
onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Fatma
Kurtulan
Mersin
Grup
Başkan Vekili
Öneri:
2 Ekim 2018 tarihinde Mersin Milletvekili Grup
Başkan Vekili Fatma Kurtulan ve Kars Milletvekili Grup Başkan Vekili
Ayhan Bilgen tarafından, Türkiye ekonomisinin kötüye gidişinin araştırılması,
bu gidişatın Türkiye toplumuna olumsuz etkilerinin önüne geçilmesi
amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan 509 grup
numaralı Meclis Araştırma Önergesinin diğer önergelerin
önüne alınarak görüşmelerinin 2/10/2018 Salı günkü birleşimde
yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN Önerinin gerekçesini açıklamak
üzere, öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Erol
Katırcıoğlu.
Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP
sıralarından alkışlar)
HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU
(İstanbul) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum ve 27nci Dönemin İkinci
Yasama Yılı hepimize, memleketimize ve demokrasimize katkıda
bulunur umuduyla hepinize saygılarımı sunuyorum.
Şimdi, konuşmam esasında ekonomiyle
ilgili olacak çünkü Türkiye'nin en önemli sorunlarından bir tanesi şu
anda. Fakat tuhaf bir durumla da karşı karşıyayız.
Şimdi, ekonomiyle ilgili olarak konuşma doğal olarak yürütmeyle
ilgili bir konuşmadır ama yürütme burada yok.
Cumhurbaşkanımız geldi dün, burada bize bir ekonomi
anlattı. Mesela Cumhurbaşkanının yaptığı
konuşmadaki yanlışları veya eksikleri söylemek istiyorum
ama Cumhurbaşkanı da burada yok. E peki, yürütme nerede? Yürütme
burada yok, hepimiz yasama organıyız. Dolayısıyla da
arkadaşlar, bunu şu cümleyi söylemek için söyledim: Bu İç Tüzük
meselesi gerçekten çok önemli bir mesele ve önümüzdeki dönemde
sanırım ilk yapılması gereken işlerden bir tanesi bu.
Şimdi, arkadaşlar, dün Sayın
Cumhurbaşkanı bize bir ekonomi çerçevesi sundu ve bu ekonomi çerçevesi
esasında şöyle bir anlam taşıyordu
Evet, birtakım
sorunlarımız var amma işler yoluna giriyor. Özellikle kurlar
üzerinde belirsizlikler kalkıyor, dolayısıyla da işler
yoluna giriyor. anlamında bir açıklama yaptı. Sanıyorum,
muhtemelen Sayın Cumhurbaşkanı, kurlarla ilgili, son dönemde
5-10 kuruşluk indirimleri dikkate alarak bu yorumu yaptı fakat benim
Sayın Cumhurbaşkanına tavsiyem şu: Kurlara bakarak
ekonomiyi anlayamazsınız.
OYA ERONAT (Diyarbakır) Ne biliyorsun?
EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) Anlayamazsınız,
mutfağa bakmanız lazım, halkın gerçekten şu anda ne
yaşadığına bakmanız lazım. Dolayısıyla
da halkın ne yaşadığından haberiniz yok ise eğer
kurlar size Türkiye'nin gerçeğini söylemez.
Dolayısıyla da arkadaşlar, benim
burada, Sayın Cumhurbaşkanının konuşması ve
sunduğu çerçeveyle ilgili olarak söyleyecek birçok eleştiri
noktası var fakat sizlere, ekonominin birtakım rakamlarını
konuşarak da bunu yapmak istemiyorum. Ama sizlere şunu söyleyeyim:
Adalet ve Kalkınma Partisi 2002den itibaren -hakkını teslim
edelim- 2007, 2008e kadar ekonomiyi iyi yönetmiştir. Gerçekten de o
sırada Avrupa reformlarının da etkisiyle reformlar yaparak
Türkiye ekonomisini yıllık ortalama yüzde 5in üzerinde bir büyümeyi
sağlayıcı bir biçimde yönetmiştir. Fakat arkadaşlar,
şunu görmek zorundasınız: 2009dan sonra çok hata
yapıldı ve bugün eğer kur krizi ve yarın bir resesyon
yaşayacaksak bu, o dönemde yapılmış hatalardan
kaynaklanmaktadır.
Ben sadece birkaç tanesini size
hatırlatayım: Bunlardan bir tanesi, biliyorsunuz, 2009da, dövizle
ilgisi olmadığı hâlde şirketlerin ve bireylerin dövizle
borçlanabileceğine dair bir kararname çıkardılar. Bugün
ödenmesinde zorluk çekilen döviz borçlarının esasında bu kadar
yığılmasının ana sebebi de o dönemde
alınmış olan hatalı karardan kaynaklanıyor.
Bir başka nokta, dış politika.
Şimdi, arkadaşlar, şunu söyleyebilir miyiz: Bugünkü bütçe
açığıyla Suriyedeki askerî operasyonların hiçbir ilgisi
yoktur. diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Gerekçeleri tartışılabilir
ama sonuç olarak bugünkü bütçe açığının önemli
sebeplerinden bir tanesi de askerî harcamalardır, güvenlik
harcamalarıdır.
Bundan da vazgeçtim, bu da sanırım sizlere
çok bir şey söylemiyor ama ben size şunu söyleyeyim: Bugünkü krizin
ana sebebi, yeni sistem olarak şu anda yürürlükte olan sistemin
yanlışlığıdır. Yani
Cumhurbaşkanımız o zamanlar, hatırlayacaksınız,
demişti ki: Cumhurbaşkanlığı sistemine geçersek
krizler kalmayacak. Ama ne görüyoruz şu anda? Gerçekten çok ciddi bir
krizin ortasındayız.
Arkadaşlar, bakın, dün İstanbul Ticaret
Odası perakende fiyatlarının yüzde 19 civarında
arttığını söyledi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) Şu anda kredi
faizleri yüzde 40. Arkadaşlar, bu ciddi bir resesyondur, ciddi bir
ekonomik problemdir, daralmadır ve bir krizdir. Kriz mriz yok. lafı
gerçekten lafügüzaftır.
Lütfen bizim bu araştırma önergemize
destek olun ve dolayısıyla da bu meseleleri sayın Meclisimiz
tartışabilir hâle gelsin.
Teşekkür ederim. (HDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum Sayın
Katırcıoğlu.
Şimdi, İYİ PARTİ Grubu
adına Durmuş Yılmaz
Sayın Yılmaz, buyurun. (İYİ
PARTİ sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURMUŞ
YILMAZ (Ankara) Ben de yeni yasama yılının ülkemize
hayırlı olması dileğiyle konuşmama başlıyorum.
Ekonomimizin nerede olduğu konusunda çok fazla
söz söylemeye gerek yok. Zamanımız olsa enflasyondan cari
açığa, büyümeden dış ticarete, kamu maliyesinden
işsizliğe kadar çok şey söylenebilir ve söylenmesi de gerekir
ama konuşma çok kısıtlı olduğu için belki Meclisin
çatısı altında ileriki dönemlerde bu fırsatı buluruz.
Şu anda ekonomi yönetimiyle, ekonomimizin
içinde bulunduğu koşullarla ilgili olarak en önemli sorun ekonomi
yönetimindeki koordinasyonsuzluk.
İki şey var: Bir, inkâr; iki, kibir.
İnkâr size hakikati kabul ettirmiyor ve dolayısıyla
başınızın doğrusuna gidiyorsunuz. Gittiğiniz
noktada da bir cisme mutlaka çarpacaksınız ama siz çarpmasanız
bile o cisim size doğru geliyor. Bunu bir kere aklınızın
bir kenarına yazın. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)
Çarşıya pazara gittiğiniz zaman
ekonominin ne olduğunu biliyoruz. Ben bu konuda, inkâr ve kibirle ilgili
olarak şu anda yapılmakta olan ve Türkiyede ekonomi
politikasının nasıl yönetildiği konusunda bir hususu
sizinle paylaşmak istiyorum.
Orta vadeli programda denildi ki: Biz
bankalarımızla ilgili olarak, reel sektörümüzle, şirketlerimizle
ilgili olarak bir çalışma yapacağız, bir stres testi
yapacağız. Bunun sonucunda da ortaya çıkan duruma göre
bankalarımızın sermaye ihtiyacı olup
olmadığı konusunda karar vereceğiz. Aslında bu stres
testine ihtiyaç yok. Mevcut durum devam ederken önümüzdeki üç ayda, beş
ayda, bir yılda her ne olursa, faiz nereden nereye gelirse, kur nereden
nereye gelirse acaba biz ne tür risklerle karşılaşırız
diye bir test yapılması lazım ve buna göre tedbir
alınması lazım. Hâlbuki şu anda karşı
karşıya olduğumuz şey şu: Risk gerçekleşti,
enflasyon yüksek, kur değer kaybetti, faiz çok yüksek. Dolayısıyla
şu anda yapılması gereken şey stres testi değil;
bankalarımız, sistem zaten stres altında. Hasar tespiti
yapılması lazım, siz hasar tespiti yapmıyorsunuz.
(İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Mesele
buradan kaynaklanıyor, onun için de inkâr ediyorsunuz olanı biteni.
Nasıl inkâr ediyorsunuz? Geçen hafta cuma gün kapanışta 3 kamu
bankası Eximbank, Halkbank ve Vakıflar Bankasının -bunlar
isimleri, borsada kayıt altına alındığı için
söylüyorum çünkü bankalar hakkında isim vermek çok doğru bir şey
değil- sermayelerinin olmadığı demek ki ortaya
çıktı bu test yapılmadan bile, bu hasar tespiti yapılmadan
bile ve dolayısıyla oraya müracaat ederek nitelikli
yatırımcı denilen bir gruba 10,9 milyar TLlik uzun vadeli bir
tahvil satıldı. Bu tahvilin kime satıldığı
konusunda bilgi sahibi değiliz ve sistem nasıl
çalıştı, bu konuda da size çok şey söyleyebilirim. Sürem
bitti, sadece şunu söyleyeyim
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
DURMUŞ YILMAZ (Devamla) Bugün
itibarıyla, bu dakika itibarıyla şunu gördük: Bugün borsada
kotasyonları gördük. Bunlar Türkiye İşsizlik Fonuna
satılmış ve satılırken de kullanılan faiz oranı
yüzde 10. Bugünkü cari faiz yüzde 20nin üzerinde. Niye yüzde 10? Çünkü
İşsizlik Fonunda toplanan bu paralar ROT satışları
üzerinden yani rekabetçi olmayan satışlar üzerinden hazinenin
borçlanması gereği Merkez Bankası
aracılığıyla yaptığı borçlanmada oraya
yatırılan paralar. Aslında ortada böyle bir para yok, bu zaten
devlete verilmiş bir borç. Likidite yaratabilmek ve bu bankalara
aktarılabilmek için yapılmıştır.
BAŞKAN Sayın Yılmaz
DURMUŞ YILMAZ (Devamla) Oyun içinde oyun
oynuyorsunuz, Yunanistanın başına dert bunun için geldi. Avrupa
Birliği, rakamların yanlış olduğunu söyledi.
BAŞKAN Sayın Yılmaz, teşekkür
ediyorum.
DURMUŞ YILMAZ (Devamla) Efendim, bir
dakikanızı rica edeyim.
Eğer, siz bugün bu şekilde rakamlarla
oynarsanız bir gün karşınıza mutlaka çıkacaktır.
Şunu unutmayın: Lütfen, akşam evinize gittiğinizde,
yorganınızı başınıza çektiğinizde şu
inkâr ve kibir işini bir düşünün. Çünkü trajedi o ki yükselirken
düşmektir. Siz şu anda yükseldiğinizi zannediyorsunuz ama
düşüyorsunuz.
Teşekkür ederim. (İYİ PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Emine Gülizar Emecan
Buyurun Sayın Emecan. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA EMİNE GÜLİZAR EMECAN
(İstanbul) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
öncelikle ikinci yasama yılımızın, ülkemize güzel ve
başarılı çalışmalar yapabileceğimiz bir dönem
olmasını diliyorum ve sizleri saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, her ne kadar iktidar
yetkilileri bir krizin varlığını kabul etmeseler de
vatandaşlarımız, yaşadıkları hayat
pahalılığı ve gelen zamlarla bu krizi çok yakından
yaşamaktadırlar. Bir sorunun varlığını kabul
etmezsek onun çözümünü de bulamayız. Yani Sayın
Cumhurbaşkanımızın Ülkemizde kriz mriz yok. demesiyle,
yaşanan bu ekonomik sıkıntıların çözülmesi mümkün
değildir. Dün, Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin açılışında yaptığı
konuşmada, iktidarları döneminde Türkiyeyi 3,5 kat büyüttüklerini ve
bu paydan da bu büyümeden elde edilen gelirin de her kesime
dağıtıldığını söylemiştir. O her
kesim dediği, bugün 60 milyona yakın yoksulluk sınırı
altında yaşayan vatandaşımızdır.
Değerli milletvekilleri, madem kriz yok,
doğal gaz ve elektriğe yapılan zamlar neyin nesidir? Son üç ayda
doğal gaza, konutta yüzde 30, sanayide yüzde 48 zam
yapılmış. Elektriğe yapılan zamsa konutlarda son bir
yılda yüzde 45. Dört kişilik bir ailenin aylık ortalama elektrik
ve doğal gaz gideri 327,36 TLdir yani asgari ücretin dörtte 1i.
Madem kriz yok, iğneden ipliğe bütün
ürünlere neden zam gelmektedir? Sizi, Meclis Genel Kurulu bittikten sonra
şöyle bir çarşıya, pazara uğramaya davet ediyorum. Tavuk
etinin dokuz ayda yüzde 200 zamlandığını, domatese yüzde 33
zam geldiğini, salçaya yüzde 95 oranında zam geldiğini oralarda
görebileceksiniz. Bir öğün geçirilen simit olmuş 1,75 TL. Bir de buna
kur artışının vatandaşın cebindeki parayı
eritmesini lütfen ekleyelim. Bunlar bizim çok canımızı
yakıyor, siz iktidar partisi milletvekillerinin canını
yakmıyor mu? Umarız, bu kışı çocuklarımız
donarak geçirmezler; sanayide bu kış bu rakamlardan, bu zamlardan
dolayı üretim durmaz; 3 bine yakın şirket iflas erteleme
vermiştir, bu iflas erteleme veren şirketlerin sayısı
artmaz.
Bugüne kadar ekonomiyi uçurduğunuzu söylediniz
ama o uçuş maalesef tepetaklak ve aşağıya doğru
olmuştur, halkımız da bunu bugün görmektedir. Artık bu
ülkeyi yönetemediğinizi lütfen gelin, itiraf edin ve
halkımızı bu kötü gidişten hep birlikte kurtaralım
çünkü bu kriz beyin damarlarına giden pıhtı gibi hem ülkemiz hem
vatandaşlarımız üzerinde kalıcı hasarlar
yaratacaktır. (CHP sıralarından alkışlar) Hepimiz
aynı gemideysek o zaman lütfen bugüne kadar
yapmadığınız bir şeyi yapın ve muhalefetin
önerilerine, muhalefetin sözüne de lütfen kulak verin, bu krizi hep birlikte
aşalım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla)
Artık bu dış güçler ve benzeri kılıfları da
bırakalım. Bir an önce yapısal önlemler alarak, demokrasiye
dönerek, liyakati önemseyerek ve üretim ekonomisine geçerek bu krizin
altından hep birlikte kalkalım.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) Üç
dakikaları beş dakika yapalım İç Tüzükte, yetmiyor.
BAŞKAN Şimdi Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu adına Abdullah Nejat Koçer
Buyurun Sayın Koçer. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULLAH NEJAT KOÇER
(Gaziantep) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Yeni dönemin hayırlı uğurlu
olmasını temenni ediyorum.
HDP grup önerisi üzerine söz aldım.
Tabii, grup önerisini incelediğimizde,
okuduğumuzda çok fazla kapsamı olan konular var. Bunların
hepsini bu kadar kısa bir sürede cevaplamak veya analiz etmek mümkün
değil. Tabii, ekonomiyle ilgili bir konu. Ağustos ayı
başından itibaren Türkiyede meydana gelen, özellikle sadece döviz
piyasalarından kaynaklanan -öncelikle- bir dış müdahalenin
varlığını hepimiz görüyoruz. Özellikle
piyasalarımızın kapalı olduğu anlarda sanki Ben
yapıyorum bunu, sen gör, sen bil. gibi yaparcasına bu tarzda günlerce
süren bu manipülasyonlar Türkiye ekonomisi üzerinde çok ciddi sıkıntılar
yaratmıştır, bunlar bildiğimiz konular.
Ancak hemen ekonomi yönetimimiz harekete geçerek
-gerek maliye yönetimimiz gerek ekonomi yönetimimiz- Sanayi
Bakanlığımız, Ticaret Bakanlığımız her
alanda önleyici tedbirler, destekler ve teşvikler açıklamıştır.
Açıkça söylemek isterim ki bunların hızı ve sürati eskiye
nazaran çok daha hızlı olmuştur. Bunların önemli bir
kısmında, sahadan gördüğümüz sıkıntıları
belirterek çok hızlı bir şekilde tedbir
alınmasını sağlamak adına bizler de o konuda gerekli
çalışmaları yapmış bulunuyoruz.
BDDKnin, SPKnin ve Merkez Bankasının
almış olduğu birçok teknik kararla birlikte, gerek bankalar
gerek para piyasaları gerekse ekonomiyle ilgili çok önemli
çalışmalara imza atıldı bu dönemde. Yine, bu sıkıntılı
döneme denk gelen süreçte 100 günlük ekonomik program açıklandı.
Yine, böyle bir sürece denk gelen süreçte de yeni ekonomi programı ortaya
kondu ve bu da dengenin, tasarrufun, yeniliğin, değişimin,
reformun içerisinde yer aldığı yeni bir ekonomi programı.
Tabii ki fiyat artışları, tabii ki
piyasalarda fırsatçıların, stokçuların
yarattığı sorunlar elbette var. Bugün Sayın
Cumhurbaşkanımız da buna grup toplantısında dikkat
çekti. Bunlarla hep birlikte mücadele edeceğiz, fırsatçılara
izin vermeyeceğiz, ekonomimizi çok daha iyi bir noktaya getirme
noktasında yapılan ve başlayan bu çalışmaları da
hep birlikte destekleyerek sürdüreceğiz. İnşallah yakın
zamanda da ekonomi kontrol altına alınacak ve Türkiye çok daha iyi
bir noktaya gelecek diyor, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Sayın Başkan,
Adalet ve Kalkınma Partisinin sayın konuşmacısı bizim
ısrarla üzerinde durduğumuz Kriz var. uyarısına,
aynı Sayın Durmuş Yılmazın söylediği gibi, inkâr
politikasını güderek bir taraftan Kriz yok. derken diğer
taraftan da alınan tedbirlerden bahsetmektedir. Kriz yoksa tedbir niye
alınmıştır? Kriz varsa bunu kabullenmek erdemdir,
hatırlatmak isterim.
Teşekkür ederim efendim. (İYİ
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Grup Başkan Vekili,
tamam, anladım da siz bir şeyler söylediniz, onlar da cevap verdiler.
Arkadaşlar, şimdi öneriyi
oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı
arayacağım.
ENGİN ALTAY (İstanbul) İstemedik
efendim. Talep mi var, karar yeter sayısı talebi mi oldu?
BAŞKAN Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Karar
yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Sayın
Başkan, sadece merak ettim, karar yeter sayısını kim
istedi? Karar yeter sayısı isteyen olmadı diye biliyorum.
BAŞKAN Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
İç Tüzükün 19uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır,
okutup işleme alacağım, oylarınıza
sunacağım.
3.- CHP Grubunun,
Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın ve arkadaşları
tarafından doğal gazda dışa bağımlı ülke
konumundan çıkmak için yeni politikaların belirlenmesi ve doğal
gaz fiyatının artışındaki nedenlerin tespit edilmesi
amacıyla 2/10/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 2
Ekim 2018 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulu 2/10/2018 Salı günü
(bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki
önerisinin İç Tüzükün 19uncu maddesi gereğince Genel Kurulun
onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Engin
Altay
İstanbul
Grup
Başkan Vekili
Öneri:
Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın ve
arkadaşları tarafından doğal gazda dışa
bağımlı ülke konumundan çıkmak için yeni politikaların
belirlenmesi ve doğal gaz fiyatının artışındaki
nedenlerin tespit edilmesi amacıyla 2/10/2018 tarihinde Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin (370 sıra no.lu) diğer
önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 2/10/2018 Salı günkü
birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN Önerinin gerekçesini açıklamak
üzere öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ahmet Akın
konuşacaktır.
Buyurun Sayın Akın. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA AHMET AKIN (Balıkesir)
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle yeni yasama
yılında bütün arkadaşlarıma başarılar diliyorum.
İnşallah hedefimiz de hizmetimiz de Türk milleti için olur. Hepinize
tekrar başarılar diliyorum.
Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin
iktidarıyla, biliyorsunuz, ocaklar söndü. Nasıl söndü ve bu
kış nasıl zor geçecek? Zaten bunu buradan anlatmak kolay ama
asıl bunu yaşamak önemli. Bunu yaşayanlar kimler? Evde asgari
ücretle geçinmeye çalışan vatandaşlarımız. Son bir
yılda, konutta elektriğe yüzde 45, doğal gaza ise yüzde 35 zam
geldi. Sanayicinin elektrik fiyatına son beş ayda tam yüzde 100 zam
geldi. Şimdi arkadaşlar, bir taraftan üretim deyip diğer
taraftan sanayicinin elektriğine yüzde 100 zam yaparsanız bu milletin
aklıyla dalga geçmiş olursunuz.
Şimdi, soru şu: Hangi işçi, hangi
emekli yüzde 45 zam aldı? Onu düşünelim, ona göre
hesabımızı kitabımızı yapalım. Kriz yok,
teğet geçti. onu bunu söyleyenler Allah aşkına lütfen kendisini
asgari ücretli vatandaşımın yerine koysun.
Bir kasırga tehdidi vardı, kasırga
tehdidini atlattık, teğet geçti ama şu anda
yaşadığımız zam kasırgası, zam tayfunu çok
büyük derecede halkımıza işlemiş durumda. (CHP sıralarından
alkışlar) Bakın, sizler AK PARTİ hükûmetleri olarak her
zaman hemen döviz yükseldiğinde zammı
yapıştırıyorsunuz, öyle değil mi? E be
arkadaşım, şimdi dolar düşüyor, indirin o zaman, zam
yapmaya ne gerek var? Sabah kalktık, yine zam, yine zam, yine zam.
BOTAŞı kâr şampiyonu
yaptınız, BOTAŞı Varlık Fonuna aldınız.
Şimdi amacınız BOTAŞı kefil göstererek,
BOTAŞın üzerinden teminatlandırarak para almak mı?
Nasılsa Varlık Fonunda kontrol yok. Başında Sayın
Cumhurbaşkanı var, yanında damadı var, e buyurun size nimet
kapısı. İstediğiniz gibi BOTAŞı büyütün, ondan
sonra teminat olarak kullanın. Bir de üstüne Türkiye Cumhuriyetinin
makamlarının itibarını yerle bir ettiğiniz için
gittiniz Amerikalı bir şirketin yanına koydunuz, dediniz ki:
Bize inanmıyorsunuz, kendinize inanın. Bu ayıptır,
günahtır, yazıktır değerli arkadaşlar. (CHP
sıralarından alkışlar)
Bakın, enerjiyi, doğal gazı,
yakıtı devlet için vergi dairesine çevirdiniz ve milletimizi
vergilerle terbiye etmeye çalışıyorsunuz. Bu çok ayıp bir
şey arkadaşlar. Sizin göreviniz iktidar olarak bu vergileri indirmek,
tam tersine milletin asgari ücretle yaşamasını sağlamak.
Hem asgari ücreti koyuyorsunuz hem de adama dörtte 1ine enerji faturası
ödetiyorsunuz. Şimdi ben buradan sizin, bütün milletvekillerimizin
samimiyetinizi test etmek istiyorum: Bir kanun teklifi verdik, bu kanun teklifi
şöyle: Doğal gazda KDVyi yüzde 18den yüzde 1e indiriyoruz ve
ÖTVyi kaldırıyoruz. Hodri meydan. Eğer milleti
düşünüyorsanız buna onay verin hiç kimseyi ayırmadan. (CHP
sıralarından alkışlar)
Ayrıca, AK PARTİ her fırsatta
çiftçinin yanında olduğunu söylüyor. Şimdi, ben Balıkesir
Milletvekiliyim, Balıkesiri dolaşıyorum, çiftçinin yanında
değilsiniz, köyler boş, çiftçi batmış, hatta icradan
satılık koyun var. Ayıp, ayıptır bu! İcradan
satılık koyun olacak hâle getirmek bu AK PARTİ Hükûmetinin çok
büyük ayıbıdır. Onun için, ben Balıkesirin köylerini
dolaştığımda görüyorum değerli vekillerim, köyler
boş, yaşlılar torunlarına hasret gidiyor ama siz bir
taraftan Biz çiftçiye destek oluyoruz." diyorsunuz. Siz çiftçiye destek
olmuyorsunuz, hakkını bile vermiyorsunuz, onu da söyleyeyim.
Şimdi, bir de dalga geçer gibi 6 Eylülde bir
karar çıkardınız, bu kararda tarımsal desteklemeden su ve
elektrik borcunu keseceksiniz. Yuh! Ayıp. Hakikaten ayıp, gerçekten
ayıp. Gidin bir köyleri dolaşın, adamlar ne kazanıyor, ne yiyor
ne içiyor bakın, ondan sonra kesmeye bakın. Şimdi, enerji
ihalelerini veriyorsunuz dolar bazından, ondan sonra da diyorsunuz ki
Efendim, biz dolarla yapmayalım, Türk parasıyla gidelim. Ya, bu
milletin vicdanıyla oynamayın. Bu ülkede insanlar 100 dolar
bozduranı bedava tıraş ediyor. Neden tıraş ediyor?
Çünkü Türk milletine, Türkiye Cumhuriyetine âşık. Lütfen bu güzel
insanların duygularını kullanmayın, ya destek olun ya da
hiç köstek olmayın, bırakın gidin, biz daha iyisini
yaparız, onun sözünü veriyoruz.
Bir sorum var: Bin odalı sarayın
doğal gaz ve elektrik faturası ne kadar? Öğrenmek istiyorum, bu
kadar basit.
Bir de, ayrıca, Sayın
Cumhurbaşkanı ve yanındakiler tasarruf için Çankaya
Köşküne taşınmayı düşünüyor mu?
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve
İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN İYİ PARTİ Grubu
adına Hayrettin Nuhoğlu.
Buyurun Sayın Nuhoğlu.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Sayın Nuhoğlu
dışarıda, Sayın Durmuş Yılmaz konuşacak.
BAŞKAN Tamam.
Sayın Durmuş Yılmaz, buyurun.
İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURMUŞ
YILMAZ (Ankara) Efendim, verilen önerge üzerindeki görüşlerimizi
İYİ PARTİ adına tespit etmek ve paylaşmak için tekrar
kürsüye geldim.
Şu anda dünyada bir parasal daralma söz konusu.
Bu parasal daralmanın sonunda kredi maliyetleri giderek artıyor ve
likidite ve kredi verilebilir fonlar azalıyor. Bunun sonucunda dünyada
kredinin maliyetleri artıyor. Buradan hareketle, dünyadaki emtia
fiyatları üzerinde de eğer
Ülkemizde emtianın fiyatı,
doğal gazın fiyatı dolar bazında sabit kalsa bile kur hareketlerinden
dolayı içerideki Türk lirası fiyatı artıyor.
Dolayısıyla, bunun ithal eden firma üzerinde kâr açısından
bir yükü var. Bu yükü görelim ve kabul edelim. Ancak bunun böyle olduğunu
bilerek enflasyonu kontrol altına almadığınız için de
kurun değer kaybetmesine göz yumarak bu şirketlerin zarar etmesine
göz yumabilecek misiniz? Yumamayacaksınız. O nedenle, sizin
yapmanız gereken, tartışılması gereken şey kul
hakkı olan enflasyonu önlemek. Eğer kul hakkı olan enflasyonu
önlemezseniz altının fiyatı da yükselir, efendim, çimentonun
fiyatı da yükselir, patatesin fiyatı da yükselir, domatesin
fiyatı da yükselir, doğal gazın fiyatı da yükselir velev ki
dolar fiyatında hiçbir değişiklik olmasa bile. Dolayısıyla
siz AK PARTİ olarak tercihinizi büyümeden yana kullandınız ve
dolayısıyla vatandaşın enflasyonu tolere edeceğine
inandınız ve ülkenin ekonomisini bu noktaya getirdiniz.
Dolayısıyla bunun sonucuna katlanmak zorundasınız. Buna
katlanmak için de bir yerlerden tasarruf edeceksiniz, kendi
refahınızdan kısacaksınız ve toplumun, dar gelirlinin,
düşük gelirlinin hayat standardını için kışın
üşümemesi için bir çözüm yolu bulmak zorundasınız. Türkiye'nin
bütçe büyüklükleri böyle bir tasarrufa imkân veriyor, yeter ki nerede neyi
nasıl kesebileceğiniz, hangi tasarrufu yapabileceğiniz konusunda
bir düşünün. Bu sizin boynunuzun borcu.
İş gayet kolay, enflasyonu kontrol
altına aldığınız zaman vatandaşın cebine
koyduğunuz 100 liranın sene başındaki değerini sene
sonunda 80 liraya düşürmezsiniz.
ABDULLAH GÜLER (İstanbul) Durmuş Bey,
buraya bakın, buraya.
DURMUŞ YILMAZ (Devamla) - Bu bir kul
hakkıdır ve bu bir hırsızlıktır ve
ABDULLAH GÜLER (İstanbul) Durmuş Bey,
buraya bakın.
DURMUŞ YILMAZ (Devamla) AK PARTİlilere
söylüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ABDULLAH GÜLER (İstanbul) Biz de, biz de
CEMAL ENGİNYURT (Ordu) O da AK PARTİli,
o da AK PARTİli, yabancı değil o da ya, sizden.
BAŞKAN Hatibin sözünü kesmeyin lütfen.
RECEP ÖZEL (Isparta) O kadar dar bir grup
değil, geniş bir grup.
ABDULLAH GÜLER (İstanbul) Büyüğüz, biz
çok büyüğüz.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Valla millet
dışarıda gülmüyor haberiniz olsun, ekonomik krize hiç gülen yok,
ağlıyor millet. Gülen sizsiniz ama millet ağlıyor.
DURMUŞ YILMAZ (Devamla) Evet, o zaman size
diyorum ki şimdi tercihinizi iyi kullanın, şu andaki tercihiniz
yanlış, sizi bu noktaya getirdi, şu anda elinizi kolunuzu
bağladı ve dolayısıyla kışın
vatandaşımızın üşümeden aşını
ekmeğini nasıl istediğini ve de nasıl
ısınacağını düşünün.
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Millet ne
yapacağını gayet iyi biliyor.
BAŞKAN Sayın Yılmaz, teşekkür
ederim.
DURMUŞ YILMAZ (Devamla) Mesele budur, mesele
enflasyonu kontrol etmektir, gerisi lafügüzaftır. (İYİ
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Yılmaz.
Öneri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına Erhan Usta konuşacak.
Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından
alkışlar)
MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerime başlarken öncelikle ben de yeni yasama
yılının hem Meclisimiz için hem de milletimiz için
hayırlı ve uğurlu olmasını Cenab-ı Allahtan
niyaz ediyorum.
Tabii, Türkiye ekonomisi hepimiz biliyoruz ki
sıkıntılı bir süreçten geçiyor, bir kısım
makroekonomik göstergelerimizde hızlı bir bozulma oldu; malum,
özellikle enflasyon ve kur göstergeleri önemli bir istikrarsızlık
kaynağı olmaktadır. İşsizliğin
arttığını, borçluluğun, hem firma hem hane halkı
hem de ekonominin genelindeki borçluluğun ekonomi üzerinde
yarattığı tahribatı da hepimiz biliyoruz. Bu çerçevede,
cari açık ve kamu açığını azaltıcı
tedbirlerin alınması gerektiği de ortada. Orta vadeli program,
Yeni Ekonomi Programı olarak, o isim altında yayınlandı ve
aslında baktığımızda Yeni Ekonomi Programı bu
sorunları da tespit ediyor. Bu anlamda, ben kredibil olduğunu
düşünüyorum, kredibilitesinin, itibarının olduğunu
düşünüyorum, en azından sorunlar tespit edilmiş durumda.
Şimdi, tabii, bu kadar kısa süre
içerisinde burada bir ekonomi analizi yapacak durumda değiliz ancak
şunu ifade etmek lazım ki sorunların çözümü için işin üç
ayağı var.
Bir: Kurumların yapacağı, özellikle
işte, Merkez Bankası, düzenleyici kurumlar veya
bakanlıkların yapacağı işler var. Orada bir
kısım işler yapılıyor, gecikmeli de olsa kararlar alınıyor
şu andaki ekonomik sıkıntıların
aşılmasına yönelik olarak.
İkincisi: Hükûmetin özellikle maliye
politikası alanında yapacağı işler var. Orada
hükûmetin yavaş gittiğini ifade etmek isterim. Yani bir
kısım rakamlar konuşuluyor ancak şu ana kadar henüz somut
bir tedbirle karşılaşmış değiliz. Bu somut
tedbirlerin bir an evvel alınması lazım, piyasalar bunu
bekliyor. Bu, programın itibarı açısından son derece önemli
olacaktır.
İşin üçüncü ayağı da Meclis
tarafından yapılacak işlerdir. İşte, burada bizim
Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak özellikle yeni sistem içerisinde artık
hükûmet tarafından tasarı gelmeyeceğine göre Türkiyenin önünü
açacak reformlara da hep birlikte imza atmamız lazım. Bunların
neler olduğunu geçmişte çok konuştuk, yapısal reformlar
olarak adlandırdık bunları; şimdi, Yeni Ekonomi
Programında dönüşüm programları veya dönüşüme yönelik
işler olarak adlandırılıyor. Hükümetiyle Meclisiyle
birlikte bunların yapılması lazım. Tabii, bu esnada
istikrarı bozacak davranışlardan mutlak surette kaçınmamız
lazım; şeffaflığı azaltacak hususlardan,
işlerden, kararlardan mutlak surette kaçınmamız lazım,
Türkiyeye acil olarak fon girişini sağlamamız lazım. Bu da
güven ve istikrarın teminiyle olur yani fon akışını
piyasada sağlamadığımız zaman Türkiye ekonomisi daha
büyük sıkıntılarla karşılaşabilir. Firmaları
rahatlatacak tedbirlerin de bu çerçevede mutlak surette alınması
gerekiyor.
Kamu maliyesinde 2020 için tek bir rakam
vereceğim, cari açık 2,7; kamunun tasarruf yatırım
farkı -biraz teknik bir konu ama- 2,6. Bunun anlamı şudur: 2020
yılında biz cari açığı 2,7ye düşüreceğiz,
bunun 2,6lık kısmı yani hemen hemen tamamı kamudan
kaynaklanacak. diyoruz. Bu kamu maliyesi açısından çok olası
bir denge değil, bunun çok daha sıkı yapılması
lazım. Yani kontrol edemediğimiz özel sektör üzerinden ben cari
açığı düşüreceğim derseniz bu
inandırıcı olmaz, buna piyasalar inanmaz. Burası
atlanmış gibi duruyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ERHAN USTA (Devamla) Herhâlde süre vermiyorsunuz.
Son konu olarak da kurumların itibarı
olduğunu, itibarın önemli olduğunu düşünüyorum. Yeni
kurumlar kuruluyor burada ancak şu anda mevcut kurumları daha iyi
çalıştırmanın çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.
Hatırlayın, 2000 yılında BDDKnin kurulması
esnasında bankaların denetimindeki bir kısım
zayıflıklar bizi 2001 kriziyle karşılaştırdı
yani ona mecbur kaldık. Dolayısıyla, bu tür
sıkıntıları yaşamamak için mevcut kurumları en
iyi şekilde koordine etmemiz gerekir.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Usta.
Öneri üzerinde Halkların Demokratik Partisi
Grubu adına Serpil Kemalbay Pekgözegü.
Buyurun Sayın Kemalbay Pekgözegü. (HDP
sıralarından alkışlar)
HDP GRUBU ADINA SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ
(İzmir) Yeni yasama döneminde sözlerime değerli milletvekilimiz
İbrahim Ayhanı anarak ve zindandaki yoldaşlarımı ve
bu Genel Kurulun üyesi olan Leyla Güveni selamlayarak başlamak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'de bir
ekonomik krizin olmadığı söyleniyor, Kriz mriz yok. deniyor
ama biz burada krizin yarattığı sonuçları konuşuyoruz.
Daha geçenlerde AKP Genel Başkanı Kriz mriz yok. demişti.
İnsan şöyle düşünüyor doğal olarak, her şeyin yolunda olduğu
bir ülkede neden bu kadar çok zam oluyor, bu kadar yoksulluk, işsizlik
neden yaşanıyor diye soruyor. Demek ki aslında kriz var ve biz
krizi konuşuyoruz.
Krizin bedeli işçilere ödetilmek isteniyor ve
işverenler şu anda işçilere şunu söylüyorlar: Kat kat
giyinerek gelin ve iş yerinde daha az tuvalet kâğıdı
kullanın. İnsanlar önümüzdeki kış evlerinde kat kat
giyinerek mi oturacaklar diye merak ediyoruz. Bu, aslında Türkiyede
yaşanan tek adam rejiminin yarattığı bir sonuçtur.
Özellikle 24 Haziran seçimlerinin faturası bugün bizlere ekonomik olarak
çıkmaktadır, ekonomik kriz olarak önümüze gelmektedir. Doğal gaz
zammı da aslında böyledir.
Diyorlar ki: Doğal gaz krizi veya doğal
gaz artışı ya da diğer fiyatlardaki artışlar
stokçuların bir marifeti. Stokçuların bir marifetiyse o zaman biz de
şunu söyleyebiliriz: Yaz döneminde göreceli olarak doğal gaz daha az
kullanıldı, dolayısıyla Tuz Gölü altında biriken
doğal gazı BOTAŞ stokladı ve şimdi de kış
gelirken halkımıza zamlı bir şekilde doğal gaz mı
satmak istiyor? Yani demek istiyorum ki buradaki fırsatçılık,
buradaki stokçuluk aslında iktidarın
fırsatçılığıdır ve iktidarın
stokçuluğudur. İnsanlar evine süt alamazken, çocuğunun cebine
harçlık koyamazken, evini ısıtamazken, ocağını
yakamazken, pazarda alışveriş yapamazken görülüyor ki burada
herkesin keyfi yerinde, herkes gülüyor, AKP sıraları gülüyor fakat
halkımız ağlıyor. İşçiler, emekçiler, yoksullar
zam ve zulüm altında eziliyorlar. Dolayısıyla bu tek adam
rejimiyle bu sistemin, bu zamların bitmesi mümkün değildir.
Aslında bütünlüklü olarak tek adam rejiminin gitmesi, ortadan
kaldırılması, Türkiyenin demokrasiye, özgürlüklere
kavuşması ve Türkiyenin üreten bir ekonomiye kavuşması,
halk için bir ekonomiye kavuşması
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) -
doğal gazın, elektriğin, suyun, halkın
kullandığı temel ihtiyaçların halka ücretsiz olarak temin
edilmesi, esas alınması gerekendir diye düşünüyoruz ve
dolayısıyla bu önergeyi burada destekliyoruz. Halkın yararına
bir ekonomi için, halkın yararına kullanılacak enerji politikaları
için, yenilenebilir, ekonomik ve halkçı enerji politikaları için
mutlaka ve mutlaka bir araştırma önergesi gereklidir diyoruz. (HDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Şimdi öneri üzerinde Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına Ziya Altunyaldız.
Buyurun Sayın Altunyaldız. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ZİYA ALTUNYALDIZ
(Konya) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Yasama yılımızın
hayırlı olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ediyorum.
CHP Grubu önergesinin bir bölümünü sizlere okumak
istiyorum. Diyor ki. Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından daha
çok yararlanılabilmesi için gereken ulusal politikaların
oluşturulması
Değerli milletvekilleri, işte tam bu
sebeple AK PARTİ iktidarlarımız döneminde Millî Enerji ve Maden
Politikasını yürürlüğe koyduk ve 3 parametresi vardı, 3
tane ayağı vardı bu politikanın.
Arz güvenliği
Yani arzınızı
hiçbir zaman eksik etmeyeceksiniz. Üretimler devam edecek, hane halkları
enerjiye ulaşabilecek, kışın ısınabilecek ve
gecesinde gündüzünde aydınlık bir havada ve atmosferde
yaşamasını becerebilecek.
Öngörülebilir piyasalar
Eğer piyasalar
dalgalı ve farklı gelişiyorsa ya da stabil ve durağansa
buna göre öngörülebilir piyasa şartlarını oluşturmak ve
bunu sürdürülebilir kılmaktır ikinci parametre.
Üçüncü de
değerli milletvekilleri, yerliliktir. İşte yerlilikte AK
PARTİ iktidarlarımız döneminde elektrik üretiminde yüzde 38 olan
pay yüzde 50nin üzerine çıkmış ve özel sektör payı da
yüzde 80in üzerine çıkmıştır. Burada bir taraftan nükleer
santral, diğer taraftan YEKA modeliyle rüzgâr ve elektrikteki bin
megavatlık başarılı ihaleler ve yerli kömür ihalesi bunun
en bariz örnekleridir.
Fiyat artışlarına gelince, fiyat
artışları, değerli milletvekilleri, maliyet esaslı
artışlardır. Biliyorsunuz, bunları ithal ediyoruz. Buna
rağmen, petrol fiyatlarındaki artışla tüm AB ülkelerinde
-bakarsanız görürsünüz- yüzde 50nin üzerinde fiyat
artışları gerçekleşmiştir; kur
artışları ve petrol fiyatlarındaki artışlar
nedeniyle fiyat artışları gerçekleşmiştir. Ancak buna
rağmen tüm AB ülkelerinde sanayinin kullandığı doğal
gaz fiyatlarında Türkiye en ucuz ülkedir, yine AB ülkelerindeki hane
halklarının kullandığı doğal gazı en ucuz
veren, sağlayan ülkedir. Elektrikte de OECD içerisinde en ucuz 6ncı
ülkedir hane halklarında
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) Biraz daha zam
yapın o zaman!
ATİLA SERTEL (İzmir) Biraz daha zam
yapın!
ZİYA ALTUNYILDIZ (Devamla)
ve diğer
kullanıcılarda da en ucuz 5inci ülkedir.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) Yüzde 40 zam
yaptınız, yetmedi mi ya?
ATİLA SERTEL (İzmir) Biraz daha zam
yapın, biraz daha!
ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) Değerli
milletvekilleri, dolayısıyla millî enerji ve maden politikasında
üretim, ihracat, istihdam
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) Enerjide yüzde
70 dışa bağımlısınız, dışa
bağımlısınız.
ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla)
ve hane
halklarının ihtiyaçları dengeli bir şekilde götürülmeye ve
Türkiye inşallah hedeflerine yürümeye devam edecektir.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) Arz
güvenliği de hikâye!
ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) Söylediklerine
sen de inanmıyorsun ama mecbursun, ne yapacaksın işte!
ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) Onu bana bırak!
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) Yüzde 70
dışa bağımlısınız.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Sayın
Başkan
BAŞKAN Buyurun Sayın Altay.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Sayın
Başkan, sesimi Genel Kurul da duysa olmaz mı?
BAŞKAN Buyurun.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Teşekkür
ederim.
Aslında sayın hatip önergemizden bir
satır, bir cümle okumak suretiyle verdiğimiz önergedeki
iddialarımızı çarpıtmıştır, sataşma
vardır ama ben sataşmadan söz istemeyeceğim ilk günden çok şey
yapmayalım diye ama tutanaklara geçmesi bakımından AK
PARTİnin sayın grup başkan vekiline ve sayın hatibe bir
soru sormak istiyorum.
Türkiye enerjide dışa
bağımlılık noktasında 2002de yüzde 61 dışa
bağımlıyken bugün yüzde 77 dışa bağımlı
hâle gelmiştir. Bu iddiaya söyleyecek bir lafınız varsa buyurun.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)
ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) Sayın
Başkan
BAŞKAN Buyurun Sayın Altunyaldız.
ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) Sayın
Başkan, ben CHP grup önergesindeki ifadeyi kullandım ve bu ifadeden
nereye geldiğimizi, Türkiye'nin millî enerji ve maden politikasında
nereye geldiğini söyledim.
Şimdi, bu rakamlar izafidir.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Kriz de izafi
Sayın Başkan, kriz de izafi.
BAŞKAN Fakat Sayın Altay, soru sordunuz
cevabı dinleyin lütfen.
ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) Sayın grup
başkan vekili de bilir ki büyüme rakamlarıyla birlikte hem hacimler
büyümüştür hem oranlar büyümüştür hem de üretim miktarları
büyümüştür.
Türkiye, hepinizin bildiği gibi, son on
beş yılda enerjiyle birlikte -enerjideki talep artışı
da tüm dünyada ilk 3tedir büyümesi itibarıyla- yüzde 5in üzerinde
büyümüş ve bunu sağlamıştır.
Ayrıca, demin ifade ettiğim gibi, Türkiye
hem YEKAda hem de kömürde ve nükleerde tamamıyla yerli kaynaklara dönmek
suretiyle, enerji bağımlılığını azaltma
yolunda emin adımlarla ve ne yaptığını bilerek yoluna
devam etmektedir.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Öneri kabul
edilmemiştir.
SERKAN TOPAL (Hatay) Say, say.
BAŞKAN Arkadaşlar, buradan sayıyoruz,
oradan belki sayamıyor olabilirsiniz, buradan görünüyor.
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Sayın Başkan
BAŞKAN Buyurun Sayın Başkan.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
22.- Tokat Milletvekili Özlem
Zenginin, Düzce Cezaevindeki siyasi tutuklulara işkence
yapıldığı beyanlarına karşılık Adalet
Bakanlığının verdiği cevaba ilişkin
açıklaması
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Sayın Başkan,
çok teşekkür ediyorum.
Şimdi, biraz evvel Sayın Altay soru
yöneltti. Böyle birbirimize karşılıklı soru-cevap usulümüz
yok. Yani bunun usulünün nasıl olacağını biliyoruz. O
sebeple
Konuşmacı arkadaşımız zaten konuya dair cevap
verdi ama cevabın da bir anlamı olmadığını
düşünüyorum. Aslolan şey sadece soruyu sormak, öyle addediyorum,
itham etmek yani. Fakat ben sorduğunuz soruları kale alıyorum
cevabı önemsemeseniz bile. Adalet Bakanlığımızın
Düzcedeki işkenceyle alakalı konuya verdiği cevabı iletmek
istiyorum. Aynı zamanda Düzce Milletvekilimiz Sayın Fahri Çakır
da konuya dair bilgileri ayrıca getirdi ve bunları örtüştürerek
tekrar yeni bir harman hâlinde size aktarmak istiyorum.
28/9/2018 tarihinde sayım vermek istemeyen, iki
ayrı koğuşta kalan 21 PKK hükümlüsü, sayım almak
istendiğinde mevzuata uygun davranmayacaklarını
belirtmişler, direnmişler ve Bakanlığın genelgesine
uymak zorunda değiliz. diyerek direnç göstermişlerdir.
Devamında da kendilerinin sakinleşmesi amacıyla bazı
hapishanelerimizde mevcut olan, etrafı, tabanı ve üstü yumuşak
bir maddeyle kaplı olan odada sadece tutulmuşlardır. Şu
anda kendileri yine hükümlü olarak bulundukları koğuşlarına
gönderilmişlerdir ve onlar hakkında da idari soruşturma
başlatılmıştır. Ayrıca da 3 hapishane personeli
ciddi şekilde yaralanmıştır, zarar görmüştür ve bu
manada da hiçbir şekilde işkenceye dair en ufak bir tablo yoktur, bir
rapor yoktur, durum aslında tamamen bir direnç gösterme neticesinde ortaya
çıkmıştır; belirtmek isterim Sayın Altay.
Sağ olun.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
VI.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu
Önerileri (Devam)
4.- AK PARTİ Grubunun,
Genel Kurulun, 2 Ekim 2018 Salı günkü birleşimde 13 Eylül 2018 tarih
ve (3/36) sayılı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi'nin
okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılması ve
bu birleşimde gündemin "Başkanlığın Genel Kurula
Sunuşları"nda yer alan işlerin tamamlanmasına; 3 Ekim
2018 Çarşamba günkü birleşimde 13 Eylül 2018 tarih ve (3/37)
sayılı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi'nin okunarak
görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ve bu
birleşimde gündemin "Seçim" kısmındaki işlerin
tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine
ilişkin önerisi
Şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun
İç Tüzükün 19uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır,
okutup işleme alacağım, oylarınıza
sunacağım.
2/10/2018
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulu 2/10/2018 Salı günü
(bugün) toplanamadığından İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi
gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun
onayına sunulmasını arz ederim.
Özlem
Zengin
Tokat
AK
PARTİ Grup Başkan Vekili
Öneri:
Genel Kurulun 2 Ekim 2018 Salı günkü (bugün)
birleşimde 13 Eylül 2018 tarih ve (3/36) sayılı
Cumhurbaşkanlığı Tezkeresinin okunarak görüşmelerinin
aynı birleşimde yapılması ve bu birleşimde gündemin
Başkanlığın Genel Kurula Sunuşlarında yer alan
işlerin tamamlanmasına kadar, 3 Ekim 2018 Çarşamba günkü
birleşimde 13 Eylül 2018 tarih ve (3/37) sayılı
Cumhurbaşkanlığı Tezkeresinin okunarak görüşmelerinin
aynı birleşimde yapılması ve bu birleşimde gündemin
Seçim kısmındaki işlerin tamamlanmasına kadar
çalışmalarını sürdürmesi önerilmiştir.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri
sahibi Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ramazan Can
konuşacaktır.
Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA RAMAZAN CAN
(Kırıkkale) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Yeni yasama yılı hayırlı
uğurlu olsun. Bütün milletvekillerine, bütün siyasi parti gruplarına
da başarılar diliyorum.
Grup önerimizde bugün 13 Eylül 2018 tarih ve (3/36)
sayılı Mali ülkesine asker göndermeyle ilgili Cumhurbaşkanlığı
tezkeresini gündeme alıyor ve Seçim kısmındaki gündemin de
tamamlanması hâlinde, bu işlemin tamamlanması hâlinde Genel
Kurulu kapatmayı öneriyoruz.
Aynı şekilde yarın, 3 Ekim 2018
Çarşamba günü, 13 Eylül 2018 tarih, (3/37) sayılı Irak ve Suriye
ülkesine asker göndermeyle ilgili Cumhurbaşkanlığı
tezkeresi görüşmelerinin tamamlanması neticesinde Genel Kurulun
kapanmasını öneriyoruz. Bu önerimize Genel Kuruldan destek bekliyor,
hepinizi saygı ve muhabbetle tekrar selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum
Öneri üzerinde İYİ PARTİ Grubu
adına İsmail Koncuk.
Buyurun Sayın Koncuk. (İYİ PARTİ
sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA
İSMAİL KONCUK (Adana) Saygıdeğer milletvekilleri,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, Meclisimizin aslında çok
çalışması lazım çünkü milletimizin içinde bulunduğu
ekonomik ve sosyal problemleri değerlendirdiğimizde belki de
Meclisimizin geçen yıllardan çok daha fazla çalışması için
her türlü fedakârlığı göstermesi lazım, ki sayın milletvekillerimizin
de bu anlayışla, bu yasama döneminde çalışacağına
inanıyoruz. Ancak tabii çalışmak için de burada verilen
tekliflerin kabul edilmesi lazım. İşte, İYİ
PARTİ'nin teklif olarak verdiği TÜRK TELEKOM'la ilgili problemlerin
bir dolandırıcılık olduğunu,
çağımızın en büyük
dolandırıcılığı olduğunu bir sayın
milletvekili burada ifade etti ama AK PARTİ Grubunun oylarıyla bu
teklifimizin, İYİ PARTİ'nin verdiği bu teklifin kabul
edilmediğini görüyoruz.
Şimdi, millet vicdanını, kamu
vicdanını rahatlatmak AK PARTİ Grubunu hiç ilgilendirmiyor mu?
Vatandaşlarımız TÜRK TELEKOM'la ilgili ciddi bir yolsuzluk
olduğuna ve milletin malının orada
dolandırıldığına milletin
aldatıldığına, Türkiye Cumhuriyeti devletinin
aldatıldığına inanıyor. Şimdi bunu burada
araştırarak, eğer bu inanış yanlışsa, bunun
tespitinin yapılmasından neden rahatsızlık
duyduğumuzu, neden imtina ettiğimizi anlamakta zorlanıyoruz.
Bir siyasi parti ekonomiyle ilgili teklif veriyor.
Ekonomide kötü günler yaşıyoruz, insanlar yaşama acziyeti içerisinde.
Ben geçen Adanada köyleri gezdim. Köylülerimiz tarlasını nasıl
ekebileceğini kara kara düşünür hâle gelmiş, Ekebilsem bile
sattığım ürünle yaptığım masrafı
karşılayabilir miyim? kaygısı içerisinde.
Memurlarımız perişan, 4+3,5 zam verildi memura yani 2018
yılı itibarıyla yüzde 7,5 zam verildi ama yeni ekonomi
programında, OVPde hedeflenen enflasyon 20,8 olarak ilan edildi.
Şimdi, bu rakam karşısında emekliye verilen, memura verilen
yüzde 7,5 zamla insanlarımızın nasıl
yaşadığını hiç düşünüyor musunuz, çözümü nedir
kaygısına düşüyor musunuz?
Ben teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.
(İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Öneri üzerinde Halkların
Demokratik Partisi Grubu adına Ayhan Bilgen.
Buyurun Sayın Bilgen. (HDP
sıralarından alkışlar)
HDP GRUBU ADINA AYHAN BİLGEN (Kars)
Sayın Başkan -tabii, oturum açılırken de ifade edildi-
Danışma Kurulunda hem İç Tüzükle ilgili ortaklaşma
konusunda hem de çalışma yöntemi konusunda bir genel eğilim
vardı. Fakat burada galiba şurada netleşmemiz gerekiyor: Daha
ilk günlerden birbirimizin çalışmasını
zorlaştıracak yöntemi rutinleştirirsek,
sıradanlaştırırsak tümden siyaset kurumuna kötülük
yapmış oluruz. A parti yıpranır, B parti kötü duruma
düşer, sıkıştırılırın ötesinde bir
durumdan bahsediyoruz, toplumun siyasete dair umudu, beklentisiyle ilgili ciddi
bir sorun yaşarız.
Değerli arkadaşlar, bakın, biraz önce
bir bilgilendirme yapıldı cezaeviyle ilgili. Elbette ki bu kadar
vahim ve ciddi bir iddiayla ilgili bu görevi yapması gereken esas
itibarıyla İnsan Hakları Komisyonu ve onun alt komisyonu olarak
kurulacak olan cezaevi alt komisyonudur. Acilen ziyarete gidilmesi gerekir.
Tabii ki şu anda bilgilendirmenin kendisi son derece değerli ama bize
gelen bilgiler, avukatların aktardığı bilgiler
bambaşka; yüzü mor olanlar var avukatların görüştüğü,
kaburga kemiği kırık olanlar var.
Değerli arkadaşlar, sizin arama diye
aktardığınız, cezaevinde rutin arama diye
aktardığınıza dair kendi
yaşadığımı aktarayım isterseniz. Siyaset
kurumundaki konuşmalar, tartışmalar -geçen dönemde- işte,
terör örgütünden dolayı yargılananların kravatla duruşmaya
gelmemesi yönündeki meydanlarda, referandum döneminde söylenen sözler Silivri
Cezaevine nasıl yansıdı? Geldiler odalara, değerli
arkadaşlar, bir belediye başkanımız, Van Belediye
Başkanımız, bir milletvekili arkadaşımız ve ben
kalıyorum o odada, odalardan kravatları toplama kararıyla
geldiler. Cezaevi yönetimi, kendiliğinden, daha kürsüde siyasetçilerin
konuşmasını duyar duymaz kravat toplamaya geliyor. Diyoruz ki:
Bizde kravat yok. Diyor ki: Milletvekilisiniz, mutlaka kravat vardır.
Bütün eşyaları 2 kez yere dökerek arıyorlar.
Şimdi, arkadaşlar, bu, insan onurunu
kırıcı bir davranıştır. Dolayısıyla,
denetim işlevini yaparken tabii ki iyi niyetle bilgi aktarmak, paylaşmak
başka bir şey ama buranın mekanizmalarının başka
türlü çalışmasını, daha etkin, daha ciddi
çalışmasını sağlamak zorundayız ki insan
hakları ihlali gibi, işkence gibi iddialarda da ciddi bir sonuç elde
edebilelim.
Yine, çok somut bir durum olduğu için özellikle
ifade etme ihtiyacı hissediyorum. Mesela, ekonomiyle ilgili bir öneri
3
parti de ekonomiyle ilgili öneri getirdi. Şimdi, ekonomi millî bir
meseleyse ekonomiyle ilgili muhalefetin katkı yapmasını
nasıl sağlayacaksınız? Bu krizi birlikte yönetelim. diye
dün buradan çağrı yapıldı. Birlikte yönetmenin yolu,
sorunun tespiti için komisyon kurulmasıdır.
Bugün, değerli arkadaşlar, Başkent
Doğalgaz kartlı satış yapmıyor, diyor ki:
Doğalgaza zam gelecek. Sizin kartla aldığınız
fiyattan biz alamayız. Şimdi, stokçuluğu Başkent
Doğalgaz yapıyor o zaman. Küçük esnafa Stokçuluk yapmayın.
diyorsunuz, Bu araştırılsın. dediğimizde de burada
araştırılmasına destek vermiyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
AYHAN BİLGEN (Devamla) Önce burada partilerin
birbirine güven duyması ve birlikte çalışma konusunda en
azından eski ezber ve alışkanlıkları ortadan
kaldırması gerekiyor.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Öneri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Abdurrahman Tutdere konuşacak.
Buyurun Sayın Tutdere. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Tabii, tezkerelerle ilgili grup sözcülerimiz
ayrıntılı ve gerekçeli beyanda bulunacaklardır. Şu an
ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik krizin temel nedenlerinden bir tanesi
ülkemizin dış politikada yapmış olduğu
yanlış uygulamalardır. Şu an ülkemiz ciddi bir krizle
karşı karşıyadır, şu anda halk krizle
pençeleşmektedir.
Ben Adıyamanda, özellikle, krizle
boğuşan çadır kent işçilerinin yaşamış
olduğu bir mağduriyeti burada dile getirmek istiyorum.
Adıyamandaki çadır kent İçişleri Bakanlığı
tarafından geçtiğimiz günlerde kapatıldı. Burada
yaşayan Suriyelilerin bir kısmı Adıyamanın içlerine
yerleştirilirken burada çalışan güvenlik görevlileri, temizlik
işlerinde çalışan Adıyamanlılar Türkiye'nin
değişik illerine, Iğdıra, Vana, Antalyaya kendi
rızaları dışında gönderildiler. Asgari ücretle
çalışan işçilerimiz şu anda gittikleri yerlerde parklarda
ve camilerde yatmak zorunda bırakılmış durumdadırlar.
Aileleri Adıyamanda mağdur bir şekilde beklemektedirler. Aile
bütünlüğü hesaba katılmadan, çocuklarının okul
durumları hesaba katılmadan İçişleri Bakanlığı
tarafından uygulanan bu sürgün anlayışını burada
kınıyoruz. İçişleri Bakanlığını ve
Hükûmeti bir an evvel bu yanlış uygulamadan vazgeçmeye davet
ediyoruz. Zaten asgari ücretle, yaşanan zamlardan dolayı mağdur
olan, geçim sıkıntısı çeken bu işçilerimizin kendi
rızaları dışında âdeta sürgüne gönderilmiş
olması Adıyamanda, Urfada bu alanda çalışan bütün
işçileri büyük bir mağduriyetin içerisine koymuştur. Bu
mağduriyetin bir an evvel giderilmesini talep ediyoruz. Sayın
İçişleri Bakanlığı her ne kadar geçici görevlendirme
dese de iki yılı aşkın bir geçici görevlendirme
işçileri mağdur etmiştir. Zaten, Hükûmetin, işçilere
yönelik, özellikle havalimanı çalışanlarına,
işçilerine ve Türkiye'nin diğer, değişik sektörlerinde
çalışan işçilerine yönelik yapmış olduğu
düşmanca tavırların üzerine bir de çadır kentte,
çalışan işçilere yapmış olduğu bu uygulama
doğru değildir. Hükûmeti bu yanlış uygulamadan vazgeçmeye
davet ediyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Adalet ve Kalkınma Partisi grup
önerisini oylarınıza sunuyorum arkadaşlar: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Öneri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, alınan karar
gereğince Anayasanın 92nci maddesine göre verilen (3/36) esas
numaralı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresini
okutacağım ve işleme alacağım.
V.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B) Tezkereler
1.-
Cumhurbaşkanlığının, Birleşmiş Milletlerin
Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde icra ettiği harekat ve misyonlar
kapsamında hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve
tespit edilmek üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt
dışına gönderilmesi ve Hükûmet tarafından verilecek izin ve
belirlenecek esaslar çerçevesinde bu kuvvetlerin kullanılması için
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2/8/2016 tarihli ve 1119 sayılı
Kararıyla Hükûmete verilen ve 17/7/2017 tarihli ve 1156 sayılı
Kararıyla uzatılan izin süresinin Anayasanın 92nci maddesi
uyarınca 31/10/2018 tarihinden itibaren bir yıl
uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/36)
13 Eylül 2018
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik
Konseyinin 25 Nisan 2013 tarihinde aldığı 2100 (2013)
sayılı Kararla Mali'de BM Çok Boyutlu Entegre İstikrar
Misyonunun (MINUSMA) kurulması oy birliğiyle kabul edilmiştir.
MINUSMAnın son olarak BM Güvenlik Konseyinin 29 Haziran 2015 tarihli ve
2227 sayılı Kararıyla tadil edilen görev yönergesinde, ülkede
istikrarın sağlanması, ateşkes sürecinin desteklenmesi,
izlenmesi ve denetlenmesi, barış süreci yol haritasının
uygulanması, ulusal siyasi diyalog sürecine destek sağlanması,
BM personeli ve sivillerin korunması, insan haklarının güvence
altına alınması ve teşviki, insani yardım faaliyetleri
ile kültürel varlıkların korunmasına destek vermesi ana görevleri
olarak tanımlanmış ve MINUSMAnın acil ve ciddi düzeyde
tehdit altında olması durumunda, Genel Sekreterin talebine binaen
Fransız birliklerinin bu Misyona destek vermek üzere müdahale etmesine
imkân verilmiştir.
Diğer taraftan, BM Güvenlik Konseyinin 10 Nisan
2014 tarihli ve 2149 sayılı Kararıyla Orta Afrika Cumhuriyeti'nde
BM Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu (MINUSCA) kurulmuştur.
MINUSCA'nın görev yönergesinde, Misyonun imkânları ölçüsünde ve
konuşlandığı bölgelerde sivilleri korumak, sivil halka
yönelik tehditleri tespit ve kaydetmek, ülkedeki geçiş sürecinde siyasal
hayatın işleyişine ve devlet otoritesinin ülkede tesis
edilmesine katkı sağlamak, ülkenin toprak bütünlüğünün
korunması, insani yardımların
ulaştırılmasının kolaylaştırılması,
BM personelinin korunması, insan haklarının korunması ve
teşviki, silahsızlandırma ve ülkeye geri dönüşlere destek
verilmesi ile Orta Afrika Cumhuriyeti'nde güvenliğin yeniden tesisi için
reform çalışmalarının desteklenmesi gibi hususlar yer
almaktadır.
BM tarafından ülkemize söz konusu misyonlara
katılım davetinde bulunulmuştur. Ayrıca BM 70inci Genel
Kurulu görüşmeleri sırasında düzenlenen Barışı
Koruma Zirvesi'nde söz konusu BM misyonları için ülkemizden katkı
sağlanması talebinde bulunulmuştur.
Afrika'da bölgesel istikrar ve barış için
tehdit oluşturan insanî ve siyasi krizlerin çözümüne ülkemizce askerî
katkıda bulunulmasının bölgede ve genel olarak Afrika
Kıtasında izlemekte olduğumuz faal dış
politikamızın doğal bir uzantısını oluşturacağı
değerlendirilmiş ve 2/8/2016 tarihinden itibaren bu
katkımızın sağlanması için TBMM kararlarıyla
Hükûmete izin verilmiştir.
Bu yaklaşımdan hareketle; hudut,
şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tespit edilmek üzere,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin BM'nin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti'nde icra
ettiği harekât ve misyonlar kapsamında yurt dışına
gönderilmesi ve Hükûmetçe verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde
bu kuvvetlerin kullanılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin son
olarak 17/7/2017 tarihli ve 1156 sayılı Kararıyla verilen izin
süresinin 31/10/2018 tarihinden itibaren bir yıl uzatılması
hususunda gereğini Anayasa'nın 92nci maddesi uyarınca
bilgilerinize sunarım.
Recep
Tayyip Erdoğan
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN Cumhurbaşkanlığı
tezkeresi üzerinde İç Tüzükün 72nci maddesine göre görüşme
açacağım.
Gruplara ve şahsı adına iki üyeye söz
vereceğim.
Konuşma süreleri gruplar için yirmişer
dakika, şahıslar için onar dakikadır.
İlk olarak, İYİ PARTİ Grubu
adına Aydın Adnan Sezgin.
Buyurun Sayın Sezgin. (İYİ PARTİ
sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYDIN ADNAN
SEZGİN (Aydın) Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
sizleri saygıyla selamlıyorum.
Yeni dönemin ülkemize hayırlı
olmasını diliyorum.
Silahlı Kuvvetlerimizin Birleşmiş
Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde icra ettiği harekât ve
misyonlar kapsamında yurt dışına gönderilmesi için Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 17 Temmuz 2017 tarihli ve 1156 sayılı
Kararıyla verdiği iznin süresinin 31 Ekim 2018 tarihinden itibaren
bir yıl süreyle uzatılmasına dair
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi hakkında İYİ PARTİnin
görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzda bulunuyorum.
Perişan durumda olan, yanıp tutuşan,
aslında yakılıp tutuşturulan, derin insani facialar
yaşayan, El Kaidenin ve isminde cihat kavramını istismar eden
birçok etnik ve dinî örgütün, cinayet ve çıkar şebekelerinin en kötü
örneklerinin tasallutu altında bulunan bu iki ülkede düzenin
sağlanmasına katkıda bulunmak amacıyla Birleşmiş
Milletler örgütü çatısı altında inisiyatif alınmış
olması, Birleşmiş Milletlerin bu konuyu sahiplenmesi elbette
olumludur ve görev ve yetkilerine de uygundur. Ne var ki Birleşmiş
Milletlerin harekât ve misyonları Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetiyle
ilgili ilk kararların alındığı yıllardan bu yana
nihai hedefe ulaşamamışlardır. Malide de, Orta Afrika
Cumhuriyetinde de felaket, acı, gözyaşı, uluslararası
barış ve güvenliğe karşı risk ve tehditler biraz önce
sözünü ettiğim grup ve şebekelerin mevcudiyetiyle birlikte
sürmektedir. Türkiyenin de uluslararası iş birliğine,
Birleşmiş Milletlerden meşruiyet alan insani yardım ve kolektif
güvenlik teminine yönelik düzenlemelere katılması hem
büyüklüğünün icabıdır hem de uluslararası barış
ve istikrara katkı iradesinin ifadesi bakımından çok önemlidir.
Elbette bunun uluslararası itibarımız bağlamında da
bir boyutu vardır. İtibarımızın ve
güvenilirliğimizin bugün yansıttığı hazin görüntü
itibarıyla bunu özellikle belirtmek istiyorum.
Çok değerli milletvekilleri, dünya Afrikaya
borçludur, Afrika dünyadan alacaklıdır. Bu borcun tarih içinde ve
günümüz itibarıyla muhasebesine girmiyorum. Bu kıta dünyanın en
az gelişmiş ülkelerinin çoğunu barındırmaktadır;
sefalet ve ızdırap günlük hayatın parçasıdır,
yöneticilerin birçoğunun yozlaşması ve yolsuzluğu had
safhadadır, demokrasi ve hukuk eksikliği pek derindir. Dünyada en
yüksek sayıda silahlı çatışmanın
yaşandığı kıta Afrikadır. Evet, Afrika, mutlaka
uluslararası dayanışmadan en geniş şekilde istifade
etmelidir. Maalesef uluslararası camianın hem ekonomi hem güvenlik
hem de hukuk alanındaki katkıları yetersizdir. Ülkemizin de bu
büyük kıtanın kadersiz insanlarına olumlu anlamda bir
sorumluluğu vardır. Bunun sahici bir siyasete dönüşmesi
gereklidir.
Afrika aynı zamanda iyi bir geleceğe
adaydır, geniş potansiyelleri ve dinamikleri vardır. Tabii, bu
potansiyel ve dinamiklerin Türkiye ekonomisine kayyum olarak tayin edilen ve
özel bir IMF gibi görev üstleneceği anlaşılan McKinsey
şirketinin 2010 yılında yayınladığı ve
yanıltıcı bir iyimserlik içeren raporunda belirttiği
ölçeklerde olmadığı tespit edilmiştir. McKinsey
şirketi 2010dan itibaren altı yıl sonra hesaplarını
aşağıya doğru revize etmek ve farklı bölgelerde,
Afrikanın farklı bölgelerinde farklı kalkınma
hızlarını ayırt etmek zorunda kalmıştır,
aynı zamanda sınıfta da kalmıştır. Öne
sürdüğü verilerin güvenilirliği derin tartışma konusu olmuştur.
Ama 2010 yılındaki raporundan sonra altı yıl boyunca
Afrikayı sömürü sahası olarak gören ülke ve çevreler
Afrikalılara her açıdan zarar getiren şedit rekabetlerini
misliyle katlamışlardır. Bu tespiti Afrikayla ilgili birçok
yayında ve yorumda bulabilirsiniz. Ben Ebola salgınlarında dahi
payı olduğu söylenen McKinsey konusunda sadece bu sözlerle
yetineceğim, şirket hakkında Afrika ve diğer kıtalarla
ilgili olarak öne sürülen vahim iddialara değinmeyeceğim.
Evet, Türkiye de Afrikaya
açılmalıdır. Afrikaya açılım niyeti doğru bir
niyettir. Bu, tarihimize istinat eden olumlu sorumluluğumuzun bir
gereği olduğu kadar geleceğe ait ekonomik, siyasal, stratejik
mülahazaların da bir icabıdır. Fakat Afrikaya dönük yeni
atılım sürecinin başlangıcında kılavuzluk
maalesef ve maalesef FETÖ terör örgütüne bırakılmış,
politikamızın yönü ve esası nerede, hangi
büyükelçiliğimizin açılacağından Türk Hava Yollarının
Afrika destinasyonlarına varıncaya kadar bu hain örgütün etkisiyle
belirlenmiştir. Ne hazindir ki, bugün de Afrika ülkelerinin çoğuyla
birinci gündem maddemiz terör şebekesinin okul ve hastanelerinin
kapatılması talebine odaklanmıştır. Bu yaygın,
aslında yaygınlaştırılmış ağı
küçük adımlarla daraltmayı bazı ülkeler kabullenmekte,
bazıları ise talebi karşılıksız
bırakmaktadır. Biz de buradan o ülkelere çağrıda
bulunuyoruz, FETÖ örgütünün ülkelerinizdeki her türlü varlığına
son verin. diyoruz; ama, iktidarın da, sıkça
karşılaştığımız üzere, enerjisini ve ülkenin
itibarını hata onarımına harcamasına üzülüyoruz.
Sayın Cumhurbaşkanı dün Türkiye Büyük
Millet Meclisini açış konuşmasında küresel bir güç olma
yolunda ilerlediğimizi söyledi. Buna kendisi gerçekten inanıyor mu,
bilemem, ancak şunu biliyorum: Küresel güç olma yolunda hata üzerine hata
yapıp bunları ve ülkeye yarattığı zararları
düzeltmek için çaba harcama girdabı içinde ilerlenemez. Küresel güç veya
bölgesel güç olma yolunda ilerleyen ülkelerin dış politikası
yalpalamalara, savrulmalara uğramaz, mübeddel hiç olmaz. Bu bağlamda,
iktidarın sözcülerinin son dönemde dış politikada millî
menfaat, ulusal çıkar kavramlarına sıkça vurgu yapmaya
başlamalarını, uluslararası ilişkilerde aklın
yolu olan ortak çıkarlar mefhumu, ortak çıkarlara ulaşma mefhumu
üzerinde durmalarını memnuniyetle karşılıyoruz; ama, tabii
ki, millî menfaat, ulusal çıkar kavramını nasıl tarif
ettiklerini, nasıl gördüklerini de yakından izleyeceğiz.
Tanım ve tespit konusunda ön yargılı değiliz ama
geçmişe baktığımızda kuvvetli tereddüt ve
şüphelerimiz de olağan karşılanmalıdır.
Sonuç olarak, MINUSMA ve MINUSCAya
uluslararası camiayla dayanışma, uluslararası
barış çabalarına Birleşmiş Milletler zemininde destek
olma adına katkıda bulunulmasına evet diyoruz. Türkiyenin, Afrika
Kıtasının geleceğinin inşasına cömert, dürüst ve
makul bir anlayışla, ulusal çıkarlarını denge içinde
gözeterek yardımcı olmasını temenni ediyoruz.
Teşekkür ediyor, Genel Kurula
saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Sezgin.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri
Milletvekili İsmail Özdemir
Buyurun Sayın Özdemir. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZDEMİR
(Kayseri) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin
başında Gazi Meclisimizi en derin sevgi ve saygılarımla
selamlıyorum. Yeni dönemin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara
vesile olmasını Cenab-ı Allahtan niyaz ediyorum.
Afrika Kıtası millî tarihimizde en önemli
ve stratejik alanlardan biri olarak kabul edilmiştir. Bu kıtayla olan
ilişkimiz sadece Osmanlı zamanında değil, ondan önce
bölgede kurulan Tolunoğulları, İhşidîler, Eyyubîler ve
Memlûklar gibi Türk devletleriyle de 950li yıllardan bu yana
süregelmiştir. Üstelik Türk milleti bu kıtada kurduğu çok
sayıda devletle, Asya ve Avrupada olduğu gibi, tarihin yok
sayamayacağı büyük ve önemli işler
başarmıştır.
Yine, Afrikada derin izler
bıraktığımızı ve bu izleri bugün dahi
Afrikanın pek çok bölgesinde görmemizin mümkün olduğunu ifade
etmemiz gerekir. Dolayısıyla Türk cihan hâkimiyeti mefkûresinde
Afrika görmezden gelinmemiş, yok sayılmamış, tam tersine
adalet, barış, huzur, istikrar ve refahın tesis edildiği,
kader birlikteliği yaptığımız bir coğrafya
olmuştur. Yavuz Sultan Selim Hanın Mısır seferiyle
birlikte Türk hâkimiyetine girmeye başlayan Afrika, ilerleyen
yıllarda bölgede görevlendirilen Özdemir Paşanın
başarılı faaliyetleri sayesinde önemi giderek artan bir hâle
gelmiştir. Afrika Kıtasında Türk hâkimiyetinin tesis
edilmesiyle Akdeniz ve Hint Okyanusunun güvenliği sağlanmış,
aynı şekilde kutsal topraklarımız emniyet altına
alınmıştır. Küresel ticaret Osmanlı döneminde Afrika
Kıtasındaki etkinliğimizin sağlanmasıyla büyük ölçüde
bizim kontrolümüze geçmiştir. Aynı dönemde bölgenin imar sürecinin
hızlı şekilde işlemesi Afrikanın potansiyelini daha
da artırmıştır. Türk milletinin himayesinde Afrika
Kıtası da kurulan dünya nizamı ve sulhu içerisinde
yaşamış, devletin tebaası olan diğerleri gibi burada
yaşayanlar da herhangi bir endişeye sahip olmamıştır.
Afrikadaki dört yüz yıla yaklaşan hâkimiyetimiz ve hâlâ buralarda ecdadımızın
hayırla anılıyor oluşu bunun en bariz göstergesidir. Bütün
bu gelişmeler 19uncu yüzyıla kadar süregelmiş, ne yazık ki
Orta Doğu gibi Afrikanın da elimizden çıkması bölgedeki
sömürgeye dayalı eylemlerin artmasına sebep olmuştur.
Başkaları bu güzide kıtaya gelirken ellerinde İncili
getirmiş ancak insanlarını köleleştirip
kaynaklarını sömürerek geri dönmüştür. Bugünün demokrasi ve
insan hakları havarileri kesilen, dünyanın en demokratik ülkeleri
olarak gösterilen kimi çevreler yine en büyük günahlarını Afrikada
işlemiştir. İnsanlık suçunun her çeşidinden türevi
burada Batılı emperyalistler tarafından uygulanmış,
Afrikanın dört bir yanına yayılmıştır. Zenginlikleri
sömürülen ve köleleştirilen Afrikalılar olmuş, kaynakları
kullanarak zenginleşenler ise sömürü düzeninin vahşi temsilcileri
olarak tarihe geçmiştir. Bugün ise gelinen noktada Afrika
Kıtasının ne derece önemli olduğu bir kez daha
anlaşılmaya başlanmıştır.
Dünya genelindeki nüfus artışına
bakıldığında Afrikanın hâlihazırda
yaklaşık 1 milyar 260 milyonluk nüfusunun 2030 yılında 1
milyar 700 milyonu aşacağı, 2050 yılında ise bu
rakamın 2 milyar 530 milyon civarında olacağı tahmin
edilmektedir. Aynı dönemde diğer kıtalardaki nüfus
artış oranı Afrika ile kıyaslandığında daha
düşük seyredecektir.
Diğer yandan Afrika, hâlâ bakir
kaynakları, yer altı zenginlikleri, dünyanın diğer
bölgelerine göre yüksek seyredeceği değerlendirilen nüfus
artışı ve potansiyeli, önemli küresel ulaşım alanlarına
olan yakınlığı sebebiyle de öne çıkmaktadır.
Bununla birlikte, güvenlik ve istikrar noktasında hiç şüphe yok ki
ciddi sorunlar baş göstermiştir. Afrikanın genelinde var olan
zenginlik terör örgütleri ve iç savaşlar vasıtasıyla
yönlendirilmeye çalışılmaktadır. El Kaide, Boko Haram ve
IŞİD gibi terör örgütlerinin bu çerçevede sahaya birinci aktör olarak
sunulmaları malumdur. Kıtanın pek çok bölgesinde bu terör
örgütlerinin eylemleri zaten kırılgan olan devletlerde büyük otorite
boşluklarına sebebiyet vermekte, iç savaşları
beslemektedir. Aynı terör örgütleriyle yüce dinimiz İslamı bir
araya getirme haksızlığı ve hadsizliği yapanlar ne
hikmetse bir defa da olsa, Afrikada Hristiyan olduğunu açıkça
söyleyen gruplarca düzenlenen terör eylemlerini gündeme getirmemektedir; demek
ki terörizmin dininin olmadığı kabulünün her çevre
nazarınca yapılmasının gerekliliği burada
karşımıza çıkmaktadır. Terörizm konusu gündeme
geldiğinde kabul edilen bir başka gerçeklik ise terör faaliyetlerinin
artık sadece doğduğu coğrafyayla sınırlı
kalmadığıdır; zira terörizm gelişen şartlar
sebebiyle bir çırpıda başka bölgelere ve hatta küresel seviyeye
yayılabilmektedir. Bu anlamda Afrikanın istikrar ve
güvenliğinin tesis edilmesi yalnızca bu bölgenin bir sorunu
değil dünyanın geri kalanının da sorumluluğudur.
Benzer şekilde ekonomik refahın da sadece
belirli merkezlerde toplanmasının ne derecede büyük ve olumsuz etki
yarattığı son yıllarda gözlemlenen
sığınmacı krizleriyle müşahede edilmektedir. Bu iki
konu Afrikanın önemini ortaya koyan diğer büyük meselelerdendir.
Şayet önlem alınmaz, tedbir geliştirilmezse Afrikada var olan
insani ve siyasi krizlerden başta yakın coğrafya olmak üzere
dünyanın geri kalanı etkilenebilecektir. Günümüzde dahi aklında
hâlâ Afrika Kıtasını sömürme zihniyeti taşıyan
ülkelerin var olduğu bir ortamda Türkiye insani
yaklaşımını muhafaza ederek küresel üstünlük mücadelesinde
kendi ilke ve değerleri çerçevesinde Afrikadaki etkinliğini
artırmalıdır. Bu, bir tercih değil bizim için
zorunluluktur. Potansiyelimizi geliştirmek, gücümüzü daha ileri noktaya
taşımak ve millî hedeflerimize ulaşmak istiyorsak böylesi bir
muhakemede şimdiden bulunmak, irademizi oraya koymak, harekete geçmek
gerekir.
Afrikada giderek büyüyen yatırım
olanakları pek çok fırsatı beraberinde bulundururken
karşılıklı saygı temelinde yürütülecek iş
birlikleri ülkemizin ekonomisine katkı sağlayacaktır.
Hâlihazırda Afrikada yatırım yapan çok sayıdaki Türk
şirketin varlığı kıtadaki istikrar ortamının
artmasına paralel olarak diğer ülkelerle geliştirilecek iş
birlikleri sayesinde yükselecektir. Bugün çok sayıdaki Afrika ülkesi
kalkınma hamlesini hayata geçirebilmek isterken Türkiye'nin kıtada
bulunan ülkelerle yapacağı iş birliği önümüzdeki
yüzyılda erişmeyi arzuladığımız değerlere
büyük ivme kazandıracaktır. Somalide olduğu gibi önemli
alanlarda askerî üslerimizin aktif bir şekilde bulunuyor oluşu
küresel stratejimiz açısından hiç şüphe yok ki
anlamlıdır. Afrika genelinde diplomatik misyon
sayımızın giderek artması bu coğrafyayla ilişkilerimizin
gelişmesine katkı sağlamaktadır. Türkiye Afrikaya sırtını
dönemez dönmemelidir, uzak görüp eylemsiz kalmamalıdır çünkü 21inci
yüzyıldaki küresel rekabetin yaşanacağı ve hangi
coğrafyada bulunursa bulunsun ülkelerin kaderinin şekilleneceği
ana alanlardan bir tanesi de Afrika Kıtasıdır. Giderek çok
kutuplu hâle geldiği tescil ve tespit edilen dünyada artık
gelişen teknoloji ve erişim şartlarının evrimiyle
birlikte rekabet alanları da fazlalaşmaktadır. Güvenlik,
istikrar ve millî menfaat konuları sadece her ülkenin kendi
sınırlarından yahut yakın çevresinden başlayan bir
kalıpta değil, çok daha geniş kapsamlı ele
alınmaktadır. Sonuç olarak ayağı yere sağlam basan
stratejik bir bakış açısıyla Afrika konusunu bütüncül
olarak değerlendirmek elzemdir. Başta tarihî ve kültürel
bağlarımız olan Kuzey Afrika ülkeleriyle olmak üzere, tüm Afrika
ülkeleriyle diplomatik, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler
geliştirilmeli ve derinleştirilmelidir. Bu ilişkiler uzun vadede
Türkiyeyi küresel bir güç hâline getirme hedefimizin, tüm kıtalarda
güvenilir dostluklar kurma vizyonunun ve çok boyutlu dış politika
izleme anlayışının somut göstergesi olacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; günümüzde başta Amerika Birleşik Devletleri, Fransa
ve Çin olmak üzere çok sayıdaki ülkenin Afrikada varlık gösterme
girişimleri ve sebepleri akıllardan
çıkarılmamalıdır. Hatta Japonya, İspanya ve Almanya
dahi benzer arayışlar içindedir. Bu ülkeler başta altyapı
yatırımları olmak üzere, Afrika ülkeleriyle siyasi iş
birliklerini geliştirirken şimdiden kendilerine yeni pazarlar oluşturmanın
arayışındadır. Aynı ülkelerin Afrikada yine
sayıları giderek artan seviyede askerî üs kurma girişimlerinin
ne anlama geldiği iyi idrak edilmelidir. Hatta geride
bıraktığımız aylarda yapılan ve BRICS adıyla
anılan ülkelerin bu yılki toplantısı için Afrika
Kıtasını seçmeleri, Güney Afrikada bu toplantıyı
gerçekleştirmeleri ve Afrikayla iş birliğine büyük önem
verdiklerini belirtmeleri dikkat çekmiştir. Dünyanın gözü
çoktandır Afrikadadır, ayağı da Afrikaya basmaya
başlamıştır. Özellikle Afrika Kıtasının
kuzey, doğu ve güney bölgesinde yer alan kıyı şeridinin
stratejik değeri Türkiye tarafından doğru
değerlendirilmelidir. Bununla birlikte FETÖ terör örgütünün özellikle 15
Temmuz 2016dan itibaren etki alanını artırmaya
çalıştığı yerlerden birisinin de Afrika olduğu
malumdur. FETÖyle mücadele çerçevesinde sergilenecek uluslararası
çabalarda Afrikanın yok sayılamayacağı gerçeği
karşımızda durmaktadır. Türkiyenin güvenliğinin
mevcut şartlar itibarıyla neden Afrikayı da içerisine
aldığının bir başka göstergesi de budur.
Dolayısıyla, Ankara merkezli küresel bakış açımız
ve hedefimizde Afrikanın sahip olduğu yerin anlam ve öneminin büyük
olduğunun bilinmesi gerekir. Bu çerçevede Afrikanın barış
ve istikrarına katkı sağlayacak çabalarda ülkemizin yer
alması küresel hedeflerimiz açısından oldukça değerlidir.
İkincisi, bu durum, saygın bir iş birliği tesisiyle
birlikte insani dış politika anlayışımızın
uygulama noktasında diğer ülkelere vereceği hayata
geçirilmiş açık bir cevap anlamını da taşıyacaktır.
Türkiyenin yine küresel çaptaki etki ve tesir
alanının genişlemesi anlamında da aynı çabalarda yer
almak fırsat olarak görülmelidir. Birleşmiş Milletlerin Mali ve
Orta Afrika Cumhuriyetindeki misyonlarına katılım konusu,
Türkiyenin büyüklüğünü ortaya koyan, bunun diğer taraflarca kabul ve
tasdik edildiği bir gerçek olarak değerlendirilmelidir.
Dünya üzerinde ana vatandan uzak bölgelerde bu
tarzda misyonlara katılan ülke sayısının
azlığına baktığımızda, zannederim
Türkiyenin ne derecede ciddi bir seviyeye
taşınacağını, buna katkı
sağlayacağını anlamak zor olmamalıdır. Bu durum
sadece imaj olarak algılanmamalı; diplomatik kapsamın ve gücün
genişlemesi, askerî imkân ve kabiliyetin artması, küresel siyasetteki
konum ve potansiyelin daha ileri bir seviyeye taşınması olarak
okunmalıdır.
Biz, tarihi şan ve şereflerle dolu Türk
milletiyiz; zalimin hasmı, mazlumun ümidiyiz; istikrar
arayışının adresi, barışın tesis edilmesinin
güçlü bir aktörü ve adaletin temsilcileriyiz. Gittiğimiz her yerde izimiz,
adımızın anıldığı her bölgede sözümüz
vardır. Tarih bizimle var oldu, gelecek de elbette bizsiz
olmayacaktır. Bu değerlere bağlı kalarak, Afrika
Kıtasına geçmişimizden gelen bağ ve anlayışımızı
muhafaza etmek suretiyle yaklaşım sergilemek
sorumluluklarımız arasındadır.
Yeri gelmişken, bugün Birleşmiş
Milletler misyonlarıyla alakalı gündemde olan iki ülkenin durumuna
bakmakta da fayda vardır. Bunlardan ilki olan Malinin siyasi
kırılgan hâli, hâlâ devam etmektedir. Yaklaşık 18 milyon
nüfusa sahip olan ve Kuzey Afrika ile Batı Afrika arasında kalan bu
ülkede 22 Mart 2012 tarihinde yaşanan askerî darbe sonrasında siyasi
kargaşa vuku bulmuştur. Ülkede El Kaide uzantılı kimi terör
örgütlerinin varlığı da siyasi istikrarı etkileyen bir
başka faktördür. Dahası, bu sorun, bölgedeki diğer ülkelere
yayılma ihtimali de taşımaktadır. Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi, 25 Haziran 2013 tarihinde aldığı
2100 sayılı Kararla Birleşmiş Milletler Çok Boyutlu Entegre
İstikrar Misyonunu, kısa adıyla MINUSMAyı
başlatmıştır. 29 Haziran 2015 tarihli 2227 sayılı
Kararla da görevin kapsamı genişletilmiştir. Gelinen noktada,
ülkede yapılan son cumhurbaşkanlığı ve
milletvekilliği seçimleri sonrasında Malinin kurumsal ve anayasa
krizini aştığı, olumlu bir siyasi iklime girdiği ifade
edilmektedir. Ancak ülkenin kuzeyinde bulunan sorunlar hâlâ devam etmektedir.
Ülkemizin Maliyle olan ilişkilerininse giderek
artan bir ivmeyle ileri düzeyde seyrettiği anlaşılmaktadır.
Temennimiz elbette bunun artarak devam etmesidir. TİKAnın
Afrikanın diğer bölgelerinde olduğu gibi burada da
yaptığı faaliyetlerle beraber diğer
kuruluşlarımızın da gayretleri ülkemizin diplomasi
alanında yumuşak gücünü artıran ve çapını
genişleten bir etki doğurmuştur. Dolayısıyla Malinin
istikrarına katkı sağlayacak BM misyonu olan MINUSMA sürecine
destek vermeye devam edilmesi olumludur.
Diğer yandan bahse konu olan Orta Afrika
Cumhuriyetinde ise Müslümanlara yönelik sergilenen mezalimlerin olduğu
ifade edilmektedir. Ülkede bulunan Hristiyan silahlı gruplarca Müslüman
nüfusa yönelik eylemler yaşanagelmiş, dinî kutuplaşma
artmıştır. 5 milyon 600 binden fazla nüfusa sahip olan Orta
Afrika Cumhuriyetinde devlet otoritesi ise oldukça kırılgan
hâldedir. Bu hâlin devam etmesi Afrikada var olan diğer terör
gruplarının da yine bu ülkeye yoğunlaşmasına sebebiyet
verebilir. Sudanla komşu olması ve Türkiyenin yine Sudanda var
olan yatırımları dikkate alındığında bir
başka önemi daha Orta Afrika Cumhuriyetinin ortaya çıkmaktadır.
Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler misyonunun var olması gerek
ismi anılan ülke gerekse bölge açısından önem arz etmektedir.
Mali konusunda olduğu gibi Orta Afrika Cumhuriyetindeki
Birleşmiş Milletler kapsamındaki Türkiye'nin çabalarına da
olumlu baktığımızı ve Milliyetçi Hareket Partisi
olarak tezkereye olumlu yönde oy vereceğimizi belirtmek isterim.
Türkiye tamamıyla millî menfaatlerini gözeterek
her seviyede saygıyı esas edinen, istikrarı hedefleyen,
barışı esas alan ve dünyaya örnek olacak bir anlayışla
Afrika konusundaki uluslararası çabalara yaklaşmaya devam etmelidir.
Bu vesileyle, sözlerime son verirken Gazi
Meclisimizi bir kez daha selamlıyor, hepinize saygılarımı
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Özdemir.
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına
Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki
Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP
sıralarından alkışlar)
HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ
(Batman) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime
başlarken hepinizi saygıyla selamlıyor, yeni yasama
yılının hayırlı olmasını diliyorum.
Birleşmiş Milletler Mali ve Orta Afrika
Cumhuriyeti Misyonlarına Katılım Tezkeresi, daha doğru bir
anlatımla Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetine Birleşmiş Milletler
şemsiyesi altında asker gönderilmesi istemiyle Türkiye Büyük Millet
Meclisine sunulan tezkere hakkında grubumuz adına söz almış
bulunuyorum.
Öncelikle şunu ifade edelim: Türkiye'nin
Maliyle de Orta Afrika Cumhuriyetiyle de ekonomik, sosyal, kültürel ve insani
her türlü iş birliğini sonuna kadar destekliyoruz ancak
Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında da olsa asker
gönderilmesine açık biçimde karşıyız. Çoğumuzun
bildiği gibi, Afrika Kıtasında Afrika politikalarını
doğrudan belirleyen ülkeler ne yazık ki kıta devletleri
değil, kırk elli yıl öncesine kadar bu kıtayı sömüren
sömürgeci devletler. Bugün yürütülen politikaların amacı
geçmişte açılan yaraların çözülmesi değil, bizzat bu
yaraları açanların, bir de dolaylı olarak ekonomik sömürüyü
sürdürme amacı taşıdığı çok açık. Çünkü
geçmişin sömürgeci devlet ve imparatorlukları bugün hâlâ askerî
olarak Afrikada varlıklarını sürdürüyorlar. Güvenlik
Konseyinden de askerî müdahale yetkisini alıyorlar.
Bakınız, bugün görüştüğümüz
tezkerede aynen şöyle yazıyor: MINUSMAnın (Malide
Birleşmiş Milletler Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu) acil ve
ciddi düzeyde tehdit altında olması durumunda Genel Sekreterin
talebine binaen Fransız birliklerinin bu misyona destek vermek üzere
müdahale etmesine imkân verilmiştir. Birleşmiş Milletler
kararı, Fransız birliklerine doğrudan müdahale yetkisi vermektedir.
Gördüğünüz gibi Birleşmiş Milletler eski bir sömürgeciyi
Afrikaya jandarma olarak atıyor. Biz de her nedense jandarmaya jandarma
olmak için can atıyoruz. Böyle bir politikanın evrensel
barışa hizmet etmeyeceği çok açık. Bakınız, Irak
ve Suriyeye değil, tam 4 bin kilometre öteye, Orta Afrikaya ve Maliye
asker göndereceğiz.
Biliyorsunuz 2003te Afrika Ülkeleriyle Ekonomik
İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi adı altında bir
strateji belgesi hazırlandı. 2005te dönemin Başbakanı
Sayın Erdoğan kalabalık bir heyetle bir Afrika gezisi
gerçekleştirdi. 2005 yılı Afrika yılı ilan edildi. Bu
gezilerle beraber Türkiyeyi Afrikada kimler temsil etti? Bu süre içerisinde
kimler büyüdü? Kimler güçlendi? Kimler palazlandı? Elbette
Fetullahçılar, FETÖ. Bugün Türkiye dış politikası bu
hastalıklı zihniyetle mücadele etmeye çalışıyor.
Zamanında büyük alkışlarla büyüttüğünüz
ortaklarınızın şimdi de verdiği zararları
temizliyoruz diyorsunuz. Neden inanalım, neden destek verelim? Yarın
öbür gün Bu Fransızlar bizi kandırdı, gidip zavallı Orta
Afrikalıları, Malilileri öldürdük, nedamet getiriyoruz,
pişmanız. demeyeceğinizi nereden bilelim.
Tarih kitaplarında, Iraka giden İngiliz
Ordu Komutanı Maudenin 19 Mart 1917de Irak halkına hitaben
şöyle bir mesaj yayınladığı söylenir: Biz buraya
işgalci değil kurtarıcı olarak geldik. Yönetimi
Iraklılara teslim edip Irakı hemen terk edeceğiz. 1917de
Iraklı ordu komutanının sözleri. 4 Nisan 2003te ABD
Başkanı Bushun Irak halkına hitaben televizyonda
yaptığı konuşmada da benzer sözler söylediğini hep
birlikte gördük.
Dolayısıyla Biz barış getirmek
için asker gönderdik. deyince o ülkedeki halklar Hoş geldiniz.
demeyebilir, tarih sizi barış gücü olarak değil işgalci
bir güç olarak anabilir.
Bakınız, sadece asker göndermenin ötesinde
ekonomik yatırımlar yapan ülkelere de benzer biçimde bakmaktadır
Afrika halkları. Örneğin, son on yılda Çin Afrikada çok büyük
yatırımlar yapmış, ticaret hacmi büyük oranda gelişmiştir.
Ancak çok kısa sürede görülmüştür ki Çinin yatırımları
Afrika halkına değil Çin ekonomisine yaramıştır.
Afrika halkları bugün buna yeni sömürgecilik demektedir.
Peki, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Malideki durum
nedir, buraya Birleşmiş Milletler neden asker göndermek istemektedir?
Orta Afrika Cumhuriyetindeki durum: Orta Afrikada
İslamcılardan oluşan ve Çad ile Sudandan getirilen paralı
askerlerin ağırlıkta olduğu Seleka İttifak Grubunun
gerçekleştirdiği darbe Orta Afrika Cumhuriyetindeki siyasal ve
toplumsal krizin asıl sebebini oluşturmaktadır. İnsan
hakları izleme örgütü raporlarına göre grubun üyeleri yağma,
tecavüz, cinayet ve ev yakma gibi sayısız insanlık suçu
işlemiştir. Selekanın saldırılarına misilleme
olarak çoğunluğu Hristiyanlardan oluşan Antiseleka adlı
örgüt ise Müslüman yerleşimlerine saldırmış,
çatışmaların Hristiyan-Müslüman savaşına dönmesine yol
açmıştır. Çok uluslu Orta Afrika Barış Gücü ülkedeki
çatışmalara müdahalede yetersiz kalınca Birleşmiş
Milletlerin onayıyla 2014 başında Barış Gücüne 3.600
asker takviyesi yapılarak Orta Afrika Uluslararası Destek Görevi
(MISCA) hâline gelmiştir.
1960 yılında Fransadan
bağımsızlığını kazanan Orta Afrika
Cumhuriyeti ilk beş yılını tek parti yönetimiyle
geçirdikten sonra ülkede art arda 8 askerî darbe olmuştur.
Orta Afrika Cumhuriyetinin en önemli gelir ve
ihracat kaynağı elmas ve altın madenciliğidir. Ne büyük bir
talihsizlik. İzlediniz mi bilmiyorum ama Leonardo DiCaprionun Kanlı
Elmas filmini izlemenizi öneririm, altının ve elmasın Afrikanın
kara talihinde nasıl bir acımasızlık getirdiğini hep
birlikte görmüş olursunuz. Elmas ve altın bu ülkelere yalnız kan
ve gözyaşı getirmiştir. Elmas zengini ülkede kişi
başına düşen millî gelir bin doların altındadır.
Mali Cumhuriyetindeki duruma gelince,
tıpkı Orta Afrika Cumhuriyeti gibi 1960ta Senegalle birlikte
Fransadan bağımsızlığını
kazanmış; önce Mali Federasyonunu kuran iki ülke, aynı
yıl, 1960ta ortak bir kararla Senegalle yollarını
ayırmış, ayrı bir devlet olarak
varlığını sürdürmüştür.
Yaşadığı kuraklıklar,
isyanlar ve askerî darbeler Maliye büyük ekonomik ve sosyal zararlar
vermiştir. İsyan ve darbelerin nedenlerinden biri de ülkenin
kuzeyindeki Tuareg azınlık grubuyla uzlaşılamamasıdır,
çoğumuzun bir otomobil markası olarak bildiği Tuareg
azınlık grubuyla anlaşılamamasıdır.
Selefiler olarak bilinen İslami
Mağripteki El Kaide, İMEK adlı örgüt de bölgedeki
istikrarsızlıktan yararlanarak son zamanlarda pek çok yerleşim
yerinin kontrolünü ele geçirmiştir. Mart 2012deki askerî darbeden
doğan güç boşluğu İMEKe başkente kadar yürüme
fırsatı vermiştir. Bölgedeki Afrika Birliği yetersiz
kalınca Mali Hükûmeti eski sömürgeci güçten yani Fransadan yardım
istemiştir. Fransa Maliye Ocak 2013te 2.500 kişilik bir kara
birliği göndermiş, buna karşı, amacıyla uyumsuz,
tartışmalı büyük bir operasyon başlatmıştır.
Müdahalede ağır darbe alan gruplar ülkenin kuzeyine çekilmiştir
ve varlığını bugüne kadar sürdürmektedir.
Mayıs 2013te görüşmeler
başlamış ve bu görüşmeler ateşkesle
sonuçlanmıştır ancak Selefi grupların faaliyeti bugüne
kadar sürmüştür. İşte Cumhurbaşkanlığı bugün
bizden, bu Selefi gruplarla uygulanmadığı açık olan ateşkesi
denetlemek için asker göndermemizi istiyor, biz de buna HDP Grubu olarak
hayır diyeceğiz.
Hem Malide hem de Orta Afrika Cumhuriyetinde
radikal İslamcı örgütlerin ve elbette ki Hristiyan örgütün büyük
suçları ve bölgede ciddi etkileri söz konusudur. Kendisinden başka
hiçbir dinî ve mezhepsel gruba yaşam hakkı tanımayan gruplar ile
darbeci yönetimler arasında kalan Afrika halklarının
barış ve huzur içinde yaşayabilmesi için bu tür radikal
grupların ve darbe eğilimli siyasi aktörlerin bir şekilde
elimine edilmesi gerektiği açıktır, buna hiç kuşku yok.
Ancak Birleşmiş Milletlerin bu yönde güçlü bir tutumu tıpkı
Suriyede olduğu gibi yoktur. Yalnızca Birleşmiş Milletler
krizi zamana yaymakla meşguldür. Suriyede olduğu gibi radikal
İslamcı gruplar Alevi, Kürt veya seküler demeden birçok sivili
katlederek insanlığa karşı nasıl büyük suçlar
işlediyseler, aynı durum Mali ve Orta Afrikada Müslüman olmayan
toplumlara yönelik olarak da işlenmektedir. Ne yazık ki
Birleşmiş Milletlerin bu sorunlara müdahalesi ya yetersiz
kalmış ya da bu Selefi grupların meşru aktör olarak
görülmesi ve legalize edilmesi sonucunu doğurmuştur.
Birleşmiş Milletlerin krize yaklaşımını ve pasif
rolünü, Filistinde, Kıbrısta olduğu gibi diğer
coğrafyadaki pratiklerin üzerinden eleştiriyoruz. Birleşmiş
Milletler Barış Gücünün ne Orta Afrika Cumhuriyetinde ne de Malide
çözüm getireceğine inanmıyoruz ve Halkların Demokratik Partisi
Grubu olarak bu tezkereye hayır diyeceğiz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Ahmet Ünal Çeviköz, İstanbul Milletvekili
Buyurun Sayın Çeviköz. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ
(İstanbul) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk
Silahlı Kuvvetlerinin Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika
Cumhuriyetinde icra ettiği harekât ve misyonlar kapsamında yurt
dışında görevlendirilmesini bir yıl uzatan tezkere
hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, 27nci
Dönem İkinci Yasama Yılının ülkemize, milletimize ve
demokrasimizin yegâne güvencesi olan Gazi Meclisimize hayırlı
olmasını diliyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 25 Nisan
2013 tarihinde aldığı 2100 sayılı Kararla Malide
Birleşmiş Milletler Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu yani
MINUSMA kurulmuştur. Diğer taraftan, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyinin 10 Nisan 2014 tarihli ve 2149 sayılı
Kararıyla da bu defa Orta Afrika Cumhuriyetinde Birleşmiş
Milletler Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu yani MINUSCA
kurulmuştur.
MINUSMAnın amaçları, Malide
istikrarın sağlanması, ateşkes sürecinin desteklenmesi,
izlenmesi ve denetlenmesi, barış süreci yol haritasının
uygulanması, ulusal siyasi diyalog sürecine destek sağlanması,
Birleşmiş Milletler personeli ve sivillerin korunması, insan
haklarının güvence altına alınması ve teşviki,
kültürel varlıkların korunmasına destek verilmesi,
MINUSMAnın acil ve ciddi düzeyde tehdit altında olması
durumunda Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin talebine binaen
Fransız birliklerinin bu misyona destek olmak üzere müdahale etmesi olarak
tanımlanmıştır.
MINUSMAnın görev yönergesi ise, bölgedeki
sivilleri korumak, sivil halka yönelik tehditleri tespit etmek ve kaydetmek,
ülkede geçiş sürecinde siyasal hayatın işleyişine ve devlet
otoritesinin ülkede tesis edilmesine katkı sağlamak, ülkenin toprak
bütünlüğünün korunması, insani yardımların
ulaştırılmasının
kolaylaştırılması, Birleşmiş Milletler
personelinin korunması, insan haklarının korunması ve
teşviki, silahsızlandırma ve ülkeye geri dönüşlere destek
verilmesiyle Orta Afrika Cumhuriyetinde güvenliğin yeniden tesisi için
reform çalışmalarının desteklenmesini öngörmektedir.
Birleşmiş Milletler tarafından
Afrikada bölgesel istikrar ve barış için tehdit oluşturan
insani ve siyasi krizlerin çözümüne ülkemizce askerî katkıda
bulunulmasına 2 Ağustos 2016 tarihinden itibaren Türkiye Büyük Millet
Meclisi kararıyla izin verilmiştir. Bugünkü tezkere; hudut,
şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tespit edilmek üzere Türk
Silahlı Kuvvetlerinin Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika
Cumhuriyetinde icra ettiği harekât ve misyonlar kapsamında yurt
dışına gönderilmesi için izin istemektedir.
Bildiğiniz üzere Türkiyenin Orta Afrika ve
Malideki Birleşmiş Milletler misyonlarına katkı
sağlaması için 2014 yılından beri Hükûmet her sene Türkiye
Büyük Millet Meclisinden yetki istiyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bugüne
kadar MINUSMA ve MINUSCA misyonlarına Türkiyenin katkı vermesi
yönünde bir tutum izledik.
Bu tutumumuzun gerekçelerini yüce Meclisle
paylaşmak isterim. Mali 2012 yılından bu yana derin siyasi ve
sosyoekonomik etkileri olan bir krizin içindedir. Bu krizin temel nedenleri
arasında zayıf devlet kurumları, etkisiz yönetim, bölgesel
dışlanmışlık, zayıf ve bağımlı
sivil toplum, ekonomik darlık, iklim değişikliği ve
doğanın bozulması ile yolsuzluk ve iç anlaşmazlıklar
sayılmaktadır.
Mali Tuareglerin başını çektiği
kuzeydeki yoksullar ile Sahraaltı etnik grupların yerleşik
olduğu güneydeki zengin gruplar arasında fiilen bölünmüş bir
ülkedir. Dünyanın en yoksul ülkeleri arasında yer alan Orta Afrika
Cumhuriyetindeki durum ise daha da vahimdir. Aralık 2012de tırmanan
şiddeti yatıştırmak için Ocak 2013te imzalanan Libreville
Anlaşması yeterli olmamış, isyancılar başkent
Banguiyi kuşatarak Cumhurbaşkanını ülkeyi terk etmeye
zorlamışlardır. Sonrasında kurulan geçiş hükûmeti de
ülkedeki şiddeti durduramamış, çatışmalar giderek
dinsel, mezhepsel bir karaktere bürünmüştür. Aylar süren
çatışmalarda binlerce insan öldürülmüş, nüfusun
yarısından fazlası -ki bu yaklaşık 3 milyon kişi
ediyor- insani yardıma muhtaç hâle gelmiş, 650 bin kişi ülke
içinde yerlerinden edilirken yaklaşık 300 bin kişi de çevre
ülkelere kaçmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; tüm dünyanın artık inkâr edemediği bir gerçek
var. Ocak 2012den itibaren El Kaide bağlantılı örgütlerin etki
alanı genişledi. Bu örgütler sadece Suriye, Libya, Sina
Yarımadası, Yemen gibi Orta Doğu bölgesinde kan dökmekle
kalmamakta, yoksulluğun kol gezdiği Afrika Kıtasında da
yayılmaya devam etmektedir. Orta Afrika ve Malideki savaşların
yayılarak bölgesel bir krize dönüşme ihtimali tüm bölgeyi
etkilemektedir. Orta Afrika ve Malideki çatışmaların dinler
arası bir savaşa dönüşerek küresel ölçekte bir gerilime evrilme
olasılığı ihtimal dâhilindedir. Afrika
Kıtasının istikrarına, küresel barışın
parçası olmasına ve terörle mücadele bağlamında gösterilen
çabalara katkıda bulunmak önemlidir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak
politikamızın bu doğrultuda olduğunun altını
çizmek isterim.
Türkiye, MINUSMA kapsamında görevli polis
güçlerine katkı veren 29 ülke arasında yer almaktadır.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin 6 Haziran 2018 tarihli
Malideki Durum raporuna göre Malideki misyonda bir elin beş
parmağını bile geçmeyecek sayıda polisimiz
görevlendirilmiştir. İncelediğim kayıtlar bugün orada 2
polisimizin görev yapmakta olduğunu gösteriyor. MINUSCA misyonunda
Ağustos 2018 itibarıyla 14.588 personel, 1.162 sivil, 136 misyon
uzmanı, 10.759 asker, 2.053 polis ve 202 Birleşmiş Milletler
gönüllüsü çalışmaktadır. Yine, Birleşmiş Milletler
verilerine göre bugün Türkiye MINUSCAya asker ve polis sağlayan ülkeler
arasında değildir. O zaman neden bölge için sınırı
belirlenmeyen bir tezkere konusunda ısrarlıyız? Bu soru üzerinde
düşünülmesi ve doyurucu bir şekilde yanıtlanması gereken
bir sorudur.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin uluslararası terörizmle
mücadele konusundaki kararlılığını biraz önce
vurguladım. Hazır uluslararası terörizmle mücadeleye destek
konusunu gündeme getirmişken belirtmek isterim ki İdlib konusu ne
kadar önemliyse yakın gelecekte Afrika da aynı derecede önem
kazanacaktır. Biz, El Kaide, IŞİD ve ona biat eden radikal
örgütlerin Afrikada küllerinden yeniden doğacak bir alan
keşfetmiş olmalarından endişe duyuyoruz.
Afrika, 2018 yılında radikal
İslamcıların âdeta rekabet ettiği bir sahaya
dönüşmüş durumda. Birleşmiş Milletler raporlarında
Arap Baharı adı verilen toplumsal hareketler sonrasında, Kuzey
Afrikadaki silahlı terör örgütlerinin kuruldukları günden bu yana en
güçlü konumlarına ulaştığı belirtiliyor.
IŞİDin, uluslararası koalisyonun
Irak ve Suriyede terörizme karşı yürüttüğü baskılardan
dolayı radikal hareketlerini sürdürebilmek için yeni bölgeler aramaya
başladığını duymayan kalmadı. Afrikanın
kırılgan siyasi ve ekonomik yapısı, güvenlik zafiyetleri,
IŞİD ve benzeri radikal İslamcı örgütlere bölgede
hedeflerine ulaşmak için manevra alanı sağlıyor.
IŞİDin Kuzey Afrikadaki varlığı, örgütün Avrupa
Kıtasının güney sınırlarına yaklaşması
anlamına gelmektedir. Bugün Avrupa Birliği tarafından da
IŞİD ve El Kaidenin Kuzey Afrikadaki faaliyetleri konusunda
kaygılar artıyor. Bu tablo, Avrupa Birliğinin mültecilik
politikalarını kökünden değiştirecek kadar önemlidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Suriye ve Irakta IŞİDin art arda alınan
darbelerle hezimete uğraması, örgütün, başta Kuzey Afrika olmak
üzere başka bölgelerde yeniden yapılanmak için fırsat
aramasına ve o bölgelerde neredeyse yeni şubeler açmasına neden
oldu. Bu yeni şubelerin tesisinde eli kanlı Boko Haram gibi örgütler
ya da El Kaide gibi bölgedeki mevcut terörist yapılanmalar
kullanılıyor. IŞİDin Suriye ve Iraktan sonra
genişleyebileceği alanlar, Afganistan ve Pakistanın yanı
sıra Libyadır, Malidir, kısacası Afrikadır.
Yoksulluk, siyasi hayal
kırıklığı, genç ve işsiz Müslüman kitleler
Bunlar, IŞİDin aradığı desteği bulması için
gerekli koşullar ve ne yazık ki Afrikada bu koşullar ziyadesiyle
mevcut. IŞİDin Selefi bir ortamda yeniden palazlanma ihtimali çok
yüksek. Mali de böyle bir ortamın hazırlanmasına en müsait
zeminlerden birini oluşturuyor.
Son on altı yıldır kullanılan
bir söylem var Sayın Başkan ve sayın milletvekilleri. Sanki
Türkiyenin daha önce dış politikası yokmuş gibi, atılan
her adım yeni bir başarıymış gibi takdim edilmeye
çalışılıyor. Sanki Türkiye 2002 yılından önce
Orta Doğuyu bilmiyormuş, Afrikanın sorunları
hakkında bilgi sahibi değilmiş gibi bir hava
yaratılıyor. Oysa AKPnin kendi imzasıymış gibi
gösterdiği bu politikalar, AKP keşfetmeden çok önce hayata geçirilen
ve uygulanan politikalardı. Türkiyenin Afrikaya
açılımıyla ilgili ilk adımlar 1978 yılında
Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarı döneminde atılmıştır.
Afrikaya açılım planı da 1998 yılında uygulanmaya
başlanmıştır. Yani AKP iktidarından çok öncedir.
Özetle, Türkiyenin Afrika politikasının payandasını
1998de Dışişleri Bakanı olan merhum İsmail Cem
başlatmıştır.
Bununla beraber, AKP Hükûmetinin dış
politikanın her alanında olduğu gibi bu kapsamda -Orta
Doğuda da olduğu gibi- Afrikayla olan ilişkilerinde de boyut
değiştirdiğini söylemek gerekir. Zira AKP hükûmetleri döneminde
Afrikaya karşı emperyal bir politika izlenmektedir. 1960
yılından itibaren safha safha
bağımsızlığını kazanan tüm Afrika ülkeleri,
kendilerine Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürkü örnek
aldıklarını, Türkiyenin emperyalizm ve sömürgeciliğe
karşı başkaldıran kutsal kurtuluş mücadelesinden ilham
aldıklarını her fırsatta dile getirmektedirler.
Dinci, mezhepçi politika paralel devlet
yapılanmasıyla yol arkadaşlığı ederken, kurulan
ve Afrikada Türkiye hakkındaki algıları olumsuz etkileyen bu
yanlış uygulamalar şimdi aynı coğrafyada verilen
tavizlerle giderilmeye çalışılmaktadır. Afrikada 2008
yılında 12 büyükelçiliğimiz mevcut iken bugün bu
sayının 40a yaklaşmış olması Türkiyenin
sağlıklı bir Afrika politikası üretmesine ve bunu
uygulamasına yardımcı olamamakta, aksine Türkiye enerjisini
Afrikada eski ortaklıkların izlerini silmek için yapılan
diplomasi girişimleriyle harcamaktadır.
Türkiyenin Afrikaya bakışının
dinî ve mezhepçi değerler üzerinden değil, evrensel değerler
üzerinden değerlendirilmesi gerekirdi. Afrikanın çıkarları
açısından da laik, demokratik bir ülke olması
açısından da Türkiyenin Afrika Kıtasında izlemesi gereken
yol buydu. Zaten Atatürkü ve Türkiyenin Kurtuluş
Savaşını örnek alarak emperyalizm, kapitalizm ve
sömürgeciliğe karşı mücadele veren Afrikalıların da
beklentileri bundan ibaretti.
Hatırlayalım, Somali ziyareti
sırasında Batı sizi unuttu ama biz Müslümanız ve sizleri
daha iyi anlıyoruz. söylemleri Afrikaya dinî bir refleksle
yaklaşıldığını göstermeye yetmez mi? Afrika
Kıtası üzerinde en büyük rekabeti Çinle yapmamız, ekonomik kalkınmaya
katkıda bulunmayı hedeflememiz gerekirken, hele bunu gerçek
ihtiyaçları olan ekonomi, işsizlik, yoksulluğun giderilmesi ve
üretimin artırılması gibi kavramlar üzerinden yapmak gerekirken
Afrikanın sözde yeni ağabeyi olma rolüne girişmek hayalcilikten
öteye geçemezdi. Nitekim benzer politikalar Türkiyenin 1991 ile 2002
arasında Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde kaydettiği ilerlemeleri de
geri döndürmüştür.
Bugün konumuz olan Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti
bağlamında bir özelliğe önemle dikkat çekmek isterim. Her iki
ülke de Sahra Çölünün güneyinde yer alırlar ve Sahraltı Afrika
ülkeleri olarak bilinirler. Afrika Kıtasının
çoğunluğunu bu ülkeler oluşturur.
Dün yeni yasama yılının
açılısı sırasında yapılan konuşmada ne genel
bir Afrika politikası ne Sahraltı Afrikaya ilişkin bir vurgu ne
de Mali ya da Orta Afrika Cumhuriyetinden bahsedildiğini duyduk, sadece
Kuzey Afrikadan söz edildi. O bölge de Afrika Kıtasının
kuzeyinde, sadece Arap ülkelerinin bulunduğu coğrafyadır. Bu
önemli bir ayrıntıdır değerli milletvekilleri zira
Sahraltı Afrika ülkeleri arasında Sudan dışında Arap
nüfusu olan ülke yoktur. Sahraltı ülkeleri de büyük bir
duyarlılık içinde Kuzey Afrikayla özdeşleştirilmek istemediklerini
belirtmekte, farklılıklarının dikkate alınmasını
özenle vurgulamaktadırlar. Bu ayrıntıya dikkat çekmeyi gerekli
gördüm zira AKP, Afrikaya bir bütün olarak bakamadıkça
sağlıklı bir Afrika politikası da geliştiremeyecektir.
Bu vesileyle bunu da dikkatinize getirmiş olalım.
Türkiyenin çok boyutlu bir dış politika
izlemesi gerektiğine her zaman inandık, bunu her zaman savunduk,
geçmişte bu açıdan örnek alınacak adımlar da attık
ancak bunu yaparken demokratik değerlerimize zarar veren bir anlayış
içinde asla olmadık, içinde bulunduğumuz demokrasi blokundan
kopmadık ve Afrikanın tanıdığı, güvendiği,
örnek aldığı Atatürk Türkiyesi anlayışından da
hiç ayrılmadık.
Demokrasiyi Afrika topraklarında aramaya
kalkanlar, kendine Afrikadan rol model çıkarmaya çalışanlar
dünyanın ve evrensel değerlerin gerisinde kalır. Oysa Afrikadan
bakıldığında Türkiyeyi ve Türkiye Cumhuriyetinin kurucu
değerlerini örnek alanlar demokrasiye yaklaşma yolunda hızla
ilerlerler. Afrika Kıtasının istikrarına küresel barış
ve terörle mücadele bağlamında katkıda bulunmak ülkemizin öncelikleri
arasında olmalıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak Birleşmiş
Milletler üyesi olmanın gereği ve sorumluluğu
anlayışıyla tezkereye bu defa da olumlu
baktığımızı belirterek sözlerime son veriyorum.
Saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Çeviköz.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına
Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu konuşacaktır.
Buyurun Sayın Çavuşoğlu. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA HAKAN ÇAVUŞOĞLU
(Bursa) Sayın Başkanım, Gazi Meclisimizin değerli
üyeleri; Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde
icra ettiği harekât ve misyonlar kapsamında yurt
dışına asker gönderilmesine ilişkin tezkerenin bir yıl
daha uzatılması hakkında AK PARTİ Grubumuzun görüşlerini
arz etmek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle siz
saygıdeğer Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sözlerimin hemen başında 27nci Dönem
İkinci Yasama Yılının ülkemize, milletimize hayırlar
getirmesini Yüce Allahtan niyaz ediyorum.
Sayın milletvekilleri, Afrika Kıtası
bizim için müşterek tarihî geçmişimiz ile kültürel
bağlarımızın olduğu bir kıtadır. Türkler
Anadoludan önce Afrikada varlık göstermişlerdir. Bugün dev
ekonomilere sahip devletlerin kıtada etkinlik kazanma
arayışları bu kıtanın önümüzdeki yüzyılın
parlayan yıldızı olacağına, hatta şimdiden göz
kamaştırdığına işaret etmektedir.
Kıtanın büyüklüğü 30 milyon kilometrekareden daha fazladır
ve bu büyüklük yaklaşık 38 Türkiye büyüklüğü demektir ve bu
büyüklük Amerika Birleşik Devletlerinin 3 katı demektir.
Afrika Kıtası, Cebelitarık
Boğazı, Süveyş Kanalı ve Babülmendep adı verilen
Afrika Boynuzundaki geçiş kapılarının bulunduğu
coğrafyada yer almaktadır. Yani Batının Uzak Doğuya
bağlanmasında en kestirme yollar üzerinde bulunan kapılara ev sahipliği
yapmaktadır bu kıta.
Afrika Kıtasında toplam 55
bağımsız devlet bulunmaktadır. Bu devletler Afrika
Birliği çatısı altında teşkilatlanmış ve
Birleşmiş Milletler tarafından da kabul edilen devletlerdir.
Kıtanın toplam nüfusu ise yaklaşık 1 milyar 200 milyon
kişi civarındadır. Kıtanın gayrisafi
hasılasının 1,5 trilyon dolara ulaştığı
ifade edilmektedir. 2020 yılındaki ekonomik büyüklüğünün ise 2,6
trilyon dolara ulaşması beklenmektedir. Türkiye'nin Afrikaya olan
uzaklığına bakacak olursak şu örneği verebiliriz:
İstanbuldan kalkan iki uçak Vana ve Kahireye aynı anda iniş
yapmaktadır, bu kadar yakındır Türkiye ile Afrika birbirine. Öte
yandan, Afrikanın Cebelitarık Boğazı üzerinden Avrupaya
uzaklığı sadece 44 kilometredir.
Kıtayla ilgili tüm bu verilerden sonra Ne
işimiz var Afrikada? veya Türkiye neden dış
politikasını Afrikayla meşgul ediyor? diye soru sorma
hakkımız da yoktur, lüksümüz de yoktur.
Değerli milletvekilleri, bugün burada
görüşmekte olduğumuz Sahraaltı Afrikasının iki ülkesi
olan Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetine ilişkin tezkere
vasıtasıyla aslında iki hususu Meclisimizin ve milletimizin
gündemine getirme imkânı buluyoruz. Bunlardan birincisi, 19uncu
yüzyılın sonlarından itibaren Afrikada yaşanan
insanlık dramıdır. Son iki asırdır Afrika
Batının mezalim coğrafyasıdır, Afrika bir çekim
alanı, Afrika bir mücadele alanı, Afrika bir paylaşım
alanıdır; Afrika garip, Afrikalı mazlum, Afrikalı
mağdurdur. Asırlardır Afrikaya uygulanan sömürgecilik
faaliyetleri Afrikayı küresel güçlerin ve emperyalistlerin ileri
karakolları hâline getirmiştir. Batılıların
insanlık adına, medeniyet adına, teknoloji adına Afrikaya
ne götürdüklerine bir bakın; Afrikada bir insanlık dramı
yaşanıyorsa, Afrikada katliamlar yaşanıyorsa, Afrikada
sadece ve sadece renkleri siyah olduğu için kobay konumuna konulan
insanlık toprağa düşürülüyorsa bunun en önemli nedeni
ecdadımız gibi yeryüzünde adalet ve vicdan sahiplerinin de kendi
dertlerine düşmüş olmalarıdır maalesef. Daha Sultan
Abdülmecit döneminde, 1845-1850 yıllarında İrlandadaki patates
kıtlığına, açlığa ve sefalete çare olmak için
gemilerini ve imkânlarını İrlanda Adasına seferber eden
Osmanlının Afrikaya bigâne kalması mümkün müydü? Bugün
Sahraaltı Afrika denen bölgelerde, Sudana, Somaliye, hatta
Tanzanyaya, Zanzibara, oradan Güney Afrikaya kadar uzanan coğrafyada
ecdadımızın güçlü dönemlerindeki şefkat ellerinin izlerini
görüyoruz. Ancak ne zaman ki yeryüzünde adaletin ve şefkatin sesini
zayıflattılar, işte o zaman Afrikada da gezenler çoğalmaya
başladı.
Afrikanın zulme uğramasının
gündeme getirilmesinin ardından bu tezkereyle bugün ikinci olarak gündeme
getirmeye fırsat bulacağımız konu ise son on beş
yılda ülkemizin değişen dış politika
paradigmasıyla başta Afrika olmak üzere yeryüzündeki tüm mazlum
milletlere ve coğrafyalara nasıl umut olduğu gerçeğidir.
Dış politikada 21inci yüzyıl Türkiyesinin yeni paradigması
statükodan ve geleneksel güvenlikçi politikalardan sıyrılarak daha proaktif
ve meful değil, fail bir dış politika anlayışıdır.
Küresel anlamda söz sahibi olan; edilgen değil, kendisine empoze edilen
politikalarla hareket eden Türkiye değil; artık tam
bağımsız, yerli ve millî eksende kendi dış
politikasını belirleyen, stratejik sektörlerde de O ne der, bu ne
der kaygısı taşımadan tamamen kendi menfaat ve
çıkarlarına odaklı hizmet anlayışını
geliştiren bir dış politikayı ülke olarak artık
özümsemiş bulunuyoruz. Artık dünyanın neresinde bir hadise
varsa, bir zulüm, bir haksızlık, bir sorun varsa, orada Türkiye akla
gelmelidir ve gelecektir. İnsan onurunu, barışı ve adaleti
esas alan bir dış politika anlayışımızın bir
sonucu olarak, yaratılanı Yaradandan ötürü sevmenin bir gereği
olarak şekillenen dış politikamız sonuç vermeye
başlamıştır.
Bugün görüştüğümüz tezkerede de olduğu
gibi artık Afrikada halklar ve hükûmetler arasında bir sorun varsa
bu sorun Türkiyesiz çözülemez. Zira Türkiyenin şefkat eli, dost eli o
halklara yıllardır öylesine ulaşmıştır ki o
ülkelerin halkları Türkiyesiz bir çözümü kabul etmez hâle gelmişlerdir.
Bugün Somalide Türkiyesiz bir çözüm mümkün müdür? Daha yedi sekiz yıl
öncesine kadar her yıl on binlerce insanın, çocuğun,
kadının açlıktan hayatını kaybettiği Somalide
artık, hamdolsun, yüzler gülmeye başlamıştır.
Sayın milletvekilleri, bugün Türkiyenin
yumuşak gücü olarak gördüğümüz insani diplomasi kurumları olarak
görev yapan TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar
Başkanlığı, AFAD ve Kızılay gibi kurum ve
kuruluşlarımızın kıtada gerçekleştirdiği
projeler sayesinde Afrika milletlerinin yüreğinde İşte beklenen
döndü. hissinin uyanmasına vesile olunmuştur. Özellikle 1991
yılından itibaren iç çatışmalar nedeniyle devlet
otoritesinin ortadan kalktığı; açlığın, kıtlığın
ve sefaletin kol gezdiği; Somaliyi bütün dünyanın unuttuğu,
sırtını döndüğü, ölüme terk ettiği bir süreçte
Sayın Cumhurbaşkanımızın 2011 yılı
Ağustos ayında bütün güvenlik risklerini göze alarak başkent
Mogadişuya beraberindeki heyetle birlikte iki uçakla inmesi, sadece
Somali için değil, tüm kıta devletleri için bir çığır
açmıştır.
Sayın milletvekilleri, bugün Türkiyenin
Somalide yaptıkları, sadece Somalililerin değil, tüm kıta
ülkelerinin saygınlığını kazanmış ve
kıta genelinde farkındalık meydana getirmiştir. Somalili
yöneticilerin yapılanlar için Türkiyeye ve milletimize olan teşekkür
duygularını ifade ederken söyledikleri cümleler var ki bu cümleler
milletimizin gurur kaynağıdır. Somalili yöneticiler Türkiyeyle
resmî temaslarında iki olaya atıfla ülkeleri için bu olayları dönüm
noktası olarak göstermektedirler. Bunlardan birincisi, Sayın
Cumhurbaşkanımızın 2011 yılındaki seyahatinde
verdiği talimat üzerine 2015 yılında tamamlanarak hizmete
açılan hastanenin yapılmış olması. Bir diğeri ise
2017 Ekim ayında başkent Mogadişuda 500den fazla kişinin
hayatını kaybettiği patlama neticesinde yaralananların
uçaklarla alınıp, getirilip Türkiyedeki hastanelere
yerleştirilmeleri ve şifa bulmalarıdır. İşte
Türkiyenin bu iki faaliyeti nedeniyle bugün Somalililer aynen şunu
söylüyorlar, Somali Cumhurbaşkanının ifadesiyle: Eskiden Somalililer
hasta olduğunda Azraili bekliyorlardı. Şimdi Somalililer hasta
olduğunda Türkleri bekliyorlar. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Sayın milletvekilleri, Hükûmetimizin bir
zamanlar Osmanlı İmparatorluğunun, genişleyen
topraklarında doğrudan temas kurulan bu Afrika Boynuzu ülkesine
gösterdiği önem, onlarca yıldır açlık ve
çatışmalara sahne olan Somalide gözle görülür birtakım
değişimleri de beraberinde getirmiş durumdadır. Aynı
izlenimleri Sudanda da, Nijerde de, pek çok Orta ve Batı Afrika ülkesinden
de almaya devam ediyoruz. Kaldı ki Türkiyenin kıta devletlerine
ilişkin faaliyetleri sadece kalkınma iş birliğine matuf
değildir. Biraz evvel ifade ettiğim gibi, ecdadımızın
Afrikadaki varlığı Anadoludaki varlığından
öncedir. Biz bu ülkelerle ortak bir kültüre ve müşterek bir geçmişe
sahibiz. Bu nedenle, geçmişe dönerek ortak tarihimizi yeniden ayağa
kaldırmak da Türkiyenin hedefleri arasında yer almaktadır.
Sayın milletvekilleri, Sudana
yaptığımız bir ziyarette
karşılaştığımız manzarayı sizlere
nakletmek isterim. Sudanın Kuzey Darfur Bölgesinde, El Faşirde
halkın arasına karışıp Türkiyeden geldiğimizi
söyleyince orada bulunan herkesin bize kendilerinin Ali Dinarın
torunları olduklarına dair söylemlerine şahitlik ettik. Peki,
kimdi Ali Dinar? Neden bize Sudanlı kardeşlerimiz ısrarla Ali
Dinarın torunları olduklarını söylüyorlardı?
Sayın milletvekilleri, buradaki birçok arkadaşımız belki de
Ali Dinar ismini ilk defa duyuyordur. Ali Dinar, etrafı İngilizler
tarafından çevrelenmiş Darfur Sultanlığının 1915
yılındaki Hükümdarıdır. Osmanlının son
döneminde, Birinci Dünya Savaşında Sultan Reşat eski
imparatorluk topraklarında bulunan her yönetime İngilizlerle savaşma
çağrısı yapmıştır. Nitekim Başkomutan Vekili
olan Enver Paşanın Yaveri Nuri Bey vasıtasıyla
Hükümdarın bu çağrısı bir mektupla Darfur Sultanı Ali
Dinara ulaşır. Bunun üzerine Ali Dinar, gücüne ve durumuna
bakmaksızın, Sultan Reşatın bu çağrısı üzerine
İngilizlerle savaşmaya başlar; bu savaşa fiilen
katılarak bir yıl süreyle mücadelesini sürdürür ancak Kasım 1916
yılında Mara Dağında şehit düşer.
İşte, Sudanlı kardeşlerimizin Türkiyeye ve milletimize
olan bakışı Ali Dinarın bu davranışı
üzerinden şekillenmiştir ve bu ruh hâli hâlen devam etmektedir.
Şimdi, Türkiye olarak TİKA tarafından
Ali Dinarın El Faşirdeki külliyesi ayağa
kaldırılıyor ve iki ülke arasındaki ilişkiler tarihten
aldığı bu güçle yeniden tesis ediliyor.
Sayın milletvekilleri, Türkiyenin
güçlenmesini, büyümesini istiyorsak öncelikle kendimize ait kadim tarihin
içerisinden geçmeliyiz, aksi takdirde devletler arasındaki
ilişkilerimiz geçici ve konjonktürel olmaktan kurtulamayacaktır.
Türkiyenin Afrika Kıtasında Amerika Birleşik Devletleri, Çin
ve Avrupalı devletlerle rekabetinde sömürgeciliği eleştiren ve
hakça iş birliği öneren yaklaşımı sadece
dışa yönelik bir taktik değildir, bilakis üstün bir medeniyet
anlayışımızın da sonucudur. Bizim dış
politika hedefimiz bir barış ve huzur medeniyetinin uluslararası
örnekliği olarak tarif edilmektedir. Şairin ifadesiyle bizi öldürmeye
gelenin bizde dirileceği bir uluslararası örneklik inşası
hedefleyen dış politika anlayışı bir gün mutlaka galip
gelecektir.
Bugün Batılıların altın için,
petrol için, uranyum için, elmas için gittiği kıtaya ülkemiz can
vermek için, huzur vermek için, omuz vermek için insani hassasiyetlerle
gitmektedir. Geçtiğimiz yıllarda kıta geneline yayılan 500
doktorumuzun binlerce Afrikalıyı sağlık taramasından
geçirmesi merhamet medeniyetimizin bir tezahürü değil midir?
TİKAnın susuzluktan kırılan bölgelerde
açtığı yüzlerce su kuyusu marifetiyle insanlara can suyu
sağlaması ne güzel bir hassasiyet değil midir? Maruz
kaldığı katarakt nedeniyle hayatının son
baharında görme yetisini kaybetmiş ve geri kalan ömrünü zifirî
karanlıkta tüketmek zorunda kalan Afrikalıların, Türkiyeden
uzanmış müşfik elle yapılan katarakt ameliyatları
neticesinde bu kimselerin yeniden aydınlığa
kavuşmasının mutluluğunu sözlere dökmek mümkün müdür arkadaşlar?
Bakınız, bu insan merkezli merhamet
politikasının sonuçlarını sadece öte dünyaya
bırakmıyoruz. AK PARTİ hükûmetlerinin Afrika
açılımı 2005 yılının Afrika Yılı ilan
edilmesi ve aynı yıl Afrika Birliği zirvelerine gözlemci
sıfatıyla katılmaya başlaması ve sonunda da Afrika
Birliği tarafından ülkemizin stratejik ortak olarak kabul
edilmesiyle başladı. 2009 yılında sadece 12 Afrika
ülkesinde büyükelçiliğimiz bulunurken bugün toplam 41 Afrika ülkesinde
Türkiye büyükelçiliği bulunmaktadır. Krizlerle daralan Avrupa ve
Amerika Birleşik Devletleri piyasalarından kaynaklanan ekonomik
sorunlarımızı biz büyük ölçüde hükûmetlerimizin bu Afrika
açılımlarıyla aşmayı başarmıştık.
Hatta Sayın Cumhurbaşkanımız Bu kriz bizi teğet
geçecek. dediğinde Afrikadaki kardeşlik
açılımlarımız akıllarda kalmıştı.
Türkiye, Afrikada gerçekleştirdiği
kalkınma ve insani yardımlar vasıtasıyla kıtadaki
etkinliğini giderek artırıyor. Türkiye, geçtiğimiz on
yıl içinde Afrikaya yönelik insani yardım miktarını
artırdı ve bu alanda yeni metotlar geliştirdi. Türkiyenin
insani yardım diplomasisi, gelişmekte olan uluslararası
bağışçı bir devlet olarak çok sayıda kalbi ve zihni
kazanması için yumuşak bir güç aracı olarak dünyanın Afrika
politikalarında ülkemizi başköşeye oturtmuş bulunmaktadır.
Allah bu dünyada da bereketini veriyor şükürler
olsun. Bakınız rakamlar neler söylüyor: Afrika Kıtasıyla
ticaret hacmimiz 2003 yılında 5,47 milyar dolar iken tüm bu
açılımlar ve çabaların neticesinde bu rakam 2017
yılında yaklaşık 5 katlık bir artışla 23,4
milyar doları aşmıştır. Ülkemizin kıtadaki toplam
yatırımlarının değerinin 6,5 milyar doları
aştığını bilmekteyiz. Türkiye, insani ve kalkınma
yardımlarını bütüncül bir yaklaşımla ele
almaktadır. Ülkemizin Sahraaltı Afrikaya olan toplam kalkınma
yardımları 2000 yılında 330 bin dolar seviyesinde iken 2008
yılında 105,3 milyon dolara, 2015 yılında ise 395,77 milyon
dolara yükselmiştir. Bu rakamın bu yılın sonunda 600 milyon
doları aşması beklenmektedir. Biz inanıyoruz ki, Afrika'ya
verdiğimiz her destek insanlığın ortak kaderine olan bir
yatırımdır. Meyvesi de hepimize ve tüm insanlığa
huzurlu ve barışçıl bir dünya olarak geri dönecektir.
Değerli milletvekilleri, uluslararası
ölçekte giderek artan aktif ve etkin dış
politikalarımızın bir sonucu olarak ülkemiz iş birliği
ve ortaklık politikası kapsamında hâlen Birleşmiş
Milletler şemsiyesi altında Lübnan'da, Afganistan'da, Mali'de,
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde, Liberya'da, Güney Sudan'da, Fildişi
Sahili'nde ve Darfur'da; NATO kapsamında Kosova'da, Afganistan'da ve
Akdeniz'de, Avrupa Birliği şemsiyesi altında ise Bosna-Hersek'te
ve Kosova'da yürütülen barışı destekleme harekât ve
misyonlarına katılmaktadır. Türkiye Türkiye'den büyüktür.
deyişini bir kez daha hatırlamamız gereken bir tezkereyi
görüşüyoruz. Osmanlıdan günümüze kadar bir Afro Avrasya yani
Avrupa-Asya-Afrika ülkesi olan ülkemizin 21'inci yüzyılın
gerçekleriyle uyum içerisinde yeni bir döneme giren Afrika
politikasının da bir gereği olarak bölgede yer alması
stratejik bir önceliktir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye'nin yaşatmaya, ihya etmeye, imar etmeye yönelik
medeniyet anlayışı ve dünyanın neresinde olursa olsun
yaşanan haksızlıklara, adaletsizliklere ve zulme karşı
sesini yükselterek itiraz etmesi esasen birçok ülkenin maruz kaldığı
adaletsizlik ve haksızlıklar karşısında dile getiremediklerinin
sesi olmaktadır. Türkiye'nin Cumhurbaşkanımız Sayın
Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğindeki bu vizyonu âdeta küresel
sistemin vicdanı olmuştur. Son birkaç yıldır Sayın
Cumhurbaşkanımızın Dünya beşten büyüktür. mottosuyla
Birleşmiş Milletlerdeki hâkim ve adaletsiz düzene
yaptığı itirazı artık açıktan destek görmeye
başlamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Nitekim bunun
yansımalarını Birleşmiş Milletler nezdindeki
oylamalarda da görmekteyiz. Artık birçok ülke bu oylamalarda Türkiye'nin
savunduklarının adaletin, hakkaniyetin ve insanlığın tarafı
olacağı kabulünden hareketle bu yönde oy vermektedir. Biz bunu
Filistin oylamasında da, Türkiyenin Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyinin geçici daimi üyeliği oylamasında da, hatta geçen
yıl, 2017 yılında UNESCO Yürütme Kurulu üyeliğinde
Almanyayla yaptığımız yarışta da bu ülkelerin
blok hâlinde Türkiyeyi desteklediklerini görmekle müşahede etmiş
bulunuyoruz.
Değerli milletvekilleri,
söz hakkı doğurunca
BÜLENT TURAN (Çanakkale)
Başkanım, hayırdır?
HAKAN ÇAVUŞOĞLU
(Devamla)
dış politikamız olunca söylenecek sözler gerçekten
bir hayli fazla oluyor. Emin olduğumuz yolda
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Bir beş dakika daha ver Başkanım, zararı yok.
BAŞKAN Tamam
arkadaşlar, bir dakika, müsaade edin, bitiriyor.
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Duymak istiyoruz yani Sayın Bakanı.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU
(Devamla) -
ayağımızı yere sağlam basarak, Sayın
Cumhurbaşkanımızın güttüğü, belirttiği küresel
vizyonda
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Sayın Başkan, beş dakika daha verin.
BAŞKAN Tamam
arkadaşlar, bir dakika, bitiriyor.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU
(Devamla) -
adaleti ve hakkaniyeti ortaya koymaya devam edeceğiz.
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Sesi ver yani, cebinizden parayla gitmiyor, öğrenelim bari hiç olmazsa.
BAŞKAN Toplam
konuşman ondan fazla senin.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU
(Devamla) Bu bakımdan, bu tezkerenin bir yıl daha
uzatılması her bakımdan yararlıdır.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygı ve
muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Çavuşoğlu.
Böylece, gruplar adına konuşmalar
tamamlanmıştır.
Şimdi şahısları adına iki
arkadaşımıza söz vereceğim.
İstanbul Milletvekili Yunus Emre.
Buyurun Sayın Emre. (CHP sıralarından
alkışlar)
YUNUS EMRE (İstanbul) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin
Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde icra
ettiği harekât ve misyonlar kapsamında yurt dışına
gönderilmesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi
saygıyla selamlıyorum.
Bilindiği üzere, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyinde ilgili kararın oy birliğiyle
alınmış olması, Türkiyenin Birleşmiş Milletler
tarafından davet edilmiş olması gibi gerekçelerle biz de bu
tezkere için olumlu oy kullanacağız. Ancak bu tezkere metninde
sunulan kimi bilgiler AK PARTİ dönemindeki dış politika
uygulamaları hakkında bir değerlendirme yapmamız
gerekliliğini ortaya koyuyor.
Değerli arkadaşlar, şimdi, az önce
buradaki sayın milletvekili konuşmasında bir ifade kullandı,
dediler ki: Afrikadaki yaklaşım tarzı, bu meselenin
algılanışı: İşte, beklenen döndü. Şimdi,
şunu hatırlatmam gerekiyor: Bu yaklaşımı biz
Sayın Davutoğlundan -bundan birkaç yıl önce- birçok farklı
mecrada duymuştuk, dinlemiştik. Biz bu yaklaşım tarzı
AK PARTİ Grubu tarafından terk edildi diye düşünüyorduk ancak
bugün yine üzülerek görmüş oldum ki o hayalet buralarda geziyor, o fikir
hayaleti buralarda geziyor. Türkiyenin tarihsel birikimini, cumhuriyet tarihi
içerisinde oluşturduğu dış politika birikimini reddeden,
bunu küçümseyen, Türkiyenin İslami toplumlara, Müslüman toplumlara
önderlik yapacak bir yeni Osmanlı çıkışını
oluşturması gerektiği düşüncesinin tekrar AK PARTİ
Grubu tarafından burada açıklandığını izledim ve
bu yanıyla da bu İşte, beklenen döndü. ifadesiyle ilgili
söyleyebileceğim yegâne söz şu olabilir: Vallahi, bana
sorarsanız çok kısa bir fıkradan ibarettir çünkü şunu
hatırlatmam gerekiyor: Dünyaya, mazlum milletlere model olmuş Türkiye
Mustafa Kemal Atatürkün Türkiyesiydi. Sizin temsil etmiş olduğunuz
ılımlı İslam anlayışı, ılımlı
İslamcılık politikası emperyalizmin, Amerikan
emperyalizminin Orta Doğu halklarına ilişkin oluşturduğu
modelin adıdır, bunu hatırlatmak istedim. (CHP
sıralarından alkışlar)
Şimdi, birkaç konu, tabii, burada çok büyük
önem taşıyor. AK PARTİnin uygulamış olduğu
dış politikaya -özellikle Sayın Davutoğlu dönemi için-
bizim tarafımızdan çok önemli eleştiriler olduğunu
belirttim ancak şunu da teslim etmem gerekli: Bütün eleştirilmesi
gereken taraflarını bir kenara koymakla birlikte, günün sonunda kendi
içinde bir fikir taşıyan ve bu fikri kamuoyunun gündemine getiren bir
şey olarak biz bunu değerlendirdik, değerlendiriyoruz ve
karşı çıkıyoruz. Ancak bugün şunu da gözlemliyoruz
üzülerek: İçinde bulunduğumuz 2018 Türkiyesinde AK PARTİ
bünyesinde öyle fikirlerle karşı karşıya kalıyoruz ki
yani Sayın Davutoğluna rahmet okutacak içerikte. Şöyle ki:
Sayın Cumhurbaşkanının danışmanlarından
Sayın İlnur Çevikin bir açıklaması olmuştu,
hatırlatmak istiyorum. Bir TV programında Sayın Çevik
demişti ki Türkiye'nin Suriyede 50 küsur şehit verdiğini
hatırlatmıştı. Buradaki şehitlerin küsurat olarak
ifade edilmesine dikkatinizi çekmek istiyorum, bunu hatırlatmıştı
ve demişti ki: Ancak bu şehitler sayesinde Suriyenin yeniden
imarında masada olacağız. Tekrar hatırlatmak istiyorum:
Türkiye Suriyenin yeniden imarında bu şehitlerimizin sayesinde
masada olacak. demişti. Yani Orta Doğunun, bölgenin patlamaya
hazır barut fıçısı olduğu bir dönemde
Sevgili
arkadaşlar, değerli milletvekilleri; şu bakış
açısına bakar mısınız? İşte, alın size
şirket gibi yönetilen devlet ve onun dış politikası.
Karşılaştığımız manzara ne yazık ki
budur. (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi,
karşılaştığımız tezkerede önemli ifadeler
var dikkatinizi çekmek istediğim. Şimdi, deniyor ki: Mali ve Orta
Afrika Cumhuriyetine gidecek kuvvetlerin ana görevleri
Şimdi, burada
iki önemli ifade var, hatırlatmak istiyorum: Ulusal siyasal diyalog
sürecine destek sağlanması ve insan haklarının güvence
altına alınması ve teşviki. Şimdi, bu metni
okuduğum zaman ve metnin altında Sayın
Cumhurbaşkanının imzasını gördüğüm an bir an
durakladım.
Değerli arkadaşlar, Maliye ve Orta
Afrikaya siyasal diyalog götürmek için, insan hakları götürmek için
Mehmetçik göndermekten bahsediyoruz Sayın Cumhurbaşkanının
imzası bulunan metinde. Peki, kendi ülkemizde Allah aşkına
siyasal diyalog ortamı ne durumda? Kendi ülkemizde insan hakları,
demokrasi ne durumda; bunların farkında mıyız, bunları
konuşmayacak mıyız? Günün sonunda, siyasal diyalog götürmek
üzere Afrikaya gidiyoruz ancak Siyasal diyalog götürmemiz gerekir. diyen
Sayın Cumhurbaşkanımız ana muhalefet partisine çok
affedersiniz tezek demiş bir Cumhurbaşkanı; biz bunları
gördük, yaşadık.
İnsan hakları; Türkiyede insan
hakları sorunları, yaşam hakkı ihlalleri ortada, tutuklu
gazeteciler ortada. Daha dün bizim bir milletvekilimiz, uydurma gerekçelerle
hapiste tutulmuş bir milletvekilimiz dün burada yemin edebildi.
Değerli arkadaşlar, Basın Hürriyeti
Endeksine göre 180 ülke arasında Türkiye, 2018 yılında 157nci
sırada. Hatırlatmak istiyorum, 180 ülke arasında Basın
Hürriyeti Endeksine göre 157nci sırada olan bir ülke olarak insan
haklarını götürmeye gidiyoruz; buna dikkatinizi çekmek istiyorum.
Hukukun Üstünlüğü Endeksine göre 113üncü sırada olan bir ülke
olarak insan haklarını götürmek üzere gittiğimizi
hatırlatmak istiyorum.
Bu önemli noktalar, Türkiyedeki kapsamlı
demokrasi sorunları herkesin malumu. Süremin de sonuna geliyorum,
farkındayım; son bir notu hatırlatmak istiyorum: Bildiğiniz
gibi önemli bir düzenlememiz var, Dışişleri
Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
Bizim Dışişleri personelimizden, Osmanlı devrinde de
cumhuriyet devrinde de üstün gayretleriyle, fedakârlıklarıyla
Türkiyenin menfaatini savunmak için büyük bir gayretle
çalışmış bir kuruluşumuzun mensuplarından
bahsediyoruz.
Değerli arkadaşlar, AK PARTİli
dostlarımız, devri iktidarınızda bu
Bakanlığın örgütlenmesi ve personel rejiminde çok kapsamlı
değişiklikler yapıldı biliyorsunuz. Peki, bunların
sonucu ne oldu? Bir örnekle açıklayacağım, Sedat Erginin
Hürriyet gazetesindeki bir yazısından başlık olarak
vereceğim: Dışişlerinin yüzde 25i nasıl FETÖcü
oldu?
Değerli arkadaşlar, 2002 yılında
Türkiyedeki kariyer diplomat sayısı 542 iken 2006da 1.202ye
yükseldi ve bunların 400den fazlası FETÖyle irtibatlı,
iltisaklı olduğu için Bakanlıktan ihraç edildi. Türkiyenin
dış politikasının uygulanması bakımından en
kritik, en önemli kuruluşunun döneminizde içine sokulduğu durum
budur. Bir koca Bakanlığın bir örgüte teslim edilmesi durumudur.
Bunu ben söylemiyorum, sizin Dışişleri Bakanınız
Sayın Çavuşoğlu Plan ve Bütçe Komisyonunda açıkladı bu
sayıları. Bununla ilgili kapsamlı bir öz eleştiriyi daha
duyamadık. Bu işin sorumluları kimlerdir, haklarında ne
işlemler yapılmıştır daha duyamadık. Tekrar
hatırlatmak istiyorum; Osmanlı modernleşmesinin, cumhuriyet
modernleşmesinin çok kritik, çok önemli bir kurumu
Dışişleri Bakanlığının iktidarınız
tarafından sokulduğu vaziyet budur. Bunun bulunduğu bir ortamda
bu vesileyle, bu tezkere vesilesiyle de bunu hatırlatmak istedim.
Ben tekrar Sayın Başkana da çok
teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve
İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Şimdi şahsı adına Denizli
Milletvekili
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Sayın
Başkanım, bir söz almak istiyorum.
BAŞKAN Buyurun Sayın Zengin.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
23.- Tokat Milletvekili Özlem
Zenginin, (3/36) esas numaralı Cumhurbaşkanlığı
Tezkeresi üzerinde İstanbul Milletvekili Yunus Emrenin şahsı
adına yaptığı konuşmasındaki bazı
ifadelerine ilişkin açıklaması
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Sayın Başkan,
çok teşekkür ederim.
Doğrusu günün sonuna gelirken bir an evvel
bütün arkadaşlarımın da tamamlamak istediğini biliyorum
fakat Sayın Yunus Emre çok ağır ithamlarda bulundu partimize,
birkaç kelam etmeden geçmek mümkün değil. Pek çok şey var ama ben
sadece iki tanesini ifade etmek istiyorum. Ilımlı İslamdan
bahsetti ve partimizin ve Hükûmetimizin yaklaşımlarını
ılımlı İslam olarak değerlendirdi. Doğrusu ben
meseleye dair bilgisinin çok zayıf olduğunu düşünüyorum. Ne
şahsımızın ne de AK PARTİnin ılımlı,
sıcak, soğuk bir İslam algısı yok, tek bir İslam
algısı var hepimizin inandığı ve bu İslam
algısı içerisinde de bir bütünlük içerisinde değerlendiriyoruz.
Biz hem Türkiye Cumhuriyetine sahip çıkıyoruz hem de
Osmanlının bütün kurumlarına geleneklerine sahip
çıkıyoruz, bir bütünlük içerisinde bunu değerlendiriyoruz, bir
tercih içerisinde değiliz.
Bahsettiği Dışişleri
Bakanlığının bugün Pariste, Romada
kullandığı bütün büyükelçiliğe ait kurumların,
konsolosluğa ait kurumların tamamı Osmanlı bütçesiyle
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Bir saniye
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Hâlihazırda
Dışişleri Bakanlığımızın
Avrupanın özellikle en önemli şehirlerinde kullanmış
olduğu pek çok bina, kurum vesaire tamamına yakını
Osmanlı bütçesiyle alınmıştır. O sebeple bu
devamlılığı, geleneği reddetmenin artık bir âlemi
yok. CHPnin Osmanlıya da sahip çıkması gerektiğine
inanıyorum. Nihayetinde biz Osmanlının devamında
kurulmuş bir Türkiye Cumhuriyetiyiz, hepsine sahip çıkıyoruz ve
İslam algısını da değerlendirirken FETÖnün Türkiyeye
yaymış olduğu ılımlı İslam algısı
üzerinden anlatmasını da son derece sakil bulduğumu ifade etmek
istiyorum.
Teşekkür ederim.
ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) FETÖyü
Türkiyeye kim yaydı?
ENGİN ALTAY (İstanbul) Sayın
Başkan...
BAŞKAN Buyurun Sayın Altay.
24.- İstanbul
Milletvekili Engin Altayın, Tokat Milletvekili Özlem Zenginin
yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine
ilişkin açıklaması
ENGİN ALTAY (İstanbul) Sayın
mevkidaşım hatibimizin, milletvekilimizin konuşmasına atfen
yaptığı değerlendirmede Cumhuriyet Halk Partisinin Osmanlıyı
reddettiği imasını Genel Kurulla ve kamuoyuyla
paylaşmış oldu. Osmanlıyı reddetmek ithamı
önemli ve büyük bir ithamdır, bu bir sataşmadır. Takdir
ederseniz konuşan hatibimizin buna cevap vermesi lazım. İlaveten
ben de Sayın mevkidaşımın kullandığı
hakkı kullanarak şunu söyleyeyim: Siz
ılımlısınız, radikalsiniz, ben onu bilmem.
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Bilmiyorsanız niçin
konuşuyorsunuz? Madem bilmiyorsunuz...
ENGİN ALTAY (İstanbul) Hayır,
hayır, bir dakika efendim, nereden bileceğiz?
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Onlar söylüyor, sizin
vekiliniz söylüyor.
ENGİN ALTAY (İstanbul) İnsanın
içini bilme yeteneğimiz yok.
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Cevap vermeyecek o
zaman.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Ama bir realite
var: Sayın Erdoğan ve kabinesi Soçide, Astanada, Tahranda
Rusya-Suriye-Türkiye görüşmelerinde bazı taahhütlerde bulundu...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ENGİN ALTAY (İstanbul) Mesela dedi ki:
Biz İdlibde, Suriyede 15-20 kilometre derinliğinde silahtan
arındırılmış bölge tesisini kısmen
üstleneceğiz. Bunu yaparken de orada ılımlı cihatçılar
ile radikal cihatçıları birbirinden ayıracağız. diyen
Hükûmetimiz.
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) İkisinin de
aynı şey olduğunu iddia eden...
ENGİN ALTAY (İstanbul) Efendim, sizin
için söylemiyorum ya, sizin için söylemiyorum ama böyle bir tablo var.
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Söylediğinizin ne
anlama geldiğini bilmiyorsunuz.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Demek ki
Sayın Erdoğan Ilımlı cihatçılara söz geçiririz.
mealinde bir değerlendirmeyi Tahranda, Astanada, Soçide yaptı.
Hükûmet gelsin Yapmadık. desin. Bunu burada bitiriyorum.
Sayın Yunus Emrenin Cumhuriyet Halk Partisinin
Osmanlıyı reddettiği ithamından dolayı cevap
hakkını da talep ediyoruz efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Yerinizden açalım Sayın
Emre.
MAHMUT TANAL (İstanbul) Sataşma ya,
sataşma orada olur Başkan.
HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) Kürsüden
Sayın Başkan, kürsüden!
BAŞKAN Açar mısınız? Kürsüden
cevap verilmedi arkadaşlar, lütfen.
MAHMUT TANAL (İstanbul) Başkan,
sataşma kürsüden olacak.
BAŞKAN - Açar mısınız mikrofonu?
ENGİN ALTAY (İstanbul) Sayın
Başkan, sataşmalara kürsüden cevap veriyoruz, nereden olursa olsun.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU
(Çankırı) Yerinden konuştu vekilimiz.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Öyle bir uygulama
yok.
MAHMUT TANAL (İstanbul) Başkan,
sataşmaların hepsi bugüne kadar kürsüde oldu, siz yeni bir uygulama
geliştiriyorsunuz ki bu emsal kötü bir emsaldır, bu emsal olmaz.
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Ben kimseye
sataşmadım Sayın Başkan, kendileri bize
sataştılar. Sataşma yok.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Kürsüden talep
ediyoruz efendim, uygulama böyle.
BAŞKAN Sayın Altay, siz sataşmaya
cevap verdiniz.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Hayır,
vermedim ben.
BAŞKAN Niye konuştunuz o zaman?
ENGİN ALTAY (İstanbul)
Değerlendirmesine bir değerlendirmeyle cevap verdim.
BAŞKAN Hayır, niye konuştunuz siz?
Ne maksatla konuştunuz?
ENGİN ALTAY (İstanbul) Ya, sayın
grup başkan vekili ne maksatla konuştu? Sataşmanın ötesinde
bir değerlendirmede bulundu. Ben sataşmaya cevap vermedim.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU
(Çankırı) Sataşma yok zaten, bir sataşma yok.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Ben bir
değerlendirmeye değerlendirmeyle mukabele ettim.
BAŞKAN Grup başkan vekili sataşma
üzerine konuştu. Siz de sataşmaya cevaben sataşma üzerine
konuştunuz.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Sayın
mevkidaşım, İstanbul Milletvekili Yunus Emrenin
yaptığı konuşmayı, Cumhuriyet Halk Partisinin
Osmanlıyı reddetme konuşması gibi değerlendirmek
suretiyle bence bir sataşmada bulundu.
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Hiç alakası yok
Sayın Başkan. Çünkü siz
ENGİN ALTAY (İstanbul) Nasıl yok?
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Hayır.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Bizi
Osmanlıyı reddetmekle itham etti efendim.
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Siz bizi
ılımlı İslamla
ENGİN ALTAY (İstanbul) Etmedik.
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) E, söylüyor.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Böyle bir
şey varsa
ÖZLEM ZENGİN (Tokat)
Arkadaşınız söylüyor.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Hayır,
hayır, onu o düzeltir, Yunus Emre de onu düzeltir.
BAŞKAN Sayın Altay, lütfen, bir dakika.
Yani siz bir sataşmaya iki kere mi cevap
vereceksiniz? Siz konuştunuz, grup başkan vekiline cevaben grup
başkan vekili olarak konuştunuz.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Hayır,
efendim, ben Osmanlıyı ret meselesine cevap vermedim.
BAŞKAN Sayın Emre konuşmak
istiyorsa ona mikrofonu açalım, yerinden söz verelim dedim, lütfen.
Arkadaşlar, açalım mikrofonu.
MAHMUT TANAL (İstanbul) Demek ki
sataşmanın varlığını kabul ettiniz, yerinden
veriyorsunuz.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı)
Sataşma da yok efendim.
25.- İstanbul
Milletvekili Yunus Emrenin, ılımlı İslam ifadesinin özel
bir konjonktürün ürünü olduğuna ilişkin açıklaması
YUNUS EMRE (İstanbul) Sayın Başkan,
teşekkür ederim.
Tabii bir kavramı açıklamak
gerekliliği hasıl oldu. Şöyle ki bu ılımlı
İslam ifadesi malumunuz bana ait değil, özel bir konjonktürün ürünü
olan bir kavram. Müsaade eder misiniz açıklayayım? Dünyada 2001
yılındaki 11 Eylül saldırıları, sonra
Afganistanın işgali sonrası dönemde Türkiyede gerçekleşmekte
olan Adalet ve Kalkınma Partisinin kuruluş sürecinde bu kavram
uluslararası platformda çok kullanılan bir kavram ve partinizi
tanımlamak üzere kullanılan bir kavram ve hatırlatmak istiyorum,
o yıllarda Orta Doğu ülkelerine dönük bir model olarak
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU
(Çankırı) Tamamen iftiraya dayalı bir yaklaşım
içerisindesiniz.
BAŞKAN Arkadaşlar, lütfen dinleyin.
YUNUS EMRE (İstanbul) O yıllarda Orta
Doğu ülkelerine dönük bir model olarak sunulan bir kavram. Şunu
hatırlatmak istiyorum yine: Sayın Erdoğan daha başbakan
değilken çok özel bir muameleyle Amerikada
ağırlandığını ve başbakan
olmadığı durumda Beyaz Sarayda
ağırlandığını
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU
(Çankırı) Ne alakası var? Ne kadar bağlamından kopuk
konuşuyorsunuz ya! Yazık ya hakikaten.
BAŞKAN Arkadaşlar, sakin olun,
konuşacağız. Bir dakika
Koro hâlinde konuşmayalım
arkadaşlar, solo
Söz veriyorum herkese. Lütfen
YUNUS EMRE (İstanbul) Evet, Sayın
Başkanım, çok uzatmak istemiyorum. O yıllarda yani siz bunu
böyle kabul etmeyebilirsiniz ama dünyanın saygın, uluslararası
politika yazınına baktığınız zaman bu
tanımlamayla karşılaşırsınız ve partinizin,
hareketinizin böyle tanımlandığıyla
karşılaşırsınız. Partinizin, hareketinizin,
Batılılar tarafından Orta Doğuya bir model olarak
sunulduğuyla da karşılaşırsınız o evrede.
Onu söyledim ben.
BAŞKAN Peki.
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Sayın Başkan
BAŞKAN Buyurun Sayın Zengin.
26.- Tokat Milletvekili Özlem
Zenginin, AK PARTİ hareketine hiç kimsenin asla ve kata
"ılımlı İslam" diyemeyeceğine ilişkin
açıklaması
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum. Ben de uzatmak istemiyorum fakat zaten çok fazla izaha
gerek yok. Sayın Yunus Emre ifade ederken aynen benim itiraz ettiğim
konuları tekrar etti, aynen tekrar etti. Bizimle ilgili
tanımlamayı Batılılar, CHPliler falan değil
Biz
kendimizi kendimiz tanımlarız. Bizim AK PARTİ hareketimize
kimse, hiç kimse asla ve kata ılımlı İslam diyemez.
Dünyada ılımlı İslam diye anlatılan şey
günümüzde FETÖ üzerinden ihraç edilen bir terör hareketinin başka bir
tanımıdır. Biz hiçbir yere hiçbir şekilde kendimizin
ılımlı İslam olarak tanımlanmasına asla müsaade
edemeyiz. Sayın Yunus Emre bunu böyle anlamalı. Dünya literatüründe
evet bu tarz tanımlar var ama bu tanımlanan şey AK PARTİ
değil. Biz hiçbir zaman böyle bir şeyin içerisinde de olmadık.
Bunun bir kez daha altını ben çizmek istiyorum. Ilımlı
İslam aslında sizin hep yapmak istediğiniz bir şey,
İslama şekil vermek, İslamın etrafını çerçevelemek.
Biz başından itibaren nerede duruyorsak aynı yerde duruyoruz.
Sizin galiba bu kavramları yeniden tartışma ve yeniden
tanımlamaya ihtiyacınız var. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Bu tanımlama da yerli olur.
Amerika üzerinden
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Açalım mikrofonu
arkadaşlar...
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) Bütün
tanımlamaların da Amerika üzerinden, dünya literatürü de
dediğiniz şeyin oradan, Batı üzerinden gelmesi gerekmiyor. Bu
ülkenin değerleri üzerinden biz neyi İslam olarak anlıyoruz, hiç
olmazsa bunları anlamak, kavramak zorundasınız diye
düşünüyorum.
Teşekkür ederim. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
V.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B) Tezkereler (Devam)
1.-
Cumhurbaşkanlığının, Birleşmiş Milletlerin
Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde icra ettiği harekat ve misyonlar
kapsamında hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve
tespit edilmek üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt
dışına gönderilmesi ve Hükûmet tarafından verilecek izin ve
belirlenecek esaslar çerçevesinde bu kuvvetlerin kullanılması için
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2/8/2016 tarihli ve 1119 sayılı
Kararıyla Hükûmete verilen ve 17/7/2017 tarihli ve 1156 sayılı
Kararıyla uzatılan izin süresinin Anayasanın 92nci maddesi uyarınca
31/10/2018 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmasına ilişkin
tezkeresi (3/36) (Devam)
BAŞKAN Arkadaşlar, şahsı
adına Denizli Milletvekili Ahmet Yıldız.
Buyurun Sayın Yıldız. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AHMET YILDIZ (Denizli) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika
Cumhuriyetinde icra etmekte olduğu çok boyutlu entegre istikrar
misyonları yani MINUSMA ve MINUSCAya katkımızın bir
yıl daha uzatılmasına ilişkin
Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi üzerinde şahsım
adına söz aldım. 24 Haziran seçimleriyle ilk kez seçilmiş
milletvekili olarak bu ilk konuşmamda Genel Kurulu saygı ve heyecanla
selamlıyorum.
Afrika ülkeleriyle ilişkilerimizi güçlendirmek
öncelikli dış politika hedeflerimiz arasındadır ve öyle
olmalıdır. Bu ilişkilerimiz derinliğini tarihî
bağlarımız, coğrafi yakınlığımız,
siyasi, diplomatik ve ekonomik alanlardaki ortak çıkarlarımızdan
almaktadır, emperyal nitelik taşımamaktadır.
Bunun ötesinde, dünyamızın içinde
bulunduğu sarsıntılı süreçte Afrikanın önemi giderek
artmaktadır. Afrika kıtası ihtiyaç duyduğu yardımlar
kadar sunduğu fırsatlar ve arz ettiği riskler nedeniyle de
giderek daha fazla herkesin dikkatini çekmektedir.
Afrikanın son yüz yılda
uğradığı büyük haksızlık giderilmeden
uluslararası ilişkilerin dengeli ve meşru hâle getirilmesi
zordur. Nitekim artık bütün belli başlı ülkelerin Afrikaya
dönük özel politikaları, programları ve hatta ilan edilmiş
fonları bulunmaktadır. Dünya kamuoyunu yönlendiren -izliyorsunuz-
önemli televizyon kanallarında Afrikayla ilgili yayınlar süreklilik
arz etmektedir. Bu anlayışımızın ve
gidişatın bir sonucu olarak Afrikayla birlikte hareket etmek ve
kazan-kazan temelinde iş birliği geliştirmek dış
politikamızın önde gelen, öncelikli bir hedefi hâline getirilmiştir
ve doğru yapılmıştır.
Bu doğrultuda, 2005 yılında
başlatılan Afrika açılım politikamızın
devamı olarak 2008 yılında ilan edilen Afrikayla stratejik
ortaklığımız bu yıl onuncu yılını
doldurmuştur. Bu süreçte, benden önceki konuşmacıların
zikrettiği gibi, ticaret hacminden siyasi diyalog mekanizmalarına,
eğitim faaliyetlerinden yatırımlara kadar birçok alanda
hızlı ilerleme sağlanmıştır. Kıtadaki
büyükelçilik sayımız 41e yükselmiştir. Hepsi de layıkıyla
ve verimli bir şekilde görevlerini yürütmektedirler.
Bakanlıklarımızın yanı sıra Türk
İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı
Başkanlığı, Maarif Vakfı, Diyanet İşleri
Başkanlığı, Yurtdışı Türkler
Başkanlığı, AFAD, Kızılay ve özellikle Türk Hava
Yolları gibi kuruluşlarımızın marifetiyle
kıtanın hemen her noktasında varlık göstermekteyiz. Sayın
Cumhurbaşkanımızın, en zor ve tehlikeli şartlarda,
ebola tehdidi altında, güvenlik tehdidi altında dahi
yaptığı Afrika turları hem ciddi sonuçlar doğurmakta
hem de bütün dünyada her düzeyde Afrika hakkında ve de Türkiye
hakkında farkındalık yaratmaktadır.
Güçlenen ilişkilerimizin en somut
göstergelerinden birisi tabiatıyla katlanan ticaret rakamlarıdır.
2003 yılında 4 milyar dolar civarında olan ticaret hacmimiz 2017
yılında 20 milyar doları aşmıştır.
Doğrudan yatırımlarımızın değerinin ise
kıtada 6,5 milyar doları bulduğu tahmin edilmektedir.
Değerli milletvekilleri, Afrika büyük bir
potansiyel barındırmakla birlikte büyük sınamalarla da
karşı karşıyadır. Terörizm, göç hareketleri, iklim
değişikliği gibi tehditler, Afrika Kıtasının
fakirlik ve geri kalmışlıkla mücadelesini engellemektedir. Örnek
vermem gerekirse, bu iki ülkenin de bulunduğu Sahraaltı Afrikada 6
milyona yakın mültecinin yanı sıra 13 milyon kişi kendi
ülkeleri içinde yerlerinden edilmiştir. 700 bini aşkın kişi
vatansızdır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek
Komiserliğinin 4 milyar dolarlık bütçesinin yaklaşık yüzde
30u Afrika için harcanmak zorunda kalmaktadır.
Afrika ülkeleriyle geliştirdiğimiz güçlü
ilişkiler, bu ülkelerin maruz kaldığı ve tehditlerle mücadelelerinde
de dayanışma göstermemizi -özellikle teröre karşı- manevi
bir sorumluluk hâline getirmiştir.
Terörizm tehdidi nedeniyle güvenlik, öncelikli
iş birliği alanlarımız arasına girmiştir. Afrika
ülkeleriyle ikili düzeyde askerî ve savunma alanlarında da iş
birliğimiz mevcuttur. İhtiyaçlar doğrultusunda malzeme ve
eğitim desteklerimiz devam etmektedir. Bunun yanı sıra bölgesel
oluşumlara ve Birleşmiş Milletler kapsamındaki
yapılanmalarına da güçlenen iş birliğimiz çerçevesinde
katkı yapmaya çalışıyoruz.
Dışişleri Bakan Yardımcısı
olarak görev yaptığım dönemde Afrikayla ilgili şahit
olduğum -birçok irili ufaklı girişim var bölgesel ve
uluslararası- bir örnek vereceğim. Bu tezkerenin konusu olan
ülkelerden Malinin de içinde bulunduğu 5 Sahel ülkesinin kurduğu
ortak güvenlik gücüne mali taahhüt konferansına
katılmıştım Brükselde. Bütün Avrupa Birliği devlet ya
da hükûmet başkanları istisnasız oradaydı. Zaten
izliyorsunuz, Avrupa Birliği ve diğer Batı ülkeleri de son
dönemde Afrikadan kaynaklanan sınamaların uzaktan çözülemeyeceğini
gördüler ve Afrikada yaptıkları zirvelerle -bizzat devlet
başkanları katılıyor- bazı
yatırımlarını oraya çekme gayreti içindeler, Afrika için
değil, kendileri için. Ama bu da önemli bir adım.
Şimdi, biz orada taahhüt ettiğimiz, bu
bahsettiğim Brükseldeki taahhüt konferansında, 5 milyon doları
savunma sanayisi ürünlerimizin taahhüdünde kullandıracağız. Bu,
çok doğru bir tercih. Zira bu ülkeler, terör örgütleriyle mücadelelerinde
bu ürünlere ihtiyaç duyuyorlar. Çaresiz ve seçeneksiz kaldıklarında ise,
maalesef, kısa süre önce kurtuldukları sömürgeci ülkelerin askerî
güçlerini davet etmek zorunda kalıyorlar. Dolayısıyla,
Türkiye'nin yardımları her alanda aslında emperyal nitelik
taşımadığı gibi, emperyalist emelleri dengeleme
vazifesi de görüyor.
Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri;
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının 2012 tarihli
-en son bu tarihli raporlar- raporlarına göre, 188 ülkenin bulunduğu
insani gelişme listesinde Mali 175inci, Orta Afrika Cumhuriyeti ise son
sıradadır. Bu ülkelerde yaşayan halkın bir kısmı
çatışmalar nedeniyle yerlerinden edilmiş, bir kısmı da
komşu ülkelere sığınmak zorunda kalmıştır.
Bu nedenle, Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika
Cumhuriyetindeki istikrar misyonları MINUSMA ve MINUSCAya katkı
çağrısı ülkemizce olumlu
karşılanmıştır.
2015 Birleşmiş Milletler
Barışı Koruma Zirvesinde, ihtiyaç duyulduğunda Malide
konuşlandırılan MINUSMAya 5 karargâh subayı ve 1 nakliye
uçağı, Orta Afrika Cumhuriyetinde konuşlandırılan
MINUSCAya da 1 nakliye uçağı sağlanmasını içeren
taahhütlerimiz açıklanmıştır. Hâlen MINUSMAda 2 polisimiz
görev yapmaktadır. Talep gelmediği için henüz subay ve uçak
görevlendirilmesi yapılmamıştır. Bunun Türkiye'nin ihmaliyle
bir alakası yoktur. Orta Afrika Cumhuriyetinde görevlendireceğimiz
nakliye uçağı için de henüz talep gelmemiştir. Bu taahhüdümüzün
de oradaki Selefî gruplarla irtibatlandırılması tabii ki kabul
edilemez bir zorlamadır.
Yüce Meclisimizce Türk Silahlı Kuvvetleri
unsurlarının Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde görevlendirilmesine
ilişkin tezkeresi, 2016 yılında uygun bulunmuş,
bildiğiniz gibi 2017de uzatılmıştır. Az önce
açıkladığım gerekçelerle ve Afrikaya yönelik
politikamız çerçevesinde, bu kez tezkerenin 2019 Ekim ayı sonuna
kadar uzatılmasının hem bizim için hem bu ülkeler için yerinde
bir karar olacağını düşünüyorum.
Sayın Başkan, diplomasiden gelmiş bir
milletvekili olarak önümüzdeki dönemde yüce Meclisimizde içerikli,
zamanlı, bugüne kadar olduğu gibi, tartışmalarla ve
inisiyatiflerle dış politikada yürütmeye güç vereceğimize
inanıyorum.
Özetle, bu tezkerenin uzatılması
yerindedir. Türkiyenin Afrika politikası da aslında
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
AHMET YILDIZ (Denizli) -
çok az eleştirilen,
dünyada örnek bir politikadır. Burada, hakikaten, ben bir diplomat olarak
söylüyorum, bütün dünyada takdir toplamaktadır.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Dikkatle dinlediğiniz için çok teşekkür
ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın
Yıldız.
Sayın milletvekilleri,
Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Şimdi tezkereyi oylarınıza
sunacağım: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
(3/36) esas numaralı
Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi kabul edilmiştir.
Alınan karar gereğince, (3/37) esas
numaralı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresinin
görüşmelerini yapmak üzere 3 Ekim 2018 Çarşamba günü saat 14.00te
toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 19.07