TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
3üncü
Birleşim
8
Ekim 2019 Salı
(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından
hazırlanan bu Tutanak Dergisinde yer alan ve kâtip üyeler tarafından
okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından
ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı
sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İÇİNDEKİLER
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- OTURUM
BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- Oturum Başkanı
TBMM Başkan Vekili Levent Gökün, 27nci Dönem Üçüncü Yasama
Yılının hayırlı olmasını dilediğine,
emperyalizme karşı verilen Kurtuluş Savaşını
bugün de devam ettirecek kadrolara ve ruha sahip olunduğuna ilişkin
konuşması
2.- Oturum Başkanı
TBMM Başkan Vekili Levent Gökün, MHP Genel Başkanı Devlet
Bahçelinin sağlık durumuyla ilgili olumsuz yorumun Amerikan
Büyükelçiliği tarafından beğenilmesinin Meclisimize
karşı yapılmış hakaret olduğuna, Devlet
Bahçeliye geçmiş olsun dileklerini ilettiğine ve Millî
Sarayların Meclise iade edilmesi gerektiğine ilişkin
konuşması
3.- Oturum Başkanı
TBMM Başkan Vekili Levent Gökün, İstanbul Milletvekili Hakkı
Saruhan Oluçun yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ve her siyasi
partinin belli bir konuda farklı karar alabileceğine ve buna herkesin
saygı göstermesi gerektiğine ilişkin konuşması
IV.- GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem
Dışı Konuşmaları
1.- Mersin Milletvekili
Hacı Özkanın, Ahilik Kültürü Haftasına ilişkin gündem dışı
konuşması
2.- Diyarbakır
Milletvekili Salihe Aydenizin, yerel yönetimlerde yaşanan sorunlara ve 19
Ağustosta HDPli belediye eş başkanlarının görevden
alınmasının hukuk katliamı olduğuna ilişkin gündem
dışı konuşması
3.- Antalya Milletvekili
Aydın Özerin, Antalya ilinde yaz seracılığında
yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı
konuşması
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Çanakkale Milletvekili
Bülent Turanın, Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydenizin
yaptığı gündem dışı konuşmasındaki
bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
2.- İstanbul
Milletvekili Hakkı Saruhan Oluçun, Diyarbakır ili Kulp ilçesi
Belediye Eş Başkanlarının tutuklandığına
ilişkin açıklaması
3.- Osmaniye Milletvekili
Mücahit Durmuşoğlunun, Ahilik Kültürü Haftasına ve şehit
edilen Yasin Börüyü rahmetle yâd ettiğine ilişkin
açıklaması
4.- Aydın Milletvekili
Süleyman Bülbülün, Aydın ilinde ölümle sonuçlanan intihar
sayısındaki artışın nedenleri hakkında
çalışma yapılıp yapılmadığını
öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
5.- Kırıkkale
Milletvekili Ahmet Önalın, yaşanan doğal afetler sebebiyle
Kırıkkale ili Sulakyurt, Delice ve Keskin ilçeleri ile Çerikli
beldesi çiftçilerinin zor durumda olması nedeniyle Kırıkkale
ilinin doğal afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğine ilişkin
açıklaması
6.- Mersin Milletvekili Ali
Cumhur Taşkının, ihracattaki yükselişin devam
ettiğine ilişkin açıklaması
7.- Kocaeli Milletvekili
İlyas Şekerin, 26 Eylülde İstanbul ilinde yaşanan depremin
depreme ne kadar hazırlıklı olduğumuz sorusunu
sormamız gerektiğini hatırlattığına ilişkin
açıklaması
8.- Niğde Milletvekili
Ömer Fethi Gürerin, esnafın, çiftçinin, işçinin, emeklinin,
engellinin, memurun, öğrencinin ve sanayicinin sorunlarına çözüm
üretilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
9.- Uşak Milletvekili
Özkan Yalımın, haşhaş üreticilerinin mağduriyetinin
giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
10.- Bursa Milletvekili
Nurhayat Altaca Kayışoğlunun, Bursa-Ankara Yüksek
Hızlı Tren Projesinin ne zaman bitirileceğini öğrenmek
istediğine ilişkin açıklaması
11.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Akının, Hükûmetin emeklilikte yaşa takılanlarla
ilgili açıklama yapması gerektiğine ilişkin
açıklaması
12.- Çanakkale Milletvekili
Özgür Ceylanın, cumhuriyet tarihinin işsizlik rekoru
kırıldığına ve gıda enflasyonunda dünya 5incisi
olunduğuna ilişkin açıklaması
13.- İstanbul
Milletvekili Ali Kenanoğlunun, Soma maden işçilerinin
mağduriyetinin giderilmesi ve Somalı madencilerin haklarını
aramak için Ankaraya başlattıkları yürüyüşün
engellenmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması
14.- Kahramanmaraş
Milletvekili Sefer Aycanın, grip aşısının temininde
sıkıntı yaşandığına ve grip
hastalığına karşı genel korunma önlemlerine
uyulması gerektiğine ilişkin açıklaması
15.- Kahramanmaraş
Milletvekili Habibe Öçalın, 6-7 Ekim olaylarını
lanetlediğine ilişkin açıklaması
16.- Mersin Milletvekili
Hacı Özkanın, 2023 hedeflerine doğru kararlılıkla
yürümeye devam edeceklerine ve 27nci Dönem Üçüncü Yasama
Yılının örnek iş birliğinin sergileneceği
yıl olmasını ümit ettiğine ilişkin
açıklaması
17.- Gaziantep Milletvekili
İmam Hüseyin Filizin, Gaziantep ilinde yaşanan sorunlara,
devletimizi tehdit edenlere karşı tek yumruk olunduğuna ve Türk
Silahlı Kuvvetlerinin yürüttüğü askerî operasyonları
desteklediklerine ilişkin açıklaması
18.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanalın, AKP iktidarda kaldığı
müddetçe milletin mağduriyetinin devam edeceğine ilişkin
açıklaması
19.- Adıyaman
Milletvekili Abdurrahman Tutderenin, 7 Ekimde Adıyaman ili Kâhta ilçesi
Mülkköy köyünde metan gazından zehirlenen köylülere geçmiş olsun dileğinde
bulunduğuna ve sorunun çözümü için yetkilileri göreve davet ettiğine,
üniversite öğrencilerinin yurt sorununun çözülmesi gerektiğine
ilişkin açıklaması
20.- Sivas Milletvekili
Ulaş Karasunun, çiftçilerin mağduriyetine, 2019 Mart ayında
ödenmesi gereken 2018 sertifikalı tohum desteklemelerinin ne zaman
ödeneceğini Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek
istediğine ilişkin açıklaması
21.- Bursa Milletvekili Erkan
Aydının, ABDyle yapılan uçak anlaşmasının iptal
edilip edilmeyeceğini, İncirlik Üssünün kapatılıp
kapatılmayacağını, Atatürk Orman Çiftliğinde ABD
Büyükelçiliğine verilen arazinin geri alınıp
alınmayacağını, ihalesi yapılan otoyol ve köprü
ücretlerinde dövizden TLye geçişin yapılıp
yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin
açıklaması
22.- Bartın Milletvekili
Aysu Bankoğlunun, Bartın ili Ulus ilçesinde usulsüz ağaç kesimi
yapıldığı iddialarına ve orman köylülerinin
mağduriyetine ilişkin açıklaması
23.- Gaziantep Milletvekili
İrfan Kaplanın, yapılan zamlara ve Türkiye İstatistik
Kurumu tarafından açıklanan eylül ayı enflasyon rakamına
ilişkin açıklaması
24.- Trabzon Milletvekili
Hüseyin Örsün, hemşehrisi fındık üreticilerinin
mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin
açıklaması
25.- Yozgat Milletvekili Ali
Kevenin, çiftçilerin sorunlarının çözümlenmesi gerektiğine ve
borçlarını ödeyemediği için çiftçi Ali İhsan
Yılmazın cezaevine düşmesinin utanç vesikası olduğuna
ilişkin açıklaması
26.- Afyonkarahisar
Milletvekili Mehmet Taytakın, Afyonkarahisar ilinin en önemli tarım
ürününün haşhaş olduğuna ve kota konusunda çiftçinin mağdur
edilmeyeceğine, Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından çiftçiye kaliteli
tohum verileceğine ilişkin açıklaması
27.- Hatay Milletvekili Suzan
Şahinin, devletin 65 yaş üzeri vatandaşlara pozitif
ayrımcılık uygulaması gerektiğine ilişkin
açıklaması
28.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkanın, 27nci Dönem Üçüncü Yasama Yılının
hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allahtan niyaz
ettiğine, Hakkâri ili Çukurca ilçesinde şehit olan Piyade Er Muhammet
Emin Kotanoğluna, vefat eden Ülkü Ocaklarının kurucu Genel
Başkanı Aytekin Yıldırıma ve 12 Eylül darbesinin
ülkücü şehidi Mustafa Pehlivanoğluna şehadete erişinin
39uncu yıl dönümünde Allahtan rahmet dilediğine, İYİ
PARTİ olarak sınır ötesi operasyonlara karşı
durmadıklarına ve durmayacaklarına, Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğanı Türkiyenin itibarını zedeleyecek
söylemlerden kaçınmaya davet ettiklerine, ABD Başkanı
Trumpın devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan
açıklamalarını kınadıklarına, 7 Ekim Türkmen
Millî Bayramını kutladığına, İlham Tohtiye
İnsan Hakları Ödülü verilmesini ve haklı davasının
kabul görmesini önemsediklerine ilişkin açıklaması
29.- Sakarya Milletvekili
Muhammed Levent Bülbülün, 7 Ekimde Hakka yürüyen Mustafa Pehlivanoğlunu
şehadetinin 39uncu yıl dönümünde rahmetle andığına,
Hakkâri ili Çukurca ilçesinde şehit olan Piyade Er Muhammet Emin
Kotanoğluna Allahtan rahmet dilediğine, Türkiyeye karşı
yönelecek her türlü tehdide karşı tavizsiz bir tutum sergilemek
gerektiğine, Fıratın doğusunun terör yuvası
olduğuna ve bu terör yuvalarının Türk ordusu tarafından
sivil ve masumlara zarar verilmeden bertaraf edileceğine ilişkin
açıklaması
30.- İstanbul
Milletvekili Hakkı Saruhan Oluçun, Anayasa Mahkemesinin Sırrı
Süreyya Önder hakkında verdiği karara, 12 Ağustos 1949 tarihli
Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre
Sözleşmesinin 49uncu maddesine göre savaş hâllerinde bir bölgeye
yeni nüfusun transfer edilemeyeceğine ve ilgili topraklardaki nüfusun da
hiçbir sebeple topraklarından çıkarılamayacağına
ilişkin açıklaması
31.- Manisa Milletvekili
Özgür Özelin, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gökün
açılışta yaptığı açıklamadan memnuniyet
duyduklarına, ABD Başkanına gerekli cevabın verilmesi için
daha neyin beklendiğini öğrenmek istediğine, 8 Ekim Bahçelievler
katliamının 41inci yıl dönümü vesilesiyle Latif Can, Efraim
Ezgin, Hürcan Gürses, Osman Nuri Uzunlar, Serdar Alten, Faruk Erzan ve Salih
Gevencinin katledilmesi olayını bir kez daha kınadıklarına,
ölüm cezasının kaldırılmasının doğru bir
adım olduğunun altının çizilmesi gerektiğine, 12 Eylül
öncesinde hayatını kaybeden vatan evlatlarının önünde
saygıyla eğildiklerine, İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığının FETÖyle mücadele
noktasındaki eksikliklere dikkat çeken tespitine, Millî Sarayların
Cumhurbaşkanlığına bağlanmasıyla personelin
yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması
32.- Çanakkale Milletvekili
Bülent Turanın, 27nci Dönem Üçüncü Yasama Yılında
uzlaşıyla büyük adımlar atılacağına
inandığına, 6-7 Ekim olaylarının 5inci
yılında şehitlerimizi rahmetle andıklarına, her türlü
terörü ve destekçilerini lanetlediklerine, Amerikan Büyükelçiliğinin MHP
Genel Başkanı Devlet Bahçelinin sağlık durumuyla ilgili
olumsuz yorumu beğenmesinin basit bir hata olarak
değerlendirilemeyeceğine, Hakkâri ili Çukurca ilçesinde şehit
olan Muhammet Emin Kotanoğluna Allahtan rahmet dilediğine
ilişkin açıklaması
33.- Ankara Milletvekili
Mustafa Desticinin, 27nci Dönem Üçüncü Yasama Yılının
hayırlı olmasını Yüce Allahtan niyaz ettiğine, ABD
Büyükelçiliğinin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçelinin
sağlığıyla ilgili hadsiz beğenisini
kınadıklarına, Fıratın doğusuna yapılacak
askerî harekât nedeniyle güvenlik güçlerimize üstün muvaffakiyetler
dilediğine, Kürtler ile Türklerin kardeşliğinin baki
olduğuna, idam cezasının çocuklarımızı
kaçırıp tecavüz ettikten sonra öldüren sapık katiller ile
bombayı patlatarak askerimizi, polisimizi, öğretmenimizi katleden
teröristler için geri getirilmesini istediklerine ilişkin
açıklaması
34.- İstanbul
Milletvekili Engin Altayın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın
yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin
açıklaması
35.- İstanbul
Milletvekili Hayati Arkazın, Anadolu kadınının teröre
boyun eğmeyeceğine ilişkin açıklaması
36.- Adana Milletvekili Ayhan
Barutun, Adana ili Yumurtalık ilçesinde özel endüstri bölgesi ilan
edilecek alanla ilgili yerel yönetimlere, büyükşehir il ve ilçe belediye
başkanlarına görüş sorulmamasının millî iradeyi yok
sayma anlamına geldiğine ilişkin açıklaması
37.- Antalya Milletvekili
Feridun Bahşinin, vefat eden Ülkü Ocaklarının kurucu Genel
Başkanı Aytekin Yıldırıma Allahtan rahmet
dilediğine ilişkin açıklaması
38.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkanın, Kocaeli ili Başiskele ilçesinde yaşayan Mehmet
Baştürkün 2018 buzağı desteklemesinin hâlâ ödenmediğini
belirten mesajını Tarım ve Orman Bakanına duyurmak
istediğine ilişkin açıklaması
39.- Düzce Milletvekili Ümit
Yılmazın, 17-18 Temmuz 2019 tarihinde Düzce ili Akçakoca, Cumayeri
ve Gölyaka ilçelerinde yaşanan sel ve heyelan nedeniyle mağdur olan
çiftçilerin yanında olunmayacaksa ne zaman olunacağını
Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileri ile Tarım Kredi
Kooperatifleri yetkililerinden öğrenmek istediğine ilişkin
açıklaması
40.- Ankara Milletvekili
Servet Ünsalın, şehir hastanelerinin sağlık sistemini
bitirdiğine ilişkin açıklaması
41.- Amasya Milletvekili
Mustafa Levent Karahocagilin, vefat eden hemşehrisi Hüsnü Kürkçüye
Allahtan rahmet dilediğine, 2019 yılı bütçesinden çiftçiye
ödenecek destek miktarına ve Suriyeye yapılacak harekât nedeniyle
askerimize başarılar dilediğine ilişkin
açıklaması
42.- Malatya Milletvekili
Mehmet Celal Fendoğlunun, 3201 sayılı Emniyet
Teşkilatı Kanununda 2015 yılında yapılan düzenlemeyle
(B) grubu polis amirlerinin hak kaybına uğradığına
ilişkin açıklaması
43.- Muğla Milletvekili
Süleyman Girginin, Sağlık Bakanlığı protokollerinde
otizm konusunda gen araştırmalarının niçin yer
almadığını, otizmli bireyler için olumlu sonuçlar
alınmış vitaminlerin ülkemizde niçin
bulunmadığını ve klinik çalışmalarının
ülkemizde niçin yeterli düzeyde yapılmadığını
Sağlık Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin
açıklaması
44.- Çanakkale Milletvekili
Bülent Turanın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoçun yerinden sarf
ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
45.- Sakarya Milletvekili Muhammed
Levent Bülbülün, Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruçun
(3/879) esas numaralı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi
üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki
bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
46.- İstanbul
Milletvekili Engin Altayın, siyasette müzakere ile münakaşanın
atbaşı gittiğine ilişkin açıklaması
47.- Siirt Milletvekili Meral
Danış Beştaşın, Mecliste halkın oylarıyla
seçilmiş Kürt, Alevi, Sünni, Yezidi ve Hristiyan milletvekillerinin
olduğuna ilişkin açıklaması
48.- İstanbul Milletvekili
Engin Altayın, Siirt Milletvekili Meral Danış
Beştaşın yaptığı açıklamasındaki
bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
49.- İstanbul
Milletvekili Engin Altayın, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent
Bülbülün yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin
açıklaması
50.- Çanakkale Milletvekili
Bülent Turanın, İstanbul Milletvekili Engin Altayın korsan
devlet ifadesini şık bulmadığına ilişkin
açıklaması
51.- İstanbul
Milletvekili Engin Altayın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın
yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine
ilişkin açıklaması
52.- Çanakkale Milletvekili
Bülent Turanın, Manisa Milletvekili Özgür Özelin (3/879) esas
numaralı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi üzerinde
şahsı adına yaptığı konuşmasındaki
bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
53.- İstanbul
Milletvekili Engin Altayın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın
yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine
ilişkin açıklaması
54.- Manisa Milletvekili
Özgür Özelin, Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın
yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine
ilişkin açıklaması
55.- Çanakkale Milletvekili
Bülent Turanın, her büyük operasyonda eksiklikler olabileceğine,
Cumhur İttifakı olarak FETÖye karşı en büyük mücadeleyi
yaptıklarına ilişkin açıklaması
VI.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.-
Başkanlığın, Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer
Katırcıoğlunun Dışişleri Komisyonu
üyeliğinden istifasına ilişkin önergenin (4/42) 8/10/2019
tarihinde Başkanlığa ulaştığına ilişkin
yazısı
2.- Hatay Milletvekili Serkan
Topalın (2/765) esas numaralı Denizciler Mahallesinin İlçe
Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesi (4/43)
B) Tezkereler
1.-
Cumhurbaşkanlığının, Türkiyenin millî
güvenliğine yönelik ayrılıkçı hareketler, terör tehdidi ve
her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde
gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriyedeki tüm terör örgütlerinden
ülkemize bundan sonra da yönelebilecek saldırıları bertaraf
etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı millî
güvenliğimizin idame ettirilmesini sağlamak, Türkiyenin güney kara
sınırlarına mücavir bölgelerde yaşanan ve hiçbir
meşruiyeti olmayan tek taraflı bölücü girişimler ve bunlarla
ilgili olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiyenin menfaatlerini
etkili bir şekilde korumak ve kollamak, gelişmelerin seyrine göre
ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve
dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere hudut,
şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin
olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde
sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı
ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı
silahlı kuvvetlerin Türkiyede bulunması, bu kuvvetlerin Cumhurbaşkanının
belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin
giderilebilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkân
sağlayacak düzenlemelerin Cumhurbaşkanı tarafından
belirlenecek esaslara göre yapılması için 2/10/2014 tarihli ve 1071
sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı ile verilen ve son
olarak 3/10/2018 tarihli ve 1199 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Kararıyla 30/10/2019 tarihine kadar uzatılan izin süresinin
Anayasanın 92nci maddesi uyarınca 30/10/2019 tarihinden itibaren
bir yıl uzatılmasına dair tezkeresi (3/878)
2.-
Cumhurbaşkanlığının, Birleşmiş Milletlerin
Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde icra ettiği harekât ve misyonlar
kapsamında hudut, şümul, miktar ve zamanı
Cumhurbaşkanınca takdir ve tespit edilmek üzere, Türk Silahlı
Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesi ve
Cumhurbaşkanınca verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde
bu kuvvetlerin kullanılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin son
olarak 2/10/2018 tarihli ve 1198 sayılı Kararıyla uzatılan
izin süresinin Anayasanın 92nci maddesi uyarınca 31/10/2019
tarihinden itibaren bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkeresi
(3/879)
VII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu
Önerileri
1.- HDP Grubunun, Grup
Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ile İstanbul
Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, 6-8 Ekim 2014 tarihleri
arasında yaşanan ve kamuoyunda Kobani olayları olarak bilinen
olayların araştırılması amacıyla 8/10/2019
tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön
görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Ekim 2019 Salı günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
2.- AK PARTİ Grubunun,
Genel Kurulun 8 Ekim 2019 Salı günkü birleşiminde gündemin
Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları
kısmında yer alan (3/878) ve (3/879) esas numaralı Cumhurbaşkanlığı
Tezkerelerinin okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde
yapılması ve bu birleşiminde gündemin Seçim
kısmındaki işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar
çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi
VIII.- SATAŞMALARA
İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İstanbul
Milletvekili Hakkı Saruhan Oluçun, Ağrı Milletvekili Ekrem
Çelebinin HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına
yaptığı konuşması sırasında Halkların
Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması
2.- Çanakkale Milletvekili
Bülent Turanın, Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları
Oruçun (3/879) esas numaralı Cumhurbaşkanlığı
Tezkeresi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı
konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine
sataşması nedeniyle konuşması
3.- İstanbul
Milletvekili Hakkı Saruhan Oluçun, Çanakkale Milletvekili Bülent
Turanın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması
sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle
konuşması
4.- Sakarya Milletvekili
Muhammed Levent Bülbülün, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan
Oluçun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması
sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle
konuşması
IX.- SEÇİMLER
A) Komisyonlarda Açık
Bulunan Üyeliklere Seçim
1.- Dışişleri
Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim
2.- Millî Savunma
Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim
X.- YAZILI SORULAR VE
CEVAPLARI
1.- Niğde Milletvekili
Ömer Fethi Gürerin, Karayolları Genel Müdürlüğünde hizmet alım
yoluyla taşeron olarak çalışanların kadroya
alınmasına ilişkin Cumhurbaşkanı
Yardımcısı Fuat Oktaya sorusu ve Ulaştırma ve
Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhanın cevabı (7/14828)
2.- Niğde Milletvekili
Ömer Fethi Gürerin, 2017-2019 yılları arasında sürekli ve
geçici görevle yurt dışına gönderilen Bakanlık personeline
ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcanın cevabı
(7/15843)
3.- Van Milletvekili Muazzez
Orhanın, son bir yıl içerisinde işletmelerini kapatan esnaflara
ve kapanan işletmeler sonucunda ortaya çıkan işsiz
sayılarına ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar
Pekcanın cevabı (7/15966)
4.- İzmir Milletvekili
Murat Çepninin, basında yer alan Munzur Dağlarının maden
sahası ilan edildiği yönündeki haberlere ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmezin cevabı (7/16246)
5.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanalın, TCDD Ankara Garı Müze
Binasının bir özel üniversiteye kiraya verilmesine ve Müzede yer alan
eserlerin akıbetine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve
Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhanın cevabı (7/16509)
6.- Gaziantep Milletvekili
Bayram Yılmazkayanın, hizmet sınıflarına göre
Bakanlık bünyesinde görevli kamu personeli ve engelli personel
sayılarına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı
Bakanı Mehmet Cahit Turhanın cevabı (7/16678)
7.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulunun, 2017-2019 yılları
arasında Bakanlığın acil eylem planı kapsamında
öncelikli gördüğü sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmezin cevabı (7/16806)
8.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulunun, 2017-2019 yılları
arasında Bakanlığa gelen istek, şikâyet ve öneri
sayılarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Fatih Dönmezin cevabı (7/16808)
9.- İzmir Milletvekili
Mehmet Ali Çelebinin, 2002-2018 yılları arasında
Bakanlığın Çankırı ili için kendi bütçesinden veya AB
programları bütçesinden hazırladığı projelere
ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcanın cevabı
(7/17006)
10.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulunun, 2017-2019 yılları
arasında Bakanlıkça protokol imzalanan vakıflara ve imzalanan
protokollerin içeriğine ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar
Pekcanın cevabı (7/17014)
11.- İzmir Milletvekili
Mehmet Ali Çelebinin, 2002-2018 yılları arasında
Bakanlığın Gümüşhane ili için kendi bütçesinden veya AB
programları bütçesinden hazırladığı projelere
ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcanın cevabı (7/17023)
12.- İzmir Milletvekili
Mehmet Ali Çelebinin, Çankırı ilinde Bakanlığa
bağlı kurum ve kuruluşların binaları için depreme
dayanıklılık testi yapılıp yapılmadığına
ve depreme karşı alınan önlemlere,
Gümüşhane ilinde
Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşların
binaları için depreme dayanıklılık testi yapılıp
yapılmadığına ve depreme karşı alınan
önlemlere,
Siirt ilinde
Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşların
binaları için depreme dayanıklılık testi yapılıp
yapılmadığına ve depreme karşı alınan
önlemlere,
İlişkin
soruları ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcanın cevabı
(7/17024), (7/17025), (7/18379)
13.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulunun, 2017-2019 yılları
arasında Bakanlıkça verilen hizmetlerin detaylarına ve
hizmetlerden faydalanan vatandaşların sayısına ilişkin
sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit
Turhanın cevabı (7/17030)
14.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulunun, 2017-2019 yılları
arasında Bakanlığa tahsis edilen temsil, tanıtım ve
ağırlama ödenek tutarlarına ilişkin sorusu ve
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhanın
cevabı (7/17031)
15.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulunun, 2017-2019 yılları
arasında Bakanlığın yaptığı tasarruf
miktarına ve içeriğine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve
Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhanın cevabı (7/17032)
16.- Sivas Milletvekili
Ulaş Karasunun, Geminbeli ve Yağdonduran tünellerinin
yapımının ne zaman tamamlanacağına ilişkin sorusu
ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhanın
cevabı (7/17033)
17.- İzmir Milletvekili
Mehmet Ali Çelebinin, 2002-2018 yılları arasında
Bakanlığın Çankırı ili için kendi bütçesinden veya AB
programları bütçesinden hazırladığı projelere
ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet
Cahit Turhanın cevabı (7/17036)
18.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulunun, 2017-2019 yılları
arasında Bakanlıkça protokol imzalanan vakıflara ve imzalanan
protokollerin içeriğine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve
Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhanın cevabı (7/17037)
19.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulunun, 2017-2019 yılları
arasında Bakanlıkça gerçekleştirilen projelerin
sayısına ve içeriğine ilişkin sorusu ve Ulaştırma
ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhanın cevabı (7/17038)
20.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulunun, 2017-2019 yılları
arasında Bakanlıkça vatandaşlara sunulan hizmetlere ilişkin
sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit
Turhanın cevabı (7/17039)
21.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulunun, 2017-2019 yılları arasında
Bakanlığa gelen istek, şikâyet ve öneri sayılarına
ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet
Cahit Turhanın cevabı (7/17041)
22.- İzmir Milletvekili
Mehmet Ali Çelebinin, 2002-2018 yılları arasında
Bakanlığın Gümüşhane ili için kendi bütçesinden veya AB
programları bütçesinden hazırladığı projelere
ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet
Cahit Turhanın cevabı (7/17045)
23.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanalın, Çanakkalede Kanadalı bir firmaya
verilen maden arama izni sonrası çıkarılacak madenin ne
kadarının devlete ait olacağına ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmezin cevabı (7/17258)
24.- Mersin Milletvekili
Alpay Antmenin, devlet memuru statüsünde olup devlete veya özel
teşebbüslere ait şirketlerde çalışması sebebiyle
birden fazla maaş alan Bakanlık personeline ilişkin sorusu ve
Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcanın cevabı (7/17286)
25.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanalın, Düzcenin İstanbul Caddesinde bulunan
tramvayın faaliyetine son verilmesine ilişkin sorusu ve
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhanın
cevabı (7/17413)
26.- İzmir Milletvekili
Atila Sertelin, 2002 yılından bu yana Türkiye genelinde maden
ruhsatı verilen yerli ve yabancı işletme sayısına
ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmezin
cevabı (7/17555)
27.- İzmir Milletvekili
Mehmet Ali Çelebinin, 2002-2018 yılları arasında
Bakanlığın Muş ili için kendi bütçesinden veya AB
programları bütçesinden hazırladığı projelere
ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcanın cevabı
(7/17608)
28.- İzmir Milletvekili
Mehmet Ali Çelebinin, Muş ilinde Bakanlığa bağlı
kurum ve kuruluşların binaları için depreme
dayanıklılık testi yapılıp
yapılmadığına ve depreme karşı alınan
önlemlere ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcanın
cevabı (7/17609)
29.- İzmir Milletvekili
Mehmet Ali Çelebinin, 2002-2018 yılları arasında
Bakanlığın Muş ili için kendi bütçesinden veya AB
programları bütçesinden hazırladığı projelere
ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet
Cahit Turhanın cevabı (7/17612)
30.- Kocaeli Milletvekili
Tahsin Tarhanın, Gebze-Darıca metro hattı projesi ihale
sürecine ve tamamlanacağı tarihe ilişkin sorusu ve
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhanın
cevabı (7/17741)
31.- İstanbul
Milletvekili Ali Kenanoğlunun, Türkiyede çalışan Suriyelilerle
ilgili bazı verilere ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar
Pekcanın cevabı (7/17933)
32.- İzmir Milletvekili
Mehmet Ali Çelebinin, 2002-2018 yılları arasında
Bakanlığın Siirt ili için kendi bütçesinden veya AB
programları bütçesinden hazırladığı projelere
ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcanın cevabı
(7/18378)
33.- İzmir Milletvekili
Mehmet Ali Çelebinin, Siirt ilinde Bakanlığa bağlı
kurumlarda engelli personel istihdamına ve kurum binalarının
engelli kullanımına uygunluğuna ilişkin sorusu ve Ticaret
Bakanı Ruhsar Pekcanın cevabı (7/18381)
8 Ekim 2019 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
BAŞKAN: Başkan
Vekili Levent GÖK
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Burcu
KÖKSAL (Afyonkarahisar)
---0---
BAŞKAN
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı
yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent
Gökün, 27nci Dönem Üçüncü Yasama Yılının hayırlı
olmasını dilediğine, emperyalizme karşı verilen
Kurtuluş Savaşını bugün de devam ettirecek kadrolara ve
ruha sahip olunduğuna ilişkin konuşması
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, gündeme geçmeden ve gündem dışı
söz vermeden önce birkaç cümleyle bazı konulardaki fikirlerimi
açıklamak istiyorum. Aslında çok daha değişik konuları
sizlerle paylaşacaktım ancak yaşadığımız
süreç diğer konuları bir başka zaman sizlerle
paylaşmamı uygun görüyor.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye yedi düvele karşı, emperyalizme
karşı bağımsızlık savaşını kanla
kazanmış büyük bir devlettir. Ülkemizin dört bir yanının
düşmanlarla işgal edildiği, yokluklar içerisinde hiçbir
olanağımızın bulunmadığı bir atmosferde
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından
gerçekleştirilen Kurtuluş Savaşıyla kurduğumuz
bağımsız Türkiyemiz hem siyasi açıdan
bağımsızdır hem de ekonomik açıdan
bağımsızdır. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini
kurduğu zaman Bir devlet eğer ekonomik açıdan da
bağımsız olmazsa gerçek anlamda bağımsız olmaz.
demek suretiyle sanayi hamlelerini başlatmış ve Türkiyeyi
dünyanın en itibarlı ülkeleri arasına getirmiştir.
Kolay değildir; dört bir yanınız
düşman tarafından işgal edilmiş, yokluklar var ve bütün
herkesin gözünün topraklarımızda olduğu bir sırada
Kurtuluş Savaşını başaran ve modern Türkiye
Cumhuriyetini kuran ülkemiz dünyanın en itibarlı ülkelerinden
biridir. Bu nedenledir ki Türkiye Cumhuriyetinin verdiği emperyalizme
karşı Kurtuluş Savaşı dünyadaki bütün mazlum ülkelere ve
insanlara da örnek olmuş, herkes Türkiye'yi örnek almıştır.
Ülkemizin elbette sorunları vardır, iç sorunları vardır ama
ülkemiz siyasi gelenekleriyle, demokrasi birikimiyle tartışarak,
konuşarak bunları çözebilecek kudrettedir ve tecrübededir. Bu nedenle,
biz ülkemizdeki her türlü sorunumuzu görüşmek suretiyle akıllıca
ve sorumluluk üstlenmek suretiyle çözecek bir büyük birikime sahibiz.
Türkiye tehditlere pabuç bırakacak bir ülke
değildir. Bu nedenle böylesine görkemli bir geçmişi olan,
bağımsızlık savaşını kazanan Türkiye'ye,
ülkemize Ekonomik yönden seni çökertirim." diyen Amerika Birleşik
Devletleri Başkanının bir zengin
şımarıklığıyla söylemiş olduğu bu
sözleri kendisine aynen iade ediyoruz. (AK PARTİ, CHP, MHP ve
İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)
Ülkemiz dışarıdan telkinlerle terbiye
edilecek -kendilerine göre- yola getirilecek bir ülke değildir. Biz kendi
işimizi kendimiz görürüz, sorunlarımızı
paylaşırız, gerekirse iç siyasette sert tartışmalarımızı
yaparız ama bizim ülkemiz bağımsız bir ülkedir ve
başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere bütün devletler
bilmelidir ki Türkiye emperyalizme karşı verdiği Kurtuluş
Savaşını bugün de aynı şekilde devam ettirecek
kadrolara ve ruha sahiptir. (AK PARTİ, CHP, MHP ve İYİ
PARTİ sıralarından alkışlar)
Bu duygularla Türkiye Büyük Millet Meclisimizin yeni
yasama yılında verimli bir çalışma ortamı içerisinde
ülkemizin ve yurttaşlarımızın yararına pek çok
konunun, yasaların görüşülüp tartışıldığı
bir yasama yılı olması dileğiyle tüm milletvekillerimizi
saygıyla selamlıyor, hepinize başarılar diliyorum. (AK
PARTİ, CHP, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından
alkışlar)
Gündeme
geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz
vereceğim.
Gündem
dışı ilk söz, Ahilik Haftası münasebetiyle söz isteyen
Mersin Milletvekilimiz Sayın Hacı Özkana aittir.
Buyurun
Sayın Özkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz
beş dakika.
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- Mersin Milletvekili Hacı Özkanın, Ahilik
Kültürü Haftasına ilişkin gündem dışı
konuşması
HACI
ÖZKAN (Mersin) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündem
dışı şahsım adına söz almış
bulunmaktayım. Sizleri ve ekranları başında bulunan
Mersinli hemşehrilerim başta olmak üzere tüm
vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Terör
unsurlarını temizleyerek sınırlarımızı
güvence altına almak, bölgemizin huzur ve istikrarını
sağlamak amacıyla içeride ve sınırlarımızın
dışında mücadele veren güvenlik güçlerimize başarılar
diliyorum. Aziz milletimiz daima ordumuzun yanında ve dualarıyla
desteklemektedir.
Ahilik
Haftamızın ülkemiz, milletimiz, tüm esnaf ve sanatkâr camiamız
için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Şehrimizdeki
esnaf ve sanatkâr kardeşlerim başta olmak üzere Türkiye genelindeki
tüm esnaf ve sanatkâr kardeşlerimize ülkemizin kalkınmasına
yaptıkları eşsiz katkılardan dolayı
şükranlarımı ifade ediyorum. Selçuklu ve Osmanlı
Devletlerinin sosyal ve ekonomik hayatında etkili rol oynayan Ahilik
kültürü, esnaf ve sanatkârlığı meslek ahlakı, olgun
kişilik, doğruluk ve tevazuyla harmanlayan değerleri bünyesinde
taşır. Ahilik teşkilatı esnaf ve sanatkârları ahlaki
ve felsefi prensipleri etrafında birleştirerek Anadoluda
birliğin, beraberliğin ve güçlü kardeşliğin sağlanmasına,
toplumsal düzenin tesis edilmesine öncülük etmiştir.
Ahiliğin
kurucusu Ahi Evran Velinin ticaret ahlakına, dayanışmaya ve
paylaşmaya dayanan ilkeleri, günümüzde de esnaf ve
sanatkârlarımıza yol göstermektedir. Asırlar öncesinden bugüne
uzanan, yeni nesillerin yoluna da ışık tutacak olan Ahilik
geleneği, 2023 hedeflerine güvenli ve istikrarlı adımlarla
yürüyen Türkiye'nin manevi muhafızı ve sağlam yapı
taşlarından biri olmaya devam edecektir.
Esnaf
ve sanatkârlarımız ülkemizin kilit taşı, birlik ve
beraberliğimizin çimentosudur. Bir toplumda birlik ve
dayanışmayı sağlayan en önemli unsur müşterek
değerlerin korunmasıdır. Ondan dolayıdır ki esnaf,
güvenin kapısıdır; esnaf, kardeşliğin
teminatıdır; esnaf, birliğin sigortasıdır; esnaf,
ekonomimizin temel taşıdır; esnaf, toplumumuzun
taşıyıcı omurgasıdır.
Bugün,
bu değerleri gönlünde muhafaza eden aziz milletimiz ülkemizin
sınırlarını aşarak dünyanın neresinde olursa
olsun yoksula, muhtaca, mazluma elini uzatıyorsa, yardım eden ülkeler
arasında ilk sıralarda Türkiye varsa bunu Ahilik kültürümüze
borçluyuz. Tarihlerinden, değerlerinden ve geleneklerinden kopan milletler
rüzgârın önünde savrulan kuru yapraklar gibi sürüklenirler.
Ecdadımızdan aldığımız bu kutsal emaneti daha da
zenginleştirerek sonraki nesillere aktarmak için
çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz.
Her
zaman esnaf ve sanatkârımızın yanında olan, esnaf ve
sanatkârın sorunlarının çözümü için gecesini gündüzüne katarak
çalışan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip
Erdoğana şükranlarımı sunuyorum. Bu vesileyle, Ahilik
geleneğini yaşatan ve yaşatılması için gayret gösteren
esnaf ve sanatkârlarımızın teşkilatları başta
olmak üzere emek veren herkese teşekkür ediyorum. Ahilik
Haftanızı tekrar kutluyor, Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Gündem dışı ikinci söz, yerel yönetimlerde yaşanan
sorunlar hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın
Salihe Aydenize aittir.
Buyurun
Sayın Aydeniz. (HDP sıralarından alkışlar)
Süreniz
beş dakika.
2.- Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydenizin, yerel
yönetimlerde yaşanan sorunlara ve 19 Ağustosta HDPli belediye
eş başkanlarının görevden alınmasının hukuk
katliamı olduğuna ilişkin gündem dışı
konuşması
SALİHE
AYDENİZ (Diyarbakır) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ben, bir gece yarısı darbesiyle, bu ülkenin
demokrasisi için büyük bir hukuk katliamı olarak tarihe geçecek olan 19
Ağustosta eş başkanlarımızın görevden
alınmasından bahsetmek istiyorum.
Kayyum
politikası 2016 yılında bütün bölge genelinde işletildi. Bu
ülkenin iktidarı siyasetle alt edemediği Kürt siyasetini ancak bu
şekilde durdurabileceğini düşündü ve kayyum
politikasını devreye soktu. Kayyumların, içi
boşaltılan kasaların, asimilasyon politikalarının,
cinsiyet eşitsizliğinin en üst seviyeye ulaştığı
bir dönem olduğunu hep beraber gördük. 31 Mart yerel seçimleri öncesi
iktidarın Sandıktan HDP çıkarsa yine kayyum atarız. sözleri
19 Ağustosta gerçekleştirilen darbenin habercisiydi. Diyarbakırda
seçmen, AKPnin adayı olan kayyumu değil, HDP'nin adayını
yüzde 63lük ezici oyla seçerek iktidarın kayyum politikalarını
anlamsızlaştırmış ve reddetmiştir. O yüzden,
şunu kabul edelim: Burada mesele kişiler değil, kişilerin
HDP'den aday olması ve seçilmesidir. Bundan dolayı, 19 Ağustos
tarihinde uygulanan bu karar hukuki değil, siyasidir. Bu siyasi karar
aslında, seçimden hemen sonra YSK eliyle KHKli belediye eş
başkanlarımızın mazbataları verilmeyerek
başlatılmıştı. Seçim bölgem Diyarbakırın
Bağlar ilçesinde HDP yüzde 70,34 oy aldı fakat adayımız
KHKli olduğu gerekçesiyle belediyemiz yüzde 25 oy alan 2nci
sıradaki AKP adayına verildi. Bu durumda 5 belediyemizi daha
gasbettiniz.
Değerli milletvekilleri, eş başkanlarımız
ezici çoğunlukla seçilmiş olmalarına rağmen siyasi bir
kararla görevlerinden uzaklaştırıldılar. Aslında 1
Nisan tarihli valiliklerin kayyum talebi belgesi, daha mazbatalar verilmeden
Tekrar kayyum atarız. söyleminin ilk pratik adımını
belgeliyordu. 1 Nisan belgesi ortadayken 2016dan beri
uyguladığınız kayyumcu politikanızın hiçbir
hukuki açıklaması yoktur. Görevden
uzaklaştırıldıkları günden beri iktidar ve yandaş
medya tarafından hep bir ağızdan Kandile para gönderdikleri
için görevden alındıkları söylendi ama buna rağmen görevden
alınma gerekçeleri bunlar değildi. Görevden alınma gerekçeleri;
eş başkanlığı fiilen uygulamak, KHKyle görevden
uzaklaştırılan, açığa alınanları
sahiplenmek, açığa alınan 45 kişinin işe iade
edilmesi, kayyumlar hakkında çeşitli söylemlerde bulunmak. Eş
başkanlık, kadınların eşit temsiliyetidir. Seçim
boyunca propagandamızı, adaylarımızı eş
başkanlık mekanizması üzerinden tanıttık ve seçime de
öyle gittik. Eş başkanlık, yıllardır mücadelesini
verdiğimiz, cinsiyet eşitliğini sağlamak için emek
harcadığımız önemli kazanımlarımızdan
biridir. Her gün onlarca kadının katledildiği bu ülkede eş
başkanlığı bu şekilde illegalize etmenizi kabul
etmiyoruz. Eş başkanlık sistemi bizim mor çizgimizdir.
Belediye eş başkanlarının açığa
alınan kişileri göreve iade yetkisi vardır, yasal olmayan bir
uygulama söz konusu değildir. Ayrıca, KHKli bir vekil olarak
söylüyorum, KHKliler, bu ülkenin bir vatandaşıdır ve
işlerinden tamamen hukuksuz bir şekilde alınmışlardır.
Her vatandaş gibi seçme ve seçilme hakları vardır. Şimdi,
yeni bir hukuksuzluğa imza atıp KHKlileri savunmak diye bir suç
ortaya atıyorsunuz. Böyle bir suç ne Anayasada ne de toplumun
vicdanında vardır. KHKyle hukuksuzca işinden
uzaklaştırılmış olmak bu ülkenin bir
ayıbıdır.
Kayyum olan vali, kendisi kayyum
olarak atanmadan bir gün önce Diyarbakırda bir aylık eylem ve
etkinliği yasakladı. Yine, siyasi bir operasyonla yüzlerce kişi
gözaltına alınarak tepkilerin oluşmasını engellemek
istediler çünkü kendisini seçmeyen Diyarbakır halkından tepki
toplayacağını çok iyi biliyordu.
Bakın,
Diyarbakır kayyumu meşru olmadığını çok iyi
bildiği için sivil toplum örgütlerini tek tek arayarak
Çikolatanızı ve çiçeğinizi alıp gelin, beni tebrik edin.
diye baskı yapmakta. Yani ısmarlamayla kendini
meşrulaştıracağını düşünüyor ama nafile.
Haksız hukuksuz algılar oluşturarak
atadığınız kayyumlarınızın ne
halkımız nezdinde ne de demokraside ısrar edenler nezdinde
hiçbir meşruiyeti yoktur, olmayacak da.
Değerli
milletvekilleri, eş başkanlığımızın
kayyumlarla ilgili yolsuzlukları ve hukuksuzlukları deşifre
etmeleri de kayyum atanma gerekçesi olarak sayılmıştır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayalım, devam edelim.
SALİHE
AYDENİZ (Devamla) Yine, önceki dönem Diyarbakır Kayapınar
Belediyesine 3 kere kayyum atanmak zorunda kalındı çünkü
müfettişlerin yaptığı denetlemelerde yolsuzluk, ihaleye
fesat karıştırma ve ranta dair sebepler ayyuka
çıkmıştı. Yolsuzlukta mızrak çuvala sığmadığından
kayyumun kayyumuna kayyum atanmıştır. Partimizden seçilen hiçbir
belediye eş başkanımız, müfettişlerin
yaptığı incelemelere rağmen bu tarz yüz
kızartıcı suçlarla hiçbir zaman gündeme gelmediler.
Yine,
Diyarbakır Kulp ilçesinde 12 Eylül tarihinde meydana gelen patlama bahane
edilerek belediye eş başkanlarımız hiçbir delil
gösterilmeden sorumlu tutulmuş ve tutuklanmış, onlara da kayyum
atanmıştır. Yani algı operasyonu Kulp halkının
iradesine kayyum atanarak devam etmektedir.
Değerli
milletvekilleri, söylenecek çok söz, anlatılacak çok fazla yolsuzluk,
hukuksuzluk, uygulama var ama artık önemli olan, meselenin demokratik
yollarla çözümüdür.
AKP
Genel Başkanı geçtiğimiz günlerde Birleşmiş
Milletlerde yaptığı konuşmada Herkes için özgürlük, herkes
için barış, herkes için refah, herkes için adalet, herkes için huzurlu
ve güvenli bir gelecek. demişti.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SALİHE
AYDENİZ (Devamla) Bitiriyorum Başkan.
BAŞKAN
Tamamlayalım Sayın Aydeniz.
SALİHE
AYDENİZ (Devamla) İktidarınızı bu söylemlerde samimi
olmaya davet ediyoruz. Bu sözlerin söylemde kalmamasını, öncelikle
kendi ülkesi için uygulamasını bekliyoruz.
Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Sayın Turan, yerinizden bir söz talebiniz var.
Buyurun.
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın,
Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydenizin yaptığı gündem
dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin
açıklaması
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında,
bugün 2 tane önemli tezkere olduğundan dolayı tüm milletin ortak
ruhunun burada attığı kanaatindeyim; o yüzden, çok polemik
taraftarı değilim ancak konuşmacının ısrarla iki
Eş Başkanın siyasi kanaatlerle cezaevinde olduğu
iddiasını doğru bulmadığımızı ifade
etmek istiyorum. İki Eş Başkanın mahkeme kararlarına
baktığımızda, Aponun heykelini dikmek gibi,
Sırtımızı PKKya dayadık. gibi birtakım afaki
söylemleriyle, terör söylemleriyle beraber, hukuki süreçle beraber karar
verildiğini ifade etmek isterim.
Onun
dışında, dün, biliyorsunuz, 6-7 Ekim terör
ayaklanmasının yıl dönümüydü. Bununla ilgili, 50ye yakın
vatandaşımızın öldüğünü, simgesel anlamı olan
Yasin Börünün kurban eti dağıtırken öldürüldüğünü tüm
kamuoyu biliyor. Buna ilişkin kamuoyuna Gelin, sokağa
çıkın. çağrısı yapanların bugün yargı
sürecinde baş başa kaldığı sonuçlarla ilgili
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayın Sayın Turan.
Buyurun.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Bugün, yargı sürecinin verdiği kararlarla ilgili
ısrarla siyasi karar demeyi milletin takdirine bırakıyorum
Sayın Başkan.
BAŞKAN
Peki.
Sayın
Oluç, sizin de herhâlde yerinizden bir söz talebiniz var. Buyurun, alalım,
daha sonra gündem dışı konuşmalara devam edeceğiz.
2.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluçun,
Diyarbakır ili Kulp ilçesi Belediye Eş Başkanlarının
tutuklandığına ilişkin açıklaması
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bir
düzeltme yapmak için söz aldım. Diğer konuları, 6-8 Ekimi ve
Eş Genel Başkanların durumunu sonra konuşacağız
fakat vekilimiz Kulp Belediye Eş Başkanlarından söz etti yani
partimizin Eş Genel Başkanları değil, şu anda
tutuklanmış olan Kulp Belediye Eş Başkanlarıdır
söz konusu olan. Hani bir yanlış anlama var, onun için düzeltmek
istedim.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları (Devam)
3.- Antalya Milletvekili Aydın Özerin, Antalya ilinde
yaz seracılığında yaşanan sorunlara ilişkin
gündem dışı konuşması
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, şimdi gündem dışı üçüncü
söz, Antalyadaki yaz seracılığının sorunları
hakkında söz isteyen Antalya Milletvekilimiz Sayın Aydın Özere
aittir.
Buyurun
Sayın Özer. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz
beş dakikadır.
AYDIN
ÖZER (Antalya) Teşekkürler Sayın Başkan.
Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Binlerce
emek vererek ürün yetiştiren tüm çiftçilerimizi buradan saygıyla
selamlıyorum.
3
Temmuz günü bu kürsüden bir konuşma yaptım, dedim ki: İkinci
mahsul domatesçiler yangında Akdenizde. Arkasından gelecek olan
tehlikeyi de söyledim, dedim ki: Yaz seracılığı da
aynı tehlikeye girecek çünkü yaz seracılığının en
büyük pazarı Irak ve Suudi Arabistandı. Sağ olsun, iktidar
partimiz bu konuda en ufak bir hareket etmedi, barışçıl olmayan
Orta Doğu politikaları yüzünden yüz binlerce yaz seracımız
şu anda batmış durumda, özellikle domates üreticilerimiz. 2 lira
maliyeti olan domatesi ortalama 70 kuruşa satmak zorunda kaldılar,
bugün artık hiçbirisi borçlarını ödeyemeyecek durumda. Biz
isterdik ki bu uyarımızı yaptığımızda
Sayın Ticaret Bakanımız, Sayın Tarım
Bakanımız bu konuda hiç olmazsa Irak ve Suudi Arabistanla bir
anlaşma imzalasın ve hiç olmazsa üreticilerimiz sebzesini satsın
ama ne yazık ki yapamadılar.
Keza,
aynı şekilde, Türkiyede yumurta üreticileri de en büyük
pazarları Irakı kaybettiler. Irak yumurta almadığı
için bugün yumurta üreticilerimizin de hepsi zorda.
Şimdi,
yaz seracılığından sonra ve bu üreticilerimizin zora
girmesinden dolayı yapmamız gereken bir şey var. Geçen yıl
işletme kredisi faiz oranları ve tesis kredisi faiz oranları,
üretici kredisi faiz oranları yüzde 4ten yüzde 8e yükseltildi.
Şimdi, araç kredisi ve konut kredisi faiz oranlarını yüzde
11lere, yüzde 12lere çeken bir iktidar ve Hükûmet, artık, üretici
kredisi faiz oranlarını da yüzde 4lere indirmek zorundadır.
Bunu şiddetle istiyoruz çünkü önümüzdeki dönem çok kötü. Burada çekilen
krediler varsa onların da yapılandırılmasını
istiyoruz yani yüzde 8le çekilen krediler varsa onların da
yapılandırılmasını istiyoruz.
Tarım
Bakanlığı Yeni bir puanlama sistemi getiriyorum. diyor. Yani
bu puanlama sistemiyle mazot, gübre desteği tamamen
kaldırılacak, çiftçinin canını yakan, üretim
yapmasının önündeki en büyük engel olan yüksek girdi maliyetleri daha
da artacak; daha doğrusu, havza planlaması bitecek. Uzun süredir
söylediğimiz, Türkiyede tarımın büyümesi için,
tarımın dengeli bir üretime geçmesi için havza planlaması yapın
dediğimiz bütün kulakları tıkayan bir sistem, bu yeni puanlama
sistemi şimdi havza planlamasını da bitiriyor.
Yaz
seracılığını yokluğa mahkûm ettiğiniz gibi,
kırmızı et üreticilerini de mahkûm ettiniz.
Kırmızı ette tam bir skandal yaşanıyor arkadaşlar.
Türkiye bir yandan canlı hayvan ithal ediyor, diğer yandan devletin
kurumu olan Et ve Süt Kurumu depolarında 50 bin ton dondurulmuş et
bekliyor. 5 Ağustos günü -bu 50 bin tonun- 38 bin tonken depolardaki et,
ihaleye çıkarıyorlar ihracat şartıyla bir Allahın
kulu gelip bu ihaleye katılmıyor. Bu arada, 8 bin tona da yakın
et daha ithal ediyoruz, dondurulmuş et ithal ediyoruz ve şimdi
yarın itibarıyla ihracat şartıyla ihaleye
çıkarılacak. Eğer yarın da bu etlere sahip
çıkılmazsa, birisi gelip bu Kurumun etlerinin ihracat işini
almazsa bunlar da çöpe gidecek, bunlar da herhâlde kamu zararı olarak
bütün Türkiye'nin, milletimizin sırtına yüklenecek. Asıl merak
ettiğim taraf şu: 38 lira, 40 lira olan eti 5 Ağustosta çıkardığınız
ihalelerde satamamışken şimdi 9 Ekimde çıkılacak
ihaleye kadar 8 bin ton et daha ithal ediyorsunuz. Bunun nasıl bir
mantığı var, hangi akıldır, hangi sistemdir, merak
ediyorum. Besiciler bize şunu söylüyorlar arkadaşlar: Biz bir dana
alıyoruz, sekiz ile on ay bakıyoruz. Sekiz, on ay içerisinde
aylık 400 lira yem masrafımız var. Dana on ay sonra besi
kısmını bitiriyor yani kilo alma dönemini bitiriyor. Sadece
Konyada 5 bin büyükbaş hayvan kesim bekliyor. 50 bin ton, Kurumun
soğuk hava deposunda var, 5 bin hayvan kesim bekliyor. Haftalık 200
hayvan kesiyor kombina, kota koymuş. Nasıl bir mantık, anlamak
mümkün değil. Şimdi Benim hayvanımı kesin. diyor.
Aynı
zamanda size bir şey daha anlatacağım şimdi burada.
Besicinin elinden bir tane dilekçe alıyorlar. Dilekçede ne yazıyor
biliyor musunuz? Ben kombina olarak hayvanları keserim ama sana ne zaman
parayı bulursam o zaman öderim.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Özer, tamamlayalım.
AYDIN
ÖZER (Devamla) Yani Türkiye şu anda etçilik konusunda tam bir girift
içerisinde, tam bir fiyasko içerisinde duruyor. Kombinasında etini kesen
üretici, temmuzdan beri parasını alamıyor. Şu anda çiftçi
olduğu gibi batakta. Bakın, üreticiler bir şey söylüyor bana,
diyorlar ki: Danaları keselim gitsin, paramız da kalsın, biz bundan
sonra hayvan alıp beslemeyeceğiz.
Hepinizi
saygıyla sevgiyle selamlıyorum arkadaşlar. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Özer.
Değerli
milletvekilleri, şimdi sisteme giren değerli milletvekillerimize
yerlerinden birer dakikayla söz vereceğim, bu sözlerin ardından da
Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini
karşılayacağım.
İlk
söz, Sayın Durmuşoğlu...
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
3.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlunun,
Ahilik Kültürü Haftasına ve şehit edilen Yasin Börüyü rahmetle yâd
ettiğine ilişkin açıklaması
MÜCAHİT
DURMUŞOĞLU (Osmaniye) Teşekkürler Sayın Başkan.
Anadoluda
kök salarak varlığını yüzyıllar boyunca devam ettiren
ekonomik, dinî, ahlaki ve kültürel hayatını tanzim eden Ahilik
kurumu, dürüstlüğün, sevginin, dostluğun,
yardımlaşmanın, hoşgörünün, bilginin ve
dayanışmanın sanatla birleşimidir. Yaklaşık bin
yıldır var olan Ahilik, bugünün şartlarında dahi birçok
ülkede sağlanamamış adaletli, verimli ve son derece güzel bir
sistemi toplumumuza kazandırmış bir kültürdür.
AK
PARTİ hükûmetleri olarak, esnaf ve sanatkârlarımızın her
zaman yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Türk kültürünün
dünyaya armağan ettiği bu güçlü mirasın gelecekte de
korunmasını temenni ediyor, ekonominin belkemiği olan esnaf ve
sanatkârlarımızın Ahilik Kültürü Haftasını
kutluyorum.
Ayrıca,
6-8 Ekim olaylarında 16 yaşında kurban eti
dağıtırken PKK yandaşları tarafından şehit
edilen Yasin Börüyü de rahmetle yâd ediyorum, Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN
Sayın Bülbül...
4.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbülün, Aydın
ilinde ölümle sonuçlanan intihar sayısındaki artışın
nedenleri hakkında çalışma yapılıp
yapılmadığını öğrenmek istediğine
ilişkin açıklaması
SÜLEYMAN
BÜLBÜL (Aydın) Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla
selamlarım.
Aydın
ilinde son bir haftada basına yansıdığı kadarıyla
3 intihar ve 1 intihara teşebbüs vakası olmuştur. Aydında
ölümle sonuçlanan intihar sayısı bir önceki yıla göre yüzde 21,7
artarak 73 olmuştur. TÜİK verilerine göre, Türkiye genelinde
Aydın, intihar olaylarında 6ncı il konumundadır.
Sayılarla ifade edilen bu konunun insan canı olduğu
unutulmamalı ve bir kişinin dahi intihara teşebbüs etmesi son
derece önemli olmalıdır.
Buradan
ilgili bakanlıklara ve Hükûmet yöneticilerine sormak istiyorum:
İnsanları çaresizliğe iten tüm psikososyal, ekonomik ve
toplumsal davranışların neler olduğu tespit edilmekte
midir? Aydında intihar vakaları nedenleri hakkında
çalışmalar yapılmakta mıdır?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Sayın Önal
5.- Kırıkkale Milletvekili Ahmet Önalın,
yaşanan doğal afetler sebebiyle Kırıkkale ili Sulakyurt,
Delice ve Keskin ilçeleri ile Çerikli beldesi çiftçilerinin zor durumda
olması nedeniyle Kırıkkale ilinin doğal afet bölgesi ilan edilmesi
gerektiğine ilişkin açıklaması
AHMET
ÖNAL (Kırıkkale) Teşekkürler Sayın Başkan.
15
binin üzerinde kayıtlı işsizin bulunduğu, 30 binin üzerinde
icralık vatandaşımızın bulunduğu
Kırıkkalede toplam nüfusun beşte 1i icralık durumda. Bir
zamanlar TÜPRAŞ Kırıkkale Rafinerisi ve tam kapasiteli çalışan
Makina ve Kimya Kurumu gibi dev sanayi tesisleriyle Anadolunun göz bebeği
olan Kırıkkale şimdilerde tam bir tarım ve
hayvancılık kenti. Bu duruma rağmen çiftçilerimize geçen
yıldan kalan sertifikalı tohum destek paraları hâlen
ödenmemiş, gübre, mazot ve diğer tarımsal girdi
fiyatlarındaki artış sebebiyle çiftçilerimiz perişan
olmuştur. Bunun yanında, Sulakyurt, Delice ve Keskin ilçelerimiz ile
Çerikli beldemizde yaşanan doğal afetler ve olumsuz iklim
koşulları sebebiyle çiftçilerimiz Ziraat Bankasına olan
borçlarını ödeyememiştir. Bu sebeple Kırıkkalemiz bir
an önce doğal afet bölgesi ilan edilmeli ve çiftçilerimizin banka
borçları ertelenmelidir.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Sayın Taşkın
6.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkının,
ihracattaki yükselişin devam ettiğine ilişkin
açıklaması
ALİ
CUMHUR TAŞKIN (Mersin) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
İhracatta
yükseliş sürüyor. Eylül ayı ihracat rakamları geçen hafta seçim
bölgem Mersinde açıklandı ve cumhuriyet tarihinin en yüksek eylül
ayı rakamı olarak kayıtlara geçti. Eylül ayı ihracatı
geçen seneki güçlü performansının da üzerine çıkarak 15 milyar
220 milyon dolar oldu. Yılın ilk dokuz ayında ihracat yüzde 2,56
artışla 132,5 milyar dolara, son on iki aylık ihracat da 180,2
milyar dolara ulaştı. Eylül ayında ithalat ise 16 milyar 961
milyon dolar olarak gerçekleşti. Geçen sene dokuz ayda 52,5 milyar dolar
olan dış ticaret açığımız, bu yıl yüzde 68,8
gibi ciddi bir düşüşle 16,4 milyar dolara geriledi.
Ticaret
savaşları ve ekonomi politik çatışmaların negatif
etkisine rağmen ihracatta yükselişimiz devam etmektedir diyor, Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN
Sayın Şeker
7.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şekerin, 26 Eylülde
İstanbul ilinde yaşanan depremin depreme ne kadar
hazırlıklı olduğumuz sorusunu sormamız
gerektiğini hatırlattığına ilişkin
açıklaması
İLYAS
ŞEKER (Kocaeli) Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Gerek
jeopolitik gerekse jeolojik olarak hareketli bir coğrafyada
yaşıyoruz. Yaşadığımız paha biçilmez bu
coğrafyanın bedelini de ağır bir şekilde ödüyoruz.
Ülkemiz jeolojik açıdan da hareketli bir bölge. Anadoluya ayak
bastığımız günden bugüne kadar ülkemizde can
yakıcı depremler oldu, olmaya devam ediyor. 26 Eylülde
İstanbulda yaşadığımız deprem bizleri korkuttu,
1999 depremini hafızalarımızda canlandırdı; bireysel
olarak da depreme ne kadar hazırlıklı olduğumuz sorusunu
kendimize sormamızı hatırlattı. Depremde can
kaybının en aza indirilmesinde arama kurtarma ve ilk
yardımın çok önemli olduğunu bildiğimiz hâlde, bireysel
olarak bu yardımları yapmaya hazırlıklı
olmadığımızı düşünüyorum. Teşvik edici
olması için -Meclis Başkanlığımızdan-
milletvekillerine de arama kurtarma ve ilk yardım kursları
düzenlenmeli diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN
Sayın Gürer
8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürerin,
esnafın, çiftçinin, işçinin, emeklinin, engellinin, memurun,
öğrencinin ve sanayicinin sorunlarına çözüm üretilmesi
gerektiğine ilişkin açıklaması
ÖMER
FETHİ GÜRER (Niğde) Teşekkürler Sayın Başkan.
İşsizliğin
yanı sıra her gün gelen zamlarla vatandaş Yandım anam!
demektedir; elektrik zamları lambayı değil, vatandaşı
yakmaktadır. Esnaf, çiftçi, işçi, emekli, engelli, memur hatta
sanayicilerin artan sorunlarına iktidar çözüm üretememektedir. Emeklilikte
yaşa takılanların haklı talepleri bir an önce yasayla
düzenlenmelidir, 4447 sayılı Kanunla alınan hakları geri
verilmelidir; prim ve günü dolduran emekli olmalıdır. Taşeronda
kalanların bir an önce kadro hakları sağlanmalıdır.
Çırak ve stajyerlerin işe başlamaları
yaşlılık sigortası başlangıcı
sayılmalıdır. Kadınların, Sosyal Güvenlik Kurumu
öncesi süreç, doğum, borçlanma talepleri
karşılanmalıdır. Üniversiteli işçilerin statü
değişikliği yapılmalıdır. Geçici mevsimlik
işçilere kadro verilmelidir. Eğitim, Sağlık ve Tarım
Bakanlıklarında atama beklentileri
karşılanmalıdır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖMER
FETHİ GÜRER (Niğde) Engellilerin talepleri çözüme erdirilmeli,
atamaları yapılmalıdır. Öğrenci affı
çıkarılmalıdır.
Teşekkür
ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Sayın Yalım
9.- Uşak Milletvekili Özkan Yalımın,
haşhaş üreticilerinin mağduriyetinin giderilmesi
gerektiğine ilişkin açıklaması
ÖZKAN
YALIM (Uşak) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Tarım ve Orman Bakanına, Sayın Pakdemirliye yazılı
olarak bildirdim; bir de çiftçilerimizin önemli bir sorunu var, bunu sözlü
olarak da bildirmek istiyorum. Çiftçilerimizin çok önemli bir problemi,
haşhaş üreticileri yıllardır taahhütnameli haşhaş
ekimi yapmakta olup ülke ekonomisine katkıda bulunmakta ve istihdam
sağlamaktadır ancak bu yıl uygulanan, uygulamaya konulan ÇKS
uygulamasından dolayı ekim yapamamaktadırlar. Üreticiler
arazilerinin, miras hukuku uygulaması nedeniyle çok vârisli olduğunu
söylemektedirler. Bu engelin kaldırılarak hisseli tarlalarda da yine
taahhütnameyle ekim hakkının verilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Bu konu çok acilen çözüme kavuşturulmalı. Biliyorsunuz, şu anda
ekim ayındayız, arazilerin ekiminin yapılabilmesi adına,
çiftçilerin ekim yapabilmesi adına acilen Sayın Tarım Bakanını
göreve davet ediyorum.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Sayın Kayışoğlu
10.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca
Kayışoğlunun, Bursa-Ankara Yüksek Hızlı Tren
Projesinin ne zaman bitirileceğini öğrenmek istediğine
ilişkin açıklaması
NURHAYAT
ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
23
Aralık 2012de Bursa-Ankara Yüksek Hızlı Tren Projesinin temeli
atıldığında 2016da bitirileceği
açıklanmıştı ancak bu olmadı. Bu konuyu defalarca
gündeme getirdik, hatta, biz gündeme getirince Bursadan seçilmiş dönemin
iktidar milletvekili hem kendisi hem vali kanalıyla projenin 2020de
biteceğini seçim müjdesi olarak veriyordu. Şimdi bir kez daha
soruyorum: Bu proje ne zaman bitecek? 2020ye az bir süre kaldı,
Bursa-Ankara Yüksek Hızlı Tren Projesinin Yenişehir etabı
daha bitmiş değil, ikinci etabını oluşturan
Bilecik-Osmaneli etabının 2018deki ihalesinin de iptal edildiği
bilgisi var. Bursalıları kandırmaya kimsenin hakkı yok. Bu
projeyi ya bitirin ya da Bursalılara hesap verin.
BAŞKAN
Sayın Akın
11.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akının,
Hükûmetin emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili açıklama
yapması gerektiğine ilişkin açıklaması
AHMET
AKIN (Balıkesir) Sayın Başkan, teşekkür ederim.
İktidar,
sayıları milyonları bulan emeklilikte yaşa
takılanlarla âdeta alay ediyor. Bugün gazetelerde yer alan habere göre,
Hazine ve Maliye Bakanı damat Berat Albayrakın AK PARTİ
kampında EYT gündemimizde yok, böyle bir çalışma da yok.
dediğini öğrenmiş oluyoruz. Bu ne perhiz, bu ne lahana
turşusu! Bundan bir ay önce Cumhurbaşkanı Sayın
Erdoğan, Sosyal Politikalar Kurulu üyesi Profesör Doktor Vedat Bilgini
EYT sorunuyla ilgili olarak görevlendirmişti ve Bu sorunu çözün.
talimatını vermişti. Kim doğru söylüyor? İçeride ne
oyunlar dönüyor? Hükûmetin en yetkili ağzı çıkıp
açıklama yapsın. EYTlilerin beklentileriyle oynamak vicdanlara
sığmaz, yazıktır günahtır.
BAŞKAN
Sayın Ceylan
12.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylanın, cumhuriyet
tarihinin işsizlik rekoru kırıldığına ve
gıda enflasyonunda dünya 5incisi olunduğuna ilişkin
açıklaması
ÖZGÜR
CEYLAN (Çanakkale) Sayın Başkan, Sayın Albayrak Mart
şubattan, nisan da marttan daha iyi olacak. diyeli yedi ay oldu.
Sayın Bakan, ekonomi eleştirisi yapanlar için iş bilen
kılıklı manipülatif söylemler söyleyene, söylenene
bakacağız diyordu. Daha sözleri kulaklarda çınlarken nisan
ayında 14,9la cumhuriyet tarihinin işsizlik rekorunu
kırmayı başardı. Hakkını yemeyelim, gıda
enflasyonunda da Venezuela, İran, Arjantin ve Güney Sudanın
ardından dünya 5incisi olduk. 2018 yılının Ağustos
ayından bu yana doğal gaza ve elektriğe beşer kez zam
yaptınız. 1 Ağustos 2018de elektrik için 100 TL ödeyen
vatandaş şimdi 154 TL ödemek zorunda. A, B, C ve D planlarının
olduğunu söyleyen damada Kral çıplak. demeyecek misiniz?
Beyler,
Titanic batıyor. Siz, gemi batarken çalmaya devam eden müzisyenler
gibisiniz.
BAŞKAN
Sayın Kenanoğlu
13.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlunun, Soma
maden işçilerinin mağduriyetinin giderilmesi ve Somalı
madencilerin haklarını aramak için Ankaraya
başlattıkları yürüyüşün engellenmemesi gerektiğine
ilişkin açıklaması
ALİ
KENANOĞLU (İstanbul) Sayın Başkan, Soma maden
faciası ve işçi katliamından sonra Soma Holding ve Uyar
Madencilik işten çıkardığı 3.500 işçinin
tazminatını ve emeklilik hakkını ödememiş,
gasbetmiştir ve bu gasp beş yıldır sürmektedir. 5 Ekimden
bu tarafa da birçok eylem yaptıktan sonra bir kısım işçi
haklarını aramak için Ankaraya yürüyüş başlatmışlardır.
Devlet, Hükûmet bu işçilerin emeğinin gasbedilmesini engellemesi gerekirken
buna engel olması gerekirken işçilerin yürüyüşünü
engellemektedir. Soma maden işçileri haklıdır ve hakları
teslim edilmelidir.
Saygılar
sunuyorum.
BAŞKAN
Sayın Aycan
14.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycanın,
grip aşısının temininde sıkıntı
yaşandığına ve grip hastalığına
karşı genel korunma önlemlerine uyulması gerektiğine
ilişkin açıklaması
SEFER
AYCAN (Kahramanmaraş) Sayın Başkan, grip mevsimi başlamak
üzeredir. Grip, viral bir hastalıktır. Sık görülen, salgın
yapabilen, hatta tüm dünyayı etkisi altına alabilen grip, her
yıl çok sayıda kişinin ölümüne neden olabilmektedir.
Grip
hastalığının etkene yönelik kesin tedavisi yoktur, en
doğrusu korunmaktır. Genel korunma önlemleri yanında, özel
korunma açısından grip aşısı önerilen bir yöntemdir.
Yüzde 100 korumamasına rağmen, grip aşısı, özellikle
yaşlılara, kronik hastalığı olanlara, akciğer
hastalığı olanlara, vücut direnci düşük olanlara yani risk
gruplarına önerilmektedir. Özellikle risk gruplarının bu ay
içerisinde grip aşısı olması önerilir fakat ülkemizde grip
aşısı sıkıntısı yaşanmaktadır.
Aşı ihtiyacı geç kalmadan karşılanmalıdır.
Ayrıca, genel korunma önlemlerine de uyulmalıdır.
Gripsiz,
sağlıklı günler dilerim.
BAŞKAN
Sayın Öçal
15.- Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçalın, 6-7
Ekim olaylarını lanetlediğine ilişkin açıklaması
HABİBE
ÖÇAL (Kahramanmaraş) Teşekkürler Sayın Başkan.
Demirtaşın
başkanlığında toplanan HDPnin çağrısı
üzerine başlayan 6-7 Ekim olaylarının üzerinden tam beş
yıl geçmiştir. 52 vatandaşımızın ve 2 polisimizin
şehit edildiği olaylarda 139 polisimiz ile 221
vatandaşımız yaralanmıştır. Diyarbakırda
kurban eti dağıtırken teröristlerin saldırısına
uğrayan Yasin, kafası taşla ezilerek ve cansız bedeni
ateşe verilerek şehit edilmiştir. Bu vahşeti
gerçekleştirenleri ve toplumsal birliğimizi hedef alanları ve
6-7 Ekim olaylarını şiddetle lanetliyorum.
Başka
çocuklar ölmesin diye kendi evlatlarını kaybettikleri HDP
kapısı önünde arayışta olan annelere de buradan
selamlarımı iletiyorum.
Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN
Sayın Özkan
16.- Mersin Milletvekili Hacı Özkanın, 2023
hedeflerine doğru kararlılıkla yürümeye devam edeceklerine ve
27nci Dönem Üçüncü Yasama Yılının örnek iş birliğinin
sergileneceği yıl olmasını ümit ettiğine ilişkin
açıklaması
HACI
ÖZKAN (Mersin) Teşekkürler Sayın Başkan.
Türkiyenin
en büyük gücü milletiyle ve onu temsil eden kurumlarıyla sergilediği
birliktir, beraberliktir, dayanışmadır. Bu öyle bir güçtür ki ne
parayla ne teknolojiyle ne de diğer imkânlarla kıyas kabul eder. İşte
bunun için her fırsatta bir olacağız, iri olacağız,
diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye
olacağız diyoruz. Yeter ki siyasi konulardaki rekabetimizi ve
farklılıklarımızı ülkemize ve milletimize
karşı olan sorumluluklarımızın önüne geçirmeyelim.
Türkiyeye inanan, istiklalimize ve istikbalimize güvenen milletimizle
aynı istikamette olan herkesle birlikte 2023 hedeflerimize doğru
kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Meclis çatısı
altında bu yönde örnek bir iş birliği sergileyeceğimiz bir dönem
olmasını ümit ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN
Sayın Filiz
17.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filizin,
Gaziantep ilinde yaşanan sorunlara, devletimizi tehdit edenlere
karşı tek yumruk olunduğuna ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin
yürüttüğü askerî operasyonları desteklediklerine ilişkin
açıklaması
İMAM
HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Seçim
bölgem Gaziantepte yapmış olduğum ziyaretlerde
esnaflarımızın, köylülerimizin yaşamış
oldukları ekonomik sıkıntıları ve sorunları bugün
burada dile getirmek istiyordum ancak ABD Başkanı Trumpın,
Türkiyenin, Suriyenin kuzeyinde sınırları aşan bir şey
yapması hâlinde Türkiye ekonomisini tamamen yok edip ortadan
kaldıracağı tehdidinde bulunması nedeniyle
eleştirilerimizi erteleyerek devletimizi tehdit edenlere karşı
tek yumruk olduğumuzu, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin Suriyede
yürütmüş olduğu askerî operasyonları ve Fıratın
doğusunda Barış Pınarı Harekâtını
desteklediğimizi belirtiyoruz. Ünlü İtalyan şairi Tassonun
Beyler, Türk, dost yanında ve silahsız düşman karşısında
insanı okşayan tatlı bir seher yelidir, berrak bir göldür. Gönül
açan, huzur veren bu yeli yıldırırsan amansız bir
kasırgaya, korkunç bir denize ve insafsız bir
yıldırıma dönüşür. sözlerini hatırlatıyor, Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN
Sayın Tanal
.
18.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanalın, AKP
iktidarda kaldığı müddetçe milletin mağduriyetinin devam
edeceğine ilişkin açıklaması
MAHMUT
TANAL (İstanbul) Teşekkür ederim.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Her
gün zam yağmuruyla uyanıyoruz. Köprüye, otoyola, çaya, süte, oto
gaza, cep telefonuna, sigaraya, elektriğe, şekere, en son posta
ücretlerine yüzde 20 zam geldi. Her gün bir ürüne zam geliyor,
vatandaşın iflahı kesildi, kaşıkla verilen maaş
zammı kepçeyle geri alınıyor. Zamların ardı
arkası kesilmiyor, iktidar ülkeyi yönetemediği için yurttaşa
saldırıyor. AKP iktidarda kaldığı müddetçe
milletimizin mağduriyeti devam edecek. Mağduriyetin bitmesi için çare
Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarıdır. Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında
milletimiz mağdur olmayacak, mevcut olan bu mağduriyetler minimum
seviyeye inecek, ülkemizde hukuk devleti egemen olacak, huzur olacak,
barış olacak, refah olacak, umut olacak, milletimizin yüzü gülecek.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Sayın Tutdere
19.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutderenin, 7
Ekimde Adıyaman ili Kâhta ilçesi Mülkköy köyünde metan gazından
zehirlenen köylülere geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve
sorunun çözümü için yetkilileri göreve davet ettiğine, üniversite
öğrencilerinin yurt sorununun çözülmesi gerektiğine ilişkin
açıklaması
ABDURRAHMAN
TUTDERE (Adıyaman) Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
7
Ekim 2019 tarihinde Kâhta ilçemizin Mülk köyünde köylülerimiz metan
gazından etkilenerek zehirlendiler. Buradan tüm köylülerimize, Mülk
köylülerine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, tüm yetkilileri de bu
sorunun çözümü için göreve davet ediyorum.
Sayın
Başkan, ayrıca geçtiğimiz günlerde ülkemizin her tarafında
üniversiteler açıldı. Bu yıl da üniversite öğrencileri
barınma ve yurt sorunuyla karşı karşıya kaldılar.
On yedi yıldır Türkiyeyi yöneten AK PARTİ iktidarı bugüne
kadar Türkiyede yurt sorununu çözemedi. Türkiyede yaklaşık 8 milyon
öğrencinin 700 bini devlet yurtlarında kalabiliyor, geriye kalan
öğrencilerimizin bir kısmı ise kendi imkânlarıyla
barınma sorununu çözüyor, bir kısmıysa cemaat yurtlarında
kalmak zorunda kalmaktadır. Türkiyede FETÖ tipi terör örgütlerinin
geçmişte bu ülkeye yaşattığı gerçeklik de ortadayken
Türkiyede üniversite öğrencilerinin yurt sorununun bir an evvel çözülmesi
gerekmektedir. Hükûmeti ve Cumhurbaşkanlığını
üniversite öğrencilerinin barınma sorununu ve yurt sorununu çözmeye
davet ediyorum.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
- Sayın Karasu
20.- Sivas Milletvekili Ulaş Karasunun, çiftçilerin
mağduriyetine, 2019 Mart ayında ödenmesi gereken 2018
sertifikalı tohum desteklemelerinin ne zaman ödeneceğini Tarım
ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin
açıklaması
ULAŞ
KARASU (Sivas) Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Tarımsal
üretimde bulunan çiftçilerimiz zor durumdadır. Dünyanın en
pahalı mazotunu kullanan çiftçilerimiz tarım kredi kooperatiflerinin
uyguladığı yüksek faizlerle borcunu ödeyemeyecek noktaya
gelmiştir. Tüm bu olumsuz tabloya bir de zamanında ödenmeyen
desteklemeler eklenmektedir. Buğday üreticilerimizin 2018
yılında tarlasına ektiği sertifikalı tohum
desteklemeleri hâlâ ödenmemiştir. Çiftçimiz, ektiği
buğdayın hasadını yapmış,
buğdayını satmış ve yenisini ekmeye
başlamıştır.
Bu
bağlamda, Tarım ve Orman Bakanına sormak istiyorum: En geç 2019
Mart ayında ödenmesi gereken çiftçilerimizin 2018 sertifikalı tohum
desteklemeleri ne zaman ödenecektir?
Teşekkür
ediyorum Başkanım.
BAŞKAN
Sayın Aydın
21.- Bursa Milletvekili Erkan Aydının, ABDyle
yapılan uçak anlaşmasının iptal edilip edilmeyeceğini,
İncirlik Üssünün kapatılıp kapatılmayacağını,
Atatürk Orman Çiftliğinde ABD Büyükelçiliğine verilen arazinin geri
alınıp alınmayacağını, ihalesi yapılan
otoyol ve köprü ücretlerinde dövizden TLye geçişin yapılıp
yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin
açıklaması
ERKAN
AYDIN (Bursa) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Dün
akşam ABD Başkanı Trumpın attığı tweetler
bütün halkımızı derinden yaralamış ve üzmüştür.
Hiçbir ülke başkanı Türkiye Cumhuriyeti devletini bu şekilde
tehdit edemez. Buna şiddetle karşı çıkıyoruz. Ancak bu
tavra karşı iktidar cephesinden hâlâ bir cevap gelmiş
değil. Şimdi bekliyoruz, Amerikayla yapılan 11 milyar
dolarlık uçak anlaşmasını iptal edecekler mi? İncirlik
Üssünü kapatacaklar mı? Atatürk Orman Çiftliğinde ABD
Büyükelçiliği için verilen araziyi geri alacaklar mı? İhalesini
yaptıkları otoyol, köprü -dolarla ödenen- bunları TLye
çevirecekler mi? Hepsinin bir bir takipçisi olacağız. Her zaman dile
getirip beğenmedikleri dönemin Başbakanı Ecevitin, 25 Temmuz
1975te ABDye nota vererek ABD savunma anlaşmasını yürürlükten
kaldırdığı, ikinci Genel Başkanımız
İnönünün de Yeni bir dünya düzeni kurulur, Türkiye de yerini alır.
dediği dönemi bir kez daha hatırlatıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Sayın Bankoğlu
22.- Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlunun,
Bartın ili Ulus ilçesinde usulsüz ağaç kesimi
yapıldığı iddialarına ve orman köylülerinin
mağduriyetine ilişkin açıklaması
AYSU
BANKOĞLU (Bartın) Teşekkürler Sayın Başkan.
Ulus
ilçemizde gerçekleştiği belirtilen usulsüz ağaç kesimlerini gündeme
getirmek istiyorum çünkü vatandaşımız bu konudan oldukça
rahatsız. Yaklaşık 11.500 ton yani 450 kamyon ürünün kayıp
durumda olduğu ve 2 milyon TLye yakın zarara yol
açıldığı basına yansımıştı.
Konuyla ilgili savcılık soruşturması devam ederken Ulus Orman
İşletme Müdürü dâhil 6 kişi rüşvet ve zimmet
suçlarından tutuklanmıştır. Orman köylülerimiz mağdur
durumdadır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak orman köylülerimizin
haklarını korumaya ve bu tarz usulsüzlük iddialarını dile
getirmeye devam edeceğiz. Bu usulsüzlük soruşturması neticeye
varana kadar da konunun takipçisi olacağız, takip edeceğiz ki
hak yerini bulsun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Sayın Başevirgen
Yok.
Sayın
Kaplan
23.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplanın,
yapılan zamlara ve Türkiye İstatistik Kurumu tarafından
açıklanan eylül ayı enflasyon rakamına ilişkin
açıklaması
İRFAN
KAPLAN (Gaziantep) Teşekkürler Sayın Başkan.
Elektriğe
yüzde 60, doğal gaza yüzde 52 zam, akaryakıta yüzde 25 zam, alkol ve
sigaraya yüzde 60 zam, çaya yüzde 32 zam, şekere yüzde 40 zam, gıda
ve temizlik ürünlerine yüzde 25 zam, kırmızı ete yüzde 20 zam
yapan AKP iktidarı yine matematikte çığır açtı. Zamlar
üst üste binerken ne hikmettir ki enflasyon tek haneli rakamlara düştü.
Borçsuz, hacizsiz, zamsız günü geçmeyen dar boğazda yaşamaya
çalışan vatandaşlarımızın, kepenk açmayan
esnaflarımızın, kapanan fabrikalarımızın, ürününü
kaldıramayan çiftçilerimizin hâline inat Türkiye İstatistik Kurumu
Sevinin 9,26ya düştü enflasyon. diyor. Bu enflasyon herhâlde bu ülkede
yaşamıyor.
Teşekkürler.
BAŞKAN
Sayın Örs
24.- Trabzon Milletvekili Hüseyin Örsün, hemşehrisi
fındık üreticilerinin mağduriyetinin giderilmesi
gerektiğine ilişkin açıklaması
HÜSEYİN
ÖRS (Trabzon) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim
bölgem Trabzondan fındık üreticisi hemşehrilerimin bir
mağduriyetini dile getirmek için söz aldım.
2006
yılında Fındık Tarım Satış Kooperatifine
mahsulünü veren çok sayıda üreticimiz ürün bedelini
alamamıştı. Bu üreticilerimizden bazıları yargı
yoluna gittiler ve yargı yoluyla alacaklarını tescil ettirdiler.
Buna rağmen FİSKOBİRLİK Genel Müdürlüğünün
çeşitli bahanelerle bu üreticilerimizin alacağını
ödememekte ısrar ettiği konusunda çok sayıda mektup
vatandaşlarımız tarafından tarafıma iletilmiştir.
Bu üreticiler FİSKOBİRLİK tarafından kendilerine Bizi
icraya verenlere para yok. denildiğini iddia etmektedirler. Seçim öncesi
Trabzonun Meclisteki sesi olacağım. sözüme binaen bu mağdur
vatandaşlarımızın talebini yüce Meclisimizde dile
getiriyor, on üç yıldan beri devam eden mağduriyetin giderilmesi
noktasında gerekenlerin yapılmasını takdirlerinize arz
ediyorum.
Teşekkür ederim. (İYİ PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Keven
25.- Yozgat Milletvekili Ali Kevenin, çiftçilerin
sorunlarının çözümlenmesi gerektiğine ve borçlarını
ödeyemediği için çiftçi Ali İhsan Yılmazın cezaevine
düşmesinin utanç vesikası olduğuna ilişkin
açıklaması
ALİ KEVEN (Yozgat) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Çiftçilerimiz tohum desteğinin ve buzağı
desteğinin ödenmesini bekliyor, borçlarının faizsiz
ertelenmesini bekliyor. Çiftçilerimizin bu sorunlarını defalarca dile
getirdik. Sayın Bakan eğer bu konuşmaları dinleseydi
şimdiye kadar bir çözüm üretmesi gerekirdi. Ancak nedense Sayın Bakan
bu sorunları duymazdan geliyor. İthalat yapılacağı
zaman açıklamalar yapan Sayın Bakan konu çiftçinin sorunu olunca
nedense konuşamıyor. Geçen hafta, basına da
yansıdığı üzere, Yozgatta Ali İhsan Yılmaz
adında bir çiftçimiz borçlarını ödeyemediği için cezaevine
düştü. Bu mektup cezaevinden tarafıma geldi. Soruyorum Sayın
Bakana: Bu utanç vesikası değildir de nedir? Yüz binlerce çiftçi
borcunu ödeyememekten dertli. Çok yakında toplu çiftçi tutuklamaları
görürseniz şaşırmayın Sayın Bakan. Çiftçinin,
köylünün, tarımın sesini duyun artık yoksa işiniz kötü.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Taytak
26.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytakın,
Afyonkarahisar ilinin en önemli tarım ürününün haşhaş
olduğuna ve kota konusunda çiftçinin mağdur edilmeyeceğine,
Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından çiftçiye kaliteli tohum
verileceğine ilişkin açıklaması
MEHMET TAYTAK (Afyonkarahisar) Sayın
Başkanım, Afyonkarahisar ilimiz haşhaşın Türkiyedeki
en önemli üretim alanıdır. Haşhaş diğer tarım
ürünlerine göre üreticisine daha fazla kazanç elde ettiren bir üründür.
Haşhaş ekim alanı kotaları ve çiftçi kayıt sistemiyle
ilgili çiftçilerimizden gelen şikâyetler üzerine Toprak Mahsulleri Ofisi
Genel Müdürü Sayın Ahmet Güldal Beyi ziyaret ettim. Genel Müdürümüz kotanın
geçen yıllarda çok fazla olduğunu, bu sebeple alkaloid
fabrikasında yıllık işlenebilecek miktarın 1,5
katı üzerinde stok oluştuğunu, bu nedenle çiftçi kayıt
sistemiyle birlikte fabrikanın işleme kapasitesi kadar
alınacağını, ancak bu dönem kota konusunda hiçbir
çiftçimizin mağdur edilemeyeceğini, müracaat eden tüm çiftçilerimize
izin verileceğini, kapsülün 2020de 6 liradan
alınacağını ve çiftçimize Toprak Mahsulleri Ofisi
tarafından kaliteli tohum verileceğini ifade etti.
BAŞKAN Sayın Şahin
27.- Hatay Milletvekili Suzan Şahinin, devletin 65
yaş üzeri vatandaşlara pozitif ayrımcılık
uygulaması gerektiğine ilişkin açıklaması
SUZAN ŞAHİN (Hatay) Teşekkürler
Sayın Başkan.
Ülkemizde 65 yaş üstü nüfusumuz son beş
yılda yüzde 16 arttı. Yaşlılarımız yoksulluk
kıskacında hayatlarını sürdürmeye çalışıyor.
Gelir dağılımındaki eşitsizlik ile emekli
aylıklarının düşük olması, sosyal güvenlik sisteminin
yoksulluğa çare üretememesi yaşlı yurttaşlarımızın
sorunlarının başında geliyor. Sosyal devlet olmanın
bir gereği olarak devletimizin yaşlılara pozitif
ayrımcılık sağlama yükümlülüğü vardır; bu
anlamda, 65 yaş üzeri yurttaşlarımızın, şehir içi
toplu ulaşımdan ücretsiz ve pozitif
ayrımcılığın da amacı doğrultusunda hiçbir
külfete katlanmaksızın yararlanması gerekir. Toplu
ulaşımdan ücretsiz ya da indirimli yararlanabilmeleri konusunda,
sadece nüfus cüzdanlarını ibra ederek tüm illerde bu haklardan
yararlanabilmeleri konusunda yetkililere çağrıda bulunuyorum. Bu
konuda verdiğim kanun teklifinin yasalaşması konusunda tüm
partililerden destek bekliyorum.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, teşekkür ederim.
Şimdi,
değerli grup başkan vekillerimize söz vereceğim.
İYİ
PARTİ Grubu adına söz isteyen Sayın Türkkan
Sayın
Dervişoğlu, ayrıca size de başarılar dilerim.
DURSUN
MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) Çok teşekkür ederim
Sayın Başkanım, sağ olun.
BAŞKAN
- Sayın Ağıralioğlu, başka bir göreve gitti, ona da
başarılar dilerim.
DURSUN
MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) Çok sağ olun.
BAŞKAN
Size de yeni yasama yılında başarılar diliyorum.
DURSUN
MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) Çok teşekkür ediyorum
efendim, sağ olun.
BAŞKAN
Buyurun Sayın Türkkan.
28.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkanın, 27nci Dönem
Üçüncü Yasama Yılının hayırlara vesile olmasını
Cenab-ı Allahtan niyaz ettiğine, Hakkâri ili Çukurca ilçesinde
şehit olan Piyade Er Muhammet Emin Kotanoğluna, vefat eden Ülkü
Ocaklarının kurucu Genel Başkanı Aytekin
Yıldırıma ve 12 Eylül darbesinin ülkücü şehidi Mustafa
Pehlivanoğluna şehadete erişinin 39uncu yıl dönümünde
Allahtan rahmet dilediğine, İYİ PARTİ olarak
sınır ötesi operasyonlara karşı durmadıklarına ve
durmayacaklarına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğanı
Türkiyenin itibarını zedeleyecek söylemlerden kaçınmaya davet
ettiklerine, ABD Başkanı Trumpın devlet ciddiyetiyle
bağdaşmayan açıklamalarını
kınadıklarına, 7 Ekim Türkmen Millî Bayramını
kutladığına, İlham Tohtiye İnsan Hakları Ödülü
verilmesini ve haklı davasının kabul görmesini önemsediklerine
ilişkin açıklaması
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözlerime başlamadan önce, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27nci Dönem
Üçüncü Yasama Yılının hayırlara vesile olmasını
Cenab-ı Allahtan niyaz ediyorum.
İYİ
PARTİ Grubu olarak, geçen yasama yılında olduğu gibi bu
yıl da ülkemizin, insanımızın
sıkıntılarını Meclis gündemine taşımaya,
Meclis kürsüsünden dile getirmeye ve bu doğrultuda çalışmaya
devam edeceğiz; milletimizin menfaatine, demokrasimizin evrensel
değerlerine uygun her türlü faaliyete de destek vereceğiz ancak demokrasiyi
yok edecek, hukuku rafa kaldıracak herhangi bir uygulama olursa da her
zaman olduğu gibi yine karşısında
duracağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Dün
Hakkârinin Çukurca ilçesindeki araç kazasında yaralanan ve
kaldırıldığı hastanede, yapılan tüm müdahalelere
rağmen kurtarılamayarak şehit olan Piyade Er Muhammet Emin
Kotanoğlu kardeşimize Cenab-ı Allahtan rahmet diliyorum,
ailesine sabrıcemil niyaz ediyorum. Milletimizin başı sağ
olsun.
Bu
hafta Genel Kurulda sıklıkla konuşulacağını
tahmin ettiğimiz en önemli konu, Fıratın doğusuna
yapılması muhtemel sınır ötesi operasyon olacak. Bugün de
bununla ilgili bir tezkereyi Meclis Genel Kurulunda görüşüp
oylayacağız. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki biz
İYİ PARTİ olarak bu zamana kadar yapılan hiçbir
sınır ötesi operasyona Türkiye'nin menfaatini gözeterek
karşı durmadık, durmayız. Yanı
başımızda bir terör devletinin kurulmasına asla müsaade
edemeyiz. PKK/PYDnin Suriyenin kuzeyinde konuşlanmasına müdahale
edilmelidir, hatta bu konuda geç bile kalınmıştır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Devam edelim Sayın Türkkan.
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) - Aynı hassasiyetle yöneticilerin Türk devletinin
itibarını zedeleyen açıklamalarını da görmezden
gelemeyiz. Sayın Cumhurbaşkanının operasyon
yapılacağını önceden bildirmesini doğru bulmuyoruz.
Kendi göbeğimizi kendimiz keseriz. dedikten sonra Amerika
Başkanı Trumpla telefon konuşması yaparak operasyonun
ertelenmesini Türk devletinin bölgedeki caydırıcı gücüne
vurulmuş bir darbe olarak görüyoruz. Sayın
Cumhurbaşkanını Türkiye'nin itibarını zedeleyecek
söylemlerden kaçınmaya davet ediyoruz. Amerika Birleşik Devletleri
Başkanı Trumpın ülkemizi tehdit ettiği, devlet
ciddiyetiyle bağdaşmayan açıklamalarını da
şiddetle kınıyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Devam edelim.
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) Dün Ülkü Ocakları kurucu ve ilk Genel
Başkanı Sayın Aytekin Yıldırım Hakka yürüdü. 71
yaşında, genç dediğimiz bir yaşta kaybettiğimiz
Aytekin Yıldırım ağabeye buradan Allahtan rahmet
diliyorum. Ailesine, sevenlerine ve tüm dava arkadaşlarımıza
başsağlığı diliyorum; mekânı cennet, ruhu
şad olsun.
Bugün
12 Eylül darbesinin bir soldan bir sağdan diyerek idam sehpasına
çıkardığı ülkücü şehidimiz Mustafa
Pehlivanoğlunun şehadete erişinin 39uncu yıl dönümü.
Buradan, şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlunu bir kez daha rahmetle
anıyorum. Mustafayla birlikte cümle şehitlerimizin kabirleri nur,
ruhları şad, mekânları cennet olsun. Mustafalar ölür fakat Allah
davası ölmez, milliyetçilik yaşar.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayalım.
Buyurun.
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün,
Türkmen Millî Bayramıydı. 7 Ekim Türkmen Millî Bayramını
kutluyorum. Bu kutlu dava için mücadele veren tüm Türkmen
soydaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Gök
mavi bayrağın dalgalanması için toprağa düşen
şehitlerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. İYİ
PARTİ olarak Türkmenelinin ve Türkmenlerin her zaman yanında durduk,
durmaya devam edeceğiz; dertlerini derdimiz, davalarını
davalarımız bildik, bilmeye de devam edeceğiz.
Geçtiğimiz
hafta Avrupa Konseyi tarafından Uygur Türklerinin sembol isimlerinden olan
İlham Tohtiye İnsan Hakları Ödülü verilmesini ve haklı
davasının kabul görmesini İYİ PARTİ olarak son derece
önemsiyoruz.
İktidar,
Uygur Türklerini yok saymaya, yükselen çığlıklarını
duymamakta ısrar etmeye devam etse de biz İYİ PARTİ olarak
soydaşlarımızın yanında olup haklı
davalarına her zaman omuz vereceğimizi bir kez daha
hatırlatıyoruz.
Yüce
Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN
Söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup
Başkan Vekili Sayın Bülbülde.
Buyurun.
29.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbülün, 7 Ekimde
Hakka yürüyen Mustafa Pehlivanoğlunu şehadetinin 39uncu yıl
dönümünde rahmetle andığına, Hakkâri ili Çukurca ilçesinde
şehit olan Piyade Er Muhammet Emin Kotanoğluna Allahtan rahmet
dilediğine, Türkiyeye karşı yönelecek her türlü tehdide
karşı tavizsiz bir tutum sergilemek gerektiğine,
Fıratın doğusunun terör yuvası olduğuna ve bu terör
yuvalarının Türk ordusu tarafından sivil ve masumlara zarar
verilmeden bertaraf edileceğine ilişkin açıklaması
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 7 Ekim 1980de Hakka yürüyen ülkücü
şehidimiz, ağabeyimiz Mustafa Pehlivanoğlunu şehadetinin
yıl dönümünde rahmet ve minnetle anıyorum. Onun için 12 Eylül
cuntacıları Bir sağdan, bir soldan sırf denge olsun diye
astık. dediler. 22 yaşındaydı, tek suçu ülkücü
olmaktı.
Şehidimiz
son mektubunda Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allahın
huzurunda çekmeye hazırım, yok bir yanlışlık sonucu
ölümüme karar verenler, idam edenler Allahtan bulsunlar. Şunu hiçbir
zaman unutmasınlar ki, Mustafalar ölür, Allah davası ölmez,
milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi
yakındır. Zafer her zaman Allaha inananlarındır. (MHP
sıralarından alkışlar) Bu teslimiyeti ve inancı ortaya
koymuş olan kıymetli büyüğümüzü, şehidimizi tekrar rahmetle
andığımızı ifade etmek istiyorum.
Bugün,
yine, aynı zamanda Bursa Esenevler Ülkü Ocakları yöneticimiz de olan
Muhammet Emin Kotanoğlu kardeşimiz, Hakkâride askerî aracın
devrilmesi sonucu önce yaralanmış, daha sonra şehit
olmuştur. Buradan acılı ailesine ve aziz milletimize
başsağlığı diliyor, şehidimizin ruhu şad
olsun diyorum.
Sayın
Başkan, bugün Genel Kurul gündeminde Suriye tezkeresi
görüşüleceğinden kısaca değinmek isterim ki Türkiye'ye,
Türk milletine bölge ayrımı yapmaksızın on
yıllardır büyük acılar yaşatan eli kanlı terör örgütü
PKKnın Suriye uzantısı olan PYD-YPGnin Suriyenin kuzey
doğusunda ABD desteğiyle bir terör devleti kurmak istediğini
hepimiz biliyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Devam edelim Sayın Bülbül.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Türkiye Cumhuriyeti devleti de bu korsan yapıya
teşebbüslerin başladığı tarihten bu yana defaatle
karşı durmuş ve buna müdahale edeceğini, rıza
göstermeyeceğini dile getirmiştir. Özellikle son yaşanan
gelişmeler değerlendirildiğinde Türkiye'nin bekleyecek
zamanı kalmamıştır. Devletimiz bu hain oluşumları
yok etmeye muktedirdir. Bu saatten sonra tereddüt gösterilemez. Türkiye'ye
karşı yönelecek her türlü tehdide karşı tavizsiz bir tutum
sergilemek Bu milletin evladıyım. diyen herkesin boyun borcudur.
Güvenli
bölgenin Türkiye hâkimiyetinde oluşturulması keyfekeder bir iş
değildir. Hiç kimse bunu bir macera olarak görmeye
çalışmasın.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Devam edelim.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Fıratın doğusu bir terör
yuvasıdır. Hiç kuşku yok ki bu terör yuvaları Türk ordusu tarafından
büyük bir hassasiyetle, sivil ve masumlara zarar verilmeden bertaraf
edilecektir.
Allah
yâr ve yardımcımız olsun diyor, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN
Söz sırası, Halkların Demokratik Partisi grubu adına Grup
Başkan Vekili Sayın Oluçta.
Buyurun.
30.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluçun,
Anayasa Mahkemesinin Sırrı Süreyya Önder hakkında verdiği
karara, 12 Ağustos 1949 tarihli Harp Zamanında Sivillerin
Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesinin 49uncu
maddesine göre savaş hâllerinde bir bölgeye yeni nüfusun transfer
edilemeyeceğine ve ilgili topraklardaki nüfusun da hiçbir sebeple
topraklarından çıkarılamayacağına ilişkin
açıklaması
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
milletvekilleri, önce bir hatırlatma yapmak istiyorum. Geçtiğimiz
hafta Anayasa Mahkemesi geçtiğimiz dönemlerde milletvekilliği
yapmış değerli arkadaşımız Sırrı
Süreyya Önder hakkında bir karar verdi ve onun hakkındaki üç yıl
altı ay mahkûmiyet cezasını hak ihlali olarak gördü, İfade
özgürlüğü ihlal edildi Sırrı Süreyya Önderin." dedi.
İnfaz durduruldu ve Sırrı Süreyya Önderi ceza evinden
aldık geçtiğimiz hafta.
Şimdi,
bunu niye hatırlatıyorum? Hatırlarsa özellikle Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubuna söylüyorum, Sırrı Süreyya Önder ve
Selahattin Demirtaşın birlikte yargılandıkları
davayla ilgili konuşuyorum. Ceza aldıkları zaman biz burada
kürsüden bu cezanın hukuksuz ve demokratik hukuk ilkelerini yok sayarak
siyasi bir karar ve ceza olduğuna dair konuşmalar
yapmıştık, bize burun kıvırmıştı arkadaşlar
fakat Anayasa Mahkemesi bizim haklı olduğumuzu tespit etmiş
oldu. Dileriz ki aynı davada yargılandığı için Sevgili
Selahattin Demirtaşın da Anayasa Mahkemesine kişisel
başvurusu vardır. Normalde onun da başvurusunun gündeme
alınması gerekir, gerekirdi ve aynı şekilde kendisinin de
bir hak ihlaliyle karşı karşıya geldiği
kararının verilmesi gerekiyor Anayasa Mahkemesinin kararından
anladığımız kadarıyla fakat henüz o gündeme
alınmış değil, belli ki siyasi baskılar şu anda
ağırlıkta. Bunu hatırlatmak istedim. Niye hatırlatmak
istiyorum? Yani hukuk ihlalleri olduğu zaman, hak ihlalleri olduğu
zaman burun kıvırmadan önce, öfkelenmeden önce biraz düşünmek
gerekiyor, buna işaret etmek istedim.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Devam edelim.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Şimdi, bir konuda da hatırlatma yapmak
istiyorum geleceğe dönük olarak çok konuşacağız, bugün de
Genel Kurulda tezkereler konusunda konuşacağız, belli ki
önümüzdeki günlerde de bu konuları konuşmaya devam edeceğiz
Genel Kurulda da. Ama ben bir hatırlatma yapmak istiyorum bu
konuşmalarla ilgili olarak.
Şimdi,
1949 tarihli bir Cenevre Sözleşmesi vardır ve bunun 4üncü Protokolü
vardır. 1949 Cenevre Sözleşmeleri denilen ve savaş
sırasında savaş felaketlerine herhangi bir şekilde maruz
kalan insanların şeref ve haysiyetlerinin ve haklarının
korunmasını sağlayan 4 önemli milletlerarası
anlaşmanın Cenevre diplomatik konferansı tarafından kabul
olunduğu 12 Ağustos 1949 tarihidir. Bu tarihte Türkiye dâhil olmak
üzere, Birleşmiş Milletlere üye tüm devletlerin
imzaladığı bir sözleşmeden söz ediyorum, 4üncü Cenevre
Savaş Sözleşmesinden.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Devam edin.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Bu 4üncü Cenevre Savaş Sözleşmesinin
49uncu maddesi kısaca şöyle bir belirlemede bulunur, der ki bir
savaş hâliyle ilgili olarak: Bir bölgeye yeni bir nüfus transfer edilemez
ve ilgili topraklardaki nüfus hiçbir sebeple topraklarından
çıkarılamaz, mülkiyet hakları gasbedilemez, şiddet ve
işkence uygulanamaz. Dolayısıyla bunu hatırlatmak
istiyorum. Yani bu sözleşmeye göre, savaş hâllerinde başka bir
yerden nüfus taşımak, bölgedeki nüfusu yerinden etmek bir savaş
suçudur.
Şimdi,
yapılan açıklamalardan gördüğümüz kadarıyla bir Selefi
cihatçı kemer yaratma hedefi vardır. Orada -sözü edilen bölgeyle
ilgili, kuzeydoğu Suriyeyle ilgili konuşuyorum- insanlar
yaşıyor. Yani 2014 rakamlarına göre yaklaşık 5 milyon
insan yaşıyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Devam edelim.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Toparlıyorum.
Belki
şu anda 5 milyonun üzerine bile çıkmış olabilir, bir resmî
nüfus sayımı yapılamadığı için son yıllarda
bilmiyoruz. Ama orada insanlar yaşıyor; orada sosyal, ekonomik,
kültürel bir hayat var ve bu yokmuş gibi düşünürseniz
Orada
çoluğu çocuğu olan, okula giden çocuklar, üretimde bulunan insanlar
var, çiftçiler var yani insanlar yaşıyor kısacası orada.
Bunu yok sayıp böyle kolay demografik değişimler yaratma
hesaplarının ciddi sonuçları olacağına dair de -uluslararası
hukuk açısından- bir hatırlatma yapmış olalım.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup
Başkan Vekili Sayın Özele aittir.
Buyurun
Sayın Özel.
31.- Manisa Milletvekili Özgür Özelin, Oturum
Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gökün açılışta
yaptığı açıklamadan memnuniyet duyduklarına, ABD
Başkanına gerekli cevabın verilmesi için daha neyin
beklendiğini öğrenmek istediğine, 8 Ekim Bahçelievler
katliamının 41inci yıl dönümü vesilesiyle Latif Can, Efraim Ezgin,
Hürcan Gürses, Osman Nuri Uzunlar, Serdar Alten, Faruk Erzan ve Salih
Gevencinin katledilmesi olayını bir kez daha
kınadıklarına, ölüm cezasının
kaldırılmasının doğru bir adım olduğunun
altının çizilmesi gerektiğine, 12 Eylül öncesinde
hayatını kaybeden vatan evlatlarının önünde saygıyla
eğildiklerine, İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığının FETÖyle mücadele
noktasındaki eksikliklere dikkat çeken tespitine, Millî Sarayların
Cumhurbaşkanlığına bağlanmasıyla personelin
yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Başkan, öncelikle, açılış konuşmanızda
altını çizdiğiniz hususlardan duyduğumuz memnuniyeti ifade
ederek başlayayım.
Amerika
Birleşik Devletlerinin başındaki zat uzun süredir
sürdürdüğü dengesiz, nezaketsiz üslubunu devam ettiriyor. Dün akşam
Twitterden okuduklarımızı birkaç gün önce bu Mecliste temsil
edilen bir siyasi partinin sayın genel başkanına karşı
yapılan nezaketsizlikten ayırarak da okumuyoruz. O günlerde
elçiliğe çağrılmış ve açıklama istenmiş olan
maslahatgüzarına bu talebe Amerikanın ne yanıt verdiğinin
takipçisi olmalıyız. Bu Meclisin çatısı altında temsil
edilen bir siyasi partiye ve genel başkana yapılan nezaketsizlik bu
Meclise dolayısıyla milletin tümüne yapılmış
nezaketsizliktir. Aynı şekilde, bırakın diplomasinin
dilini; günlük dili, nezaketi, adabı, edebi terk edecek şekilde dönüp
de Türkiye Cumhuriyetine had bildiren bir Amerikan Başkanının
haddinin bir an önce bildirilmesi gerekmektedir. Geldikleri gibi giderler.
deyip kendisine verilen ölüm fermanına karşı dünyanın en
büyük antiemperyalist mücadelesini başlatmış ve
kazanmış bir liderin koltuğunda oturan son
Cumhurbaşkanına; yine, Türkiye'nin menfaatleri için
karşısındaki yedi düvele canı pahasına meydanlarda
karşı çıkmış olan İsmet Paşanın
Lozandaki tavrına; yine, Johnson mektubuna vermiş olduğu, bugün
tarihimizde dış politikayla ilgili hepimizin gurur duyduğu o
cevabı veren İsmet Paşanın koltuğunda
oturmasına
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Buyurun devam edin.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) - Yine -yürütmenin başı olarak söylüyorum,
yaptığı görev olarak değil-
Başbakanlığı döneminde bütün dünya
karşısında olmasına rağmen Kıbrıstaki mezalimi
durdurmak için Adaya barış götürüyoruz. deyip ne Amerikanın
ne İngilterenin, hiçbir tanesinin tehditlerine boyun eğmeyen
Ecevitin makamında oturanlara: Gerekli cevap vermek için daha neyi
bekliyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar) Hafta sonundaki
tutum doğruydu. Bu Amerikan Büyükelçisi bu tweetlerden sonra hâlen daha
çağrılıp da bunun hesabı sorulmuyorsa, hatta
çağrıldığı yerde birkaç saat de kapıda
oturtulmuyorsa iç politika malzemesi yaparken Ey Trumpların, bugün
Trumpın tweetinde Biz anlaştık, sana hudut çizdim.
Hudutlarının dışına çıkarsan seni daha önce
ekonomik olarak vurdum, bir daha vururum. tehdidine Adalet ve Kalkınma
Partisinden şöyle hepimize Tamam işte, Türkiye Cumhuriyeti böyle
yönetilir. dedirtecek
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Özel, devam edelim.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa)
Ecevitin, Demirelin deyimiyle Türkiye Cumhuriyeti büyük bir
devletin adıdır. sözünü hatırlatacak bir
yaklaşımı bekliyoruz. Oturduğunuz koltukta geçmişte
oturanlar, biraz önce saydığım gibi,
bu tepkileri gösterdiler, korkmadılar, yılmadılar. Neden
korkuyorsunuz? Parlamento burada, biz buradayız, siz neredesiniz? Bunu
sormak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Ayrıca,
bugün 7 TİPli öğrencinin katledildiği Bahçelievler
katliamının 41inci yıl dönümü. TİP üyesi Latif Can, Efraim
Ezgin, Hürcan Gürses, Osman Nuri Uzunlar, Serdar Alten, Faruk Erzan ve Salih
Gevencinin bir gece yarısı vahşice katlini bir kez daha buradan
kınıyoruz.
Ayrıca,
12 Eylül cuntasının 1 sağdan, 1 soldan diyerek, 2sinin de
adını anarak Mustafa Pehlivan ve Necdet Adalıyı
katletmelerini
Onları birer birbirinden ayrılmaz demokrasi
şehidi olarak görüyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayalım.
Buyurun.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) Haklarındaki suçlamalar, atılı
suçlar ve bu konuda kendilerinin bıraktıkları son
beyanlar, hepsi birden değerlendirildiğinde de -bu Parlamentonun
zaman zaman- iç politikayı istismar için Parlamento geçirsin, hemen
onaylayayım. veya işte, birbirine ip atmalar mip atmalar bir yana
dursun, ölüm cezasının nasıl hatalara açık, nasıl
istismara açık, nasıl telafi edilemez, ıslah edici olmak yerine
tam tersi sonuçlar doğuran bir ceza olduğunu bu Parlamentonun bir kez
daha gündemine alması; geçmiş dönemlerde ölüm cezasının
kaldırılmasının da -üçlü koalisyon döneminde- ne kadar
doğru ve demokrat bir adım olduğunun da altının
çizilmesi gerekiyor. 12 Eylül öncesinde hayatını kaybeden bütün vatan
evlatlarının ve onların değerli analarının gözyaşlarının
önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz. (CHP sıralarından
alkışlar)
İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığının
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayalım Sayın Özel.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) Sayın Başkan, İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığının FETÖyle mücadele noktasında
eksikliklere dikkat çeken bir beyanı, daha doğrusu yürüttüğü bir
soruşturmada hazırladığı resmî evrak sadece Cumhuriyet
gazetesinin dikkatini çekti. FETÖ 15 Temmuz darbe girişiminde çok az
üyesini kullandı. Örgütün byLock, Bank Asya ve üst düzey yönetici ve
irtibat gibi kriterleri taşımayan üyeleri, ikinci bir darbe
girişiminde ya da örgütsel bir faaliyette kullanılmak üzere
hazır bekletilmektedir. diye başsavcılığın
yazısı var. Ve OHALde alınan yetkilerin istismarıyla bunu
bütün muhalifleri sindirmek için kullanıp FETÖ mücadelesini
sulandıranlar, FETÖnün yaptığı kanlı darbe
girişimiyle ilgili kurulan komisyonun raporunu hiç edenler ve o raporu
görüşmek için dahi bir adım atmaya yanaşmayanlara gerçek
tehlike, eğer görevdeki başsavcı bu sözleriyle
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayınız Sayın Özel.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa)
sadece ve sadece Cumhuriyet gazetesinin dikkatini çekiyorsa,
AK PARTİ siyaseten bu meseleyle ilgilenmiyorsa, o FETÖyle mücadele
konusunda yeri göğü inleten bu yandaş basının tamamı
bu ifadelere duyarsız kalabiliyorsa hakikaten gerçek anlamda FETÖyle
mücadele etmek mi yoksa kötü yönettiği ülkede bunu bahane ederek biraz
daha yönetime tutunmaya çalışmak mı, bu konuya AK PARTİnin
karar vermesi gerekiyor.
Sayın
Başkanım, son olarak -çok uzattığımın
farkındayım ama- bir talep var, bunu sizin yönetiminizde dile
getirmek lazım. Millî Saraylar, biliyorsunuz bir gecede
Millî
Sarayları, aslında milletin saraylarını Atatürk, Türkiye
Büyük Millet Meclisine emanet etmiştir. Yani bir kişinin elinde
olursa o tek adam yönetimine işaret eder. Millî Saraylar Meclisteydi ve
tek adam dönemleri bitmişti.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Son defa tamamlayalım.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) Ama tuttu birisi kendi imzasıyla Millî Sarayları
bünyesine aldı. Dünya kadar personel mağdur oldu. Bu personel çok
uzun süredir bekliyordu. 1.340 personelin 868inin
Cumhurbaşkanlığına atamasını yapıp 441ini
Mecliste bıraktılar. Ama öyle bir iş yaptılar ki Meclise
sadece misafirhaneleri verdiler, saraylar duruyor ve bu Millî Saraylarda
ahşap oymacısı, kalemkâr, halı onarım ustası,
müze araştırmacısı gibi, misafirhanede çay yapamayacak veya
yatakları toplamayacak, oraları temizlemeyecek nitelikteki personel
bu görevlere zorlanmaktadır. Akıl dışı bir iş
yapılmaktadır, vicdan dışı bir iş
yapılmaktadır. Oradaki ahşap oyma ustasının elindeki
yetenek de, bu milletin ona yaptığı yatırım, bu
Parlamentonun ondan beklediği bir katkı vardır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayın artık Sayın Özel.
Buyurun.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) Bu katkıları görmeden, bu kalemkârları, bu
tarihî halı onarım ustalarını bardakları
yıkasınlar diye orada bırakıp almamak, siyasi
görüşlerine göre ayrımda bulunmak vicdan işi değildir.
Belediyelerden
işten çıkartmalarla ilgili kulağıma bir şeyler
geliyor. deyip de yeri göğü inleten Recep Tayyip Erdoğanın
attığı imzayla dünya kadar personel mağdur olmuştur.
Bu personellere sahip çıkmalısınız. Yanlış
işler yapılmaktadır, ayrımcılığın bu
kadarı ne vicdana ne İslama, hiçbir şeye sığmaz.
Teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Söz sırası AK PARTİ Grubu adına Grup Başkan Vekili
Sayın Turana aittir.
Buyurun
Sayın Turan.
32.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın, 27nci
Dönem Üçüncü Yasama Yılında uzlaşıyla büyük adımlar
atılacağına inandığına, 6-7 Ekim
olaylarının 5inci yılında şehitlerimizi rahmetle
andıklarına, her türlü terörü ve destekçilerini lanetlediklerine,
Amerikan Büyükelçiliğinin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçelinin
sağlık durumuyla ilgili olumsuz yorumu beğenmesinin basit bir
hata olarak değerlendirilemeyeceğine, Hakkâri ili Çukurca ilçesinde
şehit olan Muhammet Emin Kotanoğluna Allahtan rahmet
dilediğine ilişkin açıklaması
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu
dönemde yoğun bir gündemle Gazi Meclisimizi açtık. Yeni dönemde
milletimizin beklentilerine, ihtiyacına karşılık verecek
çalışmalara hız vereceğimize, tüm partilerin ortak
kanaatiyle, uzlaşısıyla büyük adımlar
atacağımıza yürekten inanıyorum.
Önümüzde
seçimsiz dört yıl var. Bu dört yılın polemiklere, kavgalara,
gerginliklere feda edilmesi yerine, tam aksine hizmet dönemi
olacağını, Türkiyenin demokrasisinde,
yatırımlarında yeni bir sayfa açacağını, ulusal
güvenliğimiz başta olmak üzere ortak konularda bir araya gelip
adımlar atacağımıza yürekten inanmak istiyorum.
Sayın
Başkan, bugün 2 tane önemli tezkeremiz var biliyorsunuz. Askerimizin,
milletimizin beklediği tezkereler. Gündemin yoğunluğu
gerekçesiyle bir an önce tezkereyi görüşmeyi görev biliyorum. Onun
dışında, yargı reformu toplumumuzun yine beklediği,
yakından takip ettiği bir mesele, inşallah yarın ve öbür
gün de yargı reformunu görüşmeyi ümit ediyorum.
Sayın
Başkan, bugün 8 Ekim yani 6-7 Ekim olaylarının 5inci yıl
dönümünü dün geride bıraktık. Bazılarının sokak
çağrısı üzerine, terör örgütü PKKnın
yandaşlarınca 35 ilimizde gerçekleştirilen
saldırıların üzerinden beş yıl geçti. Hain terör
olaylarında çok sayıda vatandaşımız şehit oldu,
çok sayıda yaralımız oldu. 16 yaşındaki Yasin Börü ve
arkadaşları Diyarbakırda yoksul ailelere kurban eti
dağıtırken vahşice katledildi. Sebep olanların,
sokağa çağıranların aldıkları cezalar,
vicdanlarımızda açtıkları derin yaraları hiçbir zaman
kapatmayacak olsa da ancak bir nebze olsa rahatlama sağlayacaktır.
6-7 Ekim olaylarının 5inci yılında tüm şehitlerimizi
rahmetle anıyoruz, her türlü terörü ve destekçilerini lanetliyoruz.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; kendini bilmez bir FETÖ firarisinin
hadsiz tweetinin Amerika Büyükelçiliği tarafından beğenisi
kabul edilemez, şiddetle kınıyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Devam edin Sayın Turan.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Bahçelinin sağlığına
ilişkin bu alçakça ifadenin beğenilmesi ne insani ne diplomatik
hiçbir teamüle uymamaktadır. Bu, basit bir hata olarak
değerlendirilemez. Her ne kadar iki defa özür dilense de bunu yeterli
bulmuyoruz. Amerika Dışişleri Bakanlığının
ve Amerika Büyükelçiliğinin konuyu ciddi şekilde soruşturmasını
ve gereğini yapmasını takip ediyoruz. Tüm siyasi partilerimizin
konuyu hassasiyetle takip etmesi de ayrıca sevindiğimiz bir husustur.
Bu vesileyle Sayın Bahçeliye tekrar geçmiş olsun dileklerimizi
iletiyoruz.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Hakkâri Çukurcada dün şehit
olan Muhammet Emin Kotanoğlu kardeşimize de Allahtan rahmet diliyor,
ailesine başsağlığı diliyoruz.
Teşekkür
ederim Sayın Başkanım.
III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)
2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent
Gökün, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçelinin sağlık
durumuyla ilgili olumsuz yorumun Amerikan Büyükelçiliği tarafından
beğenilmesinin Meclisimize karşı yapılmış hakaret
olduğuna, Devlet Bahçeliye geçmiş olsun dileklerini ilettiğine
ve Millî Sarayların Meclise iade edilmesi gerektiğine ilişkin
konuşması
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, sayın grup başkan vekillerimize
teşekkür ederim. Bir iki hususu da ben izin verirseniz açıklamak
isterim.
Sayın
Bahçelinin sağlığıyla ilgili atılan tweetin
Amerikalı yetkililer tarafından retweet yapılması
Meclisimize karşı da bir hakarettir. Sayın Bahçeli Meclisimizin
bir üyesidir. Kimsenin sağlığı üzerinden, hele hele hiç de
ilgilendirmeyen Amerika gibi bir yabancı ülkenin böylesine bir tweet
paylaşımının retweet yapılmasının siyasi
literatürde yeri yoktur, haddini aşan bir tweet olduğunu ben de
ifade etmek isterim. Sayın Bahçeliye de geçmiş olsun dileklerimi
iletiyorum.
Sayın
Özel, Millî Saraylar konusuyla ilgili olarak geçtiğimiz gün
Başkanlık Divanı toplantısında bu konu enine boyuna
konuşulmuştur. Millî Saraylar, bildiğiniz gibi hilafetin
kaldırılmasından sonra egemenliğin halka devrinin bir
simgesi olarak Millet Meclisine devredilmiştir. Doğrusu bu
sarayların kullanımının yine Mecliste kalmasıydı
çünkü hukuki anlamından çok siyasi ve simgesel anlamı önemliydi.
Hilafetin kaldırılmasına paralel olarak Millî Saraylar Meclisin
yönetimine bırakılmıştı. Ancak geçtiğimiz
yıl yapılan düzenlemelerle Millî Sarayların Cumhurbaşkanlığının
himayesine alınması Başkanlık Divanında sıkça
konuştuğumuz bir konudur. Geçtiğimiz günlerde
yaptığımız toplantıda bu konu tekrar dile
getirilmiş, Millî Sarayların tekrar Meclise bağlanması
konusunda Meclis Başkanımızın bir çaba içerisinde
olacağını kendisiyle paylaşmış bulunuyoruz.
Sayın Meclis Başkanımız bu çerçevede bu idari
yapılanmanın değişmesiyle
Cumhurbaşkanlığına bağlanan, daha önce
milletvekillerimizin de kullandığı Yıldız Sarayı,
Beşiktaştaki misafirhane, Florya Tesisleri ve bunun gibi bir iki
yerin daha Cumhurbaşkanlığından alınarak Meclise
dönüşünü temin etmiştir. Bu konuda Sayın Meclis
Başkanımıza da teşekkür ediyorum. Ancak esas
konuşulması ve çözmemiz gereken konu Millî Saraylar meselesidir. Onun
simgesel anlamından dolayı benim de Başkan Vekili olarak
görüşüm ve Başkanlık Divanında tekrarladığım
görüşüm, Millî Sarayların tekrar Meclisimize iadesidir.
Burada
çalışan personelle ilgili sorunlar da gündeme gelmiştir. Meclis
Başkanımız bu konularla ilgilenileceğini ifade
etmiştir. Ayrıca bir lojman sorunu da ortaya
çıkmıştır ki bu da giderilmesi gereken bir sorundur.
Başkanlık Divanında bu konu enine boyuna
tartışılmıştır. Sayın Meclis
Başkanımızın girişimlerini biz de yakından takip
ediyoruz.
Değerli
arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; bu bölümü de bitirdikten
sonra şimdi gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın
Genel Kurula sunuşları vardır.
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- Başkanlığın, Kocaeli Milletvekili
Radiye Sezer Katırcıoğlunun Dışişleri Komisyonu
üyeliğinden istifasına ilişkin önergenin (4/42) 8/10/2019
tarihinde Başkanlığa ulaştığına ilişkin
yazısı
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri, Kocaeli Milletvekili Sayın Radiye Sezer
Katırcıoğlunun Dışişleri Komisyonu
üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 8 Ekim 2019
tarihinde Başkanlığımıza
ulaşmıştır.
Bilgilerinize
sunulur.
Sayın
Destici, sisteme girmişsiniz.
Bir
siyasi partinin genel başkanı olarak buyurun,
konuşmanızı oradan yapabilirsiniz.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
33.- Ankara Milletvekili Mustafa Desticinin, 27nci Dönem
Üçüncü Yasama Yılının hayırlı olmasını Yüce
Allahtan niyaz ettiğine, ABD Büyükelçiliğinin MHP Genel
Başkanı Devlet Bahçelinin sağlığıyla ilgili
hadsiz beğenisini kınadıklarına, Fıratın
doğusuna yapılacak askerî harekât nedeniyle güvenlik güçlerimize üstün
muvaffakiyetler dilediğine, Kürtler ile Türklerin kardeşliğinin
baki olduğuna, idam cezasının çocuklarımızı
kaçırıp tecavüz ettikten sonra öldüren sapık katiller ile
bombayı patlatarak askerimizi, polisimizi, öğretmenimizi katleden
teröristler için geri getirilmesini istediklerine ilişkin
açıklaması
MUSTAFA
DESTİCİ (Ankara) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum. Yeni yasama
döneminin hem Meclisimiz hem de ülkemiz, milletimiz için hayırlı
olmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.
ABD
Büyükelçiliğinin Milliyetçi Hareket Partimizin Saygıdeğer Genel
Başkanı Devlet Bahçelinin sağlığıyla ilgili
hadsiz beğenisini bir kere daha şiddetle
kınadığımızı ifade etmek istiyorum. ABD yönetimi,
Büyükelçiliği bu tavrıyla kimi beğenip kimi
beğenmediğini de net olarak ortaya koyarken Türkiye ve Türk milliyetçiliği
düşmanlığı konusunda suçüstü de yakalanmış
bulunmaktadır. Bir kere daha Sayın Bahçeliye acil şifalar niyaz
ediyorum.
Saygıdeğer
milletvekilleri, Suriyenin kuzeydoğusuna yani Fıratın
doğusuna Türk Silahlı Kuvvetlerimiz
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Devam edin Sayın Destici.
MUSTAFA
DESTİCİ (Ankara) Otuz saniyede mikrofon kesildi, anlamadım
yani.
güvenlik
güçlerimiz en kısa sürede inşallah harekât başlatarak hem
bölgeyi teröristlerden temizleyecek hem hudut güvenliğimizi temin edecek
hem de Türkiye'deki mültecilerin önemli bir kısmının bölgeye
geri dönüşünü sağlayacaktır. Ben şimdiden, komuta
kademesinden başlayarak bütün güvenlik güçlerimize üstün muvaffakiyetler
diliyorum, Rabbim her daim yâr ve yardımcıları olsun diyorum.
Amerika
Birleşik Devletlerinden gelen Harekâtı erken buluyoruz,
desteklemiyoruz. ya da Birlikte olmayacağız.
açıklamalarına karşı bizim tek sözümüz olabilir: Gölge
etme yeter. Fıratın doğusuna yapılacak bir askerî
harekât, kanaatimizce 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı kadar
önemli ve gerekli bir operasyondur. ABD yönetimi bunu bildiği için,
hakkında azil süreci başlatılan başkanların
ağzından bu operasyonun sınırlı tutulması
çabasıyla küstah açıklamalar yaptırmaktadır. Elbette ki bu
küstah tehditler üç bin yıllık kadim devlet geleneğine sahip
Türk milleti nezdinde hiçbir karşılık bulamayacağı
gibi kararlılığımızı daha da
pekiştirecektir. Hedef sadece kuklalar değil bölgeden çekilecekleri
açıklanan ABD askeri dışındaki kuklacı CENTCOM
olmalıdır. CENTCOMun görevi, PKK/YPGyle birlikte,
sınırımıza cephe 650 kilometrelik devasa bir alanda ihdas
ettiği askerî, istihbari ve lojistik misyonlu üslerin desteğiyle
Fıratın doğusunda hayata geçirmeye çalıştıkları
özerk statüyü zaman içinde Kuzey Iraktaki yapıya sessiz sedasız
eklemlemektir. Bunun bir sonraki adımını öngörmek için strateji
uzmanı olmaya gerek yoktur, her şey apaçık ortadadır. Onun
içindir ki bedeli ne olursa olsun bu oyunu bozmak, bu tuzağı tarihin
çöplüğüne göndermek, devletimizin bekası, ülkemizin birliği,
milletimizin istiklali ve istikbali için şarttır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayalım Sayın Destici.
Buyurun.
MUSTAFA
DESTİCİ (Ankara) Şu kesinlikle bilinmelidir ki: Bu harekât
Kürtlere karşı yapılmamaktadır. Bu harekât terör
gruplarına karşı yapılmaktadır. Kürtler ile Türklerin
kardeşliği bakidir ve inşallah dünya var oldukça da devam
edecektir.
İdam
konusunda Sayın Özelin açıklamalarına
katılmadığımı bir kere daha ifade edeyim. Biz Büyük
Birlik Partisi olarak geçtiğimiz dönem başında da idam
cezasının 2 suç için geri getirilmesi için Anayasa
değişikliği teklifimizi burada da paylaştık. Biz
siyasi suçlar için değil; birincisi, küçük yaştaki
çocuklarımızı kaçırıp tecavüz ettikten sonra öldüren
sapık katiller için, ikincisi de bizzat bombayı patlatıp ya da
tetiği çekip askerimizi, polisimizi, öğretmenimizi, kundaktaki
bebemizi katleden teröristler için idam cezasının geri getirilmesini
istiyoruz. Bunu da Meclisimizin milletimize götürmesini bekliyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayalım Sayın Destici.
MUSTAFA
DESTİCİ (Ankara) Kararı milletimiz versin. Eğer
milletimiz bu konuda hayır derse elbette ki kabul ederiz ama bize
düşen görev bunu milletin önüne götürmektir.
Saygılar
sunuyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun
İç Tüzükün 19uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır.
Öneriyi okutup işleme alacağım ve sonra oylarınıza
sunacağım.
VII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Mersin
Milletvekili Fatma Kurtulan ile İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan
Oluç tarafından, 6-8 Ekim 2014 tarihleri arasında yaşanan ve
kamuoyunda Kobani olayları olarak bilinen olayların araştırılması
amacıyla 8/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8
Ekim 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
önerisi
8/10/2019
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma
Kurulu 8/10/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından
grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzükün 19uncu maddesi
gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını
saygılarımla arz ederim.
Hakkı Saruhan Oluç
İstanbul
Grup Başkan Vekili
Öneri:
8
Ekim 2019 tarihinde Mersin Milletvekili Grup Başkan Vekili Fatma Kurtulan
ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç
tarafından verilen 3846 grup numaralı, 6-8 Ekim 2014 tarihleri
arasında yaşanan ve kamuoyunda Kobani olayları olarak bilinen
olayların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük
Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin
diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 8/10/2019
Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN
Şimdi önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi
Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekilimiz
Sayın Ayşe Acar Başaran, söz sizde. (HDP sıralarından
alkışlar)
Sayın
Başaran, süreniz beş dakika.
HDP
GRUBU ADINA AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; aslında beş dakika çok az bu meseleyi
açıklamak için, belki üzerinde konuşmak için ama beş dakikada
elden geldiğince bu meseleye açıklık getirmeye çalışacağım.
Şimdi,
bugün de konuşmaları takip ettiğimiz kadarıyla bütün
partiler açısından bu meselenin bir hassasiyeti var. Sonda
söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Eğer bütün grupların bu
konuda bu kadar hassasiyeti varsa, bu meselenin açıklığa
kavuşturulmasını istiyorlarsa bu bizim 6-8 Ekim olaylarıyla
ilgili verdiğimiz yani Meclis Genel Kuruluna indirdiğimiz dördüncü
araştırma önergesi. Dördüncüsü artık sonuçlansın, bir
araştırma komisyonu kuralım ve bu meseleyi enine boyuna
tartışalım. Biz HDP olarak ortaya çıkacak gerçekten
objektif bir araştırma sonucunda bütün sorumluluğu üstleniyoruz
eğer bizimle ilgili bir şey çıkarsa ama bizimle, HDPyle ilgili
bir mesele olmadığı bilindiği için aslında bir
araştırma komisyonu kurulmuyor. Çünkü neydi değerli arkadaşlar
6-8 Ekim olayları? 2014 yılıydı, çözüm süreci devam ediyordu,
bir taraftan da IŞİD Kobanide büyük bir katliam yapmak üzereydi.
Binlerce insanın artık sıkıştığı,
Kobaninin belli bir bölgesine sıkıştığı,
IŞİD tarafından katledilmeyle yüz yüze kaldığı ve
bu meselenin çözülmesi için o dönem çözüm süreci heyeti içerisinde yer alan
arkadaşlarımız tarafından bir taraftan İmralıyla
bir taraftan Hükûmetle görüştürülerek aslında oradaki bu
katliamın önüne geçilmesi için türlü adımların
atıldığı bir süreçti.
Biliyorsunuz,
değerli arkadaşlar, Kobani Suruçla aynı sınırdaydı
yani Kobaninin düşmesi demek bugün IŞİDin Türkiyede de büyük
bir tehlike göstermesi, o patlayan bombaların daha büyük bir şekilde
bu ülkeye sirayet etmesi demekti ve esasında 6 Ekim akşamı Mürşitpınar
Sınır Kapısı düşmek üzereydi. Tam bunun üzerine
arkadaşlarımız yoğun bir görüşme trafiğiyle
iktidarla, o dönemin Başbakanıyla görüşmeler
gerçekleştirdiler. Bununla ilgili eğer komisyon kurulursa
tanıklıklar da olacaktır mutlaka. Dönemin İçişleri
Bakanı Efkan Ala, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğluyla
birçok görüşme yaptılar bu meselenin çözülmesi için. Esasında
ilk görüşmenin sonucunda Ahmet Davutoğlu bu sorunun
çözülebileceğini, oraya bir koridor açılarak, en azından
Mürşitpınar Sınır Kapısından geçilerek bir
desteğin sağlanabileceği konusunda taahhüt vermesine
rağmen, sonrasında günlerce beklenmesine rağmen bu şekilde
bir adım atılmamıştır. En son yapılan
görüşmelerde Başınızın çaresine bakın.
denmiş ve oradaki binlerce Kürt aslında ölüme terk edilmiştir.
Tam da bu meseleye karşı insanlar
Bakın, daha MYK kararı
yok, daha atılan bir tweet yok, bir Selahattin Demirtaş
çağrısı yok. İnsanlar 6sında sokağa çıkmaya
başlıyorlar, demokratik tepkilerini ortaya koymaya
başlıyorlar. Bütün haber sitelerini takip ettiğinizde tek tek,
saat saat bunları görebilirsiniz. 7si saat 14.30a kadar da herhangi bir
problem yok. Ama o esnada, dönemin Cumhurbaşkanı yani şu anki
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Antepte bir açıklama
yapıp Kobani düştü düşecek. dedikten sonra bütün demokratik
eylemler bir anda provoke oluyor ve aslında simge olması gereken,
Vartoda Hakan Buksur adında bir genç polis tarafından katlediliyor.
Esasında işte dinamit orada ateşleniyor ve ülkenin dört bir
yanında kirli eller katliamlar gerçekleştiriyor.
Bakın,
iktidar bugüne kadar doğru rakamı bile tutturamıyor. Sadece
Yasin görülüyor ama Yasin Börü değil, bu olaylardan kaynaklı 54
vatandaşımız yaşamını kaybetti. Peki, bu
soruşturmalarla ilgili herhangi bir gelişme, herhangi bir ilerleme
var mı? Yok, bütün soruşturmalar tozlu raflarda ya da sümen
altında. Bizim Eş Genel Başkanlarımız Selahattin
Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, bakın iki defa bu suçlamayla
tutuklanıyor ama esas dosyalarla ilgili olarak tek bir adım
atılmıyor. Şimdi, simge deyince politik görüşe göre mi
deniyor? Bakın, biz o dönem, 6-8 Ekimde yaşamını
yitirenlerin hepsinin ailelerinin acılarını
paylaşıyoruz, hepsi bizim yurttaşlarımız, hepsi bizim
vatandaşlarımız, bu ülkenin vatandaşları. Ama politik
görüşlerine göre siyasi rant alanına çevirerek, alan alan, meydan
meydan, Şu katildir, bu katildir. diyeceğinize değerli
arkadaşlar, bunun çok kolay bir yolu var: Gelin, bir araştırma
komisyonu kuralım.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYŞE
ACAR BAŞARAN (Devamla) - Başkanım, bir dakika daha süre alabilir
miyim?
BAŞKAN
Tabii, buyurun.
AYŞE
ACAR BAŞARAN (Devamla) Dönemin İçişleri Bakanı, dönemin
Başbakanı, dönemin Cumhurbaşkanı ve
O görüşmelerde
bire bir bulunan, şu Meclis kürsüsünde de
tanıklıklarını ve gözlemlerini anlatan Sırrı
Süreyya mahkemelerde. Sadece terörist olarak gösterdiğiniz ama kendi
beyanlarını, açıklamalarını hiç
yansıtmadığınız önceki dönem Eş Genel
Başkanımız Selahattin Demirtaşın ve daha onlarca
kişinin tanıklığını alalım ve ne oldu,
gerçekten, bu insanlar kim tarafından öldürüldü, hangi kirli güçler
tarafından bir şekilde katledildi ve üstleri kapatıldı,
eğer gerçekten bir hassasiyetiniz varsa bunu araştıralım
çünkü mesele her defasında çıkıp birilerini terörize etmek
değil. Bu ne bu ülkenin toplumsal barışına ne de adalete
olan inancına katkı sağlıyor diyorum.
Teşekkür
ederim arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara
Milletvekilimiz Sayın Tekin Bingöle aittir. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz
üç dakika Sayın Bingöl.
CHP
GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Dünya
savaş konuşuyor, dünya şiddeti konuşuyor, terör
konuşuyor, toplu katliamları konuşuyor. Dünya F-35i,
S-400leri, füzeleri, nükleer silahları, biyolojik silahları
konuşuyor ama şiddeti ve nefret dilini yok sayacak barış
dilini gündemimize maalesef alamıyoruz.
Dünya
kan ağlıyor. Biz ülkemizde de büyük acılara gark olmuşuz.
Muhtıralar, darbe girişimleri, darbeler gerçekleşmiş,
olağanüstü acılar toplumun bütün belleğinde derin yaralara yol
açmış, hiç kimse Bu acıları enine boyuna
tartışalım da bir daha bu acılar yaşanmasın.
diye gündemine almamış. Sadece o mu? Bakın, darbe dönemlerinde
yaşanan acılar var da sivil hükûmetler döneminde de yaşananlar
bu işin âdeta tuzu biberi. 1990lı yılları
hatırlayalım. Binlerle ifade edilecek faili meçhul cinayetler
işlendi. Oysa sivil hükûmetler iş başındaydı. Darbe
dönemini haydi bir derece anlayalım da sivil hükûmetler döneminde bu faili
meçhul cinayetlerin işlenmesi herhâlde son derece ama son derece manidar.
Dönüp de bu faili meçhulleri araştırmak, perde arkasını
ortaya çıkarmak, derin ilişkileri deşifre etmek hiçbir
siyasetçinin aklına gelmiyor. Bu niçin böyle? Çünkü ülkemizde maalesef
siyaset tıkandığında siyasetin çözümü olarak siyasi
cinayetler ve faili meçhul cinayetler işleniyor.
Bakın, değerli arkadaşlar, Suruçta,
Roboskide, Gar katliamında tüten o yanık kokusu bu Parlamentoda hâlâ
hissediliyor. Eğer bu katliamların dosyaları hâlâ tozlu raflarda
bekletiliyorsa, hâlâ görmezden geliniyorsa, hâlâ sümen altı ediliyorsa
inanın çürütemezsiniz, çürümeye asla terk edemezsiniz. Hukukta zaman
aşımı olabilir ama insanların vicdanında, toplumun
hafızasında ve ülkelerin tarihinde zaman aşımı yoktur.
Siz bu katliamları, bu acıları eğer ortaya
çıkarmazsanız Türkiye daha büyük acılara mutlaka gark
olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, bu ülkede Musa
Anterler, Gaffar Okanlar, Tahir Elçiler, Bahriye Üçoklar katledildi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Buyurun Sayın Bingöl.
TEKİN BİNGÖL (Devamla) Belki o tetiği
çekenler yakalanmış olabilir ama önemli olan azmettirenleri ortaya
çıkarmak. Bütün bunların bir senaryosu vardır, bütün
bunların bir oyun kurucusu vardır. O senaryoyu yazanlar, oyunu kuranlar
sadece tetikçilere ve taşeronlara o tetiği çektirip o bombayı
patlatıyorlar. Kobanide yaşananlar bir şekilde bu ülkenin
hafızasında ama bir komedi var: Asıl failler
araştırılıp cezalandırılmıyor; Selahattin
Demirtaş, Figen Yüksekdağ bu davadan yargılanıyorlar hem de
birden fazla. Bu da bu Parlamentonun dikkatlice incelemesi gereken bir konu.
Hiç kimsenin ama hiç kimsenin unutmaması gereken bir şey var:
Demokrasi bir ülkenin vazgeçilmezi olmazsa, demokrasinin kuralları ve
kurumları yerleşmezse biz bu tür faili meçhulleri, siyasi cinayetleri
daha çok yaşarız ve bu acılar bizi dünya toplumlarından
uzaklaştırır ve siz hiçbir şekilde bunları
çözemezsiniz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayın Sayın Bingöl.
TEKİN
BİNGÖL (Devamla) 1948de, hepimizin okuduğu Kürk Mantolu
Madonnayı yazan, Kuyucaklı Yusufu yazan Sabahattin Ali bir faili
meçhul cinayete kurban gitmişse ve hâlâ o faili meçhul çözülemiyorsa siz
bunun altında ezilmeye mahkûmsunuz. Bunun ayıbı hepimizin
ayıbıdır. Yapmamız gereken şiddeti reddeden,
kavgayı reddeden, nefreti reddeden, dünya halklarının
kardeşliğini ve barışı tesis edecek bir dili bu
Parlamentoya hâkim kılmaktır diyorum.
Saygılar
sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına
Ağrı Milletvekilimiz Sayın Ekrem Çelebiye ait.
Buyurun
Sayın Çelebi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz
üç dakika.
AK
PARTİ GRUBU ADINA EKREM ÇELEBİ (Ağrı) Sayın
Başkanım, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun 6-8 Ekim 2014
tarihlerinde yaşanan olaylarla ilgili verdiği araştırma
önergesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi ve ekranları
başındaki milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, ülke siyasi tarihimizin en acı günlerinden biri olan 6-8
Ekim 2014 tarihlerinde yaşanan olayların 5inci yıl dönümünde
başta Yasin Börü olmak üzere şehit edilen
vatandaşlarımıza Cenab-ı Allahtan rahmet, ailelerine sabır
ve başsağlığı dileklerimi iletiyorum.
6-8
Ekim 2014 tarihlerinde ne mi oldu? Değerli kardeşlerim, benim
sizlerden ricam, geriye dönük gidelim, biraz hafızamızı
tazeleyelim. Türkiyenin toplumsal birlik ve beraberliğine yönelik son
yılların en önemli proaktif saldırılarından biri olan
6-8 Ekim olayları zihinlerdeki canlılığını hâlen
koruyor ve korumaya devam ediyor. HDPnin çağrısı üzerine Kobani
bahane edilerek Türkiye genelinde 36 ilde terör örgütü PKK yandaşları
şiddet olaylarının yaşanmasına sebebiyet verdiler. Bu
illerin bir tanesi de Ağrı iliydi.
HDP
Genel Başkanı Selahattin Demirtaşın açıklamaları
ve çağrısı üzerine sokağa inen terör yandaşları,
masum insanlarımızı mübarek bayramda resmen katlettiler.
Hatırlarsanız, yine o dönemde HDP Genel Merkezinin Twitter üzerinden
yapmış olduğu bir açıklama vardı, insanları
sokağa çıkmaya çağırmış ve bu çağrıyla
sokağa inen terör yandaşları 36 ilde ölümlere ve birçok zarara
sebebiyet vermiştir.
Peki,
HDP Genel Merkezi Twitter hesabında ne paylaşmıştı?
Şimdi, bu mesajı aynen okuyup sizlerin ve aziz milletimizin
takdirlerine arz ediyorum: Şu anda toplantı hâlinde olan HDP MYKden
halkımıza acil çağrı: Kobanide durum son derece kritiktir.
IŞİD saldırılarının ve AKP iktidarının
Kobaniye ambargo tutumunu proteste etmek üzere halkımızı
sokağa çıkmaya ve bu sokağa çıkmış olanlara
destek vermeye çağırıyoruz. HDPnin bu çağrısı
üzerine 36 ilde sokak olayları ve saldırıları meydana
geldi. Çıkan bu olaylarda 50den fazla vatandaşımız
hayatını kaybetti. 331i polis memuru, 438i sivil vatandaş
olmak üzere toplam 769 kişi yaralandı.
HDPnin
yönlendirilmiş ve nasıl bir niyet taşıdığı
belli olan bu hukuksuz çağrısı üzerine Türkiye genelinde 2.389
olay meydana gelmiştir. Bu olaylarda 27 kaymakamlık binası, 52
emniyet binası, 283 hastane, 73 siyasi parti binası olmak üzere
toplam 2.558 binaya saldırı gerçekleşmiş ve birçok maddi
hasar meydana gelmiştir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Çelebi, tamamlayın.
EKREM
ÇELEBİ (Devamla) Türkiye, bu tarihte, sokağa çıkanların
yaptığı şiddet olaylarının yanında
insanlık tarihinin daha önce yaşamadığı çok vahşi
saldırılara da şahit olmuştur.
Burada,
yine Yasin Börü kardeşimizin, inanın, Adli Tıbba
geldiğinde, Adli Tıbba geldiği hâli ailesi tarafından dahi
teşhis edilememiştir. Şunu özellikle arz etmek istiyorum
değerli kardeşlerim:
Değerli
milletvekilleri, Yasin Börü, bir Kürttü; Hasan Gökgöz, Kürttü; Ahmet Dakak,
Kürttü; Riyad Güneş ve öldürülen onlarca vatandaşımız
Kürttü.
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) Yapanlar değildi.
EKREM
ÇELEBİ (Devamla) Şunu arz etmek istiyorum: Siz -biraz önce de
arkadaşlar burada konuştu, konuşmacılar- neden
bahsettiğinizi gerçekten anlamak istemiyorsunuz. Kimin hangi
mücadelesinden bahsediyorsunuz? Türkiye bu vahşeti unutmadı ve asla
da unutmayacak. Biz, özellikle çocuklarımızı okutup doktor,
hâkim, savcı, avukat, öğretmen olmalarını istiyoruz, siz
ise onları birilerinin siyasi maşası hâline getirip, işte,
bugün Suriye'nin bir kesiminde, Irakın bir kesiminde olduğu gibi,
gerçekten onları paralı asker hâline getirmek istiyorsunuz. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Çelebi, tamamlayalım.
EKREM
ÇELEBİ (Devamla) Biz asla ve asla sizin bu siyasetinize Kürt ve Kürt
çocuklarını alet etmeyeceğiz.
Bu
vesileyle, HDP grup önerisine aleyhte oy kullanacağımızı
ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar, HDP sıralarından
gürültüler)
KEMAL
PEKÖZ (Adana) Niye aleyhte? Niye korkuyorsunuz?
MENSUR
IŞIK (Muş) Ne kadar çelişkili
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Sayın Başkan
ALİ
KENANOĞLU (İstanbul) Niye böyle saklıyorsunuz?
BAŞKAN
Arkadaşlar, sessiz olalım.
Değerli
arkadaşlar, sessiz olalım.
KEMAL
PEKÖZ (Adana) Kimin öldürdüğü bir an önce ortaya çıksın.
ALİ
KENANOĞLU (İstanbul) Ortaya çıksın, evet. Neden
korkuyorsunuz?
BAŞKAN
Sayın Kenanoğlu
Arkadaşlar,
sessiz olalım.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) HDP Grubunun konuşmacısını
saygıyla dinledik
BAŞKAN
Sayın Turan
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Sayın Başkan
BAŞKAN
Arkadaşlar, sessiz olalım.
Bakın,
Grup Başkan Vekiliniz söz istedi. Eğer arkadaşlarınız
susarsa söz vereceğim size Sayın Oluç.
MENSUR
IŞIK (Muş) Adam Yaşasın IŞID. diye
bağırarak silah sıktı ve insanları öldürdü ya!
ALİ
KENANOĞLU (İstanbul) Hayır, hiçbir anlam ifade etmiyor mu bu
söz size?
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan
BAŞKAN
Bir saniye
ALİ
KENANOĞLU (İstanbul) Ya, tamam, araştıralım. 54
kişi öldürüldü. Kim öldürdü bunları, buyurun,
araştıralım.
BAŞKAN
Sayın Kenanoğlu
Arkadaşlar,
daha bir oylama yapacağız, bakın, bir sessiz olalım lütfen.
Sayın
Turan ve Sayın Oluç istedi.
Buyurun.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan, HDP Grubunun oturduğu yerden
bağırmasından dolayı söz istedim, ayağa kalktım.
Biz kıymetli konuşmacıyı çok iyi dinledik, takip ettik,
cevapları vermeye çalıştık. Ama şiddetin başka
bir karşılığı olan yerinden bağırmak bu Meclisin teamüllerine uyan bir
yaklaşım değil. (HDP sıralarından gürültüler)
MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) Ya, siz burada linç yaptınız,
daha ne diyorsunuz Bülent Bey?
BAŞKAN Değerli arkadaşlar, lütfen sesiz olalım,
lütfen.
Buyurun Sayın Turan.
BÜLENT TURAN (Çanakkale) Bir daha söylüyorum: HDPnin vekilini
dinledik
(HDP sıralarından gürültüler)
ALİ KENANOĞLU (İstanbul) Peki, bu sözünüzü size
hatırlatırız bir gün ama.
AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) Bence de.
BAŞKAN Peki, değerli arkadaşlar, lütfen
Arkadaşlar, bir saniye, bakın, sayın grup başkan
vekillerine ben söz veriyorum, Sayın Oluça söz vereceğim birazdan.
BÜLENT TURAN (Çanakkale) Arkadaşlar,
bağırmayın, sakin olun, iki cümle söyleyeceğim.
MENSUR IŞIK (Muş) Çok sakiniz, çok sakiniz!
BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Bakınız, biz bu konudaki
hassasiyetimizi HDPye ispat etmek durumunda değiliz. Biz kamuoyundaki
takibimizle beraber, yargıyı takip etmekle beraber, idari
işlerle beraber Kobani olaylarının ne olduğunu takip eden
bir partiyiz ama şunu biliyoruz: Şu anki iddia konusu önerge zaten
yargının konusu.
AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) Değil, değil.
BÜLENT TURAN (Çanakkale) Ayrıca nasıl bir
yaklaşım konusudur ki
Hiç mahcup olmadan, sanki konuyla hiç illiyet
bağı yokmuş gibi davranıp bu kadar ithamda bulunmayı,
bağırmayı doğru bulmuyoruz.
BAŞKAN Sayın Turan, konuşmacınız grubunuz
adına konuştu ama.
BÜLENT TURAN (Çanakkale) Bakınız, elimizde HDPnin
resmî daveti var, 6 Ekimde Sokağa çıkın. diyor, Eylem
yapın. diyor.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) Genel
Başkanları da diyor.
BÜLENT TURAN (Çanakkale) Ve bu sokağa çıkmanın
sonucunda da 50 kişi ölüyor. Bundan insan mahcup olur, susar, sessiz
kalır; Yanlış yaptık. der, Özür diliyoruz. der. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) Ama çıkıp da
buraya hâlâ, 6 Ekim olaylarıyla ilgili hiçbir görevi yokmuş, hiçbir
illiyeti yokmuş gibi bağırmayı ben siyasi ahlaka
aykırı buluyorum Sayın Başkan.
AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) Sizden öğrenecek
değiliz.
BÜLENT TURAN (Çanakkale) Yargı bunun hesabını
soracaktır, yargının verdiği karar da baş tacı
olacaktır.
Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar, HDP sıralarından gürültüler)
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Sayın Başkan
BAŞKAN Değerli arkadaşlarım, Halkların
Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Oluçun bir talebi var,
onu bir dinleyelim izin verirseniz.
Buyurun Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Sayın Başkan,
ağır bir sataşma olduğu için kürsüden cevap vermek
istiyorum izin verirseniz.
BAŞKAN Sataşma nedeniyle söz istiyorsunuz?
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Evet.
BAŞKAN Buyurun.
BÜLENT TURAN (Çanakkale) Hangi ifademden
dolayı Sayın Başkan? Bilelim, dikkat edelim biz de. (HDP
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN Değerli arkadaşlar, karışmayın
lütfen.
AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) Ya, siz bağırmadan söz
aldınız
BAŞKAN Arkadaşlar, rica ediyorum; bakın, konuşmak
isteyen herkes kürsüden konuşuyor.
Süreniz iki dakika Sayın Oluç.
Buyurun.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluçun,
Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebinin HDP grup önerisi üzerinde AK
PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması
sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması
nedeniyle konuşması
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu konuyu ilk defa gündeme getirmiyoruz, bundan
önce 3 kez araştırma önergesi verdik, yine Adalet ve Kalkınma
Partisinin oylarıyla reddedildi. 11 kez soru önergesi verildi milletvekillerimiz tarafından, bu soru önergelerinin
hiçbirine cevap verilmedi ilgili bakanlar tarafından ve biz bu konunun
gerçekten araştırılmasını ilk günden beri istiyoruz ve
ilk günden beri biz -biraz evvel burada bizim hatibimiz de aynı şeyi
söyledi- Bu konu araştırılsın, bu konuda suçlu kimse
ortaya çıkarılsın, bu ortaya çıkacak sonuç bizim
olduğu gibi kabulümüzdür. dedik. Bu kadar açık bir çek verdik bu
konuda araştırılması için ama asla
araştırılmadı.
Bakın,
54 insanımız öldü orada. Biraz evvel Adalet ve Kalkınma Partisi
hatibi konuşurken bu 54 insandan sadece 4 ya da 5 kişinin ismini
saydı. Geri kalanlar? Bu 54 insandan en az 46-47si bizim seçmenimiz,
bizim insanımızdı. Hepsi bizim insanımız öldürülenlerin,
o konuda en ufak bir şüphemiz yok. Yasin Börü dâhil olmak üzere herkesin
suçlusu kimse araştırılsın. dedik ama bu konuda en ufak
bir adım atılmadı. Şimdi, dolayısıyla,
öldürülmüş olan insanların bu durumu ortadayken bu konunun enine
boyuna araştırılması gerekiyor,
tartışılması gerekiyor.
Yargı
konusu diyorsunuz, yok öyle bir yargı. Öyle bir duruşma yok, öyle
bir dava yok. Uyduruk uyduruk iddialar var, uyduruk soruşturmalar var,
ortada bir yargılama yok bu konuyla ilgili. Bu konuda da doğru söylemiyorsunuz.
Şimdi,
bakın, diyorsunuz ki: Selahattin Demirtaş bir çağrı
yaptı. Hayır efendim, Selahattin Demirtaşın
yapmış olduğu bir çağrı yoktur. Halkların
Demokratik Partisinin Merkez Yürütme Kurulunun bir çağrısı
vardır, o çağrı da şiddet çağrısı değildir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayın Sayın Oluç lütfen.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) Toparlıyorum.
O
çağrı da demokratik protesto hakkının
kullanılması çağrısıdır. O çağrı
yapılmadan evvel zaten insanlar günlerdir Kobani düşmesin diye
sokaklardaydı, o çağrı onun üstüne yapıldı, o
çağrıyla insanlar sokağa çıkmadılar.
Dolayısıyla, bunun HDPnin çağrısıyla
başladığı iddiası da doğru değildir, bu da
doğru değildir.
FAHRETTİN
YOKUŞ (Konya) Doğru.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) Eğer bunun doğru olduğunu iddia
ediyorsanız onu da araştıralım diyoruz ama hiçbirini kabul
etmiyorsunuz.
Bakın,
o dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala sizin
arkadaşınızdır. Ne demişti? Bizim kontrol
edemediğimiz güvenlik güçleri var. dedi. Basında yer aldı,
herkes duydu, okudu. Kimdir Efkan Alanın kontrol edemediği güvenlik
güçleri? Bu araştırılsın, bunu söyledi.
Şimdi,
Vanda araçları ateşin içine iten bir polis panzerinin görüntüleri
sosyal medyada dolaştı, herkes gördü onu. Niye bunlar araştırılmıyor?
Dolayısıyla bu konu araştırılmaya muhtaç bir konudur,
üzerine spekülasyon yapmaya, polemik yapmaya gerek yoktur. Bunu
araştıralım, ne sonuç çıkıyorsa, otopsi raporları
dâhil olmak üzere
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) Son cümlem Sayın Başkan.
BAŞKAN
Peki, tamamlayın.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) Bu konu araştırılsın, otopsi
raporları dâhil olmak üzere her şey masaya yatırılsın
ve kim, hangi silahlarla, kurşunlarla öldürülmüş, onlar da ortaya
çıkarılsın. Otopsi raporları da var, onlar da
araştırılsın. Şimdi, bunun üstünü örtüyorsunuz
yıllardır. Bunu siyasi bir propaganda aracı olarak
kullanıyorsunuz. Biz de diyoruz ki: Gelin, araştıralım.
Sizin elinizden bu propaganda aracını alacağız çünkü bundan
eminiz. Biz eminiz, siz de o kadar kendinizden eminseniz buyurun, gelin,
araştıralım.
Teşekkür
ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Peki, teşekkür ederim.
Sayın
Altay, sizin de bir söz talebiniz olmuş.
Buyurun.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
34.- İstanbul Milletvekili Engin Altayın,
Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın yerinden sarf ettiği bazı
ifadelerine ilişkin açıklaması
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Yanlış
bir içtihat oluşur diye söz aldım çünkü Türkiye Büyük Millet
Meclisinde bugün görüşülen, biraz önce görüşülen önerge bir
yargılama komisyonu kuralım demiyor, araştırma komisyonu
kuralım diyor. Dolayısıyla Yargıya intikal etmiştir,
biz bunu bu yüzden kurmuyoruz. iddiası mesnetsiz bir iddiadır,
ayakları yere basmayan bir iddiadır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde
yargıya intikal etmiş onlarca konuda araştırma komisyonu
kurulmuştur. Bir bunu söylemek isterim.
Bir
de hakikaten bu önergeyi AK PARTİnin reddetmesini ben çok
yadırgadım, garipsedim. Takdir kendilerinin tabii. Çünkü her
vesileyle bu 6-7 Ekim olaylarıyla ilgili birtakım gerekçeler ve
hedefler gösteriyorlar. 6-7 Ekim olaylarına hedef gösterilen siyasi parti
Siz böyle mi düşünüyorsunuz? diyor, Evet. diyorsunuz. E, gelin,
Meclis bir komisyon kursun, çoğunluk da sizde zaten,
araştıralım. diyor, Hayır. diyorsunuz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Buyurun, devam edin.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Bunu hem yüce Genel Kurulun hem aziz milletimizin
dikkat ve ilgisine sunmak için söz aldım.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Peki, teşekkür ederim.
Buyurun
Sayın Turan.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi için
söyleyeceğim.
Mahkemede
görülen bir işlemle ilgili Meclis bir komisyon kuramaz demedim, demem.
Burası millî iradenin tecelligâhıdır.
MUSA
PİROĞLU (İstanbul) Yargıda dedin, yargıda.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Her konuda komisyon kurabilir, çalışabilir.
Tekrar sataşma olmasın diye konuyu dikkatli söyleyeceğim;
şu tweetlerdeki davetin görülmemesini eleştirdim, bir. Konunun
yargıda olduğunu tekrar hatırlatıyorum, iki.
BAŞKAN
Peki, teşekkür ederim.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Mersin
Milletvekili Fatma Kurtulan ile İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan
Oluç tarafından, 6-8 Ekim 2014 tarihleri arasında yaşanan ve
kamuoyunda Kobani olayları olarak bilinen olayların
araştırılması amacıyla 8/10/2019 tarihinde Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8
Ekim 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
önerisi (Devam)
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, görüşmeler tamamlanmıştır.
Halkların
Demokratik Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler
Kabul etmeyenler
Öneri kabul edilmemiştir.
Sayın
Arkaz, buyurun.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
35.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkazın, Anadolu
kadınının teröre boyun eğmeyeceğine ilişkin
açıklaması
HAYATİ
ARKAZ (İstanbul) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, Hacire Akar bir anne. Çocuğunu dağa
kaçırdılar diye yeri göğü inletti. Oğlumu
kaçırdınız, vermezseniz binayı başınıza
yıkarım. dedi. Oğluna kavuşana kadar bir an bile HDP il binasının
önünden ayrılmadı. Hacire Ana doğru adresin HDP olduğunu
biliyordu, çocuğunu kimlerin kaçırdığını da
biliyordu. Tıpkı Erzurumlu Nene Hatun gibi, tıpkı
Kastamonulu Şerife Bacı gibi Hacire Ana da çok büyük bir ateş
yaktı. Hakkâri, Şırnak, Tunceli, Bingöl, Şanlıurfa,
Muş, Van, Siirt; yaktığı ateş dalga dalga büyüyor.
Anadolunun anaları bitmez, Anadolu kadını teröre boyun
eğmez. Terör yerle bir olacak, analar kazanacak.
Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Ne
mutlu Türk'üm diyene!
BAŞKAN
Sayın Yıldız
Yok.
Sayın
Barut, buyurun.
36.- Adana Milletvekili Ayhan Barutun, Adana ili
Yumurtalık ilçesinde özel endüstri bölgesi ilan edilecek alanla ilgili
yerel yönetimlere, büyükşehir il ve ilçe belediye başkanlarına
görüş sorulmamasının millî iradeyi yok sayma anlamına
geldiğine ilişkin açıklaması
AYHAN
BARUT (Adana) Sayın Başkan, 4 Ekim 2019da 1608 sayılı
Cumhurbaşkanı Kararında ülkemizin muhtelif illerinde oldukça
büyük alanlar özel endüstri bölgesi olarak ilan edilmiştir. Bu kapsamda
Adana ilimizin Yumurtalık ilçesinde de çok büyük bir alan EMBA Elektrik
Üretim Anonim Şirketi adına özel endüstri bölgesi olarak ilan edildi.
Söz konusu kararla yerelde hizmet veren mevcut belediyeler ile ilgili sivil
toplum kuruluşları yok sayılmaktadır. Belediyelerin
yöresinde kurulacak bir yatırıma vereceği hizmetler ve
karşılığında bütçesine sağlayacağı
gelirler de bu yöntemle elinden alınmış olmakta. Özel endüstri
bölgesi ilan edilecek alanla ilgili olarak yerel yönetimlere, büyükşehir,
il ve ilçe belediye başkanlarına neden görüş sorulmuyor? Bu
tutum, yörenin seçilmiş belediye başkanını yok saymak
değil midir, aynı zamanda millî iradeyi yok sayma anlamına
gelmez mi? Bu ilana Yumurtalık ilçemizde çok büyük bir tepki söz
konusudur.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Bahşi
37.- Antalya Milletvekili Feridun Bahşinin, vefat eden
Ülkü Ocaklarının kurucu Genel Başkanı Aytekin
Yıldırıma Allahtan rahmet dilediğine ilişkin
açıklaması
FERİDUN
BAHŞİ (Antalya) Sayın Başkan, teşekkür ederim.
1967
yılında kurulan Ülkü Ocakları Birliği Kurucu Genel
Başkanı ve İYİ PARTİnin Yüksek İstişare
Kurulu üyesi Aytekin Yıldırım Bey vefat etmiştir. Kendisine
rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum,
yine ülkücü camiaya da başsağlığı diliyorum.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Sayın Türkkan, sizi sisteme girince gördüm.
Buyurun.
Sayın
Türkkanın mikrofonunu açalım.
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) Muhalefetin sesini kısmayın efendim.
BAŞKAN
Ben de açmak için elimden geleni yapıyorum; bütün
arkadaşlarımızın, iktidarın, muhalefetin
38.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkanın, Kocaeli ili
Başiskele ilçesinde yaşayan Mehmet Baştürkün 2018
buzağı desteklemesinin hâlâ ödenmediğini belirten
mesajını Tarım ve Orman Bakanına duyurmak istediğine
ilişkin açıklaması
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz
burada Kobani, tezkere, Irak, Suriye konuşurken Kocaeli Başiskeleden
Mehmet Baştürk bana bir mesaj yazmış Bunların hepsi çok
önemli bir mesele de benim meselem sizinkinden çok farklı. Kış
geliyor, ben hayvanları ağıla alacağım. 2018
buzağı destekleme primimiz 2019un sonu geldi, hâlâ bize ödenmedi.
Ben bu hayvana ne vereceğim? Benim tencerem kaynamayacak. Bizi kim
doyuracak, orada sorar mısınız? demiş. Ben de iktidar
sıralarında oturan milletvekili arkadaşlarımıza Mehmet
Baştürkün bu sorusunu tevdi ediyorum. Sayın Bakana ulaşamazlar
belki ama Sayın Bakan da belki bu vesileyle bunu duyar çünkü Sayın
Bakana ulaşamama konusunda ciddi tepkiler olmuş hafta sonu
Kızılcahamamda. Ben sizin adınıza buradan duyurmuş
oluyorum.
Teşekkür
ederim.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun 8 Ekim 2019
Salı günkü birleşiminde gündemin Başkanlığın
Genel Kurula Sunuşları kısmında yer alan (3/878) ve
(3/879) esas numaralı Cumhurbaşkanlığı Tezkerelerinin
okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılması ve
bu birleşiminde gündemin Seçim kısmındaki işlerin
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını
sürdürmesine ilişkin önerisi
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin bir grup
önerisi vardır. İç Tüzükün 19uncu maddesine göre verilen bu öneriyi
okutup işleme alacağım ve oylarınıza
sunacağım.
8/10/2019
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma
Kurulu 8/10/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından
İç Tüzükün 19uncu maddesi gereğince grubumuzun
aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına
sunulmasını arz ederim.
Bülent
Turan
Çanakkale
AK
PARTİ Grubu Başkan Vekili
Öneri:
Genel
Kurulun 8 Ekim 2019 Salı günkü (bugün) birleşiminde gündemin
Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları
kısmında yer alan (3/878) ve (3/879) esas numaralı
Cumhurbaşkanlığı Tezkerelerinin okunarak görüşmelerinin
aynı birleşimde yapılması ve bu birleşiminde gündemin
Seçim kısmındaki işlerin görüşmelerinin
tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi
önerilmiştir.
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Öneri
üzerinde söz isteyen? Yok.
Öneriyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri
kabul edilmiştir.
Şimdi
değerli arkadaşlarım, bir iki arkadaşımıza da söz
verip ondan sonra kısa bir ara vereceğiz ve tezkereleri
görüşmeye başlayacağız.
Sayın
Yılmaz...
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
39.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmazın, 17-18
Temmuz 2019 tarihinde Düzce ili Akçakoca, Cumayeri ve Gölyaka ilçelerinde
yaşanan sel ve heyelan nedeniyle mağdur olan çiftçilerin yanında
olunmayacaksa ne zaman olunacağını Tarım ve Orman
Bakanlığı yetkilileri ile Tarım Kredi Kooperatifleri
yetkililerinden öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
ÜMİT
YILMAZ (Düzce) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Başkan, bildiğiniz gibi, 17-18 Temmuz 2019 tarihinde Düzce Akçakoca,
Cumayeri ve Gölyaka ilçelerinde özellikle çiftçilerimiz, çok kötü bir sel ve
heyelan felaketiyle karşı karşıya kalmıştır.
Bu tarihten sonra bölgemizi ziyaret eden Tarım Bakanlığı
yetkilileri, bize, üreticimizin Tarım Kredi Kooperatiflerine olan
borçlarının, zirai kredi borçlarının ve bankalara olan
borçlarının erteleneceğini ifade ettiler. Ancak 30 Eylül tarihi
itibarıyla borç vadeleri gelmiş ve ödemeler yapılmasına
rağmen hâlâ borçlar ötelenmemiştir. Buradan Tarım
Bakanlığı yetkililerine ve Tarım Kredi Kooperatifi
yetkililerine seslenmek istiyorum: Dolu, sel, heyelan afetinde de çiftçimizin
yanında olmayacaksanız ne zaman olacaksınız?
BAŞKAN
Sayın Ünsal
40.- Ankara Milletvekili Servet Ünsalın, şehir
hastanelerinin sağlık sistemini bitirdiğine ilişkin
açıklaması
SERVET
ÜNSAL (Ankara) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sağlık
Bakanına: Sağlık alanında dayatılan son fikir olan
şehir hastaneleri zaten yerle bir olan sağlık sistemini tamamen
bitirmiştir. Gizlenen sözleşmeleriyle, kamunun
uğradığı zararla, yurttaşın özel şirketlerin
zorunlu müşterisi hâline getirilmesiyle, yandaşlara
sağladığı fahiş rantlarla, tıbbi eksikliklerle,
yönetimsel krizlerle, yapısal bozukluklarla, personel sorunlarıyla,
malzeme eksiklikleriyle, daha nice problemleriyle şehir hastaneleri
sağlığa zararlıdır.
BAŞKAN
Sayın Karahocagil
41.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagilin, vefat
eden hemşehrisi Hüsnü Kürkçüye Allahtan rahmet dilediğine, 2019
yılı bütçesinden çiftçiye ödenecek destek miktarına ve Suriyeye
yapılacak harekât nedeniyle askerimize başarılar dilediğine
ilişkin açıklaması
MUSTAFA
LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
Ben
de konuşmamın başında Amasya AK PARTİ
kurucularımızdan ulu çınar Hüsnü Kürkçü ağabeyimi
kaybetmenin üzüntüsünü yaşarken Hüsnü ağabeyime rahmetler diliyorum.
2019
yılı bütçesinden yatırım ödenekleri dâhil, tarıma
ayrılan kaynak miktarı toplam 21,5 milyar TL olarak
oluşturulmuştur. Tarım sektörüne 2002 yılında
ayrılan kaynak toplamı 1,8 milyar TL iken bu miktar AK PARTİ
hükûmetlerinde her yıl artarak 2018 yılında 14,9 milyar TLye
çıkmıştır. 2019 yılının ilk dokuz
ayında çiftçimize ödenen destek miktarı tam 14,6 milyar TL
olmuştur. İnşallah, yıl sonu itibarıyla
öngördüğümüz 21,5 milyar TLye ulaşacağız.
Suriyede
Siyonistlerin arzımevut hayaline son vermek, akan Müslüman
kanını durdurmak için Suriyeye girecek kahraman ordumuza
başarılar diliyorum.
BAŞKAN
Sayın Fendoğlu
42.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlunun,
3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununda 2015
yılında yapılan düzenlemeyle (B) grubu polis amirlerinin hak
kaybına uğradığına ilişkin açıklaması
MEHMET
CELAL FENDOĞLU (Malatya) Çok teşekkür ederim Sevgili
Başkanım.
İçişleri
Bakanlığına iletilmek üzere
2015 yılında 3201
sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununda yapılan
düzenlemeyle düzenleme öncesi polis amiri olan lisans mezunu (B) grubu polis
amirlerinin statüleri aynı bırakılmıştı. 2015
sonrası aynı şartlarda polis amiri olan lisans mezunu polis
amirleri ise (A) grubu statüsünde değerlendirilmekte olup toplamda, (B)
grubu polis amirlerinin terfi sürelerinde dört yıllık hak
kaybolmaktadır. 2015 öncesi ve sonrasında yapılan terfi sistemindeki
değişiklikler lisans mezunu polis amirleri arasında
adaletsizliğe sebep olmaktadır. Yapılacak yeni düzenlemeyle (A)
ve (B) grubu ayrımına son verilerek lisans mezunu tüm polis
amirlerinin aynı statüye alınması ve hâlihazırda lisans
mezunu (B) grubu polis amirlerinin dört yıllık terfi
kayıplarının da telafi edileceği yeni bir intibak maddesine
ihtiyaç duyulmaktadır. Yapılacak düzenleme de (B) grubu polis
amirlerinin hak kaybı sorununu çözecektir.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Son olarak, Sayın Girgin
43.- Muğla Milletvekili Süleyman Girginin,
Sağlık Bakanlığı protokollerinde otizm konusunda gen
araştırmalarının niçin yer almadığını,
otizmli bireyler için olumlu sonuçlar alınmış vitaminlerin
ülkemizde niçin bulunmadığını ve klinik
çalışmalarının ülkemizde niçin yeterli düzeyde
yapılmadığını Sağlık Bakanından
öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
SÜLEYMAN
GİRGİN (Muğla) Sayın Başkan, sorum Sağlık
Bakanına: Ülkemizde 1,5 milyon otizmli birey vardır. 0-18 yaş
eğitim bekleyen 350 bin otizmli çocuğumuz var ve eğitime
ulaşabilen 25 bindir. Bilinen kesin bir tedavisi yoktur; tek çare erken
başlayan, sürekliliği olan, haftada en az kırk saat süren
eğitimdir. Ülkemizde iki saat eğitim verilmektedir, bu süre Batı
toplumlarında kırk saattir. Ülkemizde bir yanda yüz binlerce atama
bekleyen öğretmen var iken 10 bin özel eğitim öğretmeni
eksiği vardır. Bu kapsamda, otizm konusunda gen
araştırmaları Sağlık Bakanlığı
protokollerinde niçin yer almamaktadır? Yetişkin otizmi konusunda
yeterli araştırma niçin mevcut değildir? Yurt
dışında otizmli bireyler için uygulaması
kanıtlanmış ve olumlu sonuçlar alınmış bazı
gıda takviyesi vitaminler niçin ülkemizde bulunmamaktadır? Gerekli
klinik çalışmalar ülkemizde niçin yeterli düzeyde değildir?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.04
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.23
BAŞKAN: Başkan
Vekili Levent GÖK
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Burcu
KÖKSAL (Afyonkarahisar)
---0---
BAŞKAN
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3üncü Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince Anayasanın 92nci
maddesine göre verilen Cumhurbaşkanlığı tezkerelerinin
görüşmelerine başlıyoruz.
1inci
sırada yer alan (3/878) esas numaralı
Cumhurbaşkanlığı Tezkeresini okutuyorum:
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
(Devam)
B) Tezkereler
1.- Cumhurbaşkanlığının, Türkiyenin
millî güvenliğine yönelik ayrılıkçı hareketler, terör
tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk
çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriyedeki tüm terör
örgütlerinden ülkemize bundan sonra da yönelebilecek saldırıları
bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere
karşı millî güvenliğimizin idame ettirilmesini sağlamak,
Türkiyenin güney kara sınırlarına mücavir bölgelerde
yaşanan ve hiçbir meşruiyeti olmayan tek taraflı bölücü
girişimler ve bunlarla ilgili olabilecek gelişmeler istikametinde
Türkiyenin menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak,
gelişmelerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla
karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine
yardımcı olmak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı
Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi
harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve
aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin
Türkiyede bulunması, bu kuvvetlerin Cumhurbaşkanının
belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin
giderilebilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkân
sağlayacak düzenlemelerin Cumhurbaşkanı tarafından
belirlenecek esaslara göre yapılması için 2/10/2014 tarihli ve 1071
sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı ile verilen ve son
olarak 3/10/2018 tarihli ve 1199 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Kararıyla 30/10/2019 tarihine kadar uzatılan izin süresinin
Anayasanın 92nci maddesi uyarınca 30/10/2019 tarihinden itibaren
bir yıl uzatılmasına dair tezkeresi (3/878)
4/10/2019
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Türkiye'nin
güney kara sınırlarına mücavir bölgelerde yaşanan
gelişmeler ve süregiden çatışma ortamının millî
güvenliğimiz açısından taşıdığı risk ve
tehditler artarak devam etmektedir.
Türkiye,
komşumuz Irak'ın toprak bütünlüğünün, millî birliğinin ve
istikrarının korunmasına büyük önem atfetmektedir. Diğer
taraftan, Irak'ta PKK ve DEAŞ unsurlarının
varlığını sürdürmesi, etnik temelli
ayrılıkçılığa yönelik girişimler, bölgesel
barışa, istikrara ve ülkemizin güvenliğine doğrudan tehdit
oluşturmaktadır.
PKK/PYD-YPG
ve DEAŞ başta olmak üzere, Suriye'de mevcudiyetini sürdüren terör
örgütleri ülkemize yönelik eylemlerini sürdürmektedir. Suriye'de
Fırat'ın doğusunda sınırımıza mücavir
alanlarda meşru ulusal güvenlik çıkarlarımız
doğrultusunda bir güvenli bölgenin tesisine yönelik faaliyetler de devam
ettirilmektedir. Diğer taraftan, Astana süreciyle başlayan
ateşkesin kalıcı barışa ve çözüme
ulaştırılması yönünde ülkemizin ilgili diğer ülkelerle
yürüttüğü çalışmalarda kaydedilen önemli mesafe sonucunda
ülkemiz, Suriye sınırları içerisinde ilan edilen İdlib
gerginliği azaltma bölgesinde terör faaliyetlerinin
sonlandırılması ve huzur, barış ve güvenliğin
sağlanması bağlamında yükümlülükler üstlenmiştir.
Bütün
bu gelişmeler çerçevesinde, terörle Irak ve Suriye'nin toprak
bütünlüğünü bozmaya ve sahada gayrimeşru oldubittiler
oluşturmaya yönelik, millî güvenliğimize tehlike oluşturabilecek
her türlü risk, tehdit ve eyleme karşı, uluslararası hukuktan doğan
haklarımız doğrultusunda gerekli önlemlerin alınması
millî güvenliğimiz açısından hayati önem arz etmektedir.
Ayrıca,
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2170 (2014), 2178 (2014),
2249 (2015) ve 2254 (2015) sayılı Kararlarıyla Irak ve
Suriye'nin toprak bütünlüğünün ve
bağımsızlığının teyit edilmiş
olmasının ve yine 2170 (2014) sayılı Kararda bu
ülkelerdeki terör faaliyetlerinin kınanarak DEAŞ ve benzeri terör
örgütlerinin faaliyetlerine karşı Birleşmiş Milletler üyesi
tüm ülkelere 1373 (2001) sayılı Karar ve uluslararası hukuk
çerçevesindeki sorumluluklarına uygun şekilde gerekli tedbirleri alma
çağrısında bulunulmuş olmasının
ışığında, Türkiye'nin DEAŞ ve diğer terör
örgütleriyle mücadele amacıyla oluşturulan uluslararası
koalisyon bünyesinde iştirak ettiği faaliyetlerin sürdürülmesi de
önem taşımaktadır.
Bu
mülahazalar ışığında, Türkiye'nin millî
güvenliğine yönelik ayrılıkçı hareketler, terör tehdidi ve
her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde
gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye'deki tüm terör örgütlerinden
ülkemize bundan sonra da yönelebilecek saldırıları bertaraf
etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı millî
güvenliğimizin idame ettirilmesini sağlamak, Türkiye'nin güney kara
sınırlarına mücavir bölgelerde yaşanan ve hiçbir
meşruiyeti olmayan tek taraflı bölücü girişimler ve bunlarla
ilgili olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiye'nin menfaatlerini
etkili bir şekilde korumak ve kollamak, gelişmelerin seyrine göre
ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve
dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere hudut,
şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin
olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde
sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı
ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı
silahlı kuvvetlerin Türkiyede bulunması, bu kuvvetlerin
Cumhurbaşkanının belirleyeceği esaslara göre
kullanılması ile risk ve tehditlerin giderilebilmesi için her türlü
tedbirin alınması ve bunlara imkân sağlayacak düzenlemelerin
Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek esaslara göre
yapılması için 2/10/2014 tarihli ve 1071 sayılı Türkiye
Büyük Millet Meclisi Kararı ile verilen ve son olarak 3/10/2018 tarihli ve
1199 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı ile 30/10/2019
tarihine kadar uzatılan izin süresinin 30/10/2019 tarihinden itibaren bir
yıl uzatılması hususunda gereğini Anayasanın 92nci
maddesi uyarınca bilgilerinize sunarım.
Recep
Tayyip Erdoğan
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı tezkeresi
üzerinde İç Tüzükün 72nci maddesine göre görüşme
açacağım.
Gruplara
ve şahsı adına 2 üyeye söz vereceğim. Konuşma süreleri
gruplar için yirmişer dakika, şahıslar için onar dakikadır.
Şimdi,
tezkere üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum:
Grupları adına, İYİ PARTİ Grubu adına Aytun
Çıray, İzmir; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erkan
Akçay, Manisa; Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Hişyar
Özsoy, Diyarbakır; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Engin Özkoç,
Sakarya; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İsmet
Yılmaz, Sivas.
Şahısları
adına, Yunus Emre, İstanbul; Halil Özşavlı,
Şanlıurfa milletvekilleri.
Değerli
milletvekilleri, şimdi Cumhurbaşkanlığı tezkeresi üzerine
ilk söz gruplar adına olmak üzere İYİ PARTİ Grubu
adına İzmir Milletvekili Sayın Aytun Çıraya aittir.
(İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz
yirmi dakika Sayın Çıray.
İYİ
PARTİ GRUBU ADINA AYTUN ÇIRAY (İzmir) Sayın Başkan,
Meclisin değerli üyeleri; bugün,
Cumhurbaşkanlığının, Anayasamızın 92nci
maddesi uyarınca yüce Meclisten talep ettiği bir izne dair tezkereyi
görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz. 2004te bizden bu izin
tezkeresini karara bağlamamızı isteyen en yüksek yürütme kurumu
Başbakanlıktı, 2018de artık rejim
değişmişti, sonuçta izin tezkeresi önümüze Başbakanlık
değil, Cumhurbaşkanlığı tezkeresi olarak gelmeye
başladı. Meclisimiz bir kez daha kendi yetkisi dâhilinde olan izni,
artık en yüksek yürütme organı konumuna gelmiş olan Cumhurbaşkanlığına
verdi. İşte bugün, Cumhurbaşkanlığının, bu
iznin bir kere daha bir yıllığına uzatılmasına
dair izin tezkeresini görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz.
İYİ
PARTİ olarak biz, tıpkı geçen yıl olduğu gibi bu
yıl da bu izin yetkisini vermekte ve bu yetkiyi özellikle Türk
Silahlı Kuvvetleri ve Millî Savunma Bakanlığına emanet
etmekte hiçbir tereddüt göstermeyeceğiz. Bu kararımızda
belirleyici olan unsur, hiç şüphesiz Türkiye Cumhuriyetinin
varoluşuna yönelik tehditlerin gerçekten ciddi boyutlara ulaşmış
olmasıdır. Yani, en hayati, yüksek çıkarlarımız
tehlikededir. Tehdit ve tehlike bu kadar açık ve somutken biz bu tezkereye
hayır demeyi aklımızdan bile geçirmeyiz. Ancak bu onay,
devlete ait bütün kuvvetleri kendi uhdesine almış,
dolayısıyla derin iç kutuplaşmadan ekonomik krize,
anayasasızlaşmadan dışarıda karşı
karşıya kaldığımız yalnızlaşmaya kadar,
devasa sorunlarda muazzam sorumluluğu bulunan Sayın Cumhurbaşkanının,
Suriye başta olmak üzere bölgede izlediği politikaları tasvip
ettiğimiz anlamına gelmez. Aksine, bu izni gerekli kılan temel
faktör, kof hezeyanlarınız, yanlış hesaplarınız,
öngörüsüzlükleriniz, anlamsız tavizlerinizle yürüttüğünüz
dış politikanın, evlatlarını şehit veren
milletimize daha ağır bedeller ödetmemesi içindir. Bugün millî çıkarlarımız
nedeniyle söylemediklerimizi günü geldiğinde seçim meydanlarında Türk
milletine anlatmamız bir muhalefet görevidir.
Sayın
iktidar, dış politikanızda 2010 yılından itibaren
kendini belirgin biçimde göstermeye başlayan, 2012de Şamda Emevi
Camisinde cuma namazı kılma hayaliyle somutlaşan radikal bir
sapma olduğunu düşünüyoruz. Bu radikal sapma, her geçen gün biraz
daha derinleşen ve bizi hiç olmadığı kadar güçsüz
düşüren, cumhuriyet tarihinin en büyük, en komplike, sosyoekonomik krizini
tetiklemiştir.
Değerli
arkadaşlarım, manzara hepimizin yüreklerini kanatıp içimizi
paramparça edecek kadar vahimdir. Öyle ki İtibardan tasarruf edilmez.
sözünü bir motto gibi tekrarlayan iktidar ve onun yandaşlarını
uyarmak istiyorum. Tamam, itibardan tasarruf edilmez de peki, sizi
itibarlı kılacak olan onurdan, şereften, saygınlıktan
tasarruf edilebilir mi? Bu tezkere vesilesiyle millî onurun, ulusal gururun,
gerçek saygınlık ve itibarın saraylar yapmak olmadığını
size hatırlatmak isterim.
Beyler,
sanırım sözü nereye getirmek istediğimi
anlamışsınızdır. Anlamak istemeyenlere kalbimin dün
akşamdan beri utanç ve acı içinde
kıvrandığını, öfkeyle
sıkıştığını anlatmak istiyorum. Kendimi 15
Mayıs 1919unda şehri düşman tarafından işgale
uğramış bir İzmirli gibi hissettiğimi söylemek
istiyorum. Hasan Tahsini ilk kurşunu atmaya hangi duyguların sevk
ettiğini anlatmak istiyorum. Bu duyguları bana ve kalbi Türk
milletinin onuru, refah ve barış dolu geleceği için atan tüm
vatandaşlarımıza yaşatanları şiddetle
kınıyorum. Sadece 280 karakterle 82 milyon insanımız için
bu kadar aşağılayıcı, bu denli haysiyet
kırıcı olma becerisini gösteren kimse, elbette ki Trumptan
başkası değildir.
Sayın
milletvekilleri, Trump, dün akşamki tweetiyle Türk milletini tehdit
etmek ve küçük düşürmekle kalmamıştır,
Cumhurbaşkanında somutlaşan iktidarı da feci ve
alçaltıcı bir tuzağın içine çekmiştir. Amerika
Birleşik Devletlerinin silahlı güçlerini Türk Silahlı
Kuvvetlerinin operasyon bölgesinden çektiğini ve Sayın
Erdoğanın kasım ayında Beyaz Saraya davet edildiğini
açıklaması tuzağın ilk adımıdır.
İktidar, Trumpın azledilme tehlikesiyle karşı
karşıyayken Türkiyenin yanında yer alacağına dair,
kendisini böyle bir boş fikre inandırmıştır. Gerçi
sürekli aldatıldığını ve
kandırıldığını itiraf eden ve neredeyse tüm
başarısızlıklarını bununla izah eden bir zihniyet
açısından bu, şaşırtıcı değildir ancak
beyler, bizi millet olarak topyekûn aşağılayıp tehdit eden
dünkü tweet Aldatıldım. gibi bir mazeretin önünü peşinen
kesmektedir.
Bakın,
Trump, muazzam bir kibrin küstahlığı içinde ne diyor? Diyor ki:
Daha önce söylediğim gibi yine tekrarlıyorum: Eğer Türkiye
benim muhteşem ve eşsiz görüşümün sınırları
dışında sayacağım bir şey yaparsa Türkiyenin
ekonomisini yok edeceğim ve mahvedeceğim. Bunu daha önce de
yaptım. Trump Daha önce yaptım. derken ve yukarıda
söylediklerini söylerken nereden cesaret alıyor? Tabii, dolar
olağanüstü yükselince Rahip Brunsonın kendisi için gelen özel uçakla
apar topar Amerikaya gönderilmesinden cesaret alıyor. Bundan o kadar
kibirli keyif alıyordu ki bu yılın başlarında, 14 Ocak
2019 tarihinde attığı aynı küstah içerikteki tweette
Türkiyeye yönelik hezeyan dolu bir tehdit savurmuştu.
Hatırlayalım, ne demişti o tweette Trump? Eğer Türkiye
PYD-YPGye saldırırsa ekonomik yönden mahvederiz. Peki, iktidar bu
küstahlığa nasıl cevap vermişti?
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalının
çok alttan alan bir mesajıyla, Kalın, sanki Trumpın
umurundaymış gibi Sayın Donald Trump, Türkiye, Amerika
Birleşik Devletlerinden stratejik ortak yükümlülüklerinin yerine
getirilmesini ve bunun terör propagandasıyla gölgelenmemesini bekliyor.
demişti. Bu açıklamanın ardından da dün gece savaş
naraları atan yandaş televizyon baykuşları, o gün
Trumpdaş kesilmişlerdi, Trumpdaş.
Değerli
arkadaşlarım, gelmiş geçmiş bütün şehitlerimizin ve
gazilerimizin ruhlarını muazzeb edecek muazzam bir hakaretle
karşı karşıyayız. Bunun başlıca sebebi
izlenen, sabahtan akşama üç kere değişen AKPnin zikzaklı
dış politikasından başka hiçbir şey değildir.
Erdoğan-Putin-Ayetullah yan yana; Putin-Ayetullah-Esad yan yana; Trump-
Putin-Ayetullah-Esad, Erdoğana karşı.
Sayın
milletvekilleri, şimdi lütfen dikkatinizi
yoğunlaştırın çünkü Trump bu kez tehdidine bir de
sınırlama ilave etti. Ne diyor Trump? Operasyonda size çizdiğim
sınırların dışına çıkmayın. Terörist
temizliğinizi IŞİDle yani benim terörist dediklerimle
sınırlı tutun. Sakın ola ki Fıratın doğusunda
benim silahlandırdığım YPG ve PYDye dokunmayın.
Kısaca, Binlerce kafa kesici selefi IŞİD canisi, aileleriyle,
çoluk çocuklarıyla sizin belanız olsun. diyor Trump bize.
Bakın, dünyanın en güvenilmez siyasetçisine güvenme
basiretsizliğiniz hangi sonuçlara neden oldu? Türkiyeyi nasıl bir
tehdit coğrafyasına dönüştürdünüz? Bu arada değerli arkadaşlar,
bizim ordu karakteri kazandırdığımız ÖSOnun da
kontrolümüzden çıkma ve IŞİD dâhil başka radikal unsurlarla
her an bir iş birliği yapma ihtimali de vardır. Bu süreçlerde
zaman zaman oldu bu oynamalar. Türk milletinin bu yüce çatısı
altında yer alan bütün vekillerini başta Sayın
Cumhurbaşkanı olmak üzere bu hakarete gereken cevabı gerekli
ağırlıkta vermeye davet ediyorum. Bu onurlu basireti
göstermeliyiz. Sayın Cumhurbaşkanı, ilk iş, Trumpın
Beyaz Sarayı ziyaretini geri çevirmeli. Dün akşam bize hakaret
edecek, bu sabah Buyurun gelin tekrar. diyecek. Tarih veriyor Bugün gelin.
diye. Bunu geri çevirmeliyiz. İncirliki kapatıp askerî
anlaşmaları tekrar gözden geçirmeyi düşünebilirsiniz. Merhum
Demirel bunu yapmıştı. Bir sabah Ecevitin kimseden habersiz
Kıbrısa girmesinden sonra Amerika Birleşik Devletlerinin
koyduğu ambargo üzerine Başbakan olan Demirel, bütün bunları
yapmıştı, yapıldı bunlar. Burası büyük ülke,
yapabiliriz. Derhâl yolcu uçağı alımlarından vazgeçilmeli.
En önemlisi, muhalefete karşı, yurtta sulh
kavramını güçlendirmek için, bu kırıcı, sert dilden
vazgeçmek lazım. Yani önce içeride bir birlik, beraberlik, bütünlük ortaya
koymalıyız.
Ancak bu adımların başarısı,
Türkiyenin Suriyede takip ettiği hatalı politikalardan tümüyle
vazgeçmesine bağlıdır.
Değerli arkadaşlar, Türk milletine ve
Türkiyeye yönelik bu korkunç aşağılamanın
muhataplarına verilecek en etkili cevap, dış politikada
iktidarınızın, eğer yerinde duruyorsa, çıktığımız
güvenli limana tekrar geri dönmesidir. Bunun için Suriye politikasını
Adan Zye yenilemeli ve Yurtta sulh, cihanda sulh. ilkesini
kayıtsız şartsız kabul etmelisiniz. Radikal, ideolojik
bagajlarınıza rağmen bunu başardığınız
takdirde, kendinizle birlikte ülkemizi ve milletimizi çok daha büyük
acılar çekmekten kurtaracaksınız. Bunları yapmazsanız
eğer Türk milleti tarafından zaten bir dönem daha iktidarla
ödüllendirilmeyeceğiniz gibi, her kadim millet gibi Türk milletinin de
yıkım anlarında hiçbir gücün karşı
koyamayacağı bir hınçla, öfkesini, felaketinden sorumlu
tuttukları üzerinden patlatmasını istemiyoruz, istemeyiz çünkü
bunun sonuçları, beklenen İstanbul depreminden çok daha
yıkıcı olur.
Karşı karşıya
kaldığımız sosyoekonomik krizin içinden
bağımsızlığımızı ve geleceğimizi,
yani bazılarının pek sevdiği ikilemeyle, istiklalimizi ve
istikbalimizi koruyarak çıkmasının tek yolu, bu siyasetlerdir
çünkü Türk milleti, yüz yıl önce savaşlarla neredeyse yok edilmek
üzereyken Atatürk liderliğinde bir hayatta ve ayakta kalma mucizesine imza
atmış bir millettir; çünkü Türk milleti, büyük kurucu
kuşağı sayesinde İkinci Dünya Savaşına
girmemiş, bugünkü kuşakları var edecek taze sürgünler bu sayede
yeşermiştir. Olmasaydık olmazdın. mottosunun özü budur,
nankörlüğün mahkûm edildiği bir vefa ifadesidir.
Biz
bunları söylerken neden söylüyoruz? Değerli arkadaşlarım,
bunları tam bir açık kalplilikle, birkaç madde hâlinde, Türk
milletinin yüce çatısı altında öneriler olarak sizinle
paylaşmak istiyorum:
1)
Suriyenin egemenliğine, dolayısıyla toprak bütünlüğüne
kelimenin tam anlamıyla saygı göstermek. Suriyedeki iktidar gücüyle,
her türlü hamaseti bırakarak, herhangi bir ön şart sürmeden
diyaloğa geçilmelidir; bunun için gerekirse Sayın Cumhurbaşkanının
dostu Putinden kolaylaştırıcı bir rol oynaması
istenmelidir.
2)
Suriyedeki rejimin Suriyenin tamamındaki egemenliğini
tanırken, bu çerçevede, rejimin egemenliğini koruduğu ve yeniden
tesis ettiği bölgeleri ekonomik ve sosyal olarak ayağa
kaldıracak, gerçekçi ortak projeleri birlikte yapabiliriz.
Topraklarımızdaki 5 milyon Suriyelinin çok önemli bir bölümünün bir
ile beş yıl arasında bir süre içerisinde ülkelerine dönmelerini
sağlayacak olan, bu tür projelerdir.
3)
Bu çerçevede, mevcut şartlarda bizi ekonomik bakımdan tam bir
çöküşe sürükleyecek, hayalci, 30 kilometre derinliğinde, birkaç yüz
kilometre uzunluğunda güvenlik koridorlarında entegre yerleşim
birimleri oluşturmak gibi imkânsız, ham hayallerden vazgeçmeliyiz.
Ayrıca, bu, uluslararası hukuk açısından da sorunlu bir
konudur.
4)
Bu nedenle, Suriyenin egemenliğinde gedik açacak bir tür ilhak ve
işgal gibi sunulmaya çalışılmaya müsait her türlü
girişimden uzak durmalıyız. Böyle sunulabilecek
adımlarımızı geri almalıyız.
5)
Suriyede egemenlik vehmettiğimiz şeklinde yorumlanabilecek
politikalardan vazgeçmemiz, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin milletimiz
güvenliğini tehdit eden YPG terör örgütüne yönelik harekâtını
engellemez. Nitekim, tezkereye evet dememizin en önemli gerekçelerinden biri,
süper güçlerin iç bütünlüğümüzü ve huzurumuzu bozmak için
kullandıkları bu örgütleri etkisizleştirmektir.
6)
Bu arada hep aklımızda bulundurmamız gereken bir ihtimal:
İleride düzenlenecek bir Cenevre Konferansında, kuzey Suriyede
PKK/YPG oluşumunu Amerika Birleşik Devletlerinin tekeline
bırakmak istemeyecek olan Rusyanın, Esadı da kullanarak bu
oluşumu açık, örtülü desteklerle desteklemeye ve bir özerk bölge ilan
etmeye sevk edebilir. Bakın, tekrar altını çiziyorum: Bu Cenevre
toplantısını iyi takip edelim değerli bürokratlar.
7)
İktidar, Türkiye'yi Trump gibilerin ekonomik tehditlerine açık hâle
getiren yanlış ekonomik politikalarını hemen
bırakmalı ve değiştirmelidir. Hazine
açığının yüzde 58 arttığı bir ülkenin
işi dış politikada zordur. İşte, bizi Trump adlı
küstahın tehditlerine açık kılan temel faktör bu tablodur. Bu
tablodan acilen çıkmamız gerekiyor. Bunun yolu, muhalefetin de
iş birliğiyle gerçekçi bir ekonomik güçlenme programını
derhâl hayata geçirmektir. Hiçbir şey aklınıza gelmiyorsa geçmişte
döneminizde Merkez Bankası Başkanlığı yapan Sayın
Durmuş Yılmaza bir danışın. Bunun için, 2023 genel
seçimleriyle yürürlüğe girecek güçlendirilmiş bir parlamenter
sistemin Anayasasını ortak bir mutabakatla bu Mecliste hep beraber
yapabiliriz. Sayın Cumhurbaşkanı, yeni Anayasaya uygun seçilme
kriterlerini sağladığı takdirde tarafsız
Cumhurbaşkanı olma şansını da yakalayabilir.
Değerli
arkadaşlarım, Parlamentodaki bütün partilerin, kurucu değerlerin
güncel yorumuna dayanacak bir siyasi iş birliğine gitmeleri
Türkiyeyi ve Türkiye Cumhuriyetini kuran ahaliye Türk milleti denir.
tanımındaki anlamıyla, Türk milletini karşı
karşıya bırakıldığı var oluş sorunundan
kurtarmaları gerekir.
Bugün
burada konuştuğumuz konu, artık bu andan itibaren bu
Parlamentonun ortak konusudur, ortak meselesidir. Bu konu, iktidar ve muhalefet
meselesini çoktan aşmıştır. Bu Parlamento bir millî birlik
parlamentosu gibi davranmak durumundadır, bütünüyle
işlevsizleştirilmiş olmasına rağmen. Bu Parlamentonun
görevi, Türk milletinin karşı karşıya
bırakıldığı var oluş sorunundan
çıkarmaktır; bunda birincil sorumluluk ise on sekiz yıllık
iktidarın kendisinde sembolleştiği Sayın
Cumhurbaşkanındadır. Bu gerçek, kendileri tarafından kabul
edilip gereği yapıldığı takdirde bütün zorluklar daha
kolay aşılacaktır.
Cumhurbaşkanının
mevcut durumu basiretle değerlendireceği inancıyla, tezkereye
evet diyeceğimizi bir kez daha açıkça deklare ediyorum, hepinize
saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, tezkere üzerinde konuşma sırası,
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekilimiz Sayın
Erkan Akçaya aittir.
Süremiz
yirmi dakika Sayın Akçay.
Buyurun.
(MHP sıralarından alkışlar)
MHP
GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin Gerektiği Takdirde
Sınır Ötesi Harekât ve Müdahalede Bulunmak Üzere Yabancı
Ülkelere Gönderilmesine Dair Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi
hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım.
Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Güney
sınırlarımız boyunca ülkemize yönelik tehdit ve
tehlikelerin bertaraf edilmesi için 2 Ekim 2014 tarihinde çıkarılan
tezkere, şimdi bir yıl daha uzatılmaktadır. Bu tezkerelerle
Türkiye Cumhuriyeti ve Silahlı Kuvvetlerimiz Türk milletinin irade ve
kararlılığını sahada ve masada en iyi ve etkin bir
şekilde göstermiştir. Ağustos 2016da Fırat Kalkanı
Ocak 2018de Zeytin Dalı, Mayıs 2019da Pençe harekâtları
başarıyla gerçekleştirilmiştir.
Bilhassa,
son üç yıldaki gelişmeler göstermiştir ki bu tezkerenin
onayı, sadece idari bir Meclis kararı değil, bölgesel ve küresel
gelişmeleri derinden etkileyecek önemli, haklı ve yerinde bir
adımdır. Tezkerenin gerekçesinde güney
sınırlarımız boyunca ülkemize yönelik tehdit ve tehlikelere
atıf yapılmakta, komşu ülkelerin toprak bütünlüğüne
ziyadesiyle özen gösterilmektedir. Bunu yaparken de başta
Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası hukukun karar ve
kurallarına atıf yapılmakta, tezkerenin meşruiyeti ve
hukukiliği açıkça ortaya konulmaktadır. Tezkerenin iki
amacı vardır.
Bir:
Ülkemize güney sınırlarımızdan yönelen tehdit ve
tehlikeleri kaynağında yok etmek.
İki:
Terör örgütlerini yok ederek güney komşularımızın toprak
bütünlüğünü ve sınır güvenliğini korumak. Türk Silahlı
Kuvvetleri, sınır ötesindeki başarılı operasyonlarla
gerek ülkemizin gerekse de komşu ülkelerin güvenliğine ve toprak
bütünlüğüne ve dünya barışına katkı
sağlamaktadır. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalıyla
Afrinden Cerablusa kadar olan bölgede varız, İdlibde varız.
Pençe harekâtlarıyla Metina, Avaşin, Zap ve Hakurkta, Pençe
Harekâtıyla yine Sinat ve Haftanin alanlarında terör
yuvalarını yerle bir ettik.
Şu
iki gerçeğin altını bir kez daha çizelim ki gündemimizdeki
tezkerenin ne derece isabetli olduğunu bir kez daha görelim.
Birincisi,
Ağustos 2016da Fırat Kalkanı, 2018de ise Zeytin Dalı
harekâtları gerçekleştirilmemiş olsaydı, güney
sınırlarımız boyunca uzanan bir terör koridoru ortaya
çıkacaktı. Türkiyenin ortaya koyduğu kararlı askerî ve
siyasi iradeyle terör koridoru girişimine karşı bir güvenlik
koridoru önemli ölçüde inşa edilmiştir.
Milliyetçi
Hareket Partisi olarak ülkemizin güney sınırının terörden
tamamen temizlenmesi çağrısını yıllardır dile
getiriyoruz. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli, 6
Ağustos 2012 tarihinde Afrinden Kandile uzanan güvenlik kuşağı
tanımını şu şekilde ifade etmişti: Ülkemize
yönelen tehditleri en aza indirmek amacıyla batı ucu Afrini ve
doğu ucu da Kandili içine alacak biçimde tesis edilecek hilal
şeklindeki güvenlik kuşağı, bir an önce
sağlanmalı ve icra edilmelidir.
Küresel
çevrelerden icazet ve izinle vakit kaybetmeksizin millet ve devlet bekasına
yönelen melun ve alçak kumpası tesirsiz hâle getirmek için millî bir
seferberlik içinde tavır ve inisiyatif alınmalıdır.
İşte, bu inisiyatif, Afrinden başlayarak önce doğu yönünde
El Bab, ardından kuzeydoğu yönünde Menbic ve buradan da kuzey yönünde
Cerablus arasında kalan bölgenin merkez olduğu 1.400 kilometrelik
güney sınırımızın terör ve tehdit odaklarından
temizlenmesiyle başarıya ulaşacaktır. Dolayısıyla
sınır ötesi operasyon izni veren bu tezkereyi Türkiyenin terörle
haklı ve meşru mücadelesinin bir parçası olarak görüyoruz.
Diğer
taraftan Türkiye, bölgeyi sadece terörden temizlemiyor, insani yardımlarla
yaşam alanlarına canlılık getiriyor, katkı veriyor.
İşte bu sınır ötesi operasyonlarla Türkiye, ne derece
insani ve barışçı bir tutum aldığını defalarca
dünyaya göstermiş ve örnek olmuştur.
Değerli
milletvekilleri, ülkemizin güney sınırları boyunca önemli
gelişmelerin yaşandığı bir dönemdeyiz. Suriyede Mart
2011de başlayan ve yıllar geçtikçe büyük güçlerin dâhil olduğu
bir vekâlet savaşına dönüşen iç savaşta Türkiye, güvenli
bölge tezini sürekli gündemde tutmuştur. Ayn el Arap, Tel Abyad ve
Rasulayn başta olmak üzere, meskûn mahalleri de kapsayacak şekilde
30-35 kilometre derinliğinde bir bölgenin terörden temizlenmesi, sadece
Türkiye için değil, bölge istikrarı için de bir güvencedir. Güvenli
bölgede hiçbir YPG, PKK ve DEAŞ unsuru kalmamalı ve bölgedeki
güvenlik inisiyatifi tamamen Türkiyede olmalıdır. Türkiye
açısından Suriyede terör tehdidi altındaki her bölge
temizlenene kadar mücadele sona ermeyecektir. Çünkü bu mücadelemiz
haklıdır, hukukidir, meşrudur.
Öte
yandan, güvenli bölgenin inşası ve Fıratın doğusunun
terörden temizlenmesiyle ülkemizdeki Suriyeli sığınmacılar
için uygun bir iskân ortamı da sağlanacaktır. Bölgede
güvenliğin sağlanmasının ardından
sığınmacıların temel ihtiyaçlarını
karşılamak üzere imar, inşa ve bayındırlık
faaliyetleri süratle tamamlanmalıdır. Böylece, ülkemizde misafir ettiğimiz
Suriyeli sığınmacı kardeşlerimiz için güvenli bir
adres tesis edilmiş olacak ve Suriyeliler vatanlarına
kavuşacaklardır.
Değerli
milletvekilleri, son üç gündür Türkiye-ABD-Suriye üçgeninde çok önemli
gelişmeler yaşanmaktadır. Cumhurbaşkanı Sayın
Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki son telefon
görüşmesinden sonra ABDden, Türkiyenin harekâtının kısa
sürede başlayacağı ve ABD askerlerinin Türkiyeyle birlikte
olmayıp bölgeden çekileceği açıklaması gelmiştir.
Bu
açıklamanın iki önemli noktası vardır. Birincisi, güvenli
bölge ve Fıratın doğusuna harekât kapsamında ABD, yine
Türkiyeyi oyalayıcı bir tutum içinde olmuştur ancak bu sefer
ABDnin Türkiyenin kararlılığını
anladığını umuyoruz. Bununla birlikte, toplamda 50 bine
yakın, son bir ayda 315 tırla terör örgütüne hazır beton
blokları, arazi araçları, jeneratörler, yakıt tankeri,
kapalı kasalarda silah ve mühimmat sevk eden ABDnin politikasındaki
bu keskin dönüş görüntüsüne temkinli yaklaşma mecburiyeti
vardır.
Ayrıca,
ABDnin son açıklamasında üstü kapalı bir tehdit de göze
çarpmaktadır. Deniliyor ki: Bundan böyle geride kalan iki yıl boyunca
yakalanmış DEAŞ savaşçılarından da Türkiye
sorumlu olacak. ABDnin bu tehdidine pabuç bırakacak bir ülke
değiliz. Suriye'de bugüne kadar DEAŞla mücadele eden en tutarlı
ülke, Türkiye'dir. ABD eğer bu süreçte Türkiye'yi durdurmak için
DEAŞı yeniden sahaya sürmeye hazırlanıyorsa bu
girişim, PKK ile DEAŞın aynı el tarafından kontrol
edildiğinin ifşası ve ispatıdır. ABD, Türkiye'ye
karşı PKKyı korumak için DEAŞ kartını ileri
sürecekse hiç merak buyurmasın, Fırat Kalkanında
DEAŞın başını ezdik, karşılaşırsak
yine ezeriz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Unutulmasın
ki DEAŞtan en çok zarar gören ülke, Türkiye'dir ve Fırat
Kalkanında 3.500 DEAŞlıyı etkisiz hâle getirerek
DEAŞa en büyük darbeyi vuran, Türkiye'dir.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; ABD Başkanı, dün tüm
mesaisini Türkiye'ye ayırmış, aklına estikçe sosyal
medyadan Türkiye mesajları yayınlamıştır. Mesajlarsa
sabahtan akşama destekten tehdide dönüşmüştür. Bu denli kaygan
bir zeminde oynayan tweet şövalyesi bir kişinin mesajlarının
ciddiye alınacak bir tarafı yoktur. Trumpın ve ABDnin
bazı kurumlarının sabah akşam Türkiye aleyhine iç
politikamıza yönelik servis ettiği Twitter mesajları, Türk
milletine sökmeyecektir. Ancak, bu hadsiz mesajlarda dikkatinizi çekmek
istediğim birkaç husus bulunmaktadır. Trump, istedikleri
yapılmazsa Türkiye ekonomisini ikinci defa yok edecekmiş. Mademki
ikinci defa olacak, birincisini hiç düşündünüz mü? 2018 Ağustosundaki
birinci tehdidinde, Türkiye başarıyla bunu göğüslemesini ve
bertaraf etmesini bilmiştir. Hadi ABDyi, Avrupayı geçtik;
ülkemizdeki bazı kişiler Ağustos 2018deki ilk
saldırıda nerede tutum aldıklarını sorguluyorlar
mı acaba?
Milliyetçi
Hareket Partisi olarak bir kez daha vurguluyoruz: Kimin ne mesajı, ne
hesabı olursa olsun, Allahın adaletinden, Türk milletinin
kararlı iradesinden ve kahraman ordumuzun varlığından
gayrısına itimadımız yoktur. Bu topraklarda zalim
vardır, zulüm vardır ve bu zalimin çarkını durduran güç
olarak Türkiye vardır. (MHP ve AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Başta
ABD olmak üzere, Batılıların Türkiye'nin terörle mücadelesine
bakışları ikiyüzlü ve kusurludur. Kendi bakış
açılarının aksine, bizim için terör örgütleri iyi ya da kötü
olarak ayrılamaz. Alfabedeki hangi harfleri kullanırlarsa
kullansınlar, terör örgütleri yok edilmelidir. Türkiye bunu taahhüt
etmiştir ve önceki operasyonlarında da gerçekleştirmiştir.
İnşallah, Fıratın doğusunda da dost düşman
herkese bu kararlılığımızı bir kez daha
göstereceğiz. Suriye'nin geleceğinde terör örgütlerinin yeri olmayacaktır.
Güvenlik ve demokrasi ekseninde tutum alması gereken tüm ülkelerin
Türkiye'nin operasyonlarını desteklemesini bekliyoruz.
Sayın
milletvekilleri, Suriye'de barışa kapı açmak adına, bu
gerekçeyle katil Esad rejimi temsilcilerini, bölücü terör örgütü PKK/YPG
muhiplerini davet edenler de bilmelidir ki görüşlerini benimsediğiniz
bu gruplar Suriyedeki iç savaşın, katliamların
sorumlularıdır. Suriyedeki terörü El Kaide ve türevi terör
örgütleri ibaresiyle tasvir edip Suriyenin dörtte 1ini işgal eden
PKK/YPG terörünü görmezden gelmek, Türkiyeyi terör örgütlerine yardım
yapmakla suçlayıp da başta ABD olmak üzere, yabancı ülkelerin on
binlerce tır yüklü silah, mühimmat yardımından hiç söz
edilmemesi oldukça manidardır, PKK/YPG terör örgütünü meşrulaştırma
girişimidir, sakat ve sakıncalı bir bakış
açısıdır.
Yine,
birtakım mahfillerin Türkiyenin Suriye politikasını ve güvenlik
arayışlarını nüfus mühendisliği olarak nitelendirip
de PKK/YPGnin, ABDnin bölgenin demografik yapısının
değiştirilmesi için neler yaptıklarını,
insanların katledildiğini, kitleler hâlinde yerlerinden göçe
itildiğini görmezden geldiklerini ve bunların insanlık
dışı faaliyetlerini ağızlarına dahi almadıklarını
üzülerek görüyoruz.
Bir
kez daha altını çizerek hatırlatıyorum ki YPG,
vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşum değil,
bir terör örgütü, bir katil sürüsüdür. Türkiyeye silah doğrultmuş,
Türk milletinin bekasına saldırmış ve kastetmek için
kuyruğa girmiş hangi örgüt varsa bizim için düşmandır, yok
edilmesi sonuna kadar meşrudur, mübahtır, müstahaktır.
Görüşülmekte
olan tezkerenin gerekçesinde işaret edilen bir diğer bölge olarak
Irak gelişmelerini de yakinen takip etmemiz gerekiyor. Son günlerde
Bağdat merkezli olarak başlayan eylemler Irakta yeni bir iç
savaş provası niteliğindedir. 6 Ekim itibarıyla Iraktaki
olaylarda hayatını kaybedenlerin sayısı 100ü geçerken
yaralı sayısı da 3 bini bulmuştur. Irakın iç
güvenliğinin tesisinin yanı sıra ülkedeki Türkmen
varlığının korunması ile Türkmenlerin ülkenin
geleceğinde söz sahibi olmaları sağlanmalıdır.
Ayrıca ülke güvenliğimiz açısından Mahmur ve Sincardaki
gelişmeler de dikkatle izlenmeli ve buralarda terör örgütü PKKnın
güçlenmesine fırsat verilmemelidir.
Değerli
milletvekilleri, bir kez daha belirtmek isterim ki bu tezkereyle Türkiye, terör
tehdidine karşı güvenlik kuşağı tesisinde önemli bir
aşamayı gerçekleştirmiş olacaktır, bölgedeki kaosu
fırsat bilerek bölge dışı güçlerin kışkırtmasıyla
gerçekleştirilen bölünme projelerini engelleyecektir, terör tehditlerini
bertaraf ederek komşu ülkelerin toprak bütünlüğünün muhafazasına
katkı sunacaktır ve Suriyeli sığınmacıları
vatanlarına kavuşturacaktır. Türkiye, teröre ve emperyalizmin
kumpaslarına teslim olmadan, kendi geleceğini kendi irade ve
irfanıyla çizecektir. Unutulmamalıdır ki Ankaranın,
İstanbulun, Edirnenin, Trabzonun, Manisanın, Hakkârinin,
Şırnakın, Mardinin, Siirtin, Şanlıurfanın,
Diyarbakırın, Kilisin, Hatayın güvenliği, güney
sınırlarımızda terörle mücadeledeki
başarılarımıza bağlıdır. Millî güvenliğimizi
savunmak, komşu coğrafyaların huzur, barış ve
istikrarını muhafaza etmek için ne gerekiyorsa
yapılmalıdır.
Milliyetçi
Hareket Partisi olarak bu mücadelede devletimizle, milletimizle ve
Hükûmetimizle biriz, beraberiz. Bu aşamada millî iradenin tecelligâhı
Meclisimize çağrımız, millî birlik ve beraberliğimizi
muhafaza ederek bu tezkereye ve Türk Silahlı Kuvvetlerine topyekûn destek
olmaktır.
Konuşmama
son verirken, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere
yüzyıllardır ülkemizi vatan kılan bütün şehitlerimizi ve
kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyorum.
Vatanımızı koruyan ve kollayan, terörle mücadele eden Türk
Silahlı Kuvvetleri, Emniyet ve güvenlik görevlisi bütün
kahramanlarımızı şükranla selamlıyor,
başarılar diliyorum.
Saygılar
sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına
Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Hişyar Özsoyda. (HDP
sıralarından alkışlar)
Süreniz
yirmi dakika Sayın Özsoy.
HDP
GRUBU ADINA HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Cumhurbaşkanlığının
sınır ötesi operasyonlara yönelik tezkeresi hakkında grubum
adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Öncelikle
şunu belirteyim: Memleketin genel siyasi iklimine, basına,
siyasetçilere bakıyoruz, savaş tamtamları çalıyor,
miğferler takılmış, silahlar
kuşanılmış, hatta fetih duaları bile okunmuş
-öyle görünüyor- herhâlde Trump ile Putinden bir Gazanız mübarek olsun.
desturu bekleniyor. Böylesi bir durumda biz HDP olarak bu tezkerelere içimiz
yana yana evet demeyeceğiz, gönül rahatlığıyla
hayır diyeceğiz, başta söylemek istedim bunu.
Konuşmamın devamında, Türkiyenin bu sınır ötesi
operasyonlarla, bu tezkerelerle ve genel olarak da Suriye politikasıyla
nerede olduğuna dair fikirlerimi paylaşacağım.
Geçen
sene yine bu konu üzerinde grubum adına ben konuşmuştum,
başka siyasi partiler konuşmuştu, hatta başka siyasi
partiler bu tezkerelerin bir çözümsüzlük işareti olduğunu ifade
etmişti. Bu sene belli ki anlayış biraz değişmiş.
Kırk yıldır bu ülkede sınır ötesi operasyonlar oluyor,
kırk yıldır. Geldiğimiz noktada, şu an geldiğimiz
noktada Türkiye, Kürt meselesi konusunda en kritik, en buhranlı dönemini
yaşıyor. Hatta terör ve terörle mücadele söylemi o kadar çok
gelişmiş ki altında Kürt meselesi olduğunu yani odadaki
büyük filin Kürt meselesi olduğunu artık kimse
tartışamıyor bile. Altı yıl önce ben burada
değildim, bu Mecliste değildim, yurt dışındaydım,
altı yıl önce bu Mecliste Kürt meselesi konuşuluyordu, çözüm
konuşuluyordu, analar ağlamasın, çocuklar ölmesin
konuşuluyordu, beş yılda geldiğimiz nokta gerçekten hayret
verici.
Kıymetli
arkadaşlar, Türkiyenin Suriye politikası baştan beri iki yolda
ilerliyordu. Birincisi: Esadı iktidardan düşüreceğiz,
kendimize yakın bazılarını iktidara getireceğiz, nüfuz
alanlarımızı genişleteceğiz. Bu, birincisiydi.
İkincisi: Her ne şart altında olursa olsun Kürtlerin Suriyede
özerk bir bölgeye sahip olmasının önüne geçeceğiz. Birinci
amacı çoktan bıraktı bu Hükûmet. Aslında geç bıraktı
çünkü 2014ten itibaren dünyada Özgür Suriye Ordusu denilen yapıya verilen
destek düşmüş, Türkiye, ısrarla, dünyanın desteklemeyi
bıraktığı bütün grupları her türlü destekle ayakta
tutmaya çalışıyordu, hâlâ öyle. Sonra ne oldu? Sonra, alttan
alta katil Esed dedikleri rejimle görüşmeler yapıldı. Şu
an itibarıyla da yapılıyor, Türk istihbaratı şu an
Esadla düzenli olarak görüşmeler yapıyor. Şu an, bir taraftan
aslında Esada laf atarken diğer taraftan Esadla görüşüp acaba
birlikte yine bu Kürt, anasını görmesin. siyasetini nasıl
sürdürebiliriz üzerine birtakım politikalar uygulanıyor.
Suriye
savaşının El Kaide, El Nusra türevi bütün bu yapıları,
örgütleri, çeteleri, ister kabul edin ister etmeyin, şu an Türkiye'nin
resmî himaye ve garantisinde. Bunu niye söylüyorum? Astana sürecini
biliyorsunuz, dostum Putin dostum Ruhani üzerinden bir sürü söylem,
medyada, özellikle seçim dönemlerinde kullanılan bu söylemler aslında
şöyle bir gerçeğe işaret ediyor: Astana süreci, Esad
karşıtı güçlerin Türkiye eliyle tasfiye edilmesi sürecidir ve bu
rejim karşıtı güçlerin aslında tasfiyesinin
taşeronluğu verilmiştir; bu kadar nettir. Bakın,
Esadı destekleyen bütün güçler peyderpey geri çekildiler, şu an
İdlibde sıkışmış durumdalar. İşin
doğrusu, İdlibde onlar da yok, Heyet Tahrir el-Şam onları
daha geriye itmiş, şu an İdlibin denetimini eline
almış ve şu an eğer Rusya ve Esad İdlibi
darmadağın etmiyorsa bunun tek sebebi Avrupa ve Amerikanın
çekinceleridir, onların koydukları sınırdır.
Kıymetli
arkadaşlar, ne yapıyor Türkiye, bu daha önce Esadla savaşan
kesimleri toparlayıp, derleyip ne yapmaya çalışıyor gördük.
Afrinde o işgal esnasında ne yapıldığını
gördük kıymetli arkadaşlar.
Ben
şimdi size şunu söyleyeyim, hem muhalefete hem iktidara: Afrin
işgali için ne denildi? İsim neydi? Zeytin Dalı dediler
değil mi, Zeytin Dalı! Çok önemli, çünkü özellikle son otuz kırk
yıldır dünyada kim savaş yapıyorsa ilk önce güzel isimler
buluyor. Mesela Amerika Iraka müdahale ettiği zaman işte özgürlük
ismini koydular, kimisi umut diyor yani savaşın
yaratacağı vahşetle ilgisi olmayan birtakım
tanımlamalar yapılıyor. Ne oldu Afrinde? 150 bin insan,
çoğu Kürt, yerlerinden edildi, gönderildiler. Şu an Şehba
bölgesinde, başka yerlerde kamplarda yaşıyorlar. Başka ne
oldu? Binlerce zeytin ağacı kesildi. Hatta iş o kadar pervasızlaştı
ki Afrindeki zeytinler ve zeytinyağları talan edilip Avrupa
pazarlarında satışa sunuldu ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin
Tarım Bakanı çıkıp Evet, biz bunu yaptık. diyebildi.
Ganimet, savaş ganimeti
Niye? Çünkü oradaki yapıları finanse
etmeniz lazım. Oradaki yapılar kim, Türkiye'nin şu an vesayet
savaşını orada yürüten gruplar, kim, gerçekten biliyor musunuz?
Bunun bir araştırmasını yaptınız mı?
Bakın,
ben size teyit edemediğim, aldığım bir bilgiyi söyleyeyim.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin ordusunun komutanları, bölgede olanlar
görüyorlar, hatta birçoğunun aklında şöyle kaygılar var:
Ya, biz Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak bu kadar çeteci çapulcuyla ne
yapıyoruz? diye ciddi ciddi de düşünüyorlar.
Bunu
niye uzatarak söylüyorum kıymetli arkadaşlar? Şimdi de
Gaziantepte iki tane yapıyı yan yana getirip Suriye millî ordusu
kuruldu. dediler. Suriye millî ordusunun da ilk söylediği şey: Biz
gireceğiz. Biz de Fıratın batısına gireceğiz,
orada terörle mücadele edeceğiz. Maşallah! Suriyeli güçleri Türkiye
ordu olarak organize edip onları Fıratın doğusunda
kullanacak. Buyursunlar, kullansınlar, ellerini tutan yok. Yalnız
şöyle bir durum var arkadaşlar: Şu güvenli bölge
tartışmasını bence bizim bu Mecliste biraz
konuşmamız lazım. Güvenli bölgeden kasıt eğer
sınır güvenliği ise aslında Türkiye'nin
kaygılarını birçok kesim anlıyor, diyorlar ki: Türkiye,
sınırın öte tarafında birçok güvenlik riski var, kendisini
bir güvenli bölge boyunca korumak istiyor. Şimdi, bundan kaygı
eğer sınırın diğer tarafından kurşun
sıkılacak, roket atılacak ise, bizim güvenliğimiz yoksa bu
oturulur, tartışılır fakat arkadaşlar, ortada
şöyle başka bir durum var: 700 kilometre zaten kocaman bir duvar
çekmişsiniz oraya, tel örgüler var, mayınlar var,
sınırın bu tarafında onlarca güvenlik önlemi alabilirsiniz
pekâlâ; niye özellikle sınırın diğer tarafında, niye
özellikle 30 kilometre derinlikte?
Bizim
düşüncemiz şudur: Türkiye Cumhuriyeti devletine şu an hâkim olan
mantığın söylediği güvenlik kaygıları doğru
değildir, yerinde değildir ve çarpıtmadır. Birazdan
göstereceğim, niye olduğunu söyleyeceğim.
Buradan
hedeflenen şey sınırın karşı tarafından
buraya gelebilecek somut tehditler değil; açıkçası, Kürtlerin
Suriyede Kuzey Iraktakine benzer bir özerk bölgeye sahip olmaları ciddi
bir tehlike olarak görülüyor yani ulusal güvenliğe tehdit olarak görülen
orada bazı militanların Türkiyeye kurşun sıkması
filan değil, Kürtler tıpkı Irakta olduğu gibi özerk bir
yönetime sahip olabilirler ve bu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin üzerine kurulu
olduğu temel ideolojiyi çelen bir şeydir. Bunu niye söylüyoruz?
Arkadaşlar,
geçen gün Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda, biliyorsunuz,
Cumhurbaşkanının bir açıklaması oldu, bayağı
da tartışıldı. Cumhurbaşkanına bu bilgi
notlarını veren her kimse, biz kendisine önerelim buradan, hemen
görevden alsın gerçekten kendisini. Cumhurbaşkanı
konuşmasında şöyle yapmıştı
Şu
fotoğrafı ben bulabildim, iyi çözünürlüğü yok ama görüyorsunuz,
bu konuşma
Burada, şu gördüğünüz harita aslında şunu
hatırlattı: Siyasete girmeden önce Amerikada üniversitede akademisyendim,
Orta Doğu dersini verirken, Orta Doğuda İsrail ve Amerika
politikalarını eleştirirken, Amerikalı çocuklar kendi
devletlerinin ne tür bir rezaletin içerisinde olduklarını görsünler
diye şu haritayı sürekli olarak kullanırdık gerçekten.
1948den günümüze kadar İsrailin peyderpey, adım adım Filistin
topraklarını işgal ve ilhakı; bunun resmidir aslında.
Sonuna kadar gayrimeşru, bütün uluslararası hukuka ters ve son derece
vahşi bir politika. Filistini tamamen yok etmeye çalışan bir
mantığı teşhir eden bir haritadır. Fakat
Cumhurbaşkanı bu konuşmasından sonra başka bir
fotoğraf daha gösterdi, başka bir harita, şu haritayı
gösterdi arkadaşlar. Bu da planlanan güvenli bölge haritası. Belki Türkiyede
yandaş medya bunları vermiyor ama bu iki görüntüyü, bu iki resmi üst
üste kullanması gerçekten -Birleşmiş Milletler Genel Kurulunu
takip edenler bilir- ciddi bir alay konusu oldu.
Arkadaşlar,
bu güvenli bölge dediğiniz yerde insanlar yaşıyor ya. Kürtler
yaşıyor, Araplar yaşıyor, Keldaniler yaşıyor,
Yezidiler yaşıyor, insanlar yaşıyor; insansız bir
coğrafya değil. Şu an güvenli bölgeyle kastedilen şey
şudur: Bir taraftan
Ha,
bu arada 30 kilometre
Başka bir şey daha söyleyeyim
konuşmayı derinleştirmeden önce. Şu,
Cumhurbaşkanının 2019 yılında BM Genel Kurulunda
gösterdiği harita. Peki, şu ne dersiniz, şu? Böyle, kameralar da
iyi çeksin. Bu, Hafız Esadın Arap kemeri politikası. Çok büyük
bir görsel benzerlik var, içerik olarak da benzerdir
farklılıkları olmakla birlikte. 1965te Baas Partisinin, iktidar
partisinin nefretle bahsettiği Baas Partisinin Kürtlerin
yaşadığı bölgeleri Araplaştırma haritası bu.
Ne yaptılar? O zaman 150 bin Kürtü, çiftçiyi topraklarından ettiler,
topraklarını devlet mülkü hâline getirdiler. Sonra Deradan,
Humustan, İdlibten, Rakkadan getirdikleri Arapları Kürtlerin
meskûn olduğu o alanlara yerleştirdiler. Buna Arap kemeri
politikası diyorlar. Şu an Cumhurbaşkanının
iştahla dillendirdiği şey nedir? Dünyaya söylüyor, özellikle
Avrupalılara: Siz müsaade edin, hatta parasını da siz bize
verin -25 milyar euro tutuyor- biz o bölgeyi güvenli bölge yapalım. E,
tabii, Kürtleri oradan çıkaracağız. Yerine kimi
yerleştireceğiz? Yerine, Suriye savaşının
artığı olarak hayatları parçalanmış, bir
şekilde Türkiyeye sığınmak zorunda kalmış olan
insanları biz buraya yerleştireceğiz.
Kıymetli
arkadaşlar, etik olan, insani olan, ahlaki olan, doğru olan siyaset
şudur: Tabii ki Suriyede, bu bölgelerde, şu güvenli bölge olarak
tariflenen bu alanın içerisinde daha önce yaşayıp şu bu
sebeple ülkesini terk etmek zorunda kalan bütün insanların tekrar bu
bölgeye girmesi için hepimizin çalışması lazım. Biz HDP
olarak sonuna kadar buna da destek veriyoruz, yalnız bir şartla; Tel
Abyaddan çıkan insanlar Tel Abyada gelsin, Serekaniyeden çıkanlar
oraya gelsinler, Resulayndan çıkanlar oraya gelsinler. Fakat siz
Hamadan, Humustan, Deyr el Zordan, Rakkadan, oradan buradan insanları
biz getireceğiz, bu bölgeye yerleştireceğiz. derseniz, bir,
savaş suçu işlemiş oluruz; iki, insanlığa
karşı suç işlemiş olursunuz; üç, önümüzdeki dönemde
Suriyede halklar arasındaki onlarca kavganın tohumlarını
atmış olursunuz. Dolayısıyla, evet, mülteci meselesine
çözüm bulmak gerçekten gerekli. Bu insanları zorlamadan, ikna ederek ama
ülkelerinde belli bir istikrarın da sağlanmasını temin
ederek oraya göndermek lazım. Fakat nüfus mühendisliği yapmak yani
şu Hafız Esadın, Baas Partisinin bu demografik
mühendisliğini, bu etnik kırımını tekrar kırk elli
yıl sonra tedavüle sokmak en büyük suç olur.
Kıymetli
arkadaşlar, güvenli bölge meselesine tekrar döneyim, zamanım az
kaldı, toparlamaya çalışayım. Sınırın
diğer tarafında IŞİD varken Türkiye'nin vurduğu tek
bir sivil yoktur bütün sınır boyunca, sınırın kontrolü
IŞİDde olduğu zaman -2014-2015, kayıtlara bakabilirsiniz,
check ettik- ve Türkiye'nin, IŞİDin kontrolündeki sınır
kapılarından sınır ticareti var, resmî. Şu an
cezaevinde olan kıymetli Grup Başkan Vekilimiz İdris Baluken
bunu Meclis gündemine de taşımıştı. IŞİDin
kontrolündeki kapılardan sınır ticareti yapılıyordu ve
gidiş gelişler oluyordu. Ne zaman ki Kürtler sınır
kapılarını aldılar, sınır ticareti kesilmekle
kalmadı, aynı zamanda o sınırda olan sivil, militan herkes
hedef hâline geldi ve Londra merkezli Suriye İnsan Hakları
Gözlemevinin verilerine göre, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır
hattında öldürdüğü sivil sayısı 422dir. Rakam farklı
olabilir fakat arkadaşlar, savaş çıktığı zaman
ölüm olur. Şimdi, savaş çıksın, efendim, biz işte
sadece, gideceğiz, bazı militanları, örgüt
militanlarını tutacağız, yok edeceğiz falan; yok böyle
bir şey.
Bu
vesileyle Tabipler Birliğine buradan tekrar saygıyla selamlar
göndermek istiyorum. Hatırlıyorsunuz, Afrin işgali öncesinde
Tabipler Birliği çıktı, hiçbir şey demedi, tek bir şey
dedi: Savaş bir halk sağlığı sorunudur. Bu ülkenin
doktorları bunlar. Niye? Çünkü savaş çıktığı
zaman insanlar ölür; sivil de ölür, yaşlı da ölür, genç de ölür,
insanlar ölür. Dolayısıyla savaşın çıkmaması
hepimizin faydasınadır. Bu kadar milliyetçi hezeyanların
yükseldiği bir dönemde biz şunun farkındayız:
Barış istemek, barışı savunmak öyle kolay bir şey
değildir. Türkiye'nin şu ikliminde cezaya en fazla
çarptırılanlar barışı savunanlardır. Mesela
barış akademisyenlerini biliyorsunuz, Anayasa Mahkemesi sonra beraat
ettirdi, üç yıl süründürdükten sonra. Doktorlar, bu ülkenin
doktorları, insan sağlığıyla ilgilenen doktorları
barış diyor. Dolayısıyla biz hem ana muhalefetten hem de
iktidar partisinin içinden, diğer siyasi gruplardan gerçekten
vicdanına ve aklına göre oy kullanmasını istiyoruz.
Ben
şunun farkındayım: Birçok insan bu tezkerelerle bu meselenin
çözülmeyeceğinin çok iyi farkında. Niye farkında? Orta
Doğuda 40 milyon Kürt var, 4 ülkede yaşıyorlar ve Türkiye
Cumhuriyeti devleti bugün itibarıyla bu Kürtlerle ne
yapacağını bilmiyor, büyük bir kriz içerisinde. Türkiye,
sınırlarında yaşayan Kürtlerle ne yapacağını
bilmiyor. Pozitif anlamda söylüyorum, bildikleri tek şey E, son terörist
ölene kadar biz saldıracağız, vuracağız,
kıracağız. Denendi. Sadece siz denemediniz kendinizi, sizden
önce deneyenler oldu. Bakın, Kenan Evren de denedi, Demirel döneminde
denendi, 90larda denendi, daha öncesinde denendi, cumhuriyetin ilk
dönemlerinde denendi, 29 tane isyan çıktı ya. Siz, bütün bu
milliyetçi söylemlerin ötesinde, aklıselim bir şekilde
çıkıp burada Ya, Orta Doğuda 40 milyon Kürt var. Biz bunlarla
ne yapacağız? sorusunu sorabiliyor musunuz? Buna dair pozitif
anlamda bir şey söyleyebiliyor musunuz? Gerisi çok kolaydır. Şu
dönemlerde en fazla prim eden, en kolay tüketebileceğiniz
argümanlardır: Sonuna kadar terörle mücadele edeceğiz,
vuracağız, kıracağız. Sonuç ne? Sonuç -geçen sene bu
kürsüde bu konu hakkında yaptığım konuşmamda
söylemiştim- bir dönem Başbakan olan, Parlamento Başkanı
olan -bir önceki- Binali Yıldırım, 2010 yılında, bu
kavganın, Kürt meselesi bağlamında yaşanan bütün bu
kavganın bu ülkeye maliyetinin 1 trilyon dolar olduğunu söyledi.
Mehmet Şimşek daha azını söylemişti, 500 milyar dolar.
Bu, ekonomik tarafı. İnsani boyutuna hiç girmek istemiyorum.
İnsani boyutu
(x) edilemez yani matematik olarak
rakamlara vuramazsınız; her biri can, insan.
Şimdi,
insanlar savaş alanlarına sürülecek, görünen o. Suriye konusunda ve
Kürt meselesi konusunda bizim düşüncemiz şudur: Kıymetli
arkadaşlar, biliyorsunuz, Suriyede bir Anayasa Komitesi
çalışması var. Hepimizin çıkarınadır;
Türkiye'nin, Türkiyede yaşayan herkesin, Türklerin, Kürtlerin ve
Suriyede yaşayan bütün halkların çıkarınadır. Bir an
önce Suriyede istikrarlı, demokratik bir rejimin ortaya çıkması
gerekiyor. İnanın, mülteciler meselesi de ancak bu şekilde
çözülür, Kürt meselesine de ancak bu şekilde tekrar normal parametrelerde
yaklaşma imkânı elde edersiniz.
Şu
an masaya bakıyoruz, masada Ruslar var, Amerikalılar var, Türkiye
var, İran var, o var, bu var, bir tek Suriyede yaşayan halklar o
masaya oturamıyorlar. Sadece Amerika için değil, Suriyede olan bütün
yabancı ülkelerin oradan çıkması gerekiyor zaman içerisinde ve
bununla birlikte, buna paralel olarak Suriyede yaşayan bütün
halkların, Kürtler de dâhil olmak üzere
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Özsoy, tamamlayalım.
Buyurun.
HİŞYAR ÖZSOY (Devamla)
bir an önce, bu,
Suriyedeki çözüm sürecini bizim ilerletmemiz gerekiyor. Ama, tam da
aslında, bu barış, Anayasa Komitesi, siyasi diyalog
tartışmalarının olduğu bir dönemde Türkiye
Cumhuriyetine hâkim olan mantık gayet de itaatçi bir mantık; şu
an Suriyede kocaman, büyük bir savaş cephesi daha açalım,
başka yaralar açalım ve Suriyedeki çözümü biz mümkün mertebe
erteleyelim. mantığını güdüyor.
Kıymetli arkadaşlar, tercih tabii ki bu ülkeyi
şu an yönetenlerin, kollarını, ellerini tutacak, bağlayacak
filan hâlimiz yok ama bu yanlıştır. Koca bir
yanlışın altına imza atıyorsunuz, bu
yanlışın faturasını sadece Hükûmet olarak, siyaseten
siz ödemeyeceksiniz. Zaten şu ana kadar Suriye politikasında
yaptığınız hatalar yüzünden insanlar iktidar partisine
bedel ödetmiştir, önümüzdeki dönemde de ödetecektir ama bu bedeli, biz
istiyoruz ki Türkiyede yaşayan halklar ödemesin, Türkiye halklarına
ciddi bir fatura çıkmasın.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) O açıdan burada,
Genel Kurulda bulunan bütün arkadaşların bu tezkereye hayır
demesini, bu zor zamanda barış sesini yükseltmesini istiyoruz.
Teşekkür ediyoruz. (HDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Söz sırası, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekilimiz Sayın Engin Özkoça
aittir.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz yirmi dakika Sayın Özkoç.
CHP GRUBU ADINA ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Emperyalist ülkelerin açlığı, Büyük
Ortadoğu Projesi, eş başkanlık, Arap Baharı,
savaş, yaklaşık 3 milyon 750 bin Müslümanın katledilmesi,
Avrupa ülkelerinin ganimet paylaşımı, parçalanmış Orta
Doğu, gözyaşı, ölüm, açlık, sefalet, katliam ne için?
Bunların hepsi demokrasi için mi? Hayır. İnsan hakları için
mi? Hayır. Ne için? Emperyalist ülkelerin çıkarı için, Amerika
için. Ben size Amerikan dış politikasını bir cümleyle
özetleyeyim: Amerikanın menfaatine olanlar, Amerikanın menfaatine
olmayanlar.
Peki,
biz bu kirli savaşın neresinde durduk Türkiye olarak? Tam da
yanında durduk. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan
şöyle açıkladı: Bana bir görev verdiler, ben Büyük
Ortadoğu Projesinin Eş Başkanıyım. dedi. Bu,
Amerikanın ve bizim Orta Doğuya yönelik dış siyasetimizi
oluşturdu. Peki, bizim asıl dış siyasetimiz ne
olmalıydı? Türkiye Cumhuriyetinin kurucu lideri Mustafa Kemal
Atatürk bunu şöyle söylüyor: Yurtta barış, cihanda
barış. diyor. Bu şiar kuruluşumuzda böyleydi, yakın
bir zamana kadar, cumhuriyet tarihimiz boyunca da hep böyle oldu. Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde soydaşlarımız
katledilirken Amerika Birleşik Devletleri Uzak dur. deyip bize ambargo
uygulayacağını söylediğinde, tehditler savuran ABD
Başkanına, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit Gölge etme,
başka ihsan istemez. diyerek haddini bildirmiştir. (CHP
sıralarından alkışlar) Kıbrısta ülkemizin
çizdiği dış politikaya sadık
kalınmıştır.
Peki,
Orta Doğu savaşında Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz ne
yaptık? Biz de cumhuriyet mirasımıza, barışa,
diplomasiye, vatan onuruna Cumhuriyet Halk Partisi olarak sadık
kaldık. Öncelikle, Irakta, Suriyede, Mısırda, Libyada Büyük
Ortadoğu Projesinin fitilinin ateşlendiği zamanlarda Cumhuriyet
Halk Partisi olarak Bu bataklıktan uzak durun. dedik, Ülkelerin iç
işlerine, iç dinamiklerine karışmayın. dedik, Hele hele
emperyal devletlerin peşinde, komşularımızın katline,
sürgününe, yoksulluğuna neden olacak bir oyunun parçası asla
olmayın. dedik, Savaşın değil, çözümün parçası
olun. dedik ve çözüm için atılması gereken uluslararası ve
ulusal tüm adımları attık. Suriyede savaş patlak
verdiğinde bir Cumhuriyet Halk Partisi heyetini Suriyeye Esada
gönderdik, diplomasiyi kurmaya çalıştık, Suriye Tutum Belgesini
yayımladık 29 Kasım 2011de. Bu belgeyle ortaya koyduğumuz
ana çerçeveden hiç vazgeçmedik, tutarlılıkla aynı çizgide hep
barışı savunduk. 2012de ortada ne Astana ne Soçi varken Bölge
ülkeleriyle masaya oturalım, uluslararası konferans düzenleyelim,
Orta Doğu barış ve iş birliği
teşkilatını yani OBİDi kuralım. dedik. Hükûmet
nezdinde girişimlerimizin hiçbiri, bu söylediklerimiz de karşılık
bulmadı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine çağrı
yaptık, Suriye sorununun çözümüne yönelik yol haritası
yayımladık. Sığınmacılarla ilgili
çalışma yaptık ve son olarak İstanbulda 28 Eylül 2019da
Uluslararası Suriye Konferansını düzenledik ve 5 maddeyi ortaya
koyduk.
Bir:
Ankara ile Şam arasındaki yolun barışa giden en kestirme
yol olduğunu ve Suriyenin geleceğine ancak Suriye halkının
karar vereceğini hiç unutmamalıyız.
İki:
ABD ve Rusyanın çıkarları arasında savrulmamak için toprak
bütünlüğü, siyasi bağımsızlık, egemenlik ve iyi
komşuluk ilişkileri ilkelerine dayanan, bütünlüklü ve uyumlu bir tek
Suriye politikası izlemeliyiz.
Üç:
Suriye yönetimi başta olmak üzere, uluslararası hukuka ve
ilişkilere dayalı, meşruluğu olan bütün aktörlerle,
tıpkı burada olduğu gibi konuşarak diplomasiyi etkin
kılmalıyız.
Dört:
Bugüne kadar, uluslararası hukuk ve meşruiyete aykırı bütün
hamlelerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz.
Beş:
Suriye yeniden güvenli ülke olduktan sonra ülkemizdeki
sığınmacıların gönüllü geri dönüşlerini
teşvik etmeli ve bu amaca uygun politikaları geliştirmeliyiz.
dedik.
Bizim
Suriye politikamız budur, komşularımıza ve dünyaya
bakışımızın esası budur; diplomasidir, çetelerle
iş tutmak, terör örgütleriyle gizli pazarlıklar içerisinde olmak
değildir. Bir ülkenin muhatabı başka bir ülke
olmalıdır. Bizim muhatabımız terör örgütleri olamaz.
Onlarla iş birliği kuramayız. Bize kimse ama kimse, Amerika
Birleşik Devletleri dâhil ne yapacağımızı söyleyemez.
(CHP sıralarından alkışlar) Ne
yapacağımızı, yüzyıllara dayanan devlet kültürümüzle,
tarihî birikimimizle biz biliriz. Bunun için Aklı ortaya koyalım.
dedik, bunun için Birlikte düşünelim. dedik ama dinlemediniz. Ortak aklı
değil, hırslarınızı ortaya koydunuz. Birlikte
düşünmediniz, ayrıştırdınız. Unuttuğunuz bir
şey varsa o da ne kadar farklı düşünürsek düşünelim, biz
hepimiz bu ülkenin çocuklarıyız. Bizim yolumuz emperyalistlerin yolu
olamaz. Biz ülkemizin çıkarlarını bütün değerlerimizle
birlikte korumalıyız. Cumhuriyet Halk Partisi lideri
Kılıçdaroğlu, hem içeride hem dışarıda, söz
konusu vatan olunca, millet olunca, bayrak olunca siyaseti bir tarafa
bırakarak elini size uzattı fakat siz bu eli her seferinde geri ittiniz.
(CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi önümüze bir tezkere koydunuz. Önceki
tezkerenin hemen hemen aynısı ancak irade olarak Hükûmeti
çıkartıp bizzat Cumhurbaşkanını koydunuz, güvenli
bölgeyi de ilave ettiniz. Torba yasa gibi torba tezkere getirdiniz. Her ülke
kendine özgü koşulları taşır. Birine evet diğerine
hayır deme tercihini Meclisin elinden aldınız.
Sınırlarımızı korumak zorundayız, doğru
fakat Amerikanın taşeronluğunu yapmayı asla kabul
etmemeliyiz, bu yanlış. (CHP sıralarından
alkışlar) Orta Doğu eş
başkanlığını Müslüman dünyasına karşı
kabul ettiniz, hâlâ devam ediyorsunuz, bu yanlış. Türkiyede
IŞİDin 70 ilde örgütlü olduğunu emniyet belgeleriyle
açıkladınız. Siz Amerikanın pisliği olan
IŞİDin sorumluluğunu almaya kalkıyorsunuz, bu da yanlış.
Amerika, Rusya, Avrupa savaşın ganimetini toplarken siz 4 milyon
mülteciyi kabul ederek Türkiyenin güvenliğini tehlikeye
attınız, bu da yanlış. Filistin için yola çıkan, Mavi
Marmarada İsrail tarafından katledilen insanlarımızı
İsrailin parasını kabul ederek nasıl
aşağıladıysanız, şimdi de Suriyeli mültecileri
öne sürmeniz o denli yanlış ve küçültücüdür. (CHP
sıralarından alkışlar) Suriyenin kuzeydoğusunda
IŞİD militanları ve aileleri büyük oranda El Hol ve Roj
kamplarında barınıyorlar. El Holun nüfusu Birleşmiş
Milletler verilerine göre 70 binden fazla. Avrupa ülkeleri vatandaşı
olan IŞİD militanları ve eşleri bu bölgede
konuşlanmış durumda. Fakat El Hol kampı Türkiyenin ilan
ettiği 30 kilometre derinliğin dışında, bunu da göz
önünde bulundurmanız gerekiyor.
Siz yine kandırıldınız. Amerika
eş başkanlık konusunda sizi kandırdı, güvenli bölge
konusunda sizi kandırdı. Türkiyenin güvenliğini tehdit
altında bulunduran terör örgütlerine silah ve mühimmat desteği
veriyor, bunu kabullendiniz. Trumpla anlaştık. dediniz. Trump hava
sahasını kapattı ve bilgi akışını durdurdu.
Siz hâlâ onunla görüşerek bir yol arıyorsunuz, ülkemizi küçük
düşürüyorsunuz. Sizin birlikte çözüm aradığınız ABD
lideri dün bilgisayarın başında, tüm dünya nezdinde Türkiyeye
Benim eşsiz ve yüce bilgeliğimle çizdiğim
sınırları aşmayacaksınız. diye size ültimatom
verdi. Aşarsan ekonomik olarak yok ederim seni. dedi. Daha önce de
yaptım. dedi, tehdit bile değil, yekten Türkiyeyi
aşağıladı. Ben cumhuriyet çocuğuyum, bu ülkenin evladıyım,
benim ağırıma gidiyor, sizin ağırınıza
gitmiyor mu? (CHP sıralarından alkışlar) Talimatlar
yağdırdı Twitter üzerinden. IŞİDi besledim,
büyüttüm, artık çaresine Türkiye bakacak. dedi. Savaşın
maliyeti yükseldi, vatandaşlarımı yük altına sokmam, sen
Türkleri daha fazla ez. dedi. Conilerin canı kıymetli, sizin
Mehmetçiklerin canı hiçtir, onları gönder. dedi. Bakalım,
eş başkanlık talimatların gereğini mi yerine getirecek
yoksa vatanımızın, Mehmetçikimizin,
insanlarımızın onuruna sahip mi çıkacak, göreceğiz.
Biz Suriyede ABDnin arkasını temizlemek
zorunda mıyız? Cihatçı örgütler, IŞİD kimin eseri;
bunu herkes biliyor. Suriye parçalandı, Libya parçalandı,
Mısır allak bullak oldu, biz Orta Doğudaki ilişkilerimizi,
itibarımızı kaybettik. Bu kirli oyuna bir son verilmesi
gerekiyor. Savaşmadan kazanmanın olanaklarını tüketen bir
siyasi kadro bizi Orta Doğu bataklığına itti. Defalarca
söyledik, yine söylüyoruz, Türkiye, yönetmiyor, savruluyor.
Bu
aşamada sarayı üç konuda uyarıyoruz. Bir: Bütün görüşmelerde
Suriyenin toprak bütünlüğüne duyulan saygıyı
tekrarlamalıyız. Harekâtın sonuçlarının toprak
bütünlüğüne zarar vereceğini net bir şekilde ortaya
koymalıyız. Harekâtın amacını, süresini ve öngörülen
sonuçlarını açıklamalıyız. Suriyeyle, Şamla, Esadla
aracısız konuşmayı başarmalıyız.
Savaşlar geçicidir ve öyle olmak zorundadır; barış
esastır ve kalıcıdır. O nedenle, savaş bittikten sonra
Yunanistanla ve diğer ülkelerle dost olmayı başaran büyük
siyasetçi Mustafa Kemal Atatürkün sözünü hatırlamalıyız:
Yurtta barış, cihanda barış. (CHP sırlarından
alkışlar)
İki:
Irak, İran, Suriye, Rusya, Amerika ve Avrupa Birliğiyle sürekli
istişare içerisinde olmalıyız. Amerikan
Başkanının büyük bir ustalıkla yürüttüğü Türkiyeyi
yalnızlaştırma ve çevreleme siyasetinden mutlaka
kurtulmalıyız.
Üç:
PKK, IŞİD ve tüm terör örgütlerine karşı sınır
güvenliğimiz önemlidir, korumalıyız. Bölge halkını da
mutlak korumalıyız. Onların can ve mal güvencesini vermeliyiz,
bunları garanti etmeliyiz. Adaletli olacağımızı, Türk
askerinin adalet dışında bir zulme asla alet
olmayacağını bölge halkına iyi anlatmalıyız.
Kimseye karşı etnik, mezhepsel ayrım
yapmayacağımızın sözünü vermeliyiz ve arkasında
durmalıyız. İç politikada savaştan çıkar sağlayan
tutumu bir kenara bırakmalıyız. Türkiyenin
çıkarlarını ve risklerini görmeniz gerekiyor.
Çocuklarımızın kanı üzerinden siyasi
hatalarınızı asla temizlemeye kalkmamalısınız.
Türkiyenin ekonomi, eğitim, toplumsal barış, demokrasi,
dış politika olmak üzere beş temel sorununu bugüne kadar
çözemediniz. Bu karanlık günleri kullanarak sakın bunları kanla,
karanlıkla örtmeye kalkışmayınız; buna Cumhuriyet Halk
Partisi olarak asla izin vermeyeceğiz. Sorunları savaşarak
kapatamazsınız. Savaş, Büyük Atatürkün çok doğru
saptadığı gibi meşru müdafaa yapılmazsa cinayettir,
unutmayınız. Size tavsiye ederim, egemenler istiyor diye
savaşmayın, şehit kanı üzerinden siyaset yapmayın,
sonunu görmediğiniz harekâtlarda erken davranmayın, bütün tuzakları
görün çünkü ordumuzu çok yordunuz; Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalarla,
tasfiyelerle de çok sıkıntı verdiniz. Türk ordusu vatanın
ve cumhuriyetin bekçisidir. Ordumuzu sakın ola daha fazla
yıpratmayınız. Onlar bizim çocuklarımız, onlar bizim
göz bebeğimizdir. Şimdi yetki istiyorsunuz, TSK gerektiği takdirde
sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunabilsin. diyorsunuz.
Yanlış dış politikanız nedeniyle bugüne kadar
karşı karşıya kaldığımız bir gerçek
var: Bizim askerlerimiz maalesef oradalar.
BÜLENT TURAN (Çanakkale) Maalesef mi?
ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) Onların can
güvenliği ve hayatı bizim her şeyimizdir. Hayır
demememizin evlatlarımız için olduğunu gayet iyi bilin,
vatanımızın onuru için olduğunu gayet iyi bilin, bölgenin
barışı için olduğunu gayet iyi bilin. Biz,
vatanımızın, milletimizin, ordumuzun,
bayrağımızın yanında durmaya devam edeceğiz. Siz
de artık gerçekleri görün ve emperyalistlerin eş
başkanlığını yapmaktan vazgeçin.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Söz sırası, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına Sivas Milletvekilimiz Sayın
İsmet Yılmazda. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Süreniz yirmi dakika Sayın Yılmaz.
AK PARTİ GRUBU ADINA İSMET YILMAZ (Sivas)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Türkiyenin millî güvenliğine yönelik, kitlesel göç dâhil, her türlü
eyleme karşı gerekli her türlü tedbiri almak, terör örgütlerinin
saldırılarını bertaraf etmek ve Türkiyenin hak ve
menfaatlerini korumak için hudut, şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca
takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin
yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara matuf olarak
yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiyede bulunmasına bir yıl
daha izin verilmesine yönelik Cumhurbaşkanlığı tezkeresi
üzerinde AK PARTİ Grubumuzun görüşlerini açıklamak üzere söz
almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri ve ekranları
başında bizleri izleyen aziz milletimin her bir mensubunu
saygıyla selamlıyorum.
Konuşmamın
hemen başında, bu vatan için can veren tüm şehitlerimizi
rahmetle, minnetle ve şükranla anıyorum. Hayatta olan gazilerimize de
Allahtan sağlıklı, uzun ömürler diliyorum. Ülkemizin huzur ve
güvenliği için büyük bir inançla, cesaret ve fedakârlıkla görevlerini
yapan asker, polis, jandarma ve güvenlik korucularına teşekkür
ediyorum; Allah yüzlerini ak eylesin.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye uzun zamandan beri terör
örgütleriyle mücadele etmektedir. Değişen ve artan çevresel
zorluklara rağmen, terörle mücadelenin başladığı
günden bugüne kadar devam eden mücadele bundan sonra da terör sona erinceye
kadar devam edecektir. Bugüne kadar Türkiye bu mücadelede çok büyük bedeller
ödedi, bundan sonra da ödemeye hazırdır. Vatan için ölmekse kaderim,
böyle kaderin ellerinden öperim. diyen bir milletin mensupları bilir ki
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır!/Toprak, eğer
uğrunda ölen varsa vatandır. Böyle düşünen bir milletin
temsilcileri olarak biz de Vatan için ölmek de var fakat borcum,
yaşamaktır. diyoruz. Bundan sonra tek bir
vatandaşımızın dahi burnunun kanamasını
istemiyoruz, bunun için de gereken tedbirleri alıyoruz; bu tezkere de o
tedbirlerden birisidir.
Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; güney sınırımızda
Irak ve Suriyedeki istikrarsız ortam, bu ülkelerde her türlü terör
örgütünün barınmasına imkân sağlamaktadır. Bilindiği
üzere, halkımızın huzuruna ve güvenliğine, ülkemizin millî
birliğine ve bütünlüğüne yöneltilmiş, Irakta kendisine yer
edinen PKK terör örgütü unsurlarından kaynaklanan bir terör tehdidiyle
otuz beş yıldan fazla süredir mücadele etmekteyiz. PKK terör
örgütünün Suriyedeki uzantısı PYD-YPG de Suriyede 2011
yılından beri devam eden iç savaş ve
karışıklıktan istifade ederek bölge dışı
bazı ülkelerin desteğiyle, DEAŞ terörüne karşı mücadeleyi
istismar ederek sınırlarımıza bitişik bir terör
koridoru oluşturmak istemektedir. PKK/PYD-YPGnin lider kadrosu aynı
terörist havuzundan beslenmekte; aynı organizasyon
yapısını, propaganda araçlarını, mali
kaynaklarını ve eğitim kamplarını kullanmaktadır.
ABD yönetimi PKK/YPGyle ortaklığını bölgedeki DEAŞ
varlığıyla orantısız şekilde silah ve
ağır askerî malzeme vermeye devam ederek sürdürmektedir. Bu durum
ülkemizin ulusal güvenliğine yönelik bir tehdittir, bu tehdidin ortadan
kaldırılması ülkemizin huzur ve güvenliği için elzemdir.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; sizlere güney
sınırlarımızda son dönemde yaşanan gelişmeler
konusunda bilgi vermek istiyorum. Bu gelişmeler tezkerenin niçin kabul
edilmesi gerektiğini de apaçık ortaya koymaktadır. Irakın
kuzeyinden ülkemize yönelik terör saldırılarına son vermek
istiyoruz. Bunun için bölgedeki terör örgütü yapılanmasını,
altyapısını ortadan kaldırmak istiyoruz. Bu nedenle Pençe
Harekâtını başlattık. Irakın kuzeyi Hakurk,
Armuş kampı bölgesinde icra edilen Pençe-1 operasyonu 27 Mayıs
2019 tarihinde başladı, 12 Temmuz 2019 tarihinden itibaren
kuzeydoğuya doğru Pençe-2 operasyonuyla genişletildi. Bu
operasyonlarla Irakın kuzeyinde kazanılan alan hâkimiyetiyle
sınırın ötesinde sağlanan hudut emniyeti daha da ileriye
taşındı. Söz konusu operasyonlarda bugüne kadar çok miktarda
yaşam malzemesi ve örgütsel doküman ele geçirildi. Tespit edilen 309 adet
mağara, sığınak, barınak ve silah mevzisi imha
edilerek kullanılmaz hâle getirilmiştir. Irakın kuzeyinde
bulunan mağara, barınak ve sığınaklarda barınan
bölücü terör örgütü mensuplarını etkisiz hâle getirmek,
sığınaklarını ve silah mevzilerini imha etmek
maksadıyla 23 Ağustos 2019 tarihinde Pençe-3 operasyonu
başlatıldı, ardından doğuya doğru
genişletildi. Bölücü terör örgütüne sağlanan alan hâkimiyetini devam
ettirmek, sınır ötesinden destek alınmasını ve
sızma girişimini önlemek, ileriden hudut güvenliğini etkin
olarak sağlamak amacıyla Irakın kuzeyine yönelik operasyonlar
hedef analizi odaklı olarak devam etmektedir.
Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Iraktaki teröre karşı
mücadelemizle eş zamanlı olarak Suriyeden kaynaklı ülkemize
yönelik terör saldırılarını da ortadan kaldırmak
istiyoruz. Öncelikle belirtmek gerekir ki Türkiye olarak Suriyenin toprak
bütünlüğünü savunuyoruz, Astana taahhütlerimize bağlıyız,
Soçi Mutabakatı çerçevesinde yükümlülüklerimizi yerine getirmek için
çalışıyoruz. Bu kapsamda, İdlib Mutabakatının
uygulanmasının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz.
Ancak Suriye rejiminin son dönemde özellikle sivilleri, okulları,
hastaneleri, tarım alanlarını hedef alarak mutabakata
aykırı olarak ve mutabakatı aşındırmak için
İdlibe yönelik kışkırtıcı eylemlerinin
arttığını da görüyoruz.
6
Mayıs 2019 tarihinde kara harekâtına dönüşen rejim
saldırılarıyla, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi
sınırları içerisinde 48 yerleşim yeri rejim güçlerince ele
geçirilmiştir. Türkiye olarak, İdlib bölgesinde yaşayan
sivillerin yerlerinden yurtlarından edilmemesini, bu bölgede
kalmasını istiyoruz, yeni bir göç dalgasının yükünün
taşınamayacağını ifade ediyoruz. Bu çerçevede,
Suriyede bugüne kadar bölgedeki ilgili aktörlerle gerçekleştirilen
iş birliği ve koordinasyonla bu konuda önemli adımlar
atıldı.
Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Suriyede teröre karşı
verdiğimiz mücadelenin bir parçası olarak Fırat Kalkanı
Harekâtı ile Zeytin Dalı Harekâtı hakkında da bilgi vermek
isterim.
Türk
Silahlı Kuvvetleri, 24 Ağustos 2016 tarihinden itibaren DEAŞla
Mücadele Küresel Koalisyonu hava unsurları ve bölgedeki Özgür Suriye
Ordusu unsurlarıyla Fırat Kalkanı Harekâtını icra
etmiştir. Sözde kanton olarak ilan edilerek 30 Ocak 2014 tarihinden itibaren
PKK/YPGli teröristlerin kontrolü altında bulunan Afrin bölgesinden hudut
karakollarımıza, İdlib gözlem noktalarımıza ve
Fırat Kalkanı Harekât alanına taciz ve
saldırıların artması üzerine 20 Ocak 2018 tarihinde de
Zeytin Dalı Harekâtı başlatılmıştır.
Harekât,
ülkemizin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları,
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin terörle mücadeleye yönelik
özellikle 2005 yılındaki 1624, 2014 yılındaki 2170 ve 2178
sayılı kararları ile Birleşmiş Milletler
Sözleşmesinin 51inci maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkı
çerçevesinde icra edilmiştir.
Fırat
Kalkanı Harekâtıyla yaklaşık 3.500, Zeytin Dalı
Harekâtıyla yaklaşık 4.700 PYD-YPG, DEAŞ üyesi terörist
etkisiz hâle getirilmiştir. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı
bölgelerinde hâlen sürdürülmekte olan İstikrar Harekâtı
kapsamında arama tarama ile mayın temizliği faaliyetleri devam
etmektedir. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtı sayesinde
terörden arındırılan alanlara ülkemizden bugüne kadar 360 binin
üzerinde Suriyeli dönmüştür. Gönüllülük temelinde bu sayıyı
artırmak istiyoruz.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; bölgede bir yandan terörle
mücadelemiz devam ederken diğer yandan bölge halkının sosyal
ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik
çalışmalarımız da devam etmektedir. Terörist unsurlardan
temizlenen bölgelerde güvenlikten eğitime, sağlıktan
tarıma, adaletten sosyal hizmetlere kadar uzanan farklı alanlarda
çalışmalarımız büyük bir hassasiyetle devam etmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, insani yardımların bölgeye erişimi
konusunda gerekli desteği sağlamakta, Cindereste kurulan Türk
Silahlı Kuvvetleri Acil Yardım Hastanesiyle de bölge halkına
sağlık hizmetleri sunmaktadır.
Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; PKK terör örgütünün Suriye
uzantısı PYD-YPG Türkiye'nin kuzeyinde bir terör koridoru
oluşturma, Rakka bölgesinde bu maksatla kazanım elde etme,
DEAŞtan ele geçirdiği bölgelerde demografik yapıyı
değiştirme ve etki alanını genişletme
çalışmalarına devam etmektedir. Türkiye'nin hemen güneyinde bir
terör koridorunun engellenmesi, bölgenin barış ve istikrara
kavuşturulması için öncelikli hedefimizdir. Bunu teminen,
Fıratın doğusundaki bir terör koridoruna da müsaade
edilmeyecektir. Şunu vurgulamak isteriz ki: Türkiye'nin amacı kesinlikle
bir toprak işgali değildir. Amacımız, Suriyenin toprak
bütünlüğünün korunması, istikrara kavuşması ve
Suriyelilerin güvenli şekilde evlerine dönmeleridir. PKK/PYD-YPG terör
örgütünün demografik yapıyı değiştirme
çabalarının sonucu olarak Suriyedeki Tel Abyad, Rasulayn ve Menbic
gibi şehirlerden ülkemize göç eden ve ağırlıkla
sınırımıza yakın şehirlere yerleşen
yaklaşık 1 milyon Suriyeli PYD-YPGnin zulmünün bitmesini ve evlerine
dönmeyi beklemektedir. Fıratın doğusunda aralarında Kürt
aşiretleri temsilcilerinin de olduğu bir grup aşiret liderinin
2018 yılı Aralık ayında Azezde bir araya gelerek PYD-YPG
terör örgütüne karşı tek çatı altında birleşme
kararı aldıkları da bilinmektedir. Ayrıca Suriyede bulunan
Kürtlerin azınlığını temsil eden PYD-YPG terör
örgütünün baskısından, zorunlu askerlik gibi uygulamalarından
kurtulmak için bir kısım Kürtlerin ülkemize
sığındığı da bilinmektedir. Nitekim 1 Ekim 2019
tarihinde Suriye Kürtleri Ulusal Konseyi yöneticisi Kawa Azizi
yaptığı açıklamada, PYD-YPG terör örgütünün
uyguladığı zorunlu askerlik uygulaması ve baskılar
nedeniyle Suriyeli Kürtlerin ülkelerine dönemediğini ifade etmiştir.
Şunun altını çizmek isterim ki bizim, bölgede yaşayan Kürt
vatandaşlarla hiçbir sorunumuz yoktur; bizim asıl mücadelemiz,
ülkemizi ve bölge güvenliğini tehdit eden teröristlere
karşıdır. Biz gerek yerinden edilmiş sivillerin gönüllü
geri dönüşlerini sağlamak gerekse sınır güvenliğimize
yönelik tehdidi bertaraf etmek maksadıyla gereken bütün tedbirleri aldık.
Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; ABD yönetimi, 19 Aralık 2018
tarihinde, DEAŞla Suriye sahasındaki mücadelenin
tamamlandığı gerekçesiyle ABD birliklerinin Suriyeden tamamen
çekileceğini açıklamıştır. Söz konusu kararın
uygulanması safhasında Türkiye-ABD arasında yakın diyalog
ve eş güdüm sağlanması konusunda Sayın
Cumhurbaşkanımız ve ABD Devlet Başkanı Trump
arasında varılan mutabakat çerçevesinde ABDyle sürecin
aşamaları ve nasıl yönetileceği tüm askerî ve diplomatik
boyutlarıyla teknik düzeyde görüşülmeye
başlanmıştır. Yine bu çerçevede, Suriyenin
kuzeydoğusunda Türkiye sınırına mücavir Suriye
topraklarında bir güvenli bölge kurulması seçeneği
tartışılmaya başlanmıştır. ABDli
muhataplarla görüşmelerde ABDnin çekilme kararının uygulanmasının
sahada terörle mücadele ve kalıcı istikrar sağlanması
bakımından olumlu sonuçlar doğurması gerektiği
vurgulanmış, çekilme sürecinin PYD-YPGnin bir terör koridoru
oluşturma gündemine hizmet etmemesi ve sahada rejimin ve destekçilerinin
veya diğer terör örgütlerinin doldurmaya teşebbüs edebileceği
bir güç boşluğuna neden olmayacak şekilde yürütülmesi
zaruretinin altı çizilmiştir. Güvenli bölgeye ilişkin olarak
millî güvenlik kaygılarımızın giderilmesini teminen güvenli
bölgenin derinliğinin yaklaşık 20 mil olması, bölgenin
ABDyle eş güdüm içerisinde ülkemizin kontrolünde olması ve
PYD-YPGnin güvenli bölgeden çıkarılması hususları ABDli
muhataplarımıza aktarılmıştır.
Ülkemiz,
güvenli bölge kurulmasıyla Suriye topraklarından kaynaklanan terör
tehdidine ilişkin millî güvenlik endişelerini gidermeyi, Suriyenin
siyasi birliği ile toprak bütünlüğünün korunmasını
sağlamayı, Suriyeli mültecilerin geri dönüşlerinin önünü açacak
bir ortamın tesis edilmesini amaçlamaktadır. Beklentilerimizle uyumlu
olarak tesis edilecek bir güvenli bölgeyle millî güvenlik
kaygılarımızın giderilmesi, bu bölgenin
sığınmacılar için korunaklı liman işlevi görmesi
ve istikrarın teminiyle ülkemize sığınan yaklaşık
2 milyon Suriyelinin bu bölgeye yerleşebileceği öngörülmektedir.
Güvenli
bölge tesisine ilişkin olarak ABDli askerî yetkililerle Millî Savunma
Bakanlığında 5-7 Ağustosta yapılan görüşmelerde
bu konuda ilk adım atılmıştır. Bu görüşmeler
sonucunda sağlanan ön mutabakat çerçevesinde 12 Ağustos 2019
tarihinde Akçakale-Şanlıurfa bölgesinde Türkiye-ABD müşterek
harekât merkezi tesis edilmiş, Suriyenin kuzeydoğusunda ABDyle
bugüne kadar 7 ortak keşif uçuşu yapılmış, 3 ortak
devriye faaliyetiyle birlikte İHA, helikopter ve F-16 uçuşları
gerçekleştirilmiştir. Ancak, güvenli bölgeye ilişkin detayların
bir an evvel netleştirilmesi yönünde ABDyle yürüttüğümüz müzakereler
beklentimizi karşılayacak sonuçlar üretememiştir. Tesis edilmesi
planlanan güvenli bölgeden PKK/PYD-YPG terör örgütünün
çıkarılması, tahkimatın imhası, ağır
silahların toplanması, devriye üs bölgelerinin kurulması, yerel
kolluk kuvvetlerinin teşkili ve güvenliğin sağlanması
hususlarında ilerleme sağlanamamıştır. Süreç
içerisinde, ABD güvenlik bürokrasisinin, Fıratın doğusunu
işgal altında tutan PYD-YPG terör örgütüyle angajmanına son
vermeye yanaşmadığı ve ülkemizde mevcut müttefiklik
ilişkisine koşut bir yaklaşım sergilemediği de
görülmüştür. Güvenli bölge tesisine dair tutum ve beklentilerimiz, son
olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın ABD Başkanı
Trumpla 6 Ekim tarihinde yaptığı telefon görüşmesinde bir
kez daha vurgulanmıştır.
Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye olarak nihai hedefimiz,
Suriye'nin kuzeyinde DEAŞ, PKK/PYD-YPGyle her türlü terörist
varlığını sonlandırmak, burada bir barış
koridoru tesis ederek Suriye'nin toprak bütünlüğü çerçevesinde ülkemizdeki
Suriyelilerin kendi topraklarına, evlerine dönmelerini
sağlamaktır. Bunu sağlamaya kararlıyız.
Türkiye,
sadece kendi ülkesi ve milletinin huzur ve güvenliğini değil,
aynı zamanda bölgede yaşayan Kürtler, Araplar, Asuriler, Hristiyanlar
ve Ezidiler gibi diğer dinî ve etnik grupların da huzur ve
güvenliğini istemektedir.
Cumhurbaşkanımıza
yetki veren tezkerenin süresinin uzatılması, terör tehdidinin
kalıcı bir şekilde ortadan kaldırılması
amacıyla yürütülen kapsamlı ve çok boyutlu faaliyetleri destekleyecek;
ülkemizin her ne pahasına olursa olsun, tehdit nereden ve kimden gelirse
gelsin kendini savunmaya yönelik kararlılığının da en
somut göstergesi olacaktır. Bu süreçte siyasi partilerimizin terörle
mücadele hususunda ortak irade ve hassasiyet göstermesi önemlidir.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; burada ifade edilen birkaç
görüşe de ilave açıklamalar yapmak istiyorum.
DEAŞ
teröristlerinden Türkiye'nin sorumlu olacağı da ifade edilmektedir.
Şunu açıkça belirtmeliyim ki DEAŞ ve yabancı terörist
savaşçılar sadece Türkiye'nin değil, uluslararası toplumun
ortak bir sorunudur. Bu soruna da uluslararası toplumla birlikte çözüm
bulunması gereklidir.
Yine,
ulusal güvenlik söz konusu olduğunda önleyici tedbirler almak için
mesafelerin engel teşkil etmediğini günümüz dünyasında herkes
yaşayarak görmektedir. Suriye, Suriyelilerindir.
Kürtler
sınırda olunca ticaret kesildi. ifadesi de doğru değildir.
Türkiye'nin Kuzey Irak bölgesiyle olan ticaret hacmine bakan, bunun doğru
bir ifade olmadığını görür.
Türkiye,
Türkiye'de yaşayan 82 milyon vatandaşının ortak devletidir
etnik kimliği, inancı ne olursa olsun. Anayasal eşit
vatandaşlık temelinde bu ülkede yaşayacağız.
Suriye'yle
ilgili Masada ABD, Rusya, Türkiye var; Suriye halkı yok. denildi. Bu
ifadenin de doğru olmadığını ifade etmek isterim.
Ancak burada bir gerçeğin ifade edilmesinden büyük memnuniyet duyduk.
Şimdiye kadar Suriye konuşulduğunda masada herkes var, Türkiye
yok. diyenlerin şimdi Türkiye var da Suriye yok. deme noktasına
gelmeleri de bir gerçeğin ifadesidir. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Ancak,
Türkiye, Astana süreci ülkeleriyle birlikte Suriye Anayasa Komisyonunun
kurulmasını destekledi. Birleşmiş Milletler Suriye Özel
Temsilcisi Suriyedeki tüm tarafların temsil edildiğini de
açıkça belirtti. Bu Komisyonda Arap var, Kürt var, Türkmen var, Süryani
var, Hristiyan var, Müslüman var; etnik kimliği ve inancı ne olursa
olsun herkes oradadır.
Yine,
Türkiyeyi tehdit etmeye yönelik cümle kullananlara karşı da şu
sözü söylemek isterim: Yeni bir dünya kurulur, Türkiye kurulan bu yeni dünyada
yerini alır.
Dış
politikada yalnızlaştırma söylemleri de oldu. Eğer
dış politikayı çok iyi takip edenler olursa bunu da görecektir
ki Türkiye, UNESCOnun Yürütme Kurulu üyeliğine 134 ülkenin oyunu alarak
seçilmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Yalnız olan bir ülke Almanyayı geçerek bu sandalyeyi alamazdı.
Yine, Türkiye, 2017 yılının sonunda yani 2018
yılının başında IMOnun, Dünya Denizcilik Örgütünün
Konsey üyeliğine en fazla oy alarak seçilen ülkelerden biri olmuştur.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla
yalnızlaştırma sözü de doğru değildir.
Sayın
Başkanım, değerli milletvekilleri; Türkiyeye yönelik tehditler
devam ettiği sürece bu tehditlerin ortadan kaldırılması
amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesine gönderilmesi
imkânını da sağlayacak olan tezkereye destek
olacağımızı belirtiyor, yüce Meclis tarafından da bu
tezkereye destek verileceğine inanıyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Şimdi tezkere üzerinde şahıslar adına
konuşmaları dinleyeceğiz.
Tezkere
üzerinde şahıslar adına ilk söz, İstanbul Milletvekilimiz
Sayın Yunus Emreye aittir. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz
on dakika Sayın Emre.
YUNUS
EMRE (İstanbul) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Az
önce Sayın Yılmazın konuşmasını dinledim ve bir
süredir Suriye iç savaşı bağlamında AK PARTİ
sözcülerinin açıklamalarını izliyorum. Genel durumdan
farklı bir manzarayı da Genel Kurulda görmediğimi belirtmek
istiyorum, o da şudur: Türkiye'de dış politikanın
uygulanmasında, politika oluşturulmasında Meclis devre
dışıdır, Meclis yeterli bilgiye erişememektedir. Tezkereyi
okuduğunuz zaman da yine aynı şeyi göreceksiniz; tezkere kapsamı
hakkında, tezkereyle alınan yetkinin kapsamı hakkında
gerekli bilgiler bulunmamaktadır. Sevgili arkadaşlar, bunlar
Meclisten kaçırılmaktadır. Türkiye'de adına
Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi denilen tek adam
rejiminin doğal bir sonucu, Meclisin kapasitesinin, gücünün geriletilmesi
olmuştur. Dış politika bu alandaki en açık örnektir.
Trumpın
tweetini ve bugün yaptığı açıklamayı
okuduğunuzda şunu görürsünüz: Suriye iç savaşı
hakkında, Türkiye'nin muhtemel operasyonu hakkında, Millî Savunma
Komisyonunun Sayın Başkanı, AK PARTİli ilgili komisyon
başkanları, hatta Türk Dışişleri
Bakanlığı, Türk Genelkurmayından daha fazla bilgiye
Amerikan Başkanı Trump sahiptir. Çünkü Amerikan Başkanı
Trump tweetinde diyor ki: Bir sınır var, bir limit var; o limiti aşarsanız
ekonominizi mahvederim. Bugünkü açıklamasında diyor ki:
Değerlendirmelerimizin dışına çıkarlarsa
aşırı zarar görmüş bir ekonominin gazabına
uğrarlar. Arkadaşlar, bu değerlendirme nedir? Trumpın
çizdiği sınır nedir? Bunu hiçbir AK PARTİ milletvekili
bilmiyor, bu Meclis bilmiyor. (CHP sıralarından alkışlar)
Bu sınır nedir? Trumpun çizdiği sınır nedir? Trumpun
çizdiği sınır ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı ile Amerikan Başkanı arasında bir
anlaşmadır ve bu anlaşma bu Meclisten gizleniyor. Bu
anlaşmanın ne olduğunu Amerikan Başkanının
tweetleri sayesinde bir ölçüde anlayabiliyor Türk kamuoyu. Bu, cumhuriyet
tarihi boyunca görülmüş en büyük dış politika
skandalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli
arkadaşlar, birtakım beylik cümlelerle bu kürsüye çıkıp
kahramanlık şiirleri okuyarak dış politika yapılmaz,
dış politika son derece ciddi bir iştir. ABDyle nasıl bir
pazarlık içerisindeyiz? Operasyonun detayları nedir, kapsamı
nedir? Bu kürsüye çıkanlar yüce Meclise bunları açıklamakla
mükelleftirler.
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) Operasyonla ilgili hiçbir bilgi
verilmez burada.
YUNUS
EMRE (Devamla) Arkadaşlar, arkadaşlar
VELİ
AĞBABA (Malatya) Dinle de öğren, dinle de öğren.
YUNUS
EMRE (Devamla) Bana laf atacağınıza Trumpa karşı tweet
atın, hanginiz tweet attınız? (CHP sıralarından
alkışlar)
VELİ
AĞBABA (Malatya) Bravo, bravo!
YUNUS
EMRE (Devamla) Bırakın bana laf atmayı, bırakın bana
laf atmayı, bırakın!
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) Ne zaman ne
atacağımızı görürsünüz.
BAŞKAN
Arkadaşlar, konuşmacıyı dinleyelim.
Sayın
Emre, siz Genel Kurula hitap edin.
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) Ne zaman ne
atılacağını görürsün.
VELİ
AĞBABA (Malatya) Dinle, dinle de öğren, Trumpun yanında kedi
gibisin.
BAŞKAN
- Arkadaşlar, lütfen sükûnet.
Sayın
Emre, siz Genel Kurula hitap edin.
YUNUS
EMRE (Devamla) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Arkadaşlar,
siyasi literatürümüze Sayın Cumhurbaşkanının soktuğu
bir ifade var: Kandırıldık. Sayın
Cumhurbaşkanını ne yazık ki önüne gelen
kandırabiliyor.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Ayıp bir şey ya, ayıp bir şey ya!
YUNUS
EMRE (Devamla) Bir örnek vereceğim size, sizin sözcüleriniz,
Dışişleri Bakanınız, Cumhurbaşkanınız
dediler ki: Amerika, YPGye verdiği silahları toplayacak. bu
kürsüden söylendi, bu Meclisin komisyonlarında söylendi. Amerika,
Türkiyeye taahhüt etti, YPGye verdiği silahları toplayacak. dendi
arkadaşlar, hepiniz biliyorsunuz Toplayacak. dendi.
İSMAİL
KAYA (Osmaniye) Amerika da bu beyanı yaptı.
YUNUS
EMRE (Devamla) Bizim müttefikimizin verdiği silahlarla bizim
Mehmetçikimize karşı savaşacaklar; bunun hesabını bu
Mecliste vermek zorundasınız.
RAMAZAN
CAN (Kırıkkale) Amerikaya da kızsana.
YUNUS
EMRE (Devamla) O silahlar neden toplanmıyor? O silahların
toplanmadığı bir ortamda Amerikan Başkanıyla telefonda
neden mutabakata varılıyor? (CHP sıralarından
alkışlar) O silahların toplanmadığı bir ortamda
Amerikan Başkanıyla neden mutabakata varıldığının
yanıtı yok, bunun yanıtı yok.
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) Neticeye bak, neticeye.
YUNUS
EMRE (Devamla) Arkadaşlar, futbol oynamıyorsunuz. Tabelaya bakarak
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) Neticeye bak, neticeye.
YUNUS
EMRE (Devamla) - Futbol oynamıyorsunuz, dış politika
yapıyorsunuz.
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) Dış politikanın
gereğini görürsün yakında.
YUNUS
EMRE (Devamla) Arkadaşlar, bakın, Türkiyeye büyük bir tuzak
kuruluyor, bunu görmeniz gerekir.
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) Gereğini görürsün yakında.
YUNUS
EMRE (Devamla) - Türkiyeye bir tuzak kuruluyor.
BAŞKAN
Lütfen arkadaşlar, konuşmacıyı izleyelim.
YUNUS
EMRE (Devamla) Amerikan ordusunun silah altındaki mevcudu 1,3 milyon
askerdir. 1,3 milyon askeri var ABDnin, rezervleri de sayarsanız 2
milyondan fazla askeri var ABDnin. Bugün, Amerika Birleşik Devletlerinin
170ten fazla ülkede -bakın tekrar ediyorum- ABDnin bugün dünyada 170ten
fazla ülkede askeri bulunuyor. Kimi kaynaklara göre az önce söylediğim 1,3
milyonun yarısı ABD sınırlarının
dışında bulunuyor. Bunu şunun için söylüyorum: 1,5 milyon
askeri besleyen, dünyanın her tarafına, 170 ülkeye yayan ABD diyor
ki: Ben Suriyedeki askerlerimi çekiyorum. Ne kadar askeri var Suriyede?
1.500 ila 2.000 düzeyinde askeri var.
Bakın,
tekrar ediyorum: Türkiyeye bir tuzak kuruluyor, bunu görün. 1.500-2.000 askeri
var, toplam mevcudunun binde 1i kadar asker ve bunlar savaşmıyorlar
değerli arkadaşlar, bakın, savaşmıyorlar, askerî
eğitim veriyorlar. Burada, büyük güçlerin Türkiyeye kurduğu
tuzağı görün. Bakın, biz aynı tuzakla İdlibte
karşılaştık Türkiye olarak. Türkiyeye dendi ki: Oradaki
aşırı unsurları -El Nusrayı, diğerlerini- sen
ayıracaksın hangisi ılımlı, hangisi değil.
Bakın, ayıramadık ve uluslararası planda Türkiyeyi zor
duruma düşürdüler. İdlibin geleceğinin ne
olacağını, Türkiye'nin başına ne büyük dertler
açacağını bilemiyoruz. Aynı oyun, bugün, Fıratın
doğusunda ABD tarafından Türkiyeye karşı kuruluyor.
Bakın, Türkiye, orada ateşin içine itiliyor.
Ne
diyor Amerikan Başkanı Trump dünkü konuşmasında?
Soruyorlar: Kürtlerin güvenliğini sağlayabilecek misiniz? Yanıtı
şu: Deneyeceğiz. Kürtlere baktığınız da onlar
Türkiye'nin doğal düşmanı -bakın, ABD
Başkanının ifadeleri bu okuduklarım- söylediğim gibi
doğal düşmanları. Bugün birisi yüzyıllardır
savaştıklarını söyledi, bir tarihçi onların
yüzyıllardır savaştığını söyledi. Bu,
Amerikan yaklaşım tarzı, bunu görün. Buradaki yaklaşım
tarzı, Orta Doğuda kapsamlı bir Türk-Kürt
çatışmasının önünü açmaktır. Orta Doğu'da ne
yazık ki -burada konuşmacılar da işaret ettiler- çok
kanlı bir Arap-Kürt çatışması olmuştur son otuz
yıllık, kırk yıllık tarih dilimi içerisinde; çok kötü
sonuçları olmuştur, çok kanlı, çok acı. Halepçeyi hepiniz
hatırlıyorsunuz; aranızda yaşı yetenler, doğrudan
TV ekranlarında onu izleyenler var. Suriye'de olanları biliyorsunuz
geçmişte. Orta Doğu, ne yazık ki çok kapsamlı bir Arap-Kürt
sorununun, çatışmasının yaşandığı bir
coğrafyadır.
Türkiye,
bugün, Suriye sorununa bu şekilde, ABD Başkanının
bahsettiği limitler, sınırlar içerisinde katılarak bir defa
tarihsel olarak bu Arap-Kürt çatışması içerisinde kendisini
Arapların yanında konuşlandırmış oluyor; bu,
doğru bir politika değil arkadaşlar.
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) Kimin yanında olsun?
YUNUS
EMRE (Devamla) - Bu, doğru bir politika değil. Böyle bir
çatışma alanında taraf tutuyor olmak doğru bir politika
değil. Orta Doğu'da Araplar da bizim kardeşimiz, Kürtler de
bizim kardeşimiz, meseleye böyle yaklaşmalıyız; birinci
mesele budur.
Bakın,
değerli arkadaşlar, Suriye'de 2 milyon kadar Kürt var. PKK bizim
düşmanımızdır; PKKnın çizgisinde olan,
anlayışında olan YPG bizim düşmanımızdır;
biz, bu anlayışla hadiseye bakıyoruz ancak şunu
hatırlatmak istiyorum: Suriye'de yaşayanlar bizim
düşmanımız değildir, Suriye'deki Kürtler bizim düşmanımız
değildir. Böyle bir çatışma ortamının içerisine
Türkiye'yi sokmak Türkiye'ye en büyük kötülüktür.
Tekrar
ifade etmek istiyorum: Burada Türkiye'ye dönük bir tuzak vardır.
Türkiye'ye dönük bu tuzağın farkında olmanızı
umuyorum. Türkiye, Orta Doğu'daki bu çatışmaların bir
tarafı olarak bir şey kazanmaz.
Şunu
görün değerli dostlar: Suriye'de bir savaş yaşanmıyor,
Suriye'de birkaç savaş bir arada yaşanıyor, vekâlet
savaşları da yaşanıyor. Bu çatışmaların bir
tarafında kendimizi konumlandırmak, aktif olarak bu
çatışmaların içinde bulunmak Türkiye'ye bir şey
kazandırmaz; bunu görün ve Orta Doğu'da geçmişte örneğini
verdiğim türde bir çatışma alanının Türkiye için büyük
bir risk olduğunu görün.
Değerli
dostlar, bütün bu sorunların temelinde Türkiye'nin kurumsallıktan
uzaklaşması, hesap veren bir yönetim anlayışından
uzaklaşması; Meclisin denetim işlevinin, iktidarı
sınırlama işlevinin, denetleme, hesap sorma işlevinin
geriletilmesi vardır. Böyle sorumsuz bir yönetim olduğu için telefon
görüşmeleri yoluyla yani kişisel yakınlıkla, kişiler
arası diyalogla, kişiler arası birtakım karşılıklı
ya da tek taraflı tavizlerle dış politika yapılmaya
çalışılıyor. Bu, cumhuriyet tarihi içerisinde
alışık olmadığımız
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayın Sayın Emre.
YUNUS
EMRE (Devamla) Evet, değerli arkadaşlar, konuşacak çok
şey var ama şunu hatırlatacağım sadece size: Amerikan
Başkanı Ülkenin vergi mükellefleri üzerinde büyük bir yük hâline
gelecek bu şahısları yıllarca tutmakla biz
uğraşmayacağız. diyor. Değerli arkadaşlar, biz
niye uğraşıyoruz? Bunun yanıtını vermeniz
lazım. Benden sonra söz alacağınızı anlıyorum,
bunun yanıtını vermeniz lazım arkadaşlar. Onların
uğraşmadığı IŞİDçilerle biz niye uğraşıyoruz?
Orta Doğuda Türkiyeyi Araplarla, Kürtlerle kavga ettirme politikası
orta yerde duruyorken biz bu oyuna niçin geliyoruz? Bu soruların
yanıtlarını vermek durumundayız.
EMRULLAH
İŞLER (Ankara) Amerika, devletini kursun, orada komşumuz mu
olsun?
BAŞKAN
Tamamlayın siz Sayın Emre.
YUNUS
EMRE (Devamla) Değerli arkadaşlar, bir dönem Amerikan yönetimiyle
birlikte iktidarınızın Suriye politikasının ne
olduğunu ve başta Libyada, başka bölgelerde olduğu gibi,
iktidar değişikliğinin Hükûmetiniz tarafınızdan
ABDyle birlikte nasıl desteklendiğini, bu yolda ne
atılımlar, ne girişimler yapıldığını
hepimiz biliyoruz. O yüzden, laf atarken bence bunları hatırlayarak
laf atın.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Emre, Genel Kurulu selamlayın.
Buyurun.
EMRULLAH
İŞLER (Ankara) Çözümünü de söylesin de ona göre
YUNUS
EMRE (Devamla) Sayın Başkan, çözümünü anlatmamı istiyorlar,
müsaade ederseniz anlatayım.
BAŞKAN
Genel Kurulu selamlayalım Sayın Emre.
YUNUS
EMRE (Devamla) Peki.
Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan, zabıtlara girsin diye
söylüyorum: Tezkere tek adam rejimiyle beraber Meclisten gizlendi. dedi
sayın hatip.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) Aynen.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Oysa 13üncü tezkereyi görüşüyoruz; 13ü de aynı
usulle geldi, aynı içerikle geldi; değişen bir şey yok
Sayın Başkanım.
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Tezkere
üzerinde son söz, şahsı adına, Şanlıurfa
Milletvekilimiz Sayın Halil Özşavlıya aittir.
Buyurun
Sayın Özşavlı. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Sayın
Özşavlı, süreniz on dakika.
HALİL
ÖZŞAVLI (Şanlıurfa) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Tabii,
tezkere üzerinde bunca konuşulan şeyden sonra tekrara düşmeden
yeni bir şeyler söylemek oldukça zor. Fakat bizim, partimin mazlumlara,
mültecilere, zulme uğramışlara bakış
açısını yansıtması bakımından konuya tarihî
bir açıdan yaklaşacağım. Daha sonra da güvenlik tedbirleri,
Suriye meselesi, Lübnan, Irak boyutuna değinmeye
çalışacağım.
Köklü
bir tarihe sahip milletimiz, iki bin yılı bulan tarihi boyunca,
Müslüman veya gayrimüslim olsun zulme uğrayan her millete yardım
etmeyi kendisine bir vazife addetmiştir, gerektiğinde bu uğurda
savaşmaktan çekinmemiştir. Kuruluş döneminde Timurun
saldırılarından kaçan Celayirli Ahmet ve Karakoyunlu Yusufun
Osmanlıya sığınması ve bunun 1402 Ankara
Savaşının sebeplerinden birini teşkil etmesi, ilk dönemden
itibaren Osmanlıların mazlumu koruma konusundaki hassasiyetini
göstermektedir.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) Bunun Suriyeyle ilgisi ne?
HALİL
ÖZŞAVLI (Devamla) Dinlersen anlayacaksın.
BAŞKAN
Sayın Özşavlı, Genel Kurula hitap edin siz.
Hiç
tartışmaya girmeyin değerli arkadaşlar.
HALİL
ÖZŞAVLI (Devamla) Osmanlı Devleti Müslümanların yanı
sıra topraklarına sığınan gayrimüslimlere de
kapılarını açmıştır. 1492de Hristiyan
İspanya Krallığının Yahudileri ülkeden kovması
sonucunda, dönemin padişahı II. Bayezit Yahudilere hemen
sığınma hakkı vermiş ve binlerce Yahudi Osmanlı
topraklarına sığınmıştır. Benzer bir
sığınma, İkinci Dünya Savaşında Nazi
soykırımından kaçan Yahudilerin Türkiyeye sığınması
örneğinde görülebilir.
17nci
yüzyılın sonlarında, kendilerine Katolik baskısı yapan
Avusturyalılara karşı Protestan Macarlar Thököly Imre
liderliğinde ayaklanmışlardır ve daha sonra Imre
Avusturyalıların zulmünden kaçarak Osmanlılara
sığınmıştır.
Tarih
bunun gibi yüzlerce örnekle doludur. Özellikle 1848 ihtilalinde özgürlük için
savaşan Macarlara yine Osmanlılar yardım etmiş; Rusya ve
Avusturyanın savaş tehditlerine rağmen, Sultan Abdülmecit Macar
direnişinin reisi Kossuthu ve arkadaşlarını teslim
etmemiştir. Hatta Sultanın bu konudaki şu sözü o dönemde tüm
Avrupada hayranlık uyandırmıştır, dönemin
sultanı Sultan Abdülmecit şöyle demiştir: Tacımı
veririm, tahtımı veririm fakat devletime
sığınanları asla vermem.
Benzer
mülteci sığınmaları 1877-1878 Osmanlı-Rus
Savaşında da olmuştur. Yani tarih boyunca ecdat kendisine
sığınanları, mazlumları bağrına
basmıştır. Bugün de tam olarak bunu yapmaktayız,
tıpkı ecdadımız gibi Anadoluya
sığınmış mazlumları bağrımıza
basmaya devam ediyoruz. Neden mi? Çünkü tarihin bu millete, bu kültüre
yüklemiş olduğu bir misyon vardır.
Birkaç
belgeyle size ifade etmek istiyorum: Tarih 1912; Balkan Savaşları,
zor günler. Uçak alımı gerekiyor. Osmanlının henüz bir
uçağı yok. İtalyanlar uçaklarla yaptıkları
keşiflerden sonra Trablusgarpı bombalamışlardır.
Halepte polis kuvvetleri kendi maaşlarından
artırdıkları paralarla tam tamına 2.820 lirayı
İstanbula göndermişlerdir.
Sadece
Osmanlı coğrafyası değil, çok daha uzaklarda da benzer
yardımları görebiliyoruz. 1913; Arakan Müslümanları Osmanlı
Devletine yardım gönderiyor, 220 İngiliz lirası. Çanakkale
Zaferinden sonra Cakarta Müslümanları Osmanlının zaferinden
dolayı bütün camilerde hep beraber dualar ediyorlar.
Gördüğünüz
üzere tarih boyunca bu millet mazlumlara kucak açmıştır.
Bunları Bugün Suriyede ne işimiz var, Lübnanda ne işimiz var,
Irakta ne işimiz? diyenlere anlatıyorum.
Yakın
tarihe baktığımız zaman, elimde 1921 tarihli bir
İngiliz arşivi belgesi var. İngilizler 20ye yakın ismi
takibe almışlar. Neden mi? Aynen ifadesini şöyle buluyor
belgede: Şamda Kemalistlere, Kuvayımilliyecilere para
topladıkları için, maddi yardım topladıkları için. Bu
halk, bu milletler bizim zor zamanlarımızda bize bu şekilde
yardım ettiklerine göre, bizim bu insanları kaderlerine
bırakmamız mümkün olabilir mi?
Bunun
dışında, Türkiyeye karşı her türlü şer
odağı sınırlarımıza mücavir yerlerde
neşvünema bulurken, orada tohumlanıp filizlenip ülkemize
saldırılar düzenlenirken bizim buraları görmezden gelmemiz
mümkün olabilir mi?
Henüz
açıklanmamış çok gizli bir belgeyi sizinle paylaşmak
istiyorum, İngiliz istihbaratının hazırladığı
bir belgedir. Tarih 1980, yer Lübnan Sayda. Belgede diyor ki: PKK terör örgütü
ve Ermeni ASALA örgütü Türkiyeye karşı birlikte mücadele etme
kararı verdi ve bir deklarasyon yayınladılar. Belge Ermenice ve
İngilizce. Gördüğünüz üzere, yurdumuzun her tarafında aleyhimize
oluşturulmaya çalışılan terör odakları var.
Bugün
Suriyede, Irakta, Sincarda, Kandilde ülkemize yönelik tehditler devam
ederken, birileri güney sınırımız boyunca bir terör
koridoru oluşturmaya çalışırken elhamdülillah, Fırat
Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarıyla bunlara izin vermedik.
Bunlara rağmen, bizim, buralara asker göndermememiz mümkün olabilir mi?
Son
olarak şunu ifade etmek istiyorum sayın milletvekilleri: Güvenli
bölge planımız tarihe son derece uygundur. Birleşmiş Milletlerin
-o dönemki adıyla Milletler Cemiyeti, Cemiyet-i Akvam- tarihine
baktığımız zaman Lübnanda, Suriyede, Gürcistanda,
Ermenistanda, birçok yerde yerlerinden edilen mültecilerin yeniden iskânı
için fonlar oluşturulup yeni ilçeler, yeni kasabalar, yeni köyler
inşa edilmiştir. Daha sonra buralara yerlerinden edilen
vatansızlar iskân edilmiştir. Sayın
Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler Genel
Kurulunda ifade ettiği plan da bunun bir benzeridir. Öyle Arap
kuşağı yahut da benzeri tuhaf şeylerle hiçbir benzerliği
yoktur.
Son
olarak şunu ifade etmek istiyorum: 2010-2011 yıllarında
başlayan Arap Baharı neticesinde 911 kilometre
sınırımız olan Suriyede meydana gelen olayların tek
sebebi Beşşar Esaddır ve onun rejimidir. Bugün olayların
müsebbibiyle konuşarak sorunu çözeceğini düşünmek yalnızca
ve yalnızca sığ, çapsız bir dış politika
anlayışı olabilir ancak. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Birileri
içindeki fetih duygusunu yitirmiş olabilir, biz henüz yitirmedik.
ENGİN
ÖZKOÇ (Sakarya) Fetih mi?
KEMAL
BÜLBÜL (Antalya) Fethe mi gidiyorsunuz?
HALİL
ÖZŞAVLI (Devamla) Biz, feryatları arşa yükselen
mazlumların sesine kulağımızı tıkayamayız.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HALİL
ÖZŞAVLI (Devamla) Sayın Başkan, bir dakika
BAŞKAN
Tamamlayın Sayın Özşavlı.
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) Ya hamaset yapma Allah aşkına, ne olur bırak
hamaseti.
HALİL
ÖZŞAVLI (Devamla) Ülkemizin güneyinde oluşturulmaya
çalışılan terör devletini görmezden gelemeyiz çünkü bizim Dünya
5ten büyüktür. diyen bir liderimiz var. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
DURSUN
MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) Maşallah(!)
HALİL
ÖZŞAVLI (Devamla) Şimdiye kadar ecdadımızın
yaptığı gibi, biz de mazlumların bizi
çağırdığı her yerde, güvenliğimizin,
sınırlarımızın güvenliğinin gerektirdiği her
yerde olmaya devam edeceğiz.
Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
ENGİN
ÖZKOÇ (Sakarya) Sayın Başkan
BAŞKAN
Buyurun Sayın Özkoç.
ENGİN
ÖZKOÇ (Sakarya) Sayın Başkan, AKP Grubundan şu ana kadar gerek
Komisyon Başkanı gerekse diğer konuşmacılar Suriyenin
toprak bütünlüğüne dikkat çekerek konuşma yapmışlardır
Genel Kurulda fakat sayın hatip bir fetih duygusundan bahsetmiştir ve
AKP Grubunun politikasıyla taban tabana zıt bir fikir
söylemiştir. Acaba AKP Grubu sayın hatibin fetih noktasında
mıdır, yoksa toprak bütünlüğü konusundaki saygılarında
hâlâ yerlerinde duruyorlar mı, açıklamak durumundalar.
Teşekkür
ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) Evet, tenakuzun giderilmesi
gerek.
AYTUN ÇIRAY (İzmir) Dış politikamız
açısından çok önemli.
MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI
İSMET YILMAZ (Sivas) Yurtta sulh, cihanda sulh.
BAŞKAN Sayın Turan, ben mikrofonunuzu
açayım, oradan siz de bir dakikalık bir değerlendirmede bulunun.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
44.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın, Sakarya
Milletvekili Engin Özkoçun yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine
ilişkin açıklaması
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün
hem grubumuz adına hem şahsı adına arkadaşlarımız
konuşmalarını yaptılar, tüm partileri dikkatlice dinledik.
Bizim
Suriyeyle ilgili politikamız çok net başından beri, Suriyenin
toprak bütünlüğüne inanan bir ekibiz, hükûmetiz. Aynı şekilde,
Türkiye'nin Türkiyeyi aşan bir ruhu olduğunu bilen bir ekibiz. Orada
sayın arkadaşımızın ifade ettiği bir manevi
ifadedir, bir fetih ruhu derdi değildir. Dolayısıyla Suriyenin
toprak bütünlüğü tartışması değil konu, başka bir
ideolojidir, bunu saygıyla karşılıyorum.
Teşekkür
ederim Sayın Başkanım.
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) Cafer ve bez aklıma geldi, Cafer ve bez!
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
(Devam)
B) Tezkereler (Devam)
1.- Cumhurbaşkanlığının, Türkiyenin
millî güvenliğine yönelik ayrılıkçı hareketler, terör
tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk
çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriyedeki tüm terör
örgütlerinden ülkemize bundan sonra da yönelebilecek saldırıları
bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere
karşı millî güvenliğimizin idame ettirilmesini sağlamak,
Türkiyenin güney kara sınırlarına mücavir bölgelerde
yaşanan ve hiçbir meşruiyeti olmayan tek taraflı bölücü
girişimler ve bunlarla ilgili olabilecek gelişmeler istikametinde
Türkiyenin menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak,
gelişmelerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla
karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine
yardımcı olmak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı
Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi
harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve
aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin
Türkiyede bulunması, bu kuvvetlerin Cumhurbaşkanının
belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin
giderilebilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkân
sağlayacak düzenlemelerin Cumhurbaşkanı tarafından
belirlenecek esaslara göre yapılması için 2/10/2014 tarihli ve 1071
sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı ile verilen ve son
olarak 3/10/2018 tarihli ve 1199 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Kararıyla 30/10/2019 tarihine kadar uzatılan izin süresinin
Anayasanın 92nci maddesi uyarınca 30/10/2019 tarihinden itibaren
bir yıl uzatılmasına dair tezkeresi (3/878) (Devam)
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, (3/878) esas numaralı
Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Şimdi
tezkereyi oylarınıza sunacağım.
Değerli
milletvekilleri, (3/878) esas numaralı
Cumhurbaşkanlığı Tezkeresini kabul edenler
Kabul
etmeyenler
(AK PARTİ sıralarından Yuh! sesleri)
MERAL
DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) Size yuh! Hayırlı olsun(!)
FATMA
KURTULAN (Mersin) Yuh size olsun be! Terbiyesizler sizi!
KEMAL
BÜLBÜL (Antalya) Savaşa yuh, katliama yuh, ölüme yuh!
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, Irak ve Suriyeden ülkemizin millî
güvenliğine yönelik ayrılıkçı hareketler, terör tehdidi ve
her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde
gerekli her türlü tedbiri almak üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerinin
gerektirdiği takdirde sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak
üzere yabancı ülkelere gönderilmesine ve aynı amaçlara matuf olmak
üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiyede bulunması için
verilen iznin bir yıl uzatılması amacıyla Anayasanın
92nci maddesine göre verilen (3/878) esas numaralı
Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi kabul edilmiştir.
Birleşime
beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.36
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.48
BAŞKAN: Başkan
Vekili Levent GÖK
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Burcu
KÖKSAL (Afyonkarahisar)
---0---
BAŞKAN
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu
açıyorum.
Değerli
milletvekilleri, 2nci sırada yer alan (3/879) esas numaralı
Cumhurbaşkanlığı Tezkeresinin görüşmelerine
başlıyoruz.
Tezkereyi
okutuyorum:
2.- Cumhurbaşkanlığının,
Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde icra
ettiği harekât ve misyonlar kapsamında hudut, şümul, miktar ve
zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tespit edilmek üzere, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesi ve
Cumhurbaşkanınca verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde
bu kuvvetlerin kullanılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin son
olarak 2/10/2018 tarihli ve 1198 sayılı Kararıyla uzatılan
izin süresinin Anayasanın 92nci maddesi uyarınca 31/10/2019
tarihinden itibaren bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkeresi
(3/879)
4/10/2019
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Birleşmiş
Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin 25/4/2013 tarihli ve 2100 (2013)
sayılı Kararıyla Mali'de BM Çok Boyutlu Entegre İstikrar
Misyonu (MINUSMA) ve 10/4/2014 tarihli ve 2149 (2014) sayılı
Kararıyla Orta Afrika Cumhuriyeti'nde BM Çok Boyutlu Entegre
İstikrar Misyonu (MINUSCA) kurulmuştur.
BM
Güvenlik Konseyinin 28/6/2019 tarihli ve 2480 (2019) sayılı Kararıyla
tadil edilen MINUSMA'nın görev yönergesinde; Mali'de istikrarın
sağlanması, ateşkes sürecinin desteklenmesi, izlenmesi ve
denetlenmesi, silahlı grupların silahsızlanmasının,
terhis ve topluma yeniden kazandırılmasının desteklenmesi,
ulusal siyasi diyalog sürecine destek sağlanması, Mali'nin
güvenliğinin yeniden inşasına yönelik uluslararası
katkıların uyumlu olmasının temini, BM personeli ve
sivillerin korunması, insan haklarının güvence altına
alınması ve teşviki, insani yardım faaliyetlerine destek
verilmesi, istikrarın sağlanması sürecinde kadınların
her alanda ve düzeyde katılımının temini,
silahsızlanma, yeniden entegrasyon ve güvenlik reformu
bağlamında çocukların korunması ve çocuklara
karşı suistimal ve hak ihlallerinin önlenmesi söz konusu Misyonun
temel görevleri arasında tanımlanmıştır.
Diğer
taraftan, BM Güvenlik Konseyinin 13/12/2018 tarihli ve 2448 (2018)
sayılı Kararıyla tadil edilen MINUSCA'nın görev
yönergesinde; Misyonun imkânları ölçüsünde ve
konuşlandığı bölgelerde sivillerin korunması, sivil
halka yönelik tehditlerin tespit edilmesi ve kaydedilmesi, ülkedeki geçiş
sürecinde siyasal hayatın işleyişine ve devlet otoritesinin
ülkede tesis edilmesine katkı sağlanması, ülkenin toprak bütünlüğünün
korunması, insani yardımların ulaştırılmasının
kolaylaştırılması, BM personelinin korunması, insan
haklarının korunması ve teşviki, silahsızlandırma
ve ülkeye geri dönüşlere destek verilmesi ile Orta Afrika Cumhuriyetinde güvenliğin
yeniden tesisi için reform çalışmalarının desteklenmesi
gibi hususlar yer almaktadır.
MINUSMA
ve MINUSCAnın görev süreleri BM Güvenlik Konseyi tarafından belirli
sürelerle uzatılmaktadır. Bu kapsamda, MINUSMAnın görev süresi
BM Güvenlik Konseyinin 2480 (2019) sayılı Kararıyla 30/6/2020
tarihine kadar, MINUSCAnın görev süresi ise BM Güvenlik Konseyinin 2448
(2018) sayılı Kararıyla 15/11/2019 tarihine kadar
uzatılmıştır.
BM
tarafından ülkelere, söz konusu misyonlara katılım davetinde
bulunulmuştur. Ayrıca BM 70inci Genel Kurulu görüşmeleri
sırasında düzenlenen Barışı Koruma Zirvesinde bahse
konu BM misyonları için ülkemizden katkı sağlanması
talebinde bulunulmuştur.
Afrikada
bölgesel istikrar ve barış için tehdit oluşturan insani ve
siyasi krizlerin çözümüne ülkemizce askerî katkıda
bulunulmasının bölgede ve genel olarak Afrika kıtasında
izlemekte olduğumuz faal dış politikamızın doğal
bir uzantısını oluşturacağı
değerlendirilmiş ve 2/8/2016 tarihinden itibaren bu
katkımızın sağlanması için Anayasanın 92nci
maddesi uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi kararlarıyla gerekli
izinler verilmiştir.
Bu
yaklaşımdan hareketle; hudut, şümul, miktar ve zamanı
Cumhurbaşkanınca takdir ve tespit edilmek üzere, Türk Silahlı
Kuvvetlerinin, BM'nin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde icra ettiği
harekât ve misyonlar kapsamında yurt dışına gönderilmesi ve
Cumhurbaşkanınca verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde
bu kuvvetlerin kullanılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin son
olarak 2/10/2018 tarihli ve 1198 sayılı Kararıyla uzatılan
izin süresinin 31/10/2019 tarihinden itibaren bir yıl uzatılması
hususunda gereğini Anayasanın 92nci maddesi uyarınca
bilgilerinize sunarım.
Recep
Tayyip Erdoğan
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Değerli
milletvekilleri, okuttuğumuz Cumhurbaşkanlığı
tezkeresi üzerinde İç Tüzükün 72nci maddesine göre görüşme
açacağım. Gruplara ve şahsı adına iki üyeye söz
vereceğim. Konuşma süreleri gruplar için yirmişer dakika,
şahıslar için onar dakikadır.
Tezkere
üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum:
Gruplar
adına, İYİ PARTİ Grubu adına Aydın Adnan Sezgin,
Aydın; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İsmail Özdemir,
Kayseri; Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Tulay
Hatımoğulları Oruç, Adana; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Engin Altay, İstanbul; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
adına Ahmet Yıldız, Denizli.
Şahıslar
adına, Özgür Özel, Manisa; Zafer Sırakaya, İstanbul
Milletvekilleri.
Tezkere
üzerinde ilk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Aydın
Milletvekilimiz Aydın Adnan Sezgine aittir. (İYİ PARTİ
sıralarından alkışlar)
Sayın
Sezgin, süreniz yirmi dakika.
İYİ
PARTİ GRUBU ADINA AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Birleşmiş
Milletler tarafından Malide ve Orta Afrika Cumhuriyetinde icra edilmekte
olan çok boyutlu entegre istikrar misyonları kapsamında görev
yapmakta olan Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin görev süresinin
uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı
tezkeresi hakkında partimin görüşlerini açıklamak için söz
almış bulunuyorum. Geçtiğimiz yıl da aynı içerikteki
tezkere gündeme geldiğinde görüşlerimizi
açıklamıştık, bu görüşlerimizi muhafaza ediyoruz.
MINUSMA ve MINUSCAya uluslararası camiayla
dayanışmaya, uluslararası barış çabalarına
Birleşmiş Milletler zemininde destek olmaya ve katkıda bulunmaya
evet diyoruz. Keşke, tedricen dış politika vasfını
yitiren uluslararası ilişkilerimiz hep uluslararası
meşruiyet içinde, ülkemizin uluslararası itibarı ve ulusal
çıkarlarımızı koruyan tarzda yürütülebilse. Maalesef durum
hiç de öyle değildir. Geçen yılki konuşmamızda Mali ve Orta
Afrika Cumhuriyetindeki hazin duruma, Afrikanın hâlipürmelaline ve
ülkemizin Afrikaya açılım politikasında işlenen hatalara
değinmiştik, bu görüşlerimizi de koruyoruz. Gerçekten de dünya
Afrikaya borçludur, Afrika dünyadan alacaklıdır. Tarih bunu bariz
şekilde ortaya koymaktadır. Afrika kıtası dünyanın en
az gelişmiş ülkelerinin çoğunu barındırmaktadır.
Sefalet ve ızdırap günlük hayatın parçasıdır. Afrika
ülkelerinin birçoğunun yöneticilerinin
yozlaşmışlığı ve yolsuzluğu had
safhadadır. Demokrasi ve hukuk eksikliği derindir. Dünyada en yüksek
sayıda silahlı çatışmanın
yaşandığı kıta Afrikadır. Mali ve Orta Afrika
Cumhuriyeti de başka bazı ülkeler gibi El Kaide ve isminde cihat
kavramını istismar eden birçok dinî ve etnik örgütün, terör
gruplarının, cinayet ve çıkar şebekelerinin tasalludu
altındadır. Evet, Afrika mutlaka uluslararası
dayanışmadan en geniş şekilde istifade etmelidir. Maalesef,
uluslararası camianın hem ekonomi hem güvenlik hem de hukuk
alanındaki katkıları yetersizdir.
Ülkemizin de bu büyük kıtanın kadersiz
insanlarına olumlu anlamda bir sorumluluğu vardır. Bunun sahici
bir siyasete dönüşmesi gereklidir. Evet, Türkiye Afrikada mevcudiyetini
kuvvetlendirmelidir. Bu, tarihimize istinat eden olumlu sorumluluğumuzun
bir gereği olduğu kadar geleceğe ait ekonomik, siyasal,
stratejik mülahazaların da bir icabıdır. Fakat Türkiyenin
Afrikaya yeni atılım sürecinin başlangıcında
kılavuzluk maalesef FETÖ terör örgütüne bırakılmış,
politikamızın yönü ve esası, nerede büyükelçilik
açılacağından Türk Hava Yollarının Afrika
destinasyonlarına varıncaya kadar, bu hain yapının
etkisiyle belirlenmiştir. Ne hazindir ki bugün de Afrika ülkelerinin
çoğuyla 1inci gündem maddemiz hâlâ terör şebekesinin okul ve
hastanelerinin kapatılması talebine odaklanmaktadır. Bu
yaygın, aslında iktidarın bir zamanlar verdiği destekle
yaygınlaştırılmış kötülük ağını
bazı ülkeler küçük adımlarla daraltmayı kabullenmekte,
bazıları ise taleplerimizi karşılıksız
bırakmaktadır, Hükûmetimizin temsilcilerine Sizlerin
ısrarıyla açılan okulları, hastaneleri bu aşamadan
sonra kapatamayız. demektedirler.
O ülkelere biz de buradan çağrıda
bulunuyoruz: FETÖ terör örgütünün topraklarınızdaki her türlü
varlığına son verin. Öyle diyoruz, diyoruz ama iktidarın da
sıkça karşılaştığımız üzere ülkemizin
enerjisini ve itibarını evvelce yapılan hataların
onarımına harcamasından da hicap duyuyoruz.
Öte yandan, iktidar, Afrika ülkelerinde açılan
büyükelçiliklerimizin sayısını zaman zaman övünme vesile
yapmaktadır. Oysa biliyoruz ki bu ülkelerdeki büyükelçiliklerimizin
çoğu nitelikli personel ve sağlanan imkânlar açısından
yetersizdir. Bu misyonların yeterli, verimli ve etkin hizmet verebilmeleri
ve belirlenen hedeflere varabilmeleri için personel ve imkânlar bakımından
takviye edilmeleri elzemdir. Ne yazık ki bu konuda da olumlu bir ufuk
göremiyoruz.
Sayın milletvekilleri, bugün, biraz önce, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin Irak ve Suriyedeki terörist unsurlarla mücadelesi
kapsamında sınır dışında görevlendirilmesine dair
tezkere de görüşülmüştür. Birlikte kabul ettik bu tezkereyi. Bu
konuda partimizin sözcüsü Sayın Aytun Çıray görüşlerimizi
ayrıntılı olarak ve isabetle aktarmıştır. Ben de
bazı tespitlerde bulunmak istiyorum.
Suriye politikamız 2011 yılının
Ağustos ayından bu yana her açıdan Adan Zye
yanlışlarla doludur. Başlangıçtan itibaren
yaklaşım, hesaplar ve okuma hatalı
yapılmıştır. Bu hatalar savrulmalarla sürmüştür.
Yanlışları düzeltmek adına yeni yanlışlara
düşülmüştür. Birkaç yanlış kısmen telafi edilmiş,
temel hata ise elbette onarılamamıştır. Bu hatalı
politikaların sonucunda Türkiye, milyonlarca mülteci, cumhuriyet tarihinin
en önemli millî güvenlik tehdidi, uluslararası ilişkilerindeki
savrulmaları depreştiren, yalnızlığını ve
çaresizliğini derinleştiren istikrarsızlıklar ve merkezkaç
kuvvetleriyle muhataptır. Ekonomimiz ağır yara
almıştır, bugünümüz ve yarınımız büyük riskler
altındadır. Geçtiğimiz hafta yaptığı konuşmada
Sayın Çıray hatırlattı, bunun sorumlusu sadece Sayın
Ahmet Davutoğlu değildir, geniş bir mesuliyet yelpazesi
vardır ve esas sorumlu Sayın Cumhurbaşkanıdır.
İktidarın Suriye politikasını uluslararası
çıkarlarımız değil, Müslüman Kardeşler Örgütünün
(İhvanın) anlayışı, bu örgütle dayanışma
formülleri, hezeyan ve hayaller yönlendirmiştir. Bu kürsüden de başka
zeminlerde de defaatle tekrarladık. 2012nin ortalarından itibaren ve
bilhassa 2013 yılı boyunca Suriyeye methaldar olan ülkeler,
müttefiklerimiz ve bilhassa ciddi bir devlet olan komşumuz Rusya Türkiyeyi
defalarca uyarmıştır: Suriye politikanız, Suriyeyle
ilgili hedefleriniz yanlış, Suriyede iş birliği
yaptığınız gruplar, iltisaklarınız makbul
değil. demişlerdir. Suriye Afganistana dönüşme istidadı
taşımaktadır, PKK orada güçlenecektir, İranın kendine
özgü politikalarını sürdürmesini engelleyemezsiniz,
politikanızı bu bariz gerçeklere göre gözden geçirin.
uyarısında bulunmuşlardır. Türkiyede de aklı
başında insanlar aynı dönemde aynı ikazlarda
bulunuyorlardı. Rusya, krizin en başından itibaren
benimsediği politikayı değiştirmeyeceğini açıkça
ortaya koymuştur. ABD, bizim önerdiğimiz formülleri, bizim bazı
hatalarımızın da etkisiyle benimsememiştir. Bütün bunlara
rağmen, iktidar, Suriyede kendi yöntem ve hedefleri istikametinde ikbal
arayışını sürdürmüş, Savaşta savaşkan güçler
gerekir. anlayışıyla olmadık gruplarla iş
birliğinde bulunmuş, Suriyede hâkimiyet tesis edebileceği
yanılsamasına düşmüştür, inadını
sürdürmüştür. Hikâye bu kadar basit, bu kadar hazindir.
Bugünkü koşullarda, Sayın
Cumhurbaşkanı ile ABD Başkanı Trumpın son telefon
görüşmesini takip eden gelişmeleri iyi okumak gerekmektedir.
Biliyoruz ki Sayın Cumhurbaşkanı ile Trump arasında
geçmişte de bazı yanlış anlamalar yaşandı yahut
da Trump tarafımıza verdiği sözleri tutmadı, tutamadı.
Evet, iktidar Trumpı bazı mizaç benzerlikleri nedeniyle çok
benimsemiş olabilir. Ancak Amerikan demokrasisi ve gelenekleri, tutumu ve
üslubu hayli yadırganan Trumpa teslim olmuş durumda değil. Bu
gerçeği de defalarca dile getirdik, uyarılarımızı
yaptık. İki lider arasında mizaç benzerlikleri ve uyumu kolay
yoldan diplomatik başarı elde etmeye yetmez, hele ki
muhatabınız demokrasinin, kuvvetler ayrımının
işlediği bir ülkenin yöneticisi ise. Kaldı ki Trumpa
karşı bir azil süreci işletiliyor, ayrıca ülkesi
başkanlık seçimleri sathımailine girmiş durumda. Nitekim
Trumpın Fıratın doğusundan çekilme konusundaki ilk
tweeti ve Sayın Cumhurbaşkanımızın
açıklamalarının hemen akabinde Washingtondaki Kongre üyeleri ve
lider konumundaki siyasetçiler arasında çok büyük bir tepki oluştu. Hem
Cumhuriyetçi kanat hem Demokrat Parti Türkiyeye ve Trumpa yönelik tehditler
savurmaya başladılar. ABD Savunma Bakanlığından,
Dışişleri Bakanlığından Trumpın tweetine
nizam veren açıklamalar geldi. Evet, mevcut bilgilere göre ABD şu ana
kadar topu topu 36 askerini çekti; bu sayının 100e
yükselebileceği söyleniyor. Ama bu bağlamda, baskı
altındaki Trump o skandal, tehdit dolu malum tweeti yazdı. Bu,
Trumpın benzer 3üncü küstahlığı; bu 3üncüsü diğer
2sinden de hayli ağır bir küstahlık, pervasızlık
taşıyor. Şiddetle kınıyoruz elbette ve eminiz ki
ordumuz başta YPG-PYD/PKK olmak üzere tüm terörist örgütleri dize
getirerek Trumpın bu cüretine gerekli cevabı verecektir. Türk
Silahlı Kuvvetlerinin bunu başaracağından şüphemiz yok
ama umarız bu süreçte siyasi iktidar operasyona zarar verecek, hamleyi
zora sokacak yeni hatalar yapmaz, zira koşulların gittikçe zorlu hâle
geldiğini görüyoruz. Trumpın açıklamalarındaki
IŞİD unsuru, Pentagonun Türkiyenin harekât yapmayı
planladığı bölgede hava sahasını Türk uçaklarına
kapattığını ima eden açıklaması, ABDnin
Askerimizi çeksek de bölgeyi uzaktan bombalayabiliriz. ifadeleri, ABD
makamlarının operasyonu desteklemediğine dair beyanları,
Washingtonda bugün de artarak yükselen tepkiler, Kongreden gelen yaptırım
tehditleri ciddi şüphelere, ilave belirsizliklere yol açıyor. Esasen
ülkemizin IŞİDle ilgili sorumluluk yüklenebileceğini Sayın
Cumhurbaşkanı geçtiğimiz yıl Trumpla bu konudaki telefon
görüşmesinde dile getirmişti ancak Trumpın bu defa
kullandığı üslup kaygı verici mahiyette. Tüm bu
şüpheler ve belirsizlikler hem sahada riskleri artıran unsurlar hem
de muhtemel harekât sonrasında Türkiye açısından bölgede ve
uluslararası planda ortaya çıkacak siyasi koşullar ve
gelişmeler açısından endişe yaratıcı hususlar.
Trump
bugün de karmakarışık tweetlerine devam etti, Türkiye ve
YPG-PYD/PKKyı birlikte mütalaa eden, tehdit niteliği de ihtiva eden
tweetler attı ve sonunda Sayın Cumhurbaşkanının 13
Kasımda kendisini ziyarete geleceğini bildirdi, durum budur. Avrupa
Birliği de harekâtla ilgili olarak anlamlı bir tepki verdi, henüz bir
tehdit dile getirilmiş değil ancak Avrupa Birliğinin de bir
tepkisi mevcut.
Bu
meyanda Türkiye'nin oluşturmayı hedeflediği güvenli bölgeye geri
göndermek istediği ülkemizdeki Suriyeli sığınmacılar
için öngörülen imar ve inşa projelerinin finansmanının
nasıl sağlanacağı konusu da akla gelmiyor değil.
Rusya
ve İranın, tabii, farklı hesaplar ve politikalar içinde
olduğunu biliyoruz. Türkiye'nin güvenlik kaygılarına hak veriyor
gözüküyorlar, bugünkü koşullarda uygulama imkânı müphem Adana
Mutabakatına atıfta bulunuyorlar ancak harekâta açık bir destek
vermiyorlar. Ayrıca, Fıratın doğusunda
gerçekleştirilebilecek bu harekâtın Şamın ve
Rusyanın İdlible ilgili hedefleri açısından nasıl
sonuçlar doğurabileceğini de iyice düşünmemiz gerekiyor.
Şam rejiminin bu konjonktürde İdlibe karşı yeni ve
kuvvetli bir harekât başlatması ülkemiz açısından çok büyük
ilave zorluklar yaratacaktır. Maalesef iktidarın hatalarıyla
Türkiye, Suriye bataklığında öylesine bir konumda ki
doğrudan millî güvenliğini tehdit eden sorunlar
karşısında egemen ve başat şekilde karar verecek
durumu yok. Türkiye, 911 kilometre sınırımız bulunan Suriyede
uzaklardan gelen güçlerin iradesine ve politikalarına tam olarak tabi
kılınmış bir durumdadır. Bunun çok vahim bir
başarısızlık olduğunu tespit etmemiz gerekiyor.
Yadırganacak
bir diğer vahim durum da AK PARTİnin üst düzey yöneticileri harekât
planını açıkça bir savaş olarak tanımlarken
Savaşa giriyoruz. ifadesini kullanırken, iktidarın muhalefeti,
Parlamentoyu yeterli ölçüde bilgilendirmekten kaçınmasıdır.
Savaş kavramının kullanılması da farklı hukuki
sonuçlar tazammun eder; buna dikkat çekmek istiyorum. Eğer savaş
kavramını kullanacaksak bunu hangi gerekçelere
dayandırıyoruz?
Harekâtın
aşamaları, net hedefleri açıklanmalı mıdır?
Projelendirilen yerleşim alanlarının nüfus yapısı
hangi kıstaslara göre şekillenecektir? Ve bir faraziye olarak ABDnin
Suriyeden tam olarak çekildiğini düşünelim; iktidar, İran ve
Rusya ile nasıl bir yöntem içinde uzlaşabileceğini
layıkıyla değerlendirmiş midir? Bu sorular ciddiyetle
cevaplandırılmalı, kamuoyumuz da
aydınlatılmalıdır.
Son
olarak belirtmem gereken bir husus, Suriyede devasa sorunlarla meşgulken
Doğu Akdenizde aleyhimize gelişmelerin artarak devam ediyor
olmasıdır. Bu kadar büyük sorunlarla ve başka meselelerle
eş zamanlı şekilde karşı karşıya
kalmamızın esas müsebbibi iktidarın özellikle son dokuz, on
yıllık dönemde uyguladığı basiretsiz, yanlış
uluslararası ilişkiler yaklaşımıdır. Temennimiz,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir an önce gerektiği gibi muhatap
alınarak akıl ve ulusal çıkarlara dayalı bir dış
politika ve millî güvenlik anlayışına geçilebilmesidir. Biz
gerekli tüm sorumlulukları almaya hazırız.
Son
bir cümle de, biraz önce, Türkiyenin itibarından söz edildi ve
itibarı IMOda aldığı oya bağlandı. Bunu ben
doğru bulamıyorum. Keşke çok farklı müzakerelere,
pazarlıklara bağlı IMO seçimleri ve bu tür seçimler itibar
ölçütü olsa.
Değerli
arkadaşlar, itibarı Avrupa, Arap, Kuzey Afrika, Amerika
sokaklarında gezince görüyorsunuz Türkiye'nin itibarını,
medyalarını izleyince görüyorsunuz. Maalesef koca bir hayal
kırıklığı. Ne kendinizi ne bizleri aldatmaya kalkın
bu konuda. Eğer kendinize güveniyorsanız Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyine bir defa daha aday olalım, orada
itibarımızı ölçelim.
Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ
sıralarından alkışlar)
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Sayın Başkan
BAŞKAN
Buyurun Sayın Oluç.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Biraz evvelki oylamayla ilgili, oylamanın
sonunda yaşanmış olan tatsız bir durum var. Bununla ilgili
tutanağı da istedik. Mikrofonu açarsanız buna ilişkin
kısa bir söz istiyorum.
BAŞKAN
Nedir konu Sayın Oluç?
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Biz oylarımızı kullandıktan
sonra AK PARTİ sıralarından yuh sesleri geldi, bu konuda bir
görüş belirtmek istiyorum, tutanakta da var.
BAŞKAN
Yani onu kapattık ama bir saniye, izin verirseniz tutanaklara bir
bakayım, nedir, ne olmuş, onu bir inceleyelim.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Tamam.
FATMA
KURTULAN (Mersin) Söyleyen kişiyi de biliyoruz Başkanım.
BAŞKAN
- Sayın Oluç, lütfen siz oturun, ben bir bakayım.
Söz
sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri
Milletvekilimiz Sayın İsmail Özdemire aittir. (MHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz
yirmi dakika.
MHP
GRUBU ADINA İSMAİL ÖZDEMİR (Kayseri) Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin
25/4/2013 tarihli ve 2100 (2013) sayılı Kararıyla Mali'de
Birleşmiş Milletler Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu -bir
başka adıyla MINUSMA- ve 10/4/2014 tarihli ve 2149 sayılı
Kararıyla Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Birleşmiş Milletler Çok
Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu yani MINUSCA kurulmuştur. Mali ve
Orta Afrikaya asker gönderilmesinin bu kapsamda bir yıl daha
uzatılmasına dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresiyle
alakalı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi sevgi ve saygılarımla
selamlıyorum.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Afrika Kıtası
yaklaşık 30 milyon kilometrekarelik toplam alanıyla dünya yüz
ölçümünün yüzde 6sını, kara alanlarınınsa yüzde 24ünü
kapsamaktadır. 1 milyar 200 milyonu aşan nüfusuyla dünyanın toplam
nüfusunun yüzde 16,6sını yani bir başka deyişle yüzde 17sini
Afrika Kıtası kendi bünyesinde barındırmaktadır.
Tabii,
Afrika Kıtası bizim millî tarihimizde de önemli ve stratejik
alanlardan biri olarak kabul edilegelmiştir. Bu kıtayla olan
ilişkimiz yalnızca Osmanlı Devleti zamanında
olmamış, daha da evveliyatına gidildiğinde
Tolunoğulları, İhşidiler, Eyyubiler ve Memlükler gibi Türk
devletleriyle tarihsel bir arka plana baktığımızda 950li
yıllardan bu yana süregelmiştir. Üstelik Türk milleti bu kıtada
kurduğu çok sayıda devletle Asya ve Avrupada olduğu gibi, tarihin
yok sayamayacağı büyük ve önemli işler
başarmıştır.
Yine
Afrikada derin izler bıraktığımızı ve bu izleri
bugün dahi Afrikanın pek çok bölgesinde görmemizin mümkün olduğunu
ifade etmemiz gerekir. Dolayısıyla Türk cihan hâkimiyeti mefkûresinde
Afrika asla görmezden gelinmemiş, yok sayılmamış, tam
tersine, adalet, barış, huzur, istikrar ve refahın tesis
edildiği, kader birlikteliği yaptığımız bir
coğrafya olarak görülmüştür.
Yavuz
Sultan Selim Hanın Mısır seferiyle birlikte Türk hâkimiyetine
girmeye başlayan Afrika, ilerleyen yıllarda bölgede görevlendirilen
Özdemir Paşanın başarılı faaliyetleri sayesinde önemi
giderek artan bir hâle gelmiştir ve Afrika Kıtasında Türk
hâkimiyetinin tesis edilmesiyle Akdeniz ve Hint Okyanusunun emniyeti
sağlanmış, aynı şekilde kutsal topraklarımız
da bu emniyetin, bu huzurun güvenini tatmıştır.
Küresel
ticaret Osmanlı Döneminde Afrika Kıtasındaki
etkinliğimizin sağlanmasıyla büyük ölçüde bizim etki
alanımıza ve kontrolümüze girmiştir. Aynı dönemde bölgenin
imar sürecinin hızlı şekilde işlemesi Afrikanın
potansiyelini daha da artırmıştır ki bugün dahi Afrikadaki
pek çok ülkeye gittiğiniz takdirde ne kadar geri kalmış
olduklarını görürseniz görün orada mutlaka bir Türk eserinin, bir
Türk mimarisinin hâlâ ayakta olduğunu görürsünüz.
Tabii,
Türk milletinin himayesinde Afrika Kıtasında kurulan
Afrika
Kıtası da kurulmuş olan dünya nizamı ve sulhu içerisinde
yaşamış, devletin tebaası olan diğerleri gibi burada
yaşayanlar da herhangi bir endişeye sahip olmadan huzur ve güven
ikliminden nasibini almışlardır. Afrikadaki dört yüz yıla
yaklaşan hâkimiyetimiz ve hâlâ buralarda ecdadımızın
hayırla anılıyor oluşu bunun en bariz göstergesidir.
Bütün
bu gelişmeler 19uncu yüzyıla kadar süregelse de Orta Doğu gibi
Afrikanın da elimizden çıkması ne yazık ki bölgedeki
sömürgeye dayalı eylemlerin artmasına sebep olmuştur.
Başkaları bu güzide kıtaya gelirken misyonerlik faaliyeti
altında, kendi inançları çerçevesinde İncillerini getirmiş
ancak insanları köleleştirip kaynaklarını sömürerek geri
dönmüşlerdir. Bugünün demokrasi ve insan hakları havarileri kesilen,
dünyanın en demokratik ülkeleri olarak gösterilen kimi çevreler, yine en
büyük günahlarını da Afrikada işlemişlerdir.
İnsanlık suçunun her çeşidinden türevi burada Batılı
emperyalistler tarafından uygulanmış, Afrikanın dört bir
yanına yayılmıştır. Zenginlikleri sömürülen ve
köleleştirilen Afrikalılar olmuş, kaynakları kullanarak
zenginleşenler ise sömürü düzeninin vahşi temsilcileri olarak tarihe
not edilmiştir. Bugün gelinen noktada ise Afrika Kıtasının
ne derecede büyük öneme sahip olduğu hemen her ülke tarafından
anlaşılmaya başlanılmıştır. Çünkü önemli
sayıda ve rezerve sahip olan, bakir olarak nitelendirilebilecek
kaynakları, yer altı zenginlikleri, dünyanın diğer bölgelerine
göre yüksek seyredeceği değerlendirilen nüfus artışı
ve potansiyeli, önemli küresel ulaşım güzergâhlarına olan
yakınlığı sebebiyle Afrika Kıtası öne
çıkmaktadır. Bununla birlikte, yine güvenlik ve istikrar
noktasında hiç şüphe yok ki ciddi sorunlar baş
göstermiştir.
Afrikanın
genelinde var olan zenginlik, terör örgütleri ve iç savaşlar
vasıtasıyla yönlendirilmeye çalışılmaktadır. El
Kaide, Boko Haram, DEAŞ veyahut bir başka adıyla IŞİD
gibi terör örgütlerinin bu çerçevede sahaya birinci aktör olarak sunulmuş
olmaları malumdur ki yine Afrika Kıtasında yaşanan
istikrarsızlığın ana sebeplerinden ve gözle görülen
yüzlerinden bir tanesi de bu terör örgütleri eliyle yayılmaya
çalışılmaktadır.
Bugünlerde
yine aynı terör örgütlerine baktığımızda, bu terör örgütleri
vasıtasıyla yüce dinimiz İslamı bir ve beraber gösterme
gibi karanlık bir amacın da haksızlığın ve
hadsizliğin de olduğunu hep beraber takip ediyoruz. Ancak ne
yazık ki Afrikada Hristiyan olduğunu açıkça söyleyen gruplarca
düzenlenen terör eylemleri ise ne hikmetse gündeme getirilmemektedir. Buradaki
amacımız bir haksızlık yapmak değildir ancak öyle
görülüyor ki terörizmin dininin olmadığı kabulünün dünya kamuoyu
tarafından yapılması elzemdir ve gereklidir.
Terörizm
konusu gündeme geldiğinde kabul edilen bir başka gerçeklik ise terör
faaliyetlerinin artık sadece doğduğu coğrafyalarla
sınırlı kalmadığı, zira gelişen şartlar
sebebiyle çok çabuk ve bir çırpıda diğer yakın bölgelere ve
hatta küresel seviyeye yayılabildiği hususudur. Bu anlamda Afrikanın
istikrar ve güvenliğinin tesis edilmesi yalnızca bu bölgenin bir
sorunu değil, dünyanın geri kalanının da
sorumluluğudur.
Tabii,
bununla beraber, Afrikada giderek büyüyen yatırım olanakları
pek çok fırsatı beraberinde bulundururken
karşılıklı saygı temelinde yürütülecek iş
birlikleri ülkemizin ekonomisine de hiç şüphe yok ki katkı
sağlayacaktır. Hâlihazırda Afrika'da yatırım yapan çok
sayıdaki Türk şirketinin varlığı kıtadaki istikrar
ortamının artmasına paralel olarak diğer ülkelerle
geliştirilecek iş birlikleri sayesinde yükselebilecektir. Bugün çok
sayıdaki Afrika ülkesi kalkınma hamlesini hayata geçirebilmek
isterken Türkiye'nin kıtada bulunan ülkelerle yapacağı iş
birliği önümüzdeki yüzyılda erişmeyi
arzuladığımız değerlere büyük bir ivme kazandırabilecektir.
Dahası, bizim ve Afrika'daki diğer ülkelerin iş birliği
haricinde geliştirebileceği güçlü mekanizmalara dayalı iş
birliği sayesinde de hem ülkemizin ekonomik ve diplomasi anlamındaki
potansiyelinin gelişmesine katkı sağlanabilecek hem de Afrikadaki
diğer olanaklardan ve imkânlardan yine Afrikalıların kendileri
de yararlanabilecektir.
Bununla
birlikte, Afrika Kıtasının genelinde diplomatik misyon
sayımızın son dönemlerde giderek artması bu
coğrafyayla ilişkilerimizin gelişmesine katkı sağlamaktadır.
Bizler bu sebepten dolayı, hem tarihsel gerçekler hem de bugünün
gerçekleri münasebetiyle Afrikaya sırtımızı dönemeyiz,
uzak görüp eylemsiz kalamayız. Çünkü 21inci yüzyıldaki küresel
rekabetin yaşanacağı ve hangi coğrafyada bulunursa bulunsun
ülkelerin kaderinin şekilleneceği ana alanlardan bir tanesi
Afrikadır. Giderek çok kutuplu hâle geldiği tescil ve tespit edilen
dünyada artık gelişen teknolojinin ve erişim
şartlarının evrimiyle birlikte rekabet alanları da
fazlalaşmaktadır. Güvenlik, istikrar ve millî menfaat konuları
sadece her ülkenin kendi sınırlarından yahut yakın
çevresinden başlayan bir kalıpta değil, çok daha geniş bir
kapsamda ele alınmaktadır. Sonuç olarak, ayağı yere
sağlam basan stratejik bir bakış açısıyla Afrika
konusunu bütüncül olarak değerlendirmek elzemdir.
Başta
tarihî ve kültürel bağlarımız olan Kuzey Afrika ülkeleri olmak
üzere, tüm Afrika ülkeleriyle diplomatik, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel
ilişkiler geliştirilmeli ve derinleştirilmelidir. Bu
ilişkiler uzun vadede Türkiyeyi küresel bir güç hâline getirme
hedefimizin, tüm kıtalarda güvenilir dostluklar kurma vizyonumuzun ve çok
boyutlu, aynı zamanda insani bir dış politika izleme
anlayışının somut göstergesi olacaktır.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde çok sayıdaki ülkenin
Afrikada varlık gösterme girişimleri ve sebepleri akıllardan
çıkarılmamalıdır. Bu ülkeler, başta altyapı
yatırımları olmak üzere, Afrika ülkeleriyle siyasi ve ekonomik
iş birliklerini geliştirirken şimdiden kendilerine yeni pazarlar
oluşturmanın arayışındadır. Aynı ülkelerin
Afrikada yine sayıları giderek artan seviyede askerî üs kurma
girişimlerinin ne anlama geldiği şimdiden doğru idrak
edilmelidir. Dünyanın gözü çoktandır Afrikadadır,
ayağı da Afrikaya basmaya başlamıştır. Özellikle
Afrika Kıtasının kuzey, doğu ve güney bölgesinde yer alan
kıyı şeridinin stratejik değeri Türkiye tarafından
doğru değerlendirilmelidir.
Bununla
birlikte, FETÖ terör örgütünün özellikle 15 Temmuz 2016dan itibaren etki
alanını artırmaya çalıştığı yerlerden
birinin de Afrika olduğu malumumuzdur. FETÖyle mücadele çerçevesinde
sergilenecek uluslararası çabalarda Afrikanın yok
sayılamayacağı, görmezlikten gelinemeyeceği gerçeği
karşımızda durmaktadır. Türkiye'nin güvenliğinin
mevcut şartlar itibarıyla neden Afrikayı da içerisine
aldığının bir başka göstergesi de budur.
Dolayısıyla, Ankara merkezli küresel bakış açımız
ve hedefimizde Afrikanın sahip olduğu yerin anlam ve öneminin büyük
olduğunun bilinmesi gerekir. Bu çerçevede Afrikanın barış
ve istikrarına katkı sağlayacak çabalarda ülkemizin yer
alması küresel hedeflerimiz açısından oldukça değerlidir.
İkincisi: Bu durum, saygın bir iş birliği tesisiyle
birlikte, yine dış politikamızın başarılı
bir şekilde uygulanması noktasında diğer ülkelere
vereceği, hayata geçirilmiş açık bir cevap anlamını da
taşıyacaktır. Bu kapsamda, ilgili tezkereye Milliyetçi Hareket
Partisi olarak destek verdiğimizi yeri gelmişken ifade etmek isterim.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hiç şüphe yok ki Afrikayı
konuşuyorken yani Türkiye'den uzak coğrafyaları
konuşuyorken dünyanın içerisinde bulunduğu şartlar
sebebiyle her ülkenin ki özellikle de üstünlük mücadelesine giren ve bölgesel
seviyede birbiriyle rekabet seviyesini artırmış olan ülkelerin
geliştirmeye başladığı, uygulamaya koyduğu
strateji ve politikalarının önemli gördüğümüz bir alanına
da dikkatinizi çekmek istiyorum. Değişen küresel koşullar
yaklaşık son on yıl içerisinde neredeyse tüm ülkelerin
güvenlikle ilgili algılama ve politikalarının da revize
edilmesine neden olmuştur. Mevcut durumda Amerika Birleşik
Devletleri, Avrupa Birliği, Çin ve Rusya gibi ülkelere ilave olarak çok
sayıdaki ülkenin, bölgesel ve küresel çıkarları için yeni
koşulların getirdiği zorluklarla baş etmeye
çalışırlarken kendi menfaatlerini koruyup geliştirebilmek
adına diğer ülkelerle girdikleri rekabetten de yine kendileri
adına başarılı olarak çıkabilmek için uğraş
verdiği ortadadır. Çok yönlü çıkar çatışmasına
ilave olarak terörizm gibi ortak tehdit algılamalarının da vuku
bulduğu bu zaman diliminde göze çarpan en hassas konuysa su yolları
ve denizlerin öneminin giderek artıyor olmasıdır. Sorunun
denizlerle ilgili boyutu artık öylesine genişledi ki her ülke kendi
kıta sahanlığı yahut münhasır ekonomik bölgesini
korumak bir yana, ticaret malları ile enerji kaynaklarının
taşınması konusunda da deniz yollarının giderek artan
bir öneme sahip olması gelişen teknolojiyle beraber düşünüldüğünde
yine her ülke açısından en hassas kabul edilen millî güvenlik
meseleleri ve algılaması hâline geldi.
Yine,
yakın zamanlara kadar yapılan pek çok akademik çalışmaya
göre, deniz taşımacılığının hâlen dünyada en
çok tercih edilen ulaşım şekli olduğuna vurgu
yapılmakta, ülkelerin ticari rekabet gücünün uluslararası deniz
ulaştırma sistemlerinden istifade edebilmesine bağlı
olduğunun altı çizilmektedir. Küresel ticaret hacminin yüzde 80inin,
petrol taşımacılığının yüzde
60ının ve doğal gaz taşımacılığının
yine yüzde 25inin deniz yoluyla yapılıyor olması bu alanın
her ülke nazarında çıkarlarının daha çok
çatıştığı bir zaman diliminde ne derecede büyük bir
önem arz ettiği ortadadır.
Çok
uzağa gitmeyelim, yakın bir zaman öncesine kadar Çinin
hâlihazırda alışılagelindik bir şekilde
kullanmış olduğu Pasifik Okyanusundan Malakka Boğazı
üzerinden Hint Okyanusu ve Kızıldenizi aşarak Akdeniz ve
Avrupaya ulaştığı ticaret güzergâhını
değiştirerek Kuzey Buz Denizinden bir ticaret gemisini geride
bıraktığımız aylarda Avrupa Kıtasına
göndermesi ve bunun bahse konu olan güzergâhtan günler, hatta haftalar
mesabesinde değerlendirildiğinde daha kısa bir süre tutması
burada bahse konu ettiğimiz hususun ne derece de büyük önem arz
ettiğini yine karşımıza getirmektedir.
Türkiye
gibi dünya enerji ve ticaretinin önemli bir kısmına erişim
olanağı sunan Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının
önemi önümüzdeki yıllarda daha da artacakken Karadenizle beraber
özellikle de Doğu Akdenizde bulunan yeni petrol, doğal gaz
kaynaklarının, ifade edildiği üzere, varlığı ve
bu alanlardaki haklarımızın korunması açısından
sağlıklı, tutarlı, caydırıcı ve sonuç
alıcı bir politika izlememiz gerektiği sonucu
karşımıza çıkıyor. Ayrıca, Afrika
Kıtasının en uç noktalarından olan Somaliyle beraber,
yine bir başka denizaşırı ülkede, Katarda bulunan askerî
üslerimizin varlığı, ismi anılan bu iki ülkeyle beraber
yapılan anlaşmalar gereğince deniz yollarında gücümüzü
artırma zorunluluğunu ve ihtiyacını bir kez daha karşımıza
çıkarmaktır, hele ki aynı şekilde yenilerini
kurmamızın muhtemel olduğu diğer askerî üsler de dikkate
alındığında.
Küresel
enerji taşımacılığı anlamında stratejik
noktalarda bulunan Katar ve Somali gibi iki önemli ülkede askerî üslerimiz
vasıtasıyla bulunmamız, mevcut durumdaki potansiyelimizi
geliştirme gerekliliğini ortaya çıkarırken aynı
çerçevede diğer ülkelerle rekabet edebilir kapsamlı bir
politikanın uygulanması gerektiği de açıktır.
Dolayısıyla, küresel rekabette deniz yollarının önemi her
ülke açısından artık öncelikli bir mesele hâline gelmeye
başlamıştır ve ülkemizin önündeki hedeflere
erişebilmesi açısından bu alanda olan bitenleri dikkatle takip
etme zorunluluğu bulunduğu gibi, kendi perspektifiyle geliştirip
uygulamaya koyacağı millî bir stratejisinin de var olması mutlak
suretle gereklidir.
Bütün
bu gelişmeler beraber değerlendirildiğinde, ülkemizin donanma
gücünü geliştirme faaliyetlerini artan bir ivmeyle sürdürmesinin yine
ülkemiz açısından hayatiyet derecesinde önemli olduğu sonucu
ortaya çıkmaktadır. Konu ve sorun sadece kendi deniz yetki
alanlarımızda kendi sahamızı, bize ait olan münhasır
ekonomik bölgeleri ve yer altı kaynaklarını, burada var olan
haklarımızı müdafaa değildir; aksine, çok daha geniş
bir perspektifle ele alınması gereken geniş ve daha büyük bir
vizyonun yine ürünleri olmalıdır. Bu kapsamda da pek tabii
donanmamızın imkân ve kabiliyeti, sadece kendi deniz
alanlarımızın ve vatanımızın, mavi vatan
hudutlarımızın korunmasıyla sınırlandırılmamalı,
farklı bölgelerde ikili anlaşmalarla inşa ettiğimiz üslere
hızlı, emniyetli ve kolay erişim çabaları da göz önünde
bulundurulmalıdır. Dahası, dünyadaki hemen her ülkenin
iddiasını artırmak istediği bir dönem içerisinde Türkiye de
donanma potansiyelini geliştirirken kendi iddiasını en üst
seviyeye yerleştirecek bir stratejiyi benimsemeli, tüm denizlerde var
olabilecek ama tüm denizlerde icap ettiğinde var olabilecek imkân ve
kabiliyete erişebilmelidir. Bu çerçevede, donanma gücü olarak askerî
sahayı kapsadığı gibi ticaret malları ve bilhassa da
enerji nakli konuları ile denizaltı sahalarındaki enerji arama
ve tarama alanlarını da içerisine alan, geniş bir yelpazeyi
oluşturan büyük bir politika ve strateji benimsenmelidir. Tarihin
gerçekliğine bakıldığında, Türk cihan hâkimiyeti
mefkûresinin hayat bulduğu her dönemde Türk milletinin kara gücüyle
konuşlandırdığı stratejisini mutlaka deniz gücüyle
birleştirip bütünleştirdikten sonra ortaya koyduğu küresel
stratejisi sayesinde arzu ettiği başarıya ulaşmış
olduğu gerçeği akıllardan çıkarılmamalıdır.
Özellikle de gerek Kara Hâkimiyet Teorisi gerekse Deniz Hâkimiyet Teorisi
alanında çok farklı senaryoların ve seçeneklerin
konuşulduğu bir dönemde ülkemizin bu anlamda denizle alakalı
faaliyet ve çabalarını artırması, bunların
kapsamını genişletmesi hakikaten büyük önem taşıyor.
Tabii,
yeri gelmişken ve sözlerimi de bitirirken bugün burada Meclis olarak,
Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak Irak ve Suriye'ye asker gönderilmesi
konusunda kabul ettiğimiz tezkerenin hayırlara vesile
olmasını Cenab-ı Allahtan niyaz ediyorum. İlgili
bölgelerde harekâta başlayacak olan kahraman Mehmetçikimize de üstün
başarılar diliyorum ki aynı zamanda Cenab-ı Allah
inşallah kendilerinden başarıyı, zaferi ve muzafferiyeti
eksik eylemesin diyorum.
Gazi
Meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)
3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent
Gökün, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluçun yerinden sarf
ettiği bazı ifadelerine ve her siyasi partinin belli bir konuda
farklı karar alabileceğine ve buna herkesin saygı göstermesi
gerektiğine ilişkin konuşması
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, az önce Halkların Demokratik Partisi Grup
Başkan Vekili Sayın Oluçun dile getirdiği konuyla ilgili
tutanağı inceledim. Cumhurbaşkanlığı tezkeresinin
oylamasından sonra, Kabul edenler
Kabul etmeyenler
dedikten sonra
birtakım Yuh! seslerinin geldiği tutanağa
yansımış.
Değerli
arkadaşlarım, zaten her bir siyasi parti aynı düşünse
farklı siyasi partiler olmaz. O bakımdan, her siyasi partinin
değişik durumlarda almış oldukları kararlara herkesin
saygı göstermesi gerekir. Bu, demokrasinin bir gereğidir,
kuralları böyledir demokrasinin. Sonuçta, her siyasi parti bir konuda aynı
düşünecek diye bir kural yok. O bakımdan, bu tip söylemlerin Meclisin
mehabetine yakışmadığını da ifade etmek
durumundayım. Hepimiz birbirimize saygılı olmak
durumundayız.
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
(Devam)
B) Tezkereler (Devam)
2.- Cumhurbaşkanlığının,
Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde icra
ettiği harekât ve misyonlar kapsamında hudut, şümul, miktar ve
zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tespit edilmek üzere, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesi ve Cumhurbaşkanınca
verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde bu kuvvetlerin
kullanılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin son olarak
2/10/2018 tarihli ve 1198 sayılı Kararıyla uzatılan izin
süresinin Anayasanın 92nci maddesi uyarınca 31/10/2019 tarihinden
itibaren bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/879)
(Devam)
BAŞKAN
Şimdi söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu
adına Adana Milletvekilimiz Sayın Tulay Hatımoğulları
Oruça aittir.
Buyurun
Sayın Oruç. (HDP sıralarından alkışlar)
Süreniz
yirmi dakika.
HDP
GRUBU ADINA TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ben sözlerime 8 Ekim 1980de askerî cuntanın
ilk idam ettiği Necdet Adalıyı anarak başlamak istiyorum.
Yine
aynı şekilde 8 Ekim 1978deki Bahçelievler katliamındaki 7
TİPli genci saygıyla anıyorum.
Enternasyonalizm
ve sosyalizm çizgisini Kübada ve Latin Amerikada geliştiren değerli
Che Guevaranın ölüm yıl dönümü, onu da saygıyla anıyorum.
Ve
yine birazdan konuşacağımız konumuzla yakından
ilintili olan, Türkiyede gerçekleşen 10 Ekim gar katliamında yitirdiğimiz bütün canları
saygıyla anıyor, yarım kalan özgürlük ve barış
serüvenlerini tamama erdireceğimize dair sözümüzü yinelemek istiyorum.
Değerli
arkadaşlar, Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika
Cumhuriyetinde icra ettiği harekât ve misyon kapsamında asker
göndermeyi konuşuyoruz. Tabii ki sunulan gerekçeler, Malide
istikrarın sağlanması, ateşkes sürecinin desteklenmesi,
izlenmesi, denetlenmesi, sivillerin korunması ve yeniden yapılanmada
kadınların burada önemli oranda rol alması, çocukların
korunması şeklinde gerekçeler. Bunlar artık tezkereleri
çıkarmak için insanları, sözüm ona, ikna etmeye çalışan
gerekçeler olabilir ama bizler ikna olmuyoruz. Hiçbir tezkerenin esas gerekçesi
bu değildir, ne yazık ki bu olmuyor. Gerekçe bu olsaydı, hangi
anlaşma, sözleşme ya da neyse buraya gelen teklif, elbette bizler HDP
olarak o tekliflere imzamızı atar, oyumuzu olumlu yönde
kullanırdık ama gerçeklik bu değil. İş, militer ve
askerî çözümlerde esası aramaktadır. İşgalci,
yayılmacı, kolonist anlayışın bütün dünyada nasıl
zuhur ettiğini görebiliyoruz bu tezkerede de. Aynı zamanda, söz
konusu asker göndermek olduğunda, devletlerin, herkesin
iştahının nasıl kabardığını
görebiliyoruz. Oysaki Birleşmiş Milletler başta olmak üzere ve
buna Türkiyeyi de katarak ifade ediyorum, bugün az önce bahsettiğimiz
sorunlarla ilgili bir proje geliştirmeye, gerçek anlamıyla bir destek
sunmaya, bir dayanışma göstermeye gelindiğinde bu esas
görevlerden herkesin nasıl kaçıştığını
görebiliyoruz. HDP bu oyunda yok çünkü Orta Doğu ve Afrika ülkelerinde,
özellikle son zamanlarda İslamı kullanarak artan örgütlenmelerin bu
bölgelerde yarattığı tahribat ortadadır. El Kaide, El
Nusra, IŞİD, İhvancılar ve Boko Haramın
işlediği katliamlar ortadadır. Bütün bunlar
karşısında, o Birleşmiş Milletler maskesi altında
saklanarak bu örgütlerin nasıl büyütüldüğü, nasıl
geliştirildiği, nasıl
çatıştırıldığı, emperyalist güçlerin
emelleri için bu güçlerin nasıl
çatıştırıldığı ortadayken, daha sonra, sözüm
ona insani çözümler adı altında, kimi anlaşmalar, tezkereler
vesaireler ortaya koymayı asla doğru bulmuyor ve bu tezkereye ret oyu
vereceğimizi ifade etmek istiyorum.
Değerli
arkadaşlar, az önce bu Meclisten, belki bu Meclisin tarihine bir kara
sayfa olarak yazılacak bir tezkereye evet oyu çıktı,
çoğunluk oyuyla Suriye-Irak tezkeresi kabul edildi. Biz şunu çok iyi
biliyoruz ki
Bu tezkerenin Suriye topraklarına müdahale etmeyi
amaçladığını, bu tezkerenin AKPnin tek adam rejiminin
bekasını korumak için bir tezkere olduğunu ifade ettik ve biz bu
nedenle de ret oyu verdik.
Bizler
isterdik ki burada
Şu kürsüye çıkıp dakikalarca bu tezkereye
aslında neden oy vermememiz gerektiği biçiminde açıklamalar
yapıldıktan sonra, bu tezkereye evet diyenlerin de kendilerini
buradan sorgulamaları gerektiğini düşünüyoruz.
Bakın,
Suriye savaşında Türkiye'nin yaşadığı tehditler
Ve bu iktidar bu tehditlerin önünü açtı. Türkiyede sınırlar
hallaç pamuğuna döndü. Cihadi, Selefi gruplar, şu an sınır
illeri başta olmak üzere Ankaranın göbeğinde, İstanbulda
bir canlı bomba gibi her tarafı doldurmuş durumdalar.
Bakın,
yine bunda ekonomik açıdan sebepleri de ortaya koymak zorundayız.
Bugün bu ülke çok ciddi bir ekonomik kriz yaşıyor; yoksulluk
arttı, işsizlik arttı. Hayalî ekonomik raporlarla bunların
gerçeği yansıtmadığını, sokağa
çıktığınızda, insanların tenceresinde kaynayan
yemeğe baktığınızda görürsünüz. Eğer bu zahmeti
gösterir, döner, halkımızın nasıl
yaşadığına bakarsak bu yoksulluğu bariz görürsünüz;
enflasyonla ilgili yapılan açıklamaların ne kadar ciddiyetsiz
olduğunu görürsünüz. Oysaki bu ekonomik krizin üstünü örtmeye
kalkışan bir iktidar var ve biz bu iktidara
İktidar partisini
bir yana bırakarak muhalefet için söylüyorum, bütün bunlar görmezden
gelinmeye kalkışıldı.
Yine,
değerli arkadaşlar, mültecilik ve göçmen sorunu
Evet, Türkiyede
iktidar şunu yaptı: 2011 Martında Suriye savaşı
başladığı zaman âdeta mültecilere davet
çıkarırcasına Buraya gelsin, bizler bakarız. dedi. Şimdi,
şu yakındığı, her gün ana akım medyada örnekleri
var ya, Mültecilere kötü davranılıyor. İşte bu
davranışın müsebbibi ve esas şimdi medyada bile bu kadar
sık haberin çıkmasının altında yatan neden, AKP
iktidarının MHPyle el ele vererek mültecilere araçsal
yaklaşmasıdır. Plan baştan beri belliydi. Türkiyedeki
kürdistan coğrafyası ile Suriyedeki Kürdistan coğrafyası
arasında, evet, bir Arap kuşağı örme planlanıyordu.
Mülteci olarak getirdiği insanları orada, tampon bölgede
yerleştirmek istiyorlar. Biz buradan soruyoruz
Orada zaten insanlar
yaşıyor. Bugün Ankaranın göbeğinde bir mahalleyi
düşünün. Biz bu mahallede yaşayan vatandaşları
beğenmiyoruz. Herkes evini boşaltsın, başkası gelsin,
yerleşsin. demiş oluyorsunuz, olacaksınız. Biz bu yüzden
hayır dedik, demeye de devam edeceğiz.
Burada
bir Kürt-Arap savaşına da dikkat çekmek istiyorum. Benden önceki bir
konuşmacı buna değindi; önemli ve kıymetlidir. Bugün bir
Kürt-Arap savaşıyla, oradaki oyalama politikası ile Onlar
birbiriyle uğraşsın, hegemonik güçler işlerini yürütsün,
AKP-MHP iktidarı bu ülkenin kanını emmeye devam etsin. gibi bir
anlayışın da olduğu ortadadır. Bugün Suriyelilerden
oluşan, daha doğrusu Suriyeli mültecilerden ordu ilan ettiniz
Urfada. Nerede görülmüş, dünyanın neresinde görülmüş
mültecilerden bir ordu oluşturulduğu? Ama bunu bu iktidar yapmayı
başarıyor.
Evet,
değerli arkadaşlar, bugün Türkiye IŞİDe, bu iktidar
IŞİD ve benzeri örgütlere kucak açarak aslında burada çok fazla
katliama tanıklık edilmesini de seyretmiş oldu. Peki bunlar
neden yapılıyor? Çok net, iktidarın güvenlik terör devletin
bekası dediği meselelerin esasen kendi bekası olduğunu
artık bütün Türkiye kamuoyu görmüş durumdadır. Eskiden terör
dediğinizde bir iş yaptırabiliyordunuz ama şimdi,
yaptıramadığınızı yerel seçimlerde
aldığınız oylara bakarak zaten anlayabilirsiniz.
Sürekli
silahla çözüm aramak... Bakın, Karayazıya kayyum atandı, ben
oradan dönerken birçok askerin elinde namlu, boş boş böyle
durduğunu gördüm ve şunu düşündüm: Yıllar
yılıdır bu namlular çevrilmiş, neyi çözdü ki? Siyaset,
silahın önüne geçmek zorundadır, o zaman bu sorunlar çözülür.
Bu
ülkenin kadim sorunlarından biri Kürt sorunudur, bunu artık bütün
dünya âlem biliyor, bunu aslında bu devlet de iyice idrak etmiş
durumdadır ama her gelen iktidar kendi çıkarları çerçevesinde bu
sorunu kullanmaya çalıştığı için, bugün Kürt sorununu
demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözemediğiniz için ne
Orta Doğuda başarılı olabiliyorsunuz... Bugün Doğu
Akdenizde bile başarısızlığın altında yatan
sebebin bu olduğunu söylersek abartmış olmayız.
Evet,
değerli arkadaşlar, bir yandan Kürtler kardeşimiz diyoruz ama
bir yandan da Rojava topraklarında neredeyse 30 kilometreyi istimlak etmek
istiyoruz. Nasıl kardeşlik bu? Bu bir kardeşlik değil, bu,
sadece Türkiyedeki Kürt seçmene oynama oyunudur, başka hiçbir şey
değildir. Kardeş olan eşitlik temelinde kardeşliği
savunur, bu gerçek bir kardeşlik değildir. Kürt halkı,
Türkiyede olduğu gibi, Suriyede de Suriye halklarının asli
unsurudur. Bakın, Kürtler öğretmen, öğrenci, işçi,
kadın; İstanbulda olduğu gibi Diyarbakırda da öyle,
Rojavada da öyledir. Siz onları yerinden yurdundan -üstüne terör
diyerek- etmeye kalkışırsanız, bu terörü kimin
gerçekleştirdiği o zaman oturulur, konuşulur. Türkiye, Rojava
topraklarında asla ve asla bu çalışmalara girişmemelidir.
Değerli
arkadaşlar, yine meselenin başka bir boyutuna değinmek
istiyorum. Bugün, belediyelere kayyum atamadan tutun da Suriye
topraklarında Rojava bölgesine müdahale etmeye kadar, bu sorun sadece ve
sadece HDPlilerin, sadece ve sadece Kürt halkının sorunu
değildir; bu sorun İstanbuldaki seçmenin de problemidir,
İzmirdekinin de Adanadakinin de; bu sorun Rojava toprağında
yaşayan bütün halkların, Türkiyede yaşayan bütün halkların
sorunudur aynı zamanda ve bu sorunlara bu hassasiyetle
yaklaşılmak zorundadır.
Bizler,
evet -savaşa belki burada Meclis çoğunluğu evet demiştir
fakat- asla ve asla tek adam rejimini kabul etmeyen kesimler bu karara
saygı göstermeyecektir. Bunu her kesim için söylüyorum. Bugün tek adam
rejimine karşı olanlar, demokratik parlamenter sistemin inşa
edilmesini isteyenler, kuvvetler ayrılığını
savunanlar, yargının
bağımsızlığını savunanlar, kadınlar,
gençler, doğa ve insan hakları savunucuları asla ve asla bu
kararınızı onaylamayacak ve savaşa, savaş tezkeresine
evet demeyecektir. Buradaki irade Türkiyedeki 82 milyon insanı -ne
yazık ki üzülerek ifade ediyorum- temsil etmeyen bir karara imza
atmıştır.
Evet,
biz şunu iyi biliyoruz: Bölge çok karışık. Irakta halk
sokağa dökülmüş. 100ün üzerinde insan yaşamını
kaybetti. İran-ABD gerilimi tırmandıkça tırmanıyor.
Kimin gücü kime yeterse. Bugün Husiler Suudi Arabistanın Aramco
tesislerini bombaladı ve hemen petrol fiyatları fırladı.
Mısır, Sudan, Cezayir kaynıyor -hepsinin farkındayız-
Doğu Akdenizde sular ısınmaktan öteye geçmiş, sular fokur fokur
kaynıyor. Orada da izlediğimiz yanlış politikanın
ayağımıza nasıl dolanmaya
başladığını haberlere şöyle bir
baktığımızda görürüz ve yine, Kıbrıs sorununu,
Türkiyedeki iktidarın, yorganı kendine nasıl çekip, yine bundan
da bir güvenlik problemi ortaya çıkararak nasıl siyaseti
bırakıp askerîleştirdiği ortadadır.
Değerli
arkadaşlar, sonuç itibarıyla, elbette bizlerin de kimi
yaklaşımları var. Emperyalist güçler ve bölgedeki
taşeronları, biliyoruz ki bizim bu
yaklaşımlarımıza sıcak bakmaz, onlar sadece ve sadece
timsah gözyaşı dökerler. Bizim önerilerimiz şunlardır:
Türkiye, Suriye topraklarına müdahale sevdasından vazgeçmeli.
Kürtlerin statüsü kabul edilmeli; bu statü Türkiyede de kabul edilmeli,
Rojavada da kabul edilmeli. Suriyede yeni yazılmakta olan -eğer
başarabilirlerse- anayasada, bu statünün tanınması konusunda
Türkiye, Kürt kardeşleriyle dayanışarak bunun arkasında
durmayı başarabilmeli.
Muhalefet,
MHPnin ve Vatan Partisinin aklıyla davranan iktidar
karşısında, ortaya atılan Türkiye ittifakına
karşı elbette uyanık olmak zorundadır. Bakın Bu ülke
savaşta. diye yaygara koparılarak militarizm ve savaş
eşliğinde vatandaşların duyguları, algıları
ve hatta siyasi partilerin, siyasetin kendisi yönetilmek isteniyor. Az önce
yaşadığımız sonuç bu yönetmenin sonucudur ve deniliyor
ki: Ne yapalım? Mehmetçiki yalnız mı bırakalım? Siz
Mehmetçikle dayanışmış olmuyorsunuz ki, Mehmetçiki Suriye
bataklığına göndermek için imza attığınızda
Mehmetçiki sevdiğiniz anlamına gelmiyor ki.
Bizler
ne Türkiyeli ne dünyalı hiçbir gencin yaşamını kaybetmesini
asla ve asla istemiyoruz. Mehmetçike sahip çıkacak olan, Mehmetçiki o
kara batağa sürükleyecek şeye imza atmaz ve bundan dolayı biz bu
uyanıklığı sağlamak zorundayız. Partiler
sağlamıyorsa seçmenlerin, değerli halklarımızın
sağlayacağına dair inancımız da sonsuzdur.
Ya
yanlış anlaşılırsam. duygusundan artık herkes
vazgeçmek zorundadır. Bir ezber bozulmak zorundadır Türkiyede
siyaset yaparken. Gerçekçi olmalı, cesur olmalı, eşyaya
adıyla hitap etmeli. Bu tezkerelerin işe yarayacağı tek
şey AKP-MHP iktidarının bekasıdır. Bugün Suriyede
yaşanan sorunlara baktığımızda, sınırı
tehdit eden unsurların IŞİD, El Kaide, El Nusra olduğunu
herkes bilir. Ama biz bugün Kürtler komşumuz olacağına bunlar
komşumuz olsun. diye bir anlayışla
yaklaştığımızda, uzun vadede Türkiye kendi
ayağına baltayla vurur. Dayanışmayı,
barışı, kardeşliği, hani, diyoruz ya Yurtta sulh,
cihanda sulh. diye, o ilkeyi tamamen ortadan kaldırır.
Evet,
Suriyede Rojavaya olası bir harekâtı bu Meclis önleyebilirdi ama
önleyemedi. O hâlde görev, Türkiyedeki demokrasi güçlerindedir. Az önce ifade
ettiğim, tek adam rejimiyle uzlaşmayan, oynanan bu büyük
oyunların farkında olan herkes için, bu tehlikeli oyun karşısında
Türkiyede özgürlüğü, barışı, kardeşliği,
demokrasiyi korumak adına görev demokrasi güçlerine düşmüştür.
Ve ekranı başında bizleri izleyen ya da izlemeyen ama sesimizi
duyan bütün demokrasi güçlerine ve bu fikriyata sahip olan değerli
halklarımıza buradan seslenmek istiyorum: Barış diye,
barış diye sokaklarda da elbette haykıracağız.
Ve
şair şöyle ifade etmiş savaşın vahametini ve buna
karşı alınması gereken tutumu:
Sen,
makine başındaki insan,
Sana
yarın su boruları ve vanalar yerine çelik miğferler ve makineli
tüfekler yapmanı emrederlerse yapılacak tek şey var,
Hayır.
de!
Sen,
odasındaki ozan,
Sana
yarın aşk şarkıları yerine nefret
şarkıları söylemeni emrederlerse, yapacağın tek
şey,
Hayır.
de!
Varoşlardaki
işçi, yoksul, kadın, genç, hemşire, doktor; size ne derlerse
desinler savaş için, sizler Hayır. deyin.
Bu
utanç tablosu karşısında çağrımız bütün toplumsal
dinamikleredir. Biz Mecliste Hayır. dedik, toplumsal dinamiklerle ve
demokrasi güçleriyle Hayır. demeye devam edeceğiz.
Teşekkür
ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)
OYA
ERONAT (Diyarbakır) Leyla Güven Savaşın. diyordu. Leyla
Güvene ne diyeceksiniz Savaşın. diyordu?
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Sayın Başkan
BAŞKAN
Levent Bey, bir saniye
Sayın
Turan
TULAY
HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) Çok geç kaldınız ya, keşke
erken gelseydiniz.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan, konuşmacı ısrarla
tek adam rejimini korumak için tezkere geçirildiğini ifade etmiştir.
Buna cevap vermek istiyorum izin verirseniz.
BAŞKAN
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz
iki dakika.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
2.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın, Adana
Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruçun (3/879) esas
numaralı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi üzerinde HDP Grubu
adına yaptığı konuşması sırasında
Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle
konuşması
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Aslında,
konumuz Afrikayla ilgili tezkere. Suriye tezkeresi geride kaldı ancak
görüyorum ki hâlâ etkileri devam ediyor.
Değerli
arkadaşlar, bakınız, bu tezkereyi Tek adam rejiminin
korunması için yapılan bir adım. diye ifade etmek çok büyük bir
ahlaksızlık, çok büyük bir hadsizlik, çok büyük bir ayıp.
TULAY
HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) Ahlaksızlık demek ne demek ya!
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Siyasi ahlaka uymaz.
BÜLENT
TURAN (Devamla) Siyasi ahlak
Değerli
arkadaşlar, bu tezkere Türkiye'nin geleceği için bir umuttur.
SALİHE
AYDENİZ (Diyarbakır) Önce konuşmayı öğrenin.
ALİ
KENANOĞLU (İstanbul) Senin yorumun.
BÜLENT
TURAN (Devamla) Bu tezkere, evlatlarımızın ileride bedel
ödememesi için bir adımdır. Bu tezkere, Türkiye'nin Türkiyeden daha
büyük bir ruhu olduğunun tescilidir. Bu tezkere, savaş değil,
barış tezkeresidir.
Değerli
arkadaşlar, bundan birkaç sene önce Kilise, Antepe düşen
bombaların özellikle Zeytin Dalı Harekâtından, Fırat
Kalkanı Harekâtından sonra nasıl kesildiğini, nasıl
güvenli bir hayata başladığımızı herkes gördü.
Dolayısıyla bir daha söylüyoruz, bu adımı atarken Suriyenin
toprak bütünlüğünü kollamak kaydıyla ülkemizin güvenliği için,
geleceğimizin, evlatlarımızın rahatı için bunu
yaptığımızı ifade etmek isterim. Ancak bu tezkereyi
belediyeden şehit yakınını atmayı görev bilenlerin
anlamasını beklemiyoruz. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Bu tezkereyi, Türk Bayrağını tüm kimlik
kartlarından çıkararak bir iş yaptığını
zannedenlerin anlamasını asla beklemiyoruz. Bu tezkereyi Kandilin
vesayetinden kurtulamamış zavallıların anlamasını
asla beklemiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Değerli
arkadaşlar, bu tezkere, Türk milletvekillerinin, Türk milletinin
seçtiği vekillerin gurur duyacağı tezkere. Türkiyenin vekili
gibi değil de PYD vekili gibi konuşanların bu tezkereyi
anlamasını asla beklemiyoruz. Değerli arkadaşlar, Kandili
kıble bilenlerin burada söylemiş olduğu sözüm ona büyük laflara
hepimizin karnı tok, aslında cevabı bile hak etmiyorlar.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT
TURAN (Devamla) Son bir dakika Sayın Başkan.
BAŞKAN
Buyurun, bir dakikada toparlayın.
BÜLENT
TURAN (Devamla) Bu tezkereye destek olmak millî bir görevdir. Askerimizin,
polisimizin yanında olmayı bir görev bildik. Bir parti hariç, tüm
partiler de -bu gururla beraber- bu tezkereye evet dediler. Hele ki
konuşmanın bir bölümünde Türkiye IŞİDe destek oldu.
demek tam bir PKK söylemidir.
SALİHE
AYDENİZ (Diyarbakır) Görüntülerini gördük ama.
ALİ
KENANOĞLU (İstanbul) MİT tırlarını ne
yaptınız, MİT tırlarını?
BÜLENT
TURAN (Devamla) Tüm dünya bilir ki IŞİDle ilgili en çok mücadele
veren ekip, parti, devlet, Hükûmet, AK PARTİdir. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
ALİ
KENANOĞLU (İstanbul) MİT tırlarını nerede,
MİT tırları? Silahlar nereye gitti?
BÜLENT
TURAN (Devamla) Tüm dünya Durun, yapamazsınız. derken, Egemenlik
kayıtsız şartsız milletindir. diyerek Fırat
Kalkanını yapan bu ekiptir. O yüzden bizi IŞİDe destekle
itham etmek, en büyük PKK söylemine destek olmak demektir.
Değerli
arkadaşlar, bu tezkereyle ilgili görüşlerinizi bir daha gözden
geçirmenizi istirham ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Sayın Başkan
BAŞKAN
Sayın Oluç, size söz vereceğim ama Sayın Bülbül sisteme
girmişti.
Buyurun
Sayın Bülbül.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
45.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbülün, Adana
Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruçun (3/879) esas
numaralı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi üzerinde HDP Grubu
adına yaptığı konuşmasındaki bazı
ifadelerine ilişkin açıklaması
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Kürsüde
konuşan HDPli hatip, çok vahim ifadeler kullanmıştır.
Burada her zaman dile getirmeye çalıştıkları -çaba
göstermekte oldukları- işte kürdistan coğrafyasından tutun
da mültecilere Türk devletinin araçsal yaklaştığını,
onları bir meta olarak kullandığını sanki ifade
edercesine beyanları bizim şiddetle reddettiğimiz, asla kabul edemeyeceğimiz
beyanlardır.
Bir
sefer mülteci ifadesini sığınmacı ifadesi olarak
değiştirmek ve düzeltmek gerektiği kanaatindeyim. Türk devleti,
Türkiye Cumhuriyeti devleti, kendisine sığınan, misafir olan kim
varsa, tarih boyunca, hepsine her zaman şefkatle, adaletle ve dünyada
hiçbir devletin ve milletin yapmadığı şekilde, onları
bağrına basarak, aynı kendi insanı gibi görerek onlara
muamele etmiş bir millettir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Toparlayın Sayın Bülbül.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Efendim, çok sataşma oldu.
Bu
noktada, Türk milletinin sizden herhangi bir onay almaya, bir teyide
ihtiyacı yok. Biz ne yaptığımızı biliyoruz. Hatta
Türkiyede bugün bu sığınmacı kardeşlerimize, bu
misafirlerimize çok iyi davranıldığı, haddinden fazla
müsamahakâr davranıldığı noktasında eleştirilerle
karşılaşılırken bunlara araçsal olarak
yaklaşıldığı gibi bir iddiayı asla ve asla kabul
edemeyiz.
AK
PARTİ-MHP ittifakını Türkiyenin kanını emen ittifak
olarak ifade ediyorsunuz. Türkiyenin, Türk milletinin kanını
emenlerin kim olduğunu bizler çok iyi biliyoruz. Türkiyenin kanına
giren, Türk milletinin kanını emen hain, şerefsiz PKK terör
örgütüdür, onun Suriye uzantısı PYDdir ve ona bugün utanmazca destek
verenlerdir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Bülbül, son dakikanız.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Rojavayı istimlak mı edeceksiniz?
diyorsunuz. Suriye topraklarından, Suriyenin toprak bütünlüğünden bahsederken,
Suriyenin kuzeydoğusunu kim istimlak etti? İstimlak edenlere
çıt çıkmıyor, arkasındaki dünyanın en kanlı
emperyalist gücüne, Amerikaya karşı çıtınız
çıkmıyor, şimdi kalkıp Oraya adalet getireceğim,
huzuru sağlayacağım. diyen Türkiyeye karşı kin
kusuyorsunuz burada. (MHP ve AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Bunu kabul etmek mümkün değil. Bunu kimse yemez.
PKKnın, PYDnin ne olduğunu uluslararası örgütler söylüyor.
YPGnin, PYDnin orada küçük yaştaki çocukları savaştırmak
için nasıl tutsak ettiğini, orada Rakkada 1.600den fazla sivili
nasıl katlettiğini, ayrıca diğer bütün
çalışmalarda DEAŞlı teröristlerle mücadele ediyoruz.
adı altında sivil katliamlarına nasıl girişildiği
Uluslararası Af Örgütünün, uluslararası örgütlerin
kayıtlarına düşmüştür.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Lütfen Sayın Bülbül
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Burada Türkiyeyi bir işgalci mantıkla,
Türkiyenin yapacağı harekâtın sanki karşısında
bir terör örgütü yokmuş gibi, sanki yıllardan beri 50 bin tır,
15 bin uçak sortisiyle nakliye edilmiş, teçhiz edilmiş,
donatılmış, sanki sınırının dibinde
namluları kendisine dönmüş bir yapı yokmuş gibi
değerlendirip Türkiye sanki keyfî bir uygulamayla orada birtakım
kendi arzularını tatmin etmeye çalışıyormuş gibi
göstermek, ayrıca kabul edilemez bir durumdur. Türkiye, Kürt
kardeşlerinin yanındadır. Türk milleti, Kürt kardeşlerinin
yanındadır ve Allahın izniyle PKKnın ve PYDnin zulmünden
Kürt kardeşlerini kurtaracaktır. (MHP ve AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Sizin derdinizin ne olduğunu
biz biliyoruz.
MUSA
PİROĞLU (İstanbul) Biz de sizi biliyoruz.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Sizler, Türkiye Cumhuriyeti devletinin
yapmış olduğu mücadeleyi, şanla şerefle yürüttüğü
mücadeleyi
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Bülbül
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Son efendim son, istirham ediyorum.
BAŞKAN
Sayın Bülbül, kesiyorum artık.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Çok önemli efendim, istirham ediyorum.
BAŞKAN
Çünkü bakın usule de aykırı size devam ettirdim, dört dakika
sürdü.
SALİHE
AYDENİZ (Diyarbakır) Hakaret etmesi için uzatıyorsunuz.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) O zaman bitiriyorum efendim, otuz saniye sürmeyecek,
rica ediyorum.
BAŞKAN
Peki, lütfen rica ediyorum, toparlayın.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Türkiye Cumhuriyeti devletinin mücadelesini sanki
Kürt kardeşlerimizle olan bir mücadele gibi, saldırıları
sanki onlara yapılan bir saldırı gibi değerlendirmek,
uluslararası kamuoyuna vermek istediğiniz bir mesajdır.
SALİHE
AYDENİZ (Diyarbakır) Onun için zırhlı araçlarla sokak
ortasında çocuklar katlediliyor.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Bunu şiddetle reddediyoruz. Biz Kürt
kardeşlerimizle beraberiz, 82 milyon Türkiyeyiz ve bu fitneleri
Allahın izniyle hep beraber yerle bir edeceğiz.
Teşekkürler.
(MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Sayın Başkan
BAŞKAN
Sayın Oluç, bir talebinizi alayım, ondan sonra ona göre
değerlendireceğim size söz verip vermeyeceğimi.
Buyurun.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Sayın Başkan, önce iki konu var, bir
tanesi
(HDP sıralarından gürültüler)
SALİHE
AYDENİZ (Diyarbakır) Çocuk zırhlı araçla katledilmiş
ya.
BAŞKAN
Arkadaşlar, grup başkan vekiliniz konuşuyor, rica ediyorum.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan
Vekili Sayın Turan, İç Tüzük 160/3ü çok net bir şekilde ihlal
etti, kürsüden ahlaksızlık dedi.
BAŞKAN
Onu sonra toparladı ama siyasi ahlaksız olarak toparladı
onu.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Ama işte ilk önce ahlaksızlık
dedi.
BAŞKAN
Ben dikkat ettim ona.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Siyasi ahlaksızlık.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Buradan müdahale edilince toparladı. Yani
tabii, kendisine yakıştıramadık bu ifadeyi; bir buna
itirazım var, bunu konuşmak istiyorum. İkincisi de siyasi
değerlendirmelerimiz var.
BAŞKAN
Buyurun Sayın Oluç, ben sataşmadan dolayı size söz veriyorum,
buyurun.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN
Arkadaşlar, yeni bir sataşmaya mahal vermemek üzere
konuşmalarımızı toparlayalım.
Buyurun.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
3.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluçun,
Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın sataşma nedeniyle
yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (İstanbul) Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; önce, gerçekten yakıştıramadım Sayın
Turana. Eleştirebilirsiniz, zaman zaman sert eleştiriler de olabilir
ama buradaki siyasi tartışmayı ahlaksızlık
kelimesiyle nitelendirdiğinizde doğru bir iş yapmış
olmazsınız. Bugüne kadar da siz bu konuda her zaman duyarlı
davranmış birisiniz. Şimdi, bu, işin birinci yanı yani
bunu doğru bulmuyoruz. Bu, ikinci oldu bugün; biraz evvel de Yuh!
sesleri geldi.
Şimdi,
biz bu konuları burada tartışacağız,
konuşacağız, görüşlerimizi açıklayacağız. Bizi
bu tür şeylerle zorlayamazsınız, bizi bu tür şeylerle
susturamazsınız, yapmayın, biz görüşlerimizi
açıklamaya devam edeceğiz. Bunu net olarak söyleyeyim.
İkincisi:
Siyasi eleştirilere gelince
Yani, Sayın Bülbül, güzel
konuşuyorsunuz da size şu kadarını söyleyeyim: Bu Mecliste
hiç kimse yurtseverlik konusunu bizimle tartışamaz. Biz, en
azından sizin kadar yurtseveriz. (MHP sıralarından Hangi
yurtseverlik? sesleri)
En
azından sizin kadar yurtseveriz, bunu söylüyorum, en azından. (HDP
sıralarından alkışlar)
METİN
NURULLAH SAZAK (Eskişehir) Hangi yurtseverlik?
BAKİ
ŞİMŞEK (Mersin) Ağır ol bakalım, ağır
ol!
BAŞKAN
Sakin olun arkadaşlar.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) Şimdi, dolayısıyla bu memlekette
yaşayan insanlar, ortak vatan ve demokratik cumhuriyet için bu memlekette
birlikte yaşıyorlar
BAKİ
ŞİMŞEK (Mersin) PYDye bir laf söyleyin!
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) -
ve biz de tekrar söylüyorum, en az sizin kadar
yurtseveriz.
BAKİ
ŞİMŞEK (Mersin) PKKya laf söyleyin!
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bu yurdu düşünüyoruz, bu toprakları
düşünüyoruz. Yüzlerce yıldır bu topraklarda yaşayan
insanları herhangi bir şekilde tahkir edemezsiniz
METİN
NURULLAH SAZAK (Eskişehir) Ederiz.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bunu da söyleyeyim.
Şimdi,
o zaman, ben, burada bu konudaki
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Biz kimseyi tahkir etmedik; PKKyı, PYDyi
tahkir ettik biz.
BAŞKAN
Sayın Bülbül
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Sen niye alınıyorsun?
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) Efendim bitireyim, ben sizi dinledim.
BAŞKAN
Lütfen değerli arkadaşlar, konuşmacıları dinleyelim.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) Diğeri, şimdi efendim siyasi
eleştirilerimiz var. Siz beğenirsiniz beğenmezsiniz. Evet, biz
tek adam rejimi diyoruz buna, kuvvetler ayrılığını
ortadan kaldıran bir tek adam rejimi diyoruz; bu, siyasi bir tahlildir,
bunun bir hakaretle filan alakası yok. Şimdi bunu söylediğimiz
zaman neden böyle bir itirazla karşı karşıya
kalıyoruz? Başka şeyler de var.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Devam edin.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) Teşekkür ederim.
Şimdi,
Suriyenin toprak bütünlüğü, biz bugün de söyledik, dün de söyledik,
Suriyenin toprak bütünlüğünü biz savunuyoruz. Suriyenin toprak
bütünlüğü bizim için vazgeçilmezdir. Suriyedeki sorunun çözümü Suriyede
demokratik bir rejimin inşa edilmesi, demokrasi ve güçlü bir yerel
demokrasi çerçevesinde iç savaşın sona ermesi, Suriyedeki farklı
etnik, farklı inanç topluluklarının, halklarının
birlikte barış içinde bir arada yaşamasıdır. Bu da
Suriyenin toprak bütünlüğüyle sağlanır. Ama Suriyenin toprak
bütünlüğünü bozmaya çalışan, sizlersiniz. Biraz evvel burada
milletvekilimiz Hişyar Özsoy size haritayla anlattı, görmediniz mi?
Sizin bugün güvenli bölge diye anlatmaya
çalıştığınız şey, Arap kemeridir; onu
kurmaya çalışıyorsunuz, üstelik Hafız Esadın Arap
kemerinden daha insafsızca, o 15 kilometre yapmış, siz 30
kilometre yapmaya çalışıyorsunuz. Arap kemerinin yerine
şimdi Selefi bir kemer kurmaya çalışıyorsunuz orada. Biz
buna itiraz ediyoruz, itirazımız budur.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Oluç, tamamlayalım.
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) Tamamlıyorum efendim.
HASAN
ÇİLEZ (Amasya) YPGnin yanında mısınız?
BAŞKAN
Değerli arkadaşlar, lütfen
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) Şimdi
Neyin yanında mıyız?
HASAN
ÇİLEZ (Amasya) Terör koridoru mu olsun orada?
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) Ne alakası var efendim? Ne alakası var?
BAŞKAN
Sayın Oluç
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) Yüzlerce yıldır o toprakta yaşayan
insanlar var, bugün size ben söyledim, 5 milyonun üzerinde insan
yaşıyor orada.
ALİ
ÖZKAYA (Afyonkarahisar) İsrail
BAŞKAN
Sayın Özkaya
HAKKI
SARUHAN OLUÇ (Devamla) Kürtüyle, Arapıyla, Türkmeniyle, Ezidisiyle,
Müslümanıyla, Hıristiyanıyla 5 milyonun üzerinde insan
yaşıyor orada. Ne koridorundan bahsediyorsunuz? Orada insanlar
yaşıyor, insanlar; siz bunu görmüyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
Şimdi,
efendim, ABDye çıt çıkmıyormuş. Ya, nasıl bize bunu
söylüyorsunuz. Yıllarca ABD emperyalizmine karşı mücadele
etmiş bizleriz. Ta 1970li yıllardan beri
(AK PARTİ ve MHP
sıralarından gürültüler) Efendim, bakın lütfen, sizin Meclis
Başkan Vekiliniz var Sayın Celal Adan, o bilir, size anlatsın.
Sizin birçoğunuzun yaşı belki buna yetmiyor. Anlatsın size,
ABD emperyalizmine karşı biz nasıl mücadele etmişiz, ABD
emperyalizmine karşı mücadele ederken ne insanlar ölmüş,
insanlar asılmış, insanlar katledilmiş. Deniz
Gezmişlerden, Mahir Çayanlardan söz ediyorum. Şimdi
HASAN ÇİLEZ (Amasya) Ne ilgisi var?
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Nasıl ne ilgisi var?
HASAN ÇİLEZ (Amasya) Ne ilgisi var?
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Sizlersiniz Trumpla
beraber el ele, kol kola, diz dize fotoğraf çektirenler, biz değiliz,
sizlersiniz. Trumpla beraber hareket edenler bizler değiliz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Oluç, son defa süre ekliyorum,
devam edin.
Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) Ondan sonra ABDye
karşı çıtınız çıkmıyor. diye
konuşuyorsunuz. Sizin çıtınız çıkmıyor, bütün
iş birliğini siz yapıyorsunuz, sonra geliyorsunuz bize
söylüyorsunuz. Böyle bir şey yok.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) Şimdi
de Amerikanın askerlerisiniz!
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Dolayısıyla,
önce kendi yaptıklarınıza bakacaksınız, önce aynaya
bakacaksınız, ondan sonra bize söyleneceksiniz. Tekrar söylüyorum: O
yüzden de hiç öfkelenmeye gerek yok biz eleştirdiğimiz zaman. Biz de
öfkelenmek istemiyoruz siz eleştirdiğinizde. Düşünmek istiyoruz,
eleştirilerinizde doğru bir yan var mı diye dinliyoruz, anlamaya
çalışıyoruz. Siz de dinleyin, anlamaya çalışın.
Katılmayabilirsiniz, farklı görüşlerdir bunlar ama birbirimize
hakaret ederek, öfkelenerek bu siyaseti sürdürmek olmaz. Demokratik siyaseti
böyle geliştiremeyiz. Buna bir kez daha işaret etmek istiyorum.
Teşekkür ederim. (HDP sıralarından
alkışlar)
MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Sayın
Başkanım, bizleri, o bölgede yaşayan insanları tahkir eden
bir parti olarak değerlendirmiştir kürsüde. Bunu biz açık bir
sataşma olarak değerlendiriyoruz, biz de kürsüden söz almak
istiyoruz.
BAŞKAN Sayın Bülbül, ben Sayın Oluçun
açıklamalarını dikkatle dinledim.
MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Biz de dinledik
efendim.
BAŞKAN Sayın Oluç genel bir konuşma
yaptı. Bakın, öyle hiçbir partiyi de ilzam etmedi.
MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Sayın Bülbül
diye başlayan sözler efendim.
BAŞKAN Ben bir tutanaklara bakayım izin
verirseniz.
MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Hayır efendim,
lütfen
BAŞKAN Belki ben kaçırmış
olabilirim. Bir saniye
MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Efendim,
Başkanım
BAŞKAN Bakacağım.
MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Sayın
Başkanım
BAŞKAN Herkes konuşacak değerli
arkadaşlar, hiç kimse şey yapmasın.
MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Sayın
Başkanım, burada ismi geçen bir kişi var bu konuşmada, o da
Sayın Bülbül diye ifade ediyor.
BAŞKAN Tutanaklara bakayım, izin verir
misiniz? Buyurun oturun, ben tutanaklara bakayım, ondan sonra
MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Efendim,
tartışma geçtikten sonra hiçbir kıymeti kalmıyor.
BAŞKAN Ben hemen getirtiyorum tutanakları,
hiç merak etmeyin.
ERKAN AKÇAY (Manisa) Sayın Başkan, istirham
ederim, yani
MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Bizim her şeye
itiraz eden bir yapımız yok efendim. Biz, kürsüden 80 sefer
konuşma oluyor, 1 sefer bir sataşma olduğunu iddia ediyoruz ve
bunun ciddiyetle değerlendirilmesini talep ediyoruz efendim.
BAŞKAN
Sayın Bülbül, ben belki Sayın Oluçun bahsettiği o ifadeyi
sizin anladığınız gibi anlamamış olabilirim,
tutanakları görmeme bir izin verin. Ben hemen getirteceğim, merak
etmeyin, size hemen söz veririm ben.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) O bölge halkını tahkir etmenize müsaade
etmeyeceğiz. dedi.
ERKAN
AKÇAY (Manisa) Sayın Başkan
BAŞKAN
Lütfen, rica ediyorum sizden, tutanakları bir göreyim, bir saniye
Sayın
Altay, sizin de bir söz talebiniz var.
ERKAN
AKÇAY (Manisa) İlk defa tutanakları istiyorsunuz Sayın
Başkan.
BAŞKAN
- Tutanakları getirtiyorum arkadaşlar.
BAKİ
ŞİMŞEK (Mersin) - MHPye söz verirken tutanak isterler,
başka yere söz verirken tutanak yok.
BAŞKAN
Değerli arkadaşlar, burada
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Ya, grup başkan vekiline 60a göre söz veriliyor,
yapmayın ya.
BAKİ
ŞİMŞEK (Mersin) Olur mu böyle bir şey Sayın
Başkan?
ENGİN
ALTAY (İstanbul) İyi, ver yani, istemiyorsan konuşmayayım
ya.
BAKİ
ŞİMŞEK (Mersin) Herkese geniş geniş söz veriliyor
yani, bize geldi mi tutanak
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Beş dakika konuştu Levent Bey, yapma Allah
aşkına ya.
BAŞKAN
Sayın Altay, siz devam edin lütfen.
ALİ
KENANOĞLU (İstanbul) - Demin de bizim itirazımız
neticesinde Tutanağa bakalım. denildi.
BAŞKAN
Lütfen
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
46.- İstanbul Milletvekili Engin Altayın,
siyasette müzakere ile münakaşanın atbaşı gittiğine
ilişkin açıklaması
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Sayın Başkan, benim konuşma
sıramın gelmesine beş altı dakika kala bir
tartışma başladı, böylece televizyonda
vatandaşlarımıza düşüncelerimizi anlatma imkânından da
mahrum olduk Sayın Turanın ve Sayın Bülbülün sayesinde; olsun,
hiç önemli değil.
Ben
samimi bir şeyler söylemek istiyorum bu konuyla, tartışmayla
ilgili; şüphesiz, inanarak da söylüyorum: Buradaki herkes iyi niyetlidir,
hiç kimseyi kötü niyetle
İSMAİL
TAMER (Kayseri) - İnşallah, inşallah.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Bakın, baştan kontrol meselesi bu iş;
herkesin iyi niyetli olduğuna inanmak zorundayız.
Şimdi,
ben şunu söylüyorum: Meclis tartışma yeridir. Mecliste,
siyasette müzakere ve münakaşa atbaşı gider; müzakere de
edeceğiz, münakaşa da elbette edeceğiz, yeri gelir çok sert de
edeceğiz ama bir gözlemimi hem Sayın Bülbülle hem Turanla
paylaşmak istiyorum: Şimdi, HDPye yönelik agresif tutumunuzun bence
BAKİ
ŞİMŞEK (Mersin) - Avukat mı bu?
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Efendim, benim değerlendirmem ya.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Bir saniye değerli arkadaşlar, lütfen
Buyurun,
devam edin Sayın Altay.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Peşin üç dakika aç da Başkan, ikide bir
kapanmasın.
bu
milletin birliğine, 82 milyonun birliğine, iriliğine,
kardeşliğine bir faydası olmaz. Yani, Meclis konuşma
yeridir. Düşüncelerini beğenmeyebiliriz; milletin oyuyla gelmiş
sayın milletvekillerinin düşüncelerini söylemesinden dolayı
hiddetlenmemizin -eğer bir hakaret yoksa- bir
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Kanını emdi. demek hak mıdır?
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Siyasette Demirele çok söylendi bu, Demirel de gülüp
geçti.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Ben Demirel değilim, ben Demirel değilim.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Sizin için demem ama iktidar partisi, milletin
kanını emdi; ben de söylüyorum, şimdi söyledim.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) İktidar partisi değil, bana söyledi, ben de
cevabını vereceğim.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) İktidar partisi, bu milletin kanını
emiyor. Söylüyorum, ne var bunda? Yani siyasetse bu olacak. Ya gidin
çarşı pazara bakın, tencerede aş kaynamıyor, taş kaynıyor.
Bu, milletin kanını emmek değil midir? Bu kadar basit. (CHP
sıralarından alkışlar) Ben samimiyetle bu topa girdim,
şunun için girdim
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) Bu milletin kanını emen,
PKKdır.
BAŞKAN
Toparlayalım.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Bana göre kimsenin ne milliyetçiliğini ne
vatanseverliğini ne de anti Amerikancılığını
ölçecek bir terazi burada bulunan bulunmayan hiçbir siyaside yok.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayın Sayın Altay.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Anti Amerikancılıkta ben MHPyi ve Sayın
Bahçeliyi tenzih ederim mesela, onun bir duruşu var ama AK PARTİ
çıksın, anti Amerikancılık noktasında ya da Amerika
Birleşik Devletlerinin bölgede oynadığı hain oyunla
ilgili, hain senaryoyla ilgili -bu emperyal devletler, Amerika Birleşik
Devletleri başta olmak üzere buna Rusya'yı da dâhil edebilirsiniz-
çıkıp bir şey söylesin.
Ya,
ben utandım. Dün Sayın Genel Başkanımız, Parti
Sözcümüz Faik Öztrakı gece aradı, dedi ki: Trumpın bu
hadsizliğine yönelik olarak bir tweet at, bir erken refleks ver,
tweete tweetle refleks ver. ve Sayın Öztrak bir tweet attı.
Yani ben merak ediyorum: AK PARTİnin hiçbir sayın üst düzey
yöneticisi, Trumpın bu küstahlığına, bu hadsizliğine,
bu densizliğine karşı neden bir refleks koymaz, niye koyamaz,
çok merak ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Ondan sonra
gelip burada HDP ya da başka bir siyasi partiye Amerikancılık
dersi verirseniz milletin aklıyla da haliyle alay etmiş olursunuz.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) Suriye operasyonu başladıktan
sonra refleksi görürsün.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan
BAŞKAN
Değerli arkadaşlar, bakın, grup başkan vekilleriniz var.
Biz grup başkan vekillerinizin söz istemlerini mümkün olduğunca
yerine getiriyoruz.
Sayın
Bülbül, ben getirtiyorum tutanağı, ayrılmayın.
Buyurun
Sayın Turan.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan, zabıtlara geçsin diye
söylüyorum. Sayın HDP Grup Başkan Vekilinin ifade ettiği konuyla
ilgili söz aldım. Saygın bir dil, tüm üyeler için gereklidir. Hiç
kimseye, dediği gibi ahlaksız demem, demedim. Fakat şöyle bir
problem var Sayın Başkan: Eleştiriye sabretmek, demokratik
kültürün bir gereğidir; baş tacım. Sabahtan beri tüm
görüşmelerde ilk defa söz aldık, oysa çok sataşma oldu, çok
itham oldu ama artık dayanılmaz hâle gelince söz alıyoruz.
Örneğin,
IŞİDe karşı en ağır mücadeleyi veren, asker ve
sivilimizle beraber şehit veren, ekonomik her türlü operasyon yapılan
bir Hükûmete karşın Destek oluyorsunuz. derse, benim buna ne demem
lazım?
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Doğru.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) - Ya, buna müfteri demem lazım veya siyasi ahlak
demem lazım, bir şey demem lazım.
Bir
daha söylüyorum, tüm dünya diyor ki: IŞİDe karşı en büyük
operasyonları Türkiye yaptı. Ama siz buraya çıkıyorsunuz,
destekliyorsunuz
Bir şey demem lazım benim buna. Öyle değil,
şöyledir. Anlıyorum ne demek istediğinizi; daha dikkatli
olalım, başka bir şey.
Sayın
Başkan, bir diğer taraftan, Sayın Grup Başkan Vekilinin
Anti Amerikancı gibi gözüküyorsunuz ama değilsiniz; Tweete cevap
vermediniz. tarzı söylemini de şaşkınlıkla izliyorum.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Niye?
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Dünden beri Savunma Bakanlığımız,
aynı şekilde Dışişleri
Bakanlığımız, Cumhurbaşkanı Yardımcımız,
tüm kurumlarımız cevap verdiler zaten. Biz anti Amerikancı
mıyız, değil miyizin cevabı için bakılacak en güzel
yer, BMnin konferans salonudur,
.(X) olduğu yerdir.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Göster
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Bizim anti Amerikancı mıyız, değil
miyize en güzel cevap, Fırat Kalkanıdır, Zeytin Dalı
operasyonudur.
BAŞKAN
Toparlayalım efendim.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Bizim ne olduğumuzu tüm dünya biliyor Sayın
Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Peki, teşekkür ederim.
Sayın
Bülbül, ben az önce bahsettiğiniz konunun teyidini aldım.
Değerli
arkadaşlar, bir tartışma ortamında Başkanlık
Divanı olarak mümkün olduğunca tartışmaların serbest
ve özgür yürümesine gayret ediyoruz. O nedenle,
Başkanlığımızın tasarrufları hakkında
beyanda bulunurken dikkatli bulunmak gerekir çünkü doğal olarak
tartışmalar sırasında bizim de gözden
kaçıracağımız yorumlar olabilir. Önemli olan,
sağlıklı bir tartışmayı yürütmektir. Burada hata
yapmadan bir yönetim anlayışı sergilemeye
çalışıyoruz ve konuşmayı da kimseden esirgemiyoruz.
Buyurun
Sayın Bülbül, size söz veriyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
4.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbülün,
İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluçun sataşma nedeniyle
yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi
Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Sayın Grup Başkan Vekili Oluçun yapmış olduğu
konuşmada bizim ismimizi dile getirerek Yurtseverlik konusunda kimse
bizimle yarışamaz. ifadesini kamuoyunun, Türk milletinin,
Türkiye'nin takdirine bırakıyorum. Türkiye'de yurtseverlik,
milliyetçilik, vatanseverlik kimsenin tekelinde değildir. Burada,
yalnız, insanların samimiyetle ve tutarlılıkla
yaşadığına bakılır veya yapıların,
kurumların bunu ne şekilde hissedip davranışlarına
nasıl aktardığına bakılır.
Bu,
o şekilde değerlendirilecek bir husustur ancak buradaki
alınganlıklar ne zaman PYDye bir laf söylense, ne zaman PKKya bir
şey söylense, orada farklı sesler çıktığı zaman,
o zaman burada bir rahatsızlık doğuyor, diyoruz ki Efendim,
yaran mı var gocunuyorsun? gibi bir ifade çok amiyane olabilir ama burada
kalkıp da Türkiye'nin bu kadar hassas bir döneminde, Türkiye'nin bu kadar
yaşadığı acılardan sonra sanki bu acıları
yaşayan Türkiye ve Türk milleti değilmiş gibi, bu bedelleri
ödeyen Türk milleti, içinde Kürt kökenli kardeşlerimiz de dâhil olmak
üzere onlar değilmiş, kundakta katledilenler bunlar
değilmiş, biz değilmişiz gibi bir muameleyle
karşılaşmak çok acıdır, esef vericidir. Şimdi,
bakıyorsunuz, o terör örgütünü terör örgütü saymayanlar, sevgi
kelebeği olmuş Mecliste bize demokrasiyi, barışı,
insan haklarını öğretiyorlar. (MHP ve AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Bu, kimsenin bu noktada haddi
değildir.
Türk
milleti olarak bizler insan haklarına, adalete sonuna kadar riayet etmeye
kararlıyız, kurumsal yapımız da aynı düşünceler
içerisindedir. Fakat kimse Türkiye'nin terörle mücadelesini sanki Kürt kökenli
kardeşlerimize saldırı olarak lanse etmeye ve dünya kamuoyuna
böyle anlatmaya çalışmasın.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Bülbül, son dakikanız, toparlayın.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Devamla) Hatırlayınız, Irakın kuzeyinde
demografik değişikliklerin nasıl yapılmaya
çalışıldığını, tapu
kayıtlarının, nüfus dairelerinin nasıl basılıp oradaki
evrakların, kayıtların, arşivlerin nasıl
yakılıp yıkıldığını
hatırlayınız. Türkiye'ye göç edenler, sadece Esad rejiminin
yapmış olduğu baskıdan, zulümden dolayı değil,
orada PKK/PYD-YPGnin yapmış olduğu baskı ve zulümden
dolayı da gelmiştir. Türkiye, oradan kaçan, o zulümden kaçmak zorunda
kalan Kürt kardeşlerine de kucak açmıştır bugün. (MHP ve AK
PARTİ sıralarından alkışlar) Bu gerçeklikleri
nasıl görmezden geleceğiz, sanki bunlar yokmuş gibi nasıl
hareket edeceğiz? İnşallah Türkiye, bu noktada son sözünü
söyleyecek ve bu coğrafyada gerçek manada adaletin ne olduğunu, insan
haklarının ne olduğunu da gösterecektir.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
(Devam)
B) Tezkereler (Devam)
2.- Cumhurbaşkanlığının,
Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde icra
ettiği harekât ve misyonlar kapsamında hudut, şümul, miktar ve
zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tespit edilmek üzere, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesi ve
Cumhurbaşkanınca verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde
bu kuvvetlerin kullanılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin son
olarak 2/10/2018 tarihli ve 1198 sayılı Kararıyla uzatılan
izin süresinin Anayasanın 92nci maddesi uyarınca 31/10/2019
tarihinden itibaren bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkeresi
(3/879) (Devam)
BAŞKAN
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi üzerinde söz, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Engin Altaya
aittir.
Süremiz
yirmi dakika Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP
GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sizi
ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama
başlamadan önce, biraz önce yapılan kimi tartışmalarla
ilgili de değerlendirmelerde bulunmak istiyorum. Ben peşin bir
şey söyleyeyim: Yani bu milliyetçiliğin
kaşınmasını doğru bulmam. Bir ülkede milliyetçiliği
kaşımak, ülkede birliği değil, fitneyi, fesadı
geliştirir. Sayın Cumhurbaşkanı AK PARTİde fitne,
fesat gelişti. diye bir tespitte bulundu ama o fesat, AK PARTİyle
sınırlı kalsın, ülkeye yansımasın diye
düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Şunun
için bunu söylüyorum değerli arkadaşlar: Burada bir sayın
milletvekiline Türk milletinin milletvekili derseniz eyvallah ama tecrübeli
de bir siyasetçi, genç, dinamik bir siyasetçi olarak Sayın Turanın
burada bu kürsüde Türk milletvekilleri ifadesi doğru değildir.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Türkiye milletvekilleri...
ENGİN
ALTAY (Devamla) Demedin, aç tutanağa bak.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Anayasal açıdan hiçbir mahzuru yok.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Türk milletinin milletvekili olur. Adam Ben Kürtüm.
diyorsa ne yapacaksın?
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) PYD vekili olmayan demektir.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Türk milleti o anlamda değildir.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Millet dese eyvallah Levent Bey.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Anayasal.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Ya Türk milletvekili diye bir şey olmaz, burada bunu
söyleyemez. Adam ben Kürtüm." diyor ne yapacağız şimdi?
Atacak mıyız Meclisten?
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Niye atalım canım, ne alakası var?
ENGİN
ALTAY (Devamla) Geç.
Bu,
bir.
IŞİDe
destek meselesi... Şimdi, bu söz bana ait değil, sizin geçmiş
dönem hükûmetlerinizde, şurada oturan, hükûmette oturan bir sayın
bakana ait.
MERAL
DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) Kadınlar da var, kadınlar;
adam demeyin.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Hadi bakalım, cevap ver, kürsü böyle bir şey.
ENGİN
ALTAY (Devamla) O, zor iş.
MERAL
DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) Kadınlar da var burada, adam
demeyin, yeter artık!
ENGİN
ALTAY (Devamla) Nereden çıktı adam işi?
BAŞKAN
Değerli arkadaşlar, lütfen.
MERAL
DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) Bu Meclis kürsüsünde artık adam
lafını kullanmayın; kadınlar var, kadınlar.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Kadın da deriz, adam da deriz, ne mahzuru var?
BAŞKAN
Sayın Altay, devam edin.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Evet, kınıyorum seni Sayın Başkan.
Haydi bakalım!
ENGİN
ALTAY (Devamla) Yani ben Tuğrul Türkeş için adam dedim,
değil mi, öyle mi? Ne oldu, nasıl oldu bu iş?
İSMET
YILMAZ (Sivas) Kadınlar var, adam demeyin. Adam erkekler için söyleniyor.
diyor.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Ya, neyse.
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) Engin Bey, adam ve madam
diyeceksiniz.
BAŞKAN
- Arkadaşlar, lütfen, bir sakin olalım.
Sayın
Altay, devam edin siz.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Şimdi, AK PARTİ hükûmetlerinin bir sayın
bakanı, 19 Ocak 2014te Adanada durdurulan 7 tırdaki silahlar için
diyor ki: Vallahi de billahi de o silahlar Türkmenlere gitmiyordu,
gitmiyordu. İşin içinde bilen biri olarak.
Bir:
27 Ağustos 2012, dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı
Hurşit Güneş, Apaydın kampını görmek, incelemek
istedi. Bir milletvekili bu topraklarda güya mülteci,
sığınmacı, geçici sığınmacı -adına
ne dersen de- göçmenlerin olduğu bir kampa girmek istedi, milletvekili
insani olarak oraya bakmak istedi, sokulmadı. Ve oranın daha sonra
uzaktan çekilmiş fotoğraflarında orada cihatçı
teröristlerin Kaleşnikoflarla, muhtelif silahlarla fotoğrafları
görüldü.
Şimdi,
yanlıştan dönmek güzel bir şey. Ben Adalet ve Kalkınma
Partisinin yani AK PARTİnin geçmişte öfkeli çocuklar diye
nitelendirdiği, Allah, kurşununu azaltmasın IŞİD
diye tweetler atan AK PARTİli il genel meclis üyelerinin olduğu
bir coğrafyada bir siyasi tablodan geliyorsunuz.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Kim bunlar ya? Nereden çıkartıyorsunuz? Yapmayın
öyle şeyler, yapmayın.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Bunu kabul edeceksiniz. Bunu kabul etmezseniz olmaz. Milletin
hafızası o kadar külüstür değil, hiçbir şeyi unutmaz. Bir
de bunu söylememiz lazım.
Bugün
bir şeye daha üzüldüm, ben Dışişleri Bakanını
severim. Kamuflaj elbisesiyle poz vermiş. Kamuflaj elbisesiyle poz
verilebilir cepheden, buna itiraz etmem ama keşke Dışişleri
Bakanı kamuflaj elbisesi giyip poz vermeden önce şu Trumpa hak
ettiği dilde bir cevap vereydi, çok daha iyi olurdu. (CHP
sıralarından alkışlar)
ALİ
ÖZKAYA (Afyonkarahisar) Hak ettiği dilde cevap verdi.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Ve gene bu Sayın Dışişleri
Bakanımız poz vermek yerine, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelip siz
saygıdeğer milletvekillerine bir bilgi verseydi, çok daha
şık bir davranış olurdu.
Sonra,
Sayın Turan bu tezkere için biraz önce şöyle bir söz söyledi:
Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumak kaydıyla
Şimdi, biraz
sonra konuşacağım MINUSCA ve MINUSMAyı. Ya, Allah'tan
kork, kuldan utan; bu tezkere, Suriye'nin toprak bütünlüğünü âdeta bir
korsan devlet misali Şurasına üniversite kurarım, burasına
şu bandı çekerim. tezkeresidir. Bir şey söyleyeyim
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) O zaman evet demeyin ya evet demeyin o zaman.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Levent Bey, bir dur ya, sen Grup Başkan Vekilisin.
Evet
verdik, niye verdik biliyor musunuz?
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Hayır de o zaman.
BAŞKAN
Sayın Bülbül, lütfen
ENGİN
ALTAY (Devamla) Ne diyeceğimi sana söylemem Levent Bey, haddini bil!
(CHP sıralarından alkışlar) Haddini bil! Haddini bil!
BAŞKAN
Sayın Altay, lütfen
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Ya hayır deyin o zaman. Ben haddimi bilirim.
Hayır deyin o zaman.
BAŞKAN
Sayın Bülbül
ENGİN
ALTAY (Devamla) Olgunlaş artık biraz.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Hem işgalden bahsediyorsunuz hem evet
veriyorsunuz. Bırakın bu oyunları.
BAŞKAN
Arkadaşlar, lütfen, bu üslup yakışmıyor grup başkan
vekillerimize.
Sayın
Altay, lütfen, Genel Kurula hitap edin.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Keşke İdlibde 9 numaralı gözetleme
karakolundaki, gözetleme noktasındaki Mehmetçiğimizin can
güvenliğini sağlamış olabileydiniz de biz durumu yeniden
değerlendireydik. Bugün İdlibdeki 12 gözetleme noktasındaki
Mehmetçiklerimizin bir kısmına, İdlibin güneyindeki gözetleme
noktalarındaki Mehmetçiğimize biz direkt ulaşamıyoruz,
biliyor musunuz bunu? Rusyanın ya da merkezî yönetimin oluru ve icazeti
olmadan ulaşamıyoruz. Mehmetçiği bataklığa
sokmuşsunuz, şimdi bu tezkere gelmiş, biz hayır
diyeceğiz, değil mi? Böyle bir şey olabilir mi?
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Çok yazık, çok.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Bizim bugün Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu tezkereye
evet dememiz, sizin -sizi tenzih ediyorum- sarayın, yürütmenin bugüne
kadarki Suriye politikalarını desteklediğimiz anlamını
asla taşımaz. Baştan beri söylüyoruz, söylemeye devam
edeceğiz ve burada Cumhuriyet Halk Partisi olarak başından beri,
2011den beri çok samimi, çok yapıcı, çok kıymetli uyarı ve
desteklerimiz oldu size, Şuraya dikkat edin. dedik. Zamanım yeterse
göstereceğim, geçen tezkerede benim yaptığım konuşma
var, Ünal Beyin yaptığı konuşma var, geriye dönük Faruk
Beyin, Osman Beyin yaptığı konuşmalar var, Oğuz
Beyin yaptığı konuşmalar var. Taradım, Allah var,
gerçekten, ülkenin, devletin, milletin bekasına yönelik samimi uyarı
ve katkılarda bulunmuşuz.
Değerli
arkadaşlar, bir gerçek var, sizin bir ön yargıyla, Cumhuriyet Halk
Partisinden gelen her samimi, yapıcı teklife peşin bir ret
kafanız, ret mantığınız var. Böyle olduğunuz
için, ön yargılı olduğunuz için, her şeyi kendisi çok
bildiğini zannettiği için de hata üstüne hata yapılıyor.
Onun için de eskiden, bundan on sene öncesine kadar Türkiye tehdit edilmezdi,
bundan on sene öncesine kadar Türkiye kandırılamazdı, bundan on
sene öncesine kadar Türkiye kullanılamazdı; şimdi bunlar
yapılıyor. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ
ÖZKAYA (Afyonkarahisar) İnönüye Johnson mektubunun geldiğini
unutma Başkan!
ENGİN
ALTAY (Devamla) Sen İnönünün Johnsona verdiği cevabı oku
önce.
ALİ
ÖZKAYA (Afyonkarahisar) Okudum, okudum.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Oku! Yaa, öyle değil o işler.
ALİ
ÖZKAYA (Afyonkarahisar) Johnson mektubunu unutma.
BAŞKAN
Sayın Özkaya, lütfen, rica ediyorum
ENGİN
ALTAY (Devamla) Şimdi, bu, MINUSMA ve MINUSCA önemli -buna da evet
diyeceğiz- biri Malide, biri Orta Afrikada çok boyutlu entegre istikrar
misyonu oluşturuyor. Bir soru soracağım Sayın Genel Kurula:
MINUSMA kapsamında Malide ne kadar askerimiz ya da polisimiz var, bilen
var mı? Var mı, Allah için?
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) 1 polisimiz var, ihtiyaca göre değişecek; 1 veya
2.
ENGİN
ALTAY (Devamla) 2, doğru; e, bunu sen de bil, sen de bil.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Bileceğiz tabii.
ENGİN
ALTAY (Devamla) 2 polisimiz var, 2; bütün hikâye bu.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Bizi temsilen orada, Türk milletini temsilen orada.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Bir şey demedik. Türk Silahlı Kuvvetleri
dünyanın her yerinde barışa hizmet noktasında görev
almalı, buna bir itirazımız yok; ezilen halkların,
diktatörler tarafından ya da başka devletler tarafından ezilen
halkların yanında olmalı. Buna kim itiraz ediyor? Ama mesela Malide
RAMAZAN
CAN (Kırıkkale) Bir Türk dünyaya bedel.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Eyvallah.
Malide
şu oluyor: Mesela Malide nüfusun yarısı Müslüman,
yarısı Hristiyan. Orta Afrikada durum farklı. Yani Türkiye'nin
Maliye bakışı ile Orta Afrikaya
bakışı bile farklı ve burada Tuareg Ulusal Azavad
Kurtuluş Ordusu var, Orta Afrika ülkelerince tanınmamış.
Bunun üzerine El Kaide bağlantılı bir örgüt Malinin kuzeyinde
şeriat yönetimi ilan etmiş ve Tuaregleri de
dışlamış.
Şimdi
bakın, çelişki nerede biliyor musunuz? Çelişki şurada: Ta
Afrikaya barış için, huzur için polis, asker gönderiyoruz, terörden
Afrikayı arındırmaya uğraşıyoruz; Çada Çad da
bir Afrika ülkesi- El Kaide ile terör aynı şey değildir. diyen
birini büyükelçi yapıyorsunuz. El Kaide ile terör aynı şey
değil. diyen biri Çad Büyükelçimiz. Yeni alındıysa bilmem,
açın, bakın. Şimdi, ne oluyor? IŞİD ile de El Kaide
aynı yani El Kaide demek bana göre IŞİD demek. Siz
IŞİD ile terör aynı şey değildir. diyen birini Çada
büyükelçi yaparsanız, hani, siz HDPyi hep PKKyla
ilişkilendiriyorsunuz ya, bizim de sizi IŞİDle ilişkilendirmemiz
için bize bir dayanak vermiş, bir done vermiş olursunuz. Maalesef
tablo bu.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Çok ayıp ya.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Şimdi, bakın, Avrupa Birliği de, Avrupa
Birliği ülkeleri de bu MINUSMA ve MINUSCA projesine sonradan dâhil oldu
Avrupa Birliği Orta Afrika Barış Gücü diye ayrı bir
isimle. Ne zaman dâhil oldular, Avrupa Birliği oraya nasıl
daldı, biliyor musunuz? Bütün uluslararası meşruiyet
şartları yerine geldikten sonra daldı. Biz Türk Silahlı
Kuvvetleri Türkiyenin sınırında Türkiyeye
dışarıdan gelecek her türlü tehdide karşı tedbir,
tertibat almasın. dedik mi? Biraz önce de evet dedik ama siz
arkanıza
Benim buradaki bütün sizlerim yürütmeyle ilgilidir, sizlerle
ilgili değildir. Buradaki kastettiğim yürütme saray, adına
ne derseniz deyin, arkasına hiçbir uluslararası meşruiyet
almadan
Bunun iki yolu var: Bir, Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi kararı lazım; iki, ve/veya, ya/ya da Suriye merkezî
yönetiminin sizi davet etmesi lazım. İkisi de elinizde yok, ikisi de
elinizde yok. Kaldı ki bildiğim kadarıyla uluslararası
hukuktan kaynaklı olarak 15 kilometre -ki bugün teyit de ettim- derinliğinde
de sıcak takip hakkınız var Türkiyeye yönelik terör tehdidine
karşı. Şimdi, bu tezkere ne? Ucu açık, çok açık,
kontrolü mümkün değil.
Bakın,
yıllar önce, 2014tü, biz sizin bir tezkerenizi reddettik. Niye reddettik,
biliyor musunuz? 2014 tezkerenizi, Irak ve Suriye tezkerenizi reddettik.
Sonradan bu konuda da bize çok çamur atmaya kalktınız da
tutmadı. Bu tezkerede, Cumhuriyet Halk Partisinin 2014te reddettiği
tezkerede -bugün danışmanıma tekrar kelime kelime
saydırdım- tam 10 defa, İsmet abi
İSMET
UÇMA (İstanbul) Dinliyorum.
ENGİN
ALTAY (Devamla) -
tam 10 defa Suriye merkezî yönetimi Esad rejimi gibi
ifadeler geçiyor. Bu tezkere, Suriye Hükûmetine, merkezî yönetimine bir
savaş tezkeresi gibi yazılmıştı. Zorunlu
olmadıkça savaş bir cinayettir. anlayışını
savunmaya da sürdürmeye de devam edeceğiz. Bu kadar basit. (CHP
sıralarından alkışlar)
Hata
yaptınız, kandırıldınız ve Türkiyeyi zora
soktunuz ama burada bir siyasi nemalanma muradında değiliz,
sırtımızı da dönmedik, dönmüyoruz, dönmeyeceğiz. Bu
ülke hepimizin; hepimizin derken AK PARTİli, CHPli, MHPli,
İYİ PARTİli değil, HDPlilerin de ülkesi.
İSMET
YILMAZ (Sivas) 82 milyonun.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Farklılıklar olabilir, yanlış
düşünceler de olabilir ama biz et tırnağız, Türkiyede
kimsenin kimseyi ayrıştırma haddi ve lüksü yok. Trumpın
Türkiyeye yaptığı hadsizliğe karşı,
edepsizliğe karşı biz, burada, 5 grup hep birlikte,
çıkıp gerekirse ortak basın açıklamasını, 5
partinin 5 grup başkan vekili, yan yana gelip yapabilmeliydik. (CHP
sıralarından alkışlar) Böyle bir çağrı
yaptınız da kayıtsız mı kaldık? Yok.
Sizin
Amerika politikanız Trump gibi, dengesiz. Trump dengesiz, sizin, sizin
derken Türkiye'nin -üzülerek söylüyorum- Amerika politikası da dengesiz.
Amerikanın iç dinamikleri farklı. Trumpa şimdi Cumhuriyetçiler
basınç yapıyor. Trump yarın bambaşka bir şey söylerse
şaşırmayın ama ertesi gün, yarından sonra daha
başka bir şey söylerse de şaşırmayın. O zaman ne
olması lazım? Sayın Erdoğan başta olmak üzere,
Türkiye'nin bu konuda bir tane oturmuş dili olması lazım,
omurgalı bir dili olması lazım. Hep söylerim, biz kendi
aramızda sert münakaşalar yapalım, yapmalıyız, sert
münakaşa yapmazsak işimizi yapmıyoruz demektir; bununla birlikte
müzakere de yapalım, yapıyoruz da zaten, Doğan Bey işin
tadını biraz kaçırıyor o noktada ama yapıyoruz.
Peki,
bayrak, devlet, vatan, Mehmetçikimiz, insanımız, sivilimiz,
Kürtüyle Türküyle insanımız bizim için kıymetli ve hep
kıymetli kalmalı. Bu operasyonun, Türkiye Fırat doğusunda
bir başka ülkeyle, Fıratın batısında bir başka
ülkeyle iş görür iken, iş birliği yapar iken
sağlıklı bir sonuca evrilmesini sahiden bekliyor musunuz? 30
kilometre derinliğindeki bir bandın olabilirliğini
Türk
Silahlı Kuvvetleri muktedirdir, bir şey söylemem ama çok kolay
olmadığını
Ve çok büyük zayiata, kayba, bizi eleme kedere
sevk edecek olayların yaşanmasına sebep olma ihtimali var. Vatan
için hepimiz ölelim, hepimiz ölelim. Ama on bir senedir tezkere getiriyorsunuz,
on bir senedir. Bak, şimdi, İdlibin güneyinde 9 numaralı
kuledeki askerlerimizin esenliği Türkiye Cumhuriyetinin kontrolünden
çıktı. Hadi, gelin Çıkmadı. deyin. Bu yanlış
değil mi, bunu söylemeyelim mi? Bunu söyleyeceğiz, başka şeyler
de söyleyeceğiz.
Her
Kürt terörist değildir.
OYA
ERONAT (Diyarbakır) Değil, ben değilim.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Eyvallah, güzel.
Bizim
sınırımızda, Suriyenin kuzeyinde, bizim güneyimizde,
Türkiye'nin güneydoğusunda yaşayan Kürtlerin binlerce akrabası
var. Şu murat ediliyorsa yanlış: Buradan Kürtleri kaydıralım,
burada küçük, butik bir Sünni devleti ya da burada butik bir El Kaide
emirliği kuralım murat ediliyorsa bu yanlış. Şu da
yanlış: Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması
noktasında herkesin elli yıl önce oturduğu köye, nahiyeye,
ilçeye yerleştirilmesi esas alınabilmeli; Türkiye de bu konuda ürkek
olmamalı. Yani Şöyle olursa ileride şöyle bir tehdit olur
Buna gerek yok.
Ben
PKKyı ayrı tutuyorum, terör örgütüdür, şiddetle
kınıyorum. Her vesileyle söylemişimdir, devlet PKKyla
katı, kesin, etkin bir şekilde mücadele etsin, hiçbir
itirazımız olmaz.
HASAN
ÇİLEZ (Amasya) PYD de var.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Eyvallah.
Ama
6 milyon insanı siz kriminalize ederseniz, bunları terör örgütüyle
bir ve eş tutarsanız Türkiyeyi
asıl kafalarda bölersiniz.
İSMET
YILMAZ (Sivas) Yok, tutulmuyor.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Ona terörist dersen tutmuş olursun. O terörist
değil, olmaz öyle şey. (CHP sıralarından
alkışlar)
Kafalarda
bölünmüş bir Türkiye'nin coğrafi sınırlarının da
değişmesini hiç kimse engelleyemez.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Altay, tamamlayalım.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Başkanım, hazırladığımız
metni kullanamadık bu durumda. (CHP sıralarından
alkışlar)
Şunu
söyleyip bitireyim: Şunu okumayacağım, İdlib diye not
almışım. 2018de Cumhuriyet Halk Partisi 7 maddelik bir
çağrı yapmış sırf İdlible ilgili. Bunu biraz
dikkate alsaydınız şu an yaşadığımız
sorunların en fazla dörtte 1ini yaşardık. Bölgedeki politikanız
battıkça batıyor, bu da bizi üzüyor; onu söylüyoruz.
Şimdi,
burada sabah Rusyayla, akşam Amerikayla iş tutarsanız -Rusya
ve Amerika için Türkün de Kürtün de değeri ve kıymeti zaten yoktur,
onlar için kıymetli olan çıkarlarıdır- hepimizi perişan
ederler, bunu söylüyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayın Sayın Altay.
ENGİN
ALTAY (Devamla) Türküyle Kürtüyle bu millet, çok kıt kaynaklarla
emperyalizme 1923te şamar atmıştır. Şimdi bu kadar
geliştik, bu kadar çağ atladık, helikopter yapıyoruz, tank
yapıyoruz, bilmem ne yapıyoruz diye övünüyoruz ama şimdi sabah
Rusyadan, akşam Amerikadan şamar yiyoruz. Bu ayıp da size,
bize, Hükûmete, hepimize yeter diyorum.
Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Sayın Altay, teşekkür ederiz.
HASAN
ÇİLEZ (Amasya) Kabul etmiyoruz. Bu millet şamar yemedi, yemez de.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Sen o Trumpın söylediğini şamar kabul
etmiyorsan sana da yazık! (CHP sıralarından alkışlar)
KEMAL
ÇELİK (Antalya) Trump gitti, gitti. Gidiyor Trump.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) İyi. Tabii, siz gönderirsiniz.
NİYAZİ
GÜNEŞ (Karabük) Çok ciddiye alma.
BAŞKAN
Değerli arkadaşlar, Sayın Altay konuşurken onun bazı
söylemleri konusunda Sayın Beştaş bir açıklama getirmek
için söz istedi benden, ben de uygun gördüm, kendisine yerinden söz veriyorum.
Buyurun
Sayın Beştaş.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
47.- Siirt Milletvekili Meral Danış
Beştaşın, Mecliste halkın oylarıyla seçilmiş
Kürt, Alevi, Sünni, Yezidi ve Hristiyan milletvekillerinin olduğuna
ilişkin açıklaması
MERAL
DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) Teşekkürler Sayın Başkan.
Öncelikle,
Sayın Altaya değildi sözüm, insicamını bozduğum için
üzgünüm gerçekten. Benim tepkim genel olarak bu eril dileydi. Yani Mecliste
gerçekten erkeklik kültürü ve egemenliği çok yaygın olarak
hissettiğimiz bir şey. Yani her fırsatta adam gibi erkek
gibi lafları kullanılıyor. Burada bizler de kadın
kimliğimizle, cinsiyetimizle halkı temsil ediyoruz. Bütün erkek arkadaşlara,
vekillere söylüyorum: Lütfen bu dili kurmayın, bundan
rahatsızlık duyuyoruz çünkü biz erkek değiliz, biz adam
değiliz, biz insan olarak, kadın olarak burada bulunuyoruz.
Ayrıca bu Meclis sadece erkeklerden oluşmadığı gibi
sadece kadınlardan da oluşmuyor. Herkes Sünni, Müslüman, erkek ve
Türk değil. Burada kadınıyla, Kürtüyle, Alevisiyle,
Sünnisiyle, Yezidisiyle, Hristiyanıyla hep birlikte halkın
oylarıyla seçilmiş milletvekilleriyiz. Biz kökenli de değiliz.
Kürt kökenli değilim, ben bir Kürt kadınıyım. (HDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Peki, teşekkür ederim.
Sayın
Altay
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Başkanım, teşekkür ederim. 60a göre bir
dakika söz istiyorum sataşma nedeniyle.
BAŞKAN
Buyurun, buyurun.
Biliyorum,
ben bu konuyu aranızda bitirin diye şey yaptım, sizin de zaten
öyle arzu etmediğinizi biliyorum.
48.- İstanbul Milletvekili Engin Altayın, Siirt
Milletvekili Meral Danış Beştaşın
yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine
ilişkin açıklaması
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Yok, hayır. Benim burada adamdan kastım
insan evladı demektir, bir.
Ben
kadına kadın derim, erkeğe erkek derim.
Hayırlısı vardır, hayırsızı vardır ama
ben çok kadına adam dendiğini bilirim. Mesela Ayşeden
bahsedilir O, adamdır. denir. Benim niyetim de bundan ibarettir.
BAŞKAN
Peki, teşekkür ederiz.
Sayın
Bülbül, sizin sözleriniz de tutanaklara girsin, buyurun.
HASAN
ÇİLEZ (Amasya) Sayın Altay, benim de Facebook
paylaşımımda var; dün gece 24.00 itibarıyla
paylaşımım var, bakabilirsiniz.
BAŞKAN
- Değerli arkadaşlar, sessizliği sağlayabilir miyiz.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) Bence sen AK PARTİ Genel Başkanı
olmalısın o zaman.
BAŞKAN
- Değerli arkadaşlar
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan
BAŞKAN
Sayın Turan, bir saniye, Sayın Bülbüle söz verdim.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) Sen olmalısın o zaman.
BAŞKAN
- Değerli arkadaşlar, lütfen karşılıklı
konuşmayalım, rica ediyorum.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) AK PARTİ Genel Başkanı sen olmalısın,
o cesaret sende varsa.
BAŞKAN
- Sessiz olabilir miyiz arkadaşlar. Arkadaşlar, sessiz olalım,
duyamıyoruz.
Buyurun
Sayın Bülbül.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Sayın Başkan, ben tutanaklara geçmesi için
söz aldım.
Sayın
Altay yerimden ben bir söz atınca Haddini bil. diye
karşılık verdi kendisi. Ben bu ifadeyi
yakışıksız bulduğumu ve asla kabul etmediğimi
ifade etmek istiyorum. İnşallah geri alma nezaketini de gösterirler.
Teşekkür
ederim.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Tabii, tabii.
Başkanım,
hemen cevap vereyim.
Verdiniz
mi söz?
BAŞKAN
Verdik, tabii, derhâl verdik.
Buyurun.
49.- İstanbul Milletvekili Engin Altayın, Sakarya
Milletvekili Muhammed Levent Bülbülün yerinden sarf ettiği bazı
ifadelerine ilişkin açıklaması
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Şimdi, ben Levent Beyi üzdüysem özür dilerim. Ama
buradaki mesele şudur: Biz siyasi partiyiz, görüşlerimizi serdederiz.
Yani bizim ne oy vereceğimize sizin müdahaleniz anlamındadır o.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) O değil.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Öyle dediniz siz. O zaman, evet
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) O zaman öyle verin dedim.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Efendim, ne alaka? İşte burada diyorum ki o
sizi ilgilendirmez.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Bizim düşüncemiz öyle değil.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Bizim ne oy vereceğimize siz karar
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Yönlendirmek haddimiz değil, onu biz söyleriz,
maksadımız da o değil.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Ben de onu kastettim, tamam.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Maksadımız o değil.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Sen söyledin zaten.
MUHAMMED
LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) Maksadımız o değil.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Ben de onu kastettim, eyvallah.
BAŞKAN
Peki, ben de Meclisimizde, özellikle bütün milletvekillerimizin, grup
başkan vekillerimizin karşılıklı ilişkilerinde
her zaman siyasi nezaket içerisinde olmaları gerektiğini ifade
ediyorum.
Sayın
Turan, bir söz talebiniz var, buyurun.
50.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın,
İstanbul Milletvekili Engin Altayın korsan devlet ifadesini
şık bulmadığına ilişkin açıklaması
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan, Sayın Altayın
konuşmasındaki IŞİDle ilgili iddialarına, Trumpa
cevap verilmediğiyle ilgili iddialarına bir önceki konuşmamda
cevap vermiştim, tekrar cevap vermeyeceğim usul ekonomisi
gereği. Ancak Sayın Altay gibi nezaketli bir insanın
ısrarla korsan devlet ifadesinin şık
olmadığını ifade etmek istiyorum. Sayın Turanın
dikkat etmesi gerektiği kadar, Sayın Altayı da saygı ve
nezakete davet ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN
Peki.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Sayın Başkan
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Bir şey demedim ya.
BAŞKAN
- Sayın Altay, siz de hepsi için şöyle bir toparlayın,
bitirelim.
Buyurun.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Şimdi, burada kuyuya taş attı, gitti.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) O zaman cevap vereyim her dediğine Sayın
Başkan.
BAŞKAN
Bir saniye Sayın Turan
51.- İstanbul Milletvekili Engin Altayın,
Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın yaptığı
açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin
açıklaması
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Sayın Başkan, bakın, geçenlerde de
burada söyledim. Buradaki hiç kimsenin özel olarak devlet
şövalyeliğine soyunmasına gerek yok. Devlet dediğiniz bir
mekanizmadır, bir maniveladır, bir sistemdir. Devleti bugün siz
yönetirsiniz, yarın İYİ PARTİ yönetir. Devletler de hata
yapar, yapmaz değil, Türkiye Cumhuriyeti devletinin de geçmişte bir
ton hatası vardır. Benim söylediğim şudur: Suriye, Irak
noktasında arkanıza uluslararası meşruiyeti
almazsanız, yaptığınız işi uluslararası
hukuk normlarına uydurmazsanız dünya size korsan der dedim.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Öyle demedin.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Bülent Beyin bir kulak doktoruna gitmesini öneriyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Evet,
değerli arkadaşlar, Meclisimiz, enine boyuna bir tezkereyi
tartışıyor. Bence herkesin söyledikleri önemli; bunların
hepsinin de dinlenmesinde, iktidarın, muhalefetin kendilerine göre
çıkarım yapmasında yarar var.
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
(Devam)
B) Tezkereler (Devam)
2.- Cumhurbaşkanlığının,
Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde icra
ettiği harekât ve misyonlar kapsamında hudut, şümul, miktar ve
zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tespit edilmek üzere, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesi ve Cumhurbaşkanınca
verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde bu kuvvetlerin
kullanılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin son olarak
2/10/2018 tarihli ve 1198 sayılı Kararıyla uzatılan izin
süresinin Anayasanın 92nci maddesi uyarınca 31/10/2019 tarihinden
itibaren bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/879)
(Devam)
BAŞKAN
Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen
Denizli Milletvekilimiz Sayın Ahmet Yıldız
konuşacaktır.
Süreniz
yirmi dakika Sayın Yıldız. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
AK
PARTİ GRUBU ADINA AHMET YILDIZ (Denizli) Teşekkürler Sayın
Başkan.
Ben
vakit çok geç olduğu için süremi tam kullanmayacağım.
Değerli
milletvekilleri, bu konuyu geçen sene de bugünlerde konuşmuş idik.
Geçen sene konuştuğumuz Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde güvenlik
sınamaları, ekonomik sorunlar, yönetişim sorunları, terör
tehdidi devam ediyor. Onun için, Türkiye Cumhuriyetinin daha önce
açıklamış olduğu desteğini önümüzdeki yıl da
sürdürmek üzere Cumhurbaşkanlığımız bu uzatım
talebinde bulundu.
Gördüğüm
kadarıyla Genel Kurulda bu konuda büyük bir çoğunluk var,
detaylarına girmeyeceğim ama eleştiriler nedeniyle şunu
ifade etmem gerekir: Şimdi, Türkiye'nin AK PARTİ döneminde
uyguladığı Afrika açılım politikası ve daha sonraki
ortaklık politikası tam bir başarı öyküsüdür. Şimdi,
bunu diplomaside görev yapan herkes bilir, dosttan da duymuştur, övgüyle
duymuştur, rakipten, düşmandan da kıskançlıkla
duymuştur. Dolayısıyla bazı eksikliklerin, bazı
hataların bu başarıyı gölgeleyemeyecek kadar küçük
olduğunu herkes bilir.
Vadettiğimiz
katkılar hakkında bugüne kadar talep gelmemiştir, doğrudur
ama talep geldiğinde vaadimizi yerine getirmek üzere bu tezkereyi kabul
ederek hazır bulundurmak devletimizin mesuliyetinin bir gereğidir.
Unutulmamalıdır ki Türkiye Cumhuriyeti, Afrikadaki birçok ülkede
kalkınma yardımlarıyla, güvenlik unsurlarıyla, güvenlik
eğitimleriyle vardır. Talep geldiği takdirde Mali ve Orta Afrika
Cumhuriyetinde de MINUSMA ve MINUSCA vasıtasıyla bu katkı
yapılacaktır.
Değerli
milletvekilleri, ben meslekten gelen bir diplomatım. Yüce Meclisin
dış politikayı yakinen takibini, içerikli bir şekilde
tartışmasını, gerektiğinde yönlendirmede
bulunmasını tabii görüyorum ve aslında önemsiyorum da.
Bugün
daha çok Irak ve Suriye üzerinde konuşuldu. Ben de bu 2 ülkede görev
yapmış ve bu dosyalarda çalışmış birisi olarak
bazı gözlemlerimi ve hissiyatımı özetleyeceğim.
Bugünkü
tezkere tabii ki güvenli bölge konusunda kaydedilen gelişmeyle aynı
zamana denk geldi dolayısıyla tartışmalarımız
biraz daha içerikli oldu haklı olarak. Ben içinde bulunduğumuz durumu
şöyle görüyorum: Türkiye, Suriye sorununun çözümü konusunda -buna siyasi
çözüm dâhil, mülteciler, yerinden edilmiş kişiler dâhil- güvenli
bölge teklifini 2012 yılından beri yapıyor. Bunu kamuoyunda yaptığı
gibi, ikili görüşmelerde de en üst düzeyde dile getiriyor ancak
uluslararası toplumdan bugüne kadar elini taşın altına
koyan olmadı. İstemediklerinden değil, külfetine katlanmak
istemedikleri için. Hep şunu söylüyorlar: Bu güzel bir fikir ama bunu kim
koruyacak? Srebrenitsayı koruyamadık, bunu nasıl
koruyacağız? Bu aslında tabii ki -anlatmaya gerek yok-
onların bir ayıbı.
Bugünkü
şartlarda, Türkiye Cumhuriyeti, kendi güvenliğinin gereği olarak
güvenli bölgeyi artık kendi imkânlarıyla ve Fıratın
doğusunda bulunan Amerika Birleşik Devletlerine rağmen
uygulamaya koyma kararlılığını gösterdi ve bunu da
kabul ettirdi. Bu, şunu gösteriyor: Fırat Kalkanı Harekâtı
-ki ben o harekât bölgesini bizzat gördüm- Zeytin Dalı Harekâtı,
Afrin, İdlib gerginliği azaltma bölgesi ve bu güvenli bölge
adımı dikkate alındığında, herkes artık
şunu kabul ediyor: Türkiye, diplomasi kâr etmezse güç kullanma tehdidini,
bu da kâr etmezse fiilî güç kullanma adımlarını
başarıyla planlıyor ve uyguluyor. Bir diplomat olarak, bir
vatandaş olarak, bir milletvekili olarak ben bundan gurur duyuyorum.
Milletimiz de diplomatıyla, askeriyle, Cumhurbaşkanıyla gurur
duyabilir, duymalıdır.
Tabii ki uygulamada kem gözlerin kuracağı
tuzaklardan kaçınılması için dikkatli davranılması,
yöre halkıyla komşuluk ve kardeşlik hukukuna riayet edilmesi,
insancıl hukuka uyulması gerekecektir. Ben Cerablusu, Çobanbeyi,
sınır bölgemizi ve El Babı görmüş, askerimizin, diğer
kurumlarımızın yöre halkıyla, bütün kesimleriyle
kurduğu ilişkileri müşahede etmiş bir kişi olarak bu
konuda müsterihim. Ayrıca, bu güvenli bölge adımının,
Suriyede bulunan, başta rejimi ve diğer aktörleri, bugüne kadar
kabul edilmiş olan çözüm parametrelerini ve adımlarını
kabul etme konusunda daha uzlaşmacı bir tavra sevk edeceğine de
inanıyorum.
Değerli arkadaşlar,
başkalarının bulunduğu, bizim yer
almadığımız durumda komşularımıza neler
olduğunu Irakta ve Suriyede gördük. Dolayısıyla bu konuda
ürkek davranmamıza gerek yok. Ben bunu Musulda da bizzat görevim
nedeniyle yaşadım.
Bir konuya daha dikkat çekmek isterim: Bazı
konuşmalar Türkiye'nin komşularının toprak bütünlüğüne
saygısı konusunda içeride de şüphe olabileceği izlenimi
uyandırıyor. Şimdi, aslında Türkiye bunu, toprak
bütünlüğüne saygısını, özellikle komşuları
bakımından defalarca ve on yıllarca ispat etti. Böyle bir niyeti
olsaydı, Irakta elverişli zamanlar ve şartlar oldu, Suriyede
oldu ama hiçbirinde buna tevessül etmedi. Dolayısıyla, bizim, bu
şüpheyi uyandırmak yerine, özellikle parlamenter diplomaside
ülkemizin bundan sonraki pozisyonunu ve adımlarını destekler,
savunur bir tavır içinde olmamızı önemli görüyorum.
Vakit geç oldu. Ben bu düşüncelerle hem
teşekkürlerimi sunuyorum hem yüce Meclisi saygılarla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Değerli milletvekilleri,
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi üzerinde şahıslar
adına söz taleplerini karşılayacağım.
Şimdi,
şahsı adına ilk söz Manisa Milletvekilimiz Sayın Özgür
Özele aittir.
Süreniz
on dakika Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, hepinizi şahsım ve grubum adına saygıyla
selamlıyorum.
Türk
Silahlı Kuvvetlerinin, Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika
Cumhuriyetinde icra ettiği harekât ve misyonlar kapsamında yurt
dışında görevlendirilmesini bir yıl uzatan tezkereyi
görüşüyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları
çerçevesinde alınan bir görev olması nedeniyle, uluslararası
hukuka tamamen uygunluğundan dolayı Cumhuriyet Halk Partisi olarak
daha önce olduğu gibi bu sefer de bu tezkereye evet oyu
vereceğimizi baştan ifade etmek istiyorum.
Günün
konusu ve Türkiye'nin gündemi, dış politika ve komşumuzun
toprakları ve o topraklarda icra edilmesi beklenen bir operasyona
ilişkin tartışmalar. Türkiye Cumhuriyetinin 15 Mart 2011den
itibaren başlayan Suriye savaşında takındığı
tutum ve iktidara geldiği 3 Kasım 2002den itibaren dış
politikanın yürütümüne ilişkin takındığı tutum
geleneksel dış politikamızı yerle bir etmiş bir
tutumdur. Ki o geleneksel dış politikayı yürütenlere
monşerler yürütülen diplomasiye monşerler diplomasisi diye
doğrudan yapılan aşağılamalar, aslında Lozan
zaferini kazanan Türk diplomasisini, İkinci Dünya Savaşına
Türkiyeyi sokmayan geleneksel diplomasimizi, gerektiğinde Amerika
Birleşik Devletlerine, gerektiğinde Avrupanın güçlü kudretli
ülkelerine karşı durabilen, had bildiren, herkes tehdit ederken de
dünya siyaset tarihinin en büyük askerî ve siyasi, ekonomik
ambargolarının birlikte yaşandığı
Kıbrıs Barış Harekâtını yapabilmiş cesur,
kararlı dış politikayı, ASALA terör örgütünün tehditleri
karşısında yılmayan kahraman
diplomatlarımızın manevi hatıralarını
aşağılayıp onlara monşerler diplomasisi diyenler
dış politikayı son derece zor bir noktaya getirdiler, hata
üstüne hata yaptılar. Atatürkten beri miras olan bir sacayağı
terk edildi: Komşunun iç işlerine karışma. Komşunun
toprak bütünlüğüne saygılı ol ve komşulardaki devlet
dışı unsurları muhatap alma. Bu, Atatürkten miras,
İnönüyle süren, bugüne kadar gelen, sağıyla soluyla Türk
dış politikasının tartışmasız en önemli
başarısının sırrı ve kazanımı iken
Suriyede yapılan iş üçünün de hilafınadır. Bir sacayağının
bir ayağını bile ortadan kaldırsanız dengesi
bozulacakken komşunun toprak bütünlüğünü hedef alan, komşunun
içindeki devlet dışı unsurları doğrudan destekleyen,
açıktan destekleyen ve komşuda iç savaş
kışkırtıcılığına varan bir
politikanın Türkiyeyi getirdiği nokta ortada.
Dış
politikada öyle hataları üst üste yapıyorsunuz ki son olarak
dışarıdan büyükelçi atama gibi bir meseleye girdiniz. Yani bu
kadar köklü bir Hariciyeye Sizin içinizde bu ülkeye layık, Türk devletini
temsil edecek birini bulamadım, benim bulduğum budur. dediniz.
Mesela ne dediniz? Önceki dönem milletvekili
Yeniden milletvekili
yapmadınız, milleti temsil etmesin dediniz ama devleti temsile
yolladınız. Bakanların kardeşleri
Hangi liyakat
esasıysa, kardeşle oluyorsa, bakanların kardeşlerinin
Türkiyeyi temsil edebileceğini düşünmek Türkiyeyi
utandırmaktır. Bir darbecinin kardeşini Türkiyeyi temsil etsin
diye yolladınız. (CHP sıralarından alkışlar)
Bakaracı makaracı diyerek İslam diniyle alay eden,
aslında kendi siyaset arkadaşlarını saf, salak yerine
koyan, inancının samimiyetsizliğini ortaya koyan birisini, bir
bakaracı makaracıyı yolladınız.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Söylemediğini ifade etti ama ya! Söylemediğini
ifade etti kaç defa.
ÖZGÜR
ÖZEL (Devamla) Siz bunu yapmakla sadece kendiniz yanlış iş
yapmadınız, hepimizi utandırdınız, bu memleketi
dünyaya rezil ettiniz.
Şimdi,
geldiğimiz noktada, sekiz buçuk yıl -Sayın Engin Altayın
somut örneklerle desteklediği gibi- cihatçılara doğrudan destek
vermekten cihatçı unsurlara lojistik sağlamaya, onları
eğitmeye, devletin ambulansıyla sınır ötesine
taşıyıp tedavi edip cihatçıyı sağ salim yerine
teslim etmeye kadar birçok yanlışı yaptınız. Sonuç:
Temmuz 2015 Suruç, Ekim 2015 Ankara Garı, Ocak 2016 Sultanahmet, Haziran
2016 Atatürk Havalimanı, Ekim 2016 Gaziantep. Ne çabuk unuttuk 273
günahsızın IŞİD saldırılarında
hayatını kaybettiğini? Bütün mesele, o IŞİDin
cihatçılarını Suriye rejimine karşı
kullanacağım diye düşünerek ve Suriye kapılarını
açarken bu konuda bir tedbir almayarak yol geçen hanına döndürdünüz; iki
gün sonra acılarını tekrar yüreğimizde hissedeceğimiz
evlatlarımızı Gar katliamında bombalayanlar önlerinde
neredeyse bir koridor açılıp -bir eskort eksik- oraya kadar geldi ama
oradaki sorumluların da yargılanmasına izin vermediniz, sadece
ve sadece birkaç maşayla meşgul oldunuz.
Birleşmiş
Milletlerde Aylan Kurdinin resmini göstermek önemlidir ama ya o resmi size
muhalefet partileri alıp gösterirse nereden nereye savrulduğunuzu
düşünebiliyor musunuz? Sizler muhacir oldunuz, bizler ensar olduk. Sizin
için tüm imkânlarımızı seferber ettik. Kim ne derse desin,
sizler bize asla yük değilsiniz, olmayacaksınız. diyen 7 Ekim
2014 Recep Tayyip Erdoğanından Türkiye mülteci kampı, insan
deposu değildir. diyen, 2 Ekim Ömer Çelik açıklamasına
geldiniz. Cumhuriyet Halk Partisinin tavrı net. Cumhuriyet Halk Partisi
göçmene, sığınmacıya karşı bir parti
değildir ama Cumhuriyet Halk Partisi, başta komşuda iç
savaş kışkırtıcılığı, savaş,
göçmen yaratan politikalara, göçmen yaratan siyasetçilere sonuna kadar
karşıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Ve
Türkiye Cumhuriyetini, bu güçlü devleti Merkelin karşısında -3
milyon, 6 milyon- koyun pazarlığına sokmaya ve o insanların
durumunu değersizleştirmeye kimsenin hakkı yoktur. Dönüp dönüp Paramızı
vermediler... Farkında mısınız ne durumdayız?
Avrupalılar farkında. Adam diyor ki: Parasını basarsak
Türkiye göçmenleri tutar. Ve siz ne durumdasınız?
Parasını vermezseniz kapıları açarım. diyorsunuz.
Bunun ne ensarla ne muhacirle ne uluslararası hukukla ne Türkiyenin
yüzyıldır saygınlıkla yürüttüğü dış
politikayla ilgisi, alakası yoktur.
Ve
bir gerçekle karşı karşıyayız. Lütfen, bazı
meseleleri tartışırken, örneğin göçmen konuşurken euro
konuşmayın. Örneğin Suriyeye, Fıratın doğusuna
operasyon konuşurken koridorun arkasına hemen inşaatı
söylemeyin. Zaten sabıkalısınız, inşaata çıkan
her yol mübahtır siyaseti yapıyorsunuz, dönüp dolaşıp bu
operasyonda da... (CHP sıralarından alkışlar) Sizin için
fark etmiyor. Böyle bir operasyonla, örneğin bir Cumhuriyet Halk Partili,
inşaatı, bu inşaatın ekonominin ihtiyacı olan
hareketlenmeyi getireceğini söylese falan ne düşünürdünüz? Bu dili
kuranların artık bu Türkiye için bir gelecek kuramadıklarını
vatandaşlarımız da görüyor.
Bir
gerçek var, Cumhurbaşkanına bu kadar yetki verirken biz dedik
Yapmayın. Dedik ki: Bir kişiye bu kadar yetki verilmez. Bugünkü
tezkere Cumhurbaşkanına veriliyor, bir kişiye bu kadar yetkiyi
veriyorsunuz ve işte o yüzden biz değersizleşiyoruz burada,
sizin yüzünüzden. Burada yoklar. Normalde eski dönemde geliyorlardı.
İlk önce yürütme, Bakanlar Kurulu bunu istiyorsa Bakanlar Kurulu
adına bir sayın bakan geliyordu, oturuyordu oraya ve tezkerenin
gerekçesini söylüyordu. Oysa bugün yürütme Ben bir mektup gibi yazarım,
yollarım, bizimkiler yetkiyi çıkarır, yollar.
gevşekliğinde, rahatlığında bu Meclisi
itibarsızlaştırdığını düşünmeden veya
bilerek itibarsızlaştırıyor. Bu rejiminizde, buraya gelip
yürütmenin başı ya da bir vekilinin bu Meclise Niçin bu tezkereye
ihtiyaç var? açıklamasına dahi ihtiyaç duymadığı bir
süreçteyiz. Peki, aslında bu tezkereye mesela, biraz önce Engin Altay
eleştirinin dozunu sertleştirdikçe O zaman evet vermeseydiniz,
hayır verseydiniz. falan
Hayır vermenin, eleştirmenin ne
kadar şeytani bir durum olduğunu
Mesela, milletin seçtiği
oylarla buraya gelmiş insanlardan, milletvekillerinden bazıları
hayır oyu kullandı ve yuhaladınız.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Kim yuhaladı?
ÖZGÜR
ÖZEL (Devamla) Grubunuzdan yuhalama oldu, tutanaklarda da var.
Düşünebiliyor
musunuz? Peki yani sizce böyle millî bir konuda gidip de hayır oyu
kullanılamaz öyle mi? Parlamento tarihini ben biraz seviyorum,
bakıyorum, çalışıyorum. Bir parti var, hep kendini
iktidarda görüyor ya on yedi yıldır ama 14 Ağustos 2001de
kurduğu grubu 3 Kasıma kadar burada muhalefetteydi, grup başkan
vekillerinden birisi de Bülent Arınç.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayalım Sayın Özel.
ÖZGÜR
ÖZEL (Devamla) Arkadaşlar, belki, çok ağır gelecekse, bu gece
taşıyamayacaksanız alıştırarak söyleyeyim. 10
Ekim 2001, Afganistana 11 Eylül sonrası Talibana karşı
yapılacak bir harekât için tezkere geliyor ve bu tezkereye Kapsamı,
sınırı, zamanı muğlak; böyle bir yetkiyi Bakanlar
Kuruluna vermek doğru değil. savunusuyla ve konuşmasıyla
Bülent Arınçın AK PARTİ Grubu hayır oyu kullanıyor.
Devam edeyim mi, şaşırdınız mı?
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Hayır.
ÖZGÜR
ÖZEL (Devamla) Aralık 2001, Kuzey Irak tezkeresi, kürsüde muhalefet
partisi AK PARTİnin hatibi var, diyor ki: Biz bu tezkereye evet oyu
vermek için bir grup kararı almadık, grubumuz serbesttir. ve AK
PARTİ milletvekilleri Kuzey Irak tezkeresine hayır oyu
kullanıyorlar. 18 Haziran 2002, tutanaklar ortada, Mehmet Ali Şahin
bu sefer kürsüde, diyor ki: Harekât kapsamındaki katılımın
altı ay daha uzatılması amacıyla istenen bu yetkiye partimiz
Kuzeyden Keşif Harekâtının uzamasından duyduğu rahatsızlık
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayalım Sayın Özel.
ÖZGÜR
ÖZEL (Devamla)
kayda geçmek kaydıyla üzülerek olumlu oy
vereceğiz. Yani siz
Hani, muhalefet, öyle bir şey
Güç öyle bir
mutlaklaştı ve kibir o kadar yükseldi ve a Haberin öyle bir
propagandayla inanın siyaset yapması, siyaseti şekillendirecek
şu beyinlerin beynini şekillendirme haddine vardılar ki size
göre bir muhalefet partisi hayır oyu verirse vatan hainliğidir. O
vatan hainliğiyse geldiğiniz noktayı sorgulayın
arkadaşlar.
Saygılar
diliyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan
BAŞKAN
Buyurun Sayın Turan.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
52.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın, Manisa
Milletvekili Özgür Özelin (3/879) esas numaralı
Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi üzerinde şahsı
adına yaptığı konuşmasındaki bazı
ifadelerine ilişkin açıklaması
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan, konuşmacı hitabında
Dediğim gibi, IŞİDle ilgili bölümü geçiyorum çünkü daha önce
cevap verdik. Bu ülkenin atanan büyükelçilerini bireysel olarak
eleştirebilirsiniz ancak artık bu ülkenin büyükelçisidir. Özellikle
iki büyükelçimizle ilgili bakara makara FETÖnün kardeşi büyükelçi
oldu. tarzı söylemleri doğru bulmuyorum.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) Darbecinin kardeşi dedim FETÖnün kardeşi dersem
başka bir şey.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Değerli arkadaşlar bakara makara ifadesi bir
Müslüman olarak beni rahatsız etmekte; ben
rahatsızlığımı ifade edeyim. Ancak biliyoruz ki FETÖ
ilk operasyonunu bu konuyla ilgili yaptı ve bu işin muhatabı
olan kişi Ben bunu demedim, yalan bunlar. dedi ve ayrıca
bilirkişi raporu alarak da bunun yalan olduğunu ispat etti. Bu
saatten sonra tekrar bunu açmanın iyi niyetli olmadığı
kanaatindeyim ben.
Sayın
Başkan, ikincisi: Israrla FETÖcünün kardeşi büyükelçi oldu.
dediler.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) Ben darbecinin dedim.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Öncelikle şunu söyleyeyim: Biz darbeciyle, teröristle
mücadele ediyoruz, teröristin kardeşiyle değil. Biz, FETÖyle ilgili,
darbecilerle ilgili şunu gururla söylüyoruz: FETÖcünün kardeşi
büyükelçi olmuş ama darbeci olan kardeş nerede Sayın
Başkan, nerede? Şu an cezaevinde. Yani suçların
şahsiliği anlamında baktığımızda FETÖcü
olmadığını düşündüğümüz kişi büyükelçi
olmuş ama yargının FETÖcü dediği kişi
kardeşine rağmen, siyasi mülahazayla bakılmamış,
bırakılmamış ve cezaevinde.
Sayın
Başkan, bir diğer mesele: Bakınız, makamlar gelir geçer,
siyasi görevler biter bir gün. Epeyden beri gündem olmayan IŞİD
meselesinin, ordumuzun sınır ötesi operasyonda olduğu bir
zamanda, tüm cevapları bilinmesine rağmen bugün tekrar tekrar
IŞİDle Türkiyenin illiyeti varmış iddiasının
çok sert dile getirilmesini ben farklı hesaplara hizmet olduğu
kanaatindeyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bakınız Sayın Başkan, IŞİDi ilk olarak terör
örgütü diye ilan eden ülkelerden bir tanesi Türkiyedir. İkincisi, tüm
dünya IŞİDi kuran hangi ülke biliyor artık. Ama IŞİDi
bitiren kim? Türkiye, onu da biliyor artık . (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Sayın
Başkan, bir diğer mesele, Sayın Altay önceki
konuşmasında bizi de endişelendiren bir ifadede bulundu; dedi
ki: İdlibde 9 no.lu gözlem noktasında irtibat sorunu var, problem
var. Asker bizim askerimiz. Endişe duyduk, merak ettik, hemen tümgeneralimizle
konuştuk. İdlibde 12 tane gözlem noktası var, 12sinin de
lojistiği aynı, güvenliği aynı, riski aynı. Ben
konuştum az önce, hiç iddia edildiği gibi bir problem yok Sayın
Başkan.
Teşekkür
ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Peki, teşekkürler ederim.
Buyurun
Sayın Altay, siz de
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) - Bilgi verdim Başkanım, sataşmadım Engin
Beye.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) İyi de beni yalancı durumuna
düşürüyorsunuz.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) - Ama bu yalancılıksa
BAŞKAN
Sayın Altay, siz buyurun.
MELİHA
AKYOL (Yalova) - Komutanlar yalan söylemez.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Evet, komutanlar da yalan söyler, komutanlar dokunulmaz
değildir, söyler.
MELİHA
AKYOL (Yalova) Askerimiz yalan söylemez.
BAŞKAN
Değerli arkadaşlar
Karşılıklı
tartışmayalım.
Buyurun.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Parlamentoyu ne hâle getirdiniz.
BAŞKAN
- Buyurun.
53.- İstanbul Milletvekili Engin Altayın,
Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın yaptığı
açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin
açıklaması
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Sayın Başkan, ben Bülent Turana, Millî
Savunma Bakanlığına gidip an itibarıyla Millî Savunma
Bakanlığındaki bölgenin haritasına -hani onlar böyle,
raptiye falan koyuyor ya- bakmasını tavsiye ediyorum. Dışarı
gittim, tümgeneralle konuştum.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) - Hayır hayır, orayla konuştum.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) O tümgeneraline söyle beni de arasın o zaman. (CHP
sıralarından alkışlar)
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) - Niye bağırıyorsun, sakin ol.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Beni de arasın. Benim bir endişem var.
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, olur mu öyle şey? Beni
arasın. ne demek?
ENGİN
ALTAY (İstanbul) Bir dakika, ben ayaktayım daha. Tümgeneral senin
tümgeneralin mi? Beni arayacak o tümgeneral. Sesleniyorum o tümgenerale, beni
arasın!
BAŞKAN
Sayın Turan, siz oturun. Varsa ben söz veririm.
ENGİN
ALTAY (İstanbul) 9 numaralı gözlem noktasına Rusyanın
oluru olmadan TSKnin -haberleşme ayrı bir şey,
telefonlaşma ayrı bir şey- lojistik destek yapma şansı
yoktur. Bunu bütün dünya biliyor.
İSMET YILMAZ (Sivas) Gözlem noktalarını
Rusyayla beraber çıkarttı yani insaf! Burada Rusyanın da var,
İranın da var, bizim de var.
BAŞKAN Sayın Turan, siz sisteme girin, Özele
söz vereceğim, ondan sonra
BÜLENT TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan,
Sayın Altay sevinir diye ben bu bilgiyi verdim, sevinmedi.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Ben sevindim. Çok
ayıp ediyorsun. Siz hakikaten böyle, milliyetçilikten, kandan, kinden
besleniyorsunuz ya!
BAŞKAN Sayın Altay, lütfen
Sayın Altay
ENGİN ALTAY (İstanbul) Ne ayıp şey
ya! Niye sevinmiyormuşum ben? Niye üzülüyormuşum? Ne ayıp ya!
BAŞKAN Sayın Altay,
karşılıklı olmasın lütfen, bırakın lütfen.
BÜLENT TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan
AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (İstanbul) Germeye
çalışıyorsun ya!
ENGİN ALTAY (İstanbul) Askerin canı
üzerinden, kanı üzerinden polemik yapan şerefsizdir! (CHP
sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN Sakin olun, sakin.
AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (İstanbul) Şerefsizdir!
ENGİN ALTAY (İstanbul) Sana mı
söylüyorum? Polemik yapana söylüyorum.
AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (İstanbul) Ben de onu
diyorum.
BAŞKAN Bir saniye
Bir saniye
BÜLENT TURAN (Çanakkale) Şu üslubu reddediyorum
Sayın Başkan. Ben de söylüyorum: Doğru bilgi almadan, askerle
ilgili yanlış bilgi veren şerefsizdir Sayın Başkan.
BAŞKAN Peki.
AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (İstanbul)
İşte, onu söylüyorum.
ENGİN ALTAY (İstanbul) Ben sevinir diye
söyledim
Çocuk var senin karşında!
BAŞKAN Değerli arkadaşlar,
karşılıklı sataşmayalım. Sayın Grup
Başkan Vekilleri isterlerse kürsünün önüne gelmek suretiyle
konuşabilirler, isterlerse sisteme girdiklerinde süreli olarak
konuşabilirler.
Şimdi, Sayın Özele bir dakikayla söz
veriyorum.
Buyurun.
54.- Manisa Milletvekili Özgür Özelin, Çanakkale
Milletvekili Bülent Turanın yaptığı
açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin
açıklaması
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) Sayın Başkan, tabii,
Bülent Turanın açıklamalarında -doğrudan söylemese de-
suçun şahsiliği ilkesine bir gönderme yaptığı
açıktır. Suçun şahsiliğini yıllardır burada dile
getiriyoruz. Ancak bütün savunma
Örneğin, bir savcı FETÖden
dolayı içeride, eşinin irtibatı yok ama bu örgüt öyle fena bir örgüttür.
deyip onu da görevden alıyorlar. Bu örgüt öyle bir örgüttür ki
kardeşi bu görevde olan
deyip görevden atıyorlar. Bu konuda
yüzlerce, binlerce örnek bizde varsa sizde on bin tane olduğunu biliyoruz
çünkü içinde bulunduğunuz sosyal çevre ve geçmişteki birliktelik
-kötü niyetli söylemiyorum- size erişimlerini daha olanaklı
kılıyor. Ama kapıcıda, mübaşirde, şoförde,
çöpçüde bakılmayan suçun şahsiliği ilkesine iş bakana
gelince, bir kardeşi üniversitenin rektörü FETÖden içeride, öbürü
Tarım Bakanı; öbür bakana gelince, darbecinin kardeşini oraya
devleti temsil etsin diye yollarsanız
Sülalesinde FETÖ izi olanlar
mülakatta elenmiyor mu şu anda? Sülalesinde FETÖnün izi olanları
hâkim, savcı mülakatında eliyorsunuz ve Bu hukuk değil.
dediğimizde de Bu örgüt başka türlü mücadele edilemeyecek bir
örgüt. diyorsunuz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayalım.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) Bitireyim.
BAŞKAN
Lütfen, sözlerinizi tamamlayın, bitirelim artık.
ÖZGÜR
ÖZEL (Manisa) Amma velakin iş partinizdeki etkin bir kişiye
geldiği zaman, bu sefer suçun şahsiliğini
hatırlayıveriyorsunuz; bizim itirazımız da onadır,
göndermemiz de onadır. Cumhurbaşkanının uçağından
eksik etmediği birisine Adalet Bakanı, parti içi tartışmalardan,
sürtüşmelerden sonra Kovuşturmaya gerek yoktur.a kamu
yararını bozma yapıyorsa bu parti de FETÖyle mücadele de
geçmişte erdemliler hareketi diye kurulan o yapı da zangır
zangır sallanıyor, tir tir titriyor, yere kapaklanmaya hazır
demektir.
Teşekkür
ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan
VELİ
AĞBABA (Malatya) Sayın Başkan, bunlar Zaman gazetesini bayiden
alanlara FETÖcü derler, Zaman gazetesinin hissesini alanları baş
tacı ederler.
BAŞKAN
Sayın Ağbaba, lütfen
Sayın
Turan, buyurun siz.
VELİ
AĞBABA (Malatya) Vallahi, Zaman gazetesini bayiden alanlara FETÖcü
derler, Zaman gazetesinin hissesini
alanları baş tacı ederler. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Sayın Ağbaba, lütfen...
Sayın
Turan, söz sizde. Ben size sisteme girin diyorum ama girmiyorsunuz siz
ısrarla.
Değerli
arkadaşlar, ikinci tur Suriye görüşmelerinin sonuna geliyoruz,
Suriyeye asker gönderme tezkerelerinin ikinci turunu tamamlamak üzereyiz,
artık bitirelim.
Sayın
Turan, buyurun.
55.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turanın, her büyük
operasyonda eksiklikler olabileceğine, Cumhur İttifakı olarak
FETÖye karşı en büyük mücadeleyi yaptıklarına ilişkin
açıklaması
BÜLENT
TURAN (Çanakkale) Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
konumuz, dediğiniz gibi, tezkereyle ilgili gündemdi aslında ama FETÖ
tartışması yapacaksak otururuz bir gün, yaparız; kimin ne
zaman FETÖye nasıl destek olduğunu, olmadığını;
kimin mücadelede nerede durup durmadığını tartışırız.
Her
büyük operasyonda eksikler olabilir, yanlışlar olabilir prensip olarak
ama biz Cumhur İttifakıyla beraber, Türkiyenin temel dinamikleriyle
beraber FETÖye karşı en büyük mücadele yapan ekibiz Sayın
Başkan.
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
(Devam)
B) Tezkereler (Devam)
2.- Cumhurbaşkanlığının,
Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde icra
ettiği harekât ve misyonlar kapsamında hudut, şümul, miktar ve
zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tespit edilmek üzere, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesi ve
Cumhurbaşkanınca verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde
bu kuvvetlerin kullanılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin son
olarak 2/10/2018 tarihli ve 1198 sayılı Kararıyla uzatılan
izin süresinin Anayasanın 92nci maddesi uyarınca 31/10/2019
tarihinden itibaren bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkeresi
(3/879) (Devam)
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, şahıslar adına son söz,
İstanbul Milletvekilimiz Sayın Zafer Sırakayaya aittir. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın
Sırakaya, güzel, derleyici, toparlayıcı bir konuşmayla artık
son konuşmayı yapmanızı bekliyoruz.
Buyurun.
On
dakika süreniz var.
ZAFER
SIRAKAYA (İstanbul) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Avrupa Birliğinin Orta Afrika Cumhuriyeti ve Malide icra
ettiği harekât ve misyonlar kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerimizin
yurt dışına asker göndermesine ilişkin tezkere vesilesiyle
Adalet ve Kalkınma Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, 27nci Dönem Üçüncü
Yasama Yılının ülkemize, milletimize ve demokrasimizin güvencesi
Gazi Meclisimize hayırlı olmasını yüce Rabbimden temenni
ediyorum.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Birleşmiş Milletlerin
kurucu üyelerinden olan Avrupa Konseyi ve NATO başta olmak üzere birçok
uluslararası kuruluşun üyesi olarak Türkiye güvenlik
politikasının temellerini iş birliği ve ortaklık
politikası üzerine inşa etmiştir. Türkiye, bir yandan
uluslararası barış ve istikrarın korunması adına
ülkelerin toprak bütünlüğünün korunması, insani yardım gibi
konulara önem verirken diğer taraftan da sömürgeci değil,
kuşatıcı bir politika ve kadim devlet anlayışıyla
tüm insanlığa ve dünyaya umut olmaya devam etmektedir.
Bildiğiniz
üzere, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 25 Nisan 2013 tarihli
ve 2100 sayılı Kararıyla Malide icra edilmeye başlanan
Mali Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu yani MINUSMAya destek istemek
için her yıl yüce Meclisimizden müsaade istemekteyiz. 19uncu
yüzyılın sonlarından itibaren Afrikada yaşanan
insanlık dramına dili, dini, ırkı, mezhebi ve
meşrebine bakmaksızın kadim milletimizi ve medeniyetimizi temsil
eden Gazi Meclisimiz hiçbir zaman sessiz ve duyarsız
kalmamıştır. Mazlum coğrafyalara ve milletlere yönelik tüm
adımlarımıza destek vererek tarihî sorumluluğumuzu yerine
getirmişizdir. Söz konusu misyon, Orta Afrika Cumhuriyetindeki
şiddet olaylarının, etnik ve dinî çatışmaların
2013 yılında artması bu ülkede güvenlik ve insani durumun kötüye
gitmesi sonucu oluşturulmuştur.
Temel
hedefi Orta Afrika Cumhuriyetinde artan çatışma ve şiddet
ortamında sivillerin korunması olan misyonun görevleri arasında
sivil halka yönelik tehditleri tespit ve kayıt altına almak, ülkedeki
geçiş sürecinde siyasal hayatın işleyişine ve devlet
otoritesinin ülkede tesis edilmesine katkı sağlamak, ülkenin toprak
bütünlüğünü korumak ve insani yardımların
ulaştırılmasını kolaylaştırmak,
Birleşmiş Milletler personelini korumak, insan haklarını
korumak ve teşvik etmek, silahsızlandırma ve ülkeye geri
dönüşe destek vermek ile Orta Afrika Cumhuriyetinde güvenliğin
yeniden tesisi için reform çalışmalarını desteklemek de
bulunmaktadır.
Birleşmiş
Milletler tarafından Afrikada bölgesel istikrar ve barış için
tehdit oluşturan insani ve siyasi krizlerin çözümüne ülkemizce askerî
katkıda bulunulmasına 2 Ağustos 2016 tarihinden itibaren Türkiye
Büyük Millet Meclisi kararıyla başlanmıştır.
Son
iki asırdır Afrikadaki zulme, sömürgecilik faaliyetlerine
insanlık ve vicdan adına sesini yükselten ve hatta yanında olan
bu Gazi ve asil Meclisin bir üyesi olmaktan büyük bir gurur ve mutluluk
duyduğumu buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. Bu misyondaki
varlığımızı şair Sezai Karakoç ne güzel ifade
ediyor:
Kaç
aç varsa hepsi ben,
Kaç
hasta varsa hepsi ben,
Kaç
liman önlerinde dönen
İşsiz
hamal hepsi ben.
Kaç
aşktan ters yüz edilmiş
Aşık
varsa hepsi ben
Bütün
çiçeklerle donanıp
Bütün
insanlarla ölen.
Afrikada
bugün bir insanlık dramı yaşanıyorsa, insanlık tüm
dünyanın gözleri önünde açlıktan ölüyor, kan ve vahşetin
kanlı dişleri arasında öğütülüyorsa bunun
karşısında elbette bizler duracağız. Kimse bize
Afrikada ne işimiz var? demesin. İnsanlık adına, vicdan
adına, mazlum milletlerin ahı adına Afrikadayız.
AK
PARTİ hükûmetleri olarak Afrikanın yaşadığı
acılara politik, stratejik ve çıkar odaklı asla bakmadık ve
bakmayacağız. Tüm Afrika Kıtasına her zaman insani,
vicdani ve medeniyetimizin bize öğrettiği şekilde
yaklaştık. 2010da Afrika Ülkeleriyle Ekonomik İlişkilerin
Geliştirilmesi Stratejisi adı altında bir strateji belgesi
hazırladık. Yüz yıllardır sömürülen mazlum Afrika
halkının yanında olmak için Hükûmet olarak da elimizi
taşın altına soktuk. Cumhurbaşkanımız Sayın
Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlığı döneminde sık
sık iş adamları heyetleriyle Afrika gezileri
gerçekleştirerek Türk yatırımcıların Afrikaya
yatırım yapmasını teşvik etmiş, bu tutumuyla
Afrikayı sadece elmas ve maden olarak gören dünya liderlerine de örnek
bir tutum içerisinde olmuştur. AK PARTİ hükûmetlerinin Afrika
açılımı, 2005 yılında Afrika yılının
ilan edilmesi ve aynı yıl Afrika Birliği zirvelerine gözlemci
sıfatıyla katılmaya başlaması ve sonunda Afrika
Birliği tarafından ülkemizin stratejik ortak olarak kabul edilmesiyle
başladı. Merkezine merhamet ve insanlığı alan tüm bu
açılımların ardından, 2009 yılına kadar sadece 12
Afrika ülkesinde bulunan Türkiye büyükelçiliği sayımız hamdolsun
tam 42 Afrika ülkesine ulaşmış durumdadır.
Mali
halkı Türkiye'nin isteklerine ve taleplerine müspet yaklaşarak her
zaman ülkemizin yanında olmuştur. Bunun en açık örneğini
alçak 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından gördük. Birazdan
tezkeresini oylayacağımız Mali, ülkemize FETÖyle mücadelede
yanınızdayız mesajı vererek 5 ayrı komplekste yer alan
18 FETÖ okulunu Türkiye Maarif Vakfına devretmiştir. Mesafeleri
vicdan, merhamet ve insanlıkla kapattığımız zaman tüm
ırkların, milletlerin ve coğrafyaların birbiriyle
kardeş olduğunu görmek istiyorsak işte, Afrikaya bakmamız
yeterlidir. Ülkemizin kendisine ihtiyaç duyan tüm coğrafyaların
hamisi, yardımcısı olmayı bundan sonra da kendine görev
edinmeye devam edecektir. Bu manada, iş birliği ve ortaklık
politikası kapsamında hâlen Birleşmiş Milletler
şemsiyesi altında Lübnanda, Afganistanda, Malide, Demokratik Kongo
Cumhuriyetinde, Liberyada, Güney Sudanda, Fildişi Sahilinde ve
Darfurda; NATO kapsamında ise Kosovada, Afganistanda ve Akdenizde;
Avrupa Birliği şemsiyesi altında da Bosna-Hersekte ve Kosovada
yürütülen Barışı Destekleme Harekâtlarında dünyanın
gıptayla baktığı güvenlik kuvvetlerimizle yer
almaktayız. Ülkemiz ayrıca Aden Körfezi ve Somali
açıklarında yoğunlaşan deniz haydutluğu ve
korsanlık faaliyetlerine karşı yürütülen deniz
operasyonlarına da katkı sağlamaya devam etmektedir.
Sayın
milletvekilleri, sözlerime son verirken Afrikada bölgesel istikrar ve
barış için tehdit oluşturan insani ve siyasi krizlerin çözümüne
ülkemizce askerî katkıda bulunulmasının bölgede ve genel olarak
Afrika Kıtasında izlemekte olduğumuz faal dış
politikamızın doğal bir uzantısını
oluşturacağının altını bir defa daha çizmek
istiyorum. Bu yaklaşımdan hareketle hudut, şümul, miktar ve
zamanı Hükûmetimizce takdir ve tespit edilmek üzere, Birleşmiş
Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyetinde icra ettiği harekât ve
misyonlar kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerimizin yurt
dışına gönderilmesi yüce Meclisimizin onayına
sunulacaktır. Bu kapsamda verilecek izin ve belirlenecek esasların
kullanılması için Anayasanın 92nci maddesi uyarınca bir
yıl süreyle izin verilmesini sağlayan bu tezkerenin ülkemiz ve Türk
Silahlı Kuvvetlerimiz adına hayırlı olmasını
temenni ediyorum.
Bir
kez daha barış pınarlarının önünü açarak mazlumun her
daim yanında olan, ülkemizin bekası ve huzuru için gözünü budaktan
esirgemeyen tüm Mehmetçiklerimizin Rabbim yâr ve yardımcısı
olsun diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve
CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri, (3/879) esas numaralı Cumhurbaşkanlığı
Tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta
Afrika Cumhuriyetinde icra ettiği harekât ve misyonlar kapsamında
yurt dışına gönderilmesine ilişkin tezkereyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Tezkere kabul
edilmiştir.
Değerli
milletvekilleri, İç Tüzükün 37nci maddesine göre verilmiş bir
doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme
alacağım ve oylarınıza sunacağım:
A) Önergeler (Devam)
2.- Hatay Milletvekili Serkan Topalın (2/765) esas
numaralı Denizciler Mahallesinin İlçe Yapılmasına
İlişkin Kanun Teklifinin doğrudan gündeme alınmasına
ilişkin önergesi (4/43)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Başkanlığınıza
vermiş olduğum (2/765) esas no.lu Kanun Teklifimin İç Tüzükün
37nci maddesi gereğince doğrudan gündeme alınmasını
talep ederim.
Serkan
Topal
Hatay
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Değerli
milletvekilleri, önerge üzerinde konuşmak isteyen Hatay Milletvekilimiz
Sayın Serkan Topal. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın
Topal, süreniz beş dakika.
SERKAN
TOPAL (Hatay) Teşekkür ediyorum.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılarımı
sunuyorum.
Öncelikle
şunu ifade etmek istiyorum: Bugün, İskenderun ilçemizin Denizciler Mahallesiyle
ilgili, ilçe olmasıyla ilgili kanun teklifimizi görüşeceğiz.
Ancak ben aynı zamanda, Arsuz ilçemizin Karaağaç Mahallesi ve Antakya
ilçemizin Serinyol Mahallesiyle ilgili yine kanun tekliflerim vardı,
onları da bu konuşmamda dile getireceğim. Aynı zamanda,
yine Hatay CHP Milletvekilimiz Değerli Suzan Şahinin de değerli
milletvekili arkadaşımızın da Denizcilerle ilgili bir
kanun teklifi vardı. Umarım, ona gerek kalmadan bugün burada onaylanır.
Değerli
arkadaşlar, özelikle Denizciler, Karaağaç ve Serinyol Mahalleleri 12
Kasım 2012 tarihli ve 6360 sayılı Büyükşehir Kanunuyla
beldeyken maalesef, mahalleye dönüştürüldü. Yani o beldenin insanları
kendi belediye başkanını, kendi meclis üyelerini seçerken bir
anda, 12 Kasım 2012 tarihinde akşam mahalleye dönüştüklerini
öğrendiler.
Değerli
arkadaşlar, elbette Hatay, büyükşehir olmalı, oldu; buna diyecek
bir lafımız yok. Yani demokrasinin yerelleşmesi konusunda ortak
bir fikir oluşmasına rağmen, yerelleşmenin uygulanması
konusunda AK PARTİyle ciddi bir fikir ayrılığı
yaşıyoruz çünkü biz yerelleşmeyi, hizmeti sadece
vatandaşın ayağına götürmekle sınırlı
görmüyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Yerelleştirmeyi
aynı zamanda demokrasiyi yerelleştirmek, yereli de
demokratikleştirmek olarak görüyoruz yani yerinden yönetim.
Değerli
arkadaşlar, şimdi çok somut bir örnek vereceğim. Gerçekten Hatay
halkının çoğu, 2012 yılında hazırlanan bu kanunun
etnik kimlik üzerine yapıldığını, tamamen siyasi bir
rant elde edilme düşüncesinde yapıldığını
biliyor.
Bakın,
şimdi, Akdeniz Mahallesi değerli milletvekillerimiz çok iyi bilir-
Elektrik Mahallesi, Armutlu Mahallesi Hatay Valiliğinin yaklaşık
100 metre yakınında olmasına rağmen Defneye
bağlanıyor ve 20 kilometre uzaklıkta olan Serinyol Mahallesi
Antakyaya bağlanıyor. Bu, olacak iş değil. Keza,
İskenderunda 200 metre yakınında olan adalet
sarayını
Karaağaç, Şarkkonak, Konarlı, Övündük,
Cumhuriyet Mahalleleri 30 kilometre uzaklıktaki Arsuza
bağlanıyor ama 20 kilometre uzaklıkta olan Denizciler Mahallesi
maalesef İskenderuna bağlanıyor.
Değerli
arkadaşlar, şimdi, devleti yönetenler vatandaşlarımız
arasında ayrımcılığa neden olacak hiçbir düzenlemeye
asla imza atmamalılar. Bakın, 2012 yılında bu düzenlemenin
altına imza atanların çoğu bu kürsüde yok, inanıyorum ki bunu
düzeltmeyenler de yine önümüzdeki seçimden sonra burada olmayacaklar. Bunu
burada ifade etmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli
arkadaşlar, bakın, Denizciler Mahalle Muhtarımızın
önderliğinde 5/4/2016 tarihinde İçişleri
Bakanlığına verilmiş 23230 sayılı Dilekçe;
Karayılan, Azganlık, Sarıseki, Bekbele, Akarca, Orhangazi,
Çınarlı, Kaledibi, Kavaklıoluk Mahallerinden tam 30 bin imzayla
dilekçe veriliyor ilçe olması için ama şu ana kadar netice yok.
Gelin, gerçekten, Hatayın birliğine, beraberliğine,
kardeşliğine yaraşır şekilde, bu ayıbı
birlikte çözelim, gerçekten birlikte bu ayıptan kurtulalım.
Bakın,
değerli arkadaşlar, biz şunu söylüyoruz: Bu beldelerin
kapatılması eğer zamanında kamu tasarrufu olarak
görülüyorsa bunu biz kabul etmiyoruz çünkü -ekonomik tasarruflar- asla ve asla
demokrasiden tasarruf yapılamaz. Bunu burada ifade etmek istiyorum.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Tamamlayın Sayın Topal.
SERKAN
TOPAL (Devamla) Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Hele
hele tasarruf tedbirleri demokrasiye zarar verecekse bu argümanlar asla
kullanılmamalı.
Değerli
arkadaşlar, benim az önce ifade ettiğim, Denizciler, Karaağaç ve
Serinyolla ilgili bütün söylediklerimi
Gelin bir komisyon kuralım, o
komisyonda Millet İttifakından 1 kişi olmasın, 1
milletvekili olmasın; o komisyonda Cumhur İttifakının
özellikle değerli Hatay milletvekili arkadaşlarımız olsun.
Onların vicdanlarına güveniyorum, onların vicdanlarına
sesleniyorum. Gitsinler, bütün mahalleleri gezsinler ve gelsinler ve burada o
raporu okusunlar. Samimi bir şekilde söylüyorum. Yani Antakyayı kim
kazanacak, İskenderunu kim kazanacak o önemli değil değerli
arkadaşlar. Her mahallenin bir değeri vardır. Nasıl ki mesela
Çankaya denince aklımıza cumhuriyet geliyor, Çankaya denince
aklımıza Cumhurbaşkanlığı geliyor Çankaya
denince aklımıza Köşk geliyor Çankaya denince
aklımıza Mustafa Kemal Atatürk geliyorsa orada da Serinyolun da
Karaağaçın da
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SERKAN
TOPAL (Devamla) Çok özür diliyorum.
BAŞKAN
Lütfen toparlayalım Sayın Topal.
SERKAN
TOPAL (Devamla) Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
İşte
Karaağaç Serinyol ve Denizciler deyince de her bir ismin Hatay için
ayrı bir değeri, ayrı bir önemi vardır değerli
arkadaşlar.
Dolayısıyla
gerçekten oradaki ilçe başkanları, il başkanları,
milletvekili arkadaşlarımız, eski belde belediye
başkanları, muhtarlar ve halk dahi çok açık ve net bir
şekilde yanlış yapıldığını, etnik
kimlik üzerinden siyasi rant elde edilmek üzere geçmişte bu kanunun, o
düzenlemenin yapıldığını çok iyi biliyorlar. Gelin
değerli arkadaşlar, Denizcileri bugün ilçe yapalım, ondan
sonraki süreçte de Serinyolu ve Karaağaçı ilçe yapalım ve bu
ayıptan hepimiz kurtulalım. (CHP sıralarından
alkışlar) Ben bir kez daha değerli AK PARTİ ve MHP
milletvekili arkadaşlarımızın vicdanlarına
sesleniyorum.
Hepinize
saygılarımı sunuyorum.
Teşekkür
ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Öneri kabul edilmemiştir.
Değerli
milletvekilleri, gündemin Seçim kısmına geçiyoruz.
IX.- SEÇİMLER
A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim
1.- Dışişleri Komisyonunda boş bulunan
üyeliğe seçim
BAŞKAN
Komisyonlarda boş bulunan üyelikler için seçim yapacağız.
Dışişleri
Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna
düşen 1 üyelik için İstanbul Milletvekili Sayın Zafer
Sırakaya aday gösterilmiştir.
Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.- Millî Savunma Komisyonunda boş bulunan üyeliğe
seçim
BAŞKAN
Millî Savunma Komisyonunda boş bulunan ve İYİ PARTİ
Grubuna düşen 1 üyelik için Kayseri Milletvekili Sayın Dursun
Ataş aday gösterilmiştir.
Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Değerli
milletvekilleri, gündemimizdeki konular tamamlanmıştır.
Alınan
karar gereğince, denetim konuları ve kanun teklifleri ile
komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek
için, 9 Ekim 2019 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere
birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 22.38